Monthly Archives: Ekim 2017

yeniye yer açmak…

Standard

Hayat bir alma verme döngüsünden ibaret… Ne kadar verirsek o kadar çok alırız. Her zaman almadan önce vermemiz gerektiğine inanmışımdır. Vereceğiz ki hayatımızda yer açalım ve o yeri de yenisiyle doldurabilelim. Tıpkı “Pay it forward” (İyilik bul, iyilik yap) filmi gibi… Film nasıldı hatırlıyor musunuz? Sorunlu bir aile hayatı olan Trevor isimli bir çocuk yeni rehberlik öğretmenin verdiği ödevde ideal bir dünya yaratır. Bu dünyada çevresinden iyilik gören biri hiç tanımadığı üç kişiye iyilik yapacak ve bir şekilde bu iyiliklerin karşılığını alacaktır. Trevor, bu mantıkla dünyanın daha güzel bir yer olacağına inanmaktadır. Bu sırada rehberlik öğretmeni başta olmak üzere hikayedeki karakterlerin hayatlarında değişiklikler olmaya başlar. Yapılan her iyilik bir şekilde karşılığını bulmaktadır. 

Bu hafta yoga derslerinde alma verme döngüsüne odaklanmaya karar verdiğimde aklıma bu film geldi. Almadan önce vermek ve yeni gelene yer açmak… Hayatımızda duygusal ya da fiziksel sıkıntı ve yorgunluk veren bazı şeylerden arınmayı dilemek ve böylece bizim için daha iyi olan şeylere yer açmak… Eskisinden kurtulmadan yenisine yer açmamız mümkün müydü? 

İşte bu nedenle bir hafta boyunca derslerde geriye eğilmelere odaklanıp göğüs kafesini esnetmeye yöneldim. Öğrencilerin yapmaktan bir o kadar çekindiği ama yapabildiklerini fark ettiklerinde de çok mutlu oldukları bir “asana”ya (duruş) odaklanmıştım. “Urdhva dhanurasana” (köprü duruşu)… Bu duruşu yapmamıza engel olan sırtımızdaki fiziksel ve duygusal yüklerden arınarak “asana”yı denemelerini istedim öğrencilerden… Kim bilir o günlerde zihnimizde ve kalbimizde ne gibi yükler vardı da bizi bu duruşu yapmaktan alıkoyuyordu? Öncelikle zihne ve duygulara odaklanmalarını istedim. Öncelikle zihinsel ve duygusal engelleri fark etmelerini ve ardından bu yüklerin aslında gereksiz olduğunu anlayıp onlardan arınıp duruşta yükselmelerini telkin ettim. Önce vermek, arınmak ve kurtulmak ardından yeni gelene açık olmak… Alma verme döngüsü…  

Bazılarımız daha çok verici insanlardır. Karşılık beklemeden herkese yardım etmeyi sever. Karşılık beklemeden verip kendisinden çok diğerlerini mutlu etmeyi tercih eder. Başkaları mutlu olduğunda onlar da mutlu olur. 

Bazılarımız ise daha alıcı insanlardır. Hayatta hep başrol oynamak isterler. Herkesin onları sevmesini, herkesin onlara ilgi göstermesini, herkesin onları beğenmesini ve takdir etmesini isterler. Hep kendileri almak isterler. İlgiyi, sevgiyi, alakayı, maddi ve manevi her şeyi kendi üzerlerine çekmek isterler. Ama bunu yaparken başkalarına ilgi göstermeyi ve onları mutlu etmeyi pek fazla düşünmezler. 

Hep verici hep alıcı olmak da aslında doğru bir şey değildir bence. Eğer hayat zıt kutuplardan ibaret ise, eğer hayatta “yin-yang” (eril ve dişil) enerji var ise, o zaman sadece alıcı ya da sadece verici olamayız. Kimi zaman almamız kimi zaman da vermemiz gerekir ki hayatı bir denge içinde yaşayalım.  

Dersin sonunda geldiğim noktayı soracak olursanız… Almadan önce vermeliydik. Bize sıkıntı ve acı veren şeyleri hayatımızdan çıkararak belki de bizim için çok daha iyi olacak şeylere yer açmalıydık. Vermeden alamazdık… Yeni bir şey için yer açmazsak yeni bir şey hayatımıza girmezdi. Aslında çok basitti bu döngü. Eski bir kazağımızı ihtiyacı olan birine vermeden yeni bir kazak alamazdık. Bu kadar basitti işte. Bunu maddi ya da manevi her şey için uygulayabilirdik. Hayatımıza girecek olan yeni şeylere yer açmalıydık. Dersin sonunda geldiğim nokta buydu… Biriktirmeden yaşamak ve almadan önce verip yeni gelene yer açmak…  

Reklamlar

ay gibi…

Standard

Son zamanlarda yazı yazmaya biraz ara verdiğimin farkındayım. Bu aralar canım yazı yazmak istemiyor ve ben de tam da canımın istediğini yapıyor ve yazmıyorum. Canım istemediği halde yazı yazarsam, ruhumu inciteceğimi, kalbimin ve ruhumun istemediği bir şey yapacağımı ve bu yüzden de mutsuz olacağımı biliyorum. O halde yoga felsefesine uyuyorum ve zihnim ve ruhum uyumlu olmadıkça yazmıyorum.

Aslında yazı yazmayı çok seviyorum ve hayatımda ve derslerimde yazarak anlatacağım bir sürü olay oluyor. Ama nedendir bilmiyorum bu aralar kendi içimde kalmayı ve öncelikle her şeyi kendi içimde sindirmeyi istiyorum.

Peki tekrar nasıl yazmaya başladım? Öğrencilerimden birisi uzun zamandır neden yazı yazmadığımı sordu ve dört gözle yeni yazılarımı beklediğini söyledi. Böylesine bir soru geldiğinde kendimden utandım. Yazı yazarken tabii ki kendim için bir şey yapıyordum ama başkaları da yazılarımı okuyordu ve yeni yazılarımı bekliyordu. Yazmayarak aslında ben onların beklentilerini karşılamıyordum ve onları yazılarımdan mahrum bırakıyordum. Ne büyük laf değil mi? “Mahrum bırakmak”… O kadar da önemli bir şey yapmıyorum. Sadece başımdan geçenleri ve hissettiklerimi anlatıyorum. Hepsi bu!.

Evet, neden yazmaya başladığıma gelince… Öğrencilerimden birisi neden yazı yazmadığımı sorunca verecek cevap çok basitti. “Çünkü bu aralar canım yazmak istemiyor ve ben içimden gelmeyen bir şeyi zorla yapmak istemiyorum. Zorla yaptığımda, yaptığım o işten hayır geleceğini zannetmiyorum. Ne bana ne de başkasına faydalı olur bu.”

Öğrencimin cevabı ise beni yazmaya tekrar başlatan şey oldu: “Öğretmenim, siz ay gibisiniz. Nasıl ki ay güneşten aldığı ışığı ve enerjiyi geceleri dünyaya yansıtır; siz de bugüne kadar katıldığınız eğitimlerden, okuduklarınızdan, deneyimlerinizden edindiğiniz ışığı ve enerjiyi biz öğrencilerinize yansıtmalısınız. Yansıtmıyor değilsiniz. Daima yansıtıyorsunuz. Özellikle derslerde. Ama yazılarınızda bazen derslerde bahsedemediğiniz şeylerden bahsediyorsunuz ve yazılarınız daha derin ve daha ayrıntılı oluyor. O yüzden siz yazı yazmayı sürdürmeli ve tıpkı “ay gibi” bize ışık ve enerji yansıtmalısınız.”

Hayatımda duyduğum en güzel yorumlardan biriydi. Çok duygulandım, gözyaşlarımı tutamadım ve gözlerimden birkaç damla gözyaşı düştü. O gün tekrar karar verdim. “Ay gibi” olmalıydım. Daha çok kaynak okumalı, daha çok araştırmalı, daha çok öğrenmeli ve öğrendiklerimi “ay gibi” öğrencilerime yansıtmalıydım. Işık ve enerji olmalıydım. Teşekkür ederim sevgili öğrencim. İyi ki hayatıma girmişsin, iyi ki tanımışım seni ve iyi ki hayatımdasın… Senden öğreneceğim çok şey var. Önünde saygıyla eğiliyorum. Na’maste…