Tag Archives: yeni ay

şifa almak

Standard

Yine uzun bir süredir yazmıyorum. Neden bilmiyorum. Bu da bir süreç sanırım. Ara verdim, zihnimi dinlendirdim ve yeniden yazmaya başladım. Sürekli yazabilir miyim? Onu da bilmiyorum. Geleceği düşünmüyorum. Sadece şu an canım yazmak istedi ve bilgisayarın başına oturdum.

Aslında yazacak çok şey var. Derslerde deneyimlediklerimiz… Hem fiziksel hem de duygusal, zihinsel… Ama bir türlü zihnimi toparlayıp yazamadım. Doğru zaman şu anmış ve işte yeniden karşınızdayım.

Geçenlerde enerji ile ilgilenen öğrencilerden biri derse geldi. Her ne kadar dersleri aksatmak istemese de, işte öğle tatili sırasında yaptığımız yoga derslerine kimi zaman kimi öğrenciler katılamamakta… O sabah uyandığımda aklımdan bu öğrenciyi geçirdim. Yeni ay zamanıydı ve yeni ay ile ilgili bir çalışma yapmayı planlamıştım. Ama bu çalışmayı şifa enerjisi ile uğraşan öğrencimin yapmasını istemiştim. Daha önceden böyle bir çalışma yapmak için sözleşmiştik. Sabah uyandığımda, “bugün o gün” diye düşünmüştüm. O öğrencinin, derslere sürekli gelemediğini de biliyordum ama içimden bir ses o gün derse geleceğini söylüyordu. Öyle de oldu.

Dersi yaptığımız spor salonuna girmek üzereyken öğrenci de kapıdan çıkmak üzereydi. “Hocam geliyorum birazdan. Derse katılacağım” dedi. Ben de, “bugün derse geleceğini biliyordum. Hissettim çünkü bugün senden bizi şifalandırmanı isteyecektim. Tabii ki herkes bu fikri kabul ederse. Yeni ay ile yeni başlangıçlar ve yenilikler için bir çalışma yapmanı rica edecektim” dedim. Öğrenci, bizim itirazlarımıza fazla dayanamadı ve kabul etti.

Meditasyon ile başladık. Herkes rahat ettiği şekilde oturdu. Üşüyüp de zihnimizin etkisi altında kalmamak için çoraplarımızı giydik. Üzerimize battaniye örttük. Çalışmaya “Gayatri Mantra” ile başladık. Oldum olası en sevdiğim mantra idi. Gözlerimi kapattım, nefesime odaklandım, nefes alış ve verişimi izlemeye başladım, bedenimi gevşettim. Hatta rahat etmek istediğim için sırtımı da duvara yasladım. O kadar uzun zamandır sadece ders veriyordum ki! Almayı unutmuştum. Sadece enerji veriyor, kendim enerji almıyordum. Almaya çok ihtiyacım varmış meğer…

Yeni ay Boğa burcunda olduğu ve Boğa burcunun gezegeni de Venüs olduğu için o gün “svadhisthana” (sakral) ve “anahata” (kalp) çakrası üzerine çalışacağımızı söyledi öğrenci. Mantralar eşliğinde, öğrencinin yönlendirmesi ile bizim bedenler, zihinler ve ruhlar akıp gidiyordu. En son nefesimin çok sakinleştiğini, neredeyse durduğunu hatırlıyorum. Bedenimi hissetmiyordum. Sanki bedenim yoktu. Gözlerimin önünde renkler ve geometrik şekiller. “Çok şükür” dedim içimden. “Artık beyin dalgalarım betadan (stres modu) alfaya (meditasyon ve savasana modu) geçiyor.” En son fark ettiğim şey bu oldu. Sonrasında kendimi mantralara, öğrencimin engin bilgisine ve akışa bıraktım. Mantralar birbiri ardında çalarken gözlerimin önündeki renkler ve şekiller değişti. Önceleri iki kırmızı çizgi sağdan soldan birbirine yaklaşıp çarptı ve şimşek gibi çarptı. Ardından renkler yumuşadı. Lacivert ve maviye döndü her yer. Artık başımı dik tutamıyordum. Başım sağa sola, öne arkaya doğru kendiliğinden devriliyordu. Beden yoktu artık. Uçuyordum sanki. Hani yoga ve meditasyon yaparken kişilerin yerden yükseldiği söylenir ya, ben şahsen fiziksel olarak hiç tanık olmadım. Ama yerden yükseldin mi diye soracak olursanız, sanırım yükseldim. Gözlerim kapalıyken ve bedenim çok hafifken, mantraları dinlerken o kadar hafif hissettim ki!. Sanki yerden bir karış yukarıda gibiydim. Böyle hissettim gerçekten.

Şifa enerjisinin sonunda “savasana”ya (derin gevşeme ve dinleme pozisyonu) uzandık. Biz “savasana”da dinlenirken, öğrenci de tek tek hepimizin yanına geldi. Öğrenci yanıma geldiğinde başımın tepesinden — tepe çakradan (sahasrara çakra) tüm bedenime yayılan bir enerji hissettim. İçim titredi, bedenimin tümünde bir titreşim hissettim. İçim ürperdi. Bedenim elektrik akımına kapılmış gibiydi. İnanılmaz bir deneyimdi. Uzun zamandır böylesine bir enerji hissetmemiştim. Her zaman enerji veren ve almayı unuttuğum için bu çalışma bana çok iyi gelmişti. Enerji veren kişilerin arada sırada kendilerini hatırlamaları ve bu tarz enerji çalışmalarına katılmaları gerekiyordu bence.

“Savasana”dan sonra uyanmak dahi istemedim. Ne yazık ki gerçek dünyaya dönme ve o huzurlu dünyadan ayrılmak gerekiyordu. Öğrenci, “aslında yeni ay şu an tam gerçekleşmedi. Yaklaşık bir buçuk saaat sonra tam olarak etkisini gösterecek. Normalde böyle bir şifa enerjisi çalışmasını yeni ay henüz olmamışken ve tam öncesinde yapmak doğru değil çünkü şifa enerjisini tam olarak alamazsınız ve tam olarak faydalanamazsınız. Ama bugün derse katılanların o kadar çok bu çalışmaya ihtiyacı olduğunu hissettim ki, onun için yaptım. Ben de bu kadar iyi bir çalışma çıkacağını hiç düşünmemiştim ve sonuca inanamadım. Kendim de bu kadar verici olamazdım ay henüz tam olarak yeni ay durumuna gelmemişken. Ama ben de sizlerden gelen yoğun istek ve ihtiyaç doğrultusunda şifa enerjisini sizlere ulaştırabildim. Ne mutlu bana” dedi.

O gün çalışmadan sonra kendi kendime karar verdim. İki elim kanda olsa, arada sırada ben de “alacaktım.” Hayattaki döngünün doğru işleyebilmesi için sürekli vermek değil, bazen de almak gerekiyordu. Aslında alma-verme döngüsünü eşit tutmak gerekliydi. Ne fazla almak ne de fazla vermek… Ve şifalanmak, arınmak, tazelenmek, yenilenmek ve huzur için arada sırada da olsa kendimize zaman ayırmak ve değişik çalışmaları denemek…

Reklamlar

sıradışı olabilmek…

Standard
Gerçekten bilmiyorum. Acaba bu konuda çok kaynak okuduğum ve zihnim böyle kabullendiği için mi yoksa gerçekten mi yeni ay ve dolunay beni etkiliyordu? Hem duygusal hem de bedensel olarak… Geçtiğimiz günlerde yine dolunay vardı. Daha önceki bir yazımda da bahsetmiştim. Yeni ay dönemleri bir işe başlamak için uygun bir zamanken dolunay işlerinizi sonlandırmanız için elverişli bir dönem. Yoga üstadı Pattabhi Jois’in geliştirdiği Ashtanga Yoga ise yeni ay ve dolunay zamanlarında yapılmıyor. Neden mi? Çünkü yeni ay zamanında çok güçsüz hissedebilirsiniz, dolunay zamanlarında da çok enerjik ve her iki koşulda da kendinizi sakatlayabilirsiniz. (Bu konu hakkında ayrıntılı bilgi almak istiyorsanız, https://burcuyircali.wordpress.com/2013/04/10/neden-yorgunuz-neden-degiliz/ linki tıklayabilirsiniz). Şimdi neden böyle uzun bir giriş yaptığımı merak ediyor olabilirsiniz. Geçen akşam dolunayın etkisiyle daha önce hiç yapmadığım bir ders işledim. Kendim de şaştım kaldım bu işe. En iyisi en başından anlatayım.
2009-2010 tum fotolar 696
Geçen akşam spor tesisinde dersim vardı. O gün çok yorgun hissetmeme rağmen stüdyodan içeri girince birden kendimi enerjik hissettim. Stüdyoya vardığımda ders için gelmiş ve dinlenmekte olan öğrencilerle karşılaştım. Kimisi bağdaş kurmuş oturuyordu kimisi de yere uzanmış dinlenerek bekliyordu dersi. Dedim ya, ben kendimi birden enerjik hissettim diye. Kendi matımı (minderimi) yere serdikten sonra, “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “chaturanga dandasana” (alçak şınav), “phalakasana” (sopa) içeren vinyasa akışlar yapmaya başladım. Aslında o gün hem bir kalça açıcı hem de bir burgu olan bir asanayı dersin zirve duruşu olarak planlamıştım. Ama kendimi çok enerjik hissedince, karın güçlendiricilere, kol denge duruşlarına ve ters duruşlara odaklanmaya karar verdim.
Derse “savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) başladık. Sınıfa “savasana”da gevşemenin ve rahatlamanın tadına varmalarını söyledim. “Çünkü karın güçlendiriciler, kol denge ve ters duruşlar üzerine yoğunlaşacağız. Derse başlamadan önce birkaç dakika iyice dinlenin.”
Beş dakikalık derin gevşeme ve dinlenme pozisyonunun ardından yerde uzanmış şekilde karın kaslarını çalıştırmaya başladık. Önce iki bacağı birden 90 dereceye kaldırdık ve özellikle alt karın bölgesini ve kasık kaslarını çalıştırmak için bacakları aşağı yukarı hareket ettirdik. Bacaklardan birini 90 derecede tutarken ötekini yere birkaç santim kalaya kadar indirdik. Elleri başın yanına alıp mekik çektik.
Yerdeki asanalara biraz ara vermek için omurga üzerinde yuvarlandık ve bağdaşta oturduk. Bir “pranayama” (nefes tekniği) olan “kapalabhati” (kafatasını parlatan nefes) denetmeye karar vermiştim. Bu nefes tekniğinde, nefes alışlar pasif verişler aktifti ve özellikle karın kaslarını çalıştırıyordu. Nefes tekniğini üç set halinde çalıştık.
“Pranayama” çalışmasından sonra, “navasana” (sandal) varyasyonları ile devam ettik. Ardından ayağa kalktık. “Surya namaskara” (güneşe selam) serileri arasında statik “phalakasana” (sopa), “chaturanga dandasana” (alçak şınav), “ardha salamba sirsasana” (yunus) ve dirseklerin üzerinde “chaturanga dandasana” (alçak şınav) yaptık. “Vasisthasana” (Bilge Vasistha Duruşu/yan sopa) varyasyonları da diğer bir karın güçlendirici asanaydı.
Karın kaslarını iyice çalıştırdıktan sonra sıra kol denge duruşlarına gelmişti. “Bakasana” (karga), “parsva bakasana” (yan karga) ve “bhujapidasana” (kol denge duruşu) sunduğum seçimler arasındaydı. Sınıf ya hepsini denedi ya da aralarından o anki beden ve zihin haline uygun olan asanayı denedi.
Bir sonraki aşama ters duruşlardı ve asanayı yine yoginin seçimine bırakmıştım. Öğrenciler, “sirsasana” (baş duruşu), “sarvangasana” (omuz duruşu), “pincha mayurasana” (tavuskuşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) arasından birini seçip denemekte ya da hepsini denemekte özgürdü.
Bazı öğrenciler ters duruş denemeye çalışırken bazıları hiç birini yapamayacağını düşünüp sınıfı izlemeye başlamıştı. Dersten herkes azami faydayı sağlamalıydı. Hemen yanlarına gidip yin yoga asanalarından “butterfly” (kelebek), “half butterfly” (yarım kelebek) ya da “sleeping swan” (uyuyan kuğu) yapabileceklerini söyledim.
Herkes kendi deneyimini yaşadıktan sonra, bir de baktım ki ders bitmek üzereydi. Bu derste bir zirve duruşu üzerinde çalışmamıştık. Bir duruşa hazırlanmamış ve asananın ardından dengeleyici duruşlar yapmamıştık. Dersi nasıl tamamlasam diye düşünürken aklıma bir fikir geldi. İlla her ders zirveye tırmanıp ardından aşağı inerek bitmek zorunda değildi. İçimden o akşam dersi zirvedeyken bitirmek gelmişti. Üç “surya namaskara” (güneşe selam) serisinin ardından ayakta denge serisi yaptık. “Vrksasana” (ağaç), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “urdhva prasarita eka padasana” (ayakta bacakları ayırma), “utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzatılmış) ve “garudasana” (kartal). Asanaların arasında ayağı yere değdirmeden geçmeye çalışık. Sağ taraftan sonra “tadasana”da (dağ duruşu) bedeni dengeledik ve sonra sol tarafa geçtik. Sağ enerji sol enerji; sağ denge sol denge… “Tadasana”dan (dağ duruşu) çömeldik ve “malasana” (dua tespihi/çelenk) duruşu ile yere oturduk. Omurgayı yuvarlayarak “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ve “baddha konasana” (bağlı açı duruşu/kelebek) asanalarını takiben ayakları kelebekte tutarak yere uzandık (supta baddha konasana). Artık derin gevşeme ve dinlenme zamanıydı. İsteyenler “supta baddha konasana”da (yerde kelebek) dinlenmeye devam edebilir isteyenlerse “savasana”ya geçebilirdi. Bazıları “supta baddha konasana”da biraz kaldıktan sonra “savasana”ya geçtiler.
Uzun bir “savasana” sonrası, sınıfı hiç acele etmeden yavaş yavaş oturma pozisyonuna getirdim. Enerjinin zirvesindeyken biten bir dersin ne hissettirdiğini düşünmelerini istedim. Dengenin her gün değişebileceğinden, sağ beden ve sol beden dengesinin ve enerjisinin her zaman farklı olabileceğinden bahsedip, önemli olanın hem yoga matında hem de günlük hayatımızda dengeyi bulmak ve dengeli yaşamak olduğunu hatırlatım ve dersi sonlandırdım.
Benim için de çok ilginç bir deneyim olmuştu. Daha önce hiç bir dersimde enerjiyi zirvede bırakıp bitirmemiştim. Aslında hiç de fena sayılmazdı. İlla ki her derste enerjiyi düşürüp, bir burgu yapıp sinir sistemini yavaşlatıp en son derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu yapmak gerekmiyormuş. Bazen enerji en tepedeyken de ders bitirilebiliyormuş ve aslında bu bambaşka bir his ve deneyimmiş. Her zaman derim: “Hayatta yeniliklere hep açık olmak lazım” diye… İşte o akşam öyle bir akşamdı…
Aynı etkiyi birkaç gün sonraki özel dersimde de denedim. Bir saatlik dersin 40 dakikasını karın kaslarını güçlendirmeye ayırdım. Ardından biraz da omuz kuşağını ve kolları güçlendirdim. Sıra denge duruşlarına gelmişti. Akşamki dersimdeki gibi kol denge duruşlarıyla başladık. “Bakasana”, “parsva bakasana” ve “bhujapidasana.” Sonra ters duruşlardan “sirsasana” ve “adho mukha vrksasana.”
Ders sonlanmak üzereydi. Bu sefer enerjiyi tam zirvede bırakmayı planlamıştım. Beş “surya namaskara” yaptıktan sonra, “malasana” duruşu ile yere oturduk ve “savasana” öncesi “eka hasta bhujasana” (tel el kol denge duruşu) denedik.
Bu ders benim için daha da değişik bir deneyimdi çünkü enerji tam zirvedeyken ve beden, ruh ve zihin hiç dinginleştirilmeden “savasana”ya geçmiştik. “Savasana” öncesi ne bir öne eğilme ne de bir burgu. Doğrudan “savasana”. Bu nedenle derin gevşeme ve dinlenme pozisyonunu uzun tuttum.
Dersin kapanış meditasyonu sırasında, sürekli aynı şeyleri yapmaya başladığımızda hayatımızın monotonlaştığından bahsettim. Bir stüdyoya girdiğimizde matımızı aynı yere koymak ve arabayı aynı yere park etmek gibi aslında çok basit görünen günlük hareketlerimiz bir süre sonra bizi monotonlaştırıyordu. Aslında hayatımız ya da biz monotonlaşmıyorduk, zihindi monotonlaşan. Yoga hayatımızın bir parçası olmaya başladıktan sonra, zihnin bizi nasıl ele geçirdiğini daha iyi gözlemlemeye başlıyorduk ve zihnin bizi mutlu ya da mutsuz edebileceğini ve sıradanlaştırabileceğini ya da çok farklı bir hayat yaşamamızı sağlayabileceğini farkediyorduk. Sıradanlaşmamak ve monotonlaşmamak için ve hayatımızı sürekli renkli ve canlı tutabilmek için arada sırada günlük hayatımızda ve yoga pratiğimizde değişiklikler yapabilirdik. İşte dersin bana öğrettikleri ve kattıkları da buydu.

neden yorgunuz, neden değiliz?

Standard

Yoga asanalarını yaparken ya da herhangi bir spor aktivitesi içindeyken kendinizi yorgun hissettiniz mi hiç? Ya da bir gün bir bakmışsınız bir buçuk saatlik bir yoga dersi bitmiş ve siz belki bir buçuk saatlik bir ders daha çıkarabilecek durumdasınız? Neden böyle hissediyoruz acaba? Neden bazı günler kendimizi çok yorgun ya da bazen çok enerjik? En basit sebebi öncelikle günlük aktivitelerimiz, azlığı ya da çokluğu. Sonraki sebep de zihin tabii ki… Bir kere sen yorgunsun dedi mi ne yaparsak yapalım o yorgunluğu üzerimizden atamıyoruz. Peki hepsi bu mu?

Moon(1)

Aslında enerjimizi etkileyen çok önemli bir etken daha var. Birçoğumuz bu etkeni unutuyoruz. Ne bu etken diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Ay ve ayın halleri. Şimdi durup dururken neden aydan bahsediyoruz demeyin. Bugün yeni ay var. Bakın gökyüzüne, göreceksiniz.
Aslında güneş, ay, güneş ve ay tutulması ile ilgili inanışları Orta Asya inanışlarında da görmek çok mümkün. “Gök”, Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar uzanan Türkler için kutsal. Bu sebepten dolayı, gökyüzü, güneş, ay ve bazı tabiat olayları ile ilgili inanışlar ve ritüeller oluşmuştur. Türk mitolojisinde güneş, ay ve diğir gökyüzü cisimleri ile ilgili yaradılış, ay ve güneş tutulmasını izah eden çeşitli anlatılar mevcuttur.
Eski Türk inanışlarında, ay ve güneş ile ilgili inanışlar birbirinden ayrılmaz. Ay ve güneşin iki kardeş olduğuna inanılır. Güneş, ay ve yıldızlara saygı Türklerin günlük hayatını etkilemiştir. Mesela Hunlar, herhangi bir işe başlarken güneşin ve ayın durumuna bakmışlar ve önemli kararları yıldızların durumlarını da yorumlayarak vermişlerdir. Ayrıca, Türkler, Tanrı’nın koruyuculuk vasfını güneşe verdiği gibi, kağanlarına da verdiğine inanmışlar ve kağanlarını güneşle özdeşleştirmişlerdir.
Eski Türkler güneşe ve aya saygılarını destanlarında ay ve güneş isimleri kullanarak da göstermişlerdir. Örneğin, Oğuz Kağan Destanı’nda, Oğuz Kağan’ın annesinin ismi Ay Kağan, çocuklarının bazılarının isimleri ise Ay ve Yıldız’dır.
Ayla ilgili inanışlar güneşle ilgili inanışlardan daha fazladır. Muhtemelen, ay dünyaya daha yakın olduğu ve sürekli şekil değiştirdiği için. Ayın doğup batması eski Türkler’de ölüp dirilme olarak algılanmıştır. Bu nedenle, dolunay Türk halk inançlarında “yaşlanma” ya da “ölüm”, yeni ay ise “yenilenme”, “gençleşme” ve “dirilme” olarak algılanmıştır.
Yine, inanışlara göre, ay nasıra da şifadır. İlk ayı gören kişi “ayı gördüm yay gibi, nasırım erisin yağ gibi” dediği zaman, nasırının eriyeceğine inanır. Benzer şekilde, elinde siğil olan kişi, yeni aya bakarak “ayı gördüm hoş gördüm, siğilimin yerini boş gördüm” diyerek siğilin geçeceğine inanır.
Astrolojik açıdan, yeni ay zamanları, evrenin ekilme ve hazırlık yapma zamanlarıdır. Yeni ay zamanları, yeni başlangıçlarla ilgiliyken, dolunaylar devam eden olayları sonuçlandırır. Yani yeni bir işe başlamak istiyorsak, yeni ay zamanlarını tercih etmeli; bir takım şeylerden vazgeçmek veya kurtulmak istiyorsak dolunay zamanlarını seçmeliyiz. Yeni aylar eril bir enerjiyken, dolunaylar dişil enerjidir.
Kendi inanışlarımızdan belli başlı birkaç örnek verdikten ve biraz da astrolojiye değindikten sonra, ayın halleri ve yogayla ilgili bazı noktalara değinmek istiyorum. Ayın halleriyle yoganın ne alakası var? Sanırım zihninizden böyle bir soru geçiyor. Elbette ki var. Çünkü bedenimizin yüzde 70’i sudan oluşuyor. Şöyle bir fen derslerini hatırlamaya çalışın. Ay, su, gelgit… Birşey ifade etti mi? Neyse yine de ben elimden geldiğince açıklayayım.
Bedenimizin çoğu sudan oluşur. Bu nedenle, bedenimiz yeni ay ve dolunay zamanlarında, tıpkı denizler gibi, gelgitler yaşamaya çok açık. Yeni ay zamanlarında kendimizi çok güçsüz hissederken, dolunay zamanlarında güçlü hissediyoruz çünkü dolunayda bedenimizdeki “prana” (yaşam enerjisi) ayın çekim gücüyle yukarı doğru çıkıyor ve bu dönemlerde bedenimizi gereğinden fazla zorlayabiliyoruz. Dolunay enerjisi, nefes aldığımız zamana denk gelir ve bu anlarda “prana” çok güçlüdür. Bu anlar, genişlediğimiz, yukarı doğru yükseldiğimiz, kendimizi enerjik ancak sağlam bir temele basıyormuş gibi hissetmediğimiz anlardır. Bu da sakatlanmamıza sebep olabilir.
Oysa, yeni ay zamanlarında ayın çekim gücü o kadar az ki kendimizi yorgun ve güçsüz hissederiz. Yeni ay enerjisi, nefes verdiğimiz ana denk gelir ve o an bedenimizdeki “apana”nın (bedenimizde aşağı doğru akan enerji) arttığı andır. Bu an, daraldığımız ve aşağı doğru indiğimiz, kendimizi sakin hissettiğimiz ve yere sağlamca bastığımız andır.
Bu nedenle, özellikle Ashtanga yogayı, yeni ay ve dolunay zamanlarında yapmayıp bu iki ay dönemi arasında kalan zamanlarda yapıyoruz çünkü tam da o günlerde pranayı dengede tutabiliyoruz. Sadece ve sadece bedenimizi ve kendimizi korumak ve doğal döngüyle uyum içinde yaşamak amacıyla böyle bir uygulama getirmiş Ashtanga Yoga.
Ayrıca, Hatha yoga’nın iki kelimeden, yani “ha” (güneş) ve “tha” (ay) kelimelerinden, oluştuğunu da anımsamakta fayda var. Hatha yoga, hayatımızdaki değişimlere karşı bedenimizdeki enerjiyi dengelemek için yaptığımız yoga tarzıdır. Yani, bedenimizdeki güneş ve ay enerjisini, bir başka değişle, eril ve dişil enerjiyi, dengelememize ve uyumlu hale getirmemize yarayan bir yoga türüdür hatha yoga.
Aslında yazının başından beri, doğa olaylarının, özellikle güneş ve ayın, bedenimiz ve toplumlarımızdaki etkisinden bahsetmeye çalıştım. Madem ki ay ve güneş doğanın bir parçası, onunla uyumlu yaşamak da bizim boynumuzun borcu. Doğal denge ve döngülere karşı çıkmak niye? Doğa ile uyumlu bir şekilde akmak ve bir bütün olmak, yoga olmak varken…