Tag Archives: kalça eklemi

imkansız mı?

Standard

Hayatta asla yapamayacağınızı, başaramayacağınızı ya da sizin için imkansız olduğunu düşündüğünüz şeyler oldu mu? Benim oldu. Özellikle son yıllarda kendi yoga çalışmalarımda… Asla yapamayacağımı düşündüğüm bir sürü “asana”yı (duruşu) yapabileceğimi gördüm. O gün özel dersim sırasında da  yaşadığım aynı şeydi.

20150202_104809

Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Son zamanlarda özel dersimde öğrencinin zorlandığı “asana”lara yoğunlaşmaya karar verdik. Hatta bir ay boyunca sürekli aynı “asana”yı çalışarak o ayın sonunda ilerleme kaydedip kaydedemeyeceğimizi görmek istiyorduk. Henüz yolun başındayız. Bu ay sonunda zorlandığımız “bir asanada ne kadar ilerleme sağladık” bunu gözlemleyip bu konuda bir yazı yazacağım. Ama bu asanayı çalışırken bende değişiklikler olmaya başladı. Asla yapamayacağımı düşündüğüm asanalara çok yaklaştığımı ve hatta yapabilmeye başladığımı gördüm.

Evet, tekrar o günkü derse dönersem. Ders boyunca kalça açıcı bir seriye odaklanacaktık. Özellikle kalçayı dışa çeviren kaslar, kasık kasları ve kalça fleksör kaslarına… Hem öğrencinin hem de benim en zorlandığım duruşlardı kalça açıcı asanalar. Nedense “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) bile bize kalça açıcı duruşlar kadar uzak gelmiyordu. Kalça açıcı serinin bedenimizde yarattığı fiziksel sızılar ve o sızılar ile zihnimizde oluşan “ulaşılamaz” hisleri… Zihin “hayır” dedikçe, o asanaları bedensel olarak yapamamamız… Bir kısır döngü…

Dersin ilk yarısında hedef bölgelere yönelik asanaları yaptıktan sonra önce “virasana”nın (kahraman oturuşu) farklı bir varyasyonunu sonra da “hanumanasana” (maymun duruşu) denemek istemiştim. Hatta bu iki duruş, zirve duruşu için bir hazırlık olacaktı.

“Virasana”ya yerleştikten sonra kalçayı iki bacağın arasında yere oturttuk. Bu oturuşta dizler genellikle yanlara doğru açılırdı. O gün biz çok kontrollü bir şekilde ve dizlerde herhangi bir gerginlik, acı ya da sızı hissettiğimizde duruştan çıkmak koşuluyla dizleri birbirine yaklaştırmaya çalıştık. Dizleri birbirinden ayırmadan “virasana”da kalmaya çalıştık. Normalde bu duruşu yaptırırken dizler kendiliğinden sağa ve sola doğru açılırsa, öğrencilere dizleri kapatmaları söylemezdim. Çünkü dizleri kapatmaya çalışırken dizleri sakatlayabilirlerdi. Ama hedef bölgeleri bu kadar esnettikten sonra dizleri bir araya getirmeyi deneyebilirdik. Hem öğrenci hem de benim için bu duruş zor bir duruştu. İkimiz de ilk defa dizleri birbirine yaklaştırabilmiş ve çok huzurlu, rahat ve acısız bir şekilde bu asanada kalabilmiştik.

“Virasana” sonrası sırada yine benim için oldukça zorlayıcı bir duruş olan “hanumanasana” vardı. Bacağın arkasındaki “hamstring” kaslarım esnek ancak kasık kaslarım ve kalça fleksör kaslarım o kadar da esnek değildi. Bir süredir kalça eklemini esnetmeye çalışıyorduk. Kasık kaslarım, kalça fleksör kaslarım ve kalçayı dışa çeviren kaslarım iki hafta öncesine kıyasla daha esnek gibiydi. Ya da bana öyle geliyordu. Gerçekten bu kaslar ve kasların çevresindeki bağlar iki hafta gibi kısa bir süre içinde birazcık esnemiş olabilir miydi?

“Hamstring” kaslarım esnekti. Dolayısıyla “hanumanasana” yaparken öndeki bacak ile ilgili bir sorun yoktu. Tek sorun arkadaki bacağı geriye doğru açamamaktaydı. Kasığımın kendisini yere doğru bırakamamasındaydı. Ve tabii ki havada kalan kasık nedeniyle kalçamın havada kalması ve bacağımın birini öne ötekini arkaya doğru açamayışımdaydı.

O gün kalça fleksör kaslarını ve kasık kaslarını birçok duruşla esnettikten sonra sıra “hanumanasana”ya gelmişti. Nefeslerimi sakinleştirerek sağ bacağımı öne doğru uzatırken sol bacağımı da geriye doğru açmaya çalıştım. Yere oldukça yaklaşmıştım. İnanılmaz bir andı benim için. Bir de öteki tarafı denemek için sabırsızlanıyordum. Sol bacağımı öne doğru uzatıp sağ bacağımı da geriye doğru açtım. Sol “hamstring” kaslarım sağ taraftan daha esnekti. Bir de ne göreyim? Sol bacağımın arkası yere değdi değecek. O sırada sağ bacağımı biraz daha geriye doğru yürüttüm. Ve kalçam yere değdi. Ve ben kollarımı kulaklarımın yanında yukarı doğru uzattım.

Ve “hanumanasana”nın dayanılmaz mutluluğu… Ve “sadakatle başarmak”… Tıpkı “Hanuman”ın arkadaşı için sadakatle zor bir görevi yerine getirmesi gibi… Ben de sadakatle çalışa çalışa belki de istediğim sonuca ulaşacaktım.

Yazının başındaki soruya dönecek olursak! Hayatta asla yapamayacağınızı, başaramayacağınızı ya da sizin için imkansız olduğunu düşündüğünüz şeyler oldu mu? Ama yazının sonunda sorumun cevabı değişti. Benim olmuştu. Özellikle son yıllarda kendi yoga çalışmalarımda… Asla yapamayacağımı düşündüğün bir sürü asanayı yapabileceğimi gördüm. “Virasana”da dizleri birbirine bitişik tutmak bunlardan biriydi. “Hanumanasana” bunlardan biriydi. Ve asla başaramayacağım diye bir şey yoktu. Eğer azimle ve sadakatle çalışırsam, kararlılıkla yolculuğuma devam edersem, yılmazsam, pes etmezsem ve çok çalışırsam, değil “hanumanasana” hiç bir asana benim için imkansız değildi.

 

 

 

Reklamlar

kim esnek?

Standard

Her yoga dersi gözlem yapmak ve yeni şeyler öğrenmek için bir vesile sanki… Her zaman derim: Kimi zaman ben öğrencilere öğretiyorum, kimi zaman da öğrenciler bana öğretiyor diye… Sınıfta öğrencilerin arasında dolaşırken kimin hangi “asana”yı daha kolay yapabildiğini, bedenlerinin sağının mı solunun mu daha esnek ya da güçlü olduğunu, kimin bedeninin hangi bölümünün daha esnek ya da gergin olduğunu gözlemleyebiliyorum. Nedense kadınların daha esnek ve erkeklerin daha güçlü olduğu konusunda genel bir kanı vardır. Yogada genelleme yapmadan herkesin tek tek ele alınması ve gözlemlenmesi gerektiğini zaman içinde fark ediyorsunuz. Geçen haftaki grup derslerinden birinde kadınlar mı daha esnek yoksa erkekler mi kanısını derinlemesine gözlemleme imkânım oldu.   

2009-2012

Bu sıralarda özel ve grup derslerinde kalça açıcı akışlara yoğunlaşmak istedim. Zaman zaman bazı asana grupları daha bana daha cazip geliyor ve bir süreliğine sık sık hem kendi yoga çalışmalarımda hem de derslerimde bu asanaları deneyimlemek istiyorum.   

O gün grup dersine gittiğimde “yin” (dişil enerji/ay enerjisi/durağan/soğuk/kış/karanlık/pasif) tarzı bir ders yapmaya, özellikle kalçayı dışa döndüren kaslara, kasık kaslarına ve iç bacak kaslarına odaklanmaya ve bu derin çalışmanın sonunda da “padmasana” (lotus duruşu) deneyimlemeye karar vermiştim. Daha önceki grup derslerinde “vinyasa” (akış) tarzlı bir dersin sonunda “padmasana” denemiştik. Bu defa bu duruş için gerekli olan hedef bölgeleri uzun süre duruşlarda bekleyerek kasların ötesinde — derin bağ dokularına — kadar esnetip “lotus”ta oturmaya çalışacaktık. Bakalım dersin sonunda neyle karşılaşacaktık?  

Uzun bir meditasyon sonrasında “sukhasana”da (kolay oturuş) bedeni sağa ve sola doğru esnettik. Sağa doğru esnerken sol kalçayı yerde tutmaya sola doğru esnerken sağ kalçayı yerde tutmaya çalıştık. Böylece kalça eklemini daha derinlemesine esnemişti. Elleri başın üzerinde kenetleyip kuyruksokumunu geriye çıkartarak düz bir omurgayla öne eğildikten sonra bağdaşta sağ bacak öndeyse solu ya da tam tersini öne alarak aynı seriyi tekrarladık.  

Bacakların içindeki kasları ve kasık kaslarını esnetmek için “water bug” (su böceği), “dragonfly” (helikopter böceği), “half frog” (yarım kurbağa), “frog” (kurbağa) ve “dragon” (ejderha) duruşlarını kullandık. “Water bug”da bacak önündeki ve arkasındaki kasları esnetmek için “plantar fleksiyon” ve “dorsofleksiyon” (ayak parmak uçlarını yukarı doğru balerin gibi çevirmek ve ayak parmak uçlarını kendine doğru çekmek) yaptıktan sonra, bedeni öndeki uzun bacağa doğru çevirip nefes verirken öndeki bacağa doğru eğilmiştik. Böylece bacak arkasındaki “hamstring” kasları da esniyordu. “Dragonfly”da ayak parmak uçlarını içe ve dışarı doğru çevirerek kalça eklemini hareketlendirmiş, “dragon”da da kalçayı öne ve arkaya doğru hareket ettirerek iç bacak ve kasık kaslarını biraz daha açmıştık.   

Bacağın dışındaki kasları ise “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “square” (kare) ve “shoelace” (ayakkabı bağcığı) duruşları ile esnetmiştik. “Sleeping swan”da bedeni öndeki bacağın tersine doğru çevirmiş, “square”de de üstteki bacağın tersine doğru dönerek kalçayı dışa çeviren kasları daha yoğun bir şekilde açmıştık. “Shoelace”de ise üstteki bacağın tersine doğru bedeni burguya sokarak kalçayı dışa çeviren kasları esnetmeye devam etmiştik.   

“Rock the baby” (beşiği salla) ve “akarna dhanurasana” (okçu duruşu) zirve duruşundan önceki son duruşlardı. “Rock the baby”de bacağı içe ve dışa doğru salladıktan sonra ayak parmak uçları yukarı bakacak şekilde bacağı alına doğru yükseltip göğüs kafesi hizasına doğru indirdik. Sağ bacakla başladığımızı varsayarsak, sağ kalçayla eklemden içe ve dışa doğru daireler çizdik. En son sağ ayağı sol kasığı doğru yerleştirip sağ kalçayı orada esnettikten sonra sol bacağı sağ bacağın altına yerleştirip “ardha padmasana” (yarım lotus) yaptık. Ve sınıftan yapabilenler sol bacağı sağ bacağın üstüne doğru yerleştirip “padmasana”ya (lotus) oturdular.   

İnanır mısınız; o gün sınıfta iki tane erkek öğrenci vardı ve ikisi de kolaylıkla “padmasana”ya oturdu. Biz kadınlar ise oldukça zorlandık bu duruşa geçerken. Birkaç kişi dışında kadınlar “ardha padmasana”da kaldı. İşte o an aklıma bu soru takıldı: Kadınlar mı daha esnek yoksa erkekler mi? Ya da nasıl oluyor da kadınların esnek bedenleri sayesinde daha kolay yapacağına inandığımız bu duruşta kadınlar zorlanıyor da erkekler çok daha kolay yapabiliyor? 

Fiziksel yeterlilik ve kabiliyeti bir yana bırakırsak, olumsuz duyguların kalçalarda biriktiğini biliyoruz.  Kızgınlık, kırgınlık, öfke ve kıskançlık kalçalarda birikebiliyordu. Tüm bu olumsuz duygular da yaratıcılığımızı olumsuz etkileyebiliyordu. Yaratıcı olabilmek için kırgınlık ve kızgınlıkları bir kenara bırakmamız gerekiyordu. Eğer suçluluk hissediyorsak, kendimizi affetmemiz gerekiyordu. Başkalarıyla paylaşmak, ikinci çakranın enerjisi ile ilgiliydi. Yaratıcılık, bizi diğer insanlarla kaynaştırırdı. Kimse, tek başına yaşayamazdı. Herkes, çevresiyle ilişki içinde olmak isterdi çünkü herkes öyle ya da böyle bir şeyler yaratmak isterdi. 

Biz kadınlar bize doğal olarak bahşedilen bu yaratıcılığı nasıl olmuş da yitirmiştik? Zaman içinde büyüdükçe duygusal olarak kirlenmiş, esnekliğimizi ve yaratıcılığımızı kaybetmiştik. Duygusal ve fiziksel stres kalçalarda birikmiş ve bizi bu duruşu yapmaktan alıkoymuştu. “Padmasana”da oturmak demek kendimize ve çevremize karşı açık olabilmek demekti. Kendi yaratıcılığımızı kabullenmek, sevmek ve bu yaratıcılığı kullanabilmek demekti. Adı üstünde “lotus çiçeği”… Herkes “lotus”un sadece çiçeğini görür ve “lotus”u çiçekten ibaret sanır. Hâlbuki “lotus çiçeğinin” kökü çamurludur. O çamur olmasa, belki “lotus” çiçek açmaz. Bizim de köklerimiz çamurlu olabilir ama o çamur olmasa belki biz de gelişip çiçek açamayız. Tıpkı “lotus çiçeği” gibi, “lotus oturuşu” ile hayatımızın her alanında da parlayıp, gelişip çiçek açabiliriz. Ve “lotus oturuşu”nu çalıştıkça, belki de zaman içinde olumsuz tüm duygulardan ve enerjilerden arınıp kendi çiçeğimizi yaratabilir ve hayatımızın her alanında çiçek açabiliriz. Evet, biz kadınlardaki sorun buydu işte. Çamurlu köklerimizi kabul etmemiz ve bu köklerden yeniden doğmamız gerekiyordu. O halde, derslerde daha sık “padmasana.”

neye niyet neye kısmet!

Standard
Kimi zaman hayat planladığımız gibi gitmez. Bir şeye karar veririz. Tam onu yapacakken önümüze başka bir seçenek ya da gelişme çıkar ve biz o başka seçenek ya da gelişme doğrultusunda ilerleriz. Yoga derslerinde de bu böyledir. Öğretmen derse giderken aklında o gün için bir fikir vardır. Ama bazen derse gider ve aklındakinden bambaşka bir ders yapar. O günkü öğrencilerin ruh hali ve sınıfın havasıdır onu bambaşka bir ders yapmaya iten… Bazen de ders içindeki gelişmeler…
wpid-facebook_-1036573733
Geçenlerde özel dersime gittiğimde aklımda kalça açıcı bir ders yapmak vardı. Tüm kalça eklemini esnetmeyi planlamıştım. Kalçayı dışa çeviren kaslar, içe çeviren kaslar, bacak önündeki ve arkasındaki kaslar… Özellikle kasık kasları ve kalçayı dışa çeviren kaslara odaklanacaktım. Tüm bunları esnettikten sonra da “padmasana” (lotus) denetmek istiyordum.
Bir haftalık tatilin ardından ilk dersimizdi. Bedenin ne kadar çabuk gerginleştiğini artık hepimiz biliyoruz. Bu bir hafta on günlük süre içinde öğrencinin bedeni de ister istemez gerginleşmişti. Esnetmek iyi gelecekti.
Dersin başında öğrenci birkaç gündür bacağının arka tarafında bir ağrı hissettiğini ama kalça açıcı bir derse “hayır” diyemeyeceğini ve büyük ihtimalle bunun onu rahatlatacağını da söyledi. Bunun üzerine derse başladık.
Başlangıç meditasyonu sonrasında “sukhasana”da (bağdaş/kolay oturuş) otururken sağa, sola ve öne esnedik. Ardından diğer bacağı öne alıp, yani sağ bacak öndeyse solu, sol bacak öndeyse sağı, bedeni tekrar yanlara ve öne doğru esnettik. Ardından dört ayak üzerine gelip bir “vinyasa” (akış) sonrasında ayağa kalktık.
“Surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle bedeni ısıttıktan sonra bu serilerin arasına kalça açıcı duruşlar eklemeye başladık. “Ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “parsvottanasana” (bacaklar ayrı baş dize duruşu gibi)… Güneşe selam serilerinin arasına eklediğimiz ilk kalça açıcı duruş “ashwa sanchalanasana”ydı. İkincisi de “anjaneyasana”… Alçak hamle duruşunu yaparken öğrenci artık devam edemeyeceğini çünkü bacağının arkasını oldukça yoğun hissetmeye başladığını söyledi.
Diyorum ya hayatın ne getireceği belli olmuyor diye. Hemen akışı bırakıp “yin” (dişil enerji) tarzı çalışmaya başladık. Öğrenciye sorular sorup sorunun ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Ağrı nerede? Tam olarak nasıl bir ağrı? Tam bacağın arkasında dize doğru inen bir ağrı… Bunun üzerine bel durumu nasıl? Belde bir ağrı, gerginlik ya da herhangi bir şey hissediyor musunuz? “Belim de biraz ağrıyor. Sanırım tatilde ağır bavulları taşırken zorladım.” Bunun üzerine aklıma bel omurlarında bir sıkışma, o sıkışmanın sinirlere yaptığı baskı ve o baskının bacakların arkasından dizlere ve hatta ayaklara kadar ulaşması diye düşündüm.
Peki bu durumda öğrenciyi nasıl rahatlatabilirdim? Kalçayı dışa çeviren asanalar çok iyi gelirdi. Bu asanalar hem kalçayı hem bacağı hem de tüm bağ dokularını ve sinirleri rahatlatırdı. Bunun üzerine “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “square” (kare), “shoelace” (ayakkabı bağcığı) ve “eye of the needle” (iğne deliği) duruşları ile kalçayı dışa çevirip bu bölgedeki tüm kasları, bağ dokularını ve sinirlerini rahatlattık. Beli ve özellikle torakolumbal fasyayı gevşetmek için “caterpillar” (tırtıl duruşu) yaptık. Bu duruşlarda en az üç dakika bekletip bedenin daha çok gevşeyip rahatlamasını istemiştim.
Sırt üstü yere uzanıp “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile omurgayı biraz daha esnetip rahatlattıktan sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi tamamladık.
İki gün sonra tekrar derse gittiğimde derse başlamadan öğrenciye nasıl olduğunu sordum. Bacağının arkasındaki ve belin aşağı bölgesindeki ağrı geçmişti. “Belki de ağır kaldırmaktan ve üşüttüğüm içindi” demişti bana. Yine de bu işi ihmal etmemek gerektiğini, bir doktora görünmekte fayda olduğunu söyledikten sonra her zamanki gibi “vinyasa” bir ders yapmıştık.
O dersin sonunda eve giderken düşünüyordum. Hayat çok ilginçti. Neye karar verirseniz verin bazen hayat sizin istediğiniz gibi gitmiyordu ve değişmek zorunda kalıyordunuz. Eğer inatçı ve dediğim dedik bir kişiyseniz, bu zorunlu değişim çok zor ve sancılı oluyordu. Kabul edemiyordunuz ve kendinizi yeni seçeneğin ya da gelişmenin getirdiği fırsatları görmekten mahrum ediyordunuz. Belki de sizin için çok daha iyi olan gelişmeleri kaçırıyordunuz. Oysa daha kabullenici ve yumuşak bir kişiyseniz, zorunlu değişim çok daha kolay ve eğlenceli oluyordu. Değişimin getirdiklerini kolaylıkla kabul ediyor, hayatınıza alıyor ve o gelişmelerle uyumlu yaşıyordunuz. Yeniliklere açık oluyor ve sorun olarak algılamıyordunuz.
Hayatın ne getireceği belli olmuyor. Hatta dilimizde bunun için bir deyiş bile var: “Neye niyet neye kısmet.” Yoganın bize öğrettiği de aynı şey aslında. Esnek olmak, akışına ve oluruna bırakmak ve önümüze ne gelirse onu kabul etmek… Hayatı böyle algıladığımızda ve yaşadığımızda, hayattan zevk almamız ve mutlu olmamız hiç zor değil… Yeter ki inat ederek ve değiştirmeye çalışarak hayatı biz zora sokmayalım…

iletişim ve etkileşim

Standard
Yoga derslerinde öğrencilerle iletişim ve etkileşim içinde olmayı seviyorum. Nasıl ki günlük hayatımızda kimi zaman birilerine bir şeyler öğretiyoruz kimi zaman da birilerinden yeni bir şeyler öğreniyoruz, yoga derslerinde de kimi zaman öğretmen ile öğrenci yer değiştirebiliyor. Ders boyunca bir akışa ve temaya konsantre olunca öğrenciler de fikirlerini ortaya koyabiliyor, öğretmen olarak onlardan yeni şeyler öğrenebiliyor ve belki de daha önce hiç düşünmediğiniz bir gerçekle karşı karşıya kalabiliyorsunuz: “Bunu ben daha önce nasıl düşünemedim?”
2009-2010 tum fotolar 668
Geçen hafta özel dersimde zirve duruşu “hanumanasana” (maymun duruşu) olan bir akış çalışmaya karar vermiştik. Çok uzun zamandır kalça açıcı bir akış yapmamıştık. Amacımız o gün kalça eklemini; bacakların arkasındaki, önündeki ve yanındaki kasları esnetmekti. Felsefi açıdan ise amacımız bu zor duruşu yaparken sadakat ile zor olanı başarmaya çalışacaktık. Tıpkı bu “asana”nın hikayesinde olduğu gibi… (Ayrıntılı bilgiye https://burcuyircali.wordpress.com/2014/04/06/sadakatle-basarmak/) adresinden ulaşabilirsiniz.)
Başlangıç meditasyonundan sonra “hanumanasana” yapabilmek için gerekli olan kasları ve bölgeleri esnetmeye başladık. Bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını esnetmek için “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “padangusthasana” (ayak baş parmağını tuttuğumuz ayakta öne eğilme), “hasta padasana” (elleri ayak tabanının altına koyduğumuz öne eğilme) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) gibi asanalardan faydalanmıştık.
Bacakların önündeki “kalça fleksör kaslarını” ise “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “uttan pristhasana” (kertenkele), “half saddle” (yarım eyer), “virasana” (kahraman duruşu), “supta virasana” (yerde kahraman duruşu) ve “ardha bhekasana” (yarım kurbağa duruşu) ile esnetmiştik.
Bacakların içindeki kasık kaslarını esnetmek için “prasarita padattonasana” (bacaklar ayrı öne eğilme), “water bug” (su böceği), “parsvakonasana” (yan açı duruşu) ve yin yogadaki “half frog” (yarım kurbağa) duruşlarını kullanmıştık.
Son olarak kalçayı dışa çeviren kasları “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu), “eye of the needle” (iğneden iplik), “square” (kare duruşu) ve “gomukhasana” (inek başı duruşu) ile esnettik.
Bu asanaları ders boyunca “vinyasa”ların (akış) arasına yerleştiriyor, yoga matının (minderi) önünden yana doğru, yandan arkaya doğru, arkadan tekrar yana doğru, yandan tekrar öne doğru dönüyorduk. Yoga matının her bir köşesini kullanıyor, kullanılmadık bir santimetrekare nokta bırakmıyorduk. Matın dört bir yanını dolaşarak hem sabit bir noktada kalmıyor ve devamlı hareket ediyor hem de ufkumuzu açıyor ve bakış açımızı değiştiriyorduk.
Bir “asana”dan bir “asana”ya geçerken dengesini kaybeden öğrenci bir anlığına yoga matının dışına çıktı. Bir elini yoga matının dışında yere koyup dengesini tekrar sağladı ve matın içine geri döndü. Döner dönmez de, “öğretmenim bir anda çok korktum. Nasıl da matın dışına çıktım. Matın dışına çıkınca çok ürktüm. Bir saat boyunca şu kadarcık matın içinde bir o yana bir bu yana dönüp akışlar yapıyoruz ve bir santim dışına çıkmıyoruz. Matın dışına çıkmak istemedim. Nasıl da tuhaf geldi matın dışına çıkmak. Halbuki günlük yaşantımızda kocaman evlere, bırakın evleri dünyaya sığamıyoruz. Aslında sizce de ironik değil mi yoga matı ile mezarın birbirine benzerliği? Öldüğümüzde de şu yoga matı genişliğinde ve uzunluğunda bir yere sığacağız ama hayatta kocaman evlere, dairelere ve koskoca dünyaya bile sığamıyoruz. Belki de yoga ve yoga matı bize bunu öğretmek için vardır: Bu matın içinde yaşa. Bu kadar alana sığ. Dönüp dolaşıp gideceğin yer bu mat kadar bir yer…” Ve işte o an aydınlandım: “Bunu ben daha önce nasıl düşünemedim?”
Derslerde iletişim ve etkileşim içinde olmak… Alışveriş… Almak ve vermek… Alma ve verme döngüsü… Ne kadar verirsem, o kadar alırım… Önce vereceğim ki alacaklarım için yer açılsın… Maddi değil, manevi… Fikir alışverişi… Felsefi düşünceler ve etkileşimler…  Kim öğretmen, kim öğrenci? Bunlar üzerimize yüklenen roller sadece. Her an öğretmen ve öğrenci yer değiştirebiliyor. Kimi zaman öğrenciler yepyeni fikirler ortaya atıp öğretmenlere bir şeyler öğretiyor ve o an “bunu ben hiç düşünmemiştim. Ne kadar güzel bir yorumda bulundun ve beni aydınlattın. ‘Namaste’ yani ‘senin önünde saygıyla eğiliyorum’.”

denge ve hayat

Standard
Coğrafi olarak bahar çoktan geldi; hatta bir bölümü geçti bile… Yaşadığım şehirde bir gün bahar havasını hissetsek bile, sonraki iki üç gün yine kış geri geliyor. Bir gün baharlık kıyafetler giyip sokaklarda dolaşmak isterken, bir sonraki gün karanlık hava yüzünden yataktan kalkmak ve dışarı çıkmak istemiyoruz. Bir gün soğuk ve kar yağışlı, iki gün sonra güneşli ve ılık… Ne beden ne de zihin uyum sağladı bu değişken bahara… Bu nedenle geçen haftaki derslerimde ise dengeyi bulabilmek için denge duruşlarına yöneldim.
2009-2010 tum fotolar 696
Denge hem günlük hayatımızın hem de yoga derslerinin olmazsa olmaz bir unsuru… Dengeli olduğumuzda, verdiğimiz tepkiler aşağı yukarı belli olduğunda, genel tavrımız çevremizdekilerce bilindiğinde, hayat bizim için çok daha kolay ve rahat olabilir. Yoga derslerinde ise denge, hem konsantrasyonumuzu hem de koordinasyonumuzu güçlendirmemiz için gereklidir.
Geçen haftaki derslerimin birinde “utthita hasta padangusthasana”yı (el ayak parmağına uzanmış duruş) zirve duruşu olarak seçmiştim. Dersin ilk yarısında, karın kaslarını güçlendirmeli, bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını açmalı, kalça eklemini esnetmeli ve odaklanmaya ağırlık vermeliydik. Başlangıç meditasyonu sonrasında, denge çalışmalarına yerde dört ayak üzerinde başladık ve sağ kolu öne doğru uzatırken sol bacağı geriye doğru açtık. Beş nefes sabit bekledikten sonra, nefes verirken kol ile bacağı ortada birleştirip nefes alırken kol ile bacağı açtık. “Vyaghrasana” (kaplan duruşu) ile bir bacak üzerinde denge çalıştıktan sonra yere sırt üstü uzandık.
Ayaktaki asanalara başlamadan önce karın kaslarını güçlendirmek istemiştim. Sağ bacağı havaya kaldırıp kolları omuz hizasında yukarı doğru açtıktan sonra, bacağı her nefes verişte yere doğru indiriyor kolları da başın yanında geriye doğru götürüyorduk. Her nefes verişte kürek kemikleri havalanana kadar yerden kalkıyor, her nefes verişte kürek kemiklerini yere indiriyorduk. Bu karın çalışmasını on kez sağ bacakta yaptıktan sonra on kez de sol tarafta yapmıştık. Karın ve kasık kaslarını güçlendirmek için bacakları 90 derece havada on nefes beklettikten sonra, bacakları yürüyormuş gibi olduğu yerde oynattık. Daha sonra nefes verirken yere doğru yaklaştırıp nefes alırken 90 dereceye çıkarttık.
Bir sonraki karın çalışmasında, bacakları dizden büküp ayak tabanlarını yere yerleştirdikten sonra kolları başın yanında geriye doğru uzattık. Nefes verirken ayakları yerden kaldırmadan yerden kalkıp düz bir omurgayla bacakların arasından öne doğru uzayıp, nefes alırken geriye doğru yattık. Bu çalışmayı on kez tekrarladıktan sonra, “navasana” (sandal) pozisyonunun birkaç varyasyonunu yaptık. “Navasana”da beklerken sağa sola burgu yaparak oblik kaslarını güçlendirdik. Yine bu duruşta nefes alırken geriye doğru yatıp kürek kemikleri yere geldikten sonra nefes verirken “navasana”ya geri kalktık. Böylece karın çalışmalarının sonuna gelmiştik.
“Navasana”dan “halasana”ya (saban duruşu) ve sonra omurgayı öne arkaya yuvarlayıp bedene hız kazandırdıktan sonra yerden destek almamaya çalışarak ayağa kalktık. “Tadasana” (dağ duruşu) ile bedeni dengeledikten sonra, “surya namaskara” (güneşe selam) serilerine gelmişti sıra. Birkaç güneşe selam serisiyle bedeni iyice ısıttıktan sonra bedeni zirve duruşu için hazırlamaya devam edebilirdik.
“Vinyasa” dersleri sevdiğim için genellikle yapacağımız “asana”lar arasında “surya namaskara” (güneşe selam) serilerini katmaktayım. O derste de öyle oldu. Bir güneşe selam serisi arasında, “adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “trikonasana” (üçgen duruşu) yaparak kalça eklemini esnettik. Aynı seriyi sol tarafta da tekrarladıktan sonra, bir “vinyasa” ile bedeni dengeledik. “Tadasana”dan “utkatasana”ya (sandalye) geçerek karın kaslarını dersin bu aşamasında bir kez daha çalıştırmak istemiştim. Sandalye duruşundayken sağ bacağı sol bacağın üzerine erkeklerin bacak bacak üstüne attığı gibi atıp hem ayaktaki denge duruşlarına yavaş yavaş giriş yapmayı hem de karın kaslarını biraz daha güçlendirmeyi amaçlamıştım.
Diyorum ya “vinyasa” dersleri seviyorum diye. “Tek bacaklı sandalye”den “garudasana”ya (kartal duruşu) geçip birkaç nefes bekledikten sonra, kolları bozmadan “virabhadrasana III”ya (üçüncü savaşcı) geçtik. “Virabhadrasana III”ten “urdhva prasarita eka padasana”ya (ayakta bacakları ayırma) geçip en son “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı) yapıp elleri yere koyup “adho mukha svanasana”ya (aşağı bakan köpek) geçip dinlenmiştik. Aynı seriyi öteki bacakta da tekrarladıktan sonra “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) on nefes bekleyip bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını esnetip bedeni dinlendirmiştik. “Hamstring” kaslarını “urdhva prasarita eka padasana” ve “vinyasa”ların arasına kattığımız “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrık öne eğilme) ile biraz daha esnetmiştik.
Zirve duruşuna çok az kalmıştı. “Tadasana”da sol bacak üzerinde köklendikten sonra sağ bacağı dizden büküp kalça hizasına kadar kaldırmıştık. Nefes alırken bacağı öne doğru uzatıyor, nefes verirken dizden büküyorduk. Beş kez tekrarladıktan sonra aynı seriyi sağ bacak üzerinde köklenip yaptık. Kolları omuz hizasında öne açtıktan sonra yoga kemerini tuttuk. Bedeni öne doğru eğmeden sol bacak üzerinde köklenip sağ bacağı kalçadan geriye doğru açtık ve bir noktada sabit tuttuk. Her nefes verişte bacağı o sabit noktadan biraz daha yukarı kaldırmaya çalıştık. Beş kere tekrarladık sonra aynı seriyi sağ bacak üzerinde köklenerek yaptık.
Artık sıra zirve duruşuna gelmişti. Sol bacak üzerinde köklendikten sonra yoga kemerini ayak tabanının altına yerleştirip bacağı öne doğru uzatmıştık. Amaç “iliak kemikleri”ni yan yana tutmaya devam ederken bacağı öne doğru uzatmaktı. Bir başka dikkat edilmesi gereken konu ise omuzları yan yana tutmaktı. Böylece beden sağa sola, öne arkaya doğru eğilip bükülmeyecekti. Dik bir omurga ile, kalça eklemini sabit tutarak yapacaktık bu duruşu. Duruşta beş nefes bekledikten sonra, bacağı yana doğru açtık. Buradaki amaç da aynıydı. İki kalça yan yana durmalıydı. Biri birinin önünde ya da arkasında olmamalıydı. Eğer kalça hizası bozuluyorsa, belki bacağın açısını biraz daraltmak gerekiyordu. Belki de dizden biraz bükmek… Beş nefes sonra bacağı tekrar öne doğru uzatıp nefes verirken omurgayı yuvarlayıp bacağın üzerine katlanmaya çalıştık. Beş nefes sonra nefes alırken omurgayı yukarı doğru açıp bacağı yere indirdik. Zirve duruşu sağ tarafta bitmişti. Sırada sol taraf vardı.
“Utthita hasta padangusthasana”, asimetrik bir duruştu. O nedenle asanayı sağ tarafta denedikten sonra “tadasana”da (dağ duruşu) birkaç nefes bekleyip bedendeki yarattığı hissi farketmeye çalıştık. Gözleri kapatıp, duruşun beden üzerindeki etkilerine odaklandık. Denge duruşlarında bedenin sağ ve sol tarafının birbirinden çok farklı hissedebileceğini hatırlattım. Bir taraf daha güçlü ve dengeli, öteki taraf daha güçsüz ve dengesiz hissedebilirdi. Belki de dengeleri eşitti. Denemeden bilemezdik ama diğer tarafın dengesinin nasıl olacağını önceden bilemeyeceğimiz için asanaya temkinli yaklaşmamız gerektiğini hatırlattım. Duruşu sol tarafta da denedikten sonra “tadasana”da bedeni dengeleyip dinlendirdik.
Son bir “vinyasa” sonrasında “dandasana”ya (asa duruşu) geçtik. Bu duruş da bedendeki enerjileri dengelemek için çok faydalıydı. “Mula bandha” (kök kilit), “uddiyana bandha” (karın kilidi) ve “jaladhara mudra”yı (çene kilidi) devreye soktuktan sonra bu duruşta on nefes bekleyip beden ve zihni sakinleştirdik. “Paschimottanasana” (yerde öne eğilme) sonrasında sırt üstü yatarak “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile bedeni iyice dinginleştirdik. Sonrasında uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu)…
Ders boyunca kar yağışı devam etti. Öğrenciler kendi içlerinde denge ve huzuru ararken, benim denge ve huzurum nasıldı acaba diye düşünmeden edemedim. Karanlık, kasvetli, yağışlı ve soğuk havaların devam etmesi ve baharın bir türlü gelememesi dengemi bozmuyor değildi. Acaba o günkü ders öğrenciler için miydi yoksa benim için miydi diye düşündüm. Öğrencilerden yola çıkarak aslında ben mi denge bulmaya çalışıyordum. Acaba derslerimizde kimi zaman kendi bedenimizin ve zihnimizin ihtiyacı olan asanalara mı odaklanıyorduk? Belki de öğrencilerin kimileriyle aramızdaki tarif edilemeyen zihinsel iletişim sayesinde derste onların bizden istediği asanalara mı yoğunlaşıyorduk? İster kendi bedenimizin ve zihnimizin ihtiyacı olan derslere yoğunlaşalım istersek de öğrencilerin istediği ya da bize hissettirttikleri derslere… Hayatımızda olduğu gibi derslerde de denge olmalıydı. Kimi zaman öne eğilmeli, kimi zaman arkaya eğilmeli, kimi zaman dengeye yoğunlaşmalı, kimi zaman ters duruşlara odaklanmalı, kimi zaman ise köklenmeliydik…