Tag Archives: shoelace

neye niyet neye kısmet!

Standard
Kimi zaman hayat planladığımız gibi gitmez. Bir şeye karar veririz. Tam onu yapacakken önümüze başka bir seçenek ya da gelişme çıkar ve biz o başka seçenek ya da gelişme doğrultusunda ilerleriz. Yoga derslerinde de bu böyledir. Öğretmen derse giderken aklında o gün için bir fikir vardır. Ama bazen derse gider ve aklındakinden bambaşka bir ders yapar. O günkü öğrencilerin ruh hali ve sınıfın havasıdır onu bambaşka bir ders yapmaya iten… Bazen de ders içindeki gelişmeler…
wpid-facebook_-1036573733
Geçenlerde özel dersime gittiğimde aklımda kalça açıcı bir ders yapmak vardı. Tüm kalça eklemini esnetmeyi planlamıştım. Kalçayı dışa çeviren kaslar, içe çeviren kaslar, bacak önündeki ve arkasındaki kaslar… Özellikle kasık kasları ve kalçayı dışa çeviren kaslara odaklanacaktım. Tüm bunları esnettikten sonra da “padmasana” (lotus) denetmek istiyordum.
Bir haftalık tatilin ardından ilk dersimizdi. Bedenin ne kadar çabuk gerginleştiğini artık hepimiz biliyoruz. Bu bir hafta on günlük süre içinde öğrencinin bedeni de ister istemez gerginleşmişti. Esnetmek iyi gelecekti.
Dersin başında öğrenci birkaç gündür bacağının arka tarafında bir ağrı hissettiğini ama kalça açıcı bir derse “hayır” diyemeyeceğini ve büyük ihtimalle bunun onu rahatlatacağını da söyledi. Bunun üzerine derse başladık.
Başlangıç meditasyonu sonrasında “sukhasana”da (bağdaş/kolay oturuş) otururken sağa, sola ve öne esnedik. Ardından diğer bacağı öne alıp, yani sağ bacak öndeyse solu, sol bacak öndeyse sağı, bedeni tekrar yanlara ve öne doğru esnettik. Ardından dört ayak üzerine gelip bir “vinyasa” (akış) sonrasında ayağa kalktık.
“Surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle bedeni ısıttıktan sonra bu serilerin arasına kalça açıcı duruşlar eklemeye başladık. “Ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “parsvottanasana” (bacaklar ayrı baş dize duruşu gibi)… Güneşe selam serilerinin arasına eklediğimiz ilk kalça açıcı duruş “ashwa sanchalanasana”ydı. İkincisi de “anjaneyasana”… Alçak hamle duruşunu yaparken öğrenci artık devam edemeyeceğini çünkü bacağının arkasını oldukça yoğun hissetmeye başladığını söyledi.
Diyorum ya hayatın ne getireceği belli olmuyor diye. Hemen akışı bırakıp “yin” (dişil enerji) tarzı çalışmaya başladık. Öğrenciye sorular sorup sorunun ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Ağrı nerede? Tam olarak nasıl bir ağrı? Tam bacağın arkasında dize doğru inen bir ağrı… Bunun üzerine bel durumu nasıl? Belde bir ağrı, gerginlik ya da herhangi bir şey hissediyor musunuz? “Belim de biraz ağrıyor. Sanırım tatilde ağır bavulları taşırken zorladım.” Bunun üzerine aklıma bel omurlarında bir sıkışma, o sıkışmanın sinirlere yaptığı baskı ve o baskının bacakların arkasından dizlere ve hatta ayaklara kadar ulaşması diye düşündüm.
Peki bu durumda öğrenciyi nasıl rahatlatabilirdim? Kalçayı dışa çeviren asanalar çok iyi gelirdi. Bu asanalar hem kalçayı hem bacağı hem de tüm bağ dokularını ve sinirleri rahatlatırdı. Bunun üzerine “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “square” (kare), “shoelace” (ayakkabı bağcığı) ve “eye of the needle” (iğne deliği) duruşları ile kalçayı dışa çevirip bu bölgedeki tüm kasları, bağ dokularını ve sinirlerini rahatlattık. Beli ve özellikle torakolumbal fasyayı gevşetmek için “caterpillar” (tırtıl duruşu) yaptık. Bu duruşlarda en az üç dakika bekletip bedenin daha çok gevşeyip rahatlamasını istemiştim.
Sırt üstü yere uzanıp “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile omurgayı biraz daha esnetip rahatlattıktan sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi tamamladık.
İki gün sonra tekrar derse gittiğimde derse başlamadan öğrenciye nasıl olduğunu sordum. Bacağının arkasındaki ve belin aşağı bölgesindeki ağrı geçmişti. “Belki de ağır kaldırmaktan ve üşüttüğüm içindi” demişti bana. Yine de bu işi ihmal etmemek gerektiğini, bir doktora görünmekte fayda olduğunu söyledikten sonra her zamanki gibi “vinyasa” bir ders yapmıştık.
O dersin sonunda eve giderken düşünüyordum. Hayat çok ilginçti. Neye karar verirseniz verin bazen hayat sizin istediğiniz gibi gitmiyordu ve değişmek zorunda kalıyordunuz. Eğer inatçı ve dediğim dedik bir kişiyseniz, bu zorunlu değişim çok zor ve sancılı oluyordu. Kabul edemiyordunuz ve kendinizi yeni seçeneğin ya da gelişmenin getirdiği fırsatları görmekten mahrum ediyordunuz. Belki de sizin için çok daha iyi olan gelişmeleri kaçırıyordunuz. Oysa daha kabullenici ve yumuşak bir kişiyseniz, zorunlu değişim çok daha kolay ve eğlenceli oluyordu. Değişimin getirdiklerini kolaylıkla kabul ediyor, hayatınıza alıyor ve o gelişmelerle uyumlu yaşıyordunuz. Yeniliklere açık oluyor ve sorun olarak algılamıyordunuz.
Hayatın ne getireceği belli olmuyor. Hatta dilimizde bunun için bir deyiş bile var: “Neye niyet neye kısmet.” Yoganın bize öğrettiği de aynı şey aslında. Esnek olmak, akışına ve oluruna bırakmak ve önümüze ne gelirse onu kabul etmek… Hayatı böyle algıladığımızda ve yaşadığımızda, hayattan zevk almamız ve mutlu olmamız hiç zor değil… Yeter ki inat ederek ve değiştirmeye çalışarak hayatı biz zora sokmayalım…
Reklamlar