Monthly Archives: Ekim 2014

kendini iyi dinle!

Standard
Hayatınızda hiç acı hissetmediğiniz oldu mu? Bir yeriniz ağrısa bile acıyı çok hafif hissettiğiniz ya da hiç acı duymadığınız oldu mu? “Nasıl yani?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama şaka değil. Gerçekten de acı hissetmeyip bir yerinizi sakatladığınız oldu mu hiç? Benim oldu. En iyisi en baştan anlatmaya başlayım.
DSCN6126

Sakatlığımdan önce bacaklarımı 90 derece yukarı kaldırabiliyordum. Ağrılarımın ilk başladığı anda ise…

Yaklaşık bir ay kadar önce uzun bir kardiovasküler çalışma sonrasında yin yoga yaparak bedenimi esnetmeye ve rahatlatmaya karar vermiştim. Koşu bandında ve eliptik bisiklet üzerinde bir saat geçirdikten sonra, özellikle bacak kaslarımı iyice esnetmek ve gevşetmek istiyordum. Bunun için yin yoga biçilmez kaftandı. Bacak arkasındaki hamstring kaslarını, bacak önündeki kuadriceps kaslarını, bacağı dışa ve içe çeviren kasları esnetmek için gereken yin yoga duruşlarını yapıp bu asanalarda on dakika boyunca sabit bir şekilde beklemiştim. (Bu konu ile ilgili ayrıntılı yazıma https://burcuyircali.wordpress.com/2014/09/28/aman-dikkat/ linkini tıklayarak ulaşabilirsiniz.)

O gün sıcağı sıcağına hiçbir şey hissetmemiştim. Ertesi sabah kasığımda bir ağrı ile uyanmıştım. Kendimce, aşırı esnemekten üst beden ile alt beden arasında geçiş noktasında bulunan “iliopsoas” kasını incitmiştim. “Half saddle” (yarım eyer) duruşunda geçirdiğim uzun dakikalar bana pahalıya malolmuştu. Daha önce de aynı tarz bir sakatlık yaşadığım için kendi kendime sorunu bulmuştum ve sorunu çözmek için de ağrı kesici ve pomat kullanmaya başlamıştım. Nasılsa birkaç güne kadar geçerdi.
Ama geçmedi. Tabii ki geçmezdi. Ben, kardiovasküler çalışmalarıma, yoga derslerime ve üyesi olduğum spor tesisinde başka öğretmenlerin grup derslerine katılmaya devam ediyordum. Acı dinmek bir yana iyice artmaya başlamıştı. Arabaya inmek ve binmek bile işkence haline gelmişti. Kasıklarımda, bacaklarımın içinde ve kalçamın dışında acı hissediyordum. Ne yazık ki bacağım da uyuşmaya başlamıştı. Sanki sol bacağım bana ait değildi.
Bir süre daha geçti ve ben doktora gitmeye razı oldum. Doktor, şikayetlerimi dinledi. Hangi duruşta bacağımı incitmiş olabileceğimi sordu ve ben gösterdim. İlk başlarda “iliopsoas” kasımı incittiğimi düşünüyordum ama acı ve ağrı kasıklarıma doğru ilerlediği için iç bacak ya da addüktör kaslarımı incitmiş olabileceğimi düşünmeye başlamıştım. “Suçlu” asanaları da bulmuştum: “Dragonfly” (helikopter böceği) ve “frog” (kurbağa)… Doktor, her tür yoga ve esnetme hareketini ve “lunge” ve “squat” yapmamı yasaklarken, ilaç ve pomat tedavisine devam etmemi tavsiye etti. Bunların yanında sıcak su kompresi ile kaslarımda oluşan küçük yırtık ve/veya kanamaları hafifletmemi de söyledi.
Teşhis konulmuş, tedavi tavsiye edilmiş ve eve yollanmıştım. Doktor, yürüyüş bandında yürümeye devam edebileceğimi söylediğinde ne kadar mutlu olduğumu tahmin edebilirsiniz herhalde. Karın ve sırt kaslarının çalıştırıldığı grup derslerine de katılmaya devam ediyordum. Herkes “lunge” ya da “squat”da “dumbell”larla sırt kaslarını çalıştırırken ben düz bir şekilde ayakta durarak çalıştırıyordum. Hiç yoktan iyi, öyle değil mi?
Peki özel ve grup derslerimde ne yapacaktım? Grup derslerine gittiğimde, öğrencilerden birinden “örnek öğrenci” olmasını ve sınıfın önünde konuşlanmasını rica ediyordum. Zaten ders boyunca, her bir duruşun hizalanmasını anlatıyor ve ismini söylüyordum. Bu nedenle sorun olmuyordu. Göstermem gereken şeyleri de “örnek öğrenci”nin üzerinde gösteriyordum.
Hamile yogası derslerimde de, yeni öğrenci katılmadığı için bir sorun yaşamadım. Derslere uzun zamandır aynı kişiler katıldığı için hem akışa hem de asanalara aşinalardı ve dolayısıyla ben de asanaları göstermek zorunda kalmıyordum. Böylece derslere devam edebiliyor ama bedenimi yormuyordum.
Bu süreçte tek bir sorunla karşılaştım. Bir önceki yazımda bahsetmiştim. Stüdyoda “yoga sculpt”, nam-ı diğer “şekillendirici yoga” dersleri vermeye başladım diye. (Bu konuda ayrıntılı yazıya https://burcuyircali.wordpress.com/2014/10/19/ruhunuzun-evini-sekillendirin/ linkini tıklayarak ulaşabilirsiniz.)
“Şekillendirici yoga”, klasik yoga derslerine kıyasla, daha hızlı müziklerin kullanıldığı, ellere “dumbell”lar alındığı, bir asanadan bir asanaya hızlı bir şekilde akıldığı terlettiren bir yoga tarzı. Akış boyunca sık sık “lunge” ve “squat”lar kullanıldığı için benim sakatlığım için hiç de uygun bir ders değildi. Bir de derse daha önce katılmayan ve ilk defa katılan kişiler olduğunu düşünün.
Ne mi yaptım? “Surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısınırken, sadece yönergelerle yönlendirdim katılımcıları. Ellerimize “dumbell”ları aldığımızda derinleşmeden gösterdim asanaları. “Lunge” ve “squat”ı bir kere gösterdikten sonra, duruşların sadece isimlerini söylemem yeterli oldu. Evet biraz zor oldu. O günkü ders, kendim de müziği hissettiğim, müzikle dans eder gibi aktığım, “dumbell”ları elimde sıkıca tutup sırt kaslarımı, omuz kaslarımı, kol kaslarımı çalıştırdığım, “lunge”larda ön bacak (kuadriceps) kaslarımı hissettiğim dersler gibi olmadı. Katılımcılarla birlikte akışlar yapamadığım için, dersin hızını da istediğim gibi ayarlayamadım. Ama olmadı mı? Oldu tabii ki. Ama istediğim gibi değil. Kusursuz değil.
Üzerinden bir hafta daha geçti. Acım ve ağrılarım biraz daha dindi. Yine “şekillendirici yoga” günü geldi çattı. Ben pek umutlu değildim. Kimse gelmez diye düşünüyordum. Bir de ne göreyim? Bir hafta önce derse gelen öğrenciler yine gelmişlerdi. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. Demek ki, o kadar acı ve ağrıma rağmen, istediğim gibi bir ders ve ortam yaratamama rağmen dersi sevdirebilmiştim. Bu ikinci ders, kendimi daha iyi hissettiğim için biraz daha hızlı, akışlı ve farklı asanaların da eklendiği bir ders oldu. Müziği daha iyi hissettim. Daha dinamiktim. Daha heyecanlıydım. Müziğin ritmini hissederken, sesimin tonu bile değişmişti. Geri dönmüştüm. Tabii ki zorlamadım. “Lunge” ve “squat” yapmadım. Sadece isimlerini söyleyerek katılımcıları asanalara yönlendirdim. Ama çok iyi hissettim. Acı ve ağrılarla yaşamayı öğrenmiştim galiba.
Yazıyı yazmaya başladığımda, sonu nereye varacak diye düşünmüştüm. Neden addüktör kaslarımı incittim? Hizalanmaya ve kasları düzgün kullanmaya bu kadar dikkat ettiğim halde, neden sakatlandım? Önce duygusal açıdan düşündüm. Kasık kaslarının ne gibi duygular taşıyabileceğini, bu duyguları o sıralarda yoğun hissedip hissetmediğimi… Hayır, o sıralarda bu duyguları hissetmemiştim. Peki neydi sorun? Bir süredir yin yoga çalıştığım için kaslarım çok esnemişti de ben aşırı esnemekten dolayı mı sakatlanmıştım? Bu mümkündü. Peki “dragonfly” (helikopter böceği) duruşunda on-onbeş dakika arası sabit bir şekilde beklerken ve kasımı incitirken nasıl olur da hiçbir şey hissetmezdim? Nasıl acı duymazdım? Nasıl bir ağrı ya da bıçak keser gibi bir acı hissetmezdim? Bu kadar mı duyarsız olmuştum? Ya da yoganın bedenimin her bir köşesinde yarattığı acılara o kadar alışmıştım ki, kaslarım incinirken hissedememiştim? Yoksa yoga acı ile beni büyütmüş ve olgunlaştırmış mıydı? İnanın, hala cevabı bulamadım. Bir gün, bir yoga asanasında derinleştiğimde bulurum cevabı belki de…
Kim bilir!…
Reklamlar

ruhunuzun evini şekillendirin!

Standard

Geçen ilkbaharda bir arkadaşımın yanına tatile gittiğimde değişik yoga derslerine katılmıştım. Bunlardan biri sıcak yogaydı. Nam-ı diğer “Bikram yoga.” (Bu konu hakkındaki yazıya https://burcuyircali.wordpress.com/2014/05/11/sicak-yoga/ linkine tıklayarak ulaşabilirsiniz.) Bir diğer değişik yoga tarzıysa “yoga sculpt” idi. Peki neydi bu “yoga sculpt”?

2009-2012

“Yoga sculpt”, ağırlık kullanılarak yapılan hızlı bir yoga tarzıydı. “Vinyasa” (akış) yoga tarzı.  Asanaları yaparken nabzı hızlandıran, metabolizmayı çalıştıran ve bedenin şekillendirilmesine yardımcı bir yoga tarzı. Biz bu derse Türkçe bir isim bulmak istersek, “şekillendirici yoga” diyebiliriz bence.
Klasik yoga derslerine kıyasla, daha hızlı müziklerin kullanıldığı, ellere “dumbell”lar alındığı, bir asanadan bir asanaya hızlı bir şekilde akıldığı terlettiren bir yoga dersi düşünün. Akış boyunca sık sık “lunge” ve “squat” yapıldığını hayal edin. İşte size “yoga sculpt” ya da Türkçe ismiyle “şekillendirici yoga.”
Tatilde katıldığım dersler arasında en sevdiğim ders “yoga sculpt” olmuştu. Yalnız o ülkede bu yoga tarzını da sıcak bir sınıfta yapıyorlardı. Oysa ben, ders verdiğim yoga stüdyosunda “yoga sculpt” derslerini, sınıfı ısıtmadan normal dereceli bir sınıfta yapmaya karar vermiştim. Derslere başlamadan önce, gerekli malzemeyi temin etmek gerekiyordu. Önce yarım kiloluk “dumbell”lar aldık. Neden yarım kilo diye soracak olursanız, cevabı çok basit. Çünkü elimizde ağırlıklarla o asanadan bu asanaya akarken, yarım kiloyu bir anda kendini iki kilo gibi hissetmeye başlıyordunuz. Müzik listeme, ders için hızlı şarkılar da eklemiştim. Artık herşey tamamdı. Sadece değişik tarz yoga denemek isteyen öğrencilere ihtiyacımız vardı.
Peki nasıl bir dersti “yoga sculpt?” Bu dersin akışı nasıldı? Diğer yoga dersleri gibi miydi? Evet tahmin ettiğiniz gibi, “yoga sculpt” dersleri de bir meditasyon ile başlıyordu. Bağdaşta oturup bedeni ve zihni derse hazırlıyorduk. Sonra omurgayı ısıtarak devam ediyordu ders. “Utthita balasana” (uzanmış çocuk) ile bedeni öne eğip omurgayı uzattıktan sonra “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı iyice ısıtıyorduk. “Adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek) ile ayağa kalkıp en son “tadasana”da (dağ duruşu) akışa hazır hale geliyorduk.
Birkaç “surya namaskara” (güneşe selam) serisiyle bedeni iyice ısıttıktan sonra, elimize “dumbell”ları alma zamanı geliyordu. Bu defa elimizde ağırlıklarla “vinyasa” akışlara devam ediyorduk. “Şekillendirici yoga”nın en temel akışı “adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) “ashva sanchalanasana”ya (yüksek hamle), yüksek hamleden “virabhadrasana II”ye (ikinci savaşçı), ikinci savaşçıdan da “viparita virabhadrasana”ya (ters savaşçı) geçişti.
Elimizde ağırlıklar olduğu için bedenin değişik bölgelerini de çalıştırıyorduk. “Ashva sanchalanasana”da bazen biceps (ön kol) ve quadriceps (ön bacak) kaslarını çalıştırıyorduk bazen de omuz kaslarını çalıştırmak için kolları yanda teslim olmuş gibi açıp yukarı aşağı indirip kaldırıyorduk. “Virabhadrasana II”deyken kürek kemiklerini (skapula) çalıştırmak için dirsekleri azıcık büküp dirsekleri arkada birbirine yaklaştırıp uzaklaştırıyorduk. “Yogik çömelme” pozisyonunda ise kimi zaman tek tek topukları kaldırıyorduk, kimi zaman iki topuğu birden kaldırıyorduk, kimi zamansa bu duruştayken omuz çalıştırıyorduk.
“Ashva sanchalanasana”, “virabhadrasana II”, “viparita virabhadrasana” ve “utkatasana” (sandalye) duruşlarında ayak parmak uçlarını yerden kaldırıp dengede kalıp kalamadığımızı gözlemliyorduk. “Utkatasana”dayken triceps (arka kol) kaslarını çalıştırmak için kolları bedene yapıştırıp geriye açıp kapatıyorduk. Bazen de tüm bu duruşlarda derinleşip beş nefes bekliyorduk. Belki de en zor anlar asanalarda derinleşip beklemekti.
Denge duruşları, “şekillendirici yoga” dersinin olmazsa olmaz asanalarındandı. Denge duruşlarının arka arkaya sıralanması… Ellerimizde ağırlıklarla… Dersin bir başka zor anı olarak nitelendirilebilirdi. “Vrksasana”dan (ağaç) “garudasana”ya (kartal), kartaldan “virabhadrasana III”e (üçüncü savaşçı), üçüncü savaşçıdan “urdhva prasarita eka padasana”ya (ayakta bacakları ayırma duruşu), “urdhva prasarita eka padasana”dan da “uttanasana”ya (ayakta öne eğilme) geçiş. Bu denge akışının ne kadar zor olabileceğini ve ellerimizde “dumbell” varken daha da zorlayıcı olabileceğini tahmin edersiniz sanırım.
Dersin yarısına geldiğimizde “adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) “malasana”ya (dua tespihi/çelenk duruşu) zıplayıp yere oturuyorduk. Karın kaslarını çalıştırmak için, sırt üstü yatıp ayaklar yerde mekik, bacaklar 90 derece yukarda mekik yapıyorduk. Karın kasları denince, oblik kaslarını esgeçmek olmazdı. Bu kaslar için ise aktif burgular yapıyorduk. Ve tabii ki “phalakasana”da (sopa duruşu) en az beş nefes bekleyerek karın kaslarını iyice çalıştırıyorduk.
Bedeni soğutmak ve yerdeki asanalara hazırlamak için birkaç “surya namaskara” (güneşe selam) serisi yaptıktan sonra, yavaşça yere oturuyorduk. Bir arkaya eğilme ve bir ters duruş… Tercihen “setu bandhasana” (yarım köprü) ve “salamba sarvangasana” (omuz duruşu)… Bir öne eğilme ve bir burgu ile bedeni dengeleme… “Paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ve “jathara parivartanasana” (karından burgu)… “Ananda balasana” (mutlu bebek) ve “apanasana” (dizleri göğüse çekme) ile omurgayı rahatlattıktan sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu)…
“Şekillendirici yoga”, temelinde bedene odaklı bir ders olduğundan dersi bitirirken felsefi bir noktaya değinmek pek mümkün olmuyordu. “Savasana” sonrası bağdaşta otururken tek bir şey söyleyebilmiştim: “Bedenimiz, evimizdir. Ruhumuzun ikamet ettiği yerdir. Bugün bu evi güzelleştirmek ve şekillendirmek için çalıştık. Ruhunuzun evini ihmal etmeyin ve her zaman güzelleştirip şekillendirin.”

gözlerimiz kapalıyken…

Standard

“Öğretmenim, derslerimizde bugüne kadar hep asana ve akış yaptık. Ben kendi kendime meditasyon deniyorum ama ne kadar başarıyorum bilmiyorum. Gelecek derste meditasyon deneyebilir miyiz?” Neden olmasın?

BEN_4569

O gün derse gittiğimde meditasyona odaklanacağımızı tamamen unutmuştum. Bambaşka bir ders planlamıştım. Meditasyon denemek isteyen öğrenci sınıfa girince, “öğretmenim bugün meditasyon deneyeceğiz, değil mi?” diye sordu. Birden başımdan aşağı kaynar sular indi. Nasıl da unutmuştum? O derste meditasyon ve “trataka kriya” (arınma tekniği) deneyeceğimize söz vermiştim. “Trataka kriya” için mum ve çakmak gerekiyordu ama ben bu arınma tekniğini çalışacağımızı unuttuğum için mum ve çakmağı da getirmemiştim. Ne yapabileceğimi düşünmeye başladım. Mum yerine herhangi bir nesneye de odaklanabilirdik. O halde, su mataramı sınıfın ortasına koyabilirdim ve “trataka kriya”yı mataraya odaklandırarak yaptırabilirdim. Evet en iyi çözüm buydu.
Tam o anda bir başka öğrenci, “evim çok yakın. Derse daha onbeş dakika var. Eve hemen gidip mum ve çakmak getirebilirim” dedi. Bu, harika bir haberdi.
Meditasyona odaklanacağımız için ders boyunca “ajna” (üçüncü göz) çakraya yoğunlaşmaya karar vermiştim. Ders boyunca üçüncü göz çakrasına odaklanacağımızı ve tüm duruşlarda “drishti” (bakış açısı) kullanacağımızı söyledim. Bir asanadan bir asanaya geçerken “drishti”yi hangi noktadan hangi noktaya kaydıracağımızdan da bahsettim. Amacım ders boyunca zihni bir noktaya sabitlemek ve meditasyona hazırlamaktı.
Ders boyunca kullanacağımız “drishti” noktaları burnumuzun ucu, ellerimiz, göbek deliğimiz, ayak parmaklarımız, iki kaşımızın arası ve burgularda omuzun üzerinden sağ ve sol yanımızdı.
“Surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısınırken tüm dikkati “drishti” noktalarına verdik. Nefes alırken avuç içlerini birleştirdik. Kolları yukarı doğru uzatıp ellerimizden yukarı doğru baktık ve nefes verirken ellerdeki bakışı kaybetmeden yere kadar eğildik. Nefes verdiğimizde ayak parmaklarına bakıyorduk. Nefes alırken yarı yola doğru açılıp iki kaşın arasına bakıyorduk. Nefes verirken sopaya geçip bakışımızı iki kaşın arasında tutmaya devam ediyorduk. “Ashtangasana” (diz-çene-göğüs) ve “urdhva mukha svanasana”da (yukarı bakan köpek) bakışlar hala iki kaşın arasındayken “adho mukha svanasana”ya (aşağı bakan köpek) geçerken bakışı göbek deliğine getiriyorduk. Nefes alıp öne geldiğimizde bakış açısını iki kaşın arasına getirip nefes verirken ayaklarımıza getiriyorduk bakışlarımızı. En son nefes alırken avuçları birleştirip yukarı doğru açılırken gözlerimizi avuçlarımızdan ayırmıyorduk. Bu akışlar boyunca bakış açısını kaybetmeden zihni bir noktaya odaklama üzerinde çalıştık. Zihni sakinleştirmeye ve tek bir noktaya getirmeye…
Bedeni biraz ısıttıktan sonra “trikonasana” (üçgen), “ardha salamba sirsasana” (yunus duruşu), “anjaneyasana” (alçak hamle), “parsvakonasana” (yan açı) ve “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı) gibi ayakta asanalarda da bakışlara odaklanarak konsantrasyonumuzu arttırmaya çalıştık.
Yere oturduğumuzda “dandasana” (asa duruşu), “janu sirsasana” (baş dize duruşu), “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) , “bharadvajrasana” (Bilge Bharadvaja burgusu) yaptık ve enerjiyi “salamba sirsasana” (baş duruşu), “salamba sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu), “matsyasana” (balık duruşu) ve “setu bandhasana” (yarım köprü) duruşları ile terse çevirdik. En son bir burgu ile bedeni dengeledik.
Artık sıra “trataka kriya” ve meditasyona gelmişti. “Trataka” kelime anlamıyla bakmak ve seyretmek; “kriya” da arınma amacıyla yapılan eylem demekti. Bu arınma çalışmasında, gözleri bir sembole, muma ya da nesneye sabitleyip gözler yaşarıncaya kadar kırpmadan açık tutmaya çalışırdık. Gözler yaşardığında bir süreliğine kırpıştırır ve uygulamaya devam ederdik.
“Trataka kriya” ve meditasyon için bir daire oluşturduk ve mumu ortaya koyduk. Ben de sınıfın en uzak noktasına geçtim. Oradan sınıfı yönlendirmeye başladım. Önce mumun tümüne sonra alevine baktık. Dikkati alevin renklerine ve uzayıp kısalmasına yönlendirdik. Gözleri mümkün olduğu kadar kırpmadan açık tutmaya çalıştık. Gözler sulandı. Hafifçe kırpıştırdık. Daha geniş bir açıya diktik gözlerimizi. Sonra bakışlarımızı daha küçük bir alana odakladık. En son gözleri kapatıp mumu gözlerimiz kapalıyken görmeye çalıştık. “Gözler kapalıyken görmek.” Bu şekilde on onbeş dakika sürdü “trataka kriya.” Bu arınma tekniği sonrasında bedenin sağ ve sol tarafını dengelemek için “nadi shodhana pranayama” (enerji kanallarını arındıran nefes tekniği) yaptık. “Nadi shodhana”, “ajna” (üçüncü göz) çakrasındaki eril ve dişil enerjiyi dengeleyip kişinin evrende bir ve bütün olmasına yardımcı olan bir nefes tekniğiydi.
Nefes tekniğinin ardından, gözlerimiz kapalıyken meditasyona geçtik. Öğrencilere nefese odaklaklanmalarını tavsiye ettim. Nefeslerini sayarak, anda kalmaya çalışmak. “Zihin sürekli konuşur. Sürekli bir düşünceden, bir düşünceye atlar. Bir türlü durmak bilmek. Sakinleşmez. Amacımız, zihni sakinleştirmek. Zihni susturmanın en temel yollarından biri, gözleri kapatmaktır. Şu anda bunu zaten yapıyoruz. Meditasyonda rahat hissetmeliyiz. Eğer bağdaşta oturmak ve sırtı dik tutmak size zor geliyorsa, o zaman sırtı bir yere dayayın. Bağdaş zor geliyorsa, ayaklarınızı uzatın. Unutmayın, meditasyonda en önemli şey bedeninizin rahat olması. Beden rahat hissedince, zihin de rahatlayacaktır. Kendinize en uygun oturuşu bulun. Ayağınız uyuştuysa ve bedeniniz bunu size söylüyorsa yani bedeniniz konuşuyorsa, bu iyi bir şey. Zihnin şu an burada olduğunu gösterir. Eğer zihnin düşüncelerin peşine takıldığını farkediyorsanız, hemen buraya geri getirin. Nasıl mı? Nefese odaklanın. Nefes alış verişlerinizi sayın. Nefeslerinizi izleyin. Aldım nefesi, verdim nefesi gibi… Düşünceler gelir ve gider. Siz sadece izleyin. Yorum yapmayın. Yorumsuz kaldığınızda, düşüncelerin peşinden gitmediğinizde, bir süre sonra düşüncesizliği farkedeceksiniz. Önce bir anlığına… Sadece bir anlığına, tamamen sakin ve düşüncesiz. Ve yavaş yavaş bu düşüncesizlik anı uzayacak. İki saniye, üç saniye, bir dakika, üç dakika, beş dakika… Amacımız düşüncesizlik anını zaman içinde uzatmak…”
Sonra sustum ve öğrencileri kendi deneyimleriyle başbaşa bıraktım. Yaklaşık on dakika sonra, sıra “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) gelmişti. “Gözlerinizi açmadan, yavaşça derin gevşeme pozisyonuna geçin. Bedeni iyice ağırlaştırın. Toprağın enerjisine teslim edin bedenlerinizi. Gevşeyin iyice. Bedenin sadece bir kılıf olduğunu hatırlayın. Nefesinizi izleyin. Nefesle bütünleşin ve bedeni iyice ağırlaştırın. Bırakın bedeni toprağa.”
Bu dersi nasıl bitirecektim? Bilincimiz, üçüncü göz çakrasında bulunuyordu. Gözlerimiz sadece geçmişi ve şimdiyi görebilirdi ama üçüncü gözümüz açıldığında geleceği görebilirdik. Önsezilerimiz ve algılarımız daha güçlü olabilirdi. “Gözlerimiz kapalıyken görmek.” Benim için dersin ana fikri buydu. Anlayışlı olabiliyor muyduk? Empati kurabiliyor muyduk? Çevremizdekileri, olan biteni… Gözlerimiz kapalıyken bile görebiliyor muyduk?