Monthly Archives: Ağustos 2016

yeniden ayağa kalkmak

Standard

Hayatta en çok neden korkarız? Eğer çocuksak hiçbir şeyden korkmayız. Düşmek kalkmak, tekrar düşmek bizim için hiç sorun değildir eğer çocuksak. Eğer yetişkinsek düşmekten korkarız. En azından yetişkinlerin çoğu… Bu düşme korkusu da ters duruşları çalıştığımız yoga derslerinde önümüzde bir engeldir.

2013-05-18 14.18.39

Geçen hafta özel gruplardan biriyle ters duruş çalışmak istemiştim. Birkaç aydır birlikte çalıştığımız halde grup ters duruşlardan hep kaçınıyordum. “Bugün ters bir duruş çalışalım” dediğimde “bugün ters duruş çalışmasak da karın çalışsak” ya da “ters duruş çalışmasak da sırt çalışsak” ya da “ters duruş yerine göğüs kafesini esnetsek” gibi isteklerle karşılaşıyordum. Geçen hafta kararım karardı. Derste ters duruş çalışacaktık. Hem de “salamba sirsasana” (destekli baş duruşu) deneyecektik.

Başlangıç meditasyonu sonrasında bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıttık. Kolları ve omuz kuşağını güçlendirmek için “phalakasana” (sopa duruşu) varyasyonları, “chaturanga dandasana” (şınav), “ardha salamba sirsasana” (yunus duruşu) ve dirseklerin üzerinde sopa duruşu yaptık. “Utkatasana” (sandalye), “viparita karani” (bacaklar 90 derece havada), “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi), “navasana” (sandal duruşu) varyasyonları ile karın kaslarını güçlendirdik.

Sıra zirve duruşuna geldiğinde hem “salamba sirsasana”yı hem de “tripod sirsasana”yı (tripod baş duruşu) gösterdim. Öğrencilere iki seçenek vermek doğru mu diye düşünenler olabilir. Öğrencilerden bazısı başlarının üzerinde durduklarında boyunlarını zedeleyeceklerinden korkuyorlardı. Neden böyle bir fikre kapılmışlardı? Hiç bilmiyorum. Ne yazık ki korkularımızın nedenini bir türlü bilemeyiz. Bilseydik zaten korkularımızın üzerine gider ve onları yenmeye çalışırdık. Bu nedenle tripod baş duruşunu da seçenek olarak göstererek sadece başın üzerinde değil kolların da yardımıyla bu duruşu deneyerek kendilerini biraz daha huzurlu hissetmelerini istedim. Öğrencilerden bir kısmı yanlarında durmamı ve onlara destek olmamı istedi. Matlarının üzerinde duvar desteği olmadan sadece benim yardımımla baş duruşunu denediler. Bazı öğrenciler ise kendilerini duvar kenarında daha huzurlu hissedeceklerini söyleyip duvar kenarında duruşu deneyimlediler. Dersin sonunda öğrenciler baş duruşundan korktuklarını söyleyerek bu duruşu üst üste birkaç ders boyunca çalışmak istediklerini söylediler.

Bir sonraki derste yine bedeni iyice hazırladıktan sonra baş duruşunu denedik. İkinci deneme ilkine kıyasla çok daha iyiydi. Duvar kenarına giden öğrenciler kalçalarını duvara dayayarak bacaklarını kaldırmayı denediler. Bedenlerini duvara yaslayarak baş duruşunda dururken bu duruşu nasıl yaptıklarına hayret ederek korkularını tetikleyip strese neden olmuşlardı. Stres olduklarında adrenalin seviyesi yükseliyor ve sempatik sinir sistemi devreye giriyordu. Aslında yoga derslerinde genellikle istediğimiz “kaç ya da kavga et” modu yerine zihni en zor duruşlarda bile sakin tutabilmekti. Baş duruşunu yaptıklarını hissettiklerinde korku ile duruştan kaçmak istiyorlardı. Tek yapmamız gereken duruşu sık sık deneyimleyerek korkuların üzerine gitmek ve bu duruşu çok kolay bir duruşmuşçasına yapmaktı. Bu da zihnimizi kontrol edip sinir sistemini sakinleştirerek olacaktı. Her şeyin başı zihni sakin tutabilmekti. İster meditasyon oturuşunda olalım istersek de baş duruşu ya da kol duruşu yapalım; amacımız zihni sakinleştirip beden, zihin ve nefes uyumunu sağlamaktı. Böylece düşsek de yeniden kalkabilecektik. Nasıl ki çocuklar düşmekten korkmazlar ve düşme korkusunu biz yetişkinler çocuklara aşılarız; ters duruşları deneye deneye yetişkin olarak bizler “çocuklar gibi” düşmekten korkmayacak ve düştüğümüzde tekrar ayağa kalkmayı öğrenecektik.

Reklamlar

pusula

Standard

Yoga derslerinde öğrencilerin en çok çalışmak istedikleri bölgeler sırt ve karın kasları… Ya da benim gittiğim yerlerdeki öğrenciler sırt ve karın odaklı ders yapmayı seviyor. Kişisel olarak tekdüze hayatı sevmediğim gibi derslerde de aynı “asana”ları (duruş) yapıp aynı tarz dersler yapmak istemiyorum. Hal böyle olunca da öğrencileri mutlu edecek değişik “asana”lar bulmaya ve çalıştırmaya çalışıyorum. Bulmak derken; bir süredir yapmadığım ve o nedenle de zihnimin derinlerine yerleşmiş “asana”ları hatırlamaya çaba gösteriyor ve derslerde yeni şeyler denemenin yollarını arıyorum.

2014-02-07 19.15.09

Geçen haftaki grup derslerinde öğrenciler sırt odaklı çalışmak istedi. Birkaç öğrenci de kalça kaslarını esnetmek istediklerini söylediklerinde yapacak tek bir şey kalmıştı. İki bölgeyi de çalıştıracak bir zirve duruşu bulmak ve bedeni bu duruşa hazırlamak. O günkü zirve duruşu “parivrtta surya yantrasana” (pusula) olacaktı.

Derse meditasyon ile başladıktan sonra bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıttık. “Parivrtta surya yantrasana” için bacağın arkasındaki “hamstring”, kalçayı dışa çeviren kasları ve omuz kuşağını esnetmek ve omurgayı da burguya hazırlamak gerekiyordu. Dersin ilk yarısında “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “vrksasana” (ağaç duruşu), “ardha baddha padmottanasana” (yarım lotusta ayakta öne eğilme), “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “padangusthasana” (el ayağa uzanmış ayakta öne eğilme), “eka pada raja kapotasana” (güvercin), “garudasana” (kartal), “gomukhasana” (inek başı duruşu), “uttanasana”da, “ashwa sancahalanasa”da, “anjaneyasana”da ve “gomukhasana”da burgu ile bedeni hazırladık.

Zirve duruşunu yapmadan önce “half frog”da (yarım kurbağa) hamstringleri esnetmek için önce öndeki uzun bacağa sonra kasık kaslarını esnetmek için iki bacak arasına esnedik. “Paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile hamstring kaslarını iyice esnettikten sonra “rock the baby” (beşiği salla) duruşu ile kalçayı dışa çeviren kaslarını hazırlamaya başladık. “Rock the baby” sonrasında kalçayla içe ve dışa doğru daireler çizdik. “Parivrtta surya yantrasana” öncesinde “akarna dhanurasana” (okçu duruşu), “krounchasana” (balıkçıl duruşu) yaptık. Bu duruştan hemen sonra sağ bacağı sağ omzun üzerine yerleştirip sağ eli de yere koyduk. Omuz içeri doğru girerken bacağı geriye doğru ittiriyor ve hamstring kasları gerilerek bacak düz hale geliyordu. Bacak düzeldikçe omurga sola doğru dönüyordu. Sol el ile sağ ayağı yakalayıp omurgayı mümkün olduğunca sola doğru çevirdik ve “parivrtta surya yantrasana.” Kimisinin hamstring kasları esnek olduğu için duruşu oldukça iyi sergiledi. Kimisi dizlerini büktü ama duruşu kendi bedeninin elverdiği ölçüde yapmaya çalıştı. Herkes kendi deneyimini yaşadıktan sonra diğer tarafı da yaptık.

“Dandasana” (asa duruşu), “paschimottanasana” ve “setu bandhasana” (yarım köprü) ile omurgayı dengeledik. Dizleri çekip göğüs kafesine sarıldık (apanasana). Sırt üstü yatıp yerde pelvik tilt yaptıktan sonra “ananda balasana” (mutlu bebek duruşu) ile akışı tamamladık. “Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) sonrasında dersi sona erdirdik.

O günlerde neden pusula duruşu aklıma gelmişti? Bir süredir ülkemizde yaşanan olaylar nedeniyle herkes şaşkın, üzgün ve mutsuz haldeydi. Sanki arabayla uzun yola çıkmış ve anayolda yolumuzu kaybetmiş gibiydik. Pusulamız şaşmıştı. O gün pusula duruşu yaparak beden, ruh ve zihnimizi tekrar bir araya getirmek ve şaşan pusulamızı düzeltmek için yoga yaptık. Ne zaman pusulamız şaşsa yoga bize yol gösterir ve ışığımız olur. Yeter ki beden, ruh ve zihnimiz bir ve bütün olarak yoganın bize sunduklarını iyi algılayıp dinleyebilelim…

gerçekten değerli misin?

Standard

Hayat çoğu zaman tesadüflerle dolu. Peki ya tesadüf diye adlandırdığımız şey aslında tesadüf değil de “olması gereken şeylerin olması gerektiği zamanda olması” ise? Yine bilmece gibi oldu. Baştan alsam iyi olacak galiba…

20130412_130012

Geçen hafta özel dersime gittiğimde her zaman çalıştığımız salonda spor kıyafetli bir kişi vardı. Ben üzerinde fazla durmadım çünkü öğrenciyle yoga çalıştığımız o salon, tüm çalışanların boş zamanlarını değerlendirebileceği bir konferans salonu ve dinlenme odası idi. O sırada öğrencim salona geldi ve beni salonda bekleyen kişi ile tanıştırdı. Meğer o kişi de yoga dersimize katılacakmış. Yabancı uyruklu bir kişi olduğu için o gün dersi İngilizce vermem gerekiyordu. Uzun zamandır da İngilizce ders vermemiştim. Daha önce de bu konuda yazılar yazmıştım. Bir süre yabancı dilde ders vermeyince pratiğinizi kaybediyorsunuz. Kimi zaman “el ne demek, ayak parmağı nasıl denirdi, peki ya el bileği İngilizce nasıl ifade edilirdi” gibi basit şeyleri bile dillendiremiyorsunuz. Tutuk başladığınız derste sonradan dil çözülüyordu ve daha kolay ifade etmeye başlıyordunuz.

Yeni gelen kişi daha önce hiç yoga dersine katılmadığı için ilk başlayanların da yapabileceği bir ders yapmayı planladım. Öne eğilme ve kalça açıcı bir ders o gün için biçilmez kaftandı. Zirve duruşunu “hanumanasana” (maymun duruşu) olarak seçmiştim. Aslında çok zor bir “asana” (duruş) idi. Ancak yıllardır birlikte çalıştığım öğrenciyi de mutsuz etmek istememiştim. Sonuçta yoga bir yolculuktu. Zirveye tırmanana kadar yaptıklarımız da önemliydi. Zirve duruşunu tamamıyla yapmak ya da yapmamak o kadar da önemli değildi. Yolculuktan zevk almak önemliydi.

Zirve duruşu için bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını, bacakların içindeki kasık kaslarını ve kalça fleksör kaslarını esnetmek gerekiyordu. Dersin ilk yarısında tüm bu kasları esnetmek için “asana”lar yaptık ve zirve duruşunu denedik. Eski öğrenci bu duruşu çok güzel ve tam anlamıyla yapabiliyordu. Yeni gelen kişi ise kardiovasküler çalışmalara ağırlık veren birisi olduğu için bu duruşta biraz zorlandı ama ilk yoga dersi olmasına rağmen oldukça esnekti ve “hanumasana”dan da çok uzak değildi. Bu kişi yıllardır yoga yapıyor olsaydı nasıl esnek bir bedeni olurdu diye düşünmeden kendimi alamadım.

Zirve duruşu ardından bedeni dengelemek için birkaç duruş yaptık ve sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi bitirdik. “Savasana” öncesi burguda bedeni ve sinir sistemini sakinleştirirken eski öğrenci, yeni katılan kişinin safra kesesinde taş olduğunu söyledi. Genelde böyledir ya… Yoga dersi biter ve öğrencilerin ne gibi rahatsızlıkları olduğunu siz ancak ders bitiminde öğrenirsiniz. O gün safra kesesini zorlayacak bir duruş yapmamıştık. Öğrenciler burguda bedenlerini sakinleştirirken, safra kesesinde neden taş olabileceğini ve bu genç yaşta bu kişinin neden böyle bir rahatsızlıktan muzdarip olduğunu düşünmeye başladım.

Yin yogaya (dişil enerjinin etkili olduğu derin bağ dokularına kadar esneten yoga türü) göre safra kesesi kalçayı dışa döndüren kasları esnettiğimizde etkileniyordu. Bir de yan karın kasları (oblikler) çalıştırıldığında… O halde kalça açıcılarla yani “svadisthana” (sakral) çakra ve burgularla yani “manipura” (karın) çakrası ile ilgiliydi. “Svadisthana” çakra, kendini kabul etmek, kendini sevmek ve böylece daha yaratıcı olabilmekle alakalıydı. Bu çakra düzgün çalışmazsa kıskançlık, nefret ve öfke gibi olumsuz duygulara yol açabilirdi. Zaten yin yogada da bu bölgenin olumsuz duygusu “öfke” idi. “Manipura çakra” ise kendine güven, kararlılık ve azim ile ilişkiliydi; bir işe başlama ve onu bitirme gücü ve azmi ile ilgiliydi. Bu çakra içindeki mücevheri parlatabilmek ve irade ile alakalıydı. Ben bunları içimden düşünmüyor dışımdan da seslendiriyordum. Derken kendimi yeni katılan kişiye soru sorarken buldum: “Kendini olduğun gibi tüm olumlu ve olumsuz yanlarınla seviyor musun? Peki ya kendini değerli görüyor musun? Kendine değer vermeyi unutup, kendini tamamıyla unutup, başkaları için mi yaşıyorsun? Başkaları hayatında senden daha çok mu önem taşıyor? Peki sen neredesin?”

Eski öğrencim bu soruları sorduğum sırada tam da doğru bir noktaya değindiğimi söyledi. Meğer yeni katılan kişi kendine değer vermeyip hep başkalarına önem veren bir kişiymiş. Peki bu durumda ne yapmalıydı? Kendini iyi hissettirecek şeyler… Kendini mutlu edecek şeyler… Öncelikle biraz yaratıcı olmak gerekirdi. “Blog yaz. Resim yap. Fotoğraf çek. Heykel yap. Mozaik yap. Ama yaratıcılık gerektiren ve gerçekten yaratabildiğini gösterecek bir şeyler yap.” Peki sonra? “Fark et. Başladığın işleri bitirebiliyor musun yoksa yarım mı bırakıyorsun? Gerçekten de içinde güç ve azim var mı? Kendin için neler yapıyorsun? Gerçekten mutlu musun? Gerçekten içinde bir mücevher taşıdığını ve o mücevherin parladığını hissedebiliyor musun?” O kişinin o günkü derse gelmesi bir tesadüf müydü yoksa hayatında yeni bir sayfa açmaya hazır olduğu için miydi? Sizce hangisi?

 

 

izleyici mi müdahil mi?

Standard

Son zamanlarda ülkemizde yaşanan olaylardan sonra herkes çok gergin. Yoga derslerine gittiğimde öğrenciler genellikle kendilerini rahatlatacak ve huzur verecek ders yapmak istiyor. Birkaç haftadır sırt kaslarını ve omuz kuşağını esnetecek akışlar yapıyoruz. Geçen hafta özel derslerimden birine gittiğimde öğrenciler akış yapmak yerine kendilerini zihinsel olarak rahatlatacak tarzda bir ders yapmak istediler. O anda neler yapacağımı kafamda planladım ve derse başladık.

BEN_4569

Genel olarak derse beş dakikalık bir meditasyon ile başlıyorduk. O gün meditasyonu 15 dakikaya çıkardım. Öğrencilere rahat ettikleri bir oturma pozisyonu seçmelerini, omurgayı dik tutacak şekilde oturmalarını ve gözlerini kapatmalarını söyledim. “Yüz hatlarınızı yumuşatın. Dudakları hafif aralayın. Ağzın içi yumuşak olsun. Dişleri sıkıştırmayın. Kaşların arasını yumuşatın” gibi telkinlerde bulunduktan sonra öğrencilerden dikkatlerini nefeslere yönlendirmelerini istedim. “Nefeslerinizi izleyin. Nefes alış verişlerinizi fark edin. Dikkatinizi nefesinize yönlendirin. Ve nefeslerinizin bedeninizde ne yaptığına bakın. Omuz başlarına ve göğüs kafesine nefes alıp verirken neler oluyor? Bunu fark edin. Ve dikkatinizi nefeste ve bedende tutun. Dikkatinizin başka yerlere kaymasını bu şekilde engellemeye çalışın. Eğer dikkat başka şeylere kayıyorsa, bunu da fark edin ve tekrar nefeslerinize yönlenin.”

Bu grupla daha önce derslerin başındaki kısa meditasyon ve derslerin sonundaki “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) dışında zihinsel bir çalışma yapmamıştık. O yüzden meditasyon sırasında nelerle karşılaşabileceklerine karşı onları hazırlamak istiyordum. “Bir an için nefes almıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Sakın korkmayın. Aslında nefes alıp veriyorsunuz. Ama nefes o kadar yavaşlıyor ki sanki nefes almıyormuş gibi hissediyorsunuz. Nefes, otonom sinir sisteminin bir parçası. O yüzden nefes alıp vermeye devam ediyorsunuz. Ne kadar yavaş olursa olsun, ne kadar sakin ve dingin olursa olsun, nefes kendi halinde devam ediyor. Paniklemeyin.”

Meditasyon devam ediyordu. “Oturduğunuz pozisyonda rahat değilseniz gözleri açmadan pozisyon değiştirebilirsiniz. Önemli olan rahat hissetmeniz. Gözleriniz kapalı. Amacımız duyuları kapatmak. En azından görme duyusunu kapatıp zihne giden verileri azaltmak ve zihni dinginleştirmek. Belki renkler görmeye başlıyorsunuz. Belki gözlerinizin önünden geometrik şekiller geçiyor. Bu da beyin dalgalarıyla alakalı. Beyin alfa moduna geçmiş demektir. Alfa modu, beynin sakin olduğu anlardır ve artık parasempatik sinir sistemi bize hakim olmuş anlamına gelmektedir. Stresli ve gerginken beta dalgalarının etkisi altındayızdır ve bu mod bize “kaç ya da kavga et” mesajını vermektedir. Yani sempatik sinir sistemi etkilidir. Yoga ve özellikle meditasyon ile beyin dalgalarını betadan alfaya ve hatta teta boyutuna geçmeyi amaçlamaktayız.” Ve sonra sustum ve öğrencileri 10 dakika kadar kendi hallerine bıraktım. Kimisi oturuş pozisyonunu değiştirdi. Kimisinin bedeni şekilden şekle girdi; baş geriye gitti, baş öne düştü, beden öne doğru eğildi.

Meditasyon bittikten sonra bedeni öne eğip içe dönmek için üç duruş yaptık. “Butterfly” (kelebek), “caterpillar” (tırtıl) ve “dragonfly” (helikopter böceği) duruşlarında beşer dakika bekledik.

Duruşlarla bedeni rahatlatıp esnettikten sonra sıra zihni odaklamaya gelmişti. Dersin sonunda tekrar meditasyon yapacaktık ve bu meditasyon öncesinde zihnin hallerinden bahsetmek istemiştim. “Ashtanga yoga”nın dalları arasında bulunan “pratyahara” (duyuları kapatma), “dharana” (konsantrasyon) ve “dhyana” (meditasyon)… Ve bunların sonunda tabii ki “samadhi” (sonsuz mutluluk)…

Duyuları kapatmak için “shanmukhi mudra” (duyuları kapatma mührü) çalıştık. Tüm parmakları kullanarak gözleri, dudakları, kulakları ve burun deliklerini kapatıp zihne herhangi bir veri gitmesini engelledik. Ve dışarda olana bitene kendimizi kapattık. Sonra “trataka kriya” (gözleri mum ışığı gibi sabit bir noktaya dikip zihni arındırma yöntemi) çalıştık. Tek bir sorunumuz vardı. O gün böyle bir ders yapacağımızı bilmediğimiz için yanımızda mum yoktu. Biz de bir su şişesini sınıfın ortasına koyduk. Öğrencilerden gözlerini bu su şişesine dikmelerini ve gözleri sulansa bile gözlerini kırpmamalarını istedim. Tabii ki ellerinden geldiğince. Çok zorlandıklarında hafifçe gözlerini kırpıp tekrar su şişesine odaklanmalarını söyledim. Önce su şişesini bütün olarak görmelerini, sonra kapağına, yazılarına odaklanmalarını, sonra tek bir noktada sabit kalmalarını ve gözlerini kırpmadan bakmalarını istedim. Gözler sulandı, kırpıldı ve sil baştan… Bu çalışma da “dharana” kısmıydı.

Meditasyona geçmeden önce zihni biraz sakinleştirmek için “nadi shodhana” (enerji kanallarını arındıran nefes çalışması) yaptık ve sonrasında sadece sol burun deliğinden nefes alarak bedenin dişil yani pasif tarafını daha baskın hale getirmeye çalıştık.

Sırada “dhyana” yani meditasyon vardı. Gözlerini tekrar su şişesine dikmelerini ve gözlerini kapatmalarını, gözler kapalıyken gözlerinin önünde su şişesi varmış gibi hissetmelerini istedim. Böylece zihni bir yere odaklayacak ve sonrasında meditasyonun yolunu açacaktık. Dersin başındaki gibi dikkati nefeslere yönlendirmelerini istedim. Beş dakikalık bir meditasyon sonrasında öğrencilerden gözlerini açmadan “savasana”ya geçmelerini istedim. Uzun bir “savasana” sonrasında dersi sonlandırdık.

Geri bildirimleri çok merak ediyordum. Ders sonunda öğrenciler çok rahatladıklarını, birlikte çalışmaya başladığımızdan bu yana zihinlerinin ilk defa bu kadar dinginleştiğini, renkler ve geometrik şekiller gördüklerini ve birkaç saniyeliğine bile olsa “düşüncesiz” olabildiklerini söylediler. İlk meditasyon deneyimimiz için çok güzel geri bildirimlerdi bunlar. “Düşünceler gelir gider. Özellikle biz kadınlarda her bir düşünce başka bir düşünce çağrıştırır. Eğer bu düşüncelere kapılıp gidersek, zihin asla susmaz. Önemli olan meditasyon sırasında izleyici olarak kalabilmek. Gelen düşüncelerin gelmesini ve gitmesini izleyebilmek. Onların peşine takılmamak ve yorum yapmamak.” Gerçekten merak ediyorum. Hayatta izleyici olarak kalabiliyor muyuz yoksa daima yorum yapmak ve müdahil mi olmak istiyoruz? Düşünmeye değer değil mi?