Monthly Archives: Mayıs 2015

içimizi boşaltmak

Standard
Geçtiğimiz hafta insan zihninin ne kadar ilginç olduğundan ve yeni bilgiler edindiğimizde eskileri zihnin gerisine itip unutmaya başladığımızdan bahsettiğimi hatırlıyorsunuzdur sanırım. (Bu konuyla ilgili yazıya https://burcuyircali.wordpress.com/2015/05/24/alma-verme-dongusu/ linkinden ulaşabilirsiniz) Mademki eski bilgiler gün yüzüne çıkmaya başladı, birkaç hafta boyunca bu bilgilerle bezenmiş dersler yapmaya karar verdim. Derslerde “vayu”lara (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımı) odaklanacaktık. Birinci “vayu”yu yani “prana vayu”yu (içeri ve yukarı doğru akım) bitirdiğimize göre sıra ikinci “vayu”ya yani “apana vayu”ya (aşağı doğru akım) gelmişti. Aşağı ve dışarı doğru akan enerji…
2009-2010 tum fotolar 309
Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.
Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve yukarı doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.
O gün “apana vayu” üzerine yoğunlaşacaktık. Aşağı ve dışarı doğru akan enerji… Pelvik tabanda bulunan ve alt karın dediğimiz bölgeye hükmeden enerji… Aşağı ve dışarı doğru akan bir enerji olduğu için sindirim, üreme ve boşaltım sistemlerini kontrol eden bir enerji… Bedenden karbondioksit, idrar ve dışkı gibi her tür maddenin atılmasıyla ilgili bir enerji türü… Göbek deliğinden aşağı doğru giden bir “vayu”…
Tüm bu sebeplerden dolayı bu “vayu”yu çalışırken nefes verişlere odaklanmak gerekiyordu. Her nefes verişte boşaltım sistemini temizleyerek bedeni arındırmayı amaçlamalıydık. “Apana vayu”, “muladhara” (kök) ve “svadhistana” (sakral/cinsel) çakralarla yani toprak ve su elementleriyle ilişkiliydi. Duygusal olarak sorunsuz bir “apana vayu”ya sahipsek, kendimizi köklenmiş ve güvenli hissedebilirdik. Ve daha hafif, rahat ve huzurlu…
“Apana vayu”, sadece fiziksel atıklardan değil aynı zamanda sağlığımızı tehdit eden her tür duygunun da dışarı atımından sorumlu. İçimizde tuttuklarımızla ilgili… Bu “enerji akımı”, bağışıklık sistemini güçlendirip zihni kötü ve olumsuz düşüncelerden arındırmamıza yardımcı olur. “Apana vayu” güçsüz ya da sorunlu olduğunda, beden-zihin bütünlüğü bozulur ve hastalıklara, korkulara, şüphelere, güvensizliğe ve her tür olumsuz duyguya açık hale geliriz. Tam tersine bu “enerji” güçlü ve dengeliyse, kendimizi köklenmiş hissederiz, güçlü bir bedene sahip oluruz ve esnek bir dünya görüşümüz olur.
“Apana vayu”yu çalıştırmak için nefes verişleri alışlardan uzun tutmak, ayaktaki asanalara, kalça açıcılara ve “mula bandha” (kök kilit) adını verdiğimiz kilit çalışmasına ağırlık vermemiz gerekiyordu.
Başlangıç meditasyonu sonrasında “pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması ile devam ettik. Bu nefes çalışmasında sadece nefes verişlere odaklanacak, nefesi aldığımızdan daha uzun sürede verecek ve verdikten sonra birkaç saniye nefes tutacaktık. Tüm bunları yaparken, nefesi karnı şişirerek alacak verirken de nefesin kuyruk sokumundan bacaklara ayaklara doğru gittiğini hissetmeye çalışacaktık. Böylece toprak enerjisini ve köklenme hissini yakalamaya çalışacaktık.
“Pranayama” çalışması sonrasında “mula bandha”yı nasıl yapacağımızı çalıştık. En basit anlatımıyla “mula bandha” pelvik taban kaslarının kasılması demektir. Nefes alırken perine bölgesi kaslarını içeri doğru çekip nefes verirken bırakarak bu “kilidi” uygulayabiliriz. Erkeklerde ve kadınlarda farkı uygulanır. Erkeklerde anüsün önünde ve genitallerin arkasında olan perineum kasının kasılmasıdır. Kadınlarda ise perineumun ve serviksin tepesinin yukarı doğru çekilmesidir. Hem kadınlarda hem de erkeklerde pubik kemik göbek deliğine doğru çekilir.
Daha basit anlatmak gerekirse, eğer trafikteyseniz ve tuvalet ihtiyacınız varsa ve bu ihtiyacı hiçbir şekilde gideremeyecekseniz, “mula bandha”yı zaten bilmeden uyguluyorsunuzdur. Ya da tuvaletteyken idrarınızı tutmak ve sonra yapmaya devam etmek de “bu kilidin” nasıl çalıştığını size anlatmanın en kolay yoludur. Ön, arka ve orta bölgedeki tüm pelvik taban kaslarının nefes alırken içeri ve yukarı doğru çekilmesi ve nefes verirken de bırakılması…
“Mula bandha”yı öğrendikten sonra o gün derste asanaları yaparken öğrencilerin bu “bandha”yı da kullanmalarını söyleyerek akışa başladık. Dizlerin üzerinde “marjaryasana-bitilisana” (kedi-inek esnetmesi), “uttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu), dört ayak üzerinde burgu ve “utthita balasana” (uzanmış çocuk) ile pelvik tilt ile omurgayı esnetip, omurgayı arkaya ve öne eğip burgu yaptıktan sonra bir “vinyasa” (akış) ile “tadasana”ya (dağ duruşu) kalktık.
Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıtmaya başladık. “Apana vayu” çalıştığımız için köklenmek çok önemliydi. Güneşe selamları yaparken ayakların altındaki toprak enerjisini hissetmeye çalıştık. Ayakları güçlü bir şekilde yere basmak, bacaklardaki kasları kullanmak, iç bacakları birbirine doğru itmek ve özellikle “mula bandha”yı kullanmak… Ayaktaki asanalarda tüm bunları hissetmeye çalışmak… Bir yandan yere doğru köklendiğimizi bir yandan da yukarı doğru uzadığımızı hissetmek… İki taraflı enerji akışı… Yani hen “prana vayu” hem de “apana vayu”…
“Apana vayu”yu ayaktayken biraz daha harekete geçirmek için “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrık öne eğilme), “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “trikonasana” (üçgen), “parsvottanasana” (bacaklar ayrı baş dize duruşu), “vrksasana” (ağaç duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzanmış duruş) ve “urdhva prasarita eka padasana” (ayakta bacakları ayırma) yapmıştık. Tabii ki “yogik çömelmeler” de yapıp hem pelvik taban kaslarını güçlendirmiş hem de esnetmiştik.
Bir “vinyasa” yapıp “adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) “malasana”ya (dua tespihi/çelenk duruşu) zıplayıp bir süre kasık kaslarını esnettikten sonra yere oturmuştuk. Artık yerdeki asanalar ile “mula bandha”yı biraz daha yoğun hissedecek ve kalça açıcılar ile de “apana vayu”yu çalıştırmaya devam edecektik.
“Mula bandha”yı daha yoğun hangi asanada hissedebiliriz diye soracak olursanız “dandasana” (asa duruşu) derdim herhalde. Yere oturduktan sonra bacakları öne doğru uzatıp “dandasana”ya geçmiş bu defa sadece “mula bandha”yı kullanmıştık. Normalde bu asanada “uddiyana bandha” (karın kilidi) ve “jaladhara bandha”yı da (çene kilidi) kullanırdık. “Dandasana”da on nefes bekledikten sonra “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) yaptık. “Ardha padma janu sirsasana” (yarı lotus baş dize duruşu) ile topuk alt karna değdiği için “apana vayu”yu çalıştırmıştık. Bu “enerji akımını” daha yoğun hissedebilmek için de bu asanada alt karın bölgesini ve pelvik tabanı içeri doğru çekip nefes alırken sadece üst karnı şişirmeye çalışmıştık. “Apana vayu”yu çalıştıran en son öne eğilme “upavistha konasana”ydı (bacaklar ayrık yerde öne eğilme)
“Apana vayu”yu kalça açıcılar ile çalıştırmaya devam ettik. “Baddha konasana” (kelebek/bağlı açı duruşu), “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu), “kare duruşu”, “gomukhasana” (inek başı duruşu) yapmıştık. “Marichyasana I” (bilge Marichy duruşunun birinci varyasyonu) ile de hem kalçaları açmaya devam etmiş hem de burgu çalışarak “apana vayu”yu güçlendirmiştik.
Dinlenmeden önce son bir duruş denemek istiyordum. “Mula bandha”yı ve “apana vayu”yu en güçlü şekilde hissetmek için. “Padmasana” (lotus duruşu) ya da “ardha padmasana”da (yarım lotus) elleri yumruk yapıp yere koyarak “mula bandha”yı kullanıp kalçayı yerden kaldırmak… Eğer “padmasana” ya da “ardha padmasana” çok zor geliyorsa aynı şeyi “dandasana”da denemek…
Derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu öncesi “pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması yapacaktık. “Apana vayu”yu  “kapalabhati” (kafatası parlatan nefes) ile hareketlendirecektik. Bu çalışma nefes verişlere odaklandığı için,  bedendeki zararlı maddelerin atılmasına ve “apana”nın canlanmasına yardımcı oluyordu. Bu nefes tekniğinde, nefes alışlar pasif verişler aktifti ve özellikle karın kaslarını çalıştırıyordu. Nefes verişler patlar gibi alışlar pasifti. Nefes verirken karın hızla içeri giriyordu. Bedeni ve zihni temizleyip arındırıyordu. Bu nefesi çalışırken elleri de “apana mudra”da (aşağı doğru akan enerji kilidi) tutturmak istemiştim. Orta ve yüzük parmağı baş parmağa değdirirken işaret ve serçe parmakları ileri doğru uzatacaktık ve elleri dizlerin üzerine koyup nefes çalışmasını yapacaktık. Boşaltım sistemi hızlandıran bu “mudra”, sinüsleri temizler ve akciğerlerdeki balgamların sökülmesine yardımcı olur. “Apana mudra” duygusal olarak ise bizi sakinleştirir, dingileştirir, güven verir ve iç huzur ve denge sağlar.
Artık sıra “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) gelmişti. “Savasana” ile “prana”nın (nefes/yaşam enerjisi) tüm bedende eşit bir şekilde dolaşacaktı. Artık tüm beden gevşemiş ve rahatlamış, fiziksel beden toprağın enerjisine teslim edilmişti. Zihin ise gevşemiş ve sakindi. Nefes alış verişler düzenli, uzun ve rahattı. Bedeni ve zihni bırakmış ve teslim etmiştik…
“Savasana” sonrası dersi sonlandırmaya gelince… “Apana vayu” dışarı ve aşağı doğru akan bir enerjiydi ve içimizde tuttuklarımızla ilgiliydi. İçimizdekileri dışarı nasıl atacağımızla… Nasıl temizleneceğimizle… Nasıl boşaltacağımızla… Eğer duygu ve düşüncelerimizi sürekli içimizde tutarsak bir süre sonra bir süre sonra beden ve zihinde onları tutacak yer bulamazdık ve patlama noktasına gelebilirdik. O halde zaman zaman içimizi boşaltmak, temizlemek ve arındırmak gerekirdi… Nasıl ki beden her gün boşaltım sistemiyle kendini temizliyor, arındırıyor ve yeniliyordu bizler de zihnimizi ve ruhumuzu zaman zaman boşaltıp temizleyip arındırmalıydık… Herşey dışa atmakla ve içimizde tutmamakla ilgiliydi. Biriktirip yerli yersiz patlamak yerine, ara sıra boşaltıp temizleyip arınıp bedenen ve zihnen sağlıklı, mutlu, huzurlu ve esnek bireyler olmaya çalışmalıydık… Güçlü, esnek ve dengeli…
Reklamlar

alma verme döngüsü

Standard

İnsan zihni ne kadar ilginç değil mi? Yeni bilgiler edindiğimizde eskilerin üzerine sanki perde çekiyoruz ve unutmaya başlıyoruz. Aslında bilgiler hep zihinde… Gerilerde bir yerlerde de olsa zihinde… Kimi zaman gördüğümüz bir şey, kimi zaman işittiğimiz bir şey, kimi zaman da ifade ettiğimiz bir şey zihnin gerilerinde kalmış bilgileri bir anda su yüzüne çıkarabiliyor. Geçen hafta derste akışlara yoğunlaşmışken başıma gelen tam da buydu.

2009-2010 tum fotolar 676

O gün sırt kaslarını esnetmeye ve güçlendirmeye odaklanmıştık. Bedenin tek taraflı çalışmadığını ve sırt kaslarını güçlendirmek için göğüs kafesinin ve kaslarının da esnetilmesi gerektiğini biliyorduk. Bilgisayar ve televizyon başında geçirdiğimiz uzun saatler, araba kullanırken şekilden şekle girdiğimiz o anlar ve dik oturmak yerine “kamburlaşmayı” tercih eden yapımız nedeniyle zaman içinde omuz başları öne doğru gelip sırt omurlarının kamburlaşmasına ve göğüs kafesinin kapanmasına (daralmasına) neden olmakta… O gün, hem sırt kaslarını esnetip güçlendirmek hem de göğüs kaslarını esnetmek istiyorduk. Asanaların ötesinde nefes çok önemliydi. Nefesle uyumlu hareket etmek ve nefes ile birlikte göğüs kafesini açmak, esnetmek…

Derse meditasyon ile başladıktan sonra “pranayama” (nefesi özgürleştirme) tekniklerinden birisini çalışıp “vinyasa” (akış) öncesi göğüs kafesini genişletmek istemiştim. “Ujjayi” (kahraman nefesi), “bhastrika” (körük nefesi)” ya da “kapalabhati” (kafası parlatan nefes) gibi daha yoğun bir nefes tekniği çalışmak istemedim. Sadece öğrencimin dikkatini nefes alış verişe çekmek ve nefes alıp verirken omurgasındaki ve karnındaki (diyafram) hareketi fark etmesini amaçlamıştım. O yüzden beş sayıda nefes alıp, üç sayıda nefesi tutup, beş sayıda nefes verip, üç sayıda nefes tuttuğumuz bir nefes çalışmasına başladım. Uzun yıllardır yoga çalıştığı için beş sayıda nefes alıp vermenin öğrenciye çok kolay geldiğini fark edip sayıları uzattım. “Yedi sayıda nefes al, beş sayıda nefes tut, yedi sayıda nefes ver ve beş sayıda nefes tut.” Bu daha iyiydi. Bir süre bu çalışmaya devam ettikten sonra alış verişleri dokuz sayıya, nefesi tuttuğumuz anları ise yedi sayıya çıkardık. Bu arada öğrenciden nefes alırken omurgasının kuyruksokumundan başın tepesine kadar uzadığını, nefes verirken oturma kemiklerinden yere biraz daha köklendiğini izlemesini istedim. Bir süre sonra da nefes alırken genişleyen nefes verirken daralan göğüs kafesini fark etmesini söyledim. En son da dikkati karna çekmiştim. Nefes alırken şişen bir karın ve nefes verirken inen bir karın… Böylece derse başlamadan beden ve zihin iyice rahatlamıştı.

Her zamanki gibi bedeni ısıtmak için “surya namaskara” (güneşe selam) serilerine başladık. Bu sefer hedef bölgemiz omuz kuşağı, sırt ve göğüs kafesiydi. O yüzden “ardha uttanasana” (ayakta yarım öne eğilme) ve “uttanasana” (ayakta öne eğilme) arasında beş kez gidip geliyorduk. Nefes alırken omuz başlarını geriye yuvarlayıp kürek kemiklerini kalçaya doğru ittiriyorduk, nefes verirken öne katlanıyorduk ama omuz başlarını kulaklardan uzak tutmaya özen gösteriyorduk. O an yıllar öncesine gittim. Katıldığım bir yoga çalışmasına… “Vayu”lar (rüzgâr/hava akımı) üzerine bir çalışmaydı. Beş gün boyunca, bir “vayu”ya odaklanmıştık. O andan itibaren, dersin ana fikri ve odak noktası değişmişti. Mademki sırt ve göğüs kafesi odaklı çalışıyorduk, o halde ders boyunca “prana vayu”ya (içeri ve yukarı doğru akım) çalışacaktık. Hem felsefe ve teori, hem de pratik… Öğrendiklerimiz zihnin bir köşesinde kalmak yerine, yaşam bulacaktı… Bu konuyu öğrenmiş ama zihnin bir kenarına itmiştim. Şimdi bildiklerimi hatırlama ve hayata geçirme zamanıydı… Bakalım ne çıkacaktı?

Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.

Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve yukarı doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.

O gün sadece “prana vayu” üzerine yoğunlaşacaktık. Yani içeri ve yukarı doğru akım. “Prana vayu”, başın içinde yer almakta ve göğüs bölgesini etkilemekte. Beyni ve gözleri besleyip nefes almak, yemek yemek, su içmek gibi bedenin içine aldığımız enerjileri kontrol etmekte. “Prana vayu” diğer dört “vayu”nun içindeki en temel enerji ve o yüzden de diğer dört “vayu”yu beslemekte.

“Prana vayu”, “almak” ile ilgili. İçeri ve yukarı doğru bir akım. Başımızdan diyaframa kadar gelir. Yani hem boğazdan karna doğru hem de karından boğaza doğru akabilir.  Bu akımı hissedebilmek için, “sternum”dan (göğüs kemiği/iman tahtası adı verilen kemik) öne doğru uzamak gerekmekte… Yukarı ve ileri doğru uzama… Ders boyunca her asanada bu uzamayı hissetmeye çalıştık.

“Tadasana”da (dağ duruşu) nefes almaya ve bu nefesle yukarı ve ileri doğru uzama çalışmasıyla başladık “prana vayu” yoga akışına. “Surya namaskara” serileri arasında “ardha uttanasana”da (ayakta yarım öne eğilme) omuz başlarını geriye yuvarlayıp kürek kemiklerini kalçaya doğru ittirirken “sternum” adlı göğüs kemiğinden iyice ileri ve öne doğru uzamak da yine bu “vayu” için iyi bir çalışmaydı. Her asanada nefes almaya odaklanmak özellikle nefes aldığımızda enerjinin karından üst bedene doğru çıktığını ve üçüncü gözden (iki kaş arasından/ajna çakra) dışarı çıktığını gözlemlemek de “prana vayu”yu hissetmemize yardımcı oluyordu.

“Prana vayu” hava elementi ile alakalı olduğu için bu “hava akımını” çalışırken özellikle “anahata çakra”ya (kalp çakrası) odaklanabilirdik. Yukarı ve ileri doğru bir hava akımı olduğu için “prana vayu” iyimser hissedip yaşam enerjisiyle dolduğumuzu hissedebilirdik. O yüzden “prana vayu”yu yana eğilmeler ve arkaya eğilmeler ile hissedebilirdik. Sağa ve sola “lateral esneme” yaparken nefes alıp “sternum”dan yukarı doğru iyice uzayıp nefes verirken bedenin bu uzunluğunu koruyarak yana doğru esnetebilirdik. Benzer şekilde, arkaya eğildiğimizde nefes alırken “sternum”dan yukarı doğru iyice uzayıp nefes verirken karından yukarı doğru çıkan enerjiyi hissedip geriye doğru eğilebilirdik.

O gün ders boyunca sırt ve göğüs kaslarına odaklandığımız için “prana vayu”yu tüm asanalarda hissedebilmiştik. Özellikle “salabhasana” (çekirge duruşu), “ustrasana” (deve duruşu) ve “dhanurasana” (yay duruşu) yaparken “ileri ve yukarı doğru akımı” fark etmeye çalışmıştık. “Surya namaskara” serileri arasında “phalakasana” (sopa duruşu) ve “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek) yaparken “sternum” kemiğinden öne ve ileri doğru uzayıp “prana vayu”yu harekete geçirmiştik.

Dersi bitirmeden önce “prana vayu”yu bir “pranayama” (nefesi özgürleştirme) tekniği ile dengelemek istemiştim. O gün “bhastrika pranayama” (körük nefesi) çalışarak solunum sistemindeki tıkanıklıkları yok etmeyi, sinir sistemini güçlendirmeyi, daha canlı hissetmeyi ve zihni temizleyip arındırmayı amaçlamıştım. “Derin nefes alırken diyaframı nefesle birlikte genişlet nefes verirken diyaframın içeri girmesine izin ver.” İki üç dakika bu nefes tekniğini çalıştıktan sonra “prana mudra” (nefes/yaşam enerjisi kilidi) ile iki üç dakika meditasyon yaptık. “Prana mudra” için iki elin yüzük ve serçe parmakların uçlarını başparmağın uçlarına değdirip, işaret ve orta parmağı ileri doğru uzatmıştık. Bu “mudra” ile bedenin enerji ve canlılığını arttırmak istemiştim.

Meditasyon sonrasında “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile bedeni dinlendirmiş ve sıra dersi sonlandırmaya gelmişti. Derse başladıktan sonra sırt ve göğüs kasları odaklı fiziksel bir yoga dersinin nasıl da felsefi bir yoga dersi haline döndüğünü hatırladım. Zihnimin arka taraflarına attığım bilgilerin ders boyunca nasıl öne çıktığını, akışı elimdeki notlardan değil de nasıl içimden gelerek çıkardığımı fark ettim. Zihnin gerisine itsek de öğrendiklerimizin gerektiğinde “o arka taraflardan” çıkıp bizi yarı yolda bırakmayacağını gördüm.

“Prana vayu” içeri doğru akan ve solunumu ve “alma”yı kontrol eden bir enerjiydi. Yemek yemekten bir şeyler içmeye, fikirlerden izlenimlere… Her şeyi alma ve kabul etme… Bedendeki bu hava akımı, enerjiyi, motivasyonu ve canlılığımızı da kontrol ediyordu. Bu hava akımı sayesinde, dünyayı tüm berraklığıyla görebiliyor ve iç dünyamızda memnun ve mutlu olabiliyorduk. “Prana vayu”nun dengesi bozulduğundaysa, aşerebiliyor, kötü alışkanlıklara kapılabiliyor ve huzursuz bir kişiliğe bürünebiliyorduk. Almak ve kabul etmek ile ilgili bir “hava akımı”ydı “prana vayu.” “Anahata çakra” (kalp çakrası) ve hava elementi ile ilişkiliydi. O gün akışa başladıktan sonra “prana vayu”yu hatırlamış ve dersi ve kendimi olduğum gibi “kabullenmiştim.” Kabullendikten sonra da zihin benimle işbirliği yapmış ve “vermeye” başlamıştım. Vermedikçe alamayacağımı, alamadıkça veremeyeceğimi de fark etmiştim. Ben verdikçe öğrenci almıştı. O aldıkça da “prana vayu” ortaya çıkmıştı. Her şey bir döngüydü aslında. Alma ve verme döngüsü… Ne kadar verirsek, o kadar çok alırdık.

gerçek yoga

Standard
“Öğretmenim, ne zamandır gerçek yoga yapmamışız? Bugünkü ders çok hoşuma gitti.” Geçen hafta özel dersimde bu cümleyi duyduğumda, ders henüz bitmemişti. Öğrencime sözlü yönergeler vererek “asana”dan “asana”ya geçmesini sağlıyor ve öğrencinin bedenini ve zihnini zirve duruşuna hazırlamaya çalışıyordum. Cümleyi duyduğumda, bir an için dondum kaldım çünkü öğrencinin ne ifade etmek istediğini kavrayamamıştım. O “bir an” geçtikten sonra, öğrencinin ne demek istediğini anladım, çok gerçekçi, doğal ve içten bir ifade olduğunu düşündüm, beni çok mutlu etti ve kahkahalarla gülmeye başladım. Sizinle paylaştığımda sizin de kahkahalara boğulacağınızdan hiç kuşkum yok.
2014-02-07 19.14.27
Öğrencimle, uzun zamandır birlikte çalışmaktayız. İkimiz de genellikle “vinyasa” (akış) derslerini tercih etmekteyiz. Ancak son zamanlarda öğrencinin fiziksel rahatsızlıkları nedeniyle biraz “yin yoga” (bedeni bağ dokularına kadar esnetmeyi amaçlayan yoga tarzı) yöneldik. Dans kurslarına başladığı ve kaslarını zorladığı için bir süredir bedeni esnetmeye daha çok ağırlık vermeye başladık. Bu süre içinde bedeni ve zihni zirve duruşuna hazırlayan yoga akışlarına ara vermiştik.
O gün derse gittiğimde, aklımda karın kaslarını güçlendirici bir yoga akışı vardı. “Öğretmenim, bugün kendimi çok yorgun hissediyorum. Karın kaslarını güçlendirici bir yoga akışının bedenime ve zihnime şu an iyi geleceğini düşünmüyorum. Başka bir ders yapabilir miyiz?”
Yoga özünde esnek bir felsefe olduğu için bu tarz isteklere alışkındım. Öğrencinin fiziksel durumunu gözden geçirirken söylediklerini de irdelemeye çalışıyordum. Yorgun bir beden ve zihin… Ne tarz bir ders yapabilirdik? Hangi asana grubuna odaklanırsam öğrencinin kendini daha zinde hissetmesini sağlardık? Ya ters duruşlara ya da burgulara odaklanmalıydık. Ters duruşları hemen eledim. Öğrencinin omuz kuşağında ve bileklerindeki sorunlar nedeniyle son zamanlarda ters duruşlara biraz ara vermiştik. En iyisi burgulara odaklanmak, bedeni arındırıp temizlerken zihni de sakinleştirmeliydik. Asana grubuna karar verdikten sonra, zirve duruşunu da seçmeliydim. “Parivrtta janu sirsasana” (baş dize duruşunda burgu) ya da “parivrtta upavistha konasana” (bacaklar ayrık öne eğilmede burgu) öğrenci için çok kolay burgular olurdu. Öğrencim için daha derin bir burgu seçmeliydim. Ve bulmuştum: “parivrtta surya yantrasana” (pusula duruşu). Bu asana için, omuzları, bacakların arkasındaki hamstring kaslarını ve kalçayı dışa çeviren kasları esnetmeli ve bedeni bu derin burguya hazırlamalıydık.
Başlangıç meditasyonu sonrasında “utthita balasana”da (uzanmış çocuk duruşu) ellerle önce sağa sonra sola doğru yürüyerek omurgayı burguya hazırlamaya başladık. Sonra “thread the needle” (iğneden iplik) duruşu ile dört ayak üzerinde bedeni büktükten sonra omuz kuşağını esnetmeye başladık. “Virasana”da (kahraman duruşu) otururken “gomukhasana” (inek başı) ve “garudasana” (kartal) duruşlarının sadece kol pozisyonlarını kullanarak omuzları esnetmeye başladık. Daha sonra ayağa kalkıp bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısıtmaya başladık.
“Surya namaskara” serileri arasına o günkü derste burgular eklemeye başlamıştık. “Parivrtta uttanasana” (ayakta öne eğilmede burgu), “parivrtta adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpekte burgu), “parivrtta parsvakonasana” (dönmüş yan açı duruşu), “ashwa sanchalanasana”da (yüksek hamle) burgu, “anjaneyasana”da (alçak hamle) burgu, “parivrtta prasarita padottanasana” (bacaklar ayrı ayakta öne eğilmede burgu) ve “parivrtta trikonasana” (dönmüş üçgen duruşu) bunlardan bazılarıydı.
Omurgayı burgulara hazırladıktan sonra omuz kuşağını biraz daha esnetmek istemiştim. “Virabhadrasana I”de (birinci savaşçı) “garudasana” (kartal) kol pozisyonunu kullandıktan sonra öndeki bacağın içine doğru esnerken elleri arkada kenetlemiştik. “Virabhadrasana II”ye (ikinci savaşçı) geçtiğimizde, elleri arkada “namaste” (dua pozisyonunda) birleştirip omuzları dışa doğru çevirmeye çalıştık. “Prasarita padottanasana”da (bacaklar ayrı ayakta öne eğilme) kolları arkada kenetleyip öne eğildiğimizde kolları bedenden iyice uzaklaştırmayı ve omuz kuşağını biraz daha esnetmeyi denedik.
Bacakların arkasındaki hamstring kasları içinse “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) uzun bekledik. Yere oturduktan sonra ise “janu sirsasana” (baş dize duruşu) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme/batıya bakan duruş) ile hamstring kaslarını biraz daha esnetmeye çalıştık.
Zirve duruşuna geçmeden önce kalçayı dışa döndüren kasları esnetmemiz gerekiyordu. Sağ bacak ile başlamıştık. Sağ bacağı bir elimiz ile dizden bir elimiz ile ayak bileğinden yakalayarak içe dışa sallıyorduk. Tıpkı beşiği sallar gibi. Zaten bu “asana”nın adı da “beşiği salla duruşu”ydu. Daha sonra sağ ayağı sağ el ile yakalayıp koltuk altından geriye doğru çekmiştik. Tıpkı oku yaya germiş gibi… “Asana”nın adı da tahmin edebileceğiniz gibi “ok kulağa duruşu/okçu duruşu” yani “akarna dhanurasana”ydı.
Sırada zirve duruşu vardı. Sağ bacağı omuz bacağın içinde kalacak şekilde yerleştirip sağ eli yere koyduktan sonra önce bedeni sola doğru çevirmiştik. Bu duruşun ilk aşamasıydı. Eğer bedeni rahatça burguya soktuysak, sağ ayağı sol el ile yakalayıp omurgayı biraz daha sola doğru bükmeye çalışmıştık. Ve “parivrtta surya yantrasana”, nam-ı diğer “pusula duruşu”…
Duruşu öteki tarafta deneyeceğimiz sırada öğrencim, “öğretmenim, ne zamandır gerçek yoga yapmamışız? Bugünkü ders çok hoşuma gitti” demişti. Yazının başında da belirttiğim gibi, önce ne demek istediğini anlayamamıştım. “Gerçek yoga” ne demekti? Biz bugüne kadar “gerçek yoga” yapmıyorsak ne yapıyorduk? O an yönergelere ara verip derin bir nefes alıp verdim. Zihnime taze kan gitmeliydi ki bu cümlenin gerçek anlamını idrak edebileyim. Ahh nefes, sen nelere kadirsin?
Öğrencime, “gerçek yoga derken, akış derslerinden yani vinyasa derslerinden söz ediyorsun sanırım. Bir süredir bedeni esnetmeye yönelik çalıştığımız için asanaları birbirine bağlamıyorduk. Bir asanaya girip bir süre bekleyip sonra öteki asanaya geçiyorduk. Bugünkü dersimizde, bir asanadan bir asanaya nefeslerle aktık. Dans eder gibi asanaları birbirine bağladık. Gerçek yoga derken bunu mu kastediyorsun?”
Öğrencim, “evet aynen bunu kastediyorum. Akıştan bahsediyorum. Yanlış ifade ettim sanırım. Yaptığımız herşey yoga, haklısınız. Hatta yoga bir felsefe ve yaşam biçimi. Ben gerçek yoga derken akış derslerinden bahsediyordum. Her nefes alış verişte bir asanadan bir asanaya geçtiğimiz dersleri kastediyordum. Ne zamandır böyle ders yapmamışız. Çok özlemişim ve çok hoşuma gitti.”
İşte “gerçek yoga” buydu. Konuşurken, kahkalarımı tutamıyordum. “Gerçek yoga” diye kendi kendime mırıldanıyor ve gülüyordum. O kadar hoşuma gitmişti ki!… Öğrencinin mutluluğunu gözlerinden okuyabiliyordunuz. Akış dersinin yarattığı yorgunluk ve aynı zamanda enerji ve nefes alış verişlerin beden ve zihninde yarattığı uyanıklık hali… Bedeni esnetmeye odaklandığımız derslerde eksik olan şeyler… Yorgunluk, enerji ve uyanıklık hali… Bedeni esnetmeye odaklandığımızda ve özellikle “yin yoga”ya yoğunlaştığımızda rahatlama, gevşeme, dinginleşme ve sakinleşme… Oysa “vinyasa”nın verdiği enerji ve uyanıklık hali… İşte “gerçek yoga”nın bize kattıkları…

tesadüfler

Standard
Hayatta tesadüflere inanır mısınız? Geçen hafta derslerim tesadüflerle doluydu… Bambaşka yerlerde ve değişik gruplara ders verdiğim halde tüm grupların aynı yoga dersini istemesi sizce de tesadüf değil mi? “Uzun zamandır karın güçlendirici bir ders yapmadık öğretmenim? Bu hafta karın güçlendirici bir akış yapmaya ne dersiniz?” Ne diyebilirim ki? En sevdiğim asana grubu…
2009-2010 tum fotolar 719
Tam da bu cümlelerdi geçen haftaki özel ve grup derslerinde duyduğum. Birbirinden farklı, birbirinden ayrı yerlerde verdiğim derslerde aynı istekle karşılaşmak tesadüf değil de nedir? Ve bu talebin aynı hafta içinde gelmesi…
Derslere her zamanki gibi meditasyon ile beden ve zihni rahatlatarak başladık. Meditasyon sonrasında dört ayak üzerine gelip omurgayı “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile hareketlendirirken, o gün karın kaslarına odaklandığımız için “marjaryasana” (kedi duruşu) sırasında karnı iyice içeri çektik. Nefes alırken, “bitilasana”ya (inek duruşu) geçip karın kaslarını rahatlattık. Bu akışı beş kere tekrarladıktan sonra, dört ayak üzerinde omurgayı yuvarlayıp dizleri birkaç santimetre yerden kaldırdık. Yavaş yavaş karın kaslarını güçlendirmeye başlamıştık. O ana kadar zirve duruşuna karar vermemiştim. Aklımda bir iki seçenek vardı. Karın kaslarını güçlendirdiğimiz bu duruşta, zirve duruşuna karar verdim: “Tittibasana” (ateş böceği)… Duruşun Sanskrit ismini hatırlıyordum ama bir türlü Türkçe adını hatırlayamadım. En sonunda: “Bir böcek türü” dedim ve ders sonu “asana”nın Türkçe ismini araştıracağımı söyledim.
“Tittibasana”, bir kol denge duruşuydu. Bu duruş için kalçayı esnetmek, karın kaslarını, kolları ve omuz kuşağını güçlendirmek gerekiyordu.
Her şeyden önce bedeni ısıtmamız lazımdı. Bedeni, “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıtmaya başladık. Güneşe selam serileri arasında “phalakasana”da (sopa duruşu) en az beş nefes bekleyerek kolları, omuzları ve karın kaslarını güçlendirmeye çalışıyorduk. “Surya namaskara” serileri arasına kattığımız diğer karın güçlendirici asanalar “vasisthasana” (Bilge Vasistha duruşu/yan sopa), “chaturanga dandasana” (alçak şınav) ve “phalakasana”nın tek ayaklı varyasyonlarıydı. “Vasisthasana”da nefes alıp verirken bedeni yere yaklaştırıp yukarı ittirerek karın kaslarını daha yoğun hissettik. Kimi zaman “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) ağırlığı öne vererek parmak uçlarında yükselip karın kaslarını iyice içeri çekerek çalıştırdık. Güneşe selam serilerini yaparken, tüm dikkatimizi karın kaslarına vermiştik. Öğrencilere, karın kaslarını kasıklardan başlayarak yukarı doğru yukarıya ve kaburgalara kadar içeri doğru çekmelerini söylemiştim. Böylece karın kaslarını hiç bir asana bile yapmadan hissedebilirlerdi. “Utkatasana” (sandalye duruşu) da ayaktaki karın güçlendirici duruşlardan biriydi. Bu duruşta bir süre sabit bekledikten sonra, ayak parmak uçlarını yerden kaldırarak hem dengemizi sınadık hem de karın kaslarını biraz daha yoğun çalıştırdık. “Tek bacaklı sandalye”de dengemizi sınadığımız bir başka asanaydı.
Sıra yerdeki karın güçlendirici asanalara gelmişti. Bir “surya namaskara” sırasında “adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) öne ellerin dışına zıplayarak “malasana”ya (dua tespihi/çelenk duruşu) geçtik. Bir süre bu duruşta bekledik. Amacımız, kalçaları esnetmekti. Yere oturduktan sonra “paripurna navasana” (sandal) varyasyonlarını yaptık. İki kez “navasana” yapıp beşer nefes bekledikten sonra, “navasana”da karın kaslarını kaburgalara kadar içeri çekip bacakları bedene elimizden geldiğince yaklaştırmaya çalıştık. “Navasana”da nefes alırken kürek kemiklerine kadar yere yaklaşıp nefes verirken “navasana”ya kalktık. “Navasana”dan “halasana”ya (saban) tekrar “navasana”ya kalkmayı denedik. Üç kez… Kimi zaman “navasana”da oturma kemiklerinin üzerine yerleşip dengede kalabildik, kimi zaman öne kimi zaman da geriye yuvarlandık… Sonra “upavistha konasana” (bacaklar ayrık yerde öne eğilme) ile kasık kaslarını esnettikten sonra, bu şekilde omurgayı geriye yuvarlayıp “supta konasana”ya (yerde açı duruşu) geçtik. Bu akışı da üç kere tekrarladık. “Halasana”ya geriye doğru yuvarlanıp “malasana”ya kalktık. “Malasana” ile kasık kaslarını biraz daha esnettik.
Zirve duruşuna çok az kalmıştı. Bu duruştan önce “bakasana” (karga duruşu) ile bedeni kol denge duruşlarına hazırlamak istedim. İsteyenler “bakasana”ya kalkabilir, kendini duruşa hazır hissetmeyenler ayaklarını tek tek yerden kaldırabilir, isteyenler de iki ayak parmak ucunu yerde tutabilirlerdi. Ayak parmak uçlarını yerde tutup bu duruşu denemek bile belli oranda bir kol denge çalışmasıydı. Bedenimiz ve zihnimiz hazır değilse, kendimizi zorlamamızın gereği yoktu. Ve artık sırada “tittibasana” vardı. “Bakasana”dan farklı olarak omuzları ve kolları bacakların içine sokmaya çalıştık. Bu ilk aşamaydı. İsteyen asananın bu aşamasında kalabilirdi. Eğer burada iyi hissediyorsak ve duruşta biraz daha ilerlemek istiyorsak bacakları yana doğru açabilirdik. Ve son aşama ayakları yerden kaldırıp tam duruşu denemekti. Herkes, kendi deneyimini yaşadı.
Sınıfta her iki duruşu da deneyimlemeyenler vardı. Ne “bakasana” ne de “tittibasana”dan mutlu olan öğrenciler vardı. Bedeni bu kadar hazırladıktan sonra bir başka seçenek daha gösterebilirdim. “Bhujapidasana” (kol denge duruşu) ve “eka hasta bhujasana” (tek el kol denge duruşu) da diğer iki seçenekti. Bu kadar çok seçenek göstermemim tek bir sebebi vardı. Herkesin beden yapısı farklıydı. Kiminin omuzları çok esnek, kiminin kalçası… Kiminin ön bacaklarında “kuadriseps” kasları çok gergin olduğu için özellikle “eka hasta bhujasana” onlar için çok zorlayıcıydı. Kuadriseps kaslarına kramp girebiliyordu. Kimilerinin kolları kısa geliyordu ve o yüzden “bhujapidasana” ve “tittibasana” onlara çok zor geliyordu ama “bakasana” onlar için çok daha kolaydı. Derste herkesi az çok memnun etmek istediğim için birçok seçenek sunmuştum.
Zirve duruşundan sonra “dandasana” (asa duruşu) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile omurgayı dengeledikten sonra sırt üstü yatarak “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile bedeni rahatlatıp gevşettik. Sırada “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) vardı.
Yoğun bir ders yaptığımız ve ders boyunca çok yorulduğumuz için o gün “savasana”yı uzun tuttum. Beden ve zihin iyice gevşesin ve dinginleşsin diye… “Savasana” sonrası dersi nasıl bitirdik? “Kol denge duruşları oldukça zorlayıcı duruşlardır. Bu duruşları yapabilmek için koordinasyon ve konsantrasyon gerekmekteydi. Beden ve nefesi birbirine uyumlamak, sabit bir noktaya bakmak ve korkuların üzerine gitmek… Kol denge duruşlarından bahsettiğimizde, korkularda devreye giriyordu. Artık ayaklarımızın üzerinde değil, kollarımızın üzerindeydik. Artık zeminimiz ellerimizdi. O yüzden ellerimizi güçlü bir şekilde yere yerleştirmeli, parmaklarımızı yere geniş bir şekilde yaymalı ve zeminimizi mümkün olduğunca güçlü ve geniş tutmalıydık. Eller ve kollar ayaklar kadar güçlü olmadığı için, korkularla yüzleşmek zorunda kalıyorduk. Karga gibi, ateş böceği gibi uçmak… Bedenin ağırlığını biraz öne, biraz arkaya vererek uçmak… Kanatlanmak… Korkularla yüzleşmek ve korkuların üzerine gitmek…” İşte o günkü dersten bizlere kalan da buydu…

başa sarmak…

Standard

Yoga yaparken bir “asana”dan bir “asana”ya geçmeyi çok seviyorum. Bir “asana”da nefes al, diğerinde nefes ver. Ya da bir “asana”da beş nefes bekle sonra öteki “asana”ya geç ve beş nefes bekle. Dans eder gibi… Hareketli… Akışkan… Aralarda kopukluk olsun istemiyorum. Bir bütün… İnanır mısınız sadece “vinyasa” tarzı yogada değil aynı zamanda “yin” yogada bile bu devinimi sağlamak istiyorum ve oluyor da… “Yin yogada da mı asanalar arasında akış yapıyorsunuz. İnanamıyorum” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Gerçekten de olabiliyor… Hal böyle olunca da, kendi yoga çalışmalarımın dışında derslerimde de aynı ritmik, akışkan, hareketli yoga tarzını korumaya çalışıyorum. Geçen haftaki dersimde beni bile şaşırtan bir şey oldu. “Akışı başa sardık.” Ne yaptınız, ne yaptınız? Evet, yanlış okumadınız. Akışı başa sardık. Ama ben anlatmaya en baştan başlayayım en iyisi…

2009-2010 tum fotolar 684

O gün özel derse gittiğimde öğrenci çok yorgun olduğunu ve bedenini esnetmek için yoga yapıp yapamayacağımı sordu. O gün, bedenini ve ruhunu esnetmek, dinlendirmek ve dinginleştirmek istiyordu. Zirve duruşlarına odaklandığımız her zamanki “vinyasa” derslerinin yerine gevşeme odaklı bir ders yapacaktık. İlk önce “asana”larda en az üç dakika beklediğimiz ve derin bağ dokularına kadar bedeni esnettiğimiz “yin yoga” yapmayı düşündüm. Derse “utthita balasana”da (uzanmış çocuk) başlayarak bedenin, özellikle zihnin, yorgunluğunu ve ağırlığını alından “yoga mat”ına (minderine) bırakmaya çalışarak başladık. Her nefes verişte yorgunluğu ve ağırlığı bedenden ve zihinden biraz daha attık. Amaç, uzanmış çocuk duruşundan kalktıktan sonra bizi engelleyecek hiçbir şeyin kalmamış olmasıydı. Beş dakika kadar “utthita balasana”da dinlenip meditasyon yaptıktan sonra, “virasana”ya (kahraman duruşu) geçtik ve derse başlamadan önce niyetimizi belirledik.

Kimi zaman derse başlarkenki niyetimiz ile ders bitişinde hissettiklerimiz aynı olmayabiliyordu. Akış bizi nereye götürürse, kabul ediyorduk. O gün derse başlarken, niyetimiz beden ve zihnimizi esnetmek, dinlendirmek ve dinginleştirmekti. Dersin bizi nerelere götüreceğini o anda bilemezdik…

“Virasana”da lateral esneme (sağa/sola bedeni esnetme) ile devam ettik. Sağa esneyip beş nefes kaldıktan sonra, nefes alırken ortaya gelip nefes verirken sola esnedik. “Asana”lar arasında durmayıp dans eder gibi akmasını istemiştim. Aynı seriyi ikinci kez yaparken, sağda beş nefes bekledikten sonra göğüs kafesini açmak için kolu geriye doğru götürüp sağ göğsü tavana doğru çevirdik. Birkaç nefes burada bekledikten sonra, sağ kolu yerdeki sol kolun içinden geçirerek burgu yapmıştık. Bu seriyi yin yoga eğitmenlik kursu sırasında öğrenmiştim ve çok hoşuma gitmişti. Bedeni sağa sola esnetiyor, arkaya eğiyor ve burguya sokuyordu. Yani ders öncesi omurgayı iyi esnetiyordu.

Dört ayak üzerine gelip baldır kaslarını esnetmeyi amaçlamıştım. Öğrencim, haftanın iki günü dans kursuna gidiyordu ve bacak kasları gerginleşiyordu. Sağ bacağı geriye doğru açıp ayak parmak uçlarını mat’e takıp on nefes bekledik. Sonra öteki taraf. Bu duruşta beklerken, ayak tabanlarını yere yaklaştırmaya çalışıyorduk. Amaç, baldır kaslarını iyice esnetmekti.

O an “yin yoga”dan vazgeçtiğim andı. Nasıl oldu bilmiyorum, birden aklıma bambaşka bir akış denemek geldi. Elimde yazılı bir ders yoktu. O an sadece yaratıcılığıma ve içimden geldiği gibi kendimi akışa bırakmaya karar vermiştim. Akış, bize ne gösterecekti? Akış, bizi nerelere getirecekti? Eğlenceli olacağa benziyordu… İnşallah çuvallamam…

Sağ ve sol baldır kaslarını esnettikten sonra dört ayak üzerine gelip “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı hareketlendirdikten sonra “uttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu) ile göğüs kafesini esnettik. Tekrar dört ayak üzerine gelip, sağ bacağı iki elin arasına yerleştirip, “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) duruşuna geçtik. Bu duruşta, arkadaki ayak parmak ucundaydı. Arkadaki ayağın dizini bükmeden, yani arka ayağı elimizden geldiğince düz tutarak, tüm kaslarını aktif tutarak, ayak tabanını yere yaklaştırmaya çalıştık. Evet, tahmin ettiğiniz gibi… Biraz daha baldır kaslarını esnetmek istemiştim. Nefes alırken kollar kulakların yanında yukarı doğru uzanıyor ve nefes verirken duruşta biraz daha yere yaklaşmaya çalışarak derinleşiyoruz. Evet, kalça fleksör kasları, kasık kasları… Nefes alırken parmak ucunda yüksel, nefes verirken topuğu biraz daha yere yaklaştır. Arka bacağı gergin tutarak, tüm kasları çalıştırarak… Ve “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı)… Öndeki bacağı düzelt ve “trikonasana” (üçgen) ve tekrar “virabhadrasana I”. Ayaklarını öyle bir mesafede tut ki, arkadaki topuk yere değsin. Şimdi nefes verirken “parsvottanasana” (bacaklar ayrı baş dize duruşu). Beş kez bu iki asana arasında nefeslerle akıyoruz. Nefes alırken arkadaki ayak parmak ucuna geliyor ve “ashwa sanchalanasana”… Nefes verirken dizi yere yaklaştır ama diz biraz havada kalsın, nefes alırken yüksek hamle duruşu… Beş kez bu akışı yaptıktan sonra, diz yere ve “anjaneyasana” (alçak hamle). Birkaç nefes ellerin üzerinde bekle ve dirsekleri yere getir, kalça fleksör kasların biraz daha esnesin. Nefes alırken, sol el yerde sağ kolunu yukarı doğru kaldır ve sağa doğru burgu yap. Nefes ver eller yere, nefes alırken kolların üzerinde yüksel. Nefes al öndeki bacağı düzelt, nefes ver bük… Beş kere… Ve şimdi “ashwa sanchalanasa”da kal. Nefes verirken arkadaki dizi bük ve yakalamaya çalış. Kalça fleksörleri iyice esnesin. Nefes alırken, sol kolunu kulağının yanından yukarı doğru uzatıp omurganı dik tutman mümkün mü? Eller yere ve dört ayak üzerine gel…

Sağ bacak öne doğru gelsin, sağ diz sağ kola doğru ve ayak sol kola doğru… Evet doğru tahmin. “Eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu). Nefes verirken öne eğil. Birkaç nefes sonra, bedeni sola doğru yürüt ve burguya gir. Kalçayı dışa çeviren kasları (dış rotatör kasları) hissedeceksin. Nefes alırken öne gel ve kolların üzerinde yüksel, nefes verirken arkadaki dizi kalçaya yaklaştır ve sol kolla tut. Ters kol, ters bacak. Bel omurlarını gereksiz yere zorlamayalım. Nefes verirken arkadaki bacağı bırak ve sağ kalçayı yere düşür. Arkadaki bacak öne gelip sağ bacağın üzerine yerleşsin. Kare duruşu… Nefes al, omurgayı uzat, nefes ver öne eğil. Birkaç nefes sonra, bedeni sağa doğru yürüt ve burguya gir. Sol kalçanın dış kaslarını biraz daha yoğun hissedersin. Nefes al öne gel ve yukarı uza. Bacakları kadınların bacak bacak üzerine attığı gibi at. Sırada “gomukhasana” (inek başı duruşu) var. Nefes al omurgayı uzat, nefes verirken öne katlan. Sol kalçanın dışını hissetmeye devam ediyoruz. Nefes al yukarı kalk, nefes verirken sağa burgu. Nefes al ortaya gel, nefes verirken sola burgu… Nefes al ortaya gel, nefes verirken sağ bacağı solun üzerine at “gomukhasana”, “gomukhasana”da burgu ve “kare duruşu” ve sol bacakta “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu) yapmak için “mat”ın ön tarafına paralel olacak şekilde yerleştir, sağ bacağını arkaya doğru aç…

İşte o an, “geri sarmaya başladığımız an”dı. Yerden ayağa doğru kalkacaktık. Sağ bacakta yaptığımız tüm “asana”ları, sol bacakta yapacaktık ama ayağa kalkıp en baştan başlamak yerine, yerden “asana”ları birbirine bağlayarak yapacaktık bunu. Ama bir an zihnim donup kalmıştı. “Eka pada rajakopatasana”da öne eğilme, burgu, arkadaki bacağın kalça fleksör kaslarını esnetme… Sonra? Sonra ne geliyordu? Ya da önce mi demeliydim? Derin nefes aldım ve sağ bacakta yaptığımız akışı hatırlamaya çalıştım. Ve geri sardım zihnimi…

“Eka pada raja kapotasana”dan dört ayak üzerine, dört ayak üzerinden sol bacak önde “ashwa sanchalanasana”… Bu duruşta arkadaki dizi büküp yakalamaya çalışıp kalça fleksör kaslarını esnetme. Nefes alırken, sağ kolu kulağın yanından yukarı doğru uzatıp omurgayı dik tutmaya çalıma… Sağ diz yere ve “anjaneyasana”. Bu duruşta, dirseklerin üzerine inmeye çalışma… Nefes alırken, sağ el yerde sol kolunu yukarı doğru kaldır ve sola doğru burgu yap. Nefes ver eller yere, nefes alırken kolların üzerinde yüksel. Nefes al öndeki bacağı düzelt, nefes ver bük… Beş kere.. Nefes alırken arkadaki ayak parmak ucuna geliyor ve “ashwa sanchalanasana”… Nefes verirken dizi yere yaklaştır ama diz biraz havada kalsın, nefes alırken yüksek hamle duruşu… Arkadaki topuğu yere düşür ve “virabhadrasana I”. Ayaklarını öyle bir mesafede tut ki, arkadaki topuk yere değsin. Şimdi nefes verirken “parsvottanasana”. Beş kez bu iki asana arasında nefeslerle akıyoruz. “Trikonasana”, “virabhadrasana II” ve “virabhadrasana I”… En son “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) duruşuna geçtik. Bu duruşta, arkadaki ayak parmak ucundaydı. Arkadaki ayağın dizini bükmeden, yani arka ayağı elimizden geldiğince düz tutarak, tüm kaslarını aktif tutarak, ayak tabanını yere yaklaştırmaya çalıştık. Nefes alırken kollar kulakların yanında yukarı doğru uzanıyor ve nefes verirken duruşta biraz daha yere yaklaşmaya çalışarak derinleşiyoruz. Nefes alırken parmak ucunda yüksel, nefes verirken topuğu biraz daha yere yaklaştır. Arka bacağı gergin tutarak, tüm kasları çalıştırarak…

Bu duruştan sonra eller yere sol bacak arkaya “phalakasana” (sopa), “ashtangasana” (diz-göğüs-çene yere), “bhujangasana” (kobra) ve “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek)… Nefes alırken öne gel nefes ver “uttanasana” (ayakta öne eğilme). Ve nefes alırken “tadasana” (dağ duruşu).

“Tadasana”da lateral esneme (bedeni sağa sola esnetme) ve sonra bacakları yana doğru açıp “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrı öne eğilme). Ellerle ayak başparmaklarını yakalayıp nefes verirken bedeni öne katla. Nefes al yarı yola kadar açık, sağ dizi bük kalçayı geriye doğru götürerek sağ bacağına yaklaş, sol bacağın içindeki kaslar esnesin. Şimdi ters tarafa… Her nefes alış verişte bacak değiştir. Bu akışı biraz hareketli yapıyoruz. Öndeki bacağın dizini bük, bedeni “mat”ın önüne çevir ve “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle). Arkadaki diz yere “anjaneyasana” ve öndeki bacak arkadaki bacağın yanına getir ve dizlerin üzerine otur. Sağ bacağı yana doğru aç. İç bacak kaslarını çalışmaya devam ediyoruz. Topuk yerde ayak parmak uçları havaya bakıyor. Nefes alırken “balerin bacak” (ayak bileği ekstansiyonu) ve nefes verirken “ayak parmaklarını kendine doğru çek” (ayak bileği fleksiyonu). Beş kez tekrarladıktan sonra, bacak değiştirip aynı seriyi orada tekrarlıyoruz. Tekrar dizlerin üzerine otur. Şimdi bacakları yana doğru açıp “mandukasana” (kurbağa duruşu) ile kasık kaslarını biraz daha esnetmek istiyoruz. Ayaklar tam arkaya da bakabilir. Eğer bu şekilde kasık kaslarımı çok hissetmiyorum diyorsan, ayaklarını “kurbağa” gibi yanlara çevirebilirsin. Nefes al verirken kalçayı topuklara doğru uzat. Öne yığılmıyoruz. Mümkün olduğu kadar kalçayı topuklara doğru gönderip bacakların içindeki hissi derinleştiriyoruz. Nefes al kolların üzerinde yüksel nefes ver “virasana” (kahraman duruşu). Kalçayı yere oturttur ve bacakları öne uzat. “Dandasana” (asa duruşu) on nefes. Nefes al yukarı doğru uza, nefes verirken bacakları yarım kelebek duruşuna getir (janu sirsasana-baş dize duruşu). Nefes al verirken öne katlan. Beş nefes sonra, nefes alırken yukarı uza nefes verirken bacakları bu şekilde tutarak biraz geniş aç. Nefes al omurgayı uzat, nefes verirken bacakların içine eğil. Kasık kaslarını esnetmeye devam… Nefes al yukarı uza, nefes verirken, kolunu uzun bacağına doğru götür, omuzları yan yana tutmaya ve göğüs kafesini açmaya devam ederek bedeni burguya sok. Nefes al, yukarı uza nefes verirken bacak değiştir ve aynı seri öteki tarafta…

Artık sıra biraz “yin”leşmeye gelmişti. İleri ve geri sarmalar bitmişti. “Bolster”ımızı kullanıp son iki duruşta rahatlayacaktık. Ama o da ne? Birden gözüme “büyük pilates topu” çarptı. “Pilates topu”nun üzerinde “urdhva dhanurasana” (köprü) deneyecektik. Öğrencimin bir süredir omuz, boyun ve el bileği sorunları olduğu için ne zamandır “urdhva dhanurasana” yapmamıştık. Pilates topunun üzerinde bileklerine yük bindirmezdi ve bu “asana”yı güvenli bir şekilde yapabilirdik. Hemen denedik ve tabii ki oldu. El bileklerine yüklenmeden, sadece göğüs kafesini esneterek…

Sanırım artık dinlenebilirdik. “Bolster”ı kalçaya değecek şekilde yerleştirdikten sonra, bacakları “kelebek” yapıp “bolster”ın üzerine yattık (supta baddha konasana- yerde kelebek). Kolları geriye doğru açıp, omuz kuşağının ve göğüs kafesinin de biraz daha esnemesine izin verdik. Üç dakika burada dinlendikten sonra, “bolster”ı duvara yasladık. Bugün “viparita karani”de (bacaklar duvara duruşu) dinlenecektik. Kalçanın bir yanını duvara iyice yasladıktan sonra bacakları yukarı kaldırdık ve bel “bolster”ın üzerine gelecek şekilde yerleştik. Önce bacakları “V” şeklinde tutarak bacak içindeki kasların pasif bir şekilde esneyip dinlenmesine izin verdik. En son bacakları birbirine yaklaştırıp, 90 derece havada ama duvara yaslı bir şekilde “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) yaptık.

Beş dakika dinlendikten sonra, ayak tabanlarını duvara yaslayıp bedeni sağa doğru düşürdük ve yerden destek alarak oturma pozisyonuna geldik. Omurga dik, omuzlar geriye doğru yuvarlanmış, göğüs kafesi açık. Eller kalbin önünde “namaste” (dua pozisyonunda), çene göğse yakın. Gözler kapalı…

Niyetimiz neydi? Bedeni ve zihni esnetmek, dinlendirmek ve dinginleştirmek. Amacımıza ulaşmış mıydık? Evet, sanırım ulaşmıştık. Bedenin her bir noktası esnetilmişti. Zihin de bedeni ve yönergeleri izlediği için “an”da kalmış ve dinginleşmişti… Tam bir şey söyleyecekken, öğrencim konuşmaya başladı. “Dersi nasıl bitireceğinizi düşünüyorsunuz değil mi? Nasıl oldu da böyle bir akış çıktı. Sol tarafı yaparken geriye sardık. Asanaları birbirine bağladık. Nasıl mı oldu? Ben söyleyeyim. Siz yazı da yazdığınız için hep giriş, gelişme ve sonuç olarak düşünüyorsunuz. Bir şeyi yaptırırken, zihniniz bir sonraki hamleyi düşünüyor. Dersleriniz de yazılarınız gibi bir sonraki hamleye odaklı. Bir kompozisyon yazıyor gibisiniz derslerde. O yüzden birbirine bağlayabiliyorsunuz ya da o yüzden bu şekilde bağlamayı ve bağlantılı ders yapmayı seviyorsunuz. Zihniniz bu şekilde çalışıyor: Giriş, gelişme ve sonuç… O yüzden kurgu sizin için önemli. Dersler de o yüzden hep bir kurgu, akış ve devinim içinde…” O güne kadar hiç düşünmemiştim. Böyle bir şey hiç aklıma gelmemişti. En iyisi size de sorayım: Gerçekten öyle mi?