Tag Archives: vejeteryan

bir yoga eğitmeni nasıl olmalı?

Standard

Bir yoga eğitmeni nasıl olmalı? Bu soruyu ilk olarak İstanbul’da yin yoga eğitmenlik programına katıldığımda tartışmıştık. Tüm yoga eğitmen adaylarından farklı farklı sıfatlar çıkmıştı. Güzel olmalı, zayıf olmalı, fit olmalı, anlayışlı olmalı, esnek olmalı, yumuşak olmalı, sakin olmalı, ilgili olmalı, yardımcı olmalı, sabırlı olmalı, dingin olmalı, sevecen olmalı, olmalı da olmalı… Peki aslında bir yoga eğitmeni nasıl olmalıydı?

2009-2010 tum fotolar 133
Bu soruyla bir kere daha karşılaştım. Ne zaman mı? Bir dersimde. Bir öğrencimin yanına yeni birileri taşınmış ve o da yoga eğitmeniymiş. O yoga eğitmeni bir gün misafir olmuş öğrencime. Öğrencim sormuş ne içersiniz diye ve sıralamış, “kahve var, çay var, kola var, gazoz var, bira var, şarap var.” Yoga eğitmeni komşu sormuş, “bitki çayı var mı? yüzde yüz doğal meyve suyu var mı?” diye. Hiçbiri yokmuş benim öğrencimde.
O gün derste bana geldi sordu öğrencim bir yoga eğitmeni nasıl olmalı diye çünkü şaşırmıştı. Benden böyle birşey görmemişti. Ben hep “yüzde 50-yüzde 50” felsefesini benimsemiştim ve derslerimde de hep bundan bahsediyordum. Mesela mı? “Yoga yapan biri sadece esnek olmalı. Esneklik yüzde 50 gerekliyse, güç de yüzde 50 gerekli.” Ya da siz vejeteryan mısınız diye sorduklarında, “hayır değilim. Et de yiyorum, sebze de yiyorum, karbonhidrat da yiyorum. Hepsinden gerektiği kadar” diye cevap veriyorum. Haftada kaç gün yoga yapmalıyız diye sorduklarında, “bedeninizin elverdiği kadar. Bunun sınırı yok. Nasıl mutlu oluyorsanız, o kadar” diyorum. “Çay, kahve içiyor musunuz, alkol alıyor musunuz” diye bir soru sorulduğunda da, “evet, çay ve kahve içerim ve severim de ama aşırıya kaçmamaya çalışıyorum. Alkol de aynı şekilde. Sosyal bir ortamda arkadaşlarımlayken içki içiyorum” diye cevap veriyorum. Aynı şekilde kola ve gazlı içecekler de..
İşte tüm bunlardan dolayı da öğrencim, kahve, çay ya da gazlı içecekler içmeyen bir yoga eğitmeniyle karşılaşınca şaşırmış. Aslında şaşıracak birşey yok. Çoğunlukla yoga eğitmenleri böyle. Ben biraz farklıyım diyim de herkesin içi rahat etsin.
Ben, hayatımda aşırı uçlarda yaşamayı sevmiyorum. Ben bir Terazi’yim. Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Hayatımda dengeyi severim ve dengem şaştığında ben de şaşkın olurum. O yüzden her zaman dengeden yana olmuşumdur. Ne tam bir vejeteryanım ne tam bir etobur. Ne tam bir çay-kahve-kola tiriyakisim ne de onlarsız bir günüm geçiyor. Canım bir kadeh içki istediğinde koyup içiyorum. Bende yalan yok. Eskiden daha iyi bir içiciydim. Bir başladım mı durmak bilmezdim. Etkilemiyordu da fazla. Şimdiyse yoga üstadı Patanjali’nin sekiz dallı Ashtanga Yoga felsefesinin “brahmacharya” (ılımlılık) ilkesini hayatımın bir parçası yapmaya çalışıyorum. Herşeyde ılımlı olmak. Hayatımdan tamamen çıkarmamak ama belli bir ölçüde kullanmak… Ben böyle bir yoga eğitmeniyim. Yüzde 50’lerde yaşayan…
Hal böyle olunca da, benim öğrencilerim de böyle düşünmeye alışıyor sanırım. O nedenle kafein ve gazlı içecekler kullanmayıp sadece bitki çayı içen yoga eğitmenlerini yadırgayabiliyorlar. Onları da yadırgamıyorum. Belki de onlar doğrusunu yapıyorlar. Kim bilir?
Yazının başındaki soruya geri dönersek… Bir yoga eğitmeni nasıl olmalı? Güzel olmalı, zayıf olmalı, fit olmalı, anlayışlı olmalı, esnek olmalı, yumuşak olmalı, sakin olmalı, ilgili olmalı, yardımcı olmalı, sabırlı olmalı, dingin olmalı, sevecen olmalı. Bu sıfatlara birşeyler daha ekleyelim ne dersiniz? Yardımsever olmalı, öğrencileri ile iyi iletişim kurabilmeli, öğrencilerinin neye ihtiyacı olduğunu anlayabilmeli ve hissedebilmeli, egosuz olmalı, kendini ön plana çıkarmamalı, her zaman öğrencilerinin istek ve ihtiyaçlarını gözetmeli… Daha sayayım mı?
Yani gerçekten de olmalı da olmalı. Sanki yoga eğitmeninin vasıflarını saymıyoruz da gökten inmiş bir melek yaratmaya çalışıyoruz. Şunu hep aklımızda tutmalıyız: Yoga eğitmeni de bir insan. Etten ve kemikten yapılmış, duygu ve düşünceleri olan ve günden güne iyi ya da kötü hissedebilecek bir insan. Bu nedenle, bir yoga eğitmenini de gözümüzde büyütmemeliyiz. Günümüz koşullarında, özellikle büyük şehirde yaşıyorsak, karşımızda bir “yogi”, “yogini” ya da “guru” beklememeliyiz. Yoga eğitmeni olan bir kişi, muhtemelen normal kişilere kıyasla biraz daha anlayışlı ve farklı olacaktır. Ancak bu karşımızda bir melek ya da ruhani bir kişi göreceğiz anlamına gelmez. Onun da bir insan olduğunu, duygu ve düşünceleri olduğunu, üzgün ya da mutlu olabileceğini, o anda iyi veya kötü bir gününde ya da koşulda olabileceğini hep aklımızda tutmalıyız. Bu öğrenci olarak yapabileceğim birşey. Bir yoga eğitmeni olarak ise, her zaman bir insan olduğumuzu hatırlamak, kendimizi olduğumuz gibi kabul etmek, eksikliklerimizi bilmek ve onları kabul etmek, yapabildiklerimizin ya da yapamadıklarımızın farkında olmak ve bunlara üzülmemek, gerektiğinde “ben bu konuda yetersizim” ya da “ben bu asanayı yapamıyorum” gibi yetersizliklerimi ortaya koyabilmek… İşte o zaman, diğer eğitmenlerden farklı olup öğrencilerimiz tarafından sevilip saygı görebiliriz. Buna değer mi? Bence değer.

Reklamlar

bir daha gider miyim?

Standard

Antalya Tekirova’dayız. Yoga kampının son günü hatta son dakikaları… Sırayla yin yoga sertifikalarımızı alıyoruz. İşte yine bir son… Yin yoga eğitimi de böylece sonlanıyor… Her şeyin bir başı olduğu gibi sonu da var… Vedalar, bitişler, hüzünler… Peki, nasıl bir şeydi yoga kampı ya da inzivası?

2009-2010 tum fotolar 732

Bu inziva, hayatım boyunca katıldığım ikinci inzivaydı. İlki geçen seneydi. Fethiye’nin Kabak koyuna gitmiştik. Benim için büyük bir deneyimdi. Her tarafı kapalı da olsa büyükçe bir çadırda kalmak, kapkaranlık ormanın içinde yaşamak birkaç gün boyunca, önüme sürüngen hayvan çıkar mı acaba diye korkmak, özellikle geceleri korku içinde yürümek ve tüm bu korkularımın yüzünden geceleri uzun saatler boyunca uyuyamamak ve sonunda uykuya teslim olmak. Tam daldım derken vakitsiz öten horozların sesiyle tekrar uyanmak… Üçüncü günün sonunda uykusuzluktan bitap düşmek ve sızmak… İşte böyle bir şeydi benim ilk yoga kampım…

Güzel anlar yok muydu? Yoga kampındaydık ama çok eğleniyorduk. Bir gün tekne turu yaptık ve güzel koyların tertemiz sularında yüzdük. Akşamları şarkılar söyledik ve dans ettik. Güzel dostluklar kurduk ve bu dostluklar hala devam etmekte… Bunlar da yoga kampının güzel anlarıydı.

Yin yogayı oldum olası çok seviyordum ve bu konuda daha da derinleşmek istiyordum. Yin yogayı hem kendi yoga pratiğime katmak hem de verdiğim yoga derslerine katmak istiyordum. Bu amaçla eğitmenlik programlarını araştırdım. Maalesef Ankara’da katılabileceğim bir yin yoga programı yoktu. Ben de İstanbul’da açılan bir yin yoga eğitmenlik programına katıldım.

Geçen hafta yin yoga eğitmenlik programının inzivası için Tekirova’da “medeniyet”ten uzak bir kampa gittik. Havaalanından kampa gidene kadar nasıl bir yerle karşılaşacağım konusunda bir fikrim yoktu. Araçtan inip de kampa ayağımı bastığım anda, “zor bir hafta olacak” diye düşündüm.

Doğayı çok severim, ona zarar vermem. Verenlerle de mücadele ederim. Ancak doğayla fazla haşır neşir olmayı da istemem. Araçtan inip de yoga inzivamızı yapacağımız yere gelince aklıma ilk gelen bu oldu o yüzden: “Zor bir hafta olacak.”

Neden zor bir hafta? Dedim ya doğanın içinde yaşamaktan hoşlanmıyorum. Doğayla iç içe olmak beni zorluyor. Yeşilden ve denizden bahsetmiyorum. Yemyeşil ağaçları, otları, çimenleri, denizi, kumu ve güneşi seviyorum. Onlarla bir derdim yok. Ancak doğa sadece bunlardan oluşmuyor. Maalesef doğada yaşayan hayvanlar da var, sürüngenler var mesela. Yılanlar, akrepler, örümcekler, böcekler, daha neler neler… İşte beni zorlayan tüm bunlar.

Her ne kadar uzun zamandır yoga yapıyor olsam da, ben bir insanım. Yogini değilim, ermiş bir insan da değilim henüz. Korkularım var. Bu korkularımın başında sürüngenler geliyor. Bir türlü yenemiyorum bu korkumu. O nedenle yoga kampları da benim en büyük korkum…

Odama giriyorum. Neyse korktuğum gibi değil. En azından temiz. Sabun, havlu ve tuvalet kağıdı konmuş odaya. Bu gibi bir ortamda “lüks” içindeyim.

O gün program akşamüstü dörtte başlayacak. Üç saatim var. Bu saati uyuşukluk yaparak geçiremem. Hemen kendimi denize atıyorum. Deniz kenarına gidince bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Ne bir şezlong, ne bir şemsiye… Tamamen bakir… Havlumu seriyorum yere. En son ne zaman havlumu yere serip oturmuştum? Sanırım çocuktum ve Yeni Foça’daydım. Demek ki insan hayatında bir süre ilerledikten sonra o noktadan daha geri noktalara da gelebiliyormuş… Deniz tertemiz. Sanırım bu kamp boyunca en sevdiğim şey bu…

Dönüyorum odaya derse hazırlanmak için. Duş alıyorum ve su sıcak. İşte yine olumlu bir şey. Belki de sevebilirim bu kampı…

Ders üç saat sürüyor. Bir hafta boyunca yapacaklarımızdan bahsediyoruz. Teorik konuları tartışıyoruz. İstanbul’da bitmeyen konuları burada işlemeye devam ediyoruz. Öğretmenimiz kamp ile ilgili bilgi verirken bu kampta vejetaryen besleneceğimizi, mümkünse sigara ve içkiden uzak durmamızı ve hatta mümkünse vegan beslenmeyi denememizi tavsiye etti bize.

Hadi bakalım bir başka zorlukla baş başayım. Sadece vejetaryen beslenme. Aslında dışardan biri beni vejetaryen zannedebilir. Öyle et düşkünlüğüm yoktur ama vejetaryen besleneceğiz bir hafta boyunca denince aklım direk et ve et ürünlerine gitti. Elimde değil, bir şeyi yapmayacaksın denilince yapasım tutuyor. Neyse sanırım bir hafta dayanabilirim.

Öteki zorluk mu? İçki içme. Her gece içen biri değilim, alkolik de değilim. Sosyal bir içiciyim. Arkadaşlarımla eğlenirken ya da ara sıra içmeyi seviyorum. İçmeyin denildi ya, yine aklıma takıldı. Nasıl bir hafta beni bekliyordu ki?

Tahmin ettiğim kadar zor olmadı. Her gün sabah iki saat boyunca kendi pratiğimizi yapıyorduk. Kahvaltıdan sonra iki buçuk saat kadar teorik ders ve ardından öğle yemeği. Öğle yemeğinden sonra üç buçuk saat bir aramız vardı. Herkes istediğini yapmakta serbestti. Ben tabii ki kendimi denize adadım. Sonra iki buçuk saat kadar teorik ders ve ardından akşam yemeği. Akşam yemeğinden sonra yogayla ilgili filmler seyrediyorduk.

Günler çok zor geçecek diye düşünüyordum ama bu program sayesinde nasıl geçti bir hafta bir türlü anlamadım. Vejetaryen beslenme ve içki beni zorlamadı. Sorun olmadı benim için. Son akşam bir sıkıntı yaşadım. Canım vejetaryen beslenmek istemedi ama mecburdum. Birden tüm enerjimin çekildiğini hissettim. Dünyam dönüyordu sanki. Gücüm tükenmişti. Başım ağrıyordu. Sanırım tansiyonum düşmüştü. Bedenim protein istiyordu. Hoş sabah kahvaltılarında peynir ve yumurta yiyordum ama yeterli olmamış demek ki… Biraz tatlı yiyerek güç topladım ama et yemedim. Ancak eğitim Pazar günü bittikten sonra öğle yemeğinde etli bir sebze yemeği vardı. Hemen tadına baktım. Bir ufak ayrıntı daha. Son gece biraları devirdik birkaç kişi yaktığımız ateşin etrafında. Şarkılar ve danslar eşliğinde…

2009-2010 tum fotolar 733

Tek sorun ne miydi? Tabii ki vahşi doğa ve haşarat. Bir türlü yenemiyorum korkumu. Ne yaparsam yapayım korkuyorum işte. İkinci gündü sanırım. Yoga yaptığımız çadıra girerken bir arkadaşımızı akrep soktu. Kızcağız paldır küldür yakındaki bir hastaneye gitti. Neyse ki zehirli değilmiş ama olabilirdi de… Bir de demez mi “öncesinde de yılan gördüm” diye. İşte o an, benim koptuğum an oldu. Birden bavulumu toplayım ve döneyim eve ve medeniyete diye. Sonra, hayır dedim kendime. Bu da bir deneyim. Bunu yaşamalıyım, nereye kadar korkup kaçacağım. Korkuyorum evet, deli gibi… Aklımı oynatacak derecede… Giysilerimi silkeleyip giyiyorum, havluları silkeliyorum, etrafı kontrol ediyorum, sinek kovucu ilaçlar sürünüyorum, odada mum yakıyorum. Yine de korkuyorum.

Neyse ki bu eğitim boyunca herhangi “tatsız bir şey” ile karşılaşmadım. Eğitim bitti ve sağ salim bir parça halinde evime geri döndüm.

Bundan sonra yeniden gider miyim kampa ya da inzivaya? Açıkça söylemek gerekirse sanmıyorum. Korkularım var, insanım ben. Ermedim, yogini olmadım. Her ne kadar korkularımla yüzleşmeye çalışsam da bir türlü yenemiyorum onları. Doğayla iç içe yaşamak beni zorluyor. Yalan söyleyecek veya numara yapacak değilim. Benim için zor bir deneyim. Bu deneyimden ne öğrendin diye sorabilirsiniz? Hiç bir şey öğrenmedim. Korkmaktan bir şey öğrenemedim ki. Olmuyor, ne yaparsam yapayım olmuyor.

Bir daha gider miyim yoga kampına? Pek sanmıyorum. Temizlik, doğa koşulları ve sürüngenler beni zorluyor. Bu da benim yogam. Kendimi bu şekilde kabul ettim. Önceleri kendimle didişiyordum. “Yoga eğitmenisin sen. Kendine gel. Temiz ya da kirli, sürüngenli ya da sürüngensiz her hâlükârda yaşayabilirsin” diyordum kendime. Artık böyle düşünmüyorum. Kendimi kandırıyordum böyle telkinlerle. Buna gerek yok. Yapamıyorum, olmuyor. Evet, yeniden giderim bir yoga kampına. Eğer yoga kampı daha temiz bir ortamda ve butik otel tarzı bir yerde olursa…