Tag Archives: vayu

günlük hayatta yoga

Standard

“Öğretmenim, geçenlerde MR çektirecektim. MR makinesinin içine girdim ve bir buçuk saat orada kaldım. Makine arızalandı.” “Peki nasıl dayandınız?” “Öğretmenim, sadece yoga derslerini düşündüm. Bunun sürekli olmadığını, gelip geçici olduğunu kendi kendime hatırlatıp durdum. Ve tabii ki gözlerimi kapatıp nefesime odaklandım.”

Geçen hafta grup derslerinin birinde öğrencilerden biri bana bunları söyledi. O gün “vayu”ları (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımları) üzerine çalışıyorduk. Her zamanki grup derslerinden biraz daha farklı ve biraz daha felsefik bir ders işliyorduk. Enerji akımlarını uygun “asana”lar (duruş) ile anlamaya çalışıyor ve her “asana”da bedenin hangi yöne doğru gittiğini ve nefesin bedenle nasıl hareket ettiğini gözlemlemeye çalışıyorduk.

Akışlar arasında “balasana”da (çocuk pozisyonu) dinlenirken öğrencilerden biri, “öğretmenim, yoga derslerinin çok faydasını görüyorum. Yoga, günlük yaşantımı da değistirdi. Günlük hayatta eskisinden çok farklı bir kişi haline geldim. En son da geçenlerde başımdan geçen bir olay yoganın bana ne kadar çok faydalı olduğunu bir kez daha görmemi sağladı.”

Diğer öğrenciler ve ben, bu olayın ne olduğunu merak edip öğrenmek istemiştik. İşte tam da bu sırada öğrenci, “geçenlerde MR çektirecektim. MR makinesinin içine girdim ve bir buçuk saat orada kaldım. Makine arızalandı. Sadece yoga derslerini düşündüm. Bunun sürekli olmadığını, gelip geçici olduğunu kendi kendime hatırlatıp durdum. Ve tabii ki gözlerimi kapatıp nefesime odaklandım.”

“Dersin başındaki meditasyonu hatırladım. Meditasyonda neler yaptığımızı düşündüm. Gözlerimizi kapatıp nefese nasıl odaklandığımızı hatırlamaya çalıştım. Nefes aldım ve verdim. Ve nefeslerimi saymaya başladım. Nefeslerimin bedenimin neresinde dolandığımı fark etmeye çalıştım. İlk başlarda paniklediğim için nefeslerim sığdı ve kesik kesikti. Gözlerimi kapatıp zihnimi devre dışı bıraktığımda nefeslerim sakinleşmeye başladı. Ve nefeslerimin süresi uzadı. Göğüs kafesimden karnıma doğru hatta pelvik tabana kadar nefeslerimi derinleştirebildim. Nefesimi derinleştirdikçe ve gözlerimi kapalı tuttukça daha da sakinleşiyordum. Zihnimi sadece nefeslerime yönlendirdim. Bir süre sonra nefeslerim o kadar sakinleşti ki neredeyse durma noktasına gelmişti. Bedenim artık gergin değildi. Bedenim de rahatlamış ve gevşemişti.”

“O anda sizin sözlerinizi hatırladım. Kötü haber, hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. İyi haber, hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. Hiçbir şey sürekli değil. Her şey gelip geçici. Yoga” asana”larında zorlandığımızda zihni susturmak için gözlerimizi kapatıyor ve nefese odaklanıyorduk. Beden ile nefesi uyumlu hale getirmeye çalışıyorduk. Günlük hayatta da şu an en zorlandığım anlardan biriydi. Ve ben de bu zorluğun sürekli olmadığını ve birazdan gelip geçeceğini kendi kendime telkin ettim. Ve kendime inanamadım. Yoga meğer hayatımın içine ne kadar çok girmiş. Hayatta zorlandığım anlarda yogaya başvurmaya başlamışım meğer.”

Bu yaşananlardan ne kadar mutluluk duyduğumu anlatamam. Her ne kadar yoga derslerini spor tesislerinde versem de, bu yoganın diğer fiziksel çalışmalar gibi algılanması anlamına gelmiyor. Tabii ki her şeyin başında bedenimizi ya da fiziksel görüntümüzü geliştirmek ve düzeltmek var. Her ne kadar birçok kişi spor tesislerinde yogaya bu amaçla başlasa da zaman içinde “yoga olmaya” başlıyor. “Yoga olmak” yani “bedenen, zihnen ve ruhen bir ve bütün olmaya”… Bir süre sonra da yoga derslerinde fiziksel kar elde etme amacının yerini ruhen ve zihnen huzur bulma amacı alıyor. Sanırım yoganın güzelliği ve felsefesi de burada… Dayatmadan, zorlamadan, sadece kendi olarak kendini sevdirmek…

uyum ve dengede miyim?

Standard
Birkaç haftadır “vayu”lar (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımları) üzerine dersler yaptığımı yazılarımdan biliyorsunuzdur. Geçen hafta 21 Haziran yaz gündönümü olduğu için ve derslerimde gündönümüne uygun bir akış yapmak istediğim için “vayu” odaklı derslerime biraz ara verdim. Bu hafta sırada son bir “vayu” vardı: “Vyana vayu” yani “dışarı doğru enerji akımı.”
Photo
Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.
Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve ileri doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.
“Vyana vayu” yani bedenden ya da merkezden dışarı doğru giden hava akımı, “samana vayu”nun (dengeleyen/merkezleyen akım) tam tersi bir hava akımı… Bu “vayu” tüm diğer “vayu”ları dengeleyen bir hava akımı… Tüm bedende dolaşan ve bedenin dışına da taşan bir enerji akımı… “Aura” olarak adlandırılan ve bedenimizden yaydığımız düşünülen bir enerji akımı…
Yemek, su ve oksijen gibi bedendeki her tür dolaşımdan sorumlu olan “vyana vayu”, bu besinleri bedende gereken yerlere yollamaktan, besinlerin emilip özümsenmesinden ve bu emilim sonrasında pozitif enerji üretilmesinden de sorumlu…
Kalp ve akciğerlerde bulunan “vyana vayu”nun sağlıklı bir şekilde çalışması diğer dört “vayu”nun sağlıklı ve düzgün bir şekilde çalışmasına bağlı. “Svadisthana” (cinsel/sakral), “manipura” (karın), “anahata” (kalp), “vishuddha” (boğaz) ve “ajna” (üçüncü göz) çakraları ile ilişkili olduğu için bu çakralarla bağlantılı olan su, ateş, hava ve eter elementleri ile de ilişkili… Duygu ve düşüncelerin zihinde engelsiz ve sorunsuz bir şekilde dolaşımından sorumlu…
Eğer “vyana vayu” sağlıklı ise, uyumlu ve dengeli hareket ederiz. Bu “vayu” dengesizse, zihin ve beden arasındaki denge bozulur ve hastalıklara açık oluruz. “Vyana vayu” dengeliyse, fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak dengeli oluruz.
Peki “vyana vayu”yu nasıl dengeleyebilirdik? Ayaktaki asanalar, denge duruşları ve arkaya eğilmeler ile… “Pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması olarak da “nadi shodhana”yı (enerji kanallarını arındırma nefesi) kullanabilirdik.
Derse meditasyon ile başladık. Meditasyon sonrasında “dışarı doğru giden enerji”yi hissedebilmek için nefes alırken elleri üst üstü kalbin üzerine koyduk nefes verirken de kolları yana açıp avuçlar yukarı bakacak şekilde elleri dizlerin üzerine yerleştirdik. Her nefes verişte kollardan ve ellerden dışarı doğru giden enerjiyi gözler kapalıyken hissetmeye çalıştık.
Nefes çalışmasından sonra dört ayak üzerine geldik. Omurgayı “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile ısıttıktan sonra “utttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu) ile göğüs kafesini esnetmeye başladık. “Vyaghrasana” (kaplan duruşu) ile omurgayı arkaya eğdikten sonra “utthita balasana”da (uzanmış çocuk) dinlenip ayağa kalktık. Bir “vinyasa” (akış) sonrasında “tadasana”da (dağ duruşu) nefeslendik.
“Tadasana”da beş “vayu”yu birden hissetmeye çalıştık. Ayakların altından yere doğru köklenirken “apana vayu”yu, başın tepesinden yukarı doğru uzarken “udana vayu”yu, merkezde kalarak “samana vayu”yu, nefes alırken ileri doğru çıkan göğüs kafesiyle ve içeri doğru giren hava ile “prana vayu”yu ve en son ellerden parmak uçlarından dışarı doğru giden enerjiyi yani “vyana vayu”yu…
“Surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile bedeni ısıtmaya devam ettik. Her bir “asana”yı farkındalıkla yapmaya çalışıyorduk. Kollarla yukarı doğru uzarken (urdhva hastasana) ellerden yukarı ve dışarı doğru giden enerjiyi, öne eğildiğimizde aşağı doğru giden enerjiyi… Yarı yola açılıp sırtı düzleştirdiğimizde, alçak şınava indiğimizde (chaturanga dandasana) ve yukarı bakan köpekte (urdhva mukha svanasana) göğüs kemiğinden (sternum) öne uzarken yukarı ve ileri doğru giden enerjiyi, aşağı bakan köpekte (adho mukha svanasana) merkezdeki enerjiyi… Çünkü “vyana vayu”yu ancak diğer dört “vayu”yu harekete geçirdikten sonra uyarabilirdik.
Güneşe selam serilerinin arasına “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “utkatasana” (sandalye) ve “trikonasana” (üçgen) gibi ayaktaki asanaları ekleyerek “vyana vayu”yu uyarmaya devam ettik.
Beden artık iyice ısınmıştı. Denge duruşları ile “vyana vayu”yu çalıştırmaya devam edecektik. “Surya namaskara” serilerinin arasına artık denge duruşlarını katmaya başlamıştık. “Virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “vrksasana” (ağaç duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu) ve “navasana” (sandal) gibi…
“Vyana vayu”yu geriye eğilmelerle de uyarabilirdik… O yüzden güneşe selam serilerinin arasına biraz da arkaya eğilmeler katacaktık. “Urdhva hastasana”da nefes alırken biraz geriye eğilmek ve bu şekilde beş nefes beklemek… “Viparita virabhadrasana” (ters savaşçı), “camatkarasana” (vahşi şey), “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), “bhujangasana” (kobra duruşu), “sphinx” (sfenks duruşu) ve “salabhasana” (çekirge)…
Yerde “dandasana”da (asa duruşu) kollarla yukarı doğru uzadıktan sonra bedeni “paschimottanasana” (yerde öne eğilme/batıya bakan duruş) ile dengeledik. Derin gevşeme ve dinlenme öncesinde bir “pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması ile bedendeki enerji kanallarını temizlemeyi amaçlamıştım. “Nadi shodhana” adı verilen bu nefes çalışması ile özellikle bedenin sağ ve sol enerjisini ya da eril ve dişil enerjisini eşitlemeye ve dengelemeye çalışıyorduk. Bağdaşta oturduktan sonra — en basit anlatımıyla — sağ elin (solaksak sol el) işaret ve küçük parmaklarını kullanarak burun deliklerini sıra ile kapatıp açıp nefes alıp verecektik. Çalışmaya başlamadan önce iki burun deliğinden nefes verip, sağ burun deliğini kapatıp sol burun deliğinden nefes alacaktık. Nefes alış biter bitmez sol burun deliğini kapatacak nefesi sağ burun deliğinden verecektik. Nefes verdikten sonra, sağ burun deliğinden nefes alıp onu kapatıp, sol burun deliğinden nefes verecektik ve bu şekilde devam edecektik. Bir sağdan bir soldan… Nefes çalışmasını bitirirken sol burun deliğinden nefes verip iki elimizi dizlerin üzerinde gevşek bir şekilde yerleştirip çalışmanın bedenimiz ve zihnimiz üzerinde yarattıklarını hissedecektik.
“Pranayama” sonrası sırt üstü yatıp “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile “vyana vayu”yu yani dışarı doğru giden enerji akımını hissettik. “Apanasana” (bacakları karna çekme) ile enerjiyi merkeze topladık ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile de “prana”nın (yaşam enerjisi) tüm bedene eşit bir şekilde yayılmasını sağladık.
“Savasana” sonrası dersi nasıl tamamlayacaktık? “Vyana vayu”nun bedenden dışarı doğru giden bir enerji olduğunu ve bedenimizden yansıttığımız “aura” denen bir enerji olduğunu farketmiştik. Bu “vayu”nun diğer dört “vayu”yu ve bedenden geçtiği düşünülen “nadi” enerji merkezlerinden “prana”nın (yaşam enerjisi) geçmesini sağladığını da biliyorduk. Bir “asana”da aşağı, yukarı, içeri, merkeze ve dışarı doğru giden enerjileri hissedip bu şekilde “asana”yı yaparsak o duruşu daha derinden hissedebileceğimizi de görmüştük. Artık bedendeki beş enerji akımı zihinlere yer etmişti. Bundan sonra bir “asana”da sadece yapmaya değil aynı zamanda “asana”nın her boyutunu hissetmeye çalışacaktık.
“Vyana vayu”ya gelince… Dengeli bir yaşamım mı vardı yoksa endişeli ve kafam karışık mıydı? Uyumlu ve dengeli miydim? Zihnim ve bedenim bir ve bütün müydü, dengeli ve uyumlu muydu yoksa zihnim dağınık mıydı? Kendimle ve çevremle uyumlu muydum? Fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak dengeli miydim? Zarafet içinde mi hareket ediyordum? Duygu ve düşüncelerim serbest bir şekilde zihnimde dolaşabiliyor muydu? Tüm bedenim uyum ve denge içinde miydi?  “Vyana vayu” dediğimizde dersten arda kalan da bunlardı işte…

içimizi boşaltmak

Standard
Geçtiğimiz hafta insan zihninin ne kadar ilginç olduğundan ve yeni bilgiler edindiğimizde eskileri zihnin gerisine itip unutmaya başladığımızdan bahsettiğimi hatırlıyorsunuzdur sanırım. (Bu konuyla ilgili yazıya https://burcuyircali.wordpress.com/2015/05/24/alma-verme-dongusu/ linkinden ulaşabilirsiniz) Mademki eski bilgiler gün yüzüne çıkmaya başladı, birkaç hafta boyunca bu bilgilerle bezenmiş dersler yapmaya karar verdim. Derslerde “vayu”lara (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımı) odaklanacaktık. Birinci “vayu”yu yani “prana vayu”yu (içeri ve yukarı doğru akım) bitirdiğimize göre sıra ikinci “vayu”ya yani “apana vayu”ya (aşağı doğru akım) gelmişti. Aşağı ve dışarı doğru akan enerji…
2009-2010 tum fotolar 309
Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.
Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve yukarı doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.
O gün “apana vayu” üzerine yoğunlaşacaktık. Aşağı ve dışarı doğru akan enerji… Pelvik tabanda bulunan ve alt karın dediğimiz bölgeye hükmeden enerji… Aşağı ve dışarı doğru akan bir enerji olduğu için sindirim, üreme ve boşaltım sistemlerini kontrol eden bir enerji… Bedenden karbondioksit, idrar ve dışkı gibi her tür maddenin atılmasıyla ilgili bir enerji türü… Göbek deliğinden aşağı doğru giden bir “vayu”…
Tüm bu sebeplerden dolayı bu “vayu”yu çalışırken nefes verişlere odaklanmak gerekiyordu. Her nefes verişte boşaltım sistemini temizleyerek bedeni arındırmayı amaçlamalıydık. “Apana vayu”, “muladhara” (kök) ve “svadhistana” (sakral/cinsel) çakralarla yani toprak ve su elementleriyle ilişkiliydi. Duygusal olarak sorunsuz bir “apana vayu”ya sahipsek, kendimizi köklenmiş ve güvenli hissedebilirdik. Ve daha hafif, rahat ve huzurlu…
“Apana vayu”, sadece fiziksel atıklardan değil aynı zamanda sağlığımızı tehdit eden her tür duygunun da dışarı atımından sorumlu. İçimizde tuttuklarımızla ilgili… Bu “enerji akımı”, bağışıklık sistemini güçlendirip zihni kötü ve olumsuz düşüncelerden arındırmamıza yardımcı olur. “Apana vayu” güçsüz ya da sorunlu olduğunda, beden-zihin bütünlüğü bozulur ve hastalıklara, korkulara, şüphelere, güvensizliğe ve her tür olumsuz duyguya açık hale geliriz. Tam tersine bu “enerji” güçlü ve dengeliyse, kendimizi köklenmiş hissederiz, güçlü bir bedene sahip oluruz ve esnek bir dünya görüşümüz olur.
“Apana vayu”yu çalıştırmak için nefes verişleri alışlardan uzun tutmak, ayaktaki asanalara, kalça açıcılara ve “mula bandha” (kök kilit) adını verdiğimiz kilit çalışmasına ağırlık vermemiz gerekiyordu.
Başlangıç meditasyonu sonrasında “pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması ile devam ettik. Bu nefes çalışmasında sadece nefes verişlere odaklanacak, nefesi aldığımızdan daha uzun sürede verecek ve verdikten sonra birkaç saniye nefes tutacaktık. Tüm bunları yaparken, nefesi karnı şişirerek alacak verirken de nefesin kuyruk sokumundan bacaklara ayaklara doğru gittiğini hissetmeye çalışacaktık. Böylece toprak enerjisini ve köklenme hissini yakalamaya çalışacaktık.
“Pranayama” çalışması sonrasında “mula bandha”yı nasıl yapacağımızı çalıştık. En basit anlatımıyla “mula bandha” pelvik taban kaslarının kasılması demektir. Nefes alırken perine bölgesi kaslarını içeri doğru çekip nefes verirken bırakarak bu “kilidi” uygulayabiliriz. Erkeklerde ve kadınlarda farkı uygulanır. Erkeklerde anüsün önünde ve genitallerin arkasında olan perineum kasının kasılmasıdır. Kadınlarda ise perineumun ve serviksin tepesinin yukarı doğru çekilmesidir. Hem kadınlarda hem de erkeklerde pubik kemik göbek deliğine doğru çekilir.
Daha basit anlatmak gerekirse, eğer trafikteyseniz ve tuvalet ihtiyacınız varsa ve bu ihtiyacı hiçbir şekilde gideremeyecekseniz, “mula bandha”yı zaten bilmeden uyguluyorsunuzdur. Ya da tuvaletteyken idrarınızı tutmak ve sonra yapmaya devam etmek de “bu kilidin” nasıl çalıştığını size anlatmanın en kolay yoludur. Ön, arka ve orta bölgedeki tüm pelvik taban kaslarının nefes alırken içeri ve yukarı doğru çekilmesi ve nefes verirken de bırakılması…
“Mula bandha”yı öğrendikten sonra o gün derste asanaları yaparken öğrencilerin bu “bandha”yı da kullanmalarını söyleyerek akışa başladık. Dizlerin üzerinde “marjaryasana-bitilisana” (kedi-inek esnetmesi), “uttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu), dört ayak üzerinde burgu ve “utthita balasana” (uzanmış çocuk) ile pelvik tilt ile omurgayı esnetip, omurgayı arkaya ve öne eğip burgu yaptıktan sonra bir “vinyasa” (akış) ile “tadasana”ya (dağ duruşu) kalktık.
Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıtmaya başladık. “Apana vayu” çalıştığımız için köklenmek çok önemliydi. Güneşe selamları yaparken ayakların altındaki toprak enerjisini hissetmeye çalıştık. Ayakları güçlü bir şekilde yere basmak, bacaklardaki kasları kullanmak, iç bacakları birbirine doğru itmek ve özellikle “mula bandha”yı kullanmak… Ayaktaki asanalarda tüm bunları hissetmeye çalışmak… Bir yandan yere doğru köklendiğimizi bir yandan da yukarı doğru uzadığımızı hissetmek… İki taraflı enerji akışı… Yani hen “prana vayu” hem de “apana vayu”…
“Apana vayu”yu ayaktayken biraz daha harekete geçirmek için “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrık öne eğilme), “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “trikonasana” (üçgen), “parsvottanasana” (bacaklar ayrı baş dize duruşu), “vrksasana” (ağaç duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzanmış duruş) ve “urdhva prasarita eka padasana” (ayakta bacakları ayırma) yapmıştık. Tabii ki “yogik çömelmeler” de yapıp hem pelvik taban kaslarını güçlendirmiş hem de esnetmiştik.
Bir “vinyasa” yapıp “adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) “malasana”ya (dua tespihi/çelenk duruşu) zıplayıp bir süre kasık kaslarını esnettikten sonra yere oturmuştuk. Artık yerdeki asanalar ile “mula bandha”yı biraz daha yoğun hissedecek ve kalça açıcılar ile de “apana vayu”yu çalıştırmaya devam edecektik.
“Mula bandha”yı daha yoğun hangi asanada hissedebiliriz diye soracak olursanız “dandasana” (asa duruşu) derdim herhalde. Yere oturduktan sonra bacakları öne doğru uzatıp “dandasana”ya geçmiş bu defa sadece “mula bandha”yı kullanmıştık. Normalde bu asanada “uddiyana bandha” (karın kilidi) ve “jaladhara bandha”yı da (çene kilidi) kullanırdık. “Dandasana”da on nefes bekledikten sonra “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) yaptık. “Ardha padma janu sirsasana” (yarı lotus baş dize duruşu) ile topuk alt karna değdiği için “apana vayu”yu çalıştırmıştık. Bu “enerji akımını” daha yoğun hissedebilmek için de bu asanada alt karın bölgesini ve pelvik tabanı içeri doğru çekip nefes alırken sadece üst karnı şişirmeye çalışmıştık. “Apana vayu”yu çalıştıran en son öne eğilme “upavistha konasana”ydı (bacaklar ayrık yerde öne eğilme)
“Apana vayu”yu kalça açıcılar ile çalıştırmaya devam ettik. “Baddha konasana” (kelebek/bağlı açı duruşu), “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu), “kare duruşu”, “gomukhasana” (inek başı duruşu) yapmıştık. “Marichyasana I” (bilge Marichy duruşunun birinci varyasyonu) ile de hem kalçaları açmaya devam etmiş hem de burgu çalışarak “apana vayu”yu güçlendirmiştik.
Dinlenmeden önce son bir duruş denemek istiyordum. “Mula bandha”yı ve “apana vayu”yu en güçlü şekilde hissetmek için. “Padmasana” (lotus duruşu) ya da “ardha padmasana”da (yarım lotus) elleri yumruk yapıp yere koyarak “mula bandha”yı kullanıp kalçayı yerden kaldırmak… Eğer “padmasana” ya da “ardha padmasana” çok zor geliyorsa aynı şeyi “dandasana”da denemek…
Derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu öncesi “pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması yapacaktık. “Apana vayu”yu  “kapalabhati” (kafatası parlatan nefes) ile hareketlendirecektik. Bu çalışma nefes verişlere odaklandığı için,  bedendeki zararlı maddelerin atılmasına ve “apana”nın canlanmasına yardımcı oluyordu. Bu nefes tekniğinde, nefes alışlar pasif verişler aktifti ve özellikle karın kaslarını çalıştırıyordu. Nefes verişler patlar gibi alışlar pasifti. Nefes verirken karın hızla içeri giriyordu. Bedeni ve zihni temizleyip arındırıyordu. Bu nefesi çalışırken elleri de “apana mudra”da (aşağı doğru akan enerji kilidi) tutturmak istemiştim. Orta ve yüzük parmağı baş parmağa değdirirken işaret ve serçe parmakları ileri doğru uzatacaktık ve elleri dizlerin üzerine koyup nefes çalışmasını yapacaktık. Boşaltım sistemi hızlandıran bu “mudra”, sinüsleri temizler ve akciğerlerdeki balgamların sökülmesine yardımcı olur. “Apana mudra” duygusal olarak ise bizi sakinleştirir, dingileştirir, güven verir ve iç huzur ve denge sağlar.
Artık sıra “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) gelmişti. “Savasana” ile “prana”nın (nefes/yaşam enerjisi) tüm bedende eşit bir şekilde dolaşacaktı. Artık tüm beden gevşemiş ve rahatlamış, fiziksel beden toprağın enerjisine teslim edilmişti. Zihin ise gevşemiş ve sakindi. Nefes alış verişler düzenli, uzun ve rahattı. Bedeni ve zihni bırakmış ve teslim etmiştik…
“Savasana” sonrası dersi sonlandırmaya gelince… “Apana vayu” dışarı ve aşağı doğru akan bir enerjiydi ve içimizde tuttuklarımızla ilgiliydi. İçimizdekileri dışarı nasıl atacağımızla… Nasıl temizleneceğimizle… Nasıl boşaltacağımızla… Eğer duygu ve düşüncelerimizi sürekli içimizde tutarsak bir süre sonra bir süre sonra beden ve zihinde onları tutacak yer bulamazdık ve patlama noktasına gelebilirdik. O halde zaman zaman içimizi boşaltmak, temizlemek ve arındırmak gerekirdi… Nasıl ki beden her gün boşaltım sistemiyle kendini temizliyor, arındırıyor ve yeniliyordu bizler de zihnimizi ve ruhumuzu zaman zaman boşaltıp temizleyip arındırmalıydık… Herşey dışa atmakla ve içimizde tutmamakla ilgiliydi. Biriktirip yerli yersiz patlamak yerine, ara sıra boşaltıp temizleyip arınıp bedenen ve zihnen sağlıklı, mutlu, huzurlu ve esnek bireyler olmaya çalışmalıydık… Güçlü, esnek ve dengeli…

alma verme döngüsü

Standard

İnsan zihni ne kadar ilginç değil mi? Yeni bilgiler edindiğimizde eskilerin üzerine sanki perde çekiyoruz ve unutmaya başlıyoruz. Aslında bilgiler hep zihinde… Gerilerde bir yerlerde de olsa zihinde… Kimi zaman gördüğümüz bir şey, kimi zaman işittiğimiz bir şey, kimi zaman da ifade ettiğimiz bir şey zihnin gerilerinde kalmış bilgileri bir anda su yüzüne çıkarabiliyor. Geçen hafta derste akışlara yoğunlaşmışken başıma gelen tam da buydu.

2009-2010 tum fotolar 676

O gün sırt kaslarını esnetmeye ve güçlendirmeye odaklanmıştık. Bedenin tek taraflı çalışmadığını ve sırt kaslarını güçlendirmek için göğüs kafesinin ve kaslarının da esnetilmesi gerektiğini biliyorduk. Bilgisayar ve televizyon başında geçirdiğimiz uzun saatler, araba kullanırken şekilden şekle girdiğimiz o anlar ve dik oturmak yerine “kamburlaşmayı” tercih eden yapımız nedeniyle zaman içinde omuz başları öne doğru gelip sırt omurlarının kamburlaşmasına ve göğüs kafesinin kapanmasına (daralmasına) neden olmakta… O gün, hem sırt kaslarını esnetip güçlendirmek hem de göğüs kaslarını esnetmek istiyorduk. Asanaların ötesinde nefes çok önemliydi. Nefesle uyumlu hareket etmek ve nefes ile birlikte göğüs kafesini açmak, esnetmek…

Derse meditasyon ile başladıktan sonra “pranayama” (nefesi özgürleştirme) tekniklerinden birisini çalışıp “vinyasa” (akış) öncesi göğüs kafesini genişletmek istemiştim. “Ujjayi” (kahraman nefesi), “bhastrika” (körük nefesi)” ya da “kapalabhati” (kafası parlatan nefes) gibi daha yoğun bir nefes tekniği çalışmak istemedim. Sadece öğrencimin dikkatini nefes alış verişe çekmek ve nefes alıp verirken omurgasındaki ve karnındaki (diyafram) hareketi fark etmesini amaçlamıştım. O yüzden beş sayıda nefes alıp, üç sayıda nefesi tutup, beş sayıda nefes verip, üç sayıda nefes tuttuğumuz bir nefes çalışmasına başladım. Uzun yıllardır yoga çalıştığı için beş sayıda nefes alıp vermenin öğrenciye çok kolay geldiğini fark edip sayıları uzattım. “Yedi sayıda nefes al, beş sayıda nefes tut, yedi sayıda nefes ver ve beş sayıda nefes tut.” Bu daha iyiydi. Bir süre bu çalışmaya devam ettikten sonra alış verişleri dokuz sayıya, nefesi tuttuğumuz anları ise yedi sayıya çıkardık. Bu arada öğrenciden nefes alırken omurgasının kuyruksokumundan başın tepesine kadar uzadığını, nefes verirken oturma kemiklerinden yere biraz daha köklendiğini izlemesini istedim. Bir süre sonra da nefes alırken genişleyen nefes verirken daralan göğüs kafesini fark etmesini söyledim. En son da dikkati karna çekmiştim. Nefes alırken şişen bir karın ve nefes verirken inen bir karın… Böylece derse başlamadan beden ve zihin iyice rahatlamıştı.

Her zamanki gibi bedeni ısıtmak için “surya namaskara” (güneşe selam) serilerine başladık. Bu sefer hedef bölgemiz omuz kuşağı, sırt ve göğüs kafesiydi. O yüzden “ardha uttanasana” (ayakta yarım öne eğilme) ve “uttanasana” (ayakta öne eğilme) arasında beş kez gidip geliyorduk. Nefes alırken omuz başlarını geriye yuvarlayıp kürek kemiklerini kalçaya doğru ittiriyorduk, nefes verirken öne katlanıyorduk ama omuz başlarını kulaklardan uzak tutmaya özen gösteriyorduk. O an yıllar öncesine gittim. Katıldığım bir yoga çalışmasına… “Vayu”lar (rüzgâr/hava akımı) üzerine bir çalışmaydı. Beş gün boyunca, bir “vayu”ya odaklanmıştık. O andan itibaren, dersin ana fikri ve odak noktası değişmişti. Mademki sırt ve göğüs kafesi odaklı çalışıyorduk, o halde ders boyunca “prana vayu”ya (içeri ve yukarı doğru akım) çalışacaktık. Hem felsefe ve teori, hem de pratik… Öğrendiklerimiz zihnin bir köşesinde kalmak yerine, yaşam bulacaktı… Bu konuyu öğrenmiş ama zihnin bir kenarına itmiştim. Şimdi bildiklerimi hatırlama ve hayata geçirme zamanıydı… Bakalım ne çıkacaktı?

Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.

Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve yukarı doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.

O gün sadece “prana vayu” üzerine yoğunlaşacaktık. Yani içeri ve yukarı doğru akım. “Prana vayu”, başın içinde yer almakta ve göğüs bölgesini etkilemekte. Beyni ve gözleri besleyip nefes almak, yemek yemek, su içmek gibi bedenin içine aldığımız enerjileri kontrol etmekte. “Prana vayu” diğer dört “vayu”nun içindeki en temel enerji ve o yüzden de diğer dört “vayu”yu beslemekte.

“Prana vayu”, “almak” ile ilgili. İçeri ve yukarı doğru bir akım. Başımızdan diyaframa kadar gelir. Yani hem boğazdan karna doğru hem de karından boğaza doğru akabilir.  Bu akımı hissedebilmek için, “sternum”dan (göğüs kemiği/iman tahtası adı verilen kemik) öne doğru uzamak gerekmekte… Yukarı ve ileri doğru uzama… Ders boyunca her asanada bu uzamayı hissetmeye çalıştık.

“Tadasana”da (dağ duruşu) nefes almaya ve bu nefesle yukarı ve ileri doğru uzama çalışmasıyla başladık “prana vayu” yoga akışına. “Surya namaskara” serileri arasında “ardha uttanasana”da (ayakta yarım öne eğilme) omuz başlarını geriye yuvarlayıp kürek kemiklerini kalçaya doğru ittirirken “sternum” adlı göğüs kemiğinden iyice ileri ve öne doğru uzamak da yine bu “vayu” için iyi bir çalışmaydı. Her asanada nefes almaya odaklanmak özellikle nefes aldığımızda enerjinin karından üst bedene doğru çıktığını ve üçüncü gözden (iki kaş arasından/ajna çakra) dışarı çıktığını gözlemlemek de “prana vayu”yu hissetmemize yardımcı oluyordu.

“Prana vayu” hava elementi ile alakalı olduğu için bu “hava akımını” çalışırken özellikle “anahata çakra”ya (kalp çakrası) odaklanabilirdik. Yukarı ve ileri doğru bir hava akımı olduğu için “prana vayu” iyimser hissedip yaşam enerjisiyle dolduğumuzu hissedebilirdik. O yüzden “prana vayu”yu yana eğilmeler ve arkaya eğilmeler ile hissedebilirdik. Sağa ve sola “lateral esneme” yaparken nefes alıp “sternum”dan yukarı doğru iyice uzayıp nefes verirken bedenin bu uzunluğunu koruyarak yana doğru esnetebilirdik. Benzer şekilde, arkaya eğildiğimizde nefes alırken “sternum”dan yukarı doğru iyice uzayıp nefes verirken karından yukarı doğru çıkan enerjiyi hissedip geriye doğru eğilebilirdik.

O gün ders boyunca sırt ve göğüs kaslarına odaklandığımız için “prana vayu”yu tüm asanalarda hissedebilmiştik. Özellikle “salabhasana” (çekirge duruşu), “ustrasana” (deve duruşu) ve “dhanurasana” (yay duruşu) yaparken “ileri ve yukarı doğru akımı” fark etmeye çalışmıştık. “Surya namaskara” serileri arasında “phalakasana” (sopa duruşu) ve “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek) yaparken “sternum” kemiğinden öne ve ileri doğru uzayıp “prana vayu”yu harekete geçirmiştik.

Dersi bitirmeden önce “prana vayu”yu bir “pranayama” (nefesi özgürleştirme) tekniği ile dengelemek istemiştim. O gün “bhastrika pranayama” (körük nefesi) çalışarak solunum sistemindeki tıkanıklıkları yok etmeyi, sinir sistemini güçlendirmeyi, daha canlı hissetmeyi ve zihni temizleyip arındırmayı amaçlamıştım. “Derin nefes alırken diyaframı nefesle birlikte genişlet nefes verirken diyaframın içeri girmesine izin ver.” İki üç dakika bu nefes tekniğini çalıştıktan sonra “prana mudra” (nefes/yaşam enerjisi kilidi) ile iki üç dakika meditasyon yaptık. “Prana mudra” için iki elin yüzük ve serçe parmakların uçlarını başparmağın uçlarına değdirip, işaret ve orta parmağı ileri doğru uzatmıştık. Bu “mudra” ile bedenin enerji ve canlılığını arttırmak istemiştim.

Meditasyon sonrasında “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile bedeni dinlendirmiş ve sıra dersi sonlandırmaya gelmişti. Derse başladıktan sonra sırt ve göğüs kasları odaklı fiziksel bir yoga dersinin nasıl da felsefi bir yoga dersi haline döndüğünü hatırladım. Zihnimin arka taraflarına attığım bilgilerin ders boyunca nasıl öne çıktığını, akışı elimdeki notlardan değil de nasıl içimden gelerek çıkardığımı fark ettim. Zihnin gerisine itsek de öğrendiklerimizin gerektiğinde “o arka taraflardan” çıkıp bizi yarı yolda bırakmayacağını gördüm.

“Prana vayu” içeri doğru akan ve solunumu ve “alma”yı kontrol eden bir enerjiydi. Yemek yemekten bir şeyler içmeye, fikirlerden izlenimlere… Her şeyi alma ve kabul etme… Bedendeki bu hava akımı, enerjiyi, motivasyonu ve canlılığımızı da kontrol ediyordu. Bu hava akımı sayesinde, dünyayı tüm berraklığıyla görebiliyor ve iç dünyamızda memnun ve mutlu olabiliyorduk. “Prana vayu”nun dengesi bozulduğundaysa, aşerebiliyor, kötü alışkanlıklara kapılabiliyor ve huzursuz bir kişiliğe bürünebiliyorduk. Almak ve kabul etmek ile ilgili bir “hava akımı”ydı “prana vayu.” “Anahata çakra” (kalp çakrası) ve hava elementi ile ilişkiliydi. O gün akışa başladıktan sonra “prana vayu”yu hatırlamış ve dersi ve kendimi olduğum gibi “kabullenmiştim.” Kabullendikten sonra da zihin benimle işbirliği yapmış ve “vermeye” başlamıştım. Vermedikçe alamayacağımı, alamadıkça veremeyeceğimi de fark etmiştim. Ben verdikçe öğrenci almıştı. O aldıkça da “prana vayu” ortaya çıkmıştı. Her şey bir döngüydü aslında. Alma ve verme döngüsü… Ne kadar verirsek, o kadar çok alırdık.