Monthly Archives: Şubat 2014

sıradışı olabilmek…

Standard
Gerçekten bilmiyorum. Acaba bu konuda çok kaynak okuduğum ve zihnim böyle kabullendiği için mi yoksa gerçekten mi yeni ay ve dolunay beni etkiliyordu? Hem duygusal hem de bedensel olarak… Geçtiğimiz günlerde yine dolunay vardı. Daha önceki bir yazımda da bahsetmiştim. Yeni ay dönemleri bir işe başlamak için uygun bir zamanken dolunay işlerinizi sonlandırmanız için elverişli bir dönem. Yoga üstadı Pattabhi Jois’in geliştirdiği Ashtanga Yoga ise yeni ay ve dolunay zamanlarında yapılmıyor. Neden mi? Çünkü yeni ay zamanında çok güçsüz hissedebilirsiniz, dolunay zamanlarında da çok enerjik ve her iki koşulda da kendinizi sakatlayabilirsiniz. (Bu konu hakkında ayrıntılı bilgi almak istiyorsanız, https://burcuyircali.wordpress.com/2013/04/10/neden-yorgunuz-neden-degiliz/ linki tıklayabilirsiniz). Şimdi neden böyle uzun bir giriş yaptığımı merak ediyor olabilirsiniz. Geçen akşam dolunayın etkisiyle daha önce hiç yapmadığım bir ders işledim. Kendim de şaştım kaldım bu işe. En iyisi en başından anlatayım.
2009-2010 tum fotolar 696
Geçen akşam spor tesisinde dersim vardı. O gün çok yorgun hissetmeme rağmen stüdyodan içeri girince birden kendimi enerjik hissettim. Stüdyoya vardığımda ders için gelmiş ve dinlenmekte olan öğrencilerle karşılaştım. Kimisi bağdaş kurmuş oturuyordu kimisi de yere uzanmış dinlenerek bekliyordu dersi. Dedim ya, ben kendimi birden enerjik hissettim diye. Kendi matımı (minderimi) yere serdikten sonra, “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “chaturanga dandasana” (alçak şınav), “phalakasana” (sopa) içeren vinyasa akışlar yapmaya başladım. Aslında o gün hem bir kalça açıcı hem de bir burgu olan bir asanayı dersin zirve duruşu olarak planlamıştım. Ama kendimi çok enerjik hissedince, karın güçlendiricilere, kol denge duruşlarına ve ters duruşlara odaklanmaya karar verdim.
Derse “savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) başladık. Sınıfa “savasana”da gevşemenin ve rahatlamanın tadına varmalarını söyledim. “Çünkü karın güçlendiriciler, kol denge ve ters duruşlar üzerine yoğunlaşacağız. Derse başlamadan önce birkaç dakika iyice dinlenin.”
Beş dakikalık derin gevşeme ve dinlenme pozisyonunun ardından yerde uzanmış şekilde karın kaslarını çalıştırmaya başladık. Önce iki bacağı birden 90 dereceye kaldırdık ve özellikle alt karın bölgesini ve kasık kaslarını çalıştırmak için bacakları aşağı yukarı hareket ettirdik. Bacaklardan birini 90 derecede tutarken ötekini yere birkaç santim kalaya kadar indirdik. Elleri başın yanına alıp mekik çektik.
Yerdeki asanalara biraz ara vermek için omurga üzerinde yuvarlandık ve bağdaşta oturduk. Bir “pranayama” (nefes tekniği) olan “kapalabhati” (kafatasını parlatan nefes) denetmeye karar vermiştim. Bu nefes tekniğinde, nefes alışlar pasif verişler aktifti ve özellikle karın kaslarını çalıştırıyordu. Nefes tekniğini üç set halinde çalıştık.
“Pranayama” çalışmasından sonra, “navasana” (sandal) varyasyonları ile devam ettik. Ardından ayağa kalktık. “Surya namaskara” (güneşe selam) serileri arasında statik “phalakasana” (sopa), “chaturanga dandasana” (alçak şınav), “ardha salamba sirsasana” (yunus) ve dirseklerin üzerinde “chaturanga dandasana” (alçak şınav) yaptık. “Vasisthasana” (Bilge Vasistha Duruşu/yan sopa) varyasyonları da diğer bir karın güçlendirici asanaydı.
Karın kaslarını iyice çalıştırdıktan sonra sıra kol denge duruşlarına gelmişti. “Bakasana” (karga), “parsva bakasana” (yan karga) ve “bhujapidasana” (kol denge duruşu) sunduğum seçimler arasındaydı. Sınıf ya hepsini denedi ya da aralarından o anki beden ve zihin haline uygun olan asanayı denedi.
Bir sonraki aşama ters duruşlardı ve asanayı yine yoginin seçimine bırakmıştım. Öğrenciler, “sirsasana” (baş duruşu), “sarvangasana” (omuz duruşu), “pincha mayurasana” (tavuskuşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) arasından birini seçip denemekte ya da hepsini denemekte özgürdü.
Bazı öğrenciler ters duruş denemeye çalışırken bazıları hiç birini yapamayacağını düşünüp sınıfı izlemeye başlamıştı. Dersten herkes azami faydayı sağlamalıydı. Hemen yanlarına gidip yin yoga asanalarından “butterfly” (kelebek), “half butterfly” (yarım kelebek) ya da “sleeping swan” (uyuyan kuğu) yapabileceklerini söyledim.
Herkes kendi deneyimini yaşadıktan sonra, bir de baktım ki ders bitmek üzereydi. Bu derste bir zirve duruşu üzerinde çalışmamıştık. Bir duruşa hazırlanmamış ve asananın ardından dengeleyici duruşlar yapmamıştık. Dersi nasıl tamamlasam diye düşünürken aklıma bir fikir geldi. İlla her ders zirveye tırmanıp ardından aşağı inerek bitmek zorunda değildi. İçimden o akşam dersi zirvedeyken bitirmek gelmişti. Üç “surya namaskara” (güneşe selam) serisinin ardından ayakta denge serisi yaptık. “Vrksasana” (ağaç), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “urdhva prasarita eka padasana” (ayakta bacakları ayırma), “utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzatılmış) ve “garudasana” (kartal). Asanaların arasında ayağı yere değdirmeden geçmeye çalışık. Sağ taraftan sonra “tadasana”da (dağ duruşu) bedeni dengeledik ve sonra sol tarafa geçtik. Sağ enerji sol enerji; sağ denge sol denge… “Tadasana”dan (dağ duruşu) çömeldik ve “malasana” (dua tespihi/çelenk) duruşu ile yere oturduk. Omurgayı yuvarlayarak “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ve “baddha konasana” (bağlı açı duruşu/kelebek) asanalarını takiben ayakları kelebekte tutarak yere uzandık (supta baddha konasana). Artık derin gevşeme ve dinlenme zamanıydı. İsteyenler “supta baddha konasana”da (yerde kelebek) dinlenmeye devam edebilir isteyenlerse “savasana”ya geçebilirdi. Bazıları “supta baddha konasana”da biraz kaldıktan sonra “savasana”ya geçtiler.
Uzun bir “savasana” sonrası, sınıfı hiç acele etmeden yavaş yavaş oturma pozisyonuna getirdim. Enerjinin zirvesindeyken biten bir dersin ne hissettirdiğini düşünmelerini istedim. Dengenin her gün değişebileceğinden, sağ beden ve sol beden dengesinin ve enerjisinin her zaman farklı olabileceğinden bahsedip, önemli olanın hem yoga matında hem de günlük hayatımızda dengeyi bulmak ve dengeli yaşamak olduğunu hatırlatım ve dersi sonlandırdım.
Benim için de çok ilginç bir deneyim olmuştu. Daha önce hiç bir dersimde enerjiyi zirvede bırakıp bitirmemiştim. Aslında hiç de fena sayılmazdı. İlla ki her derste enerjiyi düşürüp, bir burgu yapıp sinir sistemini yavaşlatıp en son derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu yapmak gerekmiyormuş. Bazen enerji en tepedeyken de ders bitirilebiliyormuş ve aslında bu bambaşka bir his ve deneyimmiş. Her zaman derim: “Hayatta yeniliklere hep açık olmak lazım” diye… İşte o akşam öyle bir akşamdı…
Aynı etkiyi birkaç gün sonraki özel dersimde de denedim. Bir saatlik dersin 40 dakikasını karın kaslarını güçlendirmeye ayırdım. Ardından biraz da omuz kuşağını ve kolları güçlendirdim. Sıra denge duruşlarına gelmişti. Akşamki dersimdeki gibi kol denge duruşlarıyla başladık. “Bakasana”, “parsva bakasana” ve “bhujapidasana.” Sonra ters duruşlardan “sirsasana” ve “adho mukha vrksasana.”
Ders sonlanmak üzereydi. Bu sefer enerjiyi tam zirvede bırakmayı planlamıştım. Beş “surya namaskara” yaptıktan sonra, “malasana” duruşu ile yere oturduk ve “savasana” öncesi “eka hasta bhujasana” (tel el kol denge duruşu) denedik.
Bu ders benim için daha da değişik bir deneyimdi çünkü enerji tam zirvedeyken ve beden, ruh ve zihin hiç dinginleştirilmeden “savasana”ya geçmiştik. “Savasana” öncesi ne bir öne eğilme ne de bir burgu. Doğrudan “savasana”. Bu nedenle derin gevşeme ve dinlenme pozisyonunu uzun tuttum.
Dersin kapanış meditasyonu sırasında, sürekli aynı şeyleri yapmaya başladığımızda hayatımızın monotonlaştığından bahsettim. Bir stüdyoya girdiğimizde matımızı aynı yere koymak ve arabayı aynı yere park etmek gibi aslında çok basit görünen günlük hareketlerimiz bir süre sonra bizi monotonlaştırıyordu. Aslında hayatımız ya da biz monotonlaşmıyorduk, zihindi monotonlaşan. Yoga hayatımızın bir parçası olmaya başladıktan sonra, zihnin bizi nasıl ele geçirdiğini daha iyi gözlemlemeye başlıyorduk ve zihnin bizi mutlu ya da mutsuz edebileceğini ve sıradanlaştırabileceğini ya da çok farklı bir hayat yaşamamızı sağlayabileceğini farkediyorduk. Sıradanlaşmamak ve monotonlaşmamak için ve hayatımızı sürekli renkli ve canlı tutabilmek için arada sırada günlük hayatımızda ve yoga pratiğimizde değişiklikler yapabilirdik. İşte dersin bana öğrettikleri ve kattıkları da buydu.
Reklamlar

teslim olmak ve bırakmak…

Standard

Mevsim kış diye mi bilmiyorum bu aralar yin yoga havamdayım. Gerek kendi pratiğimde gerekse derslerimde hep yin yogaya yönelmek istiyorum. Geçen akşamki grup dersimde de aynısı oldu. Derse giderken aklımda birkaç seçenek vardı. Ya zirve duruşu bir burgu olacaktı ya da karın güçlendirici bir asanayı seçecektim dersin ana teması olarak. Bir seçenek de yin yogaydı.

wpid-facebook_-1036573733.jpg

O akşam dersin olduğu spor tesisine giderken trafik rahattı. Beklediğimden daha erken vardım tesise. Hani trafikte cebelleşmiş olsam zirve duruşu burgu ya da karın güçlendirici olan bir ders belki bana daha cazip gelecekti. Tesise çok rahat ve huzurlu bir şekilde ulaşınca, kendimi gevşemeye ve katılımcıları da gevşetmeye daha yakın hissettim.

Stüdyonun ışığını iyice kıstım ve yin yogaya uygun dinlendirici şarkıların bulunduğu bir cd çalmaya başladım. Yin yogaya karar vermiştim ama bu yoga tarzında da değişik dersler işleyebilirdim. Kalça ve uyluk ağırlıklı bir ders yapabilirdim. Ders tüm bedene yönelik ya da belli bir meridyene yönelik olabilirdi. Düşünürken kalça ve uyluk ağırlıklı bir derste karar kıldım. Ne de olsa tüm gün sandalye ve koltuklarda oturuyorduk ve bu nedenle kalça kaslarını esnetmeye ihtiyaç duyuyorduk.
Derse “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile başladık. Herkes sırt üstü yattı ve kendini müziğin akışına bıraktı. Ben de herkes bedenini ve zihnini rahatlatmaya çalışırken yin yoga hakkında biraz bilgi verdim. Yin yoganın teslim olmak ve bırakmak ile ilgili olduğundan, içimizdeki anne sevgisini geliştiren bir çalışma olduğundan, anne sevgisinin olmak ile ilişkili olduğundan bahsettim. Ayrıca yang çalışmanın baba sevgisini besleyen bir uygulama olduğunu, baba sevgisinin kendimizi ve başkalarını olduğu gibi değerlendirmemizi sağladığını, baba sevgisinin bize değişimin mümkün olduğunu gösterdiğini anlattım. Anne sevgisinin kabul etmeyi teşvik ettiğini ve baba sevgisinin gelişimimiz için bize ilham verdiğini de söyledim. Tüm bu bilgileri Sarah Powers, Bernie Clark ve Paul Grilley’in kitaplarından edinmiştim.
O sırada yan stüdyoda minder kalmadığı için sınıfa giren çıkan oldu. Birden dikkatim dağıldı. “Ben ne söylüyordum, neden bahsediyordum?” diye düşündüm bir an. O anda içeri girenlerden birinin anahtarı yere düştü. Bir gürültü koptu. Ben sınıfı dinginleştirmeye ve yin yogaya hazırlamaya çalışırken, bu gürültü patırtı hiç iyi olmamıştı. Üstüne üstlük ben de biraz dağılmıştım. Aklımdakileri toplayıp cümlelere dökmem biraz zor oldu ama sonunda konuyu bağlayabildim: “Teslim olmak ve bırakmak.” Ben teslim olmuştum. Bu gürültü patırtı konusunda elimden bir şey gelmeyecekti. “Akışına bırak Burcu. Şu an senin de katılımcıların da deneyimlemesi gereken şey bu.”
Sınıfı “savasana”dan uyandırıp küçük esnetmelerle bedenleri ısındırmaya başladım. Önce sağ bacağı sonra sol bacağı teker teker göğüs kafesine doğru çekerek esnetmek, ardından bacakları sağa ve sola açarak kasık kaslarını esnemek ve en son iki bacağı birden göğüse doğru çekip omurgayı sağa sola sallamak…
Sırada yin yoga akışı vardı. Her bir duruşta üç-dört dakika kadar bekleyecektik. Omurgayı ve kasıkları esnetmek için “butterfly” (kelebek pozu) ile başladık. “Dragon” (ejderha), “half saddle” (yarım eyer), “caterpillar” (tırtıl), “sleeping swan” (uyuyan kuğu) ve “half butterfly” (yarım kelebek) diğer kalça ve uyluk açıcı asanalardı. Bu duruşlardan sonra “square” (kare), “shoelace” (ayakkabı bağcığı) ve “eye of the needle” (iğne deliği) asanalardan birini seçmelerini söyledim. Derste öğrencilere seçim hakkı tanımak dersin havasını değiştiriyordu ve öğrencilerin o an kendi ihtiyaçlarına ve bedenlerinin yapısına uygun olanı yapmalarını sağlıyord. Sonuçta üç duruş da kalçayı dışa çeviren kasları esnetiyordu. Ben de bu etkiyi yaratmak istemiştim.
Kalça ve uyluk çalışırken genellikle öne eğilmeler yapıldığı için, insanlar çok fazla içe dönebiliyor ve dersin havası iyice ağırlaşabiliyordu. Aslında amacım buydu. Bir akşam dersinde, ışıklar kısılmışken, tüm günün yorgunluğunu hissederken yin yoga yaparak özellikle kalça bölgesindeki birikmiş duygu ve enerjiyi rahatlatmak, gevşetmek ve esnetmek… Bence amacıma ulaşmıştım.
Tüm bu kalça açıcı asanalar içindeyken kimi katılımcılar çok huzurlu, sakin ve rahat kimileriyse kıpır kıpırdı. Her zaman derim: “Yoga matı (minderi) üzerinde nasıl tepkiler veriyorsak, hayatta da aşağı yukarı benzer tepkiler veriyoruzdur” diye. Yine aynı görüşten bahsettim. Her duruşta, “bırakmayı, teslim olmayı, kabul etmeyi” hatırlattım. Yin yogada bir deyiş olduğundan bahsettim: “Poza girmek için bedeni kullanmıyoruz, bedenin içine girmek için pozu kullanıyoruz.” Nefesin her zamanki gibi bize rehber olduğunu hatırlattım. Duruşta zorlandığımızda nefese yönelip sakinleşebileceğimizi, eğer o an asanada kalmak hiç mümkün değilse kendimizi zorlamadan duruşu bırakmamızı söyledim. Tabii ki eğer fiziksel bir rahatsızlık hissediyorsak, asla devam etmememiz gerektiğini de hatırlattım. Fiziksel rahatsızlık yoksa bizi tek zorlayan duygular ve düşüncelerdi. Peki sabretmek, kabullenmek, teslim olmak, kendini bırakmak mümkün müydü?
Sınıf duruşlar içindeyken yin yoga hakkında biraz daha bilgi verdim. Yin’in bedenimizdeki dişil enerji, ay, soğuk, serin, karanlık yang’ın ise eril enerji, güneş, sıcak ve aydınlık olduğunu, yin yoganın bizi şifalandırıcı bir yoga tarzı olduğunu, bir asanayı yaparken hedef bölge dediğimiz ve germeyi hissettiğimiz noktanın duruştan çıktıntan sonra kanlanacağını anlattım. Aslında yin yoga ile kendimize bir nevi akapuntur yapıyorduk. Bir bölgeyi önce sıkıştırıyor, sonra o bölgeyi rahatlatıp oraya kan, yaşam enerjisi, “chi” ya da “prana” akışını sağlıyorduk. Kısaca meridyenlerden de bahsettim. Bacak önü, bacak arkası, omurga, bacak içi ve bacak dışı derken aslında mide, dalak, idrar kesesi, böbrek ve karaciğer ve safra kesesi gibi meridyenleri uyardığımızı ve yine bu bölgeleri şifalandırdığımızdan bahsettim.
Derken dersin sonuna gelmiştik. Normal ders saati bitmişti ama henüz akış tamamlanmamıştı. Yin yoganın başka bir özelliği: Asanalarda beklerken ve o enerjiyi hissederken, eğitmen olarak senin de gevezeliğin tutuyordu. Şunu da anlatayım, şundan da bahsedeyim derken zaman su gibi akıp geçiyordu. Neyse ki bizden sonraki derse daha yarım saat vardı. Kimse de gitmesi gerekiyormuş, acelesi varmış gibi bir izlenim vermemişti. Herhalde herkes halinden memnun ve saatin farkında değil diye düşündüm. Zaten bir iki asana yapıp dersi tamamlayacaktım.
Şimdi enerjiyi biraz yükseltmenin zamanı gelmişti. İki seçenekli bir arkaya eğilme yapacaktık. İsteyenler ve/veya belinde rahatsızlık olanlar “sphinx” (sfenks), bel omurlarında rahatsızlık hissetmeyip daha esnek olanlar “seal” (fok balığı) deneyeceklerdi. Ya da bel omurlarını biraz esnetmek için önce bir iki dakika “sphinx” ardından daha derin bir duruş olan “seal”…
En son “cat tail” (kedi kuyruğu) burgusuyla tüm omurgayı rahatlattık. “İsteyen direk savasana’ya geçebilir. Hala enerjim düşük, bu arkaya eğilmeler beni canlandırmadı diye düşünenler savasana öncesi istediği asanayı yapabilir. Urdhva dhanurasana (köprü), sirsasana (baş duruşu), sarvangasana (omuz duruşu), pincha mayurasana (tavuskuşu) ya da adho mukha vrksasana (kol duruşu) yapabilirsiniz” dedim. Bazı öğrenciler hemen “savasana”ya geçti bazılarıysa saydığım asanalardan yaptılar. “Ve şimdi herkes derin gevşeme ve dinlenme duruşuna geçsin” dedim.
Hafif bir şarkı eşliğinde gevşediğimiz derin bir “savasana” sonrası bağdaşta oturup dersi sonlandırmanın vakti gelmişti. Dersin başında söylediklerime ek olarak, “hem yin hem de yang enerjiye eşit derecede ihtiyacımız olduğunu, anne sevgisinin dengelenmemiş gölgeli kısmının yin enerjinin fazla olması anlamına geldiğini, yin enerjinin fazla olmasının motivasyon eksikliğine, kronik şikayetlenmeye, mağdur olmuş hissetmeye ve bağlantı kuramamaya neden olduğunu” anlattım. Ayrıca “baba sevgisinin fazla olmasının yang enerjinin fazla olması anlamına geldiğini, yang enerjinin fazla olmasının da tatminsizliğe, yargılayıcı olmaya, mükemmeliyetçi olmaya ve hoşgörüsüzlüğe neden olacağını, yang olmadan yin’in beceriksizliğe yin olmadan yang’ın da duyarsızlık ve suistimale yol açacağını” söyledim. Dersin teması “denge”ydi. “Bu nedenle, hayatımızda yin ve yang enerjileri eşit derecede olmalı.” Gözlerimizi açmadan önce hayatın içinde dengeyi bulup koruyabilmemizi diledik.
Her yin dersin sonundaki gibi bu ders bittiğinde de kimse kalkmak istemedi. Herkes de bir rehavet gözleniyordu. Yin enerji böyle bir şeydi.
Dersin sonunda öğrencilerden biri yanıma geldi. “Ders boyunca ara ara video çekimi yaptım. Hastalarıma da yaptırmak için. (Bahsettiğim öğrenci bir fizyoterapist). Sizin için mahsuru var mı?” diye sordu. Tabii ki yoktu. Öğrendikçe öğretmedikten ve öğrendikçe paylaşmadıktan sonra neden yoganın içindeyiz ki? Yoga dünyası bu şekilde büyüyecek ve gelişecekti. Bu şekilde içimizdeki yin enerji, anne sevgisi artacaktı. Önce kendimize “anne şefkatiyle” bakmayı öğrenecektik; sonra başkalarına… Böyle böyle kendimizi ve hayatı olduğu gibi kabullenip, teslim olup, akışına bırakacaktık.

bir dersin ardından…

Standard
Yoga eğitmeni olup ders vermeye başlamak harika bir duygu… Yalnız dersleriniz çoğalmaya başlamasıyla kendi pratiğinden uzaklaşmak ve başka eğitmenlerin derslerine yeteri kadar katılamamak ise bu hayatın cilvesi… Yine de vakit buldukça kendi yoga pratiğini yaparken aklına gelen her yeni bilgi ve asana varyasyonu bizi geliştiren en önemli şey… Hele ki başka eğitmenlerin derslerine katılıp daha önceden bildiğin fakat unuttuğun ya da daha önce hiç aklına gelmeyen asanaları deneyimlemek bizi daha da geliştiren bir şey…
2014-02-07 19.14.27
Geçenlerde bir eğitmen arkadaşımın dersine katıldım. O akşam stüdyoda hamile (prenatal) yoga dersim vardı. Aynı saatlerde öteki salonda hatha yoga dersi vardı. Dersime kimse gelmeyince, fırsat bu fırsat diyip hatha yoga dersine katıldım. İyi ki de katılmışım. O akşamki ders beni iki yıl öncesine götürdü. Eğitmenlik kursuna katıldığım günlere…
Eğitmenlik kursu sırasında bir staj dersi vermemiz gerekiyordu. Dörder kişilik gruplar oluşturmuştuk. Ders iki saat sürecekti. Herkese yarım saat düşüyordu. Hatha ya da vinyasa tarzında bir ders hazırlayacaktık. Derste bir zirve duruşu olacaktı. İlk bir saatlik dilimde katılımcıları zirve duruşuna hazırlayacaktık. Bir saatin sonunda zirve duruşunu yapacaktık. İkinci bir saatlik dilimde bedeni dengeleyici ve ters duruşlar olacaktı. En son beş ya da on dakika “savasana” (derin gevşeme ve dinleme pozisyon) ile ders tamamlanacaktı.
Grubumuzun bir buçuk aylık bir süresi vardı. Şanslıydık. Bazı arkadaşlarımız, gruplar oluşturulduktan iki hafta sonra ders vereceklerdi. Haftada bir iki kere buluşup çalışmaya başladık. Önce ders akışını hazırlamak gerekiyordu. Zirve duruşunu bulmak ve ona göre dersin ilk yarısında bedeni hazırlamayan sonrasında da bedeni rahatlatan asanaları seçmek lazımdı.
Sonunda karar verilmişti. Zirve duruşumuz “parivrtta surya yantrasana” (pusula) olacaktı. İşte o akşam, eğitmen arkadaşım da derste bu asanayı zirve duruş olarak kullanmıştı. Ben de bu duruşu yaparken o günlere dönmüştüm. Zirve duruşu, kalça açıcı bir asanaydı. Omuz kuşağını ve kalçaları esnetmek ve bedeni burguya hazırlamak gerekiyordu. Dersin ilk yarısı omuz kuşağını ve kalçaları açıp esnetmeye ve burgulara odaklanmıştı. Tabii ki karın kaslarını da çalıştırmıştık.
O akşam eğitmen arkadaşım derse yerde uzanarak başlattı. Sırt üstü uzandık ve karın kaslarını çalıştırmaya başladık. Bacaklarımızı tek tek yere indirdik kaldırdık. Ardından iki bacağı birden yere indirdik kaldırdık. “Navasana” (sandal) varyasyonlarıyla karın kaslarına biraz daha odaklandık. Sırt üstü uzanırken sağa ve sola dinamik burgular yaptık. Oblik kaslarını çalıştırmak için dizleri yere değdirmedik. Stüdyonın ortaklarından diğer eğitmen arkadaşım da derse girmişti. Onun matı (minderi) ile benim matım yan yanaydı. İkide bir birbirimize bakıp “dersin zirve duruşu ne olacak acaba?” diye soruyorduk.
Karın çalışmalarına biraz ara verip ayaktaki asanalara geçtik. “Surya namaskara” (güneşe selam) serilerinin aralarına”virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “parsvakonasana” (yan açı duruşu) ve “svarga dvijasana” (cennet kuşu) gibi asanalar serpiştirilmişti. Aralarda “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “phalakasana” (sopa), “chaturanga dandasana” (şınav) da yapıyorduk. İyice meraklanmıştım. Zirve duruşu ne olacaktı acaba?
Biraz denge de çalıştık. “Eka pada adho mukha svanasana” (tek bacak havada aşağı bakan köpek) duruşunda bazen kalçayı kare tutuyorduk (yani kalçanın biri yukarıda biri aşağıda değil, eşit hizada) bazen de kalçanın açısını bozuyorduk ve havadaki ayağı iyice yukarıya kaldırıyorduk. Tüm bunlara ek olarak “kuadriceps kaslarını” (ön bacak kaslarını) esnetmek için ayakta tek bacağımızı dizden büküp ayağı kalçaya doğru yaklaştırmaya çalışıyorduk. Bunu yaparken önce iki dizi aynı hizada tutmaya çalıştık. Sonra dizi biraz arkaya doğru açtık. En sonunda bir bacağımızın ön kaslarını esnetirken bir yandan da göğüs kafesini açmaya çalıştık. Bunu yaparken bel omurlarımızı sıkıştırmamaya dikkat ettik.
Sonra tekrar yerdeki asanalara dönmüştük. Zirve duruşunu bir türlü tahmin edememiştim. Yere oturduktan sonra kalça açıcı birkaç asanaya yönelmiştik. “Rock the baby” (beşiği salla) ve “akarna dhanurasana” (yay kulağa duruşu) yaparken birden iki yıl öncesine dönmüştüm. Kendi staj dersimize… Sanırım eğitmen arkadaşım da o akşam bize aynı duruşu yaptıracaktı. Heyecanla, “zirve duruşu yoksa parivrtta surya yantrasana mı?” diye sordum. Evet öyleydi. İnanır mısınız; bu asanayı kendi staj dersimizde yaptıktan sonra unutmuştum. Derslerimde hiç kullanmamıştım. Neden bilmem. Asana aklımdan çıkıp gitmiş. Oysa çok etkili bir asana. Hem kalça açıcı hem burgu… Güzel bir zirve duruşu…
“Akarna dhanurasana”dan sonra bacağı “hamstring kasları”nın (arka bacak kaslarının) elverdiği ölçüde yana doğru açmaya çalıştık. En son elimizle ayağı yakalayıp bacak arasından yana doğru döndük. Ve zirve duruşunu sağ tarafta tamamlamıştık. Sırada sol bacak vardı. Aynı seriyi sol bacakta da tekrarlamıştık.
Zirve duruşundan sonra “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ve “twisted roots” (dönmüş kökler) burgusuyla ders sonlandı.
“Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) öncesinde “nadi shodhana pranayama” (enerji kanallarını arındırma nefesi) yapmıştık.
Tüm ders boyunca, eğitmen arkadaşımız sağ ve sol enerjilere dikkatimizi çekmişti. O günkü ders hatha yoga tarzındaydı ve güneş ve ay, eril ve dişil, sağ ve sol enerjilere yönlenmesi gayet doğaldı. Bedenin sağ ve sol tarafının ne kadar farklı hissedebileceği, bir tarafın dengesinin diğer taraftan ne kadar farklı olabileceği, bir tarafta çok rahat yapabildiğimiz bir asanayı öteki tarafta o kadar rahat yapamayabileceğimizi, bir tarafımızın diğer taraftan daha esnek ya da güçlü olabileceği… Tüm bunlar ders boyunca eğitmen arkadaşımızın bize hatırlattığı bilgilerdi. Zaten zirve duruşu, belki de sırf bu sebeple asimetrik bir asanaydı. Bedenin iki farklı enerjisini daha iyi hissettirtmek için…
Dersin sonunda ne mi hissettim? “Savasana”da uzanırken, bedenimin sol tarafının daha çok gevşediğini, derslerim çoğaldıkça başka eğitmenlerin derslerine girip rahatlamaya ne kadar çok ihtiyaç duyduğumu, bir başka eğitmenin dersinde yeni asanalar ve yeni bilgiler edinebileceğimi ve başka derslerin ufkumu açabileceğini… Yeni deneyimlere açık olmamız gerektiğini… Açık olduğumuzda da yepyeni deneyimlerin gelip bizi bulabileceğini…

gerçekten görüyor musun?

Standard

Bir asanada en az iki üç dakika beklemek… Bedenin, zihnin ve ruhun gevşemesine izin vermek… Evet, yin yoga’dan bahsediyorum. En sevdiğim yoga tarzlarından biri. Beni rahatlatan, gevşeten, içe döndüren ve çevreme daha duyarlı olmamı sağlayan bir yoga şekli. Peki bunun nesi ilginç diye sorabilirsiniz? İlginç olan, bu yoga tarzını 11-12 yaşındaki gençlerle deneyimlemem. Yin yogayı 11-12 yaşındaki öğrencilerle çalışabileceğim aklıma gelmezdi taa ki geçen haftaya kadar…

20140201_113356

Geçen hafta sonu yoga stüdyosunda 11-12 yaşındaki iki genç kızla dersim vardı. Okullar bir gün önce tatil olmuştu. Derse girdiğimde, öğrencilerin çok yorgun olduklarını gördüm. Hani koşuşturma içinde bir şey hissetmezsiniz ama bir an durup dinlenirseniz ne kadar yorgun olduğunuzu anlarsınız ya. İşte bizim genç kızlar da aynı durumdaydı.
“Kendimizi çok yorgun hissediyoruz öğretmenim. Bugün yoga yapmasak olmaz mı?” Tabii ki olmaz. Yoga yapacağız. Bir bakalım bu işi nasıl çözeriz diye düşünürken, aklıma öğrencilere “yin yoga” yapma fikri geldi.
Yazımın başında da bahsettiğim gibi, yin yoga, bir asanada en az iki üç dakika kasları pasif bırakarak beklemeyi ve bu şekilde kasların ötesine geçerek derin bağ dokularını da esnetmeyi hedefleyen bir yoga tarzı. Zihni ve bedeni dinlendirdiği ve içe dönüşü kolaylaştırdığı için büyüklerin çok sevdiği bir yoga şekli. Peki ya gençler? Acaba onlar bir asanada birkaç dakika kıpırdamadan durabilirler miydi? Karar verilmişti. Yin yoga yaptıracaktım ve ne olacağını hep beraber görecektik.
Derse yerde sırtların altına bolster koyup “kelebek”te (supta baddha konasana) uzanarak başladık. Öğrencilere, kendilerini toprağın enerjisine bırakıp bedenlerini yere iyice ağırlaştırarak gevşetmelerini söyledim. Yaklaşık beş dakika bu duruşta bekledik. Bedeni, zihni ve ruhu biraz gevşettikten sonra, bolster’ları çektik kenara ama sırt üstü yatmaya devam ettik.
Yerde uzanırken bir bacağı düz bir şekilde yukarı uzattık (supta padangusthasana). Sonra iç bacak kaslarını esnetmek için bacağı yana doğru açtık. Bacağı tekrar ortaya aldıktan sonra ters tarafa düşürüp bir burgu yaptık  (jathara parivartanasana’nın tek bacaklı varyasyonu). Tekrar bacakları ortaya alıp, dizi büktük ve “yarım mutlu bebek” (ardha ananda balasana) duruşuna geçtik. En son “eye of the needle” (iğne deliği) duruşunu yaptık. Ardından aynı seriyi diğer bacakta tekrarladık.
Daha önceki derslerimde öğrencileri hiç bu kadar sakin ve mutlu görmemiştim. Acaba bugüne kadar hep “vinyasa” ve “hatha” tarzı ders yaparak yanlış mı yapmıştım? Her ne kadar genç de olsalar, belki onların da biz büyükler gibi bedenen, ruhen ve zihnen gevşemeye, esnemeye ve dinlenmeye ihtiyaçları vardı? Neden bunu daha önce akıl edememiştim?
Zihnimde tilkiler dolaşırken, sırt üstü uzanarak yapacağımız asanaları bitirmiştik. Yavaş yavaş omurganın üzerinde öne arkaya sallanarak omurgayı uyandırmaya başladık ve oturma pozisyonuna geldik. Omurgadan devam etmeye karar vermiştim. “Kelebek” (baddha konasana/butterfly) ve “tırtıl” (caterpillar/paschimottanasana) ile devam ettik. Dış kalça kaslarını da esnetmek için “uyuyan kuğu/güvercin” (sleeping swan/eka pada raja kapotasana) yaptık. Bu duruşta beklerken, asanaların neden değişik isimleri olduğundan bahsettim. Yoga tarzlarına göre, bazı duruşların farklı adlandırıldığını ve bu duruşun da onlardan biri olduğunu söyledim. “Eka pada raja kapotasana”… Hep birlikte bu ismi söylemeye çalıştık. Tekerleme gibiydi. “Bir kartal, bir kartala, gel beraber bir kartal yuvası kuralım demiş” misali…
Dersin sonuna geliyorduk. Bir iki asanayı da eşli yaptırmak istedim. “Helikopter böceği” (dragonfly/upavista konasana) bunlardan ilkiydi. Karşılıklı olarak birbirini esnetmek ve bu duruşta kolları yana açarak burgu yapmak…
Eşli duruşlardan ikincisi “jathara parivartanasana”nın dersin başında yaptığımız varyasyonuydu. Eşlerden biri yerde burgu yaparken diğeri kalçasını onun kalçasına dayıyor, bir eliyle eşinin bükülü bacağını bir eliyle de omzunu yere yaklaştırmaya çalışıyordu. Son eşli duruş ise “balasana”ydı (çocuk duruşu). Eşlerden biri çocuk duruşuna geçip kollarını öne doğru uzatıyordu, diğeri de sakrumun üzerine kalçasını yerleştirip eşinin üzerine uzanıyordu. Alttaki kişi, bedenini esnetirken yukarıdaki göğüs kafesini açıyordu.
Böylece ders sona erdi. Genç kızlar her zamanki gibi “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) hazırlandı. Başlarının altına minder, üzerlerine battaniye ve gözlerine göz yastığı. Portakal yağıyla masaj da cabası.
“Savasana”dan sonra bir oturma pozisyonuna geldiler. Dersi bitirecektik. “Okulun yarı dönemini geride bıraktık. Kaç aydır ders çalıştık, ödev yaptık. Yorulduk. Büyükler gibi dinlenmek, gevşemek, esnemek ve rahatlamak bizim de hakkımız. Genciz diye her zaman koşuşturmak zorunda değiliz. Arada bir durmak, bedeni, ruhu ve zihni dinlemek ve dinlendirmek bizim de hakkımız” diyerek dersi bitirdik.
Benim için ilginç bir deneyim olmuştu. İnsanlar bazen önlerindekileri göremezler. Kör olduklarından değil, bakmasını bilmedikleri için. Ben de öyle olmuştum. Karşımdaki bedenler genç olduğu için, onları tazecik ve gencecik gördüğüm için yorgun olabileceklerini ve onların da zaman zaman “es verip” dinlenmeye ihtiyaçları olduğunu göremeyecek kadar kör olmuştum. Benim için çok anlamlı bir ders olmuştu. Bundan böyle gözlerimi dört açacak ve görmek için bakacaktım.