pusula

Standard

Yoga derslerinde öğrencilerin en çok çalışmak istedikleri bölgeler sırt ve karın kasları… Ya da benim gittiğim yerlerdeki öğrenciler sırt ve karın odaklı ders yapmayı seviyor. Kişisel olarak tekdüze hayatı sevmediğim gibi derslerde de aynı “asana”ları (duruş) yapıp aynı tarz dersler yapmak istemiyorum. Hal böyle olunca da öğrencileri mutlu edecek değişik “asana”lar bulmaya ve çalıştırmaya çalışıyorum. Bulmak derken; bir süredir yapmadığım ve o nedenle de zihnimin derinlerine yerleşmiş “asana”ları hatırlamaya çaba gösteriyor ve derslerde yeni şeyler denemenin yollarını arıyorum.

2014-02-07 19.15.09

Geçen haftaki grup derslerinde öğrenciler sırt odaklı çalışmak istedi. Birkaç öğrenci de kalça kaslarını esnetmek istediklerini söylediklerinde yapacak tek bir şey kalmıştı. İki bölgeyi de çalıştıracak bir zirve duruşu bulmak ve bedeni bu duruşa hazırlamak. O günkü zirve duruşu “parivrtta surya yantrasana” (pusula) olacaktı.

Derse meditasyon ile başladıktan sonra bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıttık. “Parivrtta surya yantrasana” için bacağın arkasındaki “hamstring”, kalçayı dışa çeviren kasları ve omuz kuşağını esnetmek ve omurgayı da burguya hazırlamak gerekiyordu. Dersin ilk yarısında “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “vrksasana” (ağaç duruşu), “ardha baddha padmottanasana” (yarım lotusta ayakta öne eğilme), “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “padangusthasana” (el ayağa uzanmış ayakta öne eğilme), “eka pada raja kapotasana” (güvercin), “garudasana” (kartal), “gomukhasana” (inek başı duruşu), “uttanasana”da, “ashwa sancahalanasa”da, “anjaneyasana”da ve “gomukhasana”da burgu ile bedeni hazırladık.

Zirve duruşunu yapmadan önce “half frog”da (yarım kurbağa) hamstringleri esnetmek için önce öndeki uzun bacağa sonra kasık kaslarını esnetmek için iki bacak arasına esnedik. “Paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile hamstring kaslarını iyice esnettikten sonra “rock the baby” (beşiği salla) duruşu ile kalçayı dışa çeviren kaslarını hazırlamaya başladık. “Rock the baby” sonrasında kalçayla içe ve dışa doğru daireler çizdik. “Parivrtta surya yantrasana” öncesinde “akarna dhanurasana” (okçu duruşu), “krounchasana” (balıkçıl duruşu) yaptık. Bu duruştan hemen sonra sağ bacağı sağ omzun üzerine yerleştirip sağ eli de yere koyduk. Omuz içeri doğru girerken bacağı geriye doğru ittiriyor ve hamstring kasları gerilerek bacak düz hale geliyordu. Bacak düzeldikçe omurga sola doğru dönüyordu. Sol el ile sağ ayağı yakalayıp omurgayı mümkün olduğunca sola doğru çevirdik ve “parivrtta surya yantrasana.” Kimisinin hamstring kasları esnek olduğu için duruşu oldukça iyi sergiledi. Kimisi dizlerini büktü ama duruşu kendi bedeninin elverdiği ölçüde yapmaya çalıştı. Herkes kendi deneyimini yaşadıktan sonra diğer tarafı da yaptık.

“Dandasana” (asa duruşu), “paschimottanasana” ve “setu bandhasana” (yarım köprü) ile omurgayı dengeledik. Dizleri çekip göğüs kafesine sarıldık (apanasana). Sırt üstü yatıp yerde pelvik tilt yaptıktan sonra “ananda balasana” (mutlu bebek duruşu) ile akışı tamamladık. “Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) sonrasında dersi sona erdirdik.

O günlerde neden pusula duruşu aklıma gelmişti? Bir süredir ülkemizde yaşanan olaylar nedeniyle herkes şaşkın, üzgün ve mutsuz haldeydi. Sanki arabayla uzun yola çıkmış ve anayolda yolumuzu kaybetmiş gibiydik. Pusulamız şaşmıştı. O gün pusula duruşu yaparak beden, ruh ve zihnimizi tekrar bir araya getirmek ve şaşan pusulamızı düzeltmek için yoga yaptık. Ne zaman pusulamız şaşsa yoga bize yol gösterir ve ışığımız olur. Yeter ki beden, ruh ve zihnimiz bir ve bütün olarak yoganın bize sunduklarını iyi algılayıp dinleyebilelim…

gerçekten değerli misin?

Standard

Hayat çoğu zaman tesadüflerle dolu. Peki ya tesadüf diye adlandırdığımız şey aslında tesadüf değil de “olması gereken şeylerin olması gerektiği zamanda olması” ise? Yine bilmece gibi oldu. Baştan alsam iyi olacak galiba…

20130412_130012

Geçen hafta özel dersime gittiğimde her zaman çalıştığımız salonda spor kıyafetli bir kişi vardı. Ben üzerinde fazla durmadım çünkü öğrenciyle yoga çalıştığımız o salon, tüm çalışanların boş zamanlarını değerlendirebileceği bir konferans salonu ve dinlenme odası idi. O sırada öğrencim salona geldi ve beni salonda bekleyen kişi ile tanıştırdı. Meğer o kişi de yoga dersimize katılacakmış. Yabancı uyruklu bir kişi olduğu için o gün dersi İngilizce vermem gerekiyordu. Uzun zamandır da İngilizce ders vermemiştim. Daha önce de bu konuda yazılar yazmıştım. Bir süre yabancı dilde ders vermeyince pratiğinizi kaybediyorsunuz. Kimi zaman “el ne demek, ayak parmağı nasıl denirdi, peki ya el bileği İngilizce nasıl ifade edilirdi” gibi basit şeyleri bile dillendiremiyorsunuz. Tutuk başladığınız derste sonradan dil çözülüyordu ve daha kolay ifade etmeye başlıyordunuz.

Yeni gelen kişi daha önce hiç yoga dersine katılmadığı için ilk başlayanların da yapabileceği bir ders yapmayı planladım. Öne eğilme ve kalça açıcı bir ders o gün için biçilmez kaftandı. Zirve duruşunu “hanumanasana” (maymun duruşu) olarak seçmiştim. Aslında çok zor bir “asana” (duruş) idi. Ancak yıllardır birlikte çalıştığım öğrenciyi de mutsuz etmek istememiştim. Sonuçta yoga bir yolculuktu. Zirveye tırmanana kadar yaptıklarımız da önemliydi. Zirve duruşunu tamamıyla yapmak ya da yapmamak o kadar da önemli değildi. Yolculuktan zevk almak önemliydi.

Zirve duruşu için bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını, bacakların içindeki kasık kaslarını ve kalça fleksör kaslarını esnetmek gerekiyordu. Dersin ilk yarısında tüm bu kasları esnetmek için “asana”lar yaptık ve zirve duruşunu denedik. Eski öğrenci bu duruşu çok güzel ve tam anlamıyla yapabiliyordu. Yeni gelen kişi ise kardiovasküler çalışmalara ağırlık veren birisi olduğu için bu duruşta biraz zorlandı ama ilk yoga dersi olmasına rağmen oldukça esnekti ve “hanumasana”dan da çok uzak değildi. Bu kişi yıllardır yoga yapıyor olsaydı nasıl esnek bir bedeni olurdu diye düşünmeden kendimi alamadım.

Zirve duruşu ardından bedeni dengelemek için birkaç duruş yaptık ve sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi bitirdik. “Savasana” öncesi burguda bedeni ve sinir sistemini sakinleştirirken eski öğrenci, yeni katılan kişinin safra kesesinde taş olduğunu söyledi. Genelde böyledir ya… Yoga dersi biter ve öğrencilerin ne gibi rahatsızlıkları olduğunu siz ancak ders bitiminde öğrenirsiniz. O gün safra kesesini zorlayacak bir duruş yapmamıştık. Öğrenciler burguda bedenlerini sakinleştirirken, safra kesesinde neden taş olabileceğini ve bu genç yaşta bu kişinin neden böyle bir rahatsızlıktan muzdarip olduğunu düşünmeye başladım.

Yin yogaya (dişil enerjinin etkili olduğu derin bağ dokularına kadar esneten yoga türü) göre safra kesesi kalçayı dışa döndüren kasları esnettiğimizde etkileniyordu. Bir de yan karın kasları (oblikler) çalıştırıldığında… O halde kalça açıcılarla yani “svadisthana” (sakral) çakra ve burgularla yani “manipura” (karın) çakrası ile ilgiliydi. “Svadisthana” çakra, kendini kabul etmek, kendini sevmek ve böylece daha yaratıcı olabilmekle alakalıydı. Bu çakra düzgün çalışmazsa kıskançlık, nefret ve öfke gibi olumsuz duygulara yol açabilirdi. Zaten yin yogada da bu bölgenin olumsuz duygusu “öfke” idi. “Manipura çakra” ise kendine güven, kararlılık ve azim ile ilişkiliydi; bir işe başlama ve onu bitirme gücü ve azmi ile ilgiliydi. Bu çakra içindeki mücevheri parlatabilmek ve irade ile alakalıydı. Ben bunları içimden düşünmüyor dışımdan da seslendiriyordum. Derken kendimi yeni katılan kişiye soru sorarken buldum: “Kendini olduğun gibi tüm olumlu ve olumsuz yanlarınla seviyor musun? Peki ya kendini değerli görüyor musun? Kendine değer vermeyi unutup, kendini tamamıyla unutup, başkaları için mi yaşıyorsun? Başkaları hayatında senden daha çok mu önem taşıyor? Peki sen neredesin?”

Eski öğrencim bu soruları sorduğum sırada tam da doğru bir noktaya değindiğimi söyledi. Meğer yeni katılan kişi kendine değer vermeyip hep başkalarına önem veren bir kişiymiş. Peki bu durumda ne yapmalıydı? Kendini iyi hissettirecek şeyler… Kendini mutlu edecek şeyler… Öncelikle biraz yaratıcı olmak gerekirdi. “Blog yaz. Resim yap. Fotoğraf çek. Heykel yap. Mozaik yap. Ama yaratıcılık gerektiren ve gerçekten yaratabildiğini gösterecek bir şeyler yap.” Peki sonra? “Fark et. Başladığın işleri bitirebiliyor musun yoksa yarım mı bırakıyorsun? Gerçekten de içinde güç ve azim var mı? Kendin için neler yapıyorsun? Gerçekten mutlu musun? Gerçekten içinde bir mücevher taşıdığını ve o mücevherin parladığını hissedebiliyor musun?” O kişinin o günkü derse gelmesi bir tesadüf müydü yoksa hayatında yeni bir sayfa açmaya hazır olduğu için miydi? Sizce hangisi?

 

 

izleyici mi müdahil mi?

Standard

Son zamanlarda ülkemizde yaşanan olaylardan sonra herkes çok gergin. Yoga derslerine gittiğimde öğrenciler genellikle kendilerini rahatlatacak ve huzur verecek ders yapmak istiyor. Birkaç haftadır sırt kaslarını ve omuz kuşağını esnetecek akışlar yapıyoruz. Geçen hafta özel derslerimden birine gittiğimde öğrenciler akış yapmak yerine kendilerini zihinsel olarak rahatlatacak tarzda bir ders yapmak istediler. O anda neler yapacağımı kafamda planladım ve derse başladık.

BEN_4569

Genel olarak derse beş dakikalık bir meditasyon ile başlıyorduk. O gün meditasyonu 15 dakikaya çıkardım. Öğrencilere rahat ettikleri bir oturma pozisyonu seçmelerini, omurgayı dik tutacak şekilde oturmalarını ve gözlerini kapatmalarını söyledim. “Yüz hatlarınızı yumuşatın. Dudakları hafif aralayın. Ağzın içi yumuşak olsun. Dişleri sıkıştırmayın. Kaşların arasını yumuşatın” gibi telkinlerde bulunduktan sonra öğrencilerden dikkatlerini nefeslere yönlendirmelerini istedim. “Nefeslerinizi izleyin. Nefes alış verişlerinizi fark edin. Dikkatinizi nefesinize yönlendirin. Ve nefeslerinizin bedeninizde ne yaptığına bakın. Omuz başlarına ve göğüs kafesine nefes alıp verirken neler oluyor? Bunu fark edin. Ve dikkatinizi nefeste ve bedende tutun. Dikkatinizin başka yerlere kaymasını bu şekilde engellemeye çalışın. Eğer dikkat başka şeylere kayıyorsa, bunu da fark edin ve tekrar nefeslerinize yönlenin.”

Bu grupla daha önce derslerin başındaki kısa meditasyon ve derslerin sonundaki “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) dışında zihinsel bir çalışma yapmamıştık. O yüzden meditasyon sırasında nelerle karşılaşabileceklerine karşı onları hazırlamak istiyordum. “Bir an için nefes almıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Sakın korkmayın. Aslında nefes alıp veriyorsunuz. Ama nefes o kadar yavaşlıyor ki sanki nefes almıyormuş gibi hissediyorsunuz. Nefes, otonom sinir sisteminin bir parçası. O yüzden nefes alıp vermeye devam ediyorsunuz. Ne kadar yavaş olursa olsun, ne kadar sakin ve dingin olursa olsun, nefes kendi halinde devam ediyor. Paniklemeyin.”

Meditasyon devam ediyordu. “Oturduğunuz pozisyonda rahat değilseniz gözleri açmadan pozisyon değiştirebilirsiniz. Önemli olan rahat hissetmeniz. Gözleriniz kapalı. Amacımız duyuları kapatmak. En azından görme duyusunu kapatıp zihne giden verileri azaltmak ve zihni dinginleştirmek. Belki renkler görmeye başlıyorsunuz. Belki gözlerinizin önünden geometrik şekiller geçiyor. Bu da beyin dalgalarıyla alakalı. Beyin alfa moduna geçmiş demektir. Alfa modu, beynin sakin olduğu anlardır ve artık parasempatik sinir sistemi bize hakim olmuş anlamına gelmektedir. Stresli ve gerginken beta dalgalarının etkisi altındayızdır ve bu mod bize “kaç ya da kavga et” mesajını vermektedir. Yani sempatik sinir sistemi etkilidir. Yoga ve özellikle meditasyon ile beyin dalgalarını betadan alfaya ve hatta teta boyutuna geçmeyi amaçlamaktayız.” Ve sonra sustum ve öğrencileri 10 dakika kadar kendi hallerine bıraktım. Kimisi oturuş pozisyonunu değiştirdi. Kimisinin bedeni şekilden şekle girdi; baş geriye gitti, baş öne düştü, beden öne doğru eğildi.

Meditasyon bittikten sonra bedeni öne eğip içe dönmek için üç duruş yaptık. “Butterfly” (kelebek), “caterpillar” (tırtıl) ve “dragonfly” (helikopter böceği) duruşlarında beşer dakika bekledik.

Duruşlarla bedeni rahatlatıp esnettikten sonra sıra zihni odaklamaya gelmişti. Dersin sonunda tekrar meditasyon yapacaktık ve bu meditasyon öncesinde zihnin hallerinden bahsetmek istemiştim. “Ashtanga yoga”nın dalları arasında bulunan “pratyahara” (duyuları kapatma), “dharana” (konsantrasyon) ve “dhyana” (meditasyon)… Ve bunların sonunda tabii ki “samadhi” (sonsuz mutluluk)…

Duyuları kapatmak için “shanmukhi mudra” (duyuları kapatma mührü) çalıştık. Tüm parmakları kullanarak gözleri, dudakları, kulakları ve burun deliklerini kapatıp zihne herhangi bir veri gitmesini engelledik. Ve dışarda olana bitene kendimizi kapattık. Sonra “trataka kriya” (gözleri mum ışığı gibi sabit bir noktaya dikip zihni arındırma yöntemi) çalıştık. Tek bir sorunumuz vardı. O gün böyle bir ders yapacağımızı bilmediğimiz için yanımızda mum yoktu. Biz de bir su şişesini sınıfın ortasına koyduk. Öğrencilerden gözlerini bu su şişesine dikmelerini ve gözleri sulansa bile gözlerini kırpmamalarını istedim. Tabii ki ellerinden geldiğince. Çok zorlandıklarında hafifçe gözlerini kırpıp tekrar su şişesine odaklanmalarını söyledim. Önce su şişesini bütün olarak görmelerini, sonra kapağına, yazılarına odaklanmalarını, sonra tek bir noktada sabit kalmalarını ve gözlerini kırpmadan bakmalarını istedim. Gözler sulandı, kırpıldı ve sil baştan… Bu çalışma da “dharana” kısmıydı.

Meditasyona geçmeden önce zihni biraz sakinleştirmek için “nadi shodhana” (enerji kanallarını arındıran nefes çalışması) yaptık ve sonrasında sadece sol burun deliğinden nefes alarak bedenin dişil yani pasif tarafını daha baskın hale getirmeye çalıştık.

Sırada “dhyana” yani meditasyon vardı. Gözlerini tekrar su şişesine dikmelerini ve gözlerini kapatmalarını, gözler kapalıyken gözlerinin önünde su şişesi varmış gibi hissetmelerini istedim. Böylece zihni bir yere odaklayacak ve sonrasında meditasyonun yolunu açacaktık. Dersin başındaki gibi dikkati nefeslere yönlendirmelerini istedim. Beş dakikalık bir meditasyon sonrasında öğrencilerden gözlerini açmadan “savasana”ya geçmelerini istedim. Uzun bir “savasana” sonrasında dersi sonlandırdık.

Geri bildirimleri çok merak ediyordum. Ders sonunda öğrenciler çok rahatladıklarını, birlikte çalışmaya başladığımızdan bu yana zihinlerinin ilk defa bu kadar dinginleştiğini, renkler ve geometrik şekiller gördüklerini ve birkaç saniyeliğine bile olsa “düşüncesiz” olabildiklerini söylediler. İlk meditasyon deneyimimiz için çok güzel geri bildirimlerdi bunlar. “Düşünceler gelir gider. Özellikle biz kadınlarda her bir düşünce başka bir düşünce çağrıştırır. Eğer bu düşüncelere kapılıp gidersek, zihin asla susmaz. Önemli olan meditasyon sırasında izleyici olarak kalabilmek. Gelen düşüncelerin gelmesini ve gitmesini izleyebilmek. Onların peşine takılmamak ve yorum yapmamak.” Gerçekten merak ediyorum. Hayatta izleyici olarak kalabiliyor muyuz yoksa daima yorum yapmak ve müdahil mi olmak istiyoruz? Düşünmeye değer değil mi?

herkesi mutlu edebilir misiniz?

Standard

Derslerde öğrencilerle etkileşim içinde olmayı seviyorum. Onların ihtiyaçlarını dikkate almayı ve o ihtiyaçlar doğrultusunda ders yapmayı da seviyorum. Ama kimi zaman öğrencilerden farklı farklı istekler gelebiliyor. Böyle bir durumda da ortada kalıyorum. Bir öğrencinin istediğini dikkate alsam diğer öğrenci kırılabiliyor. Geçen hafta derslerimden birinde tam da böyle bir durumla karşılaştım.

20150202_104809

Derse gittiğimde birkaç öğrenci sınıfa gelmiş ve yerleşmişti bile. Biraz sohbet ettikten sonra o gün özel bir “asana” (duruş) grubu çalışmak isteyip istemediklerini sordum. Öğrencilerden birkaçı kalça açıcı duruşları çalışmak istediğini söyledi. Bir tanesi ise sırt odaklı bir ders tercih edeceğini söyledi. “Çoğunluk kalça açıcı bir seri istiyor. Çoğunluğun istediğini yapsaydın” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama böyle bir durumda ne kalça açıcı bir seri ne de sırt odaklı bir ders yapacaktım. Bambaşka bir ders planlarken, birden aklıma bir “asana” geldi. Ve bu “asana”nın hem kalça açıcı hem de sırt odaklı bir ders için biçilmiş kaftan olduğunu fark ettim. Sorun çözülmüştü. Şimdi derse başlama zamanıydı.

Başlangıç meditasyonu sonrasında “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile bedenleri ısıttık. O günün zirve duruşu için bacakların içindeki kasları, kasık kaslarını, bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını ve omuz kuşağını esnetmek gerekiyordu. “Hamstring” kasları için “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “padangusthasana” (el parmaklarımızla ayak baş parmağını tuttuğumuz duruş), “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) gibi duruşları kullandık. Bacakların içindeki kaslar için “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrı öne eğilme) ve “half frog” (yarım kurbağa) gibi duruşları yaptık. Omuzları ise “garudasana” (kartal) ve “gomukhasana” (inek başı) duruşlarının kol şekli ile öne eğilirken elleri geride kenetleyerek esnettik.

Sıra zirve duruşuna gelmişti. Zirve duruşunu tahmin edebildiniz mi? “Kurmasana” (kaplumbağa) duruşu… Bu duruşa geçmeden önce “upavistha konasana” (oturarak açı duruşu) ile bacağın içinde kasları ısıttık ve esnettik. Ve “kurmasana”… Zirve duruşunda herkes için en zor kısım omuzların içe doğru dönmesiydi. Öğrenciler duruşu denerken kendi sınırlarını fazla zorlamamalarını ve “asana”da ilerlerken omuzlarını çok zorladıklarını düşündüklerinde bir adım geri çekilmelerini tavsiye ettim.

Zirve duruşundan sonra omurgayı “setu bandhasana” (yarım köprü) ile geriye eğdik. Burgularla bedeni rahatlattıktan sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi sonlandırdık.

Benim için zorlu bir ders olmuştu. Öğrencilerin istekleri doğrultusunda ders yapayım derken birilerini sevindirirken birilerini kıracak hale gelmiştim. Neyse ki o gün tüm öğrencileri mutlu edecek bir ders yapabilmiştim. Ama her zaman bu kadar şanslı olamazdım. Yine de her zaman herkesi mutlu edemeyiz, değil mi? Benim kendi adıma aldığım ders buydu.

her şerde bir hayır vardır

Standard

Kimi zaman hayatımızda her şey istediğimiz gibi gitmez. Aklımızda bir şey vardır ve o istediğimiz şey olmamıştır. Biz de istediğimiz şey neden olmadı diye üzülürüz. Belki de istediğimiz şeyin olmaması bizim hayrımızadır ama genellikle kafamızı o şeye taktığımız için illa ki olsun isteriz. Yine bilmece gibi oldu farkındayım. En iyisi en baştan anlatayım.

Photo

Geçen hafta özel derslerimden birine gittiğimde dersimizi yaptığımız salon doluydu. Biz de spor salonunun içinde diğer bölümlerden daha serin olan, yüksek tavanlı ve seslerin yankılandığı bir yerde yoga yapmak zorunda kalmıştık. Uzun bir tatil sonrası olduğu için öğrencilerin bedenleri eskisine kıyasla biraz daha gergindi. O yüzden nasıl bir ders yapsak diye düşünüp duruyordum. Bir de her zaman çalıştığımız salonun dolu olduğunu ve daha serin bir ortamda ders yapacağımızı görünce hızlı bir akış dersi yapmaya karar verdim. Bedeni iyice ısıtıp denge duruşlarına odaklanacaktım. Öğrenciye bunu söylediğimde, o da içinden denge duruşlarını geçirdiğini ve tam da bana bunu söylemek üzere olduğunu dile getirdi. Tesadüfün böylesi!.

Başlangıç meditasyonu sonrasında dizler üzerinde denge duruşlarına başladık. Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısıttıktan sonra her “vinyasa” (akış) arasına yeni denge duruşları ekledik. Tek bacak havada diz bükülü, tek bacak havada bacak öne doğru uzanmış, tek bacak geride… Bu tarz ısınma duruşlarından sonra, “vrksasana” (ağaç), “garudasana” (kartal), “eka pada utkatasana” (tek bacaklı sandalye), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu)… Ve birkaç denge duruşu daha… Dersin zirvesi “vasisthasana” (yan sopa duruşu) idi. Bir elimizle ayağımızı yakaladığımız tam duruşu yapacaktık.

Zirve duruşu sonrasında birkaç öne eğilme ve burgu ile bedeni rahatlatıp “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile bedeni dinlendirdik.

Dersin sonunda öğrencinin de benim de aklımdan aynı şeyler geçiyormuş. Her şerde bir hayır vardır. O gün her zaman ders yaptığımız salonda olsaydık denge duruşlarını bu kadar kolay yapamayacaktık. O salon halı kaplıydı. Dizlerimizin üzerinde yaptığımız çalışmalar, kalça açıcılar ve öne eğilmeler için biçilmez kaftandı. Ancak denge duruşları için o kadar da sağlıklı bir ortam değildi. Zemin halı kaplı olduğu için yere yeteri kadar köklenemiyorduk ve dengeyi sağlayamayabiliyorduk. O gün çalıştığımız salon parke kaplıydı. Denge duruşlarını çalışırken matı bir kenara itip parkenin üzerinde denedik. Ve her zamankinden daha kolay dengede kaldık. Her şerde bir hayır vardır. Kimi zaman hayatımıza gelenlerden memnun kalmaz ve neden istediklerimiz olmadı diye hayıflanırız. Aslında gelen her şeyi kabul etmeli ve kendimizi akışa bırakmalıyız. O zaman hayat gerçekten de çok kolay olurdu. Sizce de öyle değil mi?

hiç dikkat ettiniz mi?

Standard

Yoga derslerinde öğrencilerin genellikle sırt ya da göğüs kafesi odaklı akışlar istemesi dikkatimi çekiyor. Sürekli bilgisayar başında geçen saatler, evde ve günlük hayatımızda kendimizi sakatlayabileceğimizi unutarak yaptığımız dikkatsiz hareketler… Bizlere hep sırt ağrıları olarak dönüyor sanırım. O yüzden de sırt esnetici akışlar yoga derslerinin olmazsa olmazı haline geliyor.

2009-2010 tum fotolar 674

Geçen hafta neredeyse tüm yoga derslerimde öğrenciler sırt odaklı çalışmak istediklerini söyledi. Başlangıç meditasyonu sonrasında ısınmak için “marjaryasana”da (kedi duruşu) ters kol ters bacak çalıştırdık. Akış boyunca sırt kaslarını esnetmek için “iğneden iplik” burgusu, “uttitha shishosana” (uzanmış köpek yavrusu), “trikonasana” (üçgen), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “ardha uttanasana” (ayakta yarım öne eğilme), “dandasana”da (asa duruşu) düz bir omurga ile öne eğilip düz uzama, “upavistha konasana”da (oturarak açı duruşu) omurgayı yuvarlamadan öne eğilme ve burgu… “Salabhasana”da (çekirge) bedeni tam olarak hazırladıktan sonra zirve duruşu olarak “dhanurasana” (yay duruşu).

Gündüz derslerimden birine gittiğimde yine sırt esnetmeye yönelik bir ders talep edildiği için tüm bu duruşlara ek olarak aralara birkaç burgu eklemeye başladım. “Parivrtta uttanasana” (ayakta öne eğilmede burgu), “parivrtta trikonasana” (dönmüş üçgen duruşu), “parivrtta parsvakonasana” (dönmüş yan açı duruşu), “parivrtta adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpekte burgu) gibi…

Bir başka gündüz dersimde ise duvarı kullanma olanağımız vardı ve tabii ki ben de dersin bir kısmını duvar kenarında yaptım. Yoga matlarının üzerinde bedeni ve omurgayı “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi), “marjaryasana”da burgu, “uttitha shishosana”, “ardha uttanasana”, “parivrtta uttanasana” ile ısıttıktan sonra duvar kenarına geldik. “Ardha uttanasana”da kimi öğrencilerde omurga istediğim kadar düz bir çizgi haline gelmemişti. Amacım bu duruşu duvarda deneyerek omurgayı duvar desteğiyle düzeltmekti. Öğrenciler yan yana dizildi. Ellerini duvara yerleştirerek kuyruksokumlarını sınıfın ortasına doğru ittirip bedenlerini yere 90 derece hizalandırdı. Duvardan destek alarak omurgalarını dümdüz yaptılar. Elleriyle duvarları ittirirken kuyruksokumlarıyla da arkaya doğru uzamaya çalıştılar. Bu duruşta beş nefes bekledikten sonra sağ bacağı geriye doğru açtılar. Bu açı değişimiyle beden bozuldu. Bir ele daha fazla ağırlık vermeye başladılar ve dolayısıyla da bir kalça öbüründen daha yukarı kaldı. Bacağı çok fazla yukarı kaldırmamalarını, iki kalçayı yan yana tutmaya çalışmalarını söyledim. Denediler. Biraz daha, biraz daha… Ve oldu. Sonra öteki taraf… Duruştan çıkıp dinlendik. Tüm omurganın uzadığını hissettiklerini söylediler. Duvarda çalışmaya devam ettik. Duvara bir yanlarını yaslamalarını ve o taraftaki kolu yukarı doğru uzatıp bedenin o tarafının uzamasını hissetmelerini istedim. Bir süre bu noktada bekledikten sonra kolları omuzdan geriye doğru açtırdım. Önce biraz, biraz daha, biraz daha… Herkesin bedeninin elverdiği kadarıyla… Omuza dış rotasyon yaptırıp omuz başlarını esnetiyor göğüs kafesini de açıyorduk. Bu duruştan sonra sırtı duvara yaslayıp bacakları öne ittirip sandalyeye oturur gibi çömeldik. Hem alt beden hem de üst beden çalışacaktı. Kolları omuz hizasında “teslim oldum” gibi açıp nefes alırken yukarı düz bir şekilde uzattık ve sonra dirsekleri bedene kadar değdirdik. Bu duruşta “pelvik tilt” yaptıktan sonra dinlendik. Duvarda son yaptığımız duruş “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı) idi. Sırtı duvara yasladığımızda beli çukurlaştırmadan öndeki bükülü dizi duvara doğru ittirmeye çalıştık. Aynı anda arkadaki kalçayı da duvara yaklaştırmayı deniyorduk. Tek tek herkesin bedenini biraz daha duvara doğru ittirdim.

Matlara geçtikten sonra “horse” (at duruşunda) omurgayı sağa ve sola esnettik. Yine aynı duruşta kürek kemiklerini çalıştırmak için nefes alırken kollarını yana doğru açıp nefes verirken dirsekleri büküp kürek kemiklerini sıkıştırdık. Artık yere oturma zamanı gelmişti. “Dandasana”, “upavistha konasana”, “supta virasana” (yerde kahraman duruşu) ve “jathara parivartanasana” (karından burgu) sonrasında “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu)…

Derslerden sonra düşündüm. Bedenimize pek de iyi davranmıyorduk. Bedenin ruhun evi olduğunu unutup ona hor davranıyorduk. Bedeni dinlemiyorduk, ne yapıp ne yapmamak istediğini hiç önemsemiyorduk. Yapıp yapamayacağını düşünmüyorduk. Zorluyorduk kimi zaman. Özellikle günlük hayatta bedene ne kadar hasar verdiğimizi fark etmiyorduk. Araba kullanırken aniden çantayı almak için arka koltuğa döndüğümüzde, evde su sebilini kaldırdığımızda, toz alırken… Hiç dikkat ettik mi gerçekten de fiziksel aktivite derslerinde mi bedeni sakatlıyorduk yoksa günlük hayatta en basit şeyleri yaparken mi? Belki dikkat etmenin zamanı gelmiş de geçiyordur bile…

akışta kalabilmek…

Standard

Daha geçen hafta havaların bir türlü ısınmadığından ve bir türlü gelemeyen yazdan bahsederken, yaz birdenbire geldi. Tabii ki ben çok mutluyum. Sıcak havayı ve güneşi çok seviyorum. Hiç şikayet etmiyorum. Ancak sıcak hava dersleri biraz etkilemeye başladı. Öğrenciler, yoga derslerine gelmeye devam etseler de sıcak hava nedeniyle kendilerini çok bitkin hissedebiliyorlar. O zaman da onlara iyi gelecek tarzda bir ders yapmak gerekiyor.

20160616_130402

Bu hafta 21 Haziran gündönümü dolayısıyla birçok dersimde sadece “surya namaskara” (güneşe selam) serileri yaptık. Ders saatleri yeterli olmadığından 108 güneşe selam yerine 54 seri ile sınırlandırdık kendimizi. Derslere gittiğimde 54 güneşe selam yapacağız dediğimde öğrencilerin hemen heyecanlandıklarını ve o kadar seriyi tamamlayıp tamamlayamayacaklarından emin olmadıklarını gördüm. “Ne zamandır birlikte çalışıyoruz. Sizlerin gücünü ve kondisyonunu biliyorum. Merak etmeyin çıkarabilirsiniz. Hem her beş set bittiğinde dinleneceğiz” dedim. Ve böylece akışlar başladı.

Müzik eşliğinde “surya namaskara” serileri… İlk 20 sette “phalakasana” (sopa) ve “ashtangasana” (diz-göğüs-çene) duruşlu güneşe selamlar yaparak hem öğrencilere yapabileceklerini göstermek hem de biraz yavaştan alarak bedenlerini iyice ısıtmak ve alıştırmak istemiştim. 20 setten sonra her beş setin dördünü “phalakasana”-“ashtangasana”lı ve sonuncu seriyi “surya namaskara A” yani “chaturanga dandasana”lı (alçak şınav) yaptırmıştım. Bu arada onlara güç vermek ve destek olmak için ben de onlarla birlikte yapıyordum. 30. sete geldiğimizde “surya namaskara B” yi de akışlara katmak istedim. Her beş setten üçü “phalakasana-ashtangasana”lı, dördüncüsü “chaturanga dandasana”lı ve sonuncusu da “surya namaskara B”li… Ve böylece bir saat boyunca güneşe selamlarla bedendeki ateş elementini etkili hale getirmiş ve yaz aylarının ve sıcakların bedene yaydığı uyuşukluk hissini azaltmaya çalışmıştık.

Akşam derslerinden birine gittiğimde derste her zamankinden daha az öğrenci vardı. Sıcaklar bizi de etkilemişti anlaşılan. Aklımda belli bir ders planı vardı ama öğrencileri yorgun gördüğüm için istedikleri bir şey olup olmadığını sordum. Onlar o gün derste yavaş çalışmak istediklerini ve bedenleri esnetmenin iyi geleceğini söylediler. Başlangıç meditasyonu sonrasında “butterfly” (kelebek) ile omurgayı ve kasıkları esnettik. Dört ayak üzerine gelip “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı biraz daha ısıttıktan sonra “melting heart” (eriyen kalp) ile göğüs kafesini esnettik. “Dragon” (ejderha) duruşuyla kasıkları ve kalça fleksör kaslarını esnettikten sonra öğrencileri ikili çalıştırıp hem keyifli bir ders geçirmelerini hem de kendilerini biraz daha yoğun esnetmelerini istedim.

İlk olarak “parsvakonasana” (yan açı duruşu) karşılıklı yerleşip kolları kulağın yanından öne doğru uzattığımızda birbirimizin ellerini tutup bedenlerimizin yanlarını daha yoğun hissettik. Çift olarak yaptığımız diğer duruşlar “phalakasana”, “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “vrksasana” (ağaç), “utthita hasta padangusthasana B” (elin ayak parmağını tuttuğu duruş B varyasyonu) idi. Bir öğrenci “balasana”dayken (çocuk duruşu) diğeri onun üzerine uzanarak göğüs kafesini açtı. Bir öğrenci “paschimottanasana”dayken (yerde öne eğilme) diğeri onun üzerine uzanarak göğüs kafesini esnetmeye devam etti. “Navasana” (sandal) ve “upavistha konasana”yı (oturarak açı duruşu) el ele tutuşarak yaptık. Biri yerde uzandı ve ötekini ayaklarının üzerinde havaya kaldırdı. En son da “cat tail” (kedi kuyruğu) öğrencilerden biri diğerinin omuzundan ve uzun ayağından destek olarak omurgayı daha çok esnetti. Artık sıra “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) gelmişti.

O gün derse gittiğimde aklımda bir ders planı vardı. Öğrencileri yorgun ve aklımdaki dersi çıkaracak havada görmediğim için ders planını hemen değiştirdim ve bedenleri esnetmeye karar verdim. Bedenleri esnetirken “dragon” duruşunda burgu yaparlarken aklıma eşli çalışma fikri geldi. Ve ders nasıl başladı nasıl bitti… Demek ki planlar her zaman işe yaramıyordu. Gelişmelere göre kendimizi değiştirmek ve yeni akışa göre hareket etmek mümkündü. Önemli olan akışta kalabilmek, akışın ne getirdiğini hissedebilmek, ona direnmek yerine o akışla birlikte akabilmekti.

yazın yoga

Standard

Yaklaşık iki aydır yazın gelmesini bekliyorum. Ben bekledikçe yaz bir türlü gelmiyor. Seviyorum ya sıcak havayı, güneşi, havuzu, denizi ve güneşlenmeyi… Ben onlara kafayı taktıkça yaz bir türlü gelmiyor. Bir de üstüne üstlük yazın ne tarz yoga hakkında bir yazı yazmayı istiyorum. Yaz gelmedikçe. bu konudaki yazımı da bir türlü yazamıyorum. Baktım olacak gibi değil. En iyisi ben yazımı yazayım diye karar verdim. Ne de olsa 21 Haziran yaz gündönümü geldi çattı. Öncelikle yaz gündönümünü kutlamak için ne tarz bir yoga yapmalıyız?

Photo

Bu soruyu cevaplamadan önce yaz gündönümü ne demek ve bu özel günde neler oluyor onu bir anlamaya çalışalım. Bir yıl içinde iki defa gündönümü yaşıyoruz. Biri kışın, 21 Aralık’ta, biri de yazın, 21 Haziran’da. Her iki gündönümünde de, güneş tersi istikamete harekete geçmeden önce duraklıyor. İşte bu durakladığı anlara gündönümü diyoruz. Öncelikle yaz gündönümünü kutlamak için ne tarz bir yoga yapmalıyız?
Yaz gündönümü ya da 21 Haziran yılın en uzun günü. Bu gün, kış gündönümünde başlayan döngünün sona erdiği gün. 21 Haziran’da güneş dünyayı en dik açıyla aydınlatıyor.  21 Haziran’dan sonra günler kısalmaya ve geceler uzamaya başlıyor. Ta ki 23 Eylül gün gece eşitliğine kadar. Ardından da geceler uzamaya ve gündüzler kısalmaya başlıyor. Tüm bu anlattıklarımızın kuzey yarımküre için geçerli olduğunu hatırlamakta fayda var. Güney yarımkürede zamanlamalar tam tersi.
Bu kısa coğrafi bilgiden sonra gündönümüne geri dönelim. Gündönümü, doğanın bizi kucaklamasına izin vermek için çok iyi bir zamandır. Özellikle yaz gündönümünde, güneşin içimizi ısıtmasıyla ve ruhumuzu şenlendirmesiyle birlikte kendimizi çıplak ayakla çimlerin ya da kumun üzerinde dans ederken buluveririz. Şu ana kadar yaz gündönümünün sadece ruhumuza etkilerinden bahsettik.
Yaz gündönümü kutlamak için ne tarz bir yoga yapabiliriz diye sorarsanız eğer, size vereceğim en güzel cevap bu gündönümünü 108 tur “surya namaskara” (güneşe selam) ile kutlamanız olurdu. Mademki 21 Haziran’da güneş dünyamıza en dik açıda, bu gündönümünde güneşe selam serileri yapmak hiç de mantıksız değil. Bu şekilde, içimizdeki ateşi ortaya çıkarmamız da mümkün. Her nefes aldığımızda daha da genişlemek ve her nefes verişimizde güneşin ısısının bedenimize yayıldığını hayal etmek…
Peki, yaz gündönümünü sadece hızlı bir yoga tarzıyla mı kutlayabiliriz? Tabii ki hayır. 21 Haziran yaz gündönümünde yin yoga yapmak da mümkün. Bu tarz yoga ile belki içimizdeki ateşi harekete geçiremeyiz ama onu söndürüp daha sakin bir şekilde bu gündönümünü atlatabiliriz.
İşte bunlar 21 Haziran yaz gündönümünde yapabileceğimiz yoga tarzları. Şimdi yaz ayları boyunca ne tarz bir yoga yapmalıyız sorusuna cevap bulmaya çalışalım.
Daha önceki yazılarımdan hatırlayacağınız gibi, Hint yaşam bilimi Ayurveda’ya (Hint tıp bilimi) göre bedenlerimiz üç tipe ayrılıyordu: Vata, pitta ve kapha olarak. Bazı bedenlerde tek bir tip hâkim oluyordu, bazı bedenlerde iki, bazı bedenlerde de üç tip birden etkili olabiliyordu. Ayrıca bu sıfatlar sadece beden tiplerini etkilemiyordu aynı zamanda mevsimlerden mevsimleri biri diğerinden daha baskın olabiliyordu. Kış aylarının soğuk, karanlık, kuru ve sert özellikleri nedeniyle bedenlerimizdeki “vata” (hava ve eter) oranı artıyordu. Bu nedenle, kış aylarında yoga çalışmalarımızda köklenmeye ağırlık vermek ve o an ne yapıyorsak yapalım farkındalığımızı köklerde ve köklenmede tutmamız gerekiyordu. İlkbahar geldiği zaman, Ayurveda’ya göre bedenimizdeki “kapha (toprak ve su) dosha” artıyordu. Bu nedenle kendimizi daha ağır ve yorgun hissediyorduk ve kolumuzu bile kıpırdatmak bize zor geliyordu.
Peki, yaz aylarında bedenimize ne oluyor? Yaz gelince, bedenimizdeki “pitta” (ateş ve su) oranı yükseliyor. Bu aylarda da yine kendimizi sıcak hava sebebiyle yorgun hissedebiliriz. Ayrıca, bedenimizde “pitta” oranı arttıkça daha sinirli ve hareketli olabiliriz. Bu nedenle, yaz aylarında yoga pratiğimize başlarken yerde sırtüstü yatarak başlamak ve öncelikle bedenimizi esnetmek ve rahatlatmak çok iyi gelir. Bu şekilde bedenimizdeki iç ısıyı dengeleriz. “Savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) yatıp bir süre bedeni ve zihni derse çektikten sonra, bedeni sağa ve sola esnetme, dizleri kendimize doğru çekip sağa ve sola burgu yapmak kendimizi iyi hissettirebilir.
Sadece yoga pratiğimizin başında değil, tüm pratik boyunca hızlı ve akışkan bir yoga yapmak yerine biraz daha sakin ve rahatlamaya ve meditasyona yönelik yoga tercih edilebilir yaz aylarında. Bu, akışlardan uzak durmamız anlamına gelmemeli. Akış bile yapıyor olsak, daha sakin ve kendimizi dinleyerek yapmak anlamına gelmeli.
Hal böyle olunca, tabii ki derse “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle başlamak mümkün. Aklınıza gelen tüm ayaktaki duruşlar da yapılabilir. “Trikonasana” (üçgen), “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu), “utthita parsvakonasana” (yan açı duruşu), “setu bandhasana” (yarım köprü), “urdhva dhanurasana” (tam köprü), “bharadvajrasana” (bilge Bharadvaj duruşu), “upavista konasana” (oturarak bacaklar yana açık öne eğilme), “parivritta janu sirsasana” (dönmüş baş dize duruşu), “baddha konasana” (bağlı açı duruşu-kelebek), “paschimottanasana” (doğuya bakan öne eğilme), “halasana” (saban duruşu), “salamba sarvangasana” (destekli omuz duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu), “matsyasana” (balık duruşu), yaz ayları boyunca yoga pratiğimizde veya derslerimizde kullanabileceğimiz asanalar. Yoga dersi ya da kendi yoga pratiğimiz boyunca öne eğilmelere yoğunlaşarak zihni ve bedeni sakinleştirmemiz de mümkündü.
Bunlara ek olarak, bedenimizdeki ısıyı ya da ateş elementini düşürmek için “sitali” adı verilen serinletici nefes tekniğini de kullanabiliriz. Kısaca, dilimizin yanlarını yukarı doğru katlayıp dilimizin ucunu, dudaklarımızı aralayarak dışarı çıkartarak nefes alıp verme şeklinde yapabiliriz bu “pranayama” tekniğini. Bu nefes tekniği bizi sakinleştirip serinletir. Nefes aralık olan ağızdan alınıp burundan verilir. Bir süre yaptıktan sonra, serinlediğinizi hissedersiniz.
Yaz aylarında kullanabileceğimiz bir başka “pranayama” tekniği ise sağ burun deliğini kapatıp sol burun deliğinden nefes alıp vermektir. Sağ burun deliği eril tarafımızdır ve “pingala nadi” (güneş/eril) adı verilir. “Nadi”, bedenimizden geçtiği düşünülen enerji merkezleridir. Sol burun deliği ise dişil tarafımızdır ve “ida nadi” (ay/dişil enerji merkezi) adı verilir. Sağ burun deliğini kapattığımızda eril, aktif ve bizi ısıtan tarafımızı kapatır, sol burun deliğinden nefes alıp verdikçe de dişil, pasif ve bizi serinleten taraftan nefes almış vermiş oluruz.
Yoga çalışmamızın sonunda ister “savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) dinlenebilir istersek de “viparita karani” (ayakları 90 derece havada duvara yaslama) ile hem bedenin akışını ters çevirebilir hem de bu şekilde dinlenebilirdik.
Siz de fark ettiniz mi? Yoga o kadar engin bir dünya ki her mevsim farklı yoga pratikleri yapabiliriz. Ayrıca her mevsim kullanabileceğimiz değişik “pranayama” (nefesi özgürleştirme) teknikleri var. Bu nefes teknikleriyle kış aylarında bedenimizi ısıtmamız, yaz aylarında da serinletmemiz mümkün. Peki, bahar aylarında ne olacak diye sorabilirsiniz? O zamanlarda da sağ ve sol enerjimizi eşitleyebileceğimiz nefes tekniği var. Yani yoga yine bize bir şeyler sunabiliyor.
Öyle ya da böyle, yaz ya da kış. Veya bahar. Önemli değil. Önemli olan her zaman ve her mevsim yogaya gönül vermemiz ve yogayı hayatımızın içine sokmamız. İster sadece asana boyutunda, istersek pranayama ve meditasyonu da ekleyerek ya da belki felsefesini de okuyup özümseyerek…

müzikli mi müziksiz mi?

Standard

Yoga derslerinde müzik benim için olmazsa olmaz. Kimi zaman “mantra”lar (zihni özgürleştirmek için söylenen kutsal heceler) eşliğinde yapılan “surya namaskara” (güneşe selam) akışları kimi zaman “aum” sesleriyle yapılan meditasyonlar kimi zaman ise klasik müzik eşliğinde “yin” (dişil enerji) yoga dersleri… Müzik eşliğinde yoga yapmaya o kadar alışmışım ki, müzik olmadan yoga nasıl yapılır inanın unutmuşum. Ta ki geçenlerde özel ve grup derslerimin olduğu bir güne kadar…

BEN_4569

O gün evden çıkarken müziklerimi yüklediğim tableti evde unutmuşum. Tableti evde unuttuğumu da ancak özel dersi vereceğim yere vardığımda fark ettim. Cep telefonundan internet üzerinden bir müzik ayarlarım diye düşünürken cep telefonunun çekmediğini gördüm. Yapacak bir şey yoktu. O gün yoga derslerinde müzik kullanmayacaktık. Sadece nefesimizin sesini dinleyerek yoga yapacaktık.

Özel derste göğüs kafesi esnetici bir seri çalışacaktık. Omurgayı geriye doğru eğip daha çok sevmek ve geçmişe ve geriye bakabilmek için… Bacakların önündeki kalça fleksör kaslarını, omuzları, göğüs kafesini esnetip zirve duruşu olarak “urdhva dhanurasana” (tam köprü) deneyecektik.

“Ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “half saddle” (yarım eyer), “supta virasana” (yerde kahraman duruşu) ile kalça fleksör kaslarını esnettik. Göğüs kafesini açmak için “bhujangasana” (kobra duruşu), “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek) kullandık ve her “surya namaskara” akışında “tadasana”da (dağ duruşu) geriye doğru eğildik. “Uttanasana”da (ayakta öne eğilme) elleri arkada kenetleyip kolları bedenden yukarı doğru açarak esnetmeye başladık. Omuzları “garudasana” (kartal) ve “gomukhasana” (inek başı) kol pozisyonları ile esnetmeye devam ettik. Zirve duruşu öncesi göğüs kafesini “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “viparita virabhadrasana” (ters savaşçı) ve “setu bandhasana” (yarım köprü) ile açtık.

Zirve duruşu sonrasında bedeni “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ve “baddha konasana” (bağlı açı duruşu) ile dengeledik. “Jathara parivartanasana” (karından burgu) sonrasında “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi sonlandırdık. Derste akış yaparken müziğe çok ihtiyaç duymamıştık. Ancak dersin başındaki meditasyon ve sonundaki “savasana” sırasında müziğin yokluğunu hissettim. Özel öğrenci için ise hiç sorun olmamıştı. Onun için değişik bir deneyim olmuştu. Sessizlikte sadece kendi nefesini dinleyerek zihni başka bir şeyle meşgul etmeden bir meditasyon ve “savasana”…

Akşam dersinde ise kol denge duruşlarına odaklanmıştık. “Phalakasana” (sopa duruşu), “phalakasana” varyasyonları, “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek) varyasyonları,  “chaturanga dandasana” (alçak şınav)… Zirve duruşu olarak duvarda “L” duruşu ya da “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) denemek…

Zirve duruşu sonrası öne eğilmeler ve burgularla bedeni dengeleyip rahatlattık. Sıra yine “savasana”ya gelmişti. Uzun bir derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu… Yine müziksiz…. Yine nefesleri dinleyerek… Yine beden, nefes ve zihin bütünlüğü içinde… Sadece ve sadece kendi deneyimini yaşayan öğrenciler… Ne “aum” sesleri ne “mantra”lar ne de klasik müzik… Sadece ve sadece nefes sesleri…

Her şey bir şey için oluyor. Belki de o gün tableti unutmam öğrencilerin zihinlerini müzik yerine nefesleriyle meşgul etmelerini tekrar hatırlamaları içindi. Belki de müziksiz dersler yaparak tekrar beden, zihin ve ruh bütünlüğüne erişmemiz gerekiyordu. Belki de müziksiz nasıl ders yapılır diye unutan öğretmenlerine tekrar müziksiz ders yapmayı hatırlatmak içindi. Olmazsa olmaz diye bir şey yoktu. Müzikli ya da müziksiz, her zaman ve her yerde, her şekilde yoga ve meditasyon mümkündü. O günden bana kalan da buydu.

 

istedikten sonra

Standard

Her zaman derim: “Himalayalar’ın tepesinde, herhangi bir su kenarında, dağ tepesinde ya da Hindistan’da bir “aşram”da yoga ve meditasyon yapmak ve zihni sakinleştirmek çok kolaydır. Önemli olan günlük hayatımızın içinde, büyük şehrin koşuşturmacası içinde zihni sakinleştirmek ve kendimizi yogaya ve meditasyona adayabilmektir.” Bu düşüncelerim geçen hafta bir grup dersinde yine gün yüzüne çıktı.

BEN_4569

Geçen hafta spor tesisinde yoga grup dersine gittiğimde yöneticiler, her zaman yoga yaptığımız ve “gözlerden ırak”, “sessiz ve sakin” stüdyomuzun tamirde olduğunu ve bu nedenle tam ortada bulunan ve herkesin yolu üzerinde olan bir stüdyoda dersimizi yapmamız gerektiğini söyledi. Başımıza gelen her şeyi olduğu gibi kabul etmeye ve yeni koşullara uyum sağlamaya niyetliydik ya. O yüzden sorun olmadığını ve dersi o stüdyoda yapabileceğimizi söyledim.

Tesis sabahları sakin olduğu için bir sorunla karşılaşmadık. Genellikle haftanın son günü sabah ve akşam derslerinde tüm haftanın bedensel ve zihinsel yorgunluğunu üzerimizden atmak için “yin” (dişil enerji) tarzı çalışıyorduk. Gündüz dersinde herhangi bir sorunla karşılaşmadık. Kalçayı dışa çeviren kasları, kasık kaslarını, arka bacak kaslarını ve kalça fleksör kaslarını esnettikten sonra “hanumanasana” (maymun duruşu) deneyerek “yin” tarzı çalıştıktan sonra bedenin böylesine derinlik isteyen bir duruşu daha kolay yapıp yapamayacağını gözlemledik. Uzun bir dinlenme sonrasında dersi tamamladık.

Akşam dersi için tesise gittiğimde tesisin her zamanki gibi çok kalabalık olduğunu gördüm ve o kalabalık ve gürültü içinde ortadaki stüdyoda yoga dersini nasıl yapacağımızı düşündüm. Birden paniklediğimi fark edip nefeslerimi izlemeye başladım. Nefeslerime odaklanarak sakinleşmeye çalıştım. Kendi kendime, “Burcu, yapabileceğin bir şey var mı? Bu ders bu stüdyoda yapılacak. İster kalabalık isterse çok gürültülü olsun, bu ders tamamlanacak. Senin tek yapman gereken derste sükunetini korumak, öğrencileri rahatlatmak ve onların bu kalabalık ve gürültülü ortamdan etkilenmelerine engellemek. Onlara haftanın son gününde keyif alacakları, dinlenecekleri, dinginleşecekleri ve sakinleşecekleri bir ders sunmak. Paniklemenin sırası değil” şeklinde telkinde bulundum. Evet, yapacak bir şey yoktu. Başa gelen çekilirdi.

Derse meditasyon ile başladık. Her zamanki gibi klasik müzik parçalarını kullanıyordum. Genellikle öğrencilerin kendi deneyimlerini izleyip fark etmelerini istediğim için klasik müzik kullanıyor ve müziğin sesini çok düşük seviyede tutuyordum. Tableti stüdyodaki müzik sistemine bağlamıyor; tabletin ses sistemiyle yetiniyordum. Ne yazık ki o gün dersi ortadaki stüdyoda yaptığımız için tabletin kendi sesi yetersiz kaldı. Teknolojiden de fazla anlamadığım için tableti sisteme bağlayamadım. Tabletin sesini sonuna kadar açtıktan sonra öğrencilere nefeslerini izlemelerini ve nefeslerle gevşeyip rahatlamaya başlamalarını söyledim. Tam o sırada çok yüksek sesli bir müzik duyulmaya başladı. Diskolarda ve barlarda duyacağınız türden… Bir an ne olduğunu anlamadım. Sonra sesin “spinning” dersi yapılan salondan geldiğini anladım. Neden bu kadar çok ses geliyordu? “Spinning” derslerinde çok yüksek sesle müzik çalındığını biliyordum ama o akşam sanki ses bizim çalıştığımız stüdyodan geliyor gibiydi. Öğrencileri nefeslerini ve bedenlerini gözlemlemeye yönlendirirken stüdyodan çıkıp “spinning” stüdyosuna baktım. Ve ne gördüm dersiniz? Stüdyonun kapısı ardına kadar açık. Ses o yüzden çok kuvvetli geliyormuş. Stüdyoya gidip kapıyı kapattım ve kendi dersime döndüm. Bu arada meditasyonu sonlandırdım ve derse başladık.

Gürültüden dolayı öğrenciler dikkatlerini bir türlü toplayamıyorlardı. “Gözlerinizi kapatın. Nefeslerini izleyin. Dikkatinizi nefesinize yönlendirin. Sizi etkileyen bir sürü şey olduğunu biliyorum ve bunlardan en önemlisi dışardan gelen ses. Nefeslerinizi izlemeye çalışın ve dikkatinizi sadece kendinize, nefeslerinize ve bedeninize yönlendirin. Gözleri kapatarak dışardan gelen hiçbir şey ile ilgilenmeyin. Mümkün mü? Kabul ediyorum, hep dışardan veri almaya ve o verilere kapılarak yaşamaya alışmışız ama kendi içimize dönmek, dışarıyla ilgilenmemek, gözlerimizi kapatmak ve bu dersi sadece ve sadece kendi içimizde yaşamak mümkün mü?”

Neden bu kadar çok ses geldiğini bir türlü anlayamamıştım. Öğrenciler “surya namaskara” (güneşe selam) ile ısınırken kapıdan dışarı baktığımda spinning stüdyosunun kapısını tekrar açtıklarını gördüm ve bu kadar çok sesin sebebini anladım. Tekrar gidip kapıyı kapatmanın bir anlamı yoktu. Spinning stüdyosu küçük olduğu için öğrenciler kapının açık kalmasını ve böylece içeriye biraz hava girmesini istiyordu. Onlar da haklıydı. Peki bu durumda biz ne yapacaktık? Neredeyse kendi sesimi bile duymuyordum. Sürekli “kendi içimize dönmekten”, “beden, nefes ve zihni bir arada tutmaya çalışmaktan”, “gözleri kapatmaktan”, “sadece kendi matımızda kendi pratiğimize yönelmekten” bahsedip duruyordum. Peki ben kendi zihnimi toparlayabilmiş ve dersin akışını düzenleyebilmiş miydim? “Yin” yoga yapıyor olsak bile dersin kendi içinde bir akışı, düzeni ve “bhava”sı (havası) olmalıydı. Peki gürültülü bir müzik eşliğinde yapmaya çalıştığımız “bedensel-zihinsel-ruhsal” yolculuğumuzun “bhava”sı ne olabilirdi ki?

Günlük hayatımızda da kimi zaman her şey istediğimiz gibi gitmez. Kimi zaman zorluklarla ve sorunlarla karşılaşırız. Böyle bir durumda “tamam, ben küstüm. Artık bu oyunda yokum” diyerek oyunu terk mi ediyoruz? Tabii ki hayır. Nasıl ki günlük hayatımızda zorluklarla ve sorunlarla karşılaştığımızda o zorlukların üstesinden gelebilmek için çabalıyorsak aynı şeyi yoga matı üzerinde de yapmalıydık. Her zaman demiyor muyduk? Yoga matında verdiğimiz tepkiler ve yaklaşımlar aslında günlük hayatımızda da verdiğimiz tepkiler ve yaklaşımlarla aynı diye… O halde bu durumda yoga dersini bırakmak ve oyundan çekilmek yerine içinde bulunduğumuz koşullarda dersi elimizden gelen en iyi şekilde tamamlamalıydık. Ve dersi tamamladık. Hatta spinning dersi bizim dersten önce bittiği için “savasana”yı (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) klasik müzik eşliğinde beden, zihin ve nefes bütünlüğü içinde yapabilmiştik.

Ders sonrasında öğrencilerden biri yaşadığı deneyimi şöyle ifade etti: “Öğretmenim, bugün sizin dediklerinize kulak verdim ve sadece kendime odaklandım. Beden, zihin ve nefesimi bir tutmaya, gözlerimi kapatıp sadece kendimi izleyip kendimi dinledim. Ve inanır mısınız, ilk defa bu kadar kendimden geçtim ve kimi zaman sizin söylediklerinizi bile duymadım. Gerçekten de dış dünyaya kendimi kapatabildim. Hem de böylesine bir ortamda…”

Yaklaşık dört senedir birlikte çalışıyorduk. Sessiz ve sakin stüdyomuzda kapımızı kapatıp ışıklarımızı kısıp kendi kendimize yogamızı yapıyorduk. Böylesine bir ortamda çalışmamıza rağmen tam anlamıyla kendi içimize dönememiş miydik? Neden hep dış dünyaya odaklanıyorduk? Neden sınıfta kendi matımızda kendi pratiğimizle ilgilenmek yerine sınıfa geç kalan ve giren kişileri görmek için gözlerimizi açıp o en kıymetli meditasyon anlarını kaçırıyorduk? Neden bedenimiz nefeslerimizle birlikte bir “asana”dan bir “asana”ya akamıyordu? Bedenim ve zihnim aynı anda sınıfta mıydı? Yoksa zihnim bedenimi sınıfta bırakmış gün içinde yaşadıklarına ya da ders sonrası yapacaklarına mı takılıp gitmişti? Her ne kadar sessiz ve sakin bir ortamda olsak da beden, zihin ve nefes bütünlüğünü sağlayamadıysak sakinlik ve sükunet bizden biraz uzaktı. İster Himalayaların tepesinde olalım istersek çağlayan bir ırmağın kenarında istersek Hindistan’da bir “aşram”da istersek yaşadığımız şehrin en işlek caddesinde yürüyor olalım… Önemli olan günlük hayatımızın içinde, büyük şehrin koşuşturmacası içinde zihni sakinleştirmek ve kendimizi yogaya ve meditasyona adayabilmektir. İster sessiz ve kendimize ait yoga stüdyomuzda istersek de gürültülü bir müziğin yanı başında olalım… İstedikten sonra, beden, zihin ve ruh birliğimizi sağlayabilir, her yerde yoga yapabilir ve her yerde içimize dönüp, kendimizi dinleyip dinginleşebilirdik. Yeter ki isteyelim…