Monthly Archives: Temmuz 2014

metabolizmayı hızlandırmak için…

Standard
“Öğretmenim merhaba. Bugün ilk defa bir yoga dersine katıldım. Daha önceleri ‘pilates’ ve ‘tae bo’ gibi grup derslerine katılmıştım ama bugünkü ders benim ilk yoga deneyimimdi. Aktif spor yapmama, bol su içmeme ve protein ağırlıklı beslenmeme rağmen metabolizmam çok yavaş. Yoganın faydalı olabileceğini duydum. Sizce ne tarz bir yoga yapmalıyım?”
2009-2010 tum fotolar 006
Geçen hafta grup dersimin sonunda karşılaştığım bir soruydu bu. Bir an donup kaldım. Metabolizmayı hızlandırmak için derin nefes almak ve akış yoga tarzları faydalı olabilirdi. Ancak bu sadece bir tahmindi. Bu konuyu derinlemesine araştırmam gerekiyordu. Öğrenciye de aynen bunu söyledim. “Ben bu konuyu bir araştırayım. Size yanlış bir bilgi vermek istemem. Nefes çalışmalarının ve hızlı yoga tarzlarının faydalı olabileceğini düşünüyorum. Bugünkü burgulara odaklı dersin de faydalı olabileceğine inanıyorum. Siz bana e-mail adresinizi verin. Ben iyice araştırdıktan sonra size haber vereceğim.”
Evet, öğrenmenin yaşı yoktu.
O akşam eve geldiğimde çok geç olmuştu. Araştırma bir sonraki güne kaldı. Metabolizma neydi? Önce bu konuya eğilmem gerekiyordu. Metabolizma, canlıda yaşamın sürdürülmesi sırasında oluşan tüm kimyasal tepkimelerdir. Bu kimyasal tepkimeler bedene enerji verir. Metabolizmayı, endokrin sistemi, özellikle de tiroidi, düzenler. Yoga, endokrin sistemini canlandırır ve güçlendirir ve böylece metabolizma da canlanır. Metabolizma canlanınca da, beden daha çok kalori yakar. Burgular ve bedene baskı yapan yoga asanaları, endokrin sistemini ve karın bölgesini harekete geçirir, dolaşımı hızlandırır ve o bölgelerdeki toksinlerin atılmasını yardımcı olur. Endokrinden bahsettiğimiz için, tiroid bezlerini çalıştıran yoga asanaları da metabolizmayı hızlandırabilir.
Sindirim sistemi, karaciğer, pankreas ve böbrekler, metabolizmanın çalışmasını düzenleyen temel organlardır. Eğer bu organlar düzgün bir şekilde çalışmıyorsa, o zaman metabolizma sorunları yaşabiliriz. Yine bu sebeplerden dolayı, eğer metabolizmamız iyi çalışmıyorsa, kabızlık ve hazımsızlık giderici asanalara yönlenmeliyiz. Burgular, arkaya eğilmeler ve ters duruşlara yönelik bir yoga çalışması metabolizmamızı hızlandırabilir. Yoga çalışmasının başında bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıtmak da metabolizmayı harekete geçirebilir.
Nefes çalışmalarının metabolizmaya faydasına gelince… Metabolizmayı, bedenin oksijen kullanma ve yakma oranı şeklinde de tanımlayabiliriz. Ayrıca metabolizmadan bahsedince bedenimizdeki kasların, organların ve bağların gücü ve dayanıklılığından da bahsetmemiz gerekir. İyi bir antreman sonrasında, metabolizma hızımız artar ve hızlı metabolizma sayesinde iri kaslar oksijeni daha etkili bir şekilde kullanır ve böylece beden daha fazla kalori yakar. Bazı “pranayama” (nefes) çalışmaları da metabolizmayı hızlandırır. Derin nefes almak, bedende oksijen miktarını arttırır. “Pranayama” çalışmaları, sığ nefes almanızı engeller ve böylece de beden oksijenle dolar. “Kapalabhati pranayama” (kafatası parlatan nefes tekniği), “bhastrika pranayama” (körük nefesi) ve “ujjayi pranayama” (kahraman nefesi) bedenin ısıtır ve canlandırır ve metabolizmayı hızlandırır. Ayrıca, pranamayik soluma sırasında, akciğerler tüm kapasite çalışır ve bu da parasempatik sinir sistemini harekete geçirirek hormonal bozuklukları düzeltir.
Belli başlı hangi asana gruplarının ve nefes çalışmalarının metabolizmayı canlandıracağından bahsettikten sonra, metabolizmayı hızlandırmak için bir yoga akışını örnek vermek iyi olur diye düşünüyorum. Yoga çalışmasına, kısa bir meditasyon ile başlayabilirsiniz. Meditasyon sonrasında, nefes farkındalığını arttırmak ve bedeni daha fazla oksijenlendirmek için dikkatinizi nefes alış verişlerinize verebilirsiniz. Öncelikle nefesinizi nitelendirmeyi deneyenilirsiniz. “Nefesiniz rahat, uzun, huzurlu ve geniş mi yoksa sığ, kısa ve kesik kesik mi?” Eğer nefesleriniz kısa kısa ve sığ ise, nefeslerinizi uzatmak için nefes alış ve verişlerinizi saymalısınız. Örneğin, üç sayıda (kesintisiz) nefes almalı ve üç sayıda vermelisiniz. Bu sayı size kısa geldiyse, dört ya da beş sayıda nefes alıp vermeyi deneyebilirsiniz. Nefesinizi rahatlattıktan sonra, nefesinizin bedeninizin nerelerinde olduğunu farketmelisiniz. Nefesiniz burun deliklerinden girdikten ve soluk borusundan aşağı doğru indikten sonra, nerelere ulaştı? Sadece akciğerlerin üstünde mi kaldı yoksa aşağılara kadar indi mi? Ya da nefesinizi akciğerlerin arkasına kadar yollayabildiniz mi? Nefes karnınıza kadar ulaştı ve karnınız her nefes aldığınızda şişti ve her nefes verdiğinizde indi mi? Belki de her nefes aldığınızda hem karnınızı hem de göğüs kafesinizi şişirip her nefes verişinizde de karnınızı ve göğüs kafesinizi indiriyorsunuzdur? Yani “pranayamik soluma” dediğimiz soluma yapıyorsunuzdur. Akciğer tam kapasite çalışıyordur ve böylece de beden oksijenleniyor ve metabolizma canlanıyordur.
Nefes farkındalığından sonra bedeni “surya namaskara” serileriyle ısıtabilirsiniz. En az beş kere “surya namaskara A” yapıp ardından da beş kere “surya namaskara B” yapabilirsiniz. Beden iyice ısındıktan sonra “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “ashva sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “garudasana” (kartal) gibi ayaktaki asanalarla metabolizmayı hızlandırabiliriz. “Ashva sanchalanasana”, “anjaneyasana” ve “utkatasana” (sandalye) duruşlarında burgu yaparak endokrin sistemini ve karın bölgesini harekete geçirebiliriz.
Beden iyice ısındıktan sonra arkaya eğilmeler ile akciğerleri açabilir ve oksijeni arttırabiliriz. “Setu bandhasana” (yarım köprü), “urdhva dhanurasana” (köprü), “salambhasana” (çekirge), “dhanurasana” (yay), “bhujangasana” (kobra) ve “ustrasana” (deve) duruşlarını örnek olarak verebiliriz. “Ustrasana” ve “urdhva dhanurasana” duruşları hormonal bozukluklara da iyi geldiği için tiroid bezlerini de uyarır ve metabolizmanın hızlanmasına yardımcı olur.
Bu noktada ters duruşlar ile beye daha fazla kan yollamak ve toksinleri temizlemek gerekir. “Sirsasana” (baş duruşu), “adho mukha vrksasana” (kol duruşu), “halasana” (saban) ve “sarvangasana” (omuz duruşu) bunlara örnek olarak verilebilir. “Halasana”, karın bölgesini ve tiroid bezlerini uyarırken, “sarvangasana” tiroid bezlerini, prostatı ve karındaki organları uyarır.
wpid-2013-05-18-14.15.45.jpg
“Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) öncesinde, “kapalabhati pranayama”, “ujjayi pranayama” ya da “bhastrika pranayama” ile bedeni iyice canlandırabilirsiniz.
Nefes çalışması sonrası ve “savasana” öncesi çalışmanızı meditasyon ile tamamlayabilirsiniz. Meditasyon, farkındalığınızı arttırır, stresi azaltır ve sizi sakinleştirir. “Savasana” ile de yoga çalışmanızın sonunda hem bedeninizi hem de zihninizi sakinleştip dinginleştirebilirsiniz.
O akşam, öğrencinin karşısında donup kaldıktan sonra daha öğrenmem gereken çok şey olduğunu farkettim. Araştırmalarımın sonunda ise kendimi iyi hissettim çünkü öğrenciye yanlış bir bilgi vermemiştim. O an verebileceğim en doğru cevabı vermiştim. Metabolizmayı hızlandırmak için “vinyasa yoga” (akış yogası) yapabileceğini, nefes çalışmalarına yönlenebileceğini ve “burgu”larla karın bölgesini canlandırabileceğinden bahsetmiştim. Hatta o derste, burgulara yönelmiştik. “Bu dersin size faydalı olacağını düşünüyorum” demiştim. İçgüdülerimde yanılmamıştım. O gün bir kere daha farkettim. Yoga, uçsuz bucaksız bir dünyaydı ve  bu dünyada herkes için bir şeyler vardı. Yoga dünyasında her derde deva vardı. Yeter ki faydalanmasını bilelim…
Reklamlar

kendini akışa bırakmak

Standard

Geçen hafta çok yoğun bir haftaydı. Bir yanda spor salonunda kardiovasküler çalışmalarım ve katıldığım grup dersleri bir yanda kendi yoga derslerim bir yanda da arkadaşlarımla gezme isteğim… Hiçbirinden vazgeçmek istemiyordum ve o yüzden de geçen hafta benim için yorucu geçti. Uzak bir ülkede yaşayan can dostum bizi ziyarete gelmişti ve onunla birlikte günübirlik bir seyahat planlamıştık. Sabah erken gidip akşamüzeri dönecektik ve akşama da eski arkadaşlarımızla buluşacaktık. Buraya kadar her şey güzel… Esas anlatacaklarım bundan sonrasıyla ilgili…

20140718_115528O yoğun günün ertesi günü üç yoga dersim vardı. Her zamanki gibi sabah erken kalktım. Dedim ya, hiçbir şeyden de vazgeçmek istemiyordum. O yüzden ilk önce spor tesisine gittim ve kardiovasküler çalışmamı yaptım. Ardından ilk dersime gittim. Özel bir dersti. O gün için şekillendirici bir yoga dersi olan “yoga sculpt” yapmaya karar vermiştik. Dersi nasıl çıkaracağımı düşünüp duruyordum.

Ders öncesi biraz ters duruş çalışıp kan akışını tersine çevirip beynimi kanlandırmak ve tabir-i caizse “ayılmak” istiyordum. “Sirsasana II” (tripod baş duruşu) ile başladım. Dünyaya tersten bakıyordum ve başım nasıl dönüyordu size anlatamam. Bir yandan yorgunluk, bir yandan yetersiz uyku bir yandan da vücuttan atılamayan alkol… İyi ki duvar kenarında denemeye karar vermiştim. Hemen ayaklarımı duvara yasladım ve tek tek duvardan ayırmaya çalıştım. Nafile… Ve tekrar ayaklarımı duvara yasladım. En iyisi başka bir ters duruş deneyim dedim ve “pincha mayurasana” (önkol duruşu) denedim. Ne oldu dersiniz? Bugüne kadar bu duruşta bedenimi hiç bu kadar uzatamamıştım ve hiç bu kadar uzun durmamıştım. Şaştım bu işe. Bu kadar yorgunluğa ve uykusuzluğa rağmen güzel bir gelişme… En son “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) denedim ve bu duruş da bugüne kadar yaptıklarımın en iyisiydi. Ayaklarımı duvardan ayırmış ve birkaç nefes orada rahatça kalabilmiştim. Gerçekten ilginçti. Yani yorgunluk, yetersiz uyku ve vücuttan atılmayan alkol mü gerekiyordu bu duruşları daha kolay yapabilmek için? Yoksa zihnimle mi alakalıydı? Alkolün etkisi hala sürüyordu da ben vurdumduymaz mı olmuştum? Bu yüzden de duruşlarda daha rahat ve kolay mı duruyordum?

Ben tüm bu sorularla boğuşurken öğrencim gelmişti. Hemen duvardan ayrıldım ve yanına gittim. “Yoga sculpt” dersi yapacağımızı söyledim. Öğrenci ise, bazı rahatsızlıklardan bahsedince bu dersin onun için iyi olmayacağına karar verdim ve hemen o an dersin temasını değiştirdim. Arkaya eğilmelere odaklanacağımız bir ders yapacaktık. Zirve duruşu “urdhva dhanurasana” (köprü) olacaktı ama köprü’ye “camatkarasana”dan (vahşi şey) geçecektik. Göğüs kafesini, omuzları ve bacakların önündeki kasları iyice esnetmeliydik.

20140718_115637-1Başlangıç meditasyonunun ardından yerde “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı esnettik. “Adho mukha svanasana”yı (aşağı bakan köpek) takiben “vinyasa” akışı ile “tadasana”ya (dağ duruşu) kalktık. “Surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle bedeni ısıttık. Bu serilerin arasında “ashva sanchalanasana” (yüksek hamle) ve “anjaneyasana” (alçak hamle) duruşlarını yaparak ön bacak kaslarını iyice esnettik. “Surya namaskara” serilerinde her “tadasana”da göğüs kafesini biraz daha geriye doğru esnetirken her “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) elleri arkada birleştirip kolları baş üzerinden uzatarak omuzları esnettik. “Prasarita padottanasana C” (ayaklar yana açık öne eğilmede kolların baş üzerinde birleştirilmiş hali) ile omuzları biraz daha açtık.

Göğüs kafesini esnetmek için “surya namaskara” serilerinin arasında “ardha bhujangasana” (yarım kobra), “bhujangasana” (kobra), “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek) gibi duruşlar yaptık. Göğüs kafesini biraz daha esnetmek için “vinyasa” akışlarının arasına “salambhasana” (çekirge) duruşunun varyasyonlarını ve “ardha bhekasana”yı (yarım kurbağa) ekledik. Yarım kurbağa duruşu aynı zamanda bacak önünü de esnetiyordu. “Virasana”da (kahraman duruşu) kolları “kartal” pozisyonunda tutarak kürek kemiklerinin arasını açtık. Omuzları rahatlatmak için “gomukhasana” duruşunun (inek başı duruşu) sadece kol pozisyonunu kullandık.

Hedef bölgeleri iyice açıp esnettikten sonra sıra zirve duruşunu denemeye gelmişti. “Adho mukha svanasana”da sağ bacağı havaya kaldırıp bacağı sola doğru düşürüp sağ kolu da başın yanında arkaya doğru uzatarak göğüs kafesini esnettik… Yani zirve duruşundan bir önceki duruşu “camatkarasana”yı (vahşi şey) yaptık. Ne olduysa o noktada oldu. Öğrenciden sağ el bileğini ters çevirip yere yerleştirerek “urdhva dhanurasana”ya (köprü) geçmesini istedim. Sağ el bileğini döndürmeye çalıştı. Olmadı. Diğer tarafı da denedik. Yine olmadı. Böylece zirve duruşunu tamamladık. “Camatkarasana”dan “urdhva dhanurasana”ya geçişin neden olmadığı ile ilgili teorilerimi ve düşüncelerimi başka bir zaman yazacağım.

20140718_115534Zirve duruşundan sonra bir iki öne eğilme duruşu yaptık ve bedeni dengeledik. Dersi tamamlamak üzereydik. Öğrenciye ters duruş denemek isteyip istemediğini sordum. Tabii ki istiyordu. Duvarın yanına yaklaştık. Önce kol duruşu yapmak istedi. Duvara zıpladı. Öğrencimin bu duruşta ne yazık ki ciddi bir sorunu var ve bir türlü düzeltemiyoruz. Bel oyuğu (lordozu) çok fazla ve bu nedenle omurgayı dümdüz tutamıyor. Ne yaparsa yapsın bel çukuru derinleşiyor ve bu da duruşta dik durmasını engelliyor. Bu defa da ayakları duvara dayadı ve ne yazık ki omurgası “muz” halini aldı. Ayaklarını tek tek ve kontrollü bir şekilde duvardan ayırmasını söyledim. Bir ayağını ayırdı ve sonra ötekini… Ve bir nefes ve iki nefes ve üç nefes… İşte bu bir gelişmeydi. Bacakları duvardan ayırdığında belinin oyuğu azalıyordu ve böylece “kol duruşu”nda daha düzgün durabiliyordu. Üstüne üstlük birkaç nefes duvar desteği olmadan kalmayı da başarmıştı. Benim için çok güzel bir duyguydu bu.

Öğrencimi nasıl değerlendirirsin diye sorarsanız bana, oldukça azimli derim. “Pincha mayurasana” denemek istediğini söyledi. Önkolların üzerinde durulan ve omuz kuşağının çok güçlü olmasını gerektiren bir asana. Yine duvara zıpladı. Daha önceki denemelerimizde hiç bir şekilde bu duruşta duramıyordu. Bu sefer ayakları duvara ulaştı. Belki omurgasını uzatamadı ama omuzlarının üzerine çok da fazla yığılmadı. Yine beni çok mutlu eden bir gelişme…

Blog yazılarımı takip ediyorsanız, genellikle derslerin sonunda o günkü dersi yoga felsefesine bağladığımı fark etmişsinizdir. O günkü yoga felsefesini kendi kendime vermek istedim. “Bugün dersi size yönelik bir yorumla bitirmek istemiyorum. Bugün kendime çıkardığım dersten bahsetmek istiyorum. Her şeyden önce derse geldiğimde ne kadar hazırlıklı olursam olayım ders benim ellerimin arasından akıp gidebilir ve bambaşka bir noktaya gelebilir. Bu nedenle, kendimi akışa bırakmalıyım. Bugün derse, yoga sculpt çalışacağız diye geldim ancak arkaya eğilmelere yönelik bir ders yaptık. Madem akışı değiştiremiyorum o zaman akışla uyumlu hareket etmeliyim. Bu dersten başka ne öğrendim? Azimli ve düzenli bir şekilde çalışırsak başaramayacağımız şey yok. Yeter ki kendimize inanalım, düzenli çalışalım ve azmimizi hiç kaybetmeyelim. Yine bu noktada zihne geliyorum. Zihne söz geçirebildiğimde, ya da şöyle ifade edeyim, zihni susturup onun beni ele geçirmesini engellediğimde, sanırım her şeyi daha kolay yapıyorum. Bugün vücudumdan alkolü tam olarak atamamışken, belki de vücudumda dolaşmakta olan alkolün verdiği vurdumduymazlıkla ters duruşları daha rahat ve kolay yapabildim. Buradan şunu çıkarabilir miyim? Yani ben zihnim yüzünden mi bunca aydır ters duruşlarda debelenip duruyorum? Bu dersten kendime notlar: Kendini akışa bırak, o an olaylar nasıl gelişiyorsa onu kabul et ve uyumlu yaşa, zihni sustur ve zihnin seni ele geçirmesine izin verme… Kalbinin sesini dinle ve kalbinin önderliğinde yaşa…

orta yolu bulmak

Standard

Grup yoga derslerindeki en büyük sorunlardan biridir derse katılan müdavim ve yeni öğrenciler… Bir süredir ders verdiğim spor tesisinde böyle bir sorunla karşılaşmamıştım. Derslerime, uzun zamandır yoga yapan kişiler katılıyorlardı. Ben bu spor tesisine başlamadan önce, tanıdığım ve takdir ettiğim birçok yoga eğitmeniyle çalışmışlardı ve yogada oldukça ilerlemişlerdi. Ters duruşlar ve yoğun arkaya eğilmeleri deneyimlemeyi seviyorlardı. Ben de, bu spor tesisinde ders vermeye başladığım ilk günden beri zirve duruşunu ters duruşlardan, yoğun arkaya eğilmelerden ve kol denge asanalarından seçiyordum. Günler, haftalar ve aylar böyle geldi geçti taa ki birkaç hafta öncesine kadar…

20140331_202002

Yazın gelmesiyle birlikte, insanlar spora daha bir ağırlık verir. Bikini sezonu yaklaştığında, spor tesislerinde daha çok boy göstermeye başlarız. Tabii ki grup derslerine de katılım artar. Benim derslerim de, bu furyadan nasibini aldı. O gün sınıfa girdiğimde, yeni bir sürü öğrenciyle karşılaştım. Yeni yüzler ve yeni yaklaşımlar…
“Mat”ımı (yoga minderi) her zamanki gibi sınıfın ortasına yerleştirdim. Derslere katılım çok olduğu için sınıfta daire düzenini tercih ediyordum. Herkes daire şeklinde diziliyordu ve ben de ortada duruyordum. Böylece herkesi görebiliyordum ve daha kolay müdahele edebiliyordum. O gün de bu düzeni tercih ettim. Özellikle yeni öğrencilerin birbirine yakın durmalarını istedim.
Ders başlamadan önce, tüm katılımcılara fiziksel bir rahatsızlıkları olup olmadığını sordum. Yeni öğrencilerle tek tek ilgilendim. Fiziksel rahatsızlıklarından bahseden öğrencilere ders öncesi yapıp yapmamaları gereken şeyleri söyledim. “Madem boynunuzda rahatsızlık var, asanalarda beklerken boynunuzu omurganızın bir uzantısı olarak yani düz bir şekilde tutun. Tam karşıya bakın. Boynu yukarı kaldırmayın ya da aşağı indirmeyin.” Ya da “Diziniz mi rahatsız? Ben ders boyunca yine hatırlatırım ama öndeki diz bükülüyken, diz ayak parmak uçlarını geçmesin. Diz mutlaka ayak bileğinin üstünde olsun. Yerdeki duruşlarda da dizin altına bir battaniye ile dizleri koruyun.”
Tüm uyarıları yaptıktan sonra, müziği ayarladım. Ders başlayabilirdi. Bağdaşta birkaç dakika meditasyon yaptıktan sonra, “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı esnettik. “Adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek) ve ardından “vinyasa” akışı ile “tadasana”da (dağ duruşu) ayaktaki asanalara başladık.
Birkaç “surya namaskara” (güneşe selam) ile bedeni ısıttık. Güneşe selam serilerinin arasına, “ashva sanchalanasana” (yüksek hamle) ve “anjaneyasana” (alçak hamle) duruşlarını serpiştirerek kalça fleksör kaslarını açtık. “Uttanasana”da (ayakta öne eğilme) beş nefesten fazla bekleyerek bacakların arkasındaki hamstring kaslarını açtık. “Surya namaskara” serilerinin arasında bazen “uttanasana”, bazen “padangusthasana” (ayak baş parmağını tuttuğumuz ayaktaki öne eğilme) bazen de “hasta padasana” (elleri ayak tabanlarının altına koyduğumuz öne eğilme) yaptık. Amacımız “hamstring”leri daha çok açmaktı. Neden bacak önündeki ve arkasındaki kaslara yoğunlaşmıştım?
O gün derse, hem eski hem yeni öğrenciler gelmişti. Çok basit bir zirve duruşu yaparak eski öğrencileri geriletemezdim. Yeni öğrencileri ise ilk derslerinde zorlayamazdım. Ara yolu bulmalıydım. Çok düşündüm. Ne yapacağımı bir türlü bilemedim. En sonunda kalça açıcı bir duruşta karar kılmıştım. “Hanumanasana” (maymun duruşu). Birçok kişi öyle ya da böyle bugüne kadar okulda beden eğitimi derslerine ya da spor tesislerinde “stretching” (esneme) derslerine katılmıştır. “Hanumanasana”, jimnastikte “split” olarak adlandırdığımız duruşa benzer. Zor bir duruştur. Kalça esnekliği gerektirir. Bacak arkasındaki ve önündeki kasların da esnek olması gerekir. Ama birçok kişinin az çok yapabileceği bir duruştur. Bu asana ile, hem eski hem de yeni öğrencileri mutlu edecektim. Eski öğrenciler, “hanumanasana”da derinleşmeye çalışacaklardı. Yeni öğrenciler için ise, “imkansız” bir asana değildi.
“Uttan pristhasana” (kertenkele/alçak hamle), “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “prasarita padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme) ve “parsvakonasana” (yan açı) çalıştığımız diğer asanalardı ve hepsi bizi zirve’ye hazırlıyordu. Kalça fleksörlerini açmak için “uttan pristhasana”da da arkadaki bacağı kalçalara doğru çektik. “Ashva sanchalanasana”da uzun süre bekleyerek ve bu duruşta burgular yaparak kalça fleksörlerini iyice açtık.
Zirve duruşundan hemen önce “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu) yaptık. Arkadaki bacağı kendimize doğru çekerek kalça fleksörlerini esnettik.
“Prasarita padottanasana”, “padangusthasana”, “pada hastasana”, “uttanasana”, “janu sirsasana” (baş dize öne eğilme) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile hamstring kaslarını esnettik. Kasıkları açmak için de “ashva sanchalanasana”, “uttan pristhasana”, “prasarita padottanasana”, “parsvakonasana”, “virabhadrasana” ve “upavistha konasana” (oturarak bacaklar açık öne eğilme) duruşlarını kullandık.
Sıra zirve duruşuna gelmişti: “Hanumanasana”. Yüksek hamle duruşunda, arkadaki bacağı yere koyup birkaç kez bedenin ağırlığını öne doğru verdik ve öndeki bacağı düzleştirdik. Ardından bacağı öne doğru düz uzatıp bedenin elverdiği son noktaya kadar açıp asanayı deneyimledik. Sınıfta iki kişi bacakları tam olarak öne ve arkaya doğru açabildi.
Yine de katılımcıların hepsi mutlu olmuştu. Eski öğrenciler, asanada daha çok derinleşmişlerdi. Duruşu tam yapabilen öğrenciler, kollarını yukarı doğru kaldırmayı deneyimlemişlerdi. Hatta öndeki bacağın üzerine doğru eğilmeyi denemişlerdi. Yeni öğrenciler ise, ellerinin öndeki bacaklarının altına blok almışlardı. Karın kaslarını sıkarak “hanumanasana”da yığılmadan ayakta dik bir şekilde durmayı deneyimlemişlerdi.
Herkes memnundu. Tabii ki ben de… Derse başlarken korkmuştum. Eski ve yeni öğrencileri nasıl orta bir noktada buluşturacağım diye düşünmüştüm. Ders ilerledikçe bunun o kadar da zor olmadığını farkettim. Örneğin, deneyimli öğrenciler, “uttan pristhasana”da dirseklerini yere değdirebilirken yeni öğrenciler bunu başaramasa da kollarının üzerinde beklemişlerdi. Ya da blokların üzerine eğilmişlerdi. Belki deneyimli öğrenciler, bu duruşta arkadaki ayaklarını kendilerine doğru çekip ön bacak kaslarını esnetebilmişlerdi, ancak yeni öğrenciler bacaklarını esnetmek için “yüksek hamle” duruşunu tercih etmişlerdi.
Dersin ana fikri neydi? Öğrenciler, kendi bedenlerini tanımışlardı. Herkes, asanayı kendine göre uyarlamıştı ve yapabildiği noktada durmuştu. Kimse kimseyle yarışmamıştı. Herkes kendi deneyimini yaşamış ve kendi sınırları içinde kalmıştı. Bu, bir yoga dersi için ulaşılabilecek en güzel noktaydı.
Bana gelince… Korkunun ecele faydası yoktu. Bir gün böyle bir şey başıma gelecekti. Her zaman, ileri seviyede ve deneyimli öğrencilerle karşılaşamazdım. Yeni öğrenciler de olacaktı. Zaten sorun, yeni öğrencilerimin olması değildi. Alışıktım yeni öğrencilere. Ama genellikle sadece yeni öğrencilerden oluşan gruplarla ya da sadece deneyimli öğrencilerden oluşan gruplarla çalışıyordum. O gün, karışık bir gruptu. Yeni ve eski öğrencilerden oluşan karma bir grup. Benim için “yeni” olan ve “zor” olan buydu. Ne yaptım? Kabullendim. Asanaları gözden geçirdim. Katılımcıların hepsini mutlu edecek bir asana seçmeye çalıştım. Orta yolu bulmayı denedim. Yoga üstadı Patanjali’nin “Ashtanga Yoga” felsefesinin “brachmacharya” (ılımlılık) ilkesini hatırladım. Bu ilke, birçok açıdan ele alınabilir ve yorumlanabilir. O gün ben, bu ilkeyi, “orta yolu bulmak” olarak algıladım ve yorumladım. Dersi, “hayatta da orta yolu bulmayı” dileyerek bitirdim.

zor ama…

Standard

“Direnme, bedenini gevşet, her nefes verişinde biraz daha gevşe. Nefes al, nefes verirken bedeni biraz daha bırak ve teslim et yerçekimine.”

20130412_125930

Geçen hafta derslerimde yin ve yang enerjilere odaklandığımdan bahsetmiştim. Yin ve yang… Hayatın dengesi…  İkisellik (dualite)… Bir yoga dersinin olmazsa olmazları… Yin bir dersin içinde yang özelliklerin bulunması gibi yang bir dersin içinde de yin olabilmesi… Her yin’in içinde yang unsurunun bulunması ya da tam tersi her yang’ın içinde yin’in bulunması… Hatta yin ve yang sembolünü gözlerinizin önüne getirin. Siyah yarının içinde beyaz bir nokta ve beyaz yarının içinde siyah bir nokta… Yani biri olmadan öteki olamaz ya da ikisi birlikte var olabilir. (Bu konuda daha ayrıntılı bilgiye, https://burcuyircali.wordpress.com/2014/06/29/yin-ve-yang/ uzantısından ulaşabilirsiniz.)

Hem grup hem de özel derslerimde bu konuya yoğunlaştım. Yin ve yang enerjileri dengeli hale getirmek… İçimizdeki yin enerjiyi biraz daha ortaya çıkarmak ve sakinleşmek… Neden mi? Çünkü yazın gelmesiyle birlikte sıcaklar kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı ve bedeni yavaşlatmanın ve gevşetmenin çoğu kimseye iyi geleceğini düşünmüştüm. Hem “yin” kelimesi “dişil enerjiyle” özdeşti ve “soğuk” sıfatını da içeriyordu. Sıcak havalarda bedensel ve zihinsel olarak biraz daha kabullenmek ve teslim olmak bana iyi bir fikir gibi gelmişti.

Aslında, uzun bir süredir özel öğrencimle “yin yoga” yapmıyorduk. Genellikle “vinyasa” (akışlı ve hızlı bir yoga tarzı) ve “yoga sculpt”a (şekillendirici bir yoga dersi) odaklanıyorduk. Son iki aylık derslerimizi “bırakmak”, “teslim olmak” ve “kabullenmek” yerine “bir şeyler elde etmek”, “başarmak” ve “kazanmak” kelimeleri ile nitelendirebilirdik.

O gün derse gittiğimde öğrencinin çok yorgun olduğunu gördüm. O sıralarda yıllık sağlık kontrollerini de yaptırmaktaydı. Hiç “vinyasa” havasında değildi. “Yin yoga”nın öğrenciye iyi geleceğini düşündüm ve bu düşüncemi ona da söyledim. Yin yogaya odaklanacaktık ama birkaç gün önce grup dersinde çalıştığım tarzda çalışacaktık. Yin bir akış ancak yang bir zirve duruşu… Zirve duruşu da “padmasana” (lotus pozisyonu) olacaktı çünkü bu duruşun öğrencim için zorlayıcı bir asana olduğunu biliyordum. Daha önce “yang” akışlarla lotus duruşunu denemiştik ve pek bir ilerleme de kaydedememiştik. Bu sefer “yin” akışla deneyecektik. Gerçekten de ilginç bir deneyim olacaktı bizim için…

“Padmasana” için bedenin hangi bölgelerini esnetmek gerekiyordu? Kalçayı dışa döndüren kasları (dış/eksternal kasları) ve kalçayı içe döndüren kasları (iç rotatör kasları) gevşetmek ve esnetmek gerekiyordu. Kalçayı dışa döndüren kasları esnetmek için “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “square” (kare), “shoelace” (ayakkabı bağcığı), “eye of the needle” (iğne deliği), “dragonfly” (helikopter böceği) ve “butterfly” (kelebek) duruşlarında en az dört dakika bekleyip kasları, bağ dokularını ve fasyayı esnetmek… İlk dört duruşta kalçayı dışa döndüren kasları esnetecek diğer ikisinde de kalçayı içe döndüren kasları rahatlatacaktık.

Öğrenci, kalça açıcı duruşlarda zorluk çekiyordu. “Butterfly” duruşunda bacaklar çok havada kalıyordu. “Sleeping swan”da ise bir tarafta rahatken bir tarafta sıkıntı yaşıyordu. Yin duruşlardan sonra “padmasana”ya yaklaşıp yaklaşamayacağımızı merak ediyordum. Kalçayı dışa döndüren duruşları çalışırken, asanalarda daha derinleşmesi için öğrenciye yardımcı oldum. “Eye of the needle”da bir ayağını duvara yaslattım ve üstteki bacağını iyice yana doğru açtım. Öğrenci, “bu duruşta hiç bu kadar yoğun hissetmemiştim ve hiç bu kadar esnememiştim” demişti. Bu, o gün duymak istediğim şeydi. Galiba “lotus” bizim için o kadar da uzak olmayacaktı.

Kalçayı dışa döndüren kasları gevşettikten sonra, sıra kalçayı içe döndüren kaslara gelmişti. “Dragonfly”da ayak bileklerini içe ve dışa döndürmüştük ve ardından “butterfly” duruşuna geçmiştik. Her zamanki gibi kelebek duruşunda bacaklar havada kalmıştı. Önce sözlü yönergelerle, öğrenciyi bedeni gevşetmesini, verdiği her nefesle bedeni biraz daha bırakmasını ve teslim olmasını istemiştim. Maalesef bir değişiklik olmamıştı. Dışardan “katkı” gerekiyordu. Öğrencinin arkasına geçtim. Ellerimi bacaklarının üstüne koydum. Nefesimi onun nefesiyle eşleştirdim. “Nefes al nefes ver, nefes al nefes ver, nefes al nefes ver. Şimdi nefes al verdiğin nefesle bedeni biraz daha gevşet.” Bu arada öğrenci nefes verirken ben de bacaklarını aşağı doğru bastırmaya başlamıştım. Nefes aldığında baskıyı azaltıyordum ve nefes verirken bacaklarını biraz daha yere yakınlaştırmaya çalışıyordum.

O an ne mi oldu? Öğrencinin direndiğini fark ettim. Beden değildi sorun. Sorun zihindi. Zihin bir türlü bırakmıyordu. Ben her nefes verişte bacakları biraz daha aşağı bastırmaya çalışırken, bacaklar tepki gösteriyordu ve sanki ellerimi yukarı doğru ittiriyordu. Başka bir yöntem bulmalıydım. Öğrenciye açıkça söyledim: “Sorun, bedeninde değil. Sorun zihninde. Şimdi zihni rahatlatacağız. Dersin başındaki meditasyonu hatırla. Nefes al ve nefes verirken, bedenindeki ve zihnindeki tüm gerginlikleri de boşalt. Nefes al ve nefes ver. Verdiğin her nefesle, beden ve zihin biraz daha rahatlasın, biraz daha gevşesin. Nefes ver, nefes ver, nefes ver.” Bu arada benim sesim de daha yumuşamıştı, kısıklaşmıştı. Gözlerimi kapattım. Öğrencinin nefeslerinin akışını yakaladım. “Nefes al, nefesini verirken biraz daha gevşe. Omuzları gevşet. Omurgayı iyice yuvarla. Yüzünü yumuşat. Dudaklarını hafifçe arala. Dişlerini sıkma. Yanaklarını gevşet. Sarksın yanaklar. Kaşlarının arasını gevşet. Şimdi her nefes verişinde iyice ağırlaştır bedeni. Yerçekimine direnme, yerçekimiyle birlikte iyice yere bırak kendini. Ayaklarını tuttuğun ellerini de gevşet. Bir şeyler yapıyoruz ama yapmıyormuş gibi yapmak mümkün mü? Ayakları kendine doğru çekme, her nefes verişinde biraz daha rahatla.”

O anda ne oldu dersiniz? Öğrencinin bedeni cevap vermeye başladı. Yoksa zihni mi cevap verdi demeliyim. Kendini iyice gevşetti. Elleri gevşedi. Omurga her nefes verdiğinde biraz daha öne katlandı. Ayak tabanları birbirinden ayrıldı. “Kitap” gibi ikiye ayrıldı. Dizler yere iyice yaklaştı. Bir buçuk senedir birlikte çalışıyorduk ve bugüne kadar “kelebek” duruşunda böyle bir gevşeme ve esneme görmemiştik.

Öğrencime gözlerini açmasını ve bacaklarına bakmasını söyledim. İnanamadı. “Nasıl yani? Bacaklarım tam olarak yana açılmış gibi. Dizlerim neredeyse yere değmek üzere. Daha önce hiç böyle olmamıştı, bacaklarım hep yukarıda kalıyordu.” Benim cevabım: “Demek ki zihnin biraz rahatlaması, kabullenmesi, bırakması ve teslim olması gerekiyormuş. Demek ki o gün, bugünmüş.”

Zirve duruşundan hemen önce, “rock the baby” (beşiği salla), “akarna dhanurasana” (okçu duruşu), kalça eklemini içe ve dışarı doğru çevirmek ve en son ayak bileğini kasığa olabildiğince yakın yerleştirip bacağı aşağı doğru esnettik. Tüm bunlardan sonra, “ardha padmasana” (yarım lotus) ve “padmasana” (lotus) denedik.

Lotus, henüz bize uzaktı ama “ardha padmasana” bizim için bir hayal olmaktan çıkmıştı. Öğrencinin üstteki ayağı kasığa yaklaşmıştı. O an öğrencimin yüzündeki mutluluğu görmek, her şeye değerdi.

“Öğretmenim, inanamıyorum. Yarım lotus yapabildim. Sanırım daha çok çalışmamız lazım. Hatta bu duruşu, her ders denememiz lazım. Çalışmadan hiç bir şey başaramayız. Daha çok çalışmalıyız. Nasıl ki kol duruşunu, baş duruşunu sürekli çalışıyoruz; bu duruşu da her dersimizde denemeliyiz. Kalçalarımı açmayı ve esnetmeyi istiyorum. Olacak bu iş. Bugün kelebek’te yaşadıklarım, bu işin de mümkün olabileceğini gösterdi.”

Benim cevabım: “O halde, her akşam evde televizyon seyrederken ya da kitap okurken, kelebek pozisyonunda oturun. Nefes verişlerinizde dizlerinizi biraz daha yere yaklaştırmaya çalışın. Bacaklarınız çok havadaysa, dizlerin altına birer yastık koyun ve böylece bacaklar yerçekimine karşı direnmesin ve yere doğru iyice gevşesinler. Direnmeyi bıraktığımızda, kendimizi akışa bıraktığımızda, neler olduğunu siz de gördünüz. Direnmeyin ve kendinizi bırakın. Teslim olun.”

Yine aynı noktaya gelmiştim. Keramet “yin” ve “yang” tavırdaydı. Direndiğimizde, “yang” enerji hâkimdi. Teslim olmuyorduk. Sürekli bir şey yapmak, başarmak ve kazanmak odaklıydık. Oysa “yin” enerjiyle teslim olduğumuzda, kendimizi akışa bıraktığımızda, nefeslere odaklanıp nefesle sakinleştiğimizde, zihin ve beden gevşiyordu.

O gün derste bir ders daha çıkarmıştım kendime. Aslında hiçbir şey imkânsız değildi. “Zor olabilirdi ama imkânsız değildi.” Bu deyiş de bugüne kadar yoga yolunda ilerlememi sağlayan bir öğretmenimin beni yüreklendirmek ve cesaretlendirmek için söylediği bir cümleydi. İnancımı, cesaretimi ve umudumu her kaybettiğimde, öğretmenim bu cümleyle beni yoga yoluma tekrar sokuyordu. “Zor ama imkânsız değil.” Çalıştığımızda, çok çaba gösterdiğimizde, pes etmediğimizde ve kendimize inandığımızda başaramayacağımız hiç bir şey yoktu…