Monthly Archives: Haziran 2015

uyum ve dengede miyim?

Standard
Birkaç haftadır “vayu”lar (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımları) üzerine dersler yaptığımı yazılarımdan biliyorsunuzdur. Geçen hafta 21 Haziran yaz gündönümü olduğu için ve derslerimde gündönümüne uygun bir akış yapmak istediğim için “vayu” odaklı derslerime biraz ara verdim. Bu hafta sırada son bir “vayu” vardı: “Vyana vayu” yani “dışarı doğru enerji akımı.”
Photo
Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.
Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve ileri doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.
“Vyana vayu” yani bedenden ya da merkezden dışarı doğru giden hava akımı, “samana vayu”nun (dengeleyen/merkezleyen akım) tam tersi bir hava akımı… Bu “vayu” tüm diğer “vayu”ları dengeleyen bir hava akımı… Tüm bedende dolaşan ve bedenin dışına da taşan bir enerji akımı… “Aura” olarak adlandırılan ve bedenimizden yaydığımız düşünülen bir enerji akımı…
Yemek, su ve oksijen gibi bedendeki her tür dolaşımdan sorumlu olan “vyana vayu”, bu besinleri bedende gereken yerlere yollamaktan, besinlerin emilip özümsenmesinden ve bu emilim sonrasında pozitif enerji üretilmesinden de sorumlu…
Kalp ve akciğerlerde bulunan “vyana vayu”nun sağlıklı bir şekilde çalışması diğer dört “vayu”nun sağlıklı ve düzgün bir şekilde çalışmasına bağlı. “Svadisthana” (cinsel/sakral), “manipura” (karın), “anahata” (kalp), “vishuddha” (boğaz) ve “ajna” (üçüncü göz) çakraları ile ilişkili olduğu için bu çakralarla bağlantılı olan su, ateş, hava ve eter elementleri ile de ilişkili… Duygu ve düşüncelerin zihinde engelsiz ve sorunsuz bir şekilde dolaşımından sorumlu…
Eğer “vyana vayu” sağlıklı ise, uyumlu ve dengeli hareket ederiz. Bu “vayu” dengesizse, zihin ve beden arasındaki denge bozulur ve hastalıklara açık oluruz. “Vyana vayu” dengeliyse, fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak dengeli oluruz.
Peki “vyana vayu”yu nasıl dengeleyebilirdik? Ayaktaki asanalar, denge duruşları ve arkaya eğilmeler ile… “Pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması olarak da “nadi shodhana”yı (enerji kanallarını arındırma nefesi) kullanabilirdik.
Derse meditasyon ile başladık. Meditasyon sonrasında “dışarı doğru giden enerji”yi hissedebilmek için nefes alırken elleri üst üstü kalbin üzerine koyduk nefes verirken de kolları yana açıp avuçlar yukarı bakacak şekilde elleri dizlerin üzerine yerleştirdik. Her nefes verişte kollardan ve ellerden dışarı doğru giden enerjiyi gözler kapalıyken hissetmeye çalıştık.
Nefes çalışmasından sonra dört ayak üzerine geldik. Omurgayı “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile ısıttıktan sonra “utttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu) ile göğüs kafesini esnetmeye başladık. “Vyaghrasana” (kaplan duruşu) ile omurgayı arkaya eğdikten sonra “utthita balasana”da (uzanmış çocuk) dinlenip ayağa kalktık. Bir “vinyasa” (akış) sonrasında “tadasana”da (dağ duruşu) nefeslendik.
“Tadasana”da beş “vayu”yu birden hissetmeye çalıştık. Ayakların altından yere doğru köklenirken “apana vayu”yu, başın tepesinden yukarı doğru uzarken “udana vayu”yu, merkezde kalarak “samana vayu”yu, nefes alırken ileri doğru çıkan göğüs kafesiyle ve içeri doğru giren hava ile “prana vayu”yu ve en son ellerden parmak uçlarından dışarı doğru giden enerjiyi yani “vyana vayu”yu…
“Surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile bedeni ısıtmaya devam ettik. Her bir “asana”yı farkındalıkla yapmaya çalışıyorduk. Kollarla yukarı doğru uzarken (urdhva hastasana) ellerden yukarı ve dışarı doğru giden enerjiyi, öne eğildiğimizde aşağı doğru giden enerjiyi… Yarı yola açılıp sırtı düzleştirdiğimizde, alçak şınava indiğimizde (chaturanga dandasana) ve yukarı bakan köpekte (urdhva mukha svanasana) göğüs kemiğinden (sternum) öne uzarken yukarı ve ileri doğru giden enerjiyi, aşağı bakan köpekte (adho mukha svanasana) merkezdeki enerjiyi… Çünkü “vyana vayu”yu ancak diğer dört “vayu”yu harekete geçirdikten sonra uyarabilirdik.
Güneşe selam serilerinin arasına “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “utkatasana” (sandalye) ve “trikonasana” (üçgen) gibi ayaktaki asanaları ekleyerek “vyana vayu”yu uyarmaya devam ettik.
Beden artık iyice ısınmıştı. Denge duruşları ile “vyana vayu”yu çalıştırmaya devam edecektik. “Surya namaskara” serilerinin arasına artık denge duruşlarını katmaya başlamıştık. “Virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “vrksasana” (ağaç duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu) ve “navasana” (sandal) gibi…
“Vyana vayu”yu geriye eğilmelerle de uyarabilirdik… O yüzden güneşe selam serilerinin arasına biraz da arkaya eğilmeler katacaktık. “Urdhva hastasana”da nefes alırken biraz geriye eğilmek ve bu şekilde beş nefes beklemek… “Viparita virabhadrasana” (ters savaşçı), “camatkarasana” (vahşi şey), “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), “bhujangasana” (kobra duruşu), “sphinx” (sfenks duruşu) ve “salabhasana” (çekirge)…
Yerde “dandasana”da (asa duruşu) kollarla yukarı doğru uzadıktan sonra bedeni “paschimottanasana” (yerde öne eğilme/batıya bakan duruş) ile dengeledik. Derin gevşeme ve dinlenme öncesinde bir “pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması ile bedendeki enerji kanallarını temizlemeyi amaçlamıştım. “Nadi shodhana” adı verilen bu nefes çalışması ile özellikle bedenin sağ ve sol enerjisini ya da eril ve dişil enerjisini eşitlemeye ve dengelemeye çalışıyorduk. Bağdaşta oturduktan sonra — en basit anlatımıyla — sağ elin (solaksak sol el) işaret ve küçük parmaklarını kullanarak burun deliklerini sıra ile kapatıp açıp nefes alıp verecektik. Çalışmaya başlamadan önce iki burun deliğinden nefes verip, sağ burun deliğini kapatıp sol burun deliğinden nefes alacaktık. Nefes alış biter bitmez sol burun deliğini kapatacak nefesi sağ burun deliğinden verecektik. Nefes verdikten sonra, sağ burun deliğinden nefes alıp onu kapatıp, sol burun deliğinden nefes verecektik ve bu şekilde devam edecektik. Bir sağdan bir soldan… Nefes çalışmasını bitirirken sol burun deliğinden nefes verip iki elimizi dizlerin üzerinde gevşek bir şekilde yerleştirip çalışmanın bedenimiz ve zihnimiz üzerinde yarattıklarını hissedecektik.
“Pranayama” sonrası sırt üstü yatıp “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile “vyana vayu”yu yani dışarı doğru giden enerji akımını hissettik. “Apanasana” (bacakları karna çekme) ile enerjiyi merkeze topladık ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile de “prana”nın (yaşam enerjisi) tüm bedene eşit bir şekilde yayılmasını sağladık.
“Savasana” sonrası dersi nasıl tamamlayacaktık? “Vyana vayu”nun bedenden dışarı doğru giden bir enerji olduğunu ve bedenimizden yansıttığımız “aura” denen bir enerji olduğunu farketmiştik. Bu “vayu”nun diğer dört “vayu”yu ve bedenden geçtiği düşünülen “nadi” enerji merkezlerinden “prana”nın (yaşam enerjisi) geçmesini sağladığını da biliyorduk. Bir “asana”da aşağı, yukarı, içeri, merkeze ve dışarı doğru giden enerjileri hissedip bu şekilde “asana”yı yaparsak o duruşu daha derinden hissedebileceğimizi de görmüştük. Artık bedendeki beş enerji akımı zihinlere yer etmişti. Bundan sonra bir “asana”da sadece yapmaya değil aynı zamanda “asana”nın her boyutunu hissetmeye çalışacaktık.
“Vyana vayu”ya gelince… Dengeli bir yaşamım mı vardı yoksa endişeli ve kafam karışık mıydı? Uyumlu ve dengeli miydim? Zihnim ve bedenim bir ve bütün müydü, dengeli ve uyumlu muydu yoksa zihnim dağınık mıydı? Kendimle ve çevremle uyumlu muydum? Fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak dengeli miydim? Zarafet içinde mi hareket ediyordum? Duygu ve düşüncelerim serbest bir şekilde zihnimde dolaşabiliyor muydu? Tüm bedenim uyum ve denge içinde miydi?  “Vyana vayu” dediğimizde dersten arda kalan da bunlardı işte…

yaz aylarında yoga

Standard

Yaklaşık iki aydır yazın gelmesini bekliyorum. Ben bekledikçe yaz bir türlü gelmiyor. Seviyorum ya sıcak havayı, güneşi, havuzu, denizi ve güneşlenmeyi… Ben onlara kafayı taktıkça yaz bir türlü gelmiyor. Bir de üstüne üstlük yazın ne tarz yoga hakkında bir yazı yazmayı istiyorum. Yaz gelmedikçe. bu konudaki yazımı da bir türlü yazamıyorum. Baktım olacak gibi değil. En iyisi ben yazımı yazayım diye karar verdim. Ne de olsa 21 Haziran yaz gündönümü geldi çattı.
Öncelikle yaz gündönümünü kutlamak için ne tarz bir yoga yapmalıyız?

2009-2010 tum fotolar 684
Bu soruyu cevaplamadan önce yaz gündönümü ne demek ve bu özel günde neler oluyor onu bir anlamaya çalışalım. Bir yıl içinde iki defa gündönümü yaşıyoruz. Biri kışın, 21 Aralık’ta, biri de yazın, 21 Haziran’da. Her iki gündönümünde de, güneş tersi istikamete harekete geçmeden önce duraklıyor. İşte bu durakladığı anlara gündönümü diyoruz. (Kışın yoga hakkındaki yazım için Öncelikle yaz gündönümünü kutlamak için ne tarz bir yoga yapmalıyız?
Bu soruyu cevaplamadan önce yaz gündönümü ne demek ve bu özel günde neler oluyor onu bir anlamaya çalışalım. Bir yıl içinde iki defa gündönümü yaşıyoruz. Biri kışın, 21 Aralık’ta, biri de yazın, 21 Haziran’da. Her iki gündönümünde de, güneş tersi istikamete harekete geçmeden önce duraklıyor. İşte bu durakladığı anlara gündönümü diyoruz. (Kışın yoga hakkındaki yazım için https://burcuyircali.wordpress.com/2014/12/21/kis-aylarinda-yoga/ linkini tıklayabilirsiniz)
Yaz gündönümü ya da 21 Haziran yılın en uzun günü. Bu gün, kış gündönümünde başlayan döngünün sona erdiği gün. 21 Haziran’da güneş dünyayı en dik açıyla aydınlatıyor.  21 Haziran’dan sonra günler kısalmaya ve geceler uzamaya başlıyor. Ta ki 23 Eylül gün gece eşitliğine kadar. Ardından da geceler uzamaya ve gündüzler kısalmaya başlıyor. Tüm bu anlattıklarımızın kuzey yarımküre için geçerli olduğunu hatırlamakta fayda var. Güney yarımkürede zamanlamalar tam tersi.
Bu kısa coğrafi bilgiden sonra gündönümüne geri dönelim. Gündönümü, doğanın bizi kucaklamasına izin vermek için çok iyi bir zamandır. Özellikle yaz gündönümünde, güneşin içimizi ısıtmasıyla ve ruhumuzu şenlendirmesiyle birlikte kendimizi çıplak ayakla çimlerin ya da kumun üzerinde dans ederken buluveririz. Şu ana kadar yaz gündönümünün sadece ruhumuza etkilerinden bahsettik.
Yaz gündönümü kutlamak için ne tarz bir yoga yapabiliriz diye sorarsanız eğer, size vereceğim en güzel cevap bu gündönümünü 108 tur “surya namaskara” (güneşe selam) ile kutlamanız olurdu. Mademki 21 Haziran’da güneş dünyamıza en dik açıda, bu gündönümünde güneşe selam serileri yapmak hiç de mantıksız değil. Bu şekilde, içimizdeki ateşi ortaya çıkarmamız da mümkün. Her nefes aldığımızda daha da genişlemek ve her nefes verişimizde güneşin ısısının bedenimize yayıldığını hayal etmek…
Peki, yaz gündönümünü sadece hızlı bir yoga tarzıyla mı kutlayabiliriz? Tabii ki hayır. 21 Haziran yaz gündönümünde yin yoga yapmak da mümkün. Bu tarz yoga ile belki içimizdeki ateşi harekete geçiremeyiz ama onu söndürüp daha sakin bir şekilde bu gündönümünü atlatabiliriz.
İşte bunlar 21 Haziran yaz gündönümünde yapabileceğimiz yoga tarzları. Şimdi yaz ayları boyunca ne tarz bir yoga yapmalıyız sorusuna cevap bulmaya çalışalım.
Daha önceki yazılarımdan hatırlayacağınız gibi, Hint yaşam bilimi Ayurveda’ya göre bedenlerimiz üç tipe ayrılıyordu: Vata, pitta ve kapha olarak. Bazı bedenlerde tek bir tip hâkim oluyordu, bazı bedenlerde iki, bazı bedenlerde de üç tip birden etkili olabiliyordu. Ayrıca bu sıfatlar sadece beden tiplerini etkilemiyordu aynı zamanda mevsimlerden mevsimleri biri diğerinden daha baskın olabiliyordu. Kış aylarının soğuk, karanlık, kuru ve sert özellikleri nedeniyle bedenlerimizdeki “vata” (hava ve eter) oranı artıyordu. Bu nedenle, kış aylarında yoga çalışmalarımızda köklenmeye ağırlık vermek ve o an ne yapıyorsak yapalım farkındalığımızı köklerde ve köklenmede tutmamız gerekiyordu. İlkbahar geldiği zaman, Ayurveda’ya (Hint tıp bilimi) göre bedenimizdeki “kapha (toprak ve su) dosha” artıyordu. Bu nedenle kendimizi daha ağır ve yorgun hissediyorduk ve kolumuzu bile kıpırdatmak bize zor geliyordu. (Bu konudaki yazım için https://burcuyircali.wordpress.com/2014/12/21/kis-aylarinda-yoga/ linkini tıklayabilirsiniz)
Peki, yaz aylarında bedenimize ne oluyor? Yaz gelince, bedenimizdeki “pitta” (ateş ve su) oranı yükseliyor. Bu aylarda da yine kendimizi sıcak hava sebebiyle yorgun hissedebiliriz. Ayrıca, bedenimizde “pitta” oranı arttıkça daha sinirli ve hareketli olabiliriz. Bu nedenle, yaz aylarında yoga pratiğimize başlarken yerde sırtüstü yatarak başlamak ve öncelikle bedenimizi esnetmek ve rahatlatmak çok iyi gelir. Bu şekilde bedenimizdeki iç ısıyı dengeleriz. “Savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) yatıp bir süre bedeni ve zihni derse çektikten sonra, bedeni sağa ve sola esnetme, dizleri kendimize doğru çekip sağa ve sola burgu yapmak kendimizi iyi hissettirebilir.
Sadece yoga pratiğimizin başında değil, tüm pratik boyunca hızlı ve akışkan bir yoga yapmak yerine biraz daha sakin ve rahatlamaya ve meditasyona yönelik yoga tercih edilebilir yaz aylarında. Bu, akışlardan uzak durmamız anlamına gelmemeli. Akış bile yapıyor olsak, daha sakin ve kendimizi dinleyerek yapmak anlamına gelmeli.
Hal böyle olunca, tabii ki derse “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle başlamak mümkün. Aklınıza gelen tüm ayaktaki duruşlar da yapılabilir. “Trikonasana” (üçgen), “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu), “utthita parsvakonasana” (yan açı duruşu), “setu bandhasana” (yarım köprü), “urdhva dhanurasana” (tam köprü), “bharadvajrasana” (bilge Bharadvaj duruşu), “upavista konasana” (oturarak bacaklar yana açık öne eğilme), “parivritta janu sirsasana” (dönmüş baş dize duruşu), “baddha konasana” (bağlı açı duruşu-kelebek), “paschimottanasana” (doğuya bakan öne eğilme), “halasana” (saban duruşu), “salamba sarvangasana” (destekli omuz duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu), “matsyasana” (balık duruşu), yaz ayları boyunca yoga pratiğimizde veya derslerimizde kullanabileceğimiz asanalar. Yoga dersi ya da kendi yoga pratiğimiz boyunca öne eğilmelere yoğunlaşarak zihni ve bedeni sakinleştirmemiz de mümkündü.
Bunlara ek olarak, bedenimizdeki ısıyı ya da ateş elementini düşürmek için “sitali” adı verilen serinletici nefes tekniğini de kullanabiliriz. Kısaca, dilimizin yanlarını yukarı doğru katlayıp dilimizin ucunu, dudaklarımızı aralayarak dışarı çıkartarak nefes alıp verme şeklinde yapabiliriz bu “pranayama” tekniğini. Bu nefes tekniği bizi sakinleştirip serinletir. Nefes aralık olan ağızdan alınıp burundan verilir. Bir süre yaptıktan sonra, serinlediğinizi hissedersiniz.
Yaz aylarında kullanabileceğimiz bir başka “pranayama” tekniği ise sağ burun deliğini kapatıp sol burun deliğinden nefes alıp vermektir. Sağ burun deliği eril tarafımızdır ve “pingala nadi” (güneş/eril) adı verilir. “Nadi”, bedenimizden geçtiği düşünülen enerji merkezleridir. Sol burun deliği ise dişil tarafımızdır ve “ida pingala” (ay/dişil enerji merkezi) adı verilir. Sağ burun deliğini kapattığımızda eril, aktif ve bizi ısıtan tarafımızı kapatır, sol burun deliğinden nefes alıp verdikçe de dişil, pasif ve bizi serinleten taraftan nefes almış vermiş oluruz.
Yoga çalışmamızın sonunda ister “savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) dinlenebilir istersek de “viparita karani” (ayakları 90 derece havada duvara yaslama) ile hem bedenin akışını ters çevirebilir hem de bu şekilde dinlenebilirdik.
Siz de fark ettiniz mi? Yoga o kadar engin bir dünya ki her mevsim farklı yoga pratikleri yapabiliriz. Ayrıca her mevsim kullanabileceğimiz değişik “pranayama” (nefesi özgürleştirme) teknikleri var. Bu nefes teknikleriyle kış aylarında bedenimizi ısıtmamız, yaz aylarında da serinletmemiz mümkün. Peki, bahar aylarında ne olacak diye sorabilirsiniz? O zamanlarda da sağ ve sol enerjimizi eşitleyebileceğimiz nefes tekniği var. Yani yoga yine bize bir şeyler sunabiliyor.
Öyle ya da böyle, yaz ya da kış. Veya bahar. Önemli değil. Önemli olan her zaman ve her mevsim yogaya gönül vermemiz ve yogayı hayatımızın içine sokmamız. İster sadece asana boyutunda, istersek pranayama ve meditasyonu da ekleyerek ya da belki felsefesini de okuyup özümseyerek…

kendimi ifade edebiliyor muyum?

Standard
Yoga derslerimde sadece bedene odaklı çalışmaktan pek hoşlanmıyorum. Yoga kelime anlamıyla “bir ve bütün olmak” demekse, o halde yoga derslerinde beden, zihin ve ruh üzerine yoğunlaşmalı; bedeni, zihni ve ruhu “bir ve bütün” hale getirmeye çalışmalıydık. Sanırım bu yüzden fiziksel dersler yerine derslerimde felsefi konulara eğilmeyi seviyorum. Bir süredir “vayu”lar (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımları) üzerine dersler yaptığımı farketmişsinizdir. Bu haftanın “vayu”su “udana vayu”ydu. Yani “yukarı doğru akım”…
2013-05-18 14.18.39
Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.
Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve ileri doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.
Geçen hafta sıra “udana vayu” yani “yukarı doğru akım”a gelmişti. Boyunda bulunan bu “vayu” boğazı kontrol etmekte… Aynı zamanda göz, kulak ve burun gibi duyu organlarımızı da etkilemekte… Bu nedenle, konuşma ve kendimizi ifade etme ve tiroid ve paratiroid bezleri bölgesini kontrol ettiği için  büyümemiz ve metabolizmamızı da kontrol etmekte… “Udana vayu”, nefes verirken havanın dışarı çıkmasına yardımcı olan bir “hava akımı” ve bu yüzden de konuşma ile ilişkili. “Udana” yukarı doğru bir enerji akımı olduğu için “prana”nın aşağıdaki çakralardan yukardaki çakralara çıkmasına yardımcı olur. Ayrıca, bu “vayu” merkezi sinir sistemini, endokrin sistemini ve duyuları kontrol eder. “Vishuddha” (boğaz) ve “ajna” (alın çakrası) ve eter elementi ile ilişkili…
Bu “vayu” dengesiz olduğunda kendimizi ifade ederken sorunlar yaşabiliriz; çok konuşabiliriz ya da ağzımızdan hep olumsuz cümleler çıkar. Boyun bölgesi enerjinin giriş ve çıkışıyla ilgili bir merkez olduğu için “udana vayu” dengesizleştiğinde bedene alınan ve bedenden atılan arasında bir dengesizlik oluşabilir. “Udana vayu” dengeli olduğunda, zihin ve kalp de dengeli ve bütün olur.
Bu “vayu” dengesiz olduğunda nefes darlığı ya da başka solunum sorunları yaşayabiliriz. Tüm bunların sebebi kendimizi ifade edememek ya da duygusal olarak kendimizi bastırmak olabilir. “Udana vayu” dengeli olduğundaysa mutlu ve enerjik oluruz.
“Udana vayu”nun uyandırılması “samana vayu”nun (dengeleyen/merkezleyen enerji akımı) dengeli bir şekilde çalışmasına bağlıdır. Hatırlayacağınız gibi “samana vayu”da “prana vayu” (ileri ve içeri doğru akım) ve “apana vayu”nun (aşağı ve dışarı doğru akım) sağlıklı ve dengeli bir şekilde karın bölgesinde buluşmasına bağlıydı.
“Udana vayu” yukarı doğru bir akım olduğu için bu “enerji akımını” baş, boyun ve sırt odaklı bir yoga akışı ve ters duruşlar ile uyandırabiliriz.”Samana”, “prana” ve “apana” vayular dengeli ve düzenli olduğunda bu “vayu”da düzenli çalışır. Bu nedenle bu vayu genellikle yoga derslerinin sonunda tüm “vayu”lar uyarıldıktan sonra daha iyi çalışır.
Derse meditasyon ile başladık. Meditasyon sonrasında “ujjayi pranayama” (kahraman nefes çalışması) ile boğaz bölgesini uyarmak ve “udana vayu”yu harekete geçirmek istemiştim. “Ujjayi” nefesini, boğazımızın arka kısmını kısarak yapabiliriz. Daha önce denemediyseniz, size bir ipucu verebilirim. Soğuk bir gecede, evinizde huzur içinde bir akşam geçirdiğinizi hayal edin. Cama doğru yaklaştığınızı ve cama nefesinizi vererek buğu yaptığınızı düşünün. “Saaa” sesiyle nefes alıp “haa” şeklinde nefes vermek. Ağzınız açık bir şekilde bu nefesi bir süre deneyimledikten sonra ağzınızı kapatıp nefeslerinizi burundan alıp burundan vermeye başlayabilirsiniz. Bu arada, boğazının arkasını daraltıp, bu nefesi çalışabilirsiniz.  Bazıları, bu nefese “okyanus nefesi” adını veriyor. Belki de okyanusun dalgalarının sesine benzettikleri içindir. Kim bilir?
Bu “pranayama” çalışmasını yaparken “jalandhara bandha”da (çene kilidi) yaparak “udana vayu”yu biraz daha uyarmak istemiştim. bu kilidi, “sukhasana” (kolay oturuş) ya da “virasana”da (kahraman oturuşu) oturduktan sonra burundan derin bir nefes alıp çeneyi göğüse indirip “sternum”u (iman tahtası da denilen göğüs kemiği) yukarı doğru kaldırarak yapacaktık. Nefesimizin yettiği kadar bekleyecektik. Kilidi çözerken önce çeneyi göğüsten ayıracak ve burundan nefes alacaktık. Bir süre yavaş ve derin nefesler alıp vererek nefesin normala dönmesini bekleyecektik. “Jalandhara bandha”, dolaşım ve solunum sistemlerini düzenleyip tiroidi uyarıyordu. Dolayısıyla, metabolizmayı dengeliyordu.
Öğrencilerden ders boyunca bu nefesi kullanmalarını istedikten sonra akışa başladık. Dikkati boğaza vererek “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile hem omurgayı esnettik hem de bedeni hareketlendirmeye başladık. “Marjaryasana” ve “bitilasana” arasında nefeslerle akarken çeneyi iyice göğüse yaklaştırıp sıkıştırdık ve sonra başın arkasını iyice geriye yaslayıp boynun önünü esnettik.
Bir “vinyasa” ile ayağa kalkıp “tadasana”ya (dağ duruşu) geçtik. “Tadasana”da nefese odaklandık. Nefes alış ve verişlere odaklı bir şekilde “surya namaskara” (güneşe selam) akışları yaptık. “Tadasana”da ve “bhujangasana”da (kobra) boynu sağa sola ve öne ve arkaya hareket ettirdik. Sonra boynu çevirdik.
“Vinyasa” akışları arasında boğaz ve sırt bölgesini uyarmak için “tadasana”da göğüs kafesini açarak geriye doğru eğilmiştik. “Ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) ve “anjaneyasana”da (alçak hamle) da göğüs kafesini esnetmiştik. “Virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “viparita virabhadrasana” (ters savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “parsvakonasana” (yan açı duruşu) bedeni ısıtmak için ve göğüs kafesini esnetmek için yaptığımız diğer asanalardı.
Yere geçtiğimizde ise “ustrasana” (deve duruşu), “setu bandhasana” (yarım köprü), “urdhva dhanurasana” (köprü) ve “sphinx” (sfenks) duruşlarıyla “udana vayu”yu harekete geçirdik. Özellikle “sphinx” duruşunda boynu sağa sola ve öne ve arkaya hareket ettirdik.
Artık dersi sonlandırmadan önce birkaç ters duruş ile “udana vayu”yu dengelemeliydik. Sıra ile “sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu) ve “matsyasana” (balık duruşu) yaptık.  Ve son asana da “sirsasana” (baş duruşu) idi.
“Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) öncesinde “simhasana” (aslan duruşu) ile boğazdaki tıkanıklıkları açmak istedim. Dizlerin üzerinde ayak parmak uçlarını mindere takarak oturduk. Elleri dizlerin önünde yere koyduk, bakışları iki kaş arasına getirdik. Ağzımızı açıp nefes verirken aslan gibi “haaaaahhh” diye kükredik.  “Pranayama” sonrasında bedeni yere teslim edip dinlendik.
Peki dersi nasıl sonuçlandırmıştık? “Udana vayu”, yukarı doğru bir enerji akımı idi. Konuşma ve kendini ifade edebilmekle ilgiliydi…  Kendini doğru ve düzgün bir şekilde ifade edebilmek… Gerçekleri ve içinden geçenleri söylemek ile ilgiliydi… Kalp ile zihin arasında bir yerdeydi… Kalp ve zihnin aynı şeyi düşünmesi ve aynı dili konuşması ile ilgiliydi… Ya kalp ve zihin aynı dili konuşmazlarsa? O zaman boğazda sorunlar oluyordu… “Udana vayu” dengesizleşiyordu… Boğaz çakrası ile ilişkili bir “vayu” idi. Boğaz çakrası, temiz ve düzgün ifadenin ve iletişimin merkeziydi. İçimizden geçenleri dile getirmekle ilgiliydi. Zihin ile kalbi bir ve bütün hale getirmek ve dudaklarımızdan güzel sözlerin çıkması önemliydi. Bağırmak ya da kavga etmek, doğru ve düzgün ifade değildi. Kendimi düzgün ve doğru ifade edebiliyor muyum? Herkes tarafından doğru anlaşılıyor muyum? Güzel ifade edebiliyor muyum? Söylediklerim dinleniyor mu? Doğru ve düzgün bir şekilde konuşabiliyor muyum? İşte “udana vayu” da buydu…

hazmetmek

Standard

Yazılarımı takip ediyorsanız birkaç hafta önce derslerimden birinde zihnimin gerisinde kalmış ve neredeyse unuttuğum bilgileri tekrar hatırladığımı ve derslerimde bu bilgilerden yararlanmaya başladığımı biliyorsunuzdur. Derslerde “vayu”lara (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımı) odaklanıyordum. Birinci ve ikinci “vayu” yani “prana vayu” (içeri ve ileri doğru akım) ve “apana vayu” (aşağı ve dışarı doğru akım) üzerine yoğunlaşmış ve derslerde bu iki “enerji akımı”nı harekete geçiren akışlar yapmıştık. Geçtiğimiz hafta ise sıra “dengeleme”ye gelmişti. “Samana vayu” yani “dengeleyen ve merkezleyen hava akımı”…

2009-2010 tum fotolar 675

Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.

Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve ileri doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.

“Samana vayu” dediğimizde dengeleyen ve merkezleyen bir enerji akımından bahsetmekteyiz. Karın bölgesinde bulunan ve enerjiyi dengeleyip merkeze çeken bir hava akımı… Sindirim sistemini ve gıda, hava, deneyim, duygu ve düşünce gibi bedene giren tüm maddelerin özümsenmesini ve hazmedilmesini düzenleyen bir “vayu.” “Prana vayu” (içeri ve ileri doğru hava akımı) ve “apana vayu” (aşağı ve dışarı doğru hava akımı) arasında bulunan bir “enerji akımı…” Göğüs kafesi ve pelvik taban arasında bir “vayu”… “Samana vayu”, “prana”nın (nefes/yaşam enerjisi) özümsenmesinden, nefes, gıda ve zihinsel deneyimler yoluyla enerjinin toplanmasından sorumlu…
“Samana vayu”, “manipura çakra” (karın çakrası) ve ateş elementi ile ilişkiliydi. Bu “vayu” sağlıklı bir şekilde çalışıyorsa, güçlü bir sindirim sistemine sahip olur, kendimizi canlı ve dengeli hissederdik. Tam tersi bir durumdaysa, fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak özümseme ve hazmetme sorunları yaşayabilirdik. Bu “vayu”, “prana vayu”yu ve “apana vayu”yu karın bölgesinde bir araya getirir ve “agni”yi (sindirim ateşi/arınma ateşi) kontrol eder.
“Samana vayu” sayesinde istediğimizi içimize alıp kabul eder, istemediğimizi ise bedenden atarız ve bunu bir denge içinde yaparız. Bu “vayu”nun dengesi bozulduğunda sindirim ve obezite sorunları yaşayabilir, metabolizmamız yavaş çalışabilir ve iyi ve dengeli beslenmeyebilirdik.
Tüm bu nedenlerden dolayı, “samana vayu”yu uyarmak için “ayağı ve dışarı doğru giden enerjiyi” yani “apana vayu”yu ve “içeri ve ileri doğru giden enerjiyi” yani “prana vayu”yu karın bölgesinde bir araya getirmek gerekmektedir. Böylece, beden güçlenir, zihin ve temel içgüdülerimiz dengelenir. Bu “vayu”, kendimizi olduğumuz gibi görmemizi ve alışkanlıklarımızı değiştirebilmemizi sağlar.
“Prana” ve “apana”nın karın bölgesinde bir araya gelmesiyle “samana vayu”yu genişleterek de “sushumna nadi”yi (bedenden geçtiği düşünülen merkezi enerji) uyarır ve böylece zihni sakinleştirip “samadhi”ye (sonsuz mutluluk) ulaşabiliriz.
Tüm bunlardan dolayı, “samana vayu”yu öne eğilmeler, burgular, karın güçlendiriciler ve karın üstünde uzanarak yapılan arkaya eğilmeler ile harekete geçirebilirdik.
Derse her zamanki gibi meditasyon ile başladık. Meditasyon sonrasında “pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması yaparak dikkati “samana vayu”ya çekmek istemiştim. Bir anda bu “vayu”yu nasıl bir nefes çalışması ile uyarabileceğimi düşündüm. “Samana vayu” dengeleyen ve merkezleyen bir enerji akımı olduğuna göre nefesi eşit sayıda alıp verdirerek bu “enerji akımı”nı harekete geçirebilirdik. “Nefesi beş sayıda alın ve beş sayıda verin.” Öğrencilerin beş sayıda çok rahat nefes alıp verdiğini görünce yedi sayıda nefes alıp vermelerini istedim. Gözler kapalı, omurga dik ve nefes alış verişler eşit… Nefes verirken karnı iyice içeri çekmeye odaklandık. Her nefes verişte karın biraz daha içeri…
“Pranayama” sonrasında “uddiyana bandha” (karın kilidi) çalıştık. “Uddiyana bandha”, en basit anlatımıyla, karnın içeri çekilmesi demektir. Bu çalışma için ayağa kalktık ve bacakları kalça genişliğinde açtık. Dizleri hafif büktük ve elleri dizlerin üzerine yerleştirdik. Omurgayı yuvarladıktan sonra burundan nefes alıp burundan güçlü bir şekilde nefes verdik. Karın kaslarını iyice kasıp karnı ve karın bölgesindeki organları geriye ve yukarı doğru çektik. Sanki göbek deliğimiz sırtımıza yapışmış gibi…
Bu çalışma sonrasında ise “samana vayu”yu “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsak temizliği) ile hareketlendirdik. Bu çalışmanın ilk aşaması, akciğerleri tamamen boşaltıp karın kaslarını iyice içeri çekmekti. Yani “uddiyana bandha”ydı. Eğer bunu başardıysak, sırada karnın sağ ve sol tarafındaki kasları sıkmak ve ortadaki kasları gevşetmek vardı. Eğer bunu da başardıysak, karın kaslarının bir tarafını sıkıştırıp diğer tarafını gevşek bırakmak vardı. En son aşamada ise, merkezdeki karın kaslarını sıkmak, yavaşça karnın sağındaki kasları sıkmak ve gevşetmek sonra soldaki karın kaslarını sıkmak ve gevşetmek vardı. Böylece dairesel bir çalkalama uygulayarak karın bölgesine masaj yapılabiliyordu.
“Pranayama” ve “nauli kriya” çalışmasından sonra bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıttık. “Samana vayu”yu uyarmak için burgular ve öne eğilmelere odaklanacaktık. Bu yüzden “güneşe selam” serilerini yaparken “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) ve “utkatasana”da (sandalye) uzun süre bekleyip dikkati karın bölgesinde tutmaya çalıştık. Akış boyunca “uddiyana bandha”yı yaptık. Karnı gevşek bıraktığımızda bunu farkedip karın kaslarını tekrar içeri çekiyorduk.
“Vinyasa”lar (akış) arasına burgular ekleyerek “samana vayu”yu uyarmaya devam ediyorduk. “Tadasana”da (dağ duruşu) burgu, “parivrtta uttanasana” (ayakta öne eğilmede burgu), “parivrtta utkatasana” (sandalyede burgu), “parivrtta parsvakonasana” (dönmüş yan açı duruşu), “parivrtta trikonasana” (dönmüş üçgen), “parivrtta prasarita padottanasana” (bacaklar açık dönerek öne eğilme), “ashwa sanchalanasana”da (yüksek hamle) burgu, “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) burgu ve “svarga dvijasana” (cennet kuşu duruşu) ile karın bölgesini iyice uyarmıştık.
Bir “vinyasa” sonrasında “adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) “malasana”ya (çelenk/dua tespihi duruşu) zıplamış ve beş nefes sonra “malasana”da burgu yapıp yere oturmuştuk. Artık yerdeki asanalar ile “samana vayu”yu harekete geçirecektik. “Paschimottanasana” (yerde öne eğilme), “marichyasana” (bilge Marichy duruşu) ve “gomukhasana”da (inek başı duruşu) sağa ve sola burgu yaptıktan sonra “navasana” (sandal duruşu), “parivrtta navasana” (sandal duruşunda burgu) ile karın kaslarını güçlendirdik. Karın kaslarını biraz daha güçlendirmek için sırt üstü yatıp bacakları 90 derece yukarı kaldırıp her nefes verişte bacakları üç aşamada (60 derece, 45 derece ve 30 derece) yere indirip sonra tekrar yukarı kaldırdık. “Jathara parivartanasana”yı (karından burgu) hareketli yaparak hem oblik kaslarını güçlendirmiş hem de “samana vayu”yu uyarmıştık.
Sırada karın üstü yatıp “samana vayu”yu bu şekilde harekete geçirmek vardı. “Salabhasana” (çekirge duruşu) varyasyonları ile devam ettik. Önce sadece kollar ve göğüs havaya, sonra sadece bacaklar havaya. Sonra kollar ve bacaklar havaya… Sonra kolları arkada kenetleyip göğüs kafesini iyice açmaya çalıştık.
Dersi bitirmeden önce son bir “pranayama” çalışması yapacaktık. “Bhastrika” (körük nefesi) ile karnı şişirip karnı iyice içeri çekecektik ve böylece “samana vayu”yu uyaracaktık. “Derin nefes alırken diyaframı nefesle birlikte genişlet nefes verirken diyaframın içeri girmesine izin ver. Nefes verdikten sonra nefesi tut.” “Pranayama” çalışması sırasında, elleri “matangi mudra”da (İç Uyum/huzur Tanrısı Matangi mührü) tutmuştuk. Bu “mudra” (mühür) “solar plexus” adı verilen karın bölgesini canlandırmaya yarıyordu. “Elleri kenetlerken orta parmakları ileri doğru uzat sağ başparmağı sol başparmağın üzerine getir ve dirsekleri karnın üzerinde tut.” “Matangi mudra”, “solar plexus”taki nefesi güçlendirip bu bölgedeki enerjiyi dengelemekteydi. Bu “mudra” ayrıca sindirim sistemini de güçlendirmekteydi.
“Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) sonrasında sıra dersi bitirmeye gelmişti. “Samana vayu” sanırım “vayu”ların içinde en sevdiğim “hava akımı” olmuştu. Neden mi? Çünkü hem karın kaslarını çalıştırmamızı sağlıyordu hem de denge, hazmetme ve özümseme ile ilgiliydi. Karın bölgesi ve karındaki organlar… Mide; hazmetme ve özümseme… Fiziksel olarak midemizin kaldırabileceğinden fazlasını aldığımızda hazmedemememiz gibi duygusal ve zihinsel olarak da kaldırabileceğimizden fazlasını aldığımızda da hazmedemeyebileceğimizi bilmek… Hazmedebilmek için alabileceğimiz kadarını almak… İstediğimizi içimize alıp kabul etmek ve istemediğimizi bedenden atmak ve bunu bir denge içinde yapmak… Kabullenebileceğimiz ve kaldırabileceğimiz kadarını almak, içimize çekmek, hazmetmek ve özümsemek… “Samana vayu” buydu işte…