Tag Archives: sleeping swan

ya hayat tekdüze olsaydı?

Standard

Bazen kendimi sürekli bir şeyler yaparken buluyorum. Yoga dersleri, arkadaş toplantıları, kısa seyahatler ve devamlı bir koşuşturma… Böyle zamanlarda durmak ve bir anlığına bile olsa nefes alıp dinlenmek aklımın ucundan bile geçmiyor. Sanki zaman akıp gidiyor ve ben hep zamanın gerisinde kalıyormuşum gibi hissediyorum. Hayatınızı sürekli bu şekilde yaşadığınızı düşünebiliyor musunuz? Bir noktada tükeniriz değil mi? İşte ben de böylesine aktif bir dönem sonrasında kendimi yorgun ve tükenmiş hissediyorum. Yang değil mi?

2009-2010 tum fotolar 309

Günlerimi çok hızlı yaşadıktan sonra bir süreliğine daha sakin günler geçirmeye başlıyorum. Dinlenmeye, kitap okumaya ve kendi kendimle kalmaya çalışıyorum. Kendi kendime daha çok zaman geçiriyorum. İçime dönüyorum. Yin değil mi?

Tıpkı günlük hayatımda olduğu gibi derslerim de bu yin ve yang modumdan nasibini alıyor. Kendimi çok yang hissettiğim dönemlerde yoga derslerimde genellikle “vinyasa” (akış) tarzını tercih ediyor, bir “asana”dan (duruş) diğerine akıyorum. Tıpkı hayatımda bir yerden diğerine koştuğum gibi. Böyle zamanlarda karın odaklı dersler, geriye eğilmeler, kol denge duruşları ve ters duruşlar üzerine yoğunlaşıyorum.

Yin modunda olduğum zamanlarda ise bedeni esnetmeye ve gevşetmeye yönelik derslere odaklanıyorum. Yin yogaya yönelip, duruşlarda uzun süre bekleyip, bedensel ve zihinsel rahatlama sağlamayı amaçlıyorum. Zihni dinginleştirmek için “pranayama” (nefesi özgürleştirme) teknikleri ve meditasyondan yararlanıyorum.

Çok yoğun ve hızlı geçirdiğim günlerden sonra bu hafta derslerde “yin” modundaydım. Ben “yin” havasındaydım ama acaba öğrencilerin istekleri ne yöndeydi? Akşam derslerinde öğrenciler genellikle hızlı dersler istedikleri için o derslerde “vinyasa” çalıştık. Gündüz özel gruplarımdan biriyle derse gittiğimde ise derse katılanların da “yin” havasında olduğunu fark ettim ve bu beni çok mutlu etti.

Uzun bir meditasyon sonrasında “butterfly” (kelebek), “half frog” (yarım kurbağa), “half saddle” (yarım eyer), “dragonfly” (helikopter böceği), “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “melting heart” (eriyen kalp) ve “twisted roots” (dönmüş kökler) duruşlarını yaptık. Tüm duruşlarda dört dakika kadar bekleyip bedenin o anki durumunu olduğu gibi kabul edip teslim olmayı deneyimledik. Dakikalar geçtikçe bedenin kendisini biraz daha bırakmasını ve duruşta nasıl da derinleşebileceğimizi gözlemledik. Dersi uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile sonlandırdık.

Ya hayat tekdüze olsaydı? Hep gece olsaydı ya da sadece gündüz olsaydı? Hep yaz olsaydı ya da hep kış olsaydı? Tüm dünya kadınlardan ya da sadece erkeklerden oluşsaydı? Hep hızlı bir yaşantımız olsaydı? Ya da hep durağan ve sakin bir yaşantımız olsaydı? Ne kadar sıkıcı olurdu değil mi? Yin ve yang… Dişil ve eril… Kimi zaman yin kimi zaman da yang… Önemli olan döngüyü doğru kurabilmek. Çılgınlık yapmak istediğimizde, sürekli hareketli günler geçirmek istediğimizde “yang”laşmak ve dinlenmek, sakinleşmek ve dinginleşmek istediğimizde “yin”leşmek… Kisaca yin ve yang… Kısaca döngüsel yaşam…

Reklamlar

neye niyet neye kısmet!

Standard
Kimi zaman hayat planladığımız gibi gitmez. Bir şeye karar veririz. Tam onu yapacakken önümüze başka bir seçenek ya da gelişme çıkar ve biz o başka seçenek ya da gelişme doğrultusunda ilerleriz. Yoga derslerinde de bu böyledir. Öğretmen derse giderken aklında o gün için bir fikir vardır. Ama bazen derse gider ve aklındakinden bambaşka bir ders yapar. O günkü öğrencilerin ruh hali ve sınıfın havasıdır onu bambaşka bir ders yapmaya iten… Bazen de ders içindeki gelişmeler…
wpid-facebook_-1036573733
Geçenlerde özel dersime gittiğimde aklımda kalça açıcı bir ders yapmak vardı. Tüm kalça eklemini esnetmeyi planlamıştım. Kalçayı dışa çeviren kaslar, içe çeviren kaslar, bacak önündeki ve arkasındaki kaslar… Özellikle kasık kasları ve kalçayı dışa çeviren kaslara odaklanacaktım. Tüm bunları esnettikten sonra da “padmasana” (lotus) denetmek istiyordum.
Bir haftalık tatilin ardından ilk dersimizdi. Bedenin ne kadar çabuk gerginleştiğini artık hepimiz biliyoruz. Bu bir hafta on günlük süre içinde öğrencinin bedeni de ister istemez gerginleşmişti. Esnetmek iyi gelecekti.
Dersin başında öğrenci birkaç gündür bacağının arka tarafında bir ağrı hissettiğini ama kalça açıcı bir derse “hayır” diyemeyeceğini ve büyük ihtimalle bunun onu rahatlatacağını da söyledi. Bunun üzerine derse başladık.
Başlangıç meditasyonu sonrasında “sukhasana”da (bağdaş/kolay oturuş) otururken sağa, sola ve öne esnedik. Ardından diğer bacağı öne alıp, yani sağ bacak öndeyse solu, sol bacak öndeyse sağı, bedeni tekrar yanlara ve öne doğru esnettik. Ardından dört ayak üzerine gelip bir “vinyasa” (akış) sonrasında ayağa kalktık.
“Surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle bedeni ısıttıktan sonra bu serilerin arasına kalça açıcı duruşlar eklemeye başladık. “Ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “parsvottanasana” (bacaklar ayrı baş dize duruşu gibi)… Güneşe selam serilerinin arasına eklediğimiz ilk kalça açıcı duruş “ashwa sanchalanasana”ydı. İkincisi de “anjaneyasana”… Alçak hamle duruşunu yaparken öğrenci artık devam edemeyeceğini çünkü bacağının arkasını oldukça yoğun hissetmeye başladığını söyledi.
Diyorum ya hayatın ne getireceği belli olmuyor diye. Hemen akışı bırakıp “yin” (dişil enerji) tarzı çalışmaya başladık. Öğrenciye sorular sorup sorunun ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Ağrı nerede? Tam olarak nasıl bir ağrı? Tam bacağın arkasında dize doğru inen bir ağrı… Bunun üzerine bel durumu nasıl? Belde bir ağrı, gerginlik ya da herhangi bir şey hissediyor musunuz? “Belim de biraz ağrıyor. Sanırım tatilde ağır bavulları taşırken zorladım.” Bunun üzerine aklıma bel omurlarında bir sıkışma, o sıkışmanın sinirlere yaptığı baskı ve o baskının bacakların arkasından dizlere ve hatta ayaklara kadar ulaşması diye düşündüm.
Peki bu durumda öğrenciyi nasıl rahatlatabilirdim? Kalçayı dışa çeviren asanalar çok iyi gelirdi. Bu asanalar hem kalçayı hem bacağı hem de tüm bağ dokularını ve sinirleri rahatlatırdı. Bunun üzerine “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “square” (kare), “shoelace” (ayakkabı bağcığı) ve “eye of the needle” (iğne deliği) duruşları ile kalçayı dışa çevirip bu bölgedeki tüm kasları, bağ dokularını ve sinirlerini rahatlattık. Beli ve özellikle torakolumbal fasyayı gevşetmek için “caterpillar” (tırtıl duruşu) yaptık. Bu duruşlarda en az üç dakika bekletip bedenin daha çok gevşeyip rahatlamasını istemiştim.
Sırt üstü yere uzanıp “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile omurgayı biraz daha esnetip rahatlattıktan sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi tamamladık.
İki gün sonra tekrar derse gittiğimde derse başlamadan öğrenciye nasıl olduğunu sordum. Bacağının arkasındaki ve belin aşağı bölgesindeki ağrı geçmişti. “Belki de ağır kaldırmaktan ve üşüttüğüm içindi” demişti bana. Yine de bu işi ihmal etmemek gerektiğini, bir doktora görünmekte fayda olduğunu söyledikten sonra her zamanki gibi “vinyasa” bir ders yapmıştık.
O dersin sonunda eve giderken düşünüyordum. Hayat çok ilginçti. Neye karar verirseniz verin bazen hayat sizin istediğiniz gibi gitmiyordu ve değişmek zorunda kalıyordunuz. Eğer inatçı ve dediğim dedik bir kişiyseniz, bu zorunlu değişim çok zor ve sancılı oluyordu. Kabul edemiyordunuz ve kendinizi yeni seçeneğin ya da gelişmenin getirdiği fırsatları görmekten mahrum ediyordunuz. Belki de sizin için çok daha iyi olan gelişmeleri kaçırıyordunuz. Oysa daha kabullenici ve yumuşak bir kişiyseniz, zorunlu değişim çok daha kolay ve eğlenceli oluyordu. Değişimin getirdiklerini kolaylıkla kabul ediyor, hayatınıza alıyor ve o gelişmelerle uyumlu yaşıyordunuz. Yeniliklere açık oluyor ve sorun olarak algılamıyordunuz.
Hayatın ne getireceği belli olmuyor. Hatta dilimizde bunun için bir deyiş bile var: “Neye niyet neye kısmet.” Yoganın bize öğrettiği de aynı şey aslında. Esnek olmak, akışına ve oluruna bırakmak ve önümüze ne gelirse onu kabul etmek… Hayatı böyle algıladığımızda ve yaşadığımızda, hayattan zevk almamız ve mutlu olmamız hiç zor değil… Yeter ki inat ederek ve değiştirmeye çalışarak hayatı biz zora sokmayalım…

sürekli gelişmek!

Standard

İnsan her yoga eğitmenlik programında yeni yeni bilgiler edinip kendini sürekli geliştirebilir mi? Aslında bu sadece yoga için mi geçerli? Yani hayatımız boyunca her yaşadığımız olay ya da deneyim, her okuduğumuz kitap, her izlediğimiz film ya da belgesel bize yeni yeni bilgiler katıp bizi geliştirmez mi? Geçen haftalarda İstanbul’da katıldığım yin yoga eğitmenlik programında da aynen böyle oldu.

2013-05-15 18.45.25(1)

Bu eğitmenlik programında sabahları en az iki saatlik bir yoga pratiği ile güne başlıyorduk. Birbirini ardına yaptığımız yin duruşlar içinde beşer dakika kadar hareketsiz bekleyerek kendimizi teslim etmeye çalışıyorduk. Sabahları daha bedenimiz kapalı olduğu halde bolster, meditasyon minderi ve blok gibi ekipmanlar kullanarak yaptığımız asanaların tadına doyum olmuyordu. Beden yavaş yavaş uyanıyordu sanki ve bir kere uyandı mı onu daha da uyandırmak ve açmak insana çok büyük haz veriyordu.

Bedenimizi uyandırıp keyifli bir yin yoga seansından sonra kendimizi derse hazırlamış oluyorduk. Her gün genellikle teorik anatomi bilgilerimizi tazeleyerek ya da bildiklerimize yenilerini ekleyerek ya da yoga ve bedenle ilgili videolar izleyerek devam ediyorduk.

İlk gün yin yoga üstatlarından Paul Grilley’in bir videosunu izlemeye başladık. Yin yoga eğitimine katılmadan önce hatha ve vinyasa eğitimi aldığım için hizalanma kurallarına çok sıkı bağlıydım. Öğrencilerimi bir asanaya sokmadan önce mutlaka hizalanma kurallarını hatırlatırdım ve onları uyarırdım: “Eğer hizalanma kurallarına dikkat etmezseniz sakatlanabilirsiniz. O yüzden diz mutlaka ayak bileğinin üstünde olsun.”

Yin yoga eğitimi bana bambaşka ufuklar açtı. Öncelikle yin yoga, hatha ve vinyasadan farklı olduğu için, hizalanma kurallarına fazla takılmıyorduk. Hatha ve vinyasa dersleri sürekli bir akış olduğu için öğrencileri korumak adına konmuştu bu hizalanma kuralları. Ancak, yin yogada amacımız duruşlarda sabit kalarak bedenimizin en derin ve sıkı bağ dokularına kadar esnemekti. O yüzden hizalanma kurallarına bu tarz yogada takılı kalmıyorduk.

Hayatımızda sürekli kurallara bağlı yaşıyorduk. İlk defa kurallar olmadan serbestçe bir şeyler yapabilmek beni çok mutlu etmişti. Daha rahat gevşediğimi ve esneyebildiğimi gördüm. Bunu kendi derslerimde de kullanmayı aklımın bir kenarına not ettim. Tabii ki vinyasa akışları içinde değil ama dersin sonuna doğru daha dinginleştiğimiz ve dersin son dinlenme duruşundan önce gevşemeye ağırlık verdiğimiz asanalarda…

PhotoFunia-475b0b8Paul Grilley’in videosunda ve bu yin yoga eğitiminde beni asıl etkileyen şey, her insanın beden yapısının farklı olduğu ve bu beden yapıları yüzünden bazı asanaları yapıp bazılarında zorlanacak olmamızdı. Hani hizalanmadan bahsettik ya. Mesela bir vinyasa dersinde “eka pada raja kapotasana” (güvercin) duruşu yaparken, her zaman öndeki bacak matın kısa kenarına paralel olacak. Tabii ki bu çok iyi bir kural. Ancak öğrencinin kalçasını dışa döndürme kapasitesinin çok iyi olmadığını varsayalım. Böyle bir durumda, öğrenci öndeki bacağını matın kısa kenarına paralel yapmaya çalışırken dizini sakatlayabilir. Bu durumda şunu sormamız gerek. Hizalanma kuralları her beden için veya her kişi için geçerli midir? Bu soruya ancak “hayır” şeklinde cevap verebilirim.

Grilley’in videosunu seyrederken bunları gördüm. Önümüze farklı farklı kişiler ve bedenler çıkarttı. Kişilerden biri çok geniş bir açıyla kalçasını dışa döndürürken, bir diğerinin kalçasını dışa çevirme kapasitesi çok sınırlıydı. Bir kişinin kalçasını içe çevirme kapasitesi çok iyiyken, diğerinin çok kısıtlıydı. Dolayısıyla bedenimizin sayesinde bazı asanaları çok iyi yapabildiğimizi bazılarını ise kısıtlı yapabildiğimizi gördüm.

Sonra eş olduk sınıfta. Herkes birbirinin üzerinde deneyler yaptı. Eşimizin kalçayı dışa ve içe çevirme kapasitelerine baktık. Son sınırına kadar götürdük. Deneyimledik. Herkesin bedeninin birbirinden ne kadar farklı olabileceğini fark ettik. Birimizin kalçayı dışa çevirme kapasitesi fazlaysa onun “swan/sleeping swan” (kuğu/uyuyan kuğu) duruşlarını çok iyi yapabileceğini, diğerinin kalçayı içe çevirme kapasitesi fazlaysa onun da “frog” (kurbağa) duruşunu daha iyi sergileyebileceğini gördük.

Bu deneyden sonra, sınıftaki uç noktalardaki kişileri sahneye çıkardık ve tek tek inceledik onları. Birisi kalçayı dışa çevirme kapasitesi sayesinde “padmasana”yı (lotus) çerez yermiş gibi yaparken, bir diğeri kalçayı içe çevirme kapasitesi sayesinde “frog”u çok rahat yapıyordu.

PhotoFunia-474bdd1Tüm bunları izledikten sonra, beden yapılarındaki farklılıkların sadece yin yogada değil diğer tüm yoga tarzlarında da duruşları etkileyebileceğini konuştuk. Kalçasını dışa çevirme kapasitesi az olan biri, doğal olarak “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı) da zorlanacaktı.

Peki, böyle bir öğrenciye ben hatha ya da vinyasa dersimde gidip kalçanı iyice dışa çevir, arkadaki bacağını iyice arkaya doğru döndür mü diyecektim? Bu eğitimi almadan önce zorlayabilirdim. Ancak bu eğitimi aldıktan ve beden farklılıklarını gördükten sonra asla. Peki, hiç mi yaptırmayacağım bu duruşları ya da kalçasını açmasına ve esnetmesine hiç mi yardımcı olmayacağım? Tabii ki hayır. Öğrencilerinin beden farklılıklarını görüp derslerimde onlara daha da yardımcı olmaya çalışacağım. Önce sözlü yönergelerle elinden geldiğince sıkışıklık hissettiği bölgeyi açmasına ve esnetmesine yardımcı olacağım. Yardımcı ekipman kullanacağım ve gerektiğinde kendim destek olacağım ve duruşlarda onu derinleştirmeye çalışacağım.

Bu eğitimin bana katkısı ne mi oldu? Esnedim, daha çok esnedim. Sadece bedenen değil aynı zamanda ruhen ve zihnen de esnedim. Her yerde olduğu gibi, yogada da kuralların olması gerektiğini biliyorum. Özellikle de bizi ve bedenimizi korumak için. Ancak kuralların esnetilebileceğini de biliyorum. Her şey sana bağlı. Nasıl algıladığına, ufkunun ne kadar geniş olduğuna ya da olabileceğine… O yüzden bir şeylere katı katıya bağlanmak ya da takılmak niye?