Tag Archives: virabhadrasana

dengeli olmak!

Standard

Geçenlerde bir derste arkaya eğilmelere yoğunlaşmıştık. Dersten bir gün sonra, dışarda bir akşam yemeğinde yoga grubumdan bir öğrencimle birlikteydik. “Dersten sonra öylesine enerji patlaması yaşadım ki, tüm gün işte çalışmam yetmedi. Eve gidince her yeri tepeden tırnağa temizledim. Ama bugün her tarafım ağrıyor. Meğer yorulmuşum ama farkına varmamışım” Sence neden böyle oldu? diye sordu bana. Cevabım çok basitti: “Çünkü derste arkaya eğilmelere yoğunlaşmıştık.”

2009-2010 tum fotolar 006

Arkaya eğilme asanaları ile enerjinin ne alakası var? Arkaya eğilmeler, sırt kasları, bacaklar ve omuzları güçlendirmesi; üst sırt, göğüs, omuz ve kasıkları açması; akciğerleri genişletmesi ve solunumu geliştirmesi; bizi daha sağlam ve esnek yapması gibi fiziksel faydaların yanında bazı duygusal yararlar da sağlar. Öncelikle, yoga felsefesine göre, arkaya eğilmeler kalp bölgesini açarak birikmiş duyguların serbest kalmasını sağlar. Ayrıca, kişiyi coşturur, güçlü hissetmesine sebep olur, cesaretini artırır ve neşelendirir.

O derste neler olmuştu? Isınırken surya namaskara (güneşe selam) serilerinde “tadasana” (dağ duruşunda) geriye doğru eğilmiş, ardından chandra namaskara (aya selam) serilerinde “anjaneyasana” (alçak lunge) ile göğüs kafesimizi iyice esnetmiştik. “Anjaneyasana”yı bol bol kullanmıştık vinyasa akışlarımızda. Bunlara ek olarak, göğüs kafesimizi “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “viparita virabhadrasana” (ters savaşçı), “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu), “parsvokanasana” (geniş açı duruşu), “ustrasana” (deve) ve “salabhasana” (çekirge) gibi duruşlarla zirve duruşumuz olan “urdhva dhanurasana”ya (köprü) hazırlamıştık. Tabii ki öncesinde “setu bandhasana” (yarım köprü) yapmıştık. Önce yarım köprü, ardından tam köprü deneyimleyip, isteyenlerin tam köprüyü ikinci bir kere daha deneyebileceğini söylemiştim.

Bu öğrencim durmak bilmedi. Ardı ardına beş altı kere denedi zirve duruşunu. Duruşta başarılıydı, sınıf da onu yüreklendiriyordu. O da vazgeçemedi duruşu yapmaktan. Hatta “viparita dandasana” (ters asa) duruşunu denedi. Yani ardı ardına arkaya eğilme asanalarını sıraladı. Doğal olarak, öğrencimi uyarma ihtiyacı duydum. “Çok fazla arkaya eğilme duruşu yaptın, enerji patlaması yaşayacaksın, yerinde duramayacaksın, coştukça coşacaksın ve baş ağrısı da çekebilirsin” dedim. Dediğim gibi de olmuş…

Öğrencim tüm gün boyunca işte mesaisinin ardından eve gidip dur durak bilmeden evi baştan aşağı temizlemiş. Sormadım ama uyku sorunu da yaşamış olabilir.

Ertesi gün, “her yerim ağrıyor, meğer yorulmuşum” dedi bana. Neyse ki başı ağrımamış. Benim cevabım basitti yine: “O kadar arkaya eğilmenin ardından böyle bir şeyi bekliyordum zaten. Dinlen bugün, yarına bir şeyin kalmaz.”

Arkaya eğilmek? Geriye bakmak, geçmişe bakabilmek, geçmişle barışık olabilmek… Tüm bunlar için yoga pratiğimizde arkaya eğilme asanalarına geniş yer vermeliyiz. Kalbimizi açabilmek ve evrene sevgi enerjisi yaymak için…

Ama tüm bu faydaları sağlarken, her zaman olduğu gibi yoga pratiğimizde dengeye önem vermeliyiz. Dengeli bir şekilde çalışmalıyız. Arkaya eğilme asanalarını yaparken aşırıya kaçmamalıyız. Birkaç arkaya eğilme duruşu yaptıktan sonra öne eğilmeler ve burgular ile bedenimizi, ruhumuzu ve enerjimizi dengelemeliyiz.

Hiç aklımızdan çıkarmamalıyız. Yoga pratiğinde olduğu gibi, hayatta da her şey dengeli olmalı. Yin ve yang dengesini, bir başka deyişle, öne eğilme ve arkaya eğilmeyi, yoga pratiğimizde ve günlük hayatımızda kurmalıyız. Aşırılıktan kaçınmalı, yaptığımız her şeyden azami yarar sağlamayı amaçlamalıyız. Ne bir enerji patlaması, ne de bir miskinlik… Her şeyin ortası, dengesi, kararı güzel… Sizce de öyle değil mi?

Reklamlar

kalçamız şehir hayatından nasıl etkilendi?

Standard

Yoga pratiğine başladığım zaman beni en zorlayan duruşlardan biriydi kalça açıcılar. Yıllardır hep sandalye koltuk üzerinde yaşamaya alışmış biri olarak yere oturmak ve bağdaş kurmak başlı başına güçtü ancak bir de katıldığım yoga dersi, kalça açıcılara odaklandı mı halimi bir görmeliydiniz. Hani neredeyse ters duruşlar mı kalça açıcılar mı diye sorsalar, ters duruşları bile tercih edebilirdim. En azından hoplardım, zıplardım, yapmaya çalışırdım, düşerdim, kalkardım ama o düşmeler bile bana kalça açıcıların verdiği acıyı hissettirtmezdi. Neden kalça açıcı duruşlar bu kadar zorluydu?

20130412_125930

Herşeyden önce, batılılaştıkça anatomik olarak kalça açıklığımızı kaybetmeye başlamıştık. Bugün herhangi bir köye giderseniz, oradaki insanların kalçalarının esnek olduğunu görürsünüz çünkü köyde yaşayan insanlar bağdaş kurmaya, yerde oturmaya ve günümüzde fitness salonlarında “squat” adı verilen ve yogada “malasana” (dua tespihi/çelenk duruşu) olarak adlandırılan oturuşa oldukça yatkındırlar. Bu tarz oturuşlar ve duruşlar onların günlük hayatlarının bir parçasıdır.
Büyük şehirlerde yaşayan bizlere gelince, bizler sandalyelerde ve koltuklarda oturmaya başladıktan sonra yerde oturma kültürünü unuttuk. Tabii ki bedenimiz de unuttu. Hatırlayın, bedene ne verirsek beden onu alırdı ve biz bedeni koltuk ve sandalyelere oturtmaya başladık ve beden kalça esnekliğini yavaş yavaş kaybetmeye başladı çünkü koltuk ve sandalyede oturarak kalça eklemimizi sadece fleksiyonda tutmaya başladık. Yani kalça eklem açımızı sürekli daralttık daralttık ve daralttık. Oysa eskiden yerde oturduğumuz zamanlarda, kalçalarımızın açısını büyütebiliyorduk, kalça eklemimizi içe veya dışa döndürebiliyorduk. Kalça kas ve eklemlerimizin bir hareket kabiliyeti vardı yerde oturulan zamanlarda. Sandalye ve koltuklarla birlikte bu hareket yeteneğini kaybetmesek bile azalttık.
Tüm bunlara ek olarak, bir de şehir hayatıyla birlikte kendimizi yoğun spora verdiysek… Mesela, koşuyorsak, yürüyüş yapıyorsak, kayak kayıyorsak, dağlarda trekkinge gidiyorsak, spor tesislerindeki kardiovasküler derslere sık sık katılıyorsak, spinning derslerinde boy gösteriyorsak, kalçalarımızın hareket kabiliyetini iyice azalttık demektir.
Öncelikle kalça eklemine bir göz atalım ki, kalça esnekliği ne demek onu bir açıklığa kavuşturalım. Kalça eklemi, femur (uyluk kemiği) başının kalça kemiğinde asetabulum adı verilen eklem yuvasına oturmasıyla oluşur. Uyluk kemiğine birçok kas tutunur. İşte kalça açıcı duruşlar bu kasları esneterek, kalça eklemini rahatlatmayı ve duruşumuzu düzeltmeyi amaçlar.
Sandalye ve koltuk yaşamımıza ek olarak, yoğun sportif aktiviteler içindeysek, özellikle bacağımızı kaldırmaya yarayan kalça fleksör kaslarımızın kısa ve gergin olduğu anlamına gelir. Kalça fleksör kasları dediğimiz zaman, “psoas major”, “iliacus” ve “rectus femoris” kaslarından bahsediyoruz. Eğer bu kaslarımızı esnetmezsek, pelvisin (leğen kemiğimiz) açısı ve dengesi bozulur ve bu da öncelikle belimizin postürünü ve zaman içinde de tüm postürümüzü etkiler. Özellikle bel oyukluğumuzu (lumbar lordozumuzu) arttırır ve bel ağrısına neden olabilir. Üstüne üstlük gergin kalça fleksör kasları, arkaya eğilme kabiliyetimizi de kısıtlar.
Genel olarak hatırlamamız gereken tek bir şey var, kalçalarımızı öne doğru bükersek (fleksiyona sokarsak), psoas kasımızı kısaltırız. Oysa kalçamızı arkaya doğru esnetirsek, psoas kasımızı açar, uzatır ve esnetiriz.
Bu nedenle kalça fleksör kaslarımızı, özellikle “iliopsoas” kasını esnetmek çok önemlidir.  “Anjaneyasana” (yarım ay duruşu/alçak lunge pozu), “uttan pristhasana” (kertenkele) “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “urdhva dhanurasana” (köprü), “supta virasana” (yerde kahraman duruşu) ve “eka pada raja kapotasana” (güvercin) duruşları ile bu sorunu çözmek çok mümkün.
Kalça ekstansör kaslarımızın esnek veya gergin olması da bizim kalça açıcı duruşlarda rahat veya rahatsız hissetmemize neden olabilir. Kalça ekstansör kasları dediğimiz zaman, bacağımızı arkaya doğru açmamıza yardımcı olan kaslardan, özellikle “hamstring” kaslarımızdan bahsediyoruz. Bu kasların gerginliği, torasik kifozumuz (kamburumuz) artmasına neden olur. Tabi ki, bu kasların sıkı ve gerginliği öne eğilmemizi de kısıtlar. “Janu sirsasana” (baş dize/yarım kelebek) ve “paschimottanasana” (batıya bakan duruş) gibi yoga asanaları ile bu kaslarımızı esnetebiliriz.
20130412_125946

Aynı şekilde, kalçayı dışa veya içe çeviren kaslarımızın gergin olması da duruşumuzu etkiler. Bu kaslar “piriformis”, “obturator internus”, “gamellus”, “gluteal” ve “adductor”  kaslardır. Kalçayı dışa çeviren kaslar gerginse dizler ve bacaklar dışa doğru dönerken, kalçayı içe çeviren kaslar esnek değilse, dizler içe doğru döner. “Eka pada raja kapotasana” (güvercin), kare duruşu, iğneden iplik duruşu, “gomukhasana” (inek başı duruşu), “mandukasana” (kurbağa), “upavista konasana” (geniş açı duruşu) ve “baddha konasana” (kelebek) bu kaslarımızı esnetmemize yarayacak belli başlı asanalardır.
Kalçaların hareket kabiliyeti oldukça çok olduğu için, bir de kalça addüktör (orta hatta yaklaştıran) ve abdüktör (orta hattan uzaklaştıran) kaslardan da söz etmemiz gerekir. Gergin addüktör kasları da dizlerin içe doğru dönmesine neden olurken, abdüktör kaslarının sıkılıığı dizleri dışa doğru çeker. Abdüktör kasları, özellikle “gomukhasana” (inek başı duruşu) ile esnetebiliriz. Oysa, addükter kasları “upavista konasana” (geniş açı duruşu) ve baddha konasana (kelebek) duruşları ile gevşetmek mümkündür.
Şu ana kadar sadece kalça ekleminin fiziksel boyutdan bahsettik. Şimdi bunun ötesine geçer ve konuya bir de duygusal açıdan bakmayı denersek, kalça açıcı duruşların bir başka boyutuna daha geliriz. Kalçalarımız, duygularımızı, özellikle nefret, öfke, endişe, üzüntü ve depresyon gibi olumsuz duyguları, biriktirdiğimiz yerlerdir. Bu nedenle, kalça açıcı duruşları yaparken zaman zaman duygusal patlamalar yaşamamız çok mümkün. Aynı şekilde, bu duruşlara yoğunlaşarak zaman içinde olumsuz duygularımızdan arınmamız ve kendimizi daha özgür, mutlu ve gevşemiş hissetmemiz de…
Tüm bu sebeplerden dolayı, kalça açıcı duruşlara yoga çalışmalarımızda sık sık yer vermeliyiz. İsüed vinyasa ister hatha yoga yapalım, kalça açıcı asanaları elimizden geldiğince tüm yoga çalışmalarımıza eklemeliyiz. Tabii ki, yin yogaya ağırlık verirsek, bu yoga tarzı özellikle kalça bölgesini hedef aldığı için, daha çabuk fiziksel ve duygusal açılma ve rahatlama hissetmemiz mümkün.
Yoga pratiğine başladığım zaman beni en zorlayan duruşlardan biriydi kalça açıcılar. Sebebini gerçekten bilmiyorum. Sadece sandalye ve koltuk üzerinde oturup, yoğun spor yapmaktan kaynaklı mıydı? Yoksa duygusal birikimlerin sonucu muydu? Ya da her ikisi de beni alıkoyuyordu bazı yoga asanalarını yapmaktan… Zaman içinde ne mi oldu? Hayır, asla vazgeçmedim spordan. Spor hala hayatımın önemli bir bölümünü oluşturuyor. Yürüyüş bantı, eliptik bisiklet, kürek ve kardiovasküler dersler… Ben bunlardan vazgeçemiyorum. Ne gibi bir çözüm mü buldum? Kendimi yin yogaya adadım. Vinyasa ve hatha da çalışıyorum ama haftanın en az iki günü yin yoga ile kalça fleksörlerimi, kalçamı dışa ve içe çeviren kasları ve bunlara ek olarak bacak arkası kaslarımı esnetiyorum. Kazancım mı? Kalçalarımın gerçekten esneyebildiğini gördüm. 20130412_130012Yogaya ilk başladığımda güvercin duruşunda, kalçalarım havadayken şimdi neredeyse yere değmek üzere… İğneden iplik duruşunu yaparken kalçamın dışında hissettiğim acı neredeyse yok oldu ve ben duruşun biraz daha ileri seviyelerini denemeye başladım. Padmasana (lotus) oturuşu benim için hayaldi. Yarım padmasana bile bana çok uzaktı. Halen padmasanayı başaramadım, ama yarım padmasana yapabiliyorum artık. Hanumanasana (split/Maymun Tanrı duruşu) yaparken çok havada kalıyordum, ama artık yere daha yakınım.
Tüm bunlar ne mi ifade ediyor? Yoğun ve ciddi bir çalışmanın herşeyden önemli olduğunu gördüm. Zihni susturmak gerektiğini anladım. Bedeni dinlemem gerekiyormuş ve bedene ne verirsen, beden onu alabiliyormuş. Sadece biraz sabırlı olmalıymışım. Sabırla, nefesime odaklanarak, duruşlara zaman ayırarak, yavaş yavaş fiziksel olarak gelişebilirmişim. Ya duygusal açıdan? Belki de iş hayatından uzaklaşmam, stresten uzak yaşamam, elimden geldiğince duygu ve düşüncelerimi ifade etmem ve kendimi akışa bırakmam da etkili olmuştur kalça açıcıları sevmem de… Belki de kalça açıcı asanalar artık benim en sevdiğim duruşlardır. Kim bilir?

neden bazı asanalarda rahat, bazılarında rahatsızız?

Standard

2009-2010 tum fotolar 675Hiç dikkatinizi çekti mi? Asanaları yaparken bazı duruşlarda rahat ve huzurlu, sanki bu duruş için yaratılmışsınız ve ömür boyu bu duruşta kalabilirsiniz gibi hissettiniz mi? Ya da bazı asanalarda sıkışmış, bunalmış, rahatsız ve hemen duruştan çıkmayı düşünürken yakaladınız mı kendinizi hiç? Bir süredir bu konuyu düşünüyor ve araştırıyorum. Araştırmaların sonunda bu yazıyı yazarak elimden geldiğince hem kendimi hem de sizleri aydınlatmayı umuyorum. Hadi hayırlısı…
Aslında herşey, yoga felsefesindeki “karma” inancıyla alakalı. Karma yasasına göre, yaptığımız her tür fiziksel ve zihinsel eylem er ya da geç sonuç verir ve biz de, ister bu hayatta isterse daha sonraki yeniden doğuşlarımızda, bu eylemlerin sonuçlarını çekeriz. Yani, gerçekleştirmiş olduğumuz, fiziksel ya da zihinsel her türlü eylemin etkilerini şu anki gerçek yaşam içinde görmesek bile bunlar bir sonraki yaşamımızı mutlaka etkileyecektir.
Karma’ya inanan biri, öldükten sonra gerçekleşecek olan sözde yeni hayatındaki başarılarının, mevkiinin veya hayat şeklinin bir önceki hayatındaki davranışlarına ve ahlakına bağlı olduğuna inanır. Söz gelimi, bugün zengin veya başarılı olan bir kişinin, geçmiş hayatında iyi bir insan olduğu için bu hayatında zenginlikle ödüllendirildiği düşünülür. Aynı şekilde fakir, sakat ya da başarısız olan bir kişinin geçmiş hayatında kötülükler yaptığı ve bunun karşılığını şimdiki hayatında bu şekilde aldığı iddia edilir.
Yoga üstadı Patanjali’ye göre, geçmişte yaptığımız her şey, söylediğimiz her kelime ve tüm düşüncelerimiz, bizi şu an biz yapan ve bedenimizi oluşturan şeylerdir ve tüm geçmişimiz, yaşam süremizi ve hatta ölüm şeklimizi belirler. Karmadan kaçıp kurtulmamız mümkün değildir. Bir kere o tohumu ektik mi, ister bu yaşamımızda isterse daha sonraki yaşamlarımızda, biz bu tohumun ceremesini, mutluluğunu ya da acısını çekeceğiz. Karmayı kabullenirsek, onu temizleyebiliriz, acılarımızı dindirebiliriz ve tertemiz bir sayfayla önümüze bakabiliriz. Bunu da, bir takım şeylerden “vazgeçerek”, bazı şeyleri “bırakarak” yapabiliriz ancak bu süreç bazen sancılı olabilir.
Şimdi ben neden önce asanalardan sonra da karma inancından bahsettim? Merak ediyorsunuz değil mi? Cevap çok basit. Asanalar ile karma arasında bir ilişki olduğunu düşünüyordum çünkü bir duruşta çok rahat, mutlu ve huzurlu hissederken bir başka duruşta tam tersi duygular içinde olmak başka bir şekilde açıklanamazdı.
Asanalarda beklerken, öncelikle acının anatomik bir acımı yoksa karma kaynaklı bir acı mı olduğunu ayırt etmemiz lazım. Duruşumuzda tüm hizalanma kurallarını uyguladıktan ve neredeyse yoga dergilerinde yer alabilecek kadar güzel bir poza girdikten sonra hala acı hissediyorsak ve sebebini açıklayamıyorsak, işte bu karma kaynaklı bir acıdır. “Tarif edemediğim bir acı var, içim çok yanıyor” diyorsanız, karmadan kaynaklı bir acıyla karşı karşıyasınız demektir. Bu geçmiş yaşantılarımızdan belleğimizde kalan anıların acısıdır, geçmişte kabullenmediğimiz bir acıdır. Kabullenmediğimiz için tekrar tekrar karşımıza çıkan bir acıdır. Biz onu kabullenene kadar da önümüze gelmeye devam edecek bir acıdır.
Aslında bu acı gelişmemiz için çok faydalıdır. Bu acıyı yaşamak ve yaşayarak acıyı yok etmek hepimizin yapması gereken bir şeydir. Ancak, herkes duygusal olarak bu kadar güçlü olamayabilir. Bazı kişiler, acıyı yoğun bir şekilde hissettikleri anda sadece duruştan değil aynı zamanda yoga pratiğinden de vazgeçeceklerdir. Aslında, bu nokta, tam da gelişeceğimiz, kendimizi bulacağımız, karmamızı temizleyebileceğimiz bir noktadır. Bu nedenle, pes etmek yerine, yoga pratiğimize devam etmeli ve karmadan kaynaklanan acılarımızla baş etmeliyiz. Sonuçta karmamızı çözüp temizleyeceğiz çünkü.
Bu acıyı reddettiğimiz zaman, kabullenmediğimiz zaman, enerji akışını engelleyip daha çok sıkıntı ve acı çekeriz. Bunu daima hatırlamalıyız.
Şimdi, karma, çakralar ve asana arasındaki bağlantıdan birazcık bahsedelim. Öncelikle, her asananın bedenimizde bulunduğu düşünülen yedi enerji merkezinden yani çakradan biriyle ilintili olduğunu biliyoruz. Buna bir de her asananın karma inancı ile ilişkili olduğu fikrini de ekleyebiliriz.
Her yoga hizalanmasında olduğu gibi, bu konuyu zeminden yukarı doğru çıkarak açıklamaya çalışayım. Ayaktaki asanaların “muladhara” yani kök çakrayı düzenleyen duruşlar olduğunu hepimiz biliyoruz. Ayaktaki asanalar, doğa, ebeveynlerimizle, işimiz, ailemiz, parasal konular, patronlar ve iş hayatımızla ilgili ilişkilerimizi düzenleyen duruşlardır.
Öne eğilmeler, “swadhisthana” yani cinsel çakramızla ilgili duruşlardır. Bu çakra ve duruşlar, yaratıcılık, sanatsal eğilimler, romantizm ve aşk ve cinsel ilişkilerimizi içerir.
“Manipura” yani göbek çakrasına gelince, burgulardan ve kırdığımız üzdüğümüz insanlardan bahsetmemiz gerekir.
“Anahata”, kalp çakrası, arkaya eğilmeler ve bizi üzen kişilerle ilişkilerimizle ilintilidir.  “Vishuddha” yani boğaz çakrası, ise kendimizle ilişkimizi ifade eder ve omuz duruşu (sarvangasana), saban duruşu (halasana) ve balık (matsyasana) duruşu gibi asanaları bu çakrayı harekete geçiren duruşlar olarak nitelendirebiliriz.
“Ajna” ya da üçüncü göz çakrası, öğretmenlerimizle ilişkilerimizi düzenler. Bu çakra için çocuk duruşunu (balasana) örnek olarak verebiliriz. “Sahasrara” ya da taç çakrası, İlahî Güç ya da Yaradan ile ilişkimizle ilgilidir ve en önemli örneği baş duruşudur (sirsasana).
Hal böyle olunca, asana pratiği yaparak olumsuz karma geçmişimizden kurtulmak ve geçmişimizi temizlemek mümkün.
Peki, karmamızı nasıl temizleyeceğiz? Yoga inancına göre, her asana grubu bir şey ifade etmekte. Eğer ayaktaki duruşlarda bir sorun yaşıyorsak, öncelikle bunun fiziksel bir yetersizlikten ya da bedensel bir sakatlıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını kontrol etmemiz gerek. Fiziksel bir sorunumuz yoksa o zaman sorunumuz ruhsal ve duygusal olabilir. Bu defa, ebeveynlerimizle, ailemizle ve patronumuzla ilişkilerimizi gözden geçirmemiz ya da iş hayatında veya parasal konularda bir sorun yaşayıp yaşamadığımıza bakmamız gerekir. Fiziksel bir sorun yaşamıyorsak, bir rahatsızlığımız ya da sakatlığımız yoksa ve eğer “virabhadrasana I” (savasçı duruşu), “utkatasana” (sandalye duruşu) ya da “vrksasana” (ağaç) duruşlarında sıkıntı çekiyorsak, o zaman muhtemelen hayatımızın yukarıda bahsedilen bir veya birkaç noktasında sorun yaşıyoruz demektir.
Bir başka açıdan değerlendirirsek, kalça eklemimiz esnekse ve bacak arkası kaslarımız (hamstringler) kısa değilse, öne eğilme asanalarını yapamamamız için fiziksel bir sorunumuz yoktur. Eğer “janu sirsasana” (baş dize/yarım kelebek duruşu) ya da “baddha konasana” (kelebek duruşu) asanalarında sıkıntı yaşıyorsak veya her öne eğildiğimizde nefesimiz daralıyor ve bir sıkışma hissediyorsak, büyük bir ihtimalle aşk hayatımızla ve sevgilimizle ya da eşimizle sorun yaşıyoruz demektir. Belki de geçmişteki hayatlarımızdan getirdiğimiz aşk ve sevgili sorunlarını hala çözemedik ve sürekli aynı tarz ilişkileri ve sıkıntıları yaşıyoruzdur.
Burguların ise göbek çakramızı hareket geçiren asanalar olduğunu artık biliyoruz. Burgular, kırdığımız ve üzdüğümüz insanlarla sorunlarımızı çözmemiz ve bedenimizi temizlememiz için en iyi asanalardır. O halde şöyle düşünebilir miyiz? Eğer bir kişi burguya rahatça giremiyorsa ve örneğin “marichyasana” (bilge Marichy duruşunda) sorun yaşıyor, nefes darlığı çekiyorsa ve bunların sebebi omurganın gergin olması ve burguya izin vermemesi değilse, bu kişi hayatında birilerini üzmüş ya da kırmış ve asana pratiğinde bu duygunun yükü altında eziliyor olabilir mi?

2009-2010 tum fotolar 676

Göbek çakramızdan biraz daha yukarı çıkınca kalp çakramıza geliyor sıra. Kalp devreye girince, tabii ki yine kırılmak ve üzülmek işin içinde ama bu sefer taraf değişiyor. Kalp çakrasını hareket geçiren arkaya eğilmeler bizi üzen insanlarla sorunlarımızı çözmemize yardımcı oluyor. Eğer “urdhva dhanurasana” (köprü) yapmak ya da “ustrasana” (deve duruşu) bizim için zorlayıcıysa, kalbimizi açamıyorsak, arkaya eğilirken nefes nefese kalıyorsak, geriye bakmak bize zor geliyorsa, belki de bizi üzen ve kıran birçok olay yaşamışızdır. Peki, bu durumda, bir daha hiç mi arkaya eğilmeyeceğiz? Pes mi edeceğiz? Hayır! Arkaya eğilmeye devam ederek, kırılan kalbimizi onarıp insanlara tekrar güvenmeyi öğreneceğiz. Yoga felsefesine göre,  eğer bunu bu hayatımızda yapmazsak, bir sonraki hayatımızda kalp bölgemizde yine sorunlarla doğucağız.
Sırada, en önemli çakralarımızdan biri olan boğaz çakramız ve onu etkileyen omuz duruşu (sarvangasana) serileri var. Omuz duruş serileri kendimizle ilişkimizi düzenliyor. Kendimizle ilişkimiz aslında çok önemli… Kendimizi sevmemiz, takdir etmemiz, beğenmemiz ve onaylamamız… Omuz duruşlarında yaşadığımız sorular, fiziksel değilse eğer, kendimizle ilişkimize bakış şeklimizden kaynaklanabilir. Bir kere kendimizi sevmeye ve onaylamaya başladık mı, gerisi zaten gelir.

Bir sonraki çakra, üçüncü göz çakrası… Özellikle çocuk pozisyonu (balasana) ya da alnımızı yere dayadığımız her duruş bu çakrayı etkileyen duruşlara örnek olarak verilebilir. Peki, bu duruşlarda sıkıntı çekiyorsak bunu neye yormamız gerek? Çocuk duruşu öğretmenlerimizle sorunlarımızı çözüyor. Yani bu duruşta sorunumuz varsa, muhtemelen bu hayatımızda ya da bundan önceki yaşamlarımızda öğretmenlerimizle sorun yaşıyorduk. Çocuk pozu tüm yoga akışları içinde dinlenme duruşudur ve eğer biz bu duruşta rahat edemiyorsak, huzursuzsak, kıpır kıpırsak ve sıkıntı duyuyorsak, bunu daha başka nasıl açıklayabiliriz ki?

2009-2011

“Sirsasana”daki (baş duruşu) rahatsızlıktan fazla söz etmek istemiyorum çünkü o başlı başına başka bir yazı konusu. Ters bir duruş olduğu için bu asanada tamamen duygular, düşünceler, korkular ve endişeler devreye giriyor. Dediğim gibi, bu ayrı bir inceleme konusu…
Tüm bu olgular göz önüne alındığında, siz de benimle aynı fikirde misiniz? Yani asanalarda yaşadığımız sıkıntılar sadece fiziksel olmayabilir mi? İşin içine karma kaynaklı sıkıntılar ve acılar da giriyor olabilir mi? Araştırmalarım sonucunda ben ikna oldum. Yoga asanalarını yaparken, çektiğimiz ama açıklayamadığımız acılar karma kaynaklı ve bu acıları kabullenip çözmedikçe aynı acıyı çekmeye devam edeceğiz. Acıyla yaşamayı ve onun içinde kalıp onu kabullenmeyi öğrenmeliyiz. Ancak bu şekilde gelişme sağlayabiliriz ve hayatımızda bir fark yaratabiliriz. Ancak o zaman kendimizi bulabilir ve karmamızı temizleyebiliriz. Ancak o zaman yeni ufuklara açılabiliriz. O halde, acıyı yaşamaya, kabullenmeye ve gelişmeye devam…

yıllardır yoga yapıyorum ama…

Standard

“Öğretmenim, yıllardır yoga yapıyordum ama sizinle tanıştıktan sonra yoganın spor aktiviteleri arasına sokulamayacağını ve yoga demenin bedenim, ruhum ve zihnimin bir bütün olmasıyla birlikte deneyimlediğim bazı hareketler serisi olduğunu farkettim.”

PhotoFunia-84f6d2
İşte bu cümle belki de her yoga eğitmeninin ömür boyu duymayı istediği tarzda bir cümle… Bu cümle, yogayı anlatıyor. Bu cümle, yogaya sadece fiziksel fayda sağlamak için katılan birinin değişimini anlatıyor. Birinin, yoganın pilates gibi bir spor aktivitesi olduğunu düşünürken yogayı deneyimledikçe farklı boyutları yaşamasını ve gelişimini ifade ediyor. Bu cümle, yogayı özetliyor aslında. Nasıl mı? Elimden geldiğince açıklamaya çalışayım.
Her zaman söylüyoruz. Yoga, fiziksel bir aktivite değil. Yoga, beden, zihin ve ruhun bütünlüğü ve bir olması. Yoga, bedenini, zihnini ve ruhunu olduğu gibi kabul etmek. Yoga, bireyin daha kutsal bir varlıkla bir olması demek. Yoga, sadece bedensel bir aktivite değil. Bedensel aktiviteler, yoganın sadece bir parçası. Asana ya da duruş adı verilen bedensel aktiviteleri yaparak bedenimizi, ruhumuzu ve zihnimizi bir olmaya hazırlıyoruz. Herşeyin amacı, beden, zihin ve ruhun bütünlüğünü sağlayıp, sürekli bir meditasyon halinde yaşamak. Mutlu, kendimizle barışık ve huzurlu…
Günümüzde, batı toplumlarında yoganın yaygınlaşmasının en temel sebebi bedensel rahatsızlıklar. Bel ve boyun rahatsızlıkları, özellikle fıtık, insanları yogayla tanıştıran en temel neden. Çoğunukla insanlar, bilgisayar başında geçen uzun saatler sonunda, biraz da fiziksel aktivite eksikliğinin de etkisiyle beden sağlıklarını yitirmeye başlıyor ve yogaya sadece ve sadece fiziksel faydaları için deniyorlar.
Aslında belki de yoganın yaygılaşabilmesinin de bir sebebi bu. Birisi yoga dersine geldiğinde, onun hemen meditasyona geçmesini; ruh, beden ve zihin bütünlüğünü sağlamasını istemeyebiliriz. Belki birisi senelerce yoga yapabilir ama sadece “asana” — fiziksel aktivite — boyutunda kalır; asla daha ileri geçmez belki de daha ötesi bir boyutu tercih etmez bile.
O halde, genellikle insanlar yogaya “asana” boyutuyla başlıyor. Zaten amaç, asanalarla bedeni uyandırmak, geliştirmek, esnetmek, güçlendirmek ve daha ötesi için hazırlamak.
Yazının başına dönersem… “Öğretmenim, yıllardır yoga yapıyordum ama sizinle tanıştıktan sonra yoganın spor aktiviteleri arasına sokulamayacağını ve yoga demenin bedenim, ruhum ve zihnimin bir bütün olmasıyla birlikte deneyimlediğim bazı hareketler serisi olduğunu farkettim.” Bu cümleyi yıllardır yoga yapan birisinden duydum. Yoganın ötesinde, fiziksel aktivitelerde bulunan ve her zaman daha da ilerlemeyi isteyen birisinden duydum. Benden önce başka bir eğitmenle de çalışıyorlardı. Belli bir yoga asana düzeyine gelmişlerdi zaten. O gruba ders hazırlarken hep orta ve ileri düzeyde asanalar seçiyorum çünkü biliyorum ki fiziksel yeterlilik ve güç var. Peki bu öğrencim neden böyle bir cümle kurma ihtiyacı duydu? Çünkü kendi de biliyordu, fiziksel olarak yeterliydi, kas gücü vardı, istese her duruşu harika yapabilirdi. Peki neden kol duruşu (adho mukha vrksasana), karga (bakasana) ya da kargadan (bakasana) alçak sopa (chaturanga dandasana) duruşuna atlamak zordu? Madem kas gücümüz vardı, fiziksel olarak yeterliydik. Peki neden bazı duruşlar olmuyordu bir türlü? Öğrencimin aydınlandığı an, o andı. Zaman içinde, yogayla ilgilenen herkesin başına geldiği gibi, öğrencim de asanaların, fiziksel güçten çok, beden, ruh ve zihnin bütünlüğü ve birliği ile yapılabileceğini farketmişti.
İstediğimiz kadar kol kasımız güçlü olsun, zihnimiz hayır derse, ikinci savaşçı’da (virabhadrasana II) dururken, kollarımızı tutup beklememiz istenirse, kollarımızı külçe gibi hissederiz. Yavaş yavaş kollar aşağı inmek ister, kollarımızı yirmi kiloymuş gibi hissederiz. Tutamayız onları havada.
Diyelim ki güçlü üst bacak (kuadriceps) kaslarımız var. Kaslarımız ne kadar güçlü olursa olsun, sandalye (utkatasana) duruşunuda bir dakika beklememiz istenirse, zihin izin vermezse duramayız. Bacaklarımızın üstü bize sinyal vermeye ve “heeeey, ben burdayım, yanıyorum” demeye başlar.
İşte, tüm mesele, zihin, beden ve ruh bütünlüğü… Bir de nefesin tüm bu bütünlüğe karışması, sakin ve akışkan olması… İşte o zaman, yogayı deneyimlemeye başlar ve hayatımızda da değişiklikleri farkederiz. İşte o zaman, yoga sadece bir fiziksel aktivite olmaktan çıkıp bir ruh hali ve yaşam tarzı haline döner. Biz eğitmenlerin de tek amacı ve arzusu da budur zaten…

kışın yoga: nelere dikkat etmeli?

Standard

Kış ayları geldi mi moralim oldukça bozuk olur. Yıllardır yoga yapan ve yogayla yaşayan bir insan olduğum halde, hayatın ikiliğine (dualitesine) bir türlü alışıvermiş değilim. Aslında birçok alanda kabullenmiş durumdayım bu ikili dengeyi (dualiteyi), ama iş yaz ve kış döngüsüne geldiğinde nedense yaz benim için ağır basıyor. Açıkçası, yaz varsa kış da var söylemi benim bir türlü içimden gelerek dillendirdiğim bir söylem değil.

2009-2010 tum fotolar 730

Kış… Soğuk, karanlık, kuru ve sert… Tüm bunlar ayurveda (Hint yaşam biliminde) üç beden yapısından “vata dosha”ya tekabül eder. Vata dosha, akla hafif, havadar ve yaratıcı gibi sıfatları çağrıştırır. Bu beden yapısının temel özelliği, değişkenliğidir. Vata doshanın, en önemli görevi merkezi sinir sistemini denetlemesidir. Bu doshanın dengesi bozulduğunda kaygı ve depresyondan klinik zihinsel sorunlara kadar değişik sinirsel rahatsızlıklara açık olabiliriz.
Kış aylarında, soğuk, kuru ve sert havayla birlikte, ayurvedaya göre vücut tipimiz ne olursa olsun, bedenimizdeki vata oranı yükselir. Bedenimizdeki vata oranı yükseldiğinde de yapabileceğimiz en iyi şey, köklenmeye yönelik yoga asanaları yapmaktır.
Bu nedenle, kış aylarında yoga çalışmalarımızda köklenmeye ağırlık vermek ve o an ne yapıyorsak yapalım farkındalığımızı köklerde ve köklenmede tutmamız gerekir.
Vücudumuzda vata oranı yükseldiğinde neden köklenmemiz gerekmektedir? Vata sadece soğuk, karanlık, kuru ve sert gibi sıfatları değil aynı zamanda hafif ve havadar gibi sıfatları da içinde barındırır. Dolayısıyla, bedenimizde vata dosha arttığı zaman, kendimizi daha hafif, havadar ve uçuyor gibi hissetmemiz çok normaldir.
Bu nedenle vücudumuzdaki vatayı daha da arttırmamamız ve hatta azaltmamız ya da bir anlamda dengelememiz gerekir. Eğer yoga çalışmalarımızda, vatayı arttıran ters duruşlara ağırlık verirsek, daha çok sirsasana (baş duruşu), adho mukha vrksasana (kol duruşu), pincha mayurasana (tavus kuşu duruşu) yaparsak, bedenimizdeki vatayı arttırız ve zihnimizi yorarız, kendimizi sabırsız hissederiz, aynı zamanda hep uçuyormuş gibi bir duyguya kapılırız, kıpır kıpır olup yerimizde duramayız, bir noktaya odaklanamayız, ve dikkatimiz dağılır.
Kış aylarında, kendimizi fiziksel, duygusal ve ruhsal açıdan dengelemek için, özellikle bu tarz şikayetlerimiz varsa, köklenmeye ağırlık vermeliyiz çünkü büyük bir olasılıkla bedenimizdeki vata dosha artmış demektir. Yogadaki ayaktaki duruşlar, özellikle tadasana (dağ duruşu), virabhadrasana I ve II (savaşçı duruşları), trikonasana (üçgen), ve vrksasana (ağaç duruşu), bizleri köklendiren ve vata doshayı düzenlememize yardımcı olan duruşlardır. Bu ayaktaki duruşlar, gücümüzü arttırmakla kalmaz, aynı zamanda bizim ayaklarımızın üstünde daha sağlam ve dengeli durmamızı sağlar.
Aslında sadece ayaktaki duruşlarla köklenmeyiz. Amacımız eğer köklenmekse, her duruşta köklerimizi hissedebiliriz. Nasıl mı? Mesela “paschimottanasana”yı (batıya bakan duruş/oturarak öne eğilme) ele alalım. Bu duruşta, dikkatimizi oturma kemiklerimize verirsek, ve kendimizi oturma kemiklerimizden yere doğru iyice köklendirmeyi amaçlar ve bu hissi yakalarsak, yoganın otururak yapılan duruşlarının birinde de köklenmeyi sağlamış oluruz.
Aynı şekilde, arkaya eğilmeleri yaparken de köklenebiliriz. Mesela bhujangasana (kobra) ve salabhasana (çekirge duruşu) yaparken, bir taraftan göğsümüzü yukarı kaldırırken bir taraftan da karnımızdan yere iyice köklenebiliriz.
Burgular da bedenimizdeki vata oranının düzenlenmesine yardımcı olur. Yalnız burada dikkat etmemiz gereken bir nokta, nefesimizi tutmamamız ve nefesimizin rahatça ve özgürce akmasıdır. Eğer nefesimiz özgür, rahat ve bütün değilse, o zaman vücudumuzdaki vata dosha artar.
Öyleyse, şu an yaşamakta olduğumuz soğuk, kuru ve sert kış aylarında, kendimizi yeryüzüne, toprağa, zemine köklendirmeye çalışarak bedenimizdeki vata doshayı düzenleyebiliriz. Ayakta duruşları yaparken, bir yandan yere iyice köklenip, bir yandan da tabanlarımızdan yükselen enerjiyi fark etmeye çalışalım. Bir taraftan kendi enerjimizi aşağı doğru akıtırken, öteki taraftan da yeryüzünün, toprağın, zeminin bize verdiği ve yerden yükselen enerjiyi her yoga duruşunda hissetmeye çalışalım.
Köklenmek, hayatın en temel esaslarından biridir. Herkes, herşey bir yere ait olmak, köklere sahip olmak ister. İşte kış ayları köklenmemiz ve aidiyetimizi geliştirmemiz için hepimize bir fırsat… Hayatta ikili bir denge (dualite) varsa, ayaklarımızın yerden kesilmesi gereken ana kadar — yani yaz aylarına kadar–köklenmeye devam etmeliyiz. Ne de olsa köklenmenin sonunda ayaklarımızın yerden kesileceği günler de gelecek.