Tag Archives: vata

kış aylarında yoga

Standard

21 Aralık kış gündönümü… Geldi ve geçti… Yılın en kısa günü ve en uzun gecesi… Bu sene daha da uzun ve daha da karanlık sanki… Ülkemizde bitmek bilmeyen terör olayları ile günler sanki daha uzun ve karanlık hale geliyor… Bir de yaz saati uygulamasının devam etmesi günleri daha da karanlık hale getiriyor. Sabah uyandığımızda kapkaranlık bir güne uyanıyoruz. İş ya da okul için yollara döküldükten bir süre sonra gün aydınlanıyor. Sabahları uyanmak daha zor hale geliyor. Gün ışığının insanlar için ne kadar önemli olduğunu ve biyolojik olarak gün ışığına göre yaşamakta olduğumuzu aydınlanmak bilmeyen bu kış sabahlarında daha iyi anladık galiba…

IMG_6821

Zaten kış ayları geldi mi moralim oldukça bozuk olur. Yıllardır yoga yapan ve yogayla yaşayan bir insan olduğum halde, hayatın ikiliğine ve zıtlıklarına (düalitesine) bir türlü alışıvermiş değilim. Aslında birçok alanda kabullenmiş durumdayım bu ikili dengeyi (düaliteyi). Ama iş yaz ve kış döngüsüne geldiğinde nedense yaz benim için ağır basıyor. Açıkçası, yaz varsa kış da var söylemi benim bir türlü içimden gelerek dillendirdiğim bir söylem değil. Üstüne üstlük bir de karanlık sabahlara uyanmak beni ne hale getirmiş olabilir; bir düşünün isterseniz.

Kış… Soğuk, karanlık, kuru ve sert… Tüm bunlar “Ayurveda” (Hint yaşam biliminde) üç beden yapısından “vata dosha”ya tekabül eder. “Vata dosha”, akla hafif, havadar ve yaratıcı gibi sıfatları çağrıştırır. Bu beden yapısının temel özelliği, değişkenliğidir. “Vata dosha”nın, en önemli görevi merkezi sinir sistemini denetlemesidir. Bu “dosha”nın dengesi bozulduğunda kaygı ve depresyondan klinik zihinsel sorunlara kadar değişik sinirsel rahatsızlıklara açık olabiliriz.

Kış aylarında, soğuk, kuru ve sert havayla birlikte, “Ayurveda”ya göre vücut tipimiz ne olursa olsun, bedenimizdeki “vata” oranı yükselir. Bedenimizdeki “vata” oranı yükseldiğinde de yapabileceğimiz en iyi şey, köklenmeye yönelik yoga asanaları yapmaktır. Bu nedenle, kış aylarında yoga çalışmalarımızda köklenmeye ağırlık vermek ve o an ne yapıyorsak yapalım farkındalığımızı köklerde ve köklenmede tutmamız gerekir.

Vücudumuzda “vata” oranı yükseldiğinde neden köklenmemiz gerekmektedir? “Vata”, sadece soğuk, karanlık, kuru ve sert gibi sıfatları değil aynı zamanda hafif ve havadar gibi sıfatları da içinde barındırır. Dolayısıyla, bedenimizde “vata dosha” arttığı zaman, kendimizi daha hafif, havadar ve uçuyor gibi hissetmemiz çok normaldir.

Bu nedenle vücudumuzdaki “vata”yı daha da arttırmamamız aksine azaltmamız ya da bir anlamda dengelememiz gerekir. Eğer yoga çalışmalarımızda, “vata”yı arttıran ters duruşlara ağırlık verirsek, daha çok “sirsasana” (baş duruşu), “adho mukha vrksasana” (kol duruşu), “pincha mayurasana” (önkol duruşu) yaparsak, bedenimizdeki “vata”yı arttırız, zihnimizi yorarız ve kendimizi sabırsız hissederiz. Aynı zamanda hep uçuyormuş gibi bir duyguya kapılırız, kıpır kıpır olup yerimizde duramayız, bir noktaya odaklanamayız ve dikkatimiz dağılır.

Kış aylarında, kendimizi fiziksel, duygusal ve ruhsal açıdan dengelemek için, özellikle bu tarz şikayetlerimiz varsa, köklenmeye ağırlık vermeliyiz çünkü büyük bir olasılıkla bedenimizdeki “vata dosha” artmış demektir. Yogadaki ayaktaki duruşlar, özellikle “tadasana” (dağ duruşu), “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen) ve “vrksasana” (ağaç duruşu), bizleri köklendiren ve “vata dosha”yı düzenlememize yardımcı olan duruşlardır. Bu ayaktaki duruşlar, gücümüzü arttırmakla kalmaz, aynı zamanda bizim ayaklarımızın üstünde daha sağlam ve dengeli durmamızı sağlar.

Aslında sadece ayaktaki duruşlarla köklenmeyiz. Amacımız eğer köklenmekse, her duruşta köklerimizi hissedebiliriz. Nasıl mı? Mesela “paschimottanasana”yı (batıya bakan duruş/oturarak öne eğilme) ele alalım. Bu duruşta, dikkatimizi oturma kemiklerimize verirsek, ve kendimizi oturma kemiklerimizden yere doğru iyice köklendirmeyi amaçlar ve bu hissi yakalarsak, yoganın oturarak yapılan duruşlarının birinde de köklenmeyi sağlamış oluruz.

Aynı şekilde, arkaya eğilmeleri yaparken de köklenebiliriz. Mesela bhujangasana (kobra) ve salabhasana (çekirge duruşu) yaparken, bir taraftan göğsümüzü yukarı kaldırırken bir taraftan da karnımızdan yere iyice köklenebiliriz.

Burgular da bedenimizdeki “vata” oranının düzenlenmesine yardımcı olur. Yalnız burada dikkat etmemiz gereken bir nokta, nefesimizi tutmamamız ve nefesimizin rahatça ve özgürce akmasıdır. Eğer nefesimiz özgür, rahat ve bütün değilse, o zaman vücudumuzdaki “vata dosha” artar.

Kış aylarında, soğuk havayla birlikte soğuk algınlığı, nezle ve grip olma ihtimalimiz arttığı için göğüs kafesini, boğazı ve sinüsleri açan asanalara odaklanmak da faydalı olabilir. Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısıttıktan sonra, “ustrasana” (deve), “dhanurasana” (yay) ve “salabhasana” (çekirge) gibi arkaya eğilmeler ile göğüs kafesini açabilir; “salamba sarvangasana” (omuz duruşu) ve “matsyasana” (balık) gibi asanalar ile de boğazı temizleyip arındırabiliriz.

Tüm bu bedensel yoga asanalarının yanında, “ujjayi pranayama” (ujjayi/kahraman nefesi) ile bedeni ısıtmak da kış ayları boyunca bedende artan “vata dosha”yı dengelemek için iyi bir yöntem olabilir. Kışın bedeni ısıtabilecek diğer teknikler ise, “bhastrika pranayama” (körük nefesi) ve “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi)dir. “Kapalabhati”, bedenden balgamların atılmasına yardımcı olabilir.

Şu an yaşamakta olduğumuz soğuk, kuru ve sert kış aylarında, kendimizi yeryüzüne, toprağa, zemine köklendirmeye çalışarak bedenimizdeki “vata dosha”yı düzenleyebiliriz. Ayakta duruşları yaparken, bir yandan yere iyice köklenip, bir yandan da tabanlarımızdan yükselen enerjiyi fark etmeye çalışmalıyız. Bir taraftan kendi enerjimizi aşağı doğru akıtırken, öteki taraftan da yeryüzünün, toprağın, zeminin bize verdiği ve yerden yükselen enerjiyi her yoga duruşunda hissetmeye odaklanmalıyız.

Köklenmek, hayatın en temel esaslarından biridir. Herkes, her şey bir yere ait olmak, köklere sahip olmak ister. İşte kış ayları köklenmemiz ve aidiyetimizi geliştirmemiz için hepimize bir fırsat… Hayatta ikili bir denge (düalite) varsa, ayaklarımızın yerden kesilmesi gereken ana kadar — yani yaz aylarına kadar– köklenmeye devam etmeliyiz. Ne de olsa köklenmenin sonunda ayaklarımızın yerden kesileceği günler de gelecek.

Reklamlar

sonbaharda yoga

Standard

Sararan yapraklar, serinleyen hava, azalan güneş ışığı, bulutlu gökyüzü ve ansızın bastıran yağmur… Evet yine bir sonbahar mevsimi… Ve 23 Eylül sonbahar gündönümü… Gün gece eşitliği. Yalnız bu gün ve gece eşitliği, 21 Mart’taki eşitlikten biraz farklı. 21 Mart geldiğinde, önümüzde hiç bitmeyeceğini düşündüğümüz yaz ayları olduğunu, günlerin uzayacağını, kuzey yarımküreyi daha sıcak, uzun ve aydınlık günler beklediğini biliyoruz. Oysa ki 23 Eylül, kuzey yarımküre için karanlık, kısa ve soğuk günlerin habercisi. Tüm bu coğrafi bilgilerden bize ne diye düşünebilirsiniz. Aslında bizi çok ilgilendiriyor. Bir süredir yazılarımı takip ediyorsanız, güneşin ve ayın beden, ruh ve zihinlerimizin üzerindeki etkisini fark etmişsinizdir. Tabii ki güneş ve ay ve değişen mevsimler yoga pratiğimizi de etkilemekte. Peki sonbahar gündönümünde ve bunu takip eden yaklaşık iki buçuk aylık sonbahar mevsiminde ne tarz yoga yapmalıyız?

2009-2010 tum fotolar 282

Bu konuyu açıklamadan önce, kısaca Hint yaşam bilimi, “Ayurveda”dan kısaca bahsetmeliyim. Sizlerin de bildiği gibi, Ayurveda bedenlerimizi “vata” “pitta” ve “kapha” adında üç ayrı tipe ayırmakta ve bu beden tiplerine “dosha” adını vermekte. Bazı kimselerde “vata” beden tipi hakim, bazı kimselerde ise “pitta” ya da “kapha.” Aynı şekilde mevsimlerin de belli “dosha”ları var. Sonbahar, “vata dosha”nın mevsimi. “Vata”, bedenlerimizde hareket kabiliyetine hükmeden sinir sistemimizle ve boşaltım sistemimizle ilgili bir “dosha”dır. “Vata” beden tipini tanımlarken, soğuk, kuru, sert, hafif, değişken, düzensiz ve hareketli gibi sıfatlar kullanabiliriz. Ayrıca, bu beden tiplerinde hava ve eter elementleri daha baskındır.

Sonbahar mevsiminde vata enerjisi arttığı için, kendimizi dengesiz ve sanki yer ayaklarımızın altından kayıyormuş gibi hissedebiliriz. Tüm bu nedenlerden dolayı, yoga yaparken köklenmeye dikkat etmemiz gerekmektedir. İster ayakta bir asana istersek oturarak bir asana yapalım, ayaktayken ayağımızın altındaki toprak enerjisini ve köklenmeyi hissetmeli; otururken ise kalçamızdan sanki yere doğru köklenmeye çalışmalıyız.

Vata enerjisini dengelemek ve kendimizi soğuk enerjiden biraz daha sıcak enerjiye yönlendirmek için, “pranayama” (nefes) tekniklerinden de faydalanabiliriz. Sol burun deliğimizi kapatıp sadece sağ burun deliğimizden nefes alıp vemek bedenimizdeki eril ve güneş enerjisini uyandıracak ve serin günlerde ısınmamıza yardımcı olacaktır.

Gündönümü dediğimizde, ister sonbahar isterse ilkbahar olsun, hep bir eşitlikten bahsetmeliyiz. Bu dönemlerde, gün ve gece eşit olur ve birkaç gün içinde gece veya gündüz uzamaya başlar. Gün ve gece eşit olunca, aydınlık ve karanlık da eşit olur. Ateş ve su, yin ve yang eşittir. Durağan ve akışkan, bilinen ve bilinmeyen, içe ve dışa yolculuk, görülen ve görülmeyen, mantık ve içgüdü, bilinç ve bilinçaltı arasında bir denge kurmalıyız çünkü 23 Eylül’de güneşten aya, aydınlıktan karanlığa, yangden yine, dıştan içe yolculuğa, hareketten sakinliğe ve ateşten suya geçmekteyiz. O yüzden, bu dönemlerde denge çok önemlidir. Yoga derslerimizde ya da kendi pratiğimizde mutlaka “vrksasana” (ağaç duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “natarajasana” (dansçı pozu), “utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzatılmış duruş), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı) gibi denge duruşlarına yer vermeliyiz.

Ayrıca, sonbahar gündönümünde ve sonbahar boyunca akciğer ve kalın bağırsaklar meridyenlerini çalıştıran asanalar da yapabiliriz. Örneğin, “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnemesi), “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “tadasana” (dağ duruşu), “high lunge” (yüksek hamle), “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “parsvakonasana” (geniş açı duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “natarajasana” (dansçı duruşu), “apanasana” (dizleri göğüse çekme), “yogic cycles” (yoga bisikleti–karın çalıştırma) ve “jathara parivartanasana” (karından burgu) kalın bağırsak ve akciğerleri çalıştırmak için güzel bir akış olabilir.

“Eka pada adho mukha svanasana” (tek bacak havada aşağı bakan köpek), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “parighasana” (kapı duruşu), “ardha chandrasana” (yarim ay duruşu), “malasana” (çelenk-dua tespihi duruşu), “bakasana” (karga duruşu), “sirsasana” (baş duruşu), “dandasana” (asa duruşu), “paschimottanasana ” (yerde öne eğilme),  “balasana” (çocuk duruşu), “phalakasana” (sopa duruşu), “chaturanga dandasana” (şınav pozu), “salabhasana” (çekirge duruşu), “dhanurasana” (yay duruşu), “supta virasana” (yerde kahraman duruşu), “bhujangasana” (kobra), “vasisthasana” (yan sopa duruşu), “marichyasana” (Bilge Marichi burgusu), “ustrasana” (deve duruşu) sonbaharda yoga derslerimize ya da kendi pratiğimize ekleyebileceğimiz diğer duruşlardır.

Sonbaharda yoga yaparken, özellikle köklenmeye önem vermemiz gerektiğinden bahsetmiştim. “Ujjayi pranayama” (kahraman nefesi), bizi ısıtırken sakatlanmamızı engeller ve sadece sonbaharda değil her mevsim kullanabileceğimiz bir nefes tekniğidir.

Sonbaharda bedenimizde artan “vata” elementi nedeniyle kendimizi daha esnek hissedip, sınırlarımızı fark etmeden kendimizi sakatlayabiliriz. Bu yüzden, yoga derslerinde veya kendi pratiğimizde, yavaş ve yumuşak bir akış izlemeliyiz. Her yoga dersinin olmazsa olmazı olan “savasana”yı (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu), daha uzun tutarak bedenimizdeki vata enerjisini dengelemeliyiz. Üzerimize bir battaniye almak ve gözlerimizi bir göz yastığıyla kapatmak daha çok sakinleşmek ve dinginleşmemiz için faydalı olabilir.

Gündönümünü bir de “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle karşılayabiliriz. “Vata dosha”, bedendeki hava ve eter elementi ile ilişkilidir. Hava ve eter elementlerini dengelemek için bedendeki ateş elementini arttırarak da çalışabiliriz. Dolasıyla gündönümünde 108 güneşe selam serisi yaparsak, bedeni ısıtır ve ateş ve su elementlerini (pitta dosha) arttırırız.

Bu haftaki grup dersime gittiğimde aklımda gündönümü üzerine bir ders yapmak yoktu. Nedense herkesin bedeni köklenmek istiyordu. Ayaktaki duruşları çalışmak, özellikle “savaşçı” duruşlarına yoğunlaşmak istiyordu. Hizalanmaya ve köklenmeye dikkat etmek ve bu şekilde toprak elementini hissetmek istiyordu öğrenciler. “Virabhadrasana I”, “virabhadrasana II”, “virabhadrasana III” (birinci, ikinci ve üçüncü savaşçı), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “trikonasana” (üçgen)… Ayak tabanından başın tepesine kadar tüm hizalanmaları bir bir gözden geçirerek ve duruşlarda uzun süre bekleyip köklenmeyi hissederek çalıştık. Beden ile nefesi uyumlu hale getirmeye özen gösterdik. Her bir “asana”yı (duruş) yaparken bir nefes boyunca yapmayı denedik. Kimi zaman gözleri kapatarak bedenin nefes ile uyumunu hissetmeye çalıştık. Ayaklarımızın altındaki toprak enerjisini ayak tabanlarından başımızın tepesine kadar çekmeyi deneyimledik. Beden, nefes ve zihin birlikteliğini hissettik.

Ben bu haftaki derslerde gündönüme odaklanmayı unutmuş olsam bile bedenler unutmamıştı. Öğrencilerin bedenleri içgüdüsel olarak köklenmek ve toprak enerjisini hissetmek istiyordu. Ve bu haftaki derslerde de aynen böyle oldu.

Günler, aylar ve mevsimler sürekli bir döngü içinde. Tıpkı yogada olduğu gibi hayatın içinde de bir akış var. Sürekli bir devinim. Kış, ilkbahar, yaz derken sonbahar geldi. Her mevsimde bedenlerimize, zihinlerimize ve ruhlarımıza hitap eden değişik tarzlarda yoga yapabiliriz. Önemli olan, tüm bu mevsimlerde beden, zihin ve ruh birliği ve bütünlüğümüzü sağlamak ve dengede kalabilmek. Gerisi hikaye…

yazın yoga

Standard

Yaklaşık iki aydır yazın gelmesini bekliyorum. Ben bekledikçe yaz bir türlü gelmiyor. Seviyorum ya sıcak havayı, güneşi, havuzu, denizi ve güneşlenmeyi… Ben onlara kafayı taktıkça yaz bir türlü gelmiyor. Bir de üstüne üstlük yazın ne tarz yoga hakkında bir yazı yazmayı istiyorum. Yaz gelmedikçe. bu konudaki yazımı da bir türlü yazamıyorum. Baktım olacak gibi değil. En iyisi ben yazımı yazayım diye karar verdim. Ne de olsa 21 Haziran yaz gündönümü geldi çattı. Öncelikle yaz gündönümünü kutlamak için ne tarz bir yoga yapmalıyız?

Photo

Bu soruyu cevaplamadan önce yaz gündönümü ne demek ve bu özel günde neler oluyor onu bir anlamaya çalışalım. Bir yıl içinde iki defa gündönümü yaşıyoruz. Biri kışın, 21 Aralık’ta, biri de yazın, 21 Haziran’da. Her iki gündönümünde de, güneş tersi istikamete harekete geçmeden önce duraklıyor. İşte bu durakladığı anlara gündönümü diyoruz. Öncelikle yaz gündönümünü kutlamak için ne tarz bir yoga yapmalıyız?
Yaz gündönümü ya da 21 Haziran yılın en uzun günü. Bu gün, kış gündönümünde başlayan döngünün sona erdiği gün. 21 Haziran’da güneş dünyayı en dik açıyla aydınlatıyor.  21 Haziran’dan sonra günler kısalmaya ve geceler uzamaya başlıyor. Ta ki 23 Eylül gün gece eşitliğine kadar. Ardından da geceler uzamaya ve gündüzler kısalmaya başlıyor. Tüm bu anlattıklarımızın kuzey yarımküre için geçerli olduğunu hatırlamakta fayda var. Güney yarımkürede zamanlamalar tam tersi.
Bu kısa coğrafi bilgiden sonra gündönümüne geri dönelim. Gündönümü, doğanın bizi kucaklamasına izin vermek için çok iyi bir zamandır. Özellikle yaz gündönümünde, güneşin içimizi ısıtmasıyla ve ruhumuzu şenlendirmesiyle birlikte kendimizi çıplak ayakla çimlerin ya da kumun üzerinde dans ederken buluveririz. Şu ana kadar yaz gündönümünün sadece ruhumuza etkilerinden bahsettik.
Yaz gündönümü kutlamak için ne tarz bir yoga yapabiliriz diye sorarsanız eğer, size vereceğim en güzel cevap bu gündönümünü 108 tur “surya namaskara” (güneşe selam) ile kutlamanız olurdu. Mademki 21 Haziran’da güneş dünyamıza en dik açıda, bu gündönümünde güneşe selam serileri yapmak hiç de mantıksız değil. Bu şekilde, içimizdeki ateşi ortaya çıkarmamız da mümkün. Her nefes aldığımızda daha da genişlemek ve her nefes verişimizde güneşin ısısının bedenimize yayıldığını hayal etmek…
Peki, yaz gündönümünü sadece hızlı bir yoga tarzıyla mı kutlayabiliriz? Tabii ki hayır. 21 Haziran yaz gündönümünde yin yoga yapmak da mümkün. Bu tarz yoga ile belki içimizdeki ateşi harekete geçiremeyiz ama onu söndürüp daha sakin bir şekilde bu gündönümünü atlatabiliriz.
İşte bunlar 21 Haziran yaz gündönümünde yapabileceğimiz yoga tarzları. Şimdi yaz ayları boyunca ne tarz bir yoga yapmalıyız sorusuna cevap bulmaya çalışalım.
Daha önceki yazılarımdan hatırlayacağınız gibi, Hint yaşam bilimi Ayurveda’ya (Hint tıp bilimi) göre bedenlerimiz üç tipe ayrılıyordu: Vata, pitta ve kapha olarak. Bazı bedenlerde tek bir tip hâkim oluyordu, bazı bedenlerde iki, bazı bedenlerde de üç tip birden etkili olabiliyordu. Ayrıca bu sıfatlar sadece beden tiplerini etkilemiyordu aynı zamanda mevsimlerden mevsimleri biri diğerinden daha baskın olabiliyordu. Kış aylarının soğuk, karanlık, kuru ve sert özellikleri nedeniyle bedenlerimizdeki “vata” (hava ve eter) oranı artıyordu. Bu nedenle, kış aylarında yoga çalışmalarımızda köklenmeye ağırlık vermek ve o an ne yapıyorsak yapalım farkındalığımızı köklerde ve köklenmede tutmamız gerekiyordu. İlkbahar geldiği zaman, Ayurveda’ya göre bedenimizdeki “kapha (toprak ve su) dosha” artıyordu. Bu nedenle kendimizi daha ağır ve yorgun hissediyorduk ve kolumuzu bile kıpırdatmak bize zor geliyordu.
Peki, yaz aylarında bedenimize ne oluyor? Yaz gelince, bedenimizdeki “pitta” (ateş ve su) oranı yükseliyor. Bu aylarda da yine kendimizi sıcak hava sebebiyle yorgun hissedebiliriz. Ayrıca, bedenimizde “pitta” oranı arttıkça daha sinirli ve hareketli olabiliriz. Bu nedenle, yaz aylarında yoga pratiğimize başlarken yerde sırtüstü yatarak başlamak ve öncelikle bedenimizi esnetmek ve rahatlatmak çok iyi gelir. Bu şekilde bedenimizdeki iç ısıyı dengeleriz. “Savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) yatıp bir süre bedeni ve zihni derse çektikten sonra, bedeni sağa ve sola esnetme, dizleri kendimize doğru çekip sağa ve sola burgu yapmak kendimizi iyi hissettirebilir.
Sadece yoga pratiğimizin başında değil, tüm pratik boyunca hızlı ve akışkan bir yoga yapmak yerine biraz daha sakin ve rahatlamaya ve meditasyona yönelik yoga tercih edilebilir yaz aylarında. Bu, akışlardan uzak durmamız anlamına gelmemeli. Akış bile yapıyor olsak, daha sakin ve kendimizi dinleyerek yapmak anlamına gelmeli.
Hal böyle olunca, tabii ki derse “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle başlamak mümkün. Aklınıza gelen tüm ayaktaki duruşlar da yapılabilir. “Trikonasana” (üçgen), “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu), “utthita parsvakonasana” (yan açı duruşu), “setu bandhasana” (yarım köprü), “urdhva dhanurasana” (tam köprü), “bharadvajrasana” (bilge Bharadvaj duruşu), “upavista konasana” (oturarak bacaklar yana açık öne eğilme), “parivritta janu sirsasana” (dönmüş baş dize duruşu), “baddha konasana” (bağlı açı duruşu-kelebek), “paschimottanasana” (doğuya bakan öne eğilme), “halasana” (saban duruşu), “salamba sarvangasana” (destekli omuz duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu), “matsyasana” (balık duruşu), yaz ayları boyunca yoga pratiğimizde veya derslerimizde kullanabileceğimiz asanalar. Yoga dersi ya da kendi yoga pratiğimiz boyunca öne eğilmelere yoğunlaşarak zihni ve bedeni sakinleştirmemiz de mümkündü.
Bunlara ek olarak, bedenimizdeki ısıyı ya da ateş elementini düşürmek için “sitali” adı verilen serinletici nefes tekniğini de kullanabiliriz. Kısaca, dilimizin yanlarını yukarı doğru katlayıp dilimizin ucunu, dudaklarımızı aralayarak dışarı çıkartarak nefes alıp verme şeklinde yapabiliriz bu “pranayama” tekniğini. Bu nefes tekniği bizi sakinleştirip serinletir. Nefes aralık olan ağızdan alınıp burundan verilir. Bir süre yaptıktan sonra, serinlediğinizi hissedersiniz.
Yaz aylarında kullanabileceğimiz bir başka “pranayama” tekniği ise sağ burun deliğini kapatıp sol burun deliğinden nefes alıp vermektir. Sağ burun deliği eril tarafımızdır ve “pingala nadi” (güneş/eril) adı verilir. “Nadi”, bedenimizden geçtiği düşünülen enerji merkezleridir. Sol burun deliği ise dişil tarafımızdır ve “ida nadi” (ay/dişil enerji merkezi) adı verilir. Sağ burun deliğini kapattığımızda eril, aktif ve bizi ısıtan tarafımızı kapatır, sol burun deliğinden nefes alıp verdikçe de dişil, pasif ve bizi serinleten taraftan nefes almış vermiş oluruz.
Yoga çalışmamızın sonunda ister “savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) dinlenebilir istersek de “viparita karani” (ayakları 90 derece havada duvara yaslama) ile hem bedenin akışını ters çevirebilir hem de bu şekilde dinlenebilirdik.
Siz de fark ettiniz mi? Yoga o kadar engin bir dünya ki her mevsim farklı yoga pratikleri yapabiliriz. Ayrıca her mevsim kullanabileceğimiz değişik “pranayama” (nefesi özgürleştirme) teknikleri var. Bu nefes teknikleriyle kış aylarında bedenimizi ısıtmamız, yaz aylarında da serinletmemiz mümkün. Peki, bahar aylarında ne olacak diye sorabilirsiniz? O zamanlarda da sağ ve sol enerjimizi eşitleyebileceğimiz nefes tekniği var. Yani yoga yine bize bir şeyler sunabiliyor.
Öyle ya da böyle, yaz ya da kış. Veya bahar. Önemli değil. Önemli olan her zaman ve her mevsim yogaya gönül vermemiz ve yogayı hayatımızın içine sokmamız. İster sadece asana boyutunda, istersek pranayama ve meditasyonu da ekleyerek ya da belki felsefesini de okuyup özümseyerek…

kışın yoga

Standard

21 Aralık kış gündönümü… Yılın en kısa günü ve en uzun gecesi… Kış ayları geldi mi moralim oldukça bozuk olur. Yıllardır yoga yapan ve yogayla yaşayan bir insan olduğum halde, hayatın ikiliğine ve zıtlıklarına (dualitesine) bir türlü alışıvermiş değilim. Aslında birçok alanda kabullenmiş durumdayım bu ikili dengeyi (dualiteyi). Ama iş yaz ve kış döngüsüne geldiğinde nedense yaz benim için ağır basıyor. Açıkçası, yaz varsa kış da var söylemi benim bir türlü içimden gelerek dillendirdiğim bir söylem değil.

Photo

Kış… Soğuk, karanlık, kuru ve sert… Tüm bunlar “Ayurveda” (Hint yaşam biliminde) üç beden yapısından “vata dosha”ya tekabül eder. “Vata dosha”, akla hafif, havadar ve yaratıcı gibi sıfatları çağrıştırır. Bu beden yapısının temel özelliği, değişkenliğidir. “Vata dosha”nın, en önemli görevi merkezi sinir sistemini denetlemesidir. Bu “dosha”nın dengesi bozulduğunda kaygı ve depresyondan klinik zihinsel sorunlara kadar değişik sinirsel rahatsızlıklara açık olabiliriz.

Kış aylarında, soğuk, kuru ve sert havayla birlikte, “Ayurveda”ya göre vücut tipimiz ne olursa olsun, bedenimizdeki “vata” oranı yükselir. Bedenimizdeki “vata” oranı yükseldiğinde de yapabileceğimiz en iyi şey, köklenmeye yönelik yoga asanaları yapmaktır. Bu nedenle, kış aylarında yoga çalışmalarımızda köklenmeye ağırlık vermek ve o an ne yapıyorsak yapalım farkındalığımızı köklerde ve köklenmede tutmamız gerekir.

Vücudumuzda “vata” oranı yükseldiğinde neden köklenmemiz gerekmektedir? “Vata”, sadece soğuk, karanlık, kuru ve sert gibi sıfatları değil aynı zamanda hafif ve havadar gibi sıfatları da içinde barındırır. Dolayısıyla, bedenimizde”vata dosha” arttığı zaman, kendimizi daha hafif, havadar ve uçuyor gibi hissetmemiz çok normaldir.

Bu nedenle vücudumuzdaki “vata”yı daha da arttırmamamız aksine azaltmamız ya da bir anlamda dengelememiz gerekir. Eğer yoga çalışmalarımızda, “vata”yı arttıran ters duruşlara ağırlık verirsek, daha çok “sirsasana” (baş duruşu), “adho mukha vrksasana” (kol duruşu), “pincha mayurasana” (önkol duruşu) yaparsak, bedenimizdeki “vata”yı arttırız, zihnimizi yorarız ve kendimizi sabırsız hissederiz. Aynı zamanda hep uçuyormuş gibi bir duyguya kapılırız, kıpır kıpır olup yerimizde duramayız, bir noktaya odaklanamayız ve dikkatimiz dağılır.

Kış aylarında, kendimizi fiziksel, duygusal ve ruhsal açıdan dengelemek için, özellikle bu tarz şikayetlerimiz varsa, köklenmeye ağırlık vermeliyiz çünkü büyük bir olasılıkla bedenimizdeki “vata dosha” artmış demektir. Yogadaki ayaktaki duruşlar, özellikle “tadasana” (dağ duruşu), “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen) ve “vrksasana” (ağaç duruşu), bizleri köklendiren ve “vata dosha”yı düzenlememize yardımcı olan duruşlardır. Bu ayaktaki duruşlar, gücümüzü arttırmakla kalmaz, aynı zamanda bizim ayaklarımızın üstünde daha sağlam ve dengeli durmamızı sağlar.

Aslında sadece ayaktaki duruşlarla köklenmeyiz. Amacımız eğer köklenmekse, her duruşta köklerimizi hissedebiliriz. Nasıl mı? Mesela “paschimottanasana”yı (batıya bakan duruş/oturarak öne eğilme) ele alalım. Bu duruşta, dikkatimizi oturma kemiklerimize verirsek, ve kendimizi oturma kemiklerimizden yere doğru iyice köklendirmeyi amaçlar ve bu hissi yakalarsak, yoganın otururak yapılan duruşlarının birinde de köklenmeyi sağlamış oluruz.

Aynı şekilde, arkaya eğilmeleri yaparken de köklenebiliriz. Mesela bhujangasana (kobra) ve salabhasana (çekirge duruşu) yaparken, bir taraftan göğsümüzü yukarı kaldırırken bir taraftan da karnımızdan yere iyice köklenebiliriz.

Burgular da bedenimizdeki “vata” oranının düzenlenmesine yardımcı olur. Yalnız burada dikkat etmemiz gereken bir nokta, nefesimizi tutmamamız ve nefesimizin rahatça ve özgürce akmasıdır. Eğer nefesimiz özgür, rahat ve bütün değilse, o zaman vücudumuzdaki “vata dosha” artar.

Kış aylarında, soğuk havayla birlikte soğuk algınlığı, nezle ve grip olma ihtimalimiz arttığı için göğüs kafesini, boğazı ve sinüsleri açan asanalara odaklanmak da faydalı olabilir. Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısıttıktan sonra, “ustrasana” (deve), “dhanurasana” (yay) ve “salabhasana” (çekirge) gibi arkaya eğilmeler ile göğüs kafesini açabilir; “salamba sarvangasana” (omuz duruşu) ve “matsyasana” (balık) gibi asanalar ile de boğazı temizleyip arındırabiliriz.

Tüm bu bedensel yoga asanalarının yanında, “ujjayi pranayama” (ujjayi/kahraman nefesi) ile bedeni ısıtmak da kış ayları boyunca bedende artan “vata dosha”yı dengelemek için iyi bir yöntem olabilir. Kışın bedeni ısıtabilecek diğer teknikler ise, “bhastrika pranayama” (körük nefesi) ve “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi)dir. “Kapalabhati”, bedenden balgamların atılmasına yardımcı olabilir.

Özellikle kış gündönümünde nasıl bir yoga dersi yapabiliriz? Ayaktaki asanalara odaklanmak kış gündönümü için güzel bir seçenek olabilir ya da sadece “surya namaskara” (güneşe selam) serilerine odaklanıp bedeni ısıtabiliriz. Yoga camiasında, gündönümlerini 108 güneşe selam serisiyle kutlamak bir adet haline gelmiştir. Neden 108 diye soracak olursanız? Öncelikle 108 tane “Upanishad” (Hindu kutsal kitabı Vedaların son bölümü) metni olduğu söylenmektedir. Tanrı Shiva’nın (Şiva) ve Buda’nın 108 tane ismi vardır. Hint tespihleri “mala”larda ve Hristiyan tespihlerinde, 108 tane boncuk vardır. “Sanskrit” (eski Hint dili) alfabesinden 54 ses vardır ve 108 bu sayının iki katıdır. “Surya Namaskara” (güneşe selam) içinde dokuz tane “vinyasa” (nefesle bağlantılı hareket) vardır ve 108 bu sayının 12 katıdır. “Yoga Sutra”lar (yoga hakkındaki en eski metinler), 108 tane “sutra”dan (özlü söz) oluşur. Bir sayısı “bizden daha üstün bir varlığı”, 0 sayısı “boşluğu” ve 8 ise “sonsuzluğu” temsil etmektedir. Bir başka rivayete göre ise, güneşin çapı, dünyanın çapından 108 kat daha büyüktür.

Şu an yaşamakta olduğumuz soğuk, kuru ve sert kış aylarında, kendimizi yeryüzüne, toprağa, zemine köklendirmeye çalışarak bedenimizdeki “vata dosha”yı düzenleyebiliriz. Ayakta duruşları yaparken, bir yandan yere iyice köklenip, bir yandan da tabanlarımızdan yükselen enerjiyi fark etmeye çalışmalıyız. Bir taraftan kendi enerjimizi aşağı doğru akıtırken, öteki taraftan da yeryüzünün, toprağın, zeminin bize verdiği ve yerden yükselen enerjiyi her yoga duruşunda hissetmeye odaklanmalıyız.

Köklenmek, hayatın en temel esaslarından biridir. Herkes, herşey bir yere ait olmak, köklere sahip olmak ister. İşte kış ayları köklenmemiz ve aidiyetimizi geliştirmemiz için hepimize bir fırsat… Hayatta ikili bir denge (dualite) varsa, ayaklarımızın yerden kesilmesi gereken ana kadar — yani yaz aylarına kadar– köklenmeye devam etmeliyiz. Ne de olsa köklenmenin sonunda ayaklarımızın yerden kesileceği günler de gelecek.

 

sonbahar aylarında yoga

Standard

Sararan yapraklar, serinleyen hava, azalan güneş ışığı, bulutlu gökyüzü ve ansızın bastıran yağmur… Evet yine bir sonbahar mevsimi… Ve 23 Eylül sonbahar gündönümü… Gün gece eşitliği. Yalnız bu gün ve gece eşitliği, 21 Mart’taki eşitlikten biraz farklı. 21 Mart geldiğinde, önümüzde hiç bitmeyeceğini düşündüğümüz yaz ayları olduğunu, günlerin uzayacağını, kuzey yarımküreyi daha sıcak, uzun ve aydınlık günler beklediğini biliyoruz. Oysa ki 23 Eylül, kuzey yarımküre için karanlık, kısa ve soğuk günlerin habercisi. Tüm bu coğrafi bilgilerden bize ne diye düşünebilirsiniz. Aslında bizi çok ilgilendiriyor. Bir süredir yazılarımı takip ediyorsanız, güneşin ve ayın beden, ruh ve zihinlerimizin üzerindeki etkisini fark etmişsinizdir. Tabii ki güneş ve ay ve değişen mevsimler yoga pratiğimizi de etkilemekte. Peki sonbahar gündönümünde ve bunu takip eden yaklaşık iki buçuk aylık sonbahar mevsiminde ne tarz yoga yapmalıyız?

2009-2010 tum fotolar 282

Bu konuyu açıklamadan önce, kısaca Hint yaşam bilimi, “Ayurveda”dan kısaca bahsetmeliyim. Sizlerin de bildiği gibi, Ayurveda bedenlerimizi “vata” “pitta” ve “kapha” adında üç ayrı tipe ayırmakta ve bu beden tiplerine “dosha” adını vermekte. Bazı kimselerde “vata” beden tipi hakim, bazı kimselerde ise “pitta” ya da “kapha.” Aynı şekilde mevsimlerin de belli “dosha”ları var. Sonbahar, “vata dosha”nın mevsimi. “Vata”, bedenlerimizde hareket kabiliyetine hükmeden sinir sistemimizle ve boşaltım sistemimizle ilgili bir “dosha”dır. “Vata” beden tipini tanımlarken, soğuk, kuru, sert, hafif, değişken, düzensiz ve hareketli gibi sıfatlar kullanabiliriz. Ayrıca, bu beden tiplerinde hava ve eter elementleri daha baskındır.

Sonbahar mevsiminde vata enerjisi arttığı için, kendimizi dengesiz ve sanki yer ayaklarımızın altından kayıyormuş gibi hissedebiliriz. Tüm bu nedenlerden dolayı, yoga yaparken köklenmeye dikkat etmemiz gerekmektedir. İster ayakta bir asana istersek oturarak bir asana yapalım, ayaktayken ayağımızın altındaki toprak enerjisini ve köklenmeyi hissetmeli; otururken ise kalçamızdan sanki yere doğru köklenmeye çalışmalıyız.

Vata enerjisini dengelemek ve kendimizi soğuk enerjiden biraz daha sıcak enerjiye yönlendirmek için, “pranayama” (nefes) tekniklerinden de faydalanabiliriz. Sol burun deliğimizi kapatıp sadece sağ burun deliğimizden nefes alıp vemek bedenimizdeki eril ve güneş enerjisini uyandıracak ve serin günlerde ısınmamıza yardımcı olacaktır.

Gündönümü dediğimizde, ister sonbahar isterse ilkbahar olsun, hep bir eşitlikten bahsetmeliyiz. Bu dönemlerde, gün ve gece eşit olur ve birkaç gün içinde gece veya gündüz uzamaya başlar. Gün ve gece eşit olunca, aydınlık ve karanlık da eşit olur. Ateş ve su, yin ve yang eşittir. Durağan ve akışkan, bilinen ve bilinmeyen, içe ve dışa yolculuk, görülen ve görülmeyen, mantık ve içgüdü, bilinç ve bilinçaltı arasında bir denge kurmalıyız çünkü 23 Eylül’de güneşten aya, aydınlıktan karanlığa, yangden yine, dıştan içe yolculuğa, hareketten sakinliğe ve ateşten suya geçmekteyiz. O yüzden, bu dönemlerde denge çok önemlidir. Yoga derslerimizde ya da kendi pratiğimizde mutlaka “vrksasana” (ağaç duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “natarajasana” (dansçı pozu), “utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzatılmış duruş), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı) gibi denge duruşlarına yer vermeliyiz.

Ayrıca, sonbahar gündönümünde ve sonbahar boyunca akciğer ve kalın bağırsaklar meridyenlerini çalıştıran asanalar da yapabiliriz. Örneğin, “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnemesi), “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “tadasana” (dağ duruşu), “high lunge” (yüksek hamle), “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “parsvakonasana” (geniş açı duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “natarajasana” (dansçı duruşu), “apanasana” (dizleri göğüse çekme), “yogic cycles” (yoga bisikleti–karın çalıştırma) ve “jathara parivartanasana” (karından burgu) kalın bağırsak ve akciğerleri çalıştırmak için güzel bir akış olabilir.

“Eka pada adho mukha svanasana” (tek bacak havada aşağı bakan köpek), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “parighasana” (kapı duruşu), “ardha chandrasana” (yarim ay duruşu), “malasana” (çelenk-dua tespihi duruşu), “bakasana” (karga duruşu), “sirsasana” (baş duruşu), “dandasana” (asa duruşu), “paschimottanasana ” (yerde öne eğilme),  “balasana” (çocuk duruşu), “phalakasana” (sopa duruşu), “chaturanga dandasana” (şınav pozu), “salabhasana” (çekirge duruşu), “dhanurasana” (yay duruşu), “supta virasana” (yerde kahraman duruşu), “bhujangasana” (kobra), “vasisthasana” (yan sopa duruşu), “marichyasana” (Bilge Marichi burgusu), “ustrasana” (deve duruşu) sonbaharda yoga derslerimize ya da kendi pratiğimize ekleyebileceğimiz diğer duruşlardır.

Sonbaharda yoga yaparken, özellikle köklenmeye önem vermemiz gerektiğinden bahsetmiştim. “Ujjayi pranayama” (kahraman nefesi), bizi ısıtırken sakatlanmamızı engeller ve sadece sonbaharda değil her mevsim kullanabileceğimiz bir nefes tekniğidir.

Sonbaharda bedenimizde artan “vata” elementi nedeniyle kendimizi daha esnek hissedip, sınırlarımızı fark etmeden kendimizi sakatlayabiliriz. Bu yüzden, yoga derslerinde veya kendi pratiğimizde, yavaş ve yumuşak bir akış izlemeliyiz. Her yoga dersinin olmazsa olmazı olan “savasana”yı (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu), daha uzun tutarak bedenimizdeki vata enerjisini dengelemeliyiz. Üzerimize bir battaniye almak ve gözlerimizi bir göz yastığıyla kapatmak daha çok sakinleşmek ve dinginleşmemiz için faydalı olabilir.

Gündönümünü bir de “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle karşılayabiliriz. “Vata dosha”, bedendeki hava ve eter elementi ile ilişkilidir. Hava ve eter elementlerini dengelemek için bedendeki ateş elementini arttırarak da çalışabiliriz. Dolasıyla gündönümünde 108 güneşe selam serisi yaparsak, bedeni ısıtır ve ateş ve su elementlerini (pitta dosha) arttırırız.

Bu haftaki grup dersime gittiğimde aklımda gündönümü üzerine bir ders yapmak yoktu. Derse gittiğimde gündönümüne bu kadar az kaldığını fark etmemiştim. Gelecek hafta da bayram tatili olacağı için sonbahar gündönümünü kutlayamayacağımızı düşündüm ve bu haftaki grup dersini güneşe selam serilerine adamaya karar verdim. Akışa uyacak “mantra”lar (zihni özgürleştirmek için söylenen kutsal heceler) eşliğinde akışa başladık. Ne yazık ki ders saati kısıtlı olduğu için 54 güneşe selam yapacaktık. Her beş serinin sonunda “tadasana”da (dağ duruşu) merkeze dönerek, beden-zihin-ruh bütünlüğünü tekrar sağlayarak ve dinlenerek 54 seriyi tamamladık. Dersi öne eğilme, burgu ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile tamamladık.

Ders boyunca kimi zaman arada dinlenenler oldu. İşin en güzel yanı neydi biliyor musunuz? Yaklaşık iki senedir birlikte çalıştığımız grubun ne kadar geliştiğini bir kere daha gördüm. “Surya namaskara” serilerini nefesleri tıkanmadan ve kolaylıkla yaptıklarını da gördüm. Kimi zaman gözleri kapalı, kimi zaman gözleri açık, kimi zaman “drishti” (bakış noktası) kullanarak, kimi zaman benim yönergelerime gerek kalmadan kendi içlerinde kendi nefesleriyle akarak…

Dersten sonraki geri bildirimlere gelince… Derse başlamadan çok yorgun hisseden ve serileri tamamlayamayacağını düşünenler bile kendilerini çok canlı ve enerji dolu hissediyordu. Bedendeki ateş elementini tetiklemiş, kendi kendimize enerji üretmiş ve canlanmıştık.

Günler, aylar ve mevsimler sürekli bir döngü içinde. Tıpkı yogada olduğu gibi hayatın içinde de bir akış var. Sürekli bir devinim. Kış, ilkbahar, yaz derken sonbahar geldi. Her mevsimde bedenlerimize, zihinlerimize ve ruhlarımıza hitap eden değişik tarzlarda yoga yapabiliriz. Önemli olan, tüm bu mevsimlerde beden, zihin ve ruh birlik ve bütünlüğümüzü ve dengeyi sağlamak. Gerisi hikaye…

hayatın zıtlıkları ve denge

Standard

Kış mevsimi iyiden iyiye kendini hissettirmeye başladı. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Kışı sevmiyorum. Kış ayları geldi mi moralim bozuluyor ve kendimi mutsuz hissediyorum. Ruh halim derslerime de yansıyor. Yaz aylarında yerinde duramayan öğretmen gidiyor; yerine ağırbaşlı ve sakin bir öğretmen geliyor. Kış gündönümünü yaşadığımız hafta biraz hareketlenmeye karar vermiştim. Her ne kadar kendimi mutsuz hissetsem de, kış gündönümünü yaşadığımız hafta boyunca derslerimde biraz daha canlı ve hareketli olmayı kafama koymuştum ve derslerimde kış gündönümüne uygun akışlar ve asanalara odaklanmaya niyet etmiştim. (Bu konuda ayrıntılı bilgiye https://burcuyircali.wordpress.com/2014/12/21/kis-aylarinda-yoga/ linkinden ulaşabilirsiniz)

2009-2010 tum fotolar 726

Geçen hafta özel ve grup derslerime bu ruh haliyle gittim. Bir tarafım sabahları yatakta miskinlik yapmak ve tüm gün evde yayılmak isterken, bir tarafım ise canlı, hareketli ve enerji dolu dersler yapmam gerektiğini hatırlatıyordu bana. En sonunda, bu gündönümünü 108 “surya namaskara” (güneşe selam) ile kutlamaya karar vermiştim. Yalnız bir sorun vardı. Özel ve grup derslerimde zaman sınırlaması vardı ve bir saatlik derste 108 güneşe selam serisini tamamlamamız pek mümkün değildi. En iyisi özel ve grup derslerini 54 güneşe selam ile sınırlandırmaktı. Kendimi az çok tanıyorum. Derslerde serileri kafadan saymaya kalksam kesin karıştırırdım. Ya eksik ya da fazla seri yapardık. Bunun da çözümünü bulmuştum. Fasulyeler ne güne duruyordu. Bir torba fasulye ile tuttum ders vereceğim yerlerin yolunu…
Derslere her zaman olduğu gibi meditasyon ile başladık. “Surya namaskara” akışlarına geçmeden önce kış gündönümününden, kış ayları boyunca fizyolojik ve ruhsal olarak beden ve zihinlerimizdeki değişikliklerden, Ayurveda’ya (Hint yaşam bilimi) göre bedenimizde artan “vata” oranından, bu nedenle kış aylarında yoga derslerinde köklenmeye önem vermek gerektiğinden, bedenimizi ısıtmak için kullanabileceğimiz “ujjayi pranayama”dan (ujjayi/kahraman nefesi) bahsettik. Son olarak da neden 108 tane güneşe selam yapıldığından konuştuk. Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi, 108 tane “Upanishad” (Hindu kutsal kitabı Vedaların son bölümü) metni olduğu söylenmektedir. Tanrı Shiva’nın (Şiva) ve Buda’nın 108 tane ismi vardır. Hint tespihleri “mala”larda ve Hristiyan tespihlerinde, 108 tane boncuk vardır. “Sanskrit” (eski Hint dili) alfabesinden 54 ses vardır ve 108 bu sayının iki katıdır. “Surya Namaskara” (güneşe selam) içinde dokuz tane “vinyasa” (nefesle bağlantılı hareket) vardır ve 108 bu sayının 12 katıdır. “Yoga Sutra”lar (yoga hakkındaki en eski metinler), 108 tane “sutra”dan (özlü söz) oluşur. Bir sayısı “bizden daha üstün bir varlığı”, 0 sayısı “boşluğu” ve 8 ise “sonsuzluğu” temsil etmektedir. Bir başka rivayete göre ise, güneşin çapı, dünyanın çapından 108 kat daha büyüktür.
Tüm bu bilgileri tekrar gözden geçirdikten sonra, “surya namaskara” serilerine başladık. Her beş seride bir ara vermeye karar vermiştim. Neden beş diye soracak olursanız? Bazı rivayetlere göre, evrendeki toprak, su, ateş, hava ve eter elementleri bedenimizde de bulunmakta ve bu nedenle her “asana”da beş nefes beklenmekte. Güneşe selam serilerini yaparken, her nefes alış verişte başka bir “asana”ya geçip sadece “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) beş nefes bekliyorduk. Beş seri tamamladıktan sonra ise, elleri “anjali mudra”ya (kalbin önünde dua pozisyonu) alıp “tadasana”da (dağ duruşu) nefesleri dinginleştiriyorduk.
İlk yirmi seri çok kolay çıktı. Daha sonraki serilerde katılımcılar yavaş yavaş yorulmaya ve aralarda dinlenmeye başladılar. Ben serileri yapmıyordum. Grup dersinde, öğrencilerden birinden öne geçmesini ve tüm katılımcılara örnek olmasını rica etmiştim. Ben sadece sözlü yönerge veriyor ve sınıfta dolanıyordum. Arada sırada kendime öğrencilerin arasında bir yer bulup ben de güneşe selam akışlarına katılıyordum. “Nefes al yukarı doğru uza nefes ver öne katlan. Nefes al yarı yola açıl nefes ver sağ ve sol bacak arkaya sopa. Nefes al verirken diz, göğüs çene yere (ashtangasana) nefes al kobra, nefes ver aşağı bakan köpek. Beş nefes dinlen ve nefeslerini dinginleştirip sakinleştir.” Klasik “surya namaskara” serisini yapmıyorduk. Derse yeni öğrenciler de katılmıştı o yüzden “chaturanga dandasana”lı (şınav) güneşe selam serisinin zor olabileceğini düşünmüştüm. Biz de daha kolay olan “phalakasana (sopa)-ashtangasana”lı seriyi yapıyorduk. Yine de eski öğrencileri de düşünmek lazımdı. Onlara isterlerse “chaturanga dandasana-urdhva mukha svanasana (yukarı bakan köpek)-adho mukha svanasana (aşağı bakan köpek)”li seriyi yapabileceklerini söyledim. Hatta önden arkaya, arkadan öne zıplayarak geçişler de yapabilirlerdi. Esnek olmakta fayda vardı. Herkesin bedeni, nefesi ve kondüsyonu farklıydı.
Her beş sette bir “tadasana”da dinlenirken, nefesleri dinginleştirmeleri için nefes verişlerini uzun tutmalarını tavsiye ettim. Gözlerini kapalı tutup zihni sakinleştirmeye çalışmalarını söyledim çünkü aslında beden yorulmuyordu. Bedene “yoruldun artık, bak nefesin de kesildi. Nabzın da ne kadar hızlandı. 54 tane seriyi asla tamamlayamazsın” gibi akılçeldiren mesajları yollayan zihindi. Halbuki, nefes-beden-zihin bütünlüğü kurduğumuzda, her asanayı nefesle birlikte yaptığımızda ve nefesi doğru kullandığımızda değil 54, 108 ya da çok daha fazla seri tamamlayabilirdik.
“Evet, 54 surya namaskara serisini tamamladık” dediğimde, katılımcılar inanamadı. “Galiba biz 108 güneşe selam’da yapabilirmişiz. Keşke vaktimiz kısıtlı olmasaydı!.” gibi sözleri duymak, inanın beni çok mutlu etti. Zihin sustuğunda ve nefes ile beden birlikte aktığında, başarılmayacak şey yokmuş.
Tüm ders boyunca güneşe selam yaptığımız için bir anda yere oturmak ve bedeni yerde esnetmek istemedim. Bedeni “vinyasa”lar (akış) ile soğutmak daha cazip geldi. “Surya namaskara” serilerinin arasına “ashva sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “eka pada raja kapotasana” (güvercin), “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “viparita virabhadrasana” (ters savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “parsvakonasana” (yan açı duruşu) ve “prasarita padottanasana” (ayaklar açık öne eğilme) gibi asanalar ekleyip hem köklenmeye devam ettik hem de bedenin değişik bölgelerini esnettik. En son “vinyasa”da öne zıplayıp oturduk. “Dandasana” (asa duruşu) ile kalçaların üzerinde köklenmeyi hissetmeye çalıştık. “Paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını esnetip “marichyasana A” (Bilge Marichy duruşu A) ile omurgayı burguyla rahatlattık. Sırt üstü yatıp “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile omurgayı iyice esnettikten sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dinlendik.
Dersi bitirken, hayatın zıtlıklarından ve bu zıtlıklar olmazsa mutlu olamayacağımızdan ve hayatımızda dengeyi bulamayacağımızdan söz ettim. Hayat zıtlıklar ile doluydu. Kış da vardı yaz da vardı. Eğer kış olmasaydı, yazın kıymetini bilemezdik ki!. Hayatta herşeyi olduğu gibi kabul etmek ve dengeyi bulmak dileğiyle dersi tamamlamıştık.
Peki ben hayatın zıtlıklarını kabul edip dengemi bulabiliyor muydum? Söylemesi kolaydı. Yine de önemli olan denemekti. Önemli olan deneyimlere açık olmaktı. Dersin ana fikri neydi? Zihni sustur, nefes ile bedeni uyumlu hale getir ve sadece dene…

kış aylarında yoga

Standard

21 Aralık kış gündönümü… Yılın en kısa günü ve en uzun gecesi… Kış ayları geldi mi moralim oldukça bozuk olur. Yıllardır yoga yapan ve yogayla yaşayan bir insan olduğum halde, hayatın ikiliğine (dualitesine) bir türlü alışıvermiş değilim. Aslında birçok alanda kabullenmiş durumdayım bu ikili dengeyi (dualiteyi), ama iş yaz ve kış döngüsüne geldiğinde nedense yaz benim için ağır basıyor. Açıkçası, yaz varsa kış da var söylemi benim bir türlü içimden gelerek dillendirdiğim bir söylem değil.

IMG_6821

Kış… Soğuk, karanlık, kuru ve sert… Tüm bunlar “Ayurveda” (Hint yaşam biliminde) üç beden yapısından “vata dosha”ya tekabül eder. “Vata dosha”, akla hafif, havadar ve yaratıcı gibi sıfatları çağrıştırır. Bu beden yapısının temel özelliği, değişkenliğidir. “Vata dosha”nın, en önemli görevi merkezi sinir sistemini denetlemesidir. Bu “dosha”nın dengesi bozulduğunda kaygı ve depresyondan klinik zihinsel sorunlara kadar değişik sinirsel rahatsızlıklara açık olabiliriz.

Kış aylarında, soğuk, kuru ve sert havayla birlikte, “Ayurveda”ya göre vücut tipimiz ne olursa olsun, bedenimizdeki “vata” oranı yükselir. Bedenimizdeki “vata” oranı yükseldiğinde de yapabileceğimiz en iyi şey, köklenmeye yönelik yoga asanaları yapmaktır.
Bu nedenle, kış aylarında yoga çalışmalarımızda köklenmeye ağırlık vermek ve o an ne yapıyorsak yapalım farkındalığımızı köklerde ve köklenmede tutmamız gerekir.
Vücudumuzda “vata” oranı yükseldiğinde neden köklenmemiz gerekmektedir? “Vata”, sadece soğuk, karanlık, kuru ve sert gibi sıfatları değil aynı zamanda hafif ve havadar gibi sıfatları da içinde barındırır. Dolayısıyla, bedenimizde”vata dosha” arttığı zaman, kendimizi daha hafif, havadar ve uçuyor gibi hissetmemiz çok normaldir.
Bu nedenle vücudumuzdaki “vata”yı daha da arttırmamamız aksine azaltmamız ya da bir anlamda dengelememiz gerekir. Eğer yoga çalışmalarımızda, “vata”yı arttıran ters duruşlara ağırlık verirsek, daha çok “sirsasana” (baş duruşu), “adho mukha vrksasana” (kol duruşu), “pincha mayurasana” (önkol duruşu) yaparsak, bedenimizdeki “vata”yı arttırız, zihnimizi yorarız ve kendimizi sabırsız hissederiz. Aynı zamanda hep uçuyormuş gibi bir duyguya kapılırız, kıpır kıpır olup yerimizde duramayız, bir noktaya odaklanamayız ve dikkatimiz dağılır.
Kış aylarında, kendimizi fiziksel, duygusal ve ruhsal açıdan dengelemek için, özellikle bu tarz şikayetlerimiz varsa, köklenmeye ağırlık vermeliyiz çünkü büyük bir olasılıkla bedenimizdeki “vata dosha” artmış demektir. Yogadaki ayaktaki duruşlar, özellikle “tadasana” (dağ duruşu), “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen) ve “vrksasana” (ağaç duruşu), bizleri köklendiren ve “vata dosha”yı düzenlememize yardımcı olan duruşlardır. Bu ayaktaki duruşlar, gücümüzü arttırmakla kalmaz, aynı zamanda bizim ayaklarımızın üstünde daha sağlam ve dengeli durmamızı sağlar.
Aslında sadece ayaktaki duruşlarla köklenmeyiz. Amacımız eğer köklenmekse, her duruşta köklerimizi hissedebiliriz. Nasıl mı? Mesela “paschimottanasana”yı (batıya bakan duruş/oturarak öne eğilme) ele alalım. Bu duruşta, dikkatimizi oturma kemiklerimize verirsek, ve kendimizi oturma kemiklerimizden yere doğru iyice köklendirmeyi amaçlar ve bu hissi yakalarsak, yoganın otururak yapılan duruşlarının birinde de köklenmeyi sağlamış oluruz.
Aynı şekilde, arkaya eğilmeleri yaparken de köklenebiliriz. Mesela bhujangasana (kobra) ve salabhasana (çekirge duruşu) yaparken, bir taraftan göğsümüzü yukarı kaldırırken bir taraftan da karnımızdan yere iyice köklenebiliriz.
Burgular da bedenimizdeki “vata” oranının düzenlenmesine yardımcı olur. Yalnız burada dikkat etmemiz gereken bir nokta, nefesimizi tutmamamız ve nefesimizin rahatça ve özgürce akmasıdır. Eğer nefesimiz özgür, rahat ve bütün değilse, o zaman vücudumuzdaki “vata dosha” artar.

Kış aylarında, soğuk havayla birlikte soğuk algınlığı, nezle ve grip olma ihtimalimiz arttığı için göğüs kafesini, boğazı ve sinüsleri açan asanalara odaklanmak da faydalı olabilir. Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısıttıktan sonra, “ustrasana” (deve), “dhanurasana” (yay) ve “salabhasana” (çekirge) gibi arkaya eğilmeler ile göğüs kafesini açabilir; “salamba sarvangasana” (omuz duruşu) ve “matsyasana” (balık) gibi asanalar ile de boğazı temizleyip arındırabiliriz.

Tüm bu bedensel yoga asanalarının yanında, “ujjayi pranayama” (ujjayi/kahraman nefesi) ile bedeni ısıtmak da kış ayları boyunca bedende artan “vata dosha”yı dengelemek için iyi bir yöntem olabilir. Kışın bedeni ısıtabilecek diğer teknikler ise, “bhastrika pranayama” (körük nefesi) ve “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi)dir. “Kapalabhati”, bedenden balgamların atılmasına yardımcı olabilir.

Özellikle kış gündönümünde nasıl bir yoga dersi yapabiliriz? Ayaktaki asanalara odaklanmak kış gündönümü için güzel bir seçenek olabilir ya da sadece “surya namaskara” (güneşe selam) serilerine odaklanıp bedeni ısıtabiliriz. Yoga camiasında, gündönümlerini 108 güneşe selam serisiyle kutlamak bir adet haline gelmiştir. Neden 108 diye soracak olursanız? Öncelikle 108 tane “Upanishad” (Hindu kutsal kitabı Vedaların son bölümü) metni olduğu söylenmektedir. Tanrı Shiva’nın (Şiva) ve Buda’nın 108 tane ismi vardır. Hint tespihleri “mala”larda ve Hristiyan tespihlerinde, 108 tane boncuk vardır. “Sanskrit” (eski Hint dili) alfabesinden 54 ses vardır ve 108 bu sayının iki katıdır. “Surya Namaskara” (güneşe selam) içinde dokuz tane “vinyasa” (nefesle bağlantılı hareket) vardır ve 108 bu sayının 12 katıdır. “Yoga Sutra”lar (yoga hakkındaki en eski metinler), 108 tane “sutra”dan (özlü söz) oluşur. Bir sayısı “bizden daha üstün bir varlığı”, 0 sayısı “boşluğu” ve 8 ise “sonsuzluğu” temsil etmektedir. Bir başka rivayete göre ise, güneşin çapı, dünyanın çapından 108 kat daha büyüktür.

Şu an yaşamakta olduğumuz soğuk, kuru ve sert kış aylarında, kendimizi yeryüzüne, toprağa, zemine köklendirmeye çalışarak bedenimizdeki “vata dosha”yı düzenleyebiliriz. Ayakta duruşları yaparken, bir yandan yere iyice köklenip, bir yandan da tabanlarımızdan yükselen enerjiyi fark etmeye çalışmalıyız. Bir taraftan kendi enerjimizi aşağı doğru akıtırken, öteki taraftan da yeryüzünün, toprağın, zeminin bize verdiği ve yerden yükselen enerjiyi her yoga duruşunda hissetmeye odaklanmalıyız.
Köklenmek, hayatın en temel esaslarından biridir. Herkes, herşey bir yere ait olmak, köklere sahip olmak ister. İşte kış ayları köklenmemiz ve aidiyetimizi geliştirmemiz için hepimize bir fırsat… Hayatta ikili bir denge (dualite) varsa, ayaklarımızın yerden kesilmesi gereken ana kadar — yani yaz aylarına kadar– köklenmeye devam etmeliyiz. Ne de olsa köklenmenin sonunda ayaklarımızın yerden kesileceği günler de gelecek.

sonbaharda yoga

Standard

Sararan yapraklar, serinleyen hava, azalan güneş ışığı, bulutlu gökyüzü ve ansızın bastıran yağmur… Evet yine bir sonbahar mevsimi… Ve 23 Eylül sonbahar gündönümü… Gün gece eşitliği. Yalnız bu gün ve gece eşitliği, 21 Mart’taki eşitlikten biraz farklı. 21 Mart geldiğinde, önümüzde koskocaman bir yaz ayı olduğunu, günlerin uzayacağını, kuzey yarımküreyi daha sıcak, uzun ve aydınlık günler beklediğini biliyoruz. Oysa ki 23 Eylül, kuzeyyarımküre için karanlık, kısa ve soğuk günlerin habercisi. Tüm bu coğrafi bilgilerden bize ne diye düşünebilirsiniz. Aslında bizi çok ilgilendiriyor. Bir süredir yazılarımı takip ediyorsanız, güneşin ve ayın beden, ruh ve zihinlerimizin üzerindeki etkisini farketmişsinizdir. Tabii ki güneş ve ay ve değişen mevsimler yoga pratiğimizi de etkilemekte. Peki sonbahar gündönümünde ve bunu takip eden yaklaşık iki buçuk aylık sonbahar mevsiminde ne tarz yoga yapmalıyız?

IMG_6820

 

Bu konuyu açıklamadan önce, kısaca Hint yaşam bilimi, “Ayurveda”dan kısaca bahsetmeliyim. Sizlerin de bildiği gibi, Ayurveda bedenlerimizi “vata” “pitta” ve “kapha” adında üç ayrı tipe ayırmakta ve bu beden tiplerine “dosha” adını vermekte. Bazı kimselerde “vata” beden tipi hakim, bazı kimselerde ise “pitta” ya da “kapha.” Aynı şekilde mevsimlerin de belli “dosha”ları var. Sonbahar, “vata dosha”nın mevsimi. “Vata”, bedenlerimizde hareket kabiliyetine hükmeden sinir sistemimizle ve boşaltım sistemimizle ilgili bir “dosha”dır. “Vata” beden tipini tanımlarken, soğuk, kuru, sert, hafif, değişken, düzensiz ve hareketli gibi sıfatlar kullanabiliriz. Ayrıca, bu beden tiplerinde hava ve eter elementleri daha baskındır.
Sonbahar mevsiminde vata enerjisi arttığı için, kendimizi dengesiz ve sanki yer ayaklarımızın altından kayıyormuş gibi hissedebiliriz. Tüm bu nedenlerden dolayı, yoga yaparken köklenmeye dikkat etmemiz gerekmektedir. İster ayakta bir asana istersek oturarak bir asana yapalım, ayaktayken ayağımızın altındaki toprak enerjisini ve köklenmeyi hissetmeli; otururken ise kalçamızdan sanki yere doğru köklenmeye çalışmalıyız.
Vata enerjisini dengelemek ve kendimizi soğuk enerjiden biraz daha sıcak enerjiye yönlendirmek için, “pranayama” (nefes) tekniklerinden de faydalanabiliriz. Sol burun deliğimizi kapatıp sadece sağ burun deliğimizden nefes alıp vemek bedenimizdeki eril ve güneş enerjisini uyandıracak ve serin günlerde ısınmamıza yardımcı olacaktır.
Gündönümü dediğimizde, ister sonbahar isterse ilkbahar olsun, hep bir eşitlikten bahsetmeliyiz. Bu dönemlerde, gün ve gece eşit olur ve birkaç gün içinde gece veya gündüz uzamaya başlar. Gün ve gece eşit olunca, aydınlık ve karanlık da eşit olur. Ateş ve su, yin ve yang eşittir. Durağan ve akışkan, bilinen ve bilinmeyen, içe ve dışa yolculuk, görülen ve görülmeyen, mantık ve içgüdü, bilinç ve bilinçaltı arasında bir denge kurmalıyız çünkü 23 Eylül’de güneşten aya, aydınlıktan karanlığa, yangden yine, dıştan içe yolculuğa, hareketten sakinliğe ve ateşten suya geçmekteyiz. O yüzden, bu dönemlerde denge çok önemlidir. Yoga derslerimizde ya da kendi pratiğimizde mutlaka “vrksasana” (ağaç duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “natarajasana” (dansçı pozu), “utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzatılmış duruş), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı) gibi denge duruşlarına yer vermeliyiz.
Ayrıca, sonbahar gündönümünde ve sonbahar boyunca akciğer ve kalın bağırsaklar meridyenlerini çalıştıran asanalar da yapabiliriz. Örneğin, “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnemesi), “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “tadasana” (dağ duruşu), “high lunge” (yüksek hamle), “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “parsvakonasana” (geniş açı duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “natarajasana” (dansçı duruşu), “apanasana” (dizleri göğüse çekme), “yogic cycles” (yoga bisikleti–karın çalıştırma) ve “jathara parivartanasana” (karından burgu) kalın bağırsak ve akciğerleri çalıştırmak için güzel bir akış olabilir.

2009-2010 tum fotolar 674

“Eka pada adho mukha svanasana” (tek bacak havada aşağı bakan köpek), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “parighasana” (kapı duruşu), “ardha chandrasana” (yarim ay duruşu), “malasana” (çelenk-dua tespihi duruşu), “bakasana” (karga duruşu), “sirsasana” (baş duruşu), “dandasana” (asa duruşu), “paschimottanasana ” (yerde öne eğilme),  “balasana” (çocuk duruşu), “phalakasana” (sopa duruşu), “chaturanga dandasana” (şınav pozu), “salabhasana” (çekirge duruşu), “dhanurasana” (yay duruşu), “supta virasana” (yerde kahraman duruşu), “bhujangasana” (kobra), “vasisthasana” (yan sopa duruşu), “marichyasana” (Bilge Marichi burgusu), “ustrasana” (deve duruşu) sonbaharda yoga derslerimize ya da kendi pratiğimize ekleyebileceğimiz diğer duruşlardır.
Sonbaharda yoga yaparken, özellikle köklenmeye önem vermemiz gerektiğinden bahsetmiştim. “Ujjayi pranayama” (kahraman nefesi), bizi ısıtırken sakatlanmamızı engeller ve sadece sonbaharda değil her mevsim kullanabileceğimiz bir nefes tekniğidir.
Sonbaharda bedenimizde artan “vata” elementi nedeniyle kendimizi daha esnek hissedip, sınırlarımızı farketmeden kendimizi sakatlayabiliriz. Bu yüzden, yoga derslerinde veya kendi pratiğimizde, yavaş ve yumuşak bir akış izlemeliyiz. Her yoga dersinin olmazsa olmazı olan “savasana”yı (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu), daha uzun tutarak bedenimizdeki vata enerjisini dengelemeliyiz. Üzerimize bir battaniye almak ve gözlerimizi bir göz yastığıyla kapatmak daha çok sakinleşmek ve dinginleşmemiz için faydalı olabilir.
Tüm bu tavsiyelerimi, gündönümüne denk gelen dersimde uyguladım. Aslında dersi hazırlarken farketmemiştim. Derste, akış içindeyken birden ışık yandı zihnimde. Öyle bir ders hazırlamışım ki inanın ben de şaşırdım. Bir asimetrik asana ve onu takiben bir simetrik asana. Tüm akış böyleydi. Önce bedenimizin bir tarafını sonra öteki tarafını çalıştıran bir asanayı takiben bedenin her iki tarafını da aynı anda çalıştıran bir asana… Örneğin “vrksasana”yı (ağaç duruşu) takiben “tadasana” (dağ duruşu). Peki bu bedenimizde nasıl bir etki bırakmıştı? Ya ruhumuzda?
İki gün sonra yine aynı grupla dersim vardı. Ders başlamadan öğrencilerimin biriyle konuşuyorduk. Öğrencim, “Geçen derste, hani gündönümüne odaklandığımız derste, o kadar güzel çalıştırmışız ki bedenimizi, ruhumuzu ve zihnimizi anlatamam. Dersten sonra ofiste çok işim vardı ama bana vız geldi. Bir asimetrik, bir simetrik çalışarak bedeni o kadar güzel dengelemişiz ki, ders tam amacına ulaştı. Vermek istediğiniz etkiyi ve mesajı aldık” dedi. Öğrencilerimden böylesine geri dönüşler almak beni çok mutlu ediyor. Ne de olsa yoga bir enerji meselesi. Ben bir enerji vermek, iletmek istiyorum. Onlar da bu enerjiyi alabiliyor ve dersin sonunda rahatlamış, dinlenmiş ve dingin hissediyorlarsa, ders amacına ulaşmış demektir.
Günler, aylar ve mevsimler sürekli bir döngü içinde. Tıpkı yogada olduğu gibi hayatın içinde de bir akış var. Sürekli bir devinim. Kış, ilkbahar, yaz derken sonbahar geldi. Her mevsimde bedenlerimize, zihinlerimize ve ruhlarımıza hitap eden değişik tarzlarda yoga yapabiliriz. Önemli olan, tüm bu mevsimlerde beden, zihin ve ruh birlik ve bütünlüğümüzü ve dengeyi sağlamak. Gerisi hikaye…

sonbaharda yoga

Standard

İşte yine bir gündönümü geldi ve geçti. 23 Eylül: Sonbahar Gündönümü. Gün gece eşitliği. Yalnız bu gün ve gece eşitliği, 21 Mart’taki eşitlikten farklı. 21 Mart geldiğinde, önümüzde koskocaman bir yaz ayı olduğunu, günlerin uzayacağını, kuzey yarımküreyi daha sıcak, uzun ve aydınlık günler beklediğini biliyoruz. Oysa ki 23 Eylül, kuzeyyarımküre için karanlık, kısa ve soğuk günlerin habercisi. Tüm bu coğrafi bilgilerden bize ne diye düşünebilirsiniz. Aslında bizi çok ilgilendiriyor. Bir süredir yazılarımı takip ediyorsanız, güneşin ve ayın beden, ruh ve zihinlerimizin üzerindeki etkisini farketmişsinizdir. Tabii ki güneş ve ay ve değişen mevsimler yoga pratiğimizi de etkilemekte. Peki sonbahar gündönümünde ve bunu takip eden yaklaşık iki buçuk aylık sonbahar mevsiminde ne tarz yoga yapmalıyız?

2013-09-28 13.18.54
Bu konuyu açıklamadan önce, kısaca Hint yaşam bilimi, “Ayurveda”dan kısaca bahsetmeliyim. Sizlerin de bildiği gibi, Ayurveda bedenlerimizi “vata” “pitta” ve “kapha” adında üç ayrı tipe ayırmakta ve bu beden tiplerine “dosha” adını vermekte. Bazı kimselerde “vata” beden tipi hakim, bazı kimselerde ise “pitta” ya da “kapha.” Aynı şekilde mevsimlerin de belli “dosha”ları var. Sonbahar, “vata dosha”nın mevsimi. “Vata”, bedenlerimizde hareket kabiliyetine hükmeden  sinir sistemimizle ve boşaltım sistemimizle ilgili bir “dosha”dır. “Vata” beden tipini tanımlarken, soğuk, kuru, sert, hafif, değişken, düzensiz ve hareketli gibi sıfatlar kullanabiliriz. Ayrıca, bu beden tiplerinde hava ve eter elementleri daha baskındır.
Sonbahar mevsiminde vata enerjisi arttığı için, kendimizi dengesiz ve sanki yer ayaklarımızın altından kayıyormuş gibi hissedebiliriz. Tüm bu nedenlerden dolayı, yoga yaparken köklenmeye dikkat etmemiz gerekmektedir. İster ayakta bir asana yapalım istersek oturarak bir asana yapalım, ayaktayken ayağımızın altındaki toprak enerjisini ve köklenmeyi hissetmeli; otururken ise kalçamızdan sanki yere doğru köklenmeye çalışmalıyız.
Vata enerjisini dengelemek ve kendimizi soğuk enerjiden biraz daha sıcak enerjiye yönlendirmek için, “pranayama” (nefes) tekniklerinden de faydalanabiliriz. Sol burun deliğimizi kapatıp sadece sağ burun deliğimizden nefes alıp vemek bedenimizdeki eril ve güneş enerjisini uyandıracak ve serin günlerde ısınmamıza yardımcı olacaktır.
Gündönümü dediğimizde, ister sonbahar isterse ilkbahar olsun, hep bir eşitlikten bahsetmeliyiz. Bu dönemlerde, gün ve gece eşit olur ve birkaç gün içinde gece veya gündüz uzamaya başlar. Gün ve gece eşit olunca, aydınlık ve karanlık da eşit olur. Ateş ve su, yin ve yang eşittir. Durağan ve akışkan, bilinen ve bilinmeyen, içe ve dışa yolculuk, görülen ve görülmeyen, mantık ve içgüdü, bilinç ve bilinçaltı arasında bir denge kurmalıyız çünkü 23 Eylül’de güneşten aya, aydınlıktan karanlığa, yangden yine, dıştan içe yolculuğa, hareketten sakinliğe ve ateşten suy geçmekteyiz. O yüzden, bu dönemlerde denge çok önemlidir. Yoga derslerimizde ya da kendi pratiğimizde mutlaka “vrksasana” (ağaç duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “natarajasana” (dansçı pozu), “utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzatılmış duruş), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı) gibi denge duruşlarına yer vermeliyiz.

2009-2010 tum fotolar 282
Ayrıca, sonbahar gündönümünde ve sonbahar boyunca akciğer ve kalın bağırsaklar meridyenlerini çalıştıran asanalar da yapabiliriz. Örneğin, “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnemesi), “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “tadasana” (dağ duruşu), “high lunge” (yüksek hamle), “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “parsvakonasana” (geniş açı duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “natarajasana” (dansçı duruşu), “apanasana” (dizleri göğüse çekme), “yogic cycles” (yoga bisikleti–karın çalıştırma) ve “jathara parivartanasana” (karından burgu) kalın bağırsak ve akciğerleri çalıştırmak için güzel bir akış olabilir.
“Eka pada adho mukha svanasana” (tek bacak havada aşağı bakan köpek), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “parighasana” (kapı duruşu), “ardha chandrasana” (yarim ay duruşu), “malasana” (çelenk-dua tespihi duruşu), “bakasana” (karga duruşu), “sirsasana” (baş duruşu), “dandasana” (asa duruşu), “paschimottanasana ” (yerde öne eğilme),  “balasana” (çocuk duruşu), “phalakasana” (sopa duruşu), “chaturanga dandasana” (şınav pozu), “salabhasana” (çekirge duruşu), “dhanurasana” (yay duruşu), “supta virasana” (yerde kahraman duruşu), “bhujangasana” (kobra), “vasisthasana” (yan sopa duruşu), “marichyasana” (Bilge Marichi burgusu), “ustrasana” (deve duruşu) sonbaharda yoga derslerimize ya da kendi pratiğimize ekleyebileceğimiz diğer duruşlardır.
Sonbaharda yoga yaparken, özellikle köklenmeye önem vermemiz gerektiğinden bahsetmiştim. “Ujjayi pranayama” (kahraman nefesi), bizi ısıtırken sakatlanmamızı engeller ve sadece sonbaharda değil her mevsim kullanabileceğimiz bir nefes tekniğidir.
Sonbaharda bedenimizde artan “vata” elementi nedeniyle kendimizi daha esnek hissedip, sınırlarımızı farketmeden kendimizi sakatlayabiliriz. Bu yüzden, yoga derslerinde veya kendi pratiğimizde, yavaş ve yumuşak bir akış izlemeliyiz. Her yoga dersinin olmazsa olmazı olan “savasana”yı (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu), daha uzun tutarak bedenimizdeki vata enerjisini dengelemeliyiz. Üzerimize bir battaniye almak ve gözlerimizi bir göz yastığıyla kapatmak daha çok sakinleşmek ve dinginleşmemiz için faydalı olabilir.
Tüm bu tavsiyelerimi, gündönümüne denk gelen dersimde uyguladım. Aslında dersi hazırlarken farketmemiştim. Derste, akış içindeyken birden ışık yandı zihnimde. Öyle bir ders hazırlamışım ki inanın ben de şaşırdım. Bir asimetrik asana ve onu takiben bir simetrik asana. Tüm akış böyleydi. Önce bedenimizin bir tarafını sonra öteki tarafını çalıştıran bir asanayı takiben bedenin her iki tarafını da aynı anda çalıştıran bir asana… Örneğin “vrksasana”yı (ağaç duruşu) takiben “tadasana” (dağ duruşu). Peki bu bedenimizde nasıl bir etki bırakmıştı? Ya ruhumuzda?
İki gün sonra yine aynı grupla dersim vardı. Ders başlamadan öğrencilerimin biriyle konuşuyorduk. Öğrencim, “Geçen derste, hani gündönümüne odaklandığımız derste, o kadar güzel çalıştırmışız ki bedenimizi, ruhumuzu ve zihnimizi anlatamam. Dersten sonra ofiste çok işim vardı ama bana vız geldi. Bir asimetrik, bir simetrik çalışarak bedeni o kadar güzel dengelemişiz ki, ders tam amacına ulaştı. Vermek istediğiniz etkiyi ve mesajı aldık” dedi. Öğrencilerimden böylesine geri dönüşler almak beni çok mutlu ediyor. Ne de olsa yoga bir enerji meselesi. Ben bir enerji vermek, iletmek istiyorum. Onlar da bu enerjiyi alabiliyor ve dersin sonunda rahatlamış, dinlenmiş ve dingin hissediyorlarsa, ders amacına ulaşmış demektir.
Günler, aylar ve mevsimler sürekli bir döngü içinde. Tıpkı yogada olduğu gibi hayatın içinde de bir akış var. Sürekli bir devinim. Kış, ilkbahar, yaz derken sonbahar geldi. Her mevsimde bedenlerimize, zihinlerimize ve ruhlarımıza hitap eden değişik tarzlarda yoga yapabiliriz. Önemli olan, tüm bu mevsimlerde beden, zihin ve ruh birlik ve bütünlüğümüzü ve dengeyi sağlamak. Gerisi hikaye…

yazın yoga!

Standard

Yaklaşık iki aydır yazın gelmesini bekliyorum. Ben bekledikçe yaz bir türlü gelmiyor. Seviyorum ya sıcak havayı, güneşi, havuzu, denizi ve güneşlenmeyi… Ben onlara kafayı taktıkça, yaz bir türlü gelmiyor. Bir de üstüne üstlük yazın ne tarz yoga hakkında bir yazı yazmayı istiyorum. Yaz gelmedikçe, bu konudaki yazımı da bir türlü yazamıyorum. Baktım olacak gibi değil. En iyisi ben yazımı yazayım diye karar verdim. Ne de olsa 21 Haziran yaz gündönümü geldi çattı.

PhotoFunia-4d7bb7d
Öncelikle yaz gündönümünü kutlamak için ne tarz bir yoga yapmalıyız?
Bu soruyu cevaplamadan önce yaz gündönümü ne demek ve bu özel günde neler oluyor onu bir anlamaya çalışalım. Bir yıl içinde iki defa gündönümü yaşıyoruz. Biri kışın, 21 Aralık’ta, biri de yazın, 21 Haziran’da. Her iki gündönümünde de, güneş tersi istikamete harekete geçmeden önce duraklıyor. İşte bu durakladığı anlara gündönümü diyoruz. (Kışın yoga hakkındaki yazım için https://burcuyircali.wordpress.com/2013/01/06/kisin-yoga-nelere-dikkat-etmeli/ linkini tıklayabilirsiniz)
Yaz gündönümü ya da 21 Haziran yılın en uzun günü. Bu gün, kış gündönümünde başlayan döngünün sona erdiği gün. 21 Haziran’da güneş dünyayı en dik açıyla aydınlatıyor.  21 Haziran’dan sonra günler kısalmaya ve geceler uzamaya başlıyor. Ta ki 23 Eylül gün gece eşitliğine kadar. Ardından da geceler uzamaya ve gündüzler kısalmaya başlıyor. Tüm bu anlattıklarımızın kuzey yarımküre için geçerli olduğunu hatırlamakta fayda var. Güney yarımkürede zamanlamalar tam tersi.
Bu kısa coğrafi bilgiden sonra gündönümüne geri dönelim. Gündönümü, doğanın bizi kucaklamasına izin vermek için çok iyi bir zamandır. Özellikle yaz gündönümünde, güneşin içimizi ısıtmasıyla ve ruhumuzu şenlendirmesiyle birlikte kendimizi çıplak ayakla çimlerin ya da kumun üzerinde dans ederken buluveririz. Şu ana kadar yaz gündönümünün sadece ruhumuza etkilerinden bahsettik.
Yaz gündönümü kutlamak için ne tarz bir yoga yapabiliriz diye sorarsanız eğer, size vereceğim en güzel cevap bu gündönümünü 108 tur “surya namaskara” (güneşe selam) ile kutlamanız olurdu. Mademki 21 Haziran’da güneş dünyamıza en dik açıda, bu gündönümünde güneşe selam serileri yapmak hiç de mantıksız değil. Bu şekilde, içimizdeki ateşi ortaya çıkarmamız da mümkün. Her nefes aldığımızda daha da genişlemek ve her nefes verişimizde güneşin ısısının bedenimize yayıldığını hayal etmek…
Peki, yaz gündönümünü sadece hızlı bir yoga tarzıyla mı kutlayabiliriz? Tabii ki hayır. 21 Haziran yaz gündönümünde yin yoga yapmak da mümkün. Bu tarz yoga ile belki içimizdeki ateşi harekete geçiremeyiz ama onu söndürüp daha sakin bir şekilde bu gündönümünü atlatabiliriz.
İşte bunlar 21 Haziran yaz gündönümünde yapabileceğimiz yoga tarzları. Şimdi yaz ayları boyunca ne tarz bir yoga yapmalıyız sorusuna cevap bulmaya çalışalım.
Daha önceki yazılarımdan hatırlayacağınız gibi, Hint yaşam bilimi Ayurveda’ya göre bedenlerimiz üç tipe ayrılıyordu: Vata, pitta ve kapha olarak. Bazı bedenlerde tek bir tip hâkim oluyordu, bazı bedenlerde iki, bazı bedenlerde de üç tip birden etkili olabiliyordu. Ayrıca bu sıfatlar sadece beden tiplerini etkilemiyordu aynı zamanda mevsimlerden mevsimleri biri diğerinden daha baskın olabiliyordu. Kış aylarının soğuk, karanlık, kuru ve sert özellikleri nedeniyle bedenlerimizdeki “vata” (hava ve eter) oranı artıyordu. Bu nedenle, kış aylarında yoga çalışmalarımızda köklenmeye ağırlık vermek ve o an ne yapıyorsak yapalım farkındalığımızı köklerde ve köklenmede tutmamız gerekiyordu. İlkbahar geldiği zaman, Ayurveda’ya (Hint tıp bilimi) göre bedenimizdeki “kapha (toprak ve su) dosha” artıyordu. Bu nedenle kendimizi daha ağır ve yorgun hissediyorduk ve kolumuzu bile kıpırdatmak bize zor geliyordu. (Bu konudaki yazım için https://burcuyircali.wordpress.com/2013/03/20/bahara-merhaba/ linkini tıklayabilirsiniz)
Peki, yaz aylarında bedenimize ne oluyor? Yaz gelince, bedenimizdeki “pitta” (ateş ve su) oranı yükseliyor. Bu aylarda da yine kendimizi sıcak hava sebebiyle yorgun hissedebiliriz. Ayrıca, bedenimizde “pitta” oranı arttıkça daha sinirli ve hareketli olabiliriz. Bu nedenle, yaz aylarında yoga pratiğimize başlarken yerde sırtüstü yatarak başlamak ve öncelikle bedenimizi esnetmek ve rahatlatmak çok iyi gelir. Bu şekilde bedenimizdeki iç ısıyı dengeleriz. “Savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) yatıp bir süre bedeni ve zihni derse çektikten sonra, bedeni sağa ve sola esnetme, dizleri kendimize doğru çekip sağa ve sola burgu yapmak kendimizi iyi hissettirebilir.
Sadece yoga pratiğimizin başında değil, tüm pratik boyunca hızlı ve akışkan bir yoga yapmak yerine biraz daha sakin ve rahatlamaya ve meditasyona yönelik yoga tercih edilebilir yaz aylarında. Bu, akışlardan uzak durmamız anlamına gelmemeli. Akış bile yapıyor olsak, daha sakin ve kendimizi dinleyerek yapmak anlamına gelmeli.
Hal böyle olunca, tabii ki derse “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle başlamak mümkün. Aklınıza gelen tüm ayaktaki duruşlar da yapılabilir. “Trikonasana” (üçgen), “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu), “utthita parsvakonasana” (yan açı duruşu), “setu bandhasana” (yarım köprü), “urdhva dhanurasana” (tam köprü), “bharadvajrasana” (bilge Bharadvaj duruşu), “upavista konasana” (oturarak bacaklar yana açık öne eğilme), “parivritta janu sirsasana” (dönmüş baş dize duruşu), “baddha konasana” (bağlı açı duruşu-kelebek), “paschimottanasana” (doğuya bakan öne eğilme), “halasana” (saban duruşu), “salamba sarvangasana” (destekli omuz duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu), “matsyasana” (balık duruşu), yaz ayları boyunca yoga pratiğimizde veya derslerimizde kullanabileceğimiz asanalar.
Bunlara ek olarak, bedenimizdeki ısıyı ya da ateş elementini düşürmek için “sitali” adı verilen serinletici nefes tekniğini de kullanabiliriz. Kısaca, dilimizin yanlarını yukarı doğru katlayıp dilimizin ucunu, dudaklarımızı aralayarak dışarı çıkartarak nefes alıp verme şeklinde yapabiliriz bu “pranayama” tekniğini. Bu nefes tekniği bizi sakinleştirip serinletir. Nefes aralık olan ağızdan alınıp burundan verilir. Bir süre yaptıktan sonra, serinlediğinizi hissedersiniz.
Siz de fark ettiniz mi? Yoga, o kadar engin bir dünya ki her mevsim farklı yoga pratikleri yapabiliriz. Ayrıca her mevsim kullanabileceğimiz değişik “pranayama” (nefesi özgürleştirme) teknikleri var. Bu nefes teknikleriyle kış aylarında bedenimizi ısıtmamız, yaz aylarında da serinletmemiz mümkün. Peki, bahar aylarında ne olacak diye sorabilirsiniz? O zamanlarda da sağ ve sol enerjimizi eşitleyebileceğimiz nefes tekniği var. Yani yoga yine bize bir şeyler sunabiliyor.
Öyle ya da böyle, yaz ya da kış. Veya bahar. Önemli değil. Önemli olan her zaman ve her mevsim yogaya gönül vermemiz ve yogayı hayatımızın içine sokmamız. İster sadece asana boyutunda, istersek pranayama ve meditasyonu da ekleyerek ya da belki felsefesini de okuyup özümseyerek…