Monthly Archives: Aralık 2012

Yeni yıl, yeni ümitler ve yeni beklentiler…

Standard

Bir yılı daha acısıyla tatlısıyla, neşesiyle hüznüyle geride bırakıyoruz. Yeni bir yıla yepyeni ümitler ve beklentiler içinde giriyoruz her zaman olduğu gibi…
Yeni olan herşey güzeldir aslında. Yeni bir elbise, yeni bir ayakkabı, yeni bir giysi aldığımızda seviniriz bir çocuk gibi. Yeni ve daha önceden hiç gitmediğimiz bir yere seyahat ettiğimizde mutlu oluruz. Yeni bir arkadaş edindiğimizde, yeni bir gruba katıldığımızda, yeni bir hobi edindiğimizde, yeni bir işe başladığımızda hep kendimizi mutlu, huzurlu ve yenilenmiş hissetmez miyiz?
İşte yeni yıl da hep böyle heyecanlı ve renkli girer hayatımıza sanki yeni doğmuş bir bebek gibi… Masum ve işlenmeye hazır… İşte tam da bu sebeple, yeni yılda yeni başlangıçlar yapmalı, hayatımızı sil baştan yaratmalıyız.
Hadi kendimize bir güzellik yapalım. 2013 yılını kendimizi şımartmaya ve mutlu etmeye adayalım. Anı yaşamaya, anı yakalamaya çalışalım. Geçmişten gelen tüm hüzünleri, acıları, yalnızlıkları, pişmanlıkları, tüm olumsuzlukları silelim ve unutalım. Geleceği de düşünmeyelim, bir ay sonrasını, bir gün sonrasını, hatta bir an sonrasını bile düşünmeyelim. Sadece ve sadece ana odaklanalım. Nefes aldığımız için, sağlıklı olduğumuz için, etrafımızda sevdiğimiz insanlar olduğu için mutlu olalım.
Bu mutluluğumuzu sevdiğimiz işleri yaparak çoğaltalım. Bu ister bir güzel sanatlar hobisi olsun, ister sportif bir aktivite olsun, ister yoga yapmak, ister oturup kitap okumak, bir yudum çayı keyifle ve farkındalıkla içmek, bir seyahate çıkmak, yavru bir kediyi veya köpeği sevmek ve doyurmak, bir sevdiğine sarılmak, isterseniz de hayatınızı kazandığınız işi sevgiyle ve istekle yapmak olsun… Ne yapıyorsak yapalım, anda kalarak, anı yaşayarak ve sevgimizi vererek yapalım…
Bu yeni yıl farkındalığımızın arttığı, kendimizi sevdiğimiz ve onayladığımız, yeni başlangıçlarla dolu bir yıl olsun…

Reklamlar

yoga ve ben

Standard

Bundan tam beş sene önceydi… Evimin yakınındaki bir spor klubüne başlayıp yoga ile tanıştığım günler… Bilgisayar başında çalıştığım için bel ve boyun ağrılarından muzdarip olduğum, geceleri yattığımda ağrıdan gözlerimin bile yaşardığı bir dönemdi… Hayatım boyunca spor icinde yaşamıstım, profesyonel olarak yaptığım sporlar da vardı, ama yogayla tanışana kadar meğer gerçek anlamda beni mutlu eden bir uğraş içinde olmamışım… meğer hayatım boyunca yoga ile tanışacağım anı beklemişim…
Yoga dersine girdiğim ilk andan itibaren kendimi sihirli bir dünyanın içinde buldum. O ilk yoga dersimde duyduğum heyecan, aldığım haz, rahatlama ve mutluluk… İşte tüm bunlar için yoga benim hayatımın içinde yer almalıydı…
Yoga dersine katılmamdaki temel amacım fiziksel fayda sağlamaktı. Sırt, bel ve boyun ağrılarımdan kurtulmak ve daha sağlıklı ve kaliteli bir hayat sürmek… Bu amaçla katıldığım, kendimce sportif tabir ettigim, bir aktivitede böylesine huzur bulacağımı ve onu hayatımın bir parçası haline getireceğimi tabi ki tahmin edemezdim.
İlk dersin benim icin en zorlu anlarından biri, dersin sonundaki savasana–derin gevseme ve dinlenme pozisyonuydu. Benim gibi günlük hayatını çok hareketli ve kıpır kıpır yaşayan biri için beş dakika kadar bir süre hareket etmeden sabit bir şekilde yatmak…. Sanırım hayatımın en zorlayıcı anlarından biriydi bu… Sırt üstü yatar pozisyondayken sürekli kıpırdanıyor ve sürekli kalkmaya yelteniyordum… Beş dakika mı? Bana saatler gibi gelmişti.
O ilk dersten sonra tamamen fiziksel yarar sağlamak için mümkün olduğu kadar çok yoga dersine girmeye başladım. İlk senenin sonlarına doğru savasana artık bana zor gelmemeye baslamıştı ve hatta keyif almaya başlamıştım bu derin gevşeme ve dinlenme pozisyonundan. Artık kendimi daha rahat serbest bırakıyor, nefesle gevşeyebiliyor ve yoganın fiziksel ve ruhsal anlamda keyfini çıkarıyordum.
yogaya başladıktan sonraki ikinci senemde felsefeyle daha yakından ilgilenmeye başladım. Kitaplar okuyup yogada derinleşme yolunda ilerliyordum.
Artık yoga benim için fiziksel yarar sağlamanın ötesinde ruhsal bir gelişme ve derinleşme demekti. Dördüncü senenin sonunda yogayı hayatıma daha çok sokmam gerektiğine karar verip eğitmenlik kursuna yazıldım. Duruşlarda daha bir derinlik sağlamak, yoganın felsefesini sindirip bunu öncelikle duruşlarıma sonra da hayatıma yansıtmak istedim. Bir sene boyunca eğitmenlik kursunda değisik duygular ve deneyimler edinerek yogasız bir hayat düşünememeye başladım.
Eğitmenlik kursunun sonunda gittiğimiz yoga kampında kendimce asla yaşayamayacağım yerler dediğim bir yerde tam üç gece geçirdim. Oradaki zor şartlar altında yoga felsefesinin bana öğrettikleri ile yaşayabildiğimi gördüm. Kabullenme ve tatminkarlık başvurdugum en temel yoga ilkeleriydi bu zorlu şartlar altında…
Bu zorlayıcı yoga kampından sonra yaşadığım şehre ve hayata döndüğümde asla yapamayacağımı düşündüğüm bir şey daha yaptım. Derinlemesine düşünmeden, bıktığım iş hayatımı sonlandırdım. Bir günde karar verdim ve işi bıraktım. Kendimi sadece ve sadece yogaya adamaya karar verdim. Ötesini düşünmeden işten ayrıldım. Yoga öncesi bir dönemde böylesine bir şeyi yapmam mümkün bile olmazdı, ama yoga yolculugu beni bambaşka bir insan yapmıştı. Yasamak istemediğim bir hayatı yaşamak istemiyordum. Özgür, hür ve mutlu olmak istiyordum. Bu da ancak ve ancak hayattaki bağımlılıklarımdan kurtularak olabilirdi, ki bu bağımlılıklarımdan en büyüğü işyerimdi, ve ben bağlarımı kesmiştim.
Bu kararı verdikten tam altı ay sonra, tam da yasamak istediğim noktadayım. Özgür, hür, mutlu ve bağımlılıklarımdan kurtulmuş ve bağlarımı koparmış olarak… Sevdigim kişilerle yoga çalışmalarıma devam ediyorum. Onlarla birlikte büyüyorum, gelişiyorum, ve kendimi buluyorum…
Beş yıllık yoga geçmişimi göz önüne aldığımda, yolculuğum bitti mi? Hayır. Bu sonu olmayan bir yolculuk… Bu yolculuktan keyif alıyorum, sonu olması ya da olmaması önemli değil benim için, önemli olan yolculuğumun ta kendisi ve yol arkadaşlarım…