Tag Archives: utkatasana

yeniden ayağa kalkmak

Standard

Hayatta en çok neden korkarız? Eğer çocuksak hiçbir şeyden korkmayız. Düşmek kalkmak, tekrar düşmek bizim için hiç sorun değildir eğer çocuksak. Eğer yetişkinsek düşmekten korkarız. En azından yetişkinlerin çoğu… Bu düşme korkusu da ters duruşları çalıştığımız yoga derslerinde önümüzde bir engeldir.

2013-05-18 14.18.39

Geçen hafta özel gruplardan biriyle ters duruş çalışmak istemiştim. Birkaç aydır birlikte çalıştığımız halde grup ters duruşlardan hep kaçınıyordum. “Bugün ters bir duruş çalışalım” dediğimde “bugün ters duruş çalışmasak da karın çalışsak” ya da “ters duruş çalışmasak da sırt çalışsak” ya da “ters duruş yerine göğüs kafesini esnetsek” gibi isteklerle karşılaşıyordum. Geçen hafta kararım karardı. Derste ters duruş çalışacaktık. Hem de “salamba sirsasana” (destekli baş duruşu) deneyecektik.

Başlangıç meditasyonu sonrasında bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıttık. Kolları ve omuz kuşağını güçlendirmek için “phalakasana” (sopa duruşu) varyasyonları, “chaturanga dandasana” (şınav), “ardha salamba sirsasana” (yunus duruşu) ve dirseklerin üzerinde sopa duruşu yaptık. “Utkatasana” (sandalye), “viparita karani” (bacaklar 90 derece havada), “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi), “navasana” (sandal duruşu) varyasyonları ile karın kaslarını güçlendirdik.

Sıra zirve duruşuna geldiğinde hem “salamba sirsasana”yı hem de “tripod sirsasana”yı (tripod baş duruşu) gösterdim. Öğrencilere iki seçenek vermek doğru mu diye düşünenler olabilir. Öğrencilerden bazısı başlarının üzerinde durduklarında boyunlarını zedeleyeceklerinden korkuyorlardı. Neden böyle bir fikre kapılmışlardı? Hiç bilmiyorum. Ne yazık ki korkularımızın nedenini bir türlü bilemeyiz. Bilseydik zaten korkularımızın üzerine gider ve onları yenmeye çalışırdık. Bu nedenle tripod baş duruşunu da seçenek olarak göstererek sadece başın üzerinde değil kolların da yardımıyla bu duruşu deneyerek kendilerini biraz daha huzurlu hissetmelerini istedim. Öğrencilerden bir kısmı yanlarında durmamı ve onlara destek olmamı istedi. Matlarının üzerinde duvar desteği olmadan sadece benim yardımımla baş duruşunu denediler. Bazı öğrenciler ise kendilerini duvar kenarında daha huzurlu hissedeceklerini söyleyip duvar kenarında duruşu deneyimlediler. Dersin sonunda öğrenciler baş duruşundan korktuklarını söyleyerek bu duruşu üst üste birkaç ders boyunca çalışmak istediklerini söylediler.

Bir sonraki derste yine bedeni iyice hazırladıktan sonra baş duruşunu denedik. İkinci deneme ilkine kıyasla çok daha iyiydi. Duvar kenarına giden öğrenciler kalçalarını duvara dayayarak bacaklarını kaldırmayı denediler. Bedenlerini duvara yaslayarak baş duruşunda dururken bu duruşu nasıl yaptıklarına hayret ederek korkularını tetikleyip strese neden olmuşlardı. Stres olduklarında adrenalin seviyesi yükseliyor ve sempatik sinir sistemi devreye giriyordu. Aslında yoga derslerinde genellikle istediğimiz “kaç ya da kavga et” modu yerine zihni en zor duruşlarda bile sakin tutabilmekti. Baş duruşunu yaptıklarını hissettiklerinde korku ile duruştan kaçmak istiyorlardı. Tek yapmamız gereken duruşu sık sık deneyimleyerek korkuların üzerine gitmek ve bu duruşu çok kolay bir duruşmuşçasına yapmaktı. Bu da zihnimizi kontrol edip sinir sistemini sakinleştirerek olacaktı. Her şeyin başı zihni sakin tutabilmekti. İster meditasyon oturuşunda olalım istersek de baş duruşu ya da kol duruşu yapalım; amacımız zihni sakinleştirip beden, zihin ve nefes uyumunu sağlamaktı. Böylece düşsek de yeniden kalkabilecektik. Nasıl ki çocuklar düşmekten korkmazlar ve düşme korkusunu biz yetişkinler çocuklara aşılarız; ters duruşları deneye deneye yetişkin olarak bizler “çocuklar gibi” düşmekten korkmayacak ve düştüğümüzde tekrar ayağa kalkmayı öğrenecektik.

Reklamlar

başlangıçlar

Standard

Yeni bir grupla yoga dersine katıldığınızda neler yapmalıyız? Nasıl bir ders yapmalıyız? Hangi “asana”lardan (duruş) başlamalıyız? Nasıl bir akış yaptırmalıyız? Ders “vinyasa” (akış) mı olmalı “hatha” (güneş-ay yogası/güçlendirici yoga) mi “yin” (bağ dokularını esnetici dişil enerji yogası) mi? Karar vermek zor değil mi?

IMG_6821

Geçtiğimiz haftalarda iki yeni grupla çalışmaya başladığımda bu düşünceler içindeydim.  Tabii ki bu iki grubun benden önce de bir yoga deneyimi vardı. Yogaya aşinaydılar ancak ben ne seviyede olduklarını ve benle çalışmaya başlayana kadar neler yaptıklarını ya da yapabildiklerini bilmiyordum. O yüzden en baştan başlamaya karar verdim. Her derste aşağıdan yukarıya doğru gidecektim. Ayaktaki “asana”lardan ters duruşlara kadar…

Her iki grupla da ilk ders ayaktaki “asana”lara odaklanmıştık. Tek bir zirve duruşuna odaklanmamıştık. “Surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısındıktan sonra her “vinyasa” (akış) sırasında bir ayaktaki “asana”yı denemiştik. “Virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “parsvottanasana” (ayaklar ayrı baş dize duruşu), “utkatasana” (sandalye), “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrı öne eğilme) ve “uttanasana” (ayakta öne eğilme) çalıştıktan sonra bir denge duruşu olarak “vrksasana” (ağaç) yapmıştık.

Yere oturduktan sonra da köklenmeye oturma kemiklerinden devam etmiş sırasıyla “dandasana” (asa duruşu), “pashimottanasana” (yerde öne eğilme) ve “baddha konasana” (bağlı açı duruşu/kelebek) yapmıştık. Sırt üstü yatıp “jathara parivartanasana” (karından burgu) sonrasında “savasana” (derin gevşeme ve dinleme pozisyonu) ile dinlenmiştik.

Öğrenciler çok iyi seviyedeydi. Belki de bu ders onlar için çok kolay ve basit olmuştu. Ben yine de birbirimize alışmamamız için yavaş yavaş ilerlememiz gerektiğini düşünüyordum. Yolculuğa çıktığımızda hemen varmamız gereken yere ulaşmıyorduk. Bir sürü yerden geçiyorduk. Yeni gruplarla da böyle çalışacaktık. Sıra ile gidecektik. Adım adım… Ayaktaki “asana”lardan sonra “kalça açıcılar” yani öne eğilmeler… Sonra sırasıyla karın güçlendiriciler, göğüs açıcılar yani geriye eğilmeler, boyun ve baş yani ters duruşlar…

Böylece tüm bedeni aşağıdan yukarıya dolaşacaktık. Her ders bedenin farklı bir bölgesini çalışırken o bölgeyi kimi zaman esnetecek kimi zaman güçlendirecektik. Bedenin farklı bölgelerini çalışırken ortaya çıkan duyguları izleyecektik. Bedenin her bölgesinin ya da her “asana” grubunun bize hissetttirdiği farklı duygular vardı. Öne eğilmelere çalışırken içimize dönmeyi deneyimleyip geriye eğilmelerde geriye gitme korkusu, kalbimizi açma, daha çok sevebilme, bilinmeze doğru gitme yetisi… Ters duruşlar ise dünyaya başka bir açıdan bakabilme, korkularımızla yüzleşme, karşımızdakini anlama, karın güçlendiriciler azim ve kararlılık, kalça açıcılar kendimizi sevebilme, kabul edebilme, yaratıcı olabilme, su gibi akabilme, esnek olma… Yolculuğumuzda adım adım ilerleyecektik. Bedeni esnetip güçlendirirken, duygusal bedenimizi de izleyecek ve yolculuk sırasında ne gibi değişiklikler yaşacağımızı gözlemleyecektik. Başlangıçlar, yenilik ve değişiklik… Her zaman bize çok şey katar. Yeter ki kendimizi ve algımızı açık tutalım ve gelenleri kabul edelim.

her zaman her yerde

Standard

Yoga her zaman her yerde diye boşuna söylemiyorlar galiba… Yeter ki yoga yapmak isteyelim. Yoga yapmaya niyetlendikten sonra küçücük bir oda ile yemyeşil bir orman ya da masmavi sahil şeridi arasında bir fark yok. Yoga her zaman her yerde…

2009-2010 tum fotolar 309

Geçenlerde özel derse gittiğimde her zaman çalıştığımız toplantı salonu doluydu. O nedenle biz de squash oynanan bir salonda çalışacaktık. Salon iyiydi, kocamandı, yerler parkeydi ama tek bir sorun vardı. Çok soğuktu. Soğukta ise kaslarımızın ısınması uzun sürebilirdi ve belki de rahat hareket edemeyebilirdik. Bir de üşütme tehlikesi vardı. Ne yapabiliriz derken birden aklımıza soyunma odasında çalışmak geldi.

Soyunma odası dediğimizde aklınıza kocaman bir oda gelmesin. İnce uzun, iki tarafında dolaplar ve ortasında da oturmak için sıralar bulunan bir oda düşünün. Biz de ancak duş ve tuvalet kısmına geçilen kapının önünde yoga yapma şansını elde ettik. “Aman canım orada da yoga yapılır mı? O gün yapmasaydın keşke” dediğinizi duyabiliyorum. Yapmaya karar verdik. Her şey bir değişik deneyimdi ve bizim gelişmemiz ve büyümemiz içindi. Belki bugünkü çalışmamızdan da yeni bir şeyler öğrenecektik.

O gün karın kaslarına odaklanmıştık. “Phalakasana” (sopa duruşu), “phalakasana” varyasyonları, “utkatasana” (sandalye duruşu), “navasana” (sandal) varyasyonları çalışırken öğrenci aslında çok yorgun ve bitkin olduğunu ve bu derse devam edemeyeceğini söyledi. Biraz yavaşlamak istiyordu. Dersin yarısı geçmişti bile. Neredeyse zirve duruşuna yaklaşmıştık ama bedeni zorlamak gereksizdi. Demek ki bugün de böyleydi. Ben de dersi biraz ağırlaştırıp “yin” (dişil enerji) havasına sokarak öğrenciyi esnetmeye başladım. “Butterfly” (kelebek), “caterpillar” (tırtıl), “sleeping swan” (uyuyan kuğu) ve “dragonfly” (helikopter böceği) bacakların arkasındaki, içindeki ve yanlarındaki kasları esnettik. Tüm bu duruşlardan sonra sırt üstü yatıp “twisted roots” (dönmüş kökler) burgusu ile omurgayı ve bedeni rahatlattık. Uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi bitirdik. O arada soyunma odasına girenler çıkanlar, yandaki ağırlık çalışılan salondan yüksek sesli bir müzik, salonda bağırarak konuşan insanlar, soyunma odasına giren çıkanlardan bize laf atanlar… Hiçbir şey dikkatimizi ve konsantrasyonumuzu bozmuyordu. Ne derlerse desinler. O gün günlerden “yoga”ydı ve her zaman her yer “yoga”ydı.

“Savasana” sonrasında dersi bitirirken neye niyet neye kısmet diye düşündüm. Karın kaslarını güçlendirmek üzere derse başlamış, bedeni esneterek dersi bitirmiştik. Küçücük ve dar bir alanda çalışmıştık. Dışardan bedeni ve zihni rahatsız edecek bir sürü etki olduğu halde biz yine de anda kalmıştık. Beden, zihin ve ruh birliğini ve bütünlüğünü hep korumuştuk. Dikkatimiz ve konsantrasyonumuzu kaybetmemiştik.

Bir sonraki derse gittiğimde de toplantı salonu doluydu. Bu defa değişik bir ortam deneyelim dedik ve öğrencinin odasında çalıştık. Yine oda dersen kocaman bir odadan bahsetmiyoruz. Ancak bir matın sığacağı ve ayağı geriye doğru açarken bile bir yerlere çarpabileceğimiz kadar küçük bir ortamdan bahsediyoruz. O gün de karın kaslarını çalışmaya devam etmiştik. Zirve duruşumuz da “bakasana” (karga duruşu) idi. Öğrenci ile daha önce “bakasana” konusunda kötü bir deneyimimiz olmuştu. Öne doğru düştükten sonra bu duruşa karşı bir isteksizlik gelişmişti. Bir süre çalışmamıştık. Ama kaçarak olmazdı. Korkuların üzerine gitmek gerekirdi. Hayatta da böyle değil miydi? Vazgeçip gitmek olur muydu? Tekrar tekrar denemek gerekirdi. Denedikçe belki beden ve zihin kabullenirdi ve belki de o bize çok uzak gelen şey bize birden yakın gelmeye başlardı. O yüzden başın altına “bolster” koyarak denemelere başladık. Yavaş yavaş, adım adım, hiç acele etmeden… Kontrolü kaybetmeden… Ve o gün o odada inanılmaz bir şey oldu. Ögrenci “bakasana”ya geçerken çok sakin, konsantrasyonu kaybetmeden, beden-zihin-ruh (nefes) bir arada tutarak, sanki çok kolay bir duruşu yaparmışçasına sakin “bakasana” denedi. Ve oldu…. Evet, harika bir “bakasana” yaptı. Bir-iki-üç nefes… İlk deneme için yeterli. Zamanla gelişecek ve rahatlayacak. Bir kez daha denemek istedi ve denedi… Ve yine oldu. Acele etmediği, kontrollü davrandığı, adım adım ilerlediği için…

Zirve duruşundan sonra bedeni dengeleyip rahatlatırken içeri birileri geldi. Laf atanlar ve bu şekilde dikkatimizi dağıtmaya çalışanlar… Hep olur, her yerde olur… Dağılmadık. Beden, zihin ve nefes birliğimizi ve bütünlüğümüzü koruduk. İşte bu “yoga”ydı. Beden, nefes, zihin bir ve bütün… “An”da kalmak, “an”ı yaşamak, sadece kendinle ilgilenmek, kendine bakmak…

Yoga her zaman her yerde… Kuş sesleri içinde yemyeşil bir orman, masmavi bir gökyüzü altında dalga sesleriyle oturduğumuz bir sahil şeridi… Ya da küçücük bir oda, sadece yoga matı ve bedenim, zihnim ve ruhum… Arada hiçbir fark yok. Kalabalık bir şehir ile dağların tepesinde bir inziva… Arada hiçbir fark yok. Tek fark biz bedenen, zihnen ve ruhen bir ve bütün müyüz? Eğer öyleysek, her yer her an bize yoga zaten…

karın kasları ve hayat

Standard
Bazen hayatımızda aşağı yukarı benzer olaylarla karşılaşırız. Bu bir tesadüf müdür? Yoksa benzer düşüncelere sahip benzer kişiler ile görüştüğümüz için mi benzer olaylar yaşarız? Ya da bunu günümüzde bu tarz olaylara açıklamak için kullandığımız “çekim yasası” terimiyle açıklamak mümkün müdür?
20140725_101723
Bu hafta yine tesadüflerle dolu bir hafta oldu benim için. Gerek özel gerekse grup derslerimde tüm öğrencilerin ortak bir isteği vardı. Karın kaslarını güçlendirmek. Tesadüf müydü? Yoksa karın bölgesini yöneten duygularda mı bir sorun yaşamaktaydık? Tüm öğrenciler aynı duyguları hissediyor ve o nedenle karın kaslarını güçlendirmeyi istiyor olabilir miydi?
Karın bölgesi ne ile ilişkiliydi? Yoga felsefesine göre, “manipura” (karın) çakrası, göbek deliğinin arkasında bulunmakta ve kelime anlamıyla mücevher, cevher anlamındaydı. Bu çakra, kendine güven, azim ve kararlılıkla ilişkiliydi. “Manipura” çakra, psikolojik durumumuzla yakından ilgiliydi. Psikolojik sorunlar hissettiğimizde, mide ve hazım sorunları yaşayabilirdik. Korktuğumuzda, heyecanlandığımızda ya da stresli olduğumuzda, karnımız ağrıyabilir ya da mide sorunlarıyla karşılaşabilirdik.
Karın çakrası iyi çalıştığında, kişi enerji dolu ve amaçlarını gerçekleştirebilen biri oluyordu. Maymun iştahlı değil, aksine amaçlarını yerine getirebilecek iradeye sahip oluyordu. Bu çakra güçsüz olduğunda, kişi düşüncelerini gerçekleştirme enerjisinden yoksun, hayatın kendine sunduklarından mutlu olmayan ve hayal kırıklığı hisseden öfkeli biri haline gelebiliyordu. Manipura çakra güçsüzse, fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak özümseme ve hazmetme sorunları yaşayabiliyorduk.
Peki neden tüm öğrenciler karın odaklı bir ders istiyordu? Merkezleriyle bağlantılarını kaybetmiş, hayatlarına kararlılık ve azimle devam edemiyor ve hazmetme sorunları yaşıyor olabilirler miydi?
Derslerin başından sonuna kadar karın kaslarını güçlendirmek için çalıştık. “Vinyasa”lara (akış) başlamadan önce dört ayak üzerinde denge çalışmalarıyla karın kaslarını ısıtmıştık. Ayağa kalktıktan sonra “surya namaskara” (güneşe selam) serilerinin arasına “phalakasana” (sopa duruşu) varyasyonları ve “utkatasana” (sandalye) varyasyonları ekleyerek karın kaslarını güçlendirmeye devam etmiştik.
Bedeni iyice ısıttıktan sonra yere oturup “navasana” (sandal duruşu) varyasyonları, “supta konasana” (yerde açı duruşu) varyasyonları yaptık. Zirve duruşuna hazırlık olarak “ardha purvottanasana”da (ters masa) beş nefes beklemiş ve biraz dinlendikten sonra tekrar bu duruşa geçmiştik. Önce sağ bacağı yere paralel hale getirip nefes alıp verirken beş kere yukarı kaldırıp öteki diz hizasına kadar indirmiştik. Zirve duruşumuz ise “purvottanasana” (ters sopa duruşu) idi.
Zirve duruşu sonrasında bedeni “paschimottanasana” (yerde öne eğilme), “parivrtta janu sirsasana” (baş dize duruşunda burgu) ve “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile sonlandırmıştık.
Öğrenciler uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dinlenirken ben de dersin bana neler kattığını düşündüm. Karın kaslarını güçlendirmeyi seviyordum. Her zaman derim: “Güçlü karın, güçlü omurga ve güçlü beden” diye… Karın kaslarımız ne kadar güçlüyse hayattaki duruşumuz da o kadar güçlü olur. Peki sadece bu muydu dersin sonunda hissettiklerim? Bu hafta tüm öğrencilerin karın kaslarını çalışmak istemesi tesadüf müydü yoksa onları karın kaslarını güçlendirmeye sevk eden başka bir neden mi vardı? Acaba öğrencilerin tümü merkezleriyle bağlantılarını mı kaybetmişlerdi ve bu bağlantıyı tekrar kurmaya mı çalışıyorlardı? Ya da öğrenciler içlerindeki “cevher”i mi kaybetmişlerdi yani herkes içindeki gücü unutmuş ya da aslında ne kadar güçlü olduklarının farkında mı değillerdi?
Peki ya kendine güven, azim ve kararlılık? Güven duygusu? Hayata ve çevremize güvenle bakmak? Azimle bir şeyleri başarabilmek? Başladığımız işleri kararlılıkla devam ettirmek ve sonlardırmak? Ya da her şeyden önemlisi, yaşadıklarımızı hazmedemiyor muyduk? Belki sadece biri ya da birkaçı ya da hepsi… Ne olursa olsun, öğrenciler merkezleriyle bağlantılarını kaybetmiş ve bu bağlantıyı tekrar kurmaya ihtiyaç duyuyorlardı. Ne kadar güçlü karın kaslarına sahipsek, hayattaki duruşumuz da o kadar güçlü ve sağlam oluyordu. İşte o yüzden daima merkezimizle, “cevher”imizle bağlantıyı güçlü ve sağlam tutmalıydık. Evet galiba derslerden bana düşen de buydu.

etkileşim içinde olmak

Standard

“Öğretmenim, gelecek hafta şöyle bir asana (duruş) deneyelim mi?” Grup derslerime katılan öğrencilerden biri bana bu soruyu sorarken aynı zamanda da “asana”yı gösteriyordu. “Ama adını bilmiyorum. O yüzden gösteriyorum. ‘Eka pada’ bir şey. Tek ayaklı bir duruş ya o yüzden ‘eka pada’ ile başladığını biliyorum ama asananın tam adını bilmiyorum.” Evet aynen öyle: “Eka pada galavasana” (uçan güvercin/uçan karga duruşu)… Sadece “galavasana” olarak da kullanılır çoğu zaman… Ve böylece bir sonraki dersin zirve duruşu belirlenmiş olmuştu.

2009-2010 tum fotolar 719

Seçtiğimiz zirve duruşu bir kol denge duruşuydu ve oldukça zor bir asanaydı. Kol denge duruşu olduğu için dersin ilk yarısında kolları, omuz kuşağını ve karın kaslarını güçlendirmek gerekiyordu. Kalça kaslarını da esnetmek gerekiyordu çünkü duruşu yapabilmemiz için kalçayı dışa doğru döndürebilmeliydik. Zirve duruşunu yapana kadar bedenin birçok bölgesini esnetmek ve güçlendirmek gerekiyordu. Hadi başlayalım o zaman.

Derse nefeslere odaklanıp uzunca bir meditasyon ile başladık. Meditasyon sonrasında omurgayı “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) akışı ile hareketlendirdik. Dört ayak üzerinde sağa ve sola burgu yaptıktan sonra “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek) ile ayağa kalktık. Bir “vinyasa” ile “tadasana”ya (dağ duruşu) geçtik. Bedeni “surya namaskara A” ve “surya namaskara B” (güneşe selam) serileri ile ısıtmaya başladık. Güneşe selam serilerinin aralarına “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) ve “anjaneyasana” (alçak hamle) duruşlarını katıp kalça fleksör kaslarını esnetmeye başladık.

“Vinyasa”ların arasına “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrık öne eğilme) ve “eka pada raja kapotasana” (güvercin) duruşlarını ekledik. “Utkatasana”da (sandalye) beklerken erkeklerin bacak bacak üstüne attığı gibi bacakları üst üste atıp beşer nefes bekledik. Böylece kalçayı dışa döndüren kaslar da esnemeye devam ediyordu. Duruşu bozmadan öne eğilip kalçayı dışa döndüren kasları biraz daha açtık.

Sıra karın kaslarını güçlendirmeye gelmişti. Bir akış sırasında “phalakasana” (sopa) duruşunda beş nefes beklerken bir sonrakinde “phalakasana”dan “chaturanga dandasana”ya (şınav) üç nefeste iniyorduk. Bir başka akış sırasında “phalakasana”da tek ayağı kaldırıp beş nefes bekledik. Sonra havadaki bacağı indirip ötekini kaldırdık. Bir sonraki “vinyasa”da nefes alırken “phalakasana” nefes verirken adho mukha svanasana” akışını yaptık. “Vasisthasana” (bilge Vasistha duruşu/yan sopa) da akışların arasına eklediğimiz bir başka karın güçlendirici asanaydı. “Chaturanga dandasana”da bedeni öne arkaya hareket ettirmeye çalıştık. Bir başka “vinyasa”da aşağı bakan köpek’te bir bacağı havaya kaldırıp nefes alırken tek bacak havada “phalakasana”, nefes verirken tek bacak havada “chaturanga dandasana”, nefes alırken tek bacak havada “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek) ve nefes verirken tek bacak havada “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek)… Tabii ki bitmemişti. Bu serinin bir de sol tarafı vardı. “Utkatasana”da (sandalye) nefes verirken öne düz bir şekilde eğilerek “kayakçı duruşu”na geçip nefes alırken tekrar sandalyeye geçerek de karın kaslarını çalıştırmaya devam ettik. “Ardha salamba sirsasana” (yunus duruşu) ve dirseklerin üzerinde sopa duruşu arasında nefeslerle gidip gelmek de yine karın kasları için yaptığımız bir çalışmaydı. Ayrıca bu akış omuz kuşağını da güçlendirmemize yardımcı olmuştu. En son biraz eğlenceli ama biraz da ürkütücü bir asana vardı. “Phalakasana”da beklerken elleri yerden kaldırıp avuç içlerini birbirine çarpmak… Kendi kendini alkışlar gibi… Burada karın kaslarını çok iyi kullanmak gerekiyordu. Aksi takdirde yere yığılıp çeneyi ve yüzü yere vurmak gibi bir risk vardı. Denedik… Deneyimledik… Yaptık, yapamadık… Ama keyif aldık…

Son bir “vinyasa” sonrası “malasana”ya (dua tespihi/çelenk duruşu) geçip zirve duruşu öncesinde kalça kaslarını biraz daha açtık. “Malasana”dan “bakasana”ya (karga duruşu) geçip zirve duruşuna bir adım daha yaklaştık. Kimileri “parsva bakasana”da (yan karga duruşu) “bakasana”ya göre daha rahat ediyordu. O yüzden hem karga hem de yan karga duruşunu zirve duruşu öncesi gösterdim. İsteyen istediğini yapsın ve kendini mutlu ve rahat hissetsin diye…

Sıra zirve duruşuna gelmişti. İsteyen “bakasana”dan bu duruşa geçecekti isteyen “utkatasana”dan… “Utkatasana”dan geçenler, sağ bacaklarını erkeklerin bacak bacak üzerine attığı gibi attıktan sonra, ellerini yere yerleştirip sağ ayağın parmaklarını sol kolun dışına geçirip kolların üzerine yerleşeceklerdi. Sol bacağı ise geriye doğru açacaklardı. Sol bacağı yukarı kaldıramıyorlarsa yerde tutacaklardı. Bu bile oldukça zor bir duruştu çünkü. Yapabilenler sol bacağı da havada tutacaktı.

“Bakasana”dan geçenler ise sağ bacaklarını sol kollarına doğru yürütüp sağ ayak parmaklarını sol kolun dışına geçirecek ve kollarının üzerine yerleşecek ve sol bacağı geriye doğru açmayı deneyeceklerdi. Yani aynı asanaya farklı yollardan girmeyi deneyeceklerdi. Kimine göre biri, kimine göre diğeri daha kolaydı. Bedensel ve zihinsel sebeplerden ve alışkanlıklardan dolayı…

Sınıfta herkes kendi kendine “eka pada galavasana”yı deniyordu. Ben de sınıfta geziniyor ve yardımcı olmaya çalışıyordum. Öğrencilerden biriyle ilgilenirken birden kafamı kaldırma ihtiyacı duydum. O an ne göreyim. Sınıfta her zaman kendi köşesinde kendi içinde akışları yapan bir öğrenci “eka pada galavasana”yı başarıyla yapmakla kalmamış; bir de bu asanadan “chaturanga dandasana”ya (şınav) geçmişti. Ve kendimi tutamayıp sevinç çığlığı atmışım. Ve bir yandan da alkış tutturmuşum.

Beni duyan herkes zirve duruşunu denemeyi bırakıp çevresine bakınmaya başladı. Ben de açıklama gereği duydum: “Kendi köşesinde kendi içine dönerek akışları yapan arkadaşımız bugünkü asanayı çok güzel sergiledi. İçimizde ne cevherler barındırıyormuşuz da haberimiz yokmuş” dedim. “Eğer sakıncası yoksa zirve duruşunu bir kez de tüm sınıf için yapabilir misin?” Sağolsun kırmadı bizi… Bir kere daha gösterdi duruşu… Gerçekten de uçan bir güvercin gibi. Önce duruşa yükseldi… Sanki uçuyormuşçasına… Ve yine sanki uçuyormuşçasına şınav duruşuna zıpladı. Ve bir alkış tufanı daha…

Zirve duruşu sonrası bedenleri eşli bir çalışma ile dengeledik. “Dandasana”da (asa duruşu) eşlerden biri ötekinin arkasına geçip kollarından iyice yukarı doğru uzatmaya ve omurgasını dik tutmaya çalıştı. Diğer eşli çalışmalarımız ise “upavistha konasana” (bacaklar ayrık öne eğilme) ve “paschimottanasana”daydı (yerde öne eğilme). “Upavistha konasana”da eşler birbirine öne eğilirken yardım etti ve sonra burgu yaptılar. “Paschimottanasana”da ise bir kişi öne eğilirken diğeri onun sırtında köprü yaparak göğüs kafesini esnetiyordu. En son “jathara parivartanasana” (karından burgu) yaparken eşlerden biri diğerinin daha çok esnemesine yardımcı oldu.

Uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) sonrası dersi nasıl sonlandıracaktık? Öğrenciler açısından önemli olan ne kadar güçlü ya da ne kadar esnek olduğumuz değildi. Önemli olan asanaların arasında nefesler ile uyumlu akıp akamadığımız ve ders boyunca zihin, beden ve nefes birliğini koruyup korumadığımızdı… Eğer bu birliği kaybedersek, yoga olmaktan çıkıp herhangi bir fiziksel aktivite dersi yapıyor olurduk. Her zaman beden, zihin ve nefes birliğimizi ve bütünlüğümüzü korumalı ve uyum içinde olmalıydık. Benim açımdan ise öğrencilerle iletişim ve etkileşim içinde olmak önemliydi. Onlardan gelecek eleştiriler, istekler, sorular kimi zaman da yanıtlar… Hepsi benim gelişmem içindi… Farkındalığını hiç kaybetme, Burcu… İzlemeye devam et… Öğrenmeye açık ol… Öğrenmeye ve öğretmeye devam et… Öğren ki öğretebilesin… Yeniliklere açık ol… Etkileşim içinde ol…

birisi bana denge mi dedi?

Standard

Denge, hayatımda her zaman önemli bir yer tuttu. Bir “Terazi” olarak, dengeli bir yaşam benim olmazsa olmazımdı. Peki ya dengemi hep koruyabildim mi? Ya dengemin bozulduğu zamanlar? Geçen akşam, yoga dersimi denge ve denge asanalarına adadığımda işte bunları düşünüyordum.  Denge? Nasıl bir denge? Dengemiz günden güne değişir mi? Peki bu dengeyi nasıl koruyacağız?

2009-2010 tum fotolar 696

Bahar aylarındayız hâlâ. Bir gün hava sıcacık, güneş tepede, ısıtıyor bizi. Çoraplar çıkıyor, sandaletler ve elbiseler giyiliyor. Ertesi gün, hava kapalı, yağmur yağdı yağacak. İçimiz ürperiyor eğer bir gün önceki havaya aldanıp yazlık kıyafetlerimizle çıktıysak sokağa. Böyle bir mevsimde yoga dersleri de değişken oluyor haliyle. Sıcak havada kimi zaman aktif ve hareketli yogaya kimi zaman da sakin tarzlı bir yogaya yönleniyoruz. Daha serin havalarda ise genellikle içimizi ısıtacak hareketli yogayı tercih ediyoruz. Hal böyle olunca da tıpkı baharın bir öyle bir böyle olan havası gibi yoga pratiğimiz de günden güne değişiklik gösteriyor.

O gün Ankara çok sıcaktı. Hatta ben pilates stüdyosuna giderken karşıdan vuran güneşin etkisi altında fazlasıyla gevşemiştim. Stüdyoya gider gitmez bir kahve içtim uyuşukluğumu ve uykumu açmak için. Denge çalışmak için aslında harika bir gündü.

Öğrenciler geldi. Kısa bir meditasyonla derse başladık. Denge odaklı çalışacağımız için masa pozisyonunda denge hareketleri ile başladık. Bunu “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpekte) tek el ve tek bacak kaldırarak denge çalışmaları takip etti. Sonrasında ayağa kalktık ve “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısındık. Yavaş yavaş denge asanalarına yoğunlaştık. Bunlar arasında “vrksasana” (ağaç), “natarajasana” (dansçı), tek bacak üzerinde durarak “utkatasana” (sandalye), “ardha chandrasana” (yarım ay), “vasisthasana” (yan sopa/Bilge Vasistha duruşu) vardı. Dersin zirve duruşu “utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzatılmış duruş) varyasyonlarıydı.

Kimi zaman bloktan kimi zaman da duvardan faydalandık ama dengemizi gözlemledik. Bedenimizin sağı ve solundaki dengemizin birbirinden ne kadar farklı olabileceğini gördük. Bugün başarıyla yapabildiğimiz bir asanayı belki bir gün sonra yapamayabileceğimizi fark ettik.

Peki, o günkü dersin ana fikri neydi? Neden denge asanalarına yoğunlaşmıştık? Dengemizin günden güne değişiklik gösterebileceğini bilmek ve bunu olduğu gibi kabul etmek. İşte tüm dersin ana fikri buydu aslında. Her şeyden önemlisi, bedenimizin sağ ve sol yanındaki dengemizin de birbirinden farklı olabileceğini kabullenmekti. Belki sağ tarafımız daha dengeli belki de sol yanımız daha dengeliydi. Ya da ikisi birden dengeliydi. Ama her şeyden önemlisi, dengemizi ya da dengesizliğimizi, bir başka deyişle güçlü taraflarımızı ya da zaaflarımızı, olduğu gibi kabullenmek ve kendimizi bu şekilde sevmek. İşte tüm ders bunun üzerineydi. Tüm ders bu farkındalığı uyandırmak içindi.

Benim burcum Terazi. Hayatımda sürekli denge olmalı. Dengemi hep korumalıyım. Koruyamadığım zaman ne mi olur? Fiziksel ve duygusal açıdan yorgun düşerim ve tükenirim. Peki, bu dengeyi nasıl koruyacağım?

Öncelikle, hepimiz, hayatın “düalite”, Türkçe tabiriyle “ikisellik” ya da “zıtlıklar” üzerine kurulduğunu kabul etmeliyiz. Kadın olmadan erkeğin olmayacağını, yaz olmadan kışın olmayacağını, gece olmadan gündüzün olmayacağını, karanlık olmadan aydınlığın olmayacağını fark etmeliyiz. Daha doğrusu, bu zıt kutuplar olmadan tek başına gecenin, yazın, kadının ya da karanlığın hiçbir şey ifade etmeyeceğini kabullenmeliyiz. Her şey zıt kutbuyla bir anlam ifade ediyor. O halde, bu zıtlıkların varlığını kabul ederek hayatımızı bir dengeye oturtabiliriz. Dengeyi ancak ve ancak böyle kurabiliriz. Ne aşırı etkinlik ne aşırı dinginlik, ne aşırı et yemek ne hiç yememek, ne aşırı spor ne aşırı durağanlık, ne aşırı sevgi ne aşırı nefret… Her şeyin ılımlısı ve her şeyin dengesi… İşte hayatın düzeni…

neden bazı asanalarda rahat, bazılarında rahatsızız?

Standard

2009-2010 tum fotolar 675Hiç dikkatinizi çekti mi? Asanaları yaparken bazı duruşlarda rahat ve huzurlu, sanki bu duruş için yaratılmışsınız ve ömür boyu bu duruşta kalabilirsiniz gibi hissettiniz mi? Ya da bazı asanalarda sıkışmış, bunalmış, rahatsız ve hemen duruştan çıkmayı düşünürken yakaladınız mı kendinizi hiç? Bir süredir bu konuyu düşünüyor ve araştırıyorum. Araştırmaların sonunda bu yazıyı yazarak elimden geldiğince hem kendimi hem de sizleri aydınlatmayı umuyorum. Hadi hayırlısı…
Aslında herşey, yoga felsefesindeki “karma” inancıyla alakalı. Karma yasasına göre, yaptığımız her tür fiziksel ve zihinsel eylem er ya da geç sonuç verir ve biz de, ister bu hayatta isterse daha sonraki yeniden doğuşlarımızda, bu eylemlerin sonuçlarını çekeriz. Yani, gerçekleştirmiş olduğumuz, fiziksel ya da zihinsel her türlü eylemin etkilerini şu anki gerçek yaşam içinde görmesek bile bunlar bir sonraki yaşamımızı mutlaka etkileyecektir.
Karma’ya inanan biri, öldükten sonra gerçekleşecek olan sözde yeni hayatındaki başarılarının, mevkiinin veya hayat şeklinin bir önceki hayatındaki davranışlarına ve ahlakına bağlı olduğuna inanır. Söz gelimi, bugün zengin veya başarılı olan bir kişinin, geçmiş hayatında iyi bir insan olduğu için bu hayatında zenginlikle ödüllendirildiği düşünülür. Aynı şekilde fakir, sakat ya da başarısız olan bir kişinin geçmiş hayatında kötülükler yaptığı ve bunun karşılığını şimdiki hayatında bu şekilde aldığı iddia edilir.
Yoga üstadı Patanjali’ye göre, geçmişte yaptığımız her şey, söylediğimiz her kelime ve tüm düşüncelerimiz, bizi şu an biz yapan ve bedenimizi oluşturan şeylerdir ve tüm geçmişimiz, yaşam süremizi ve hatta ölüm şeklimizi belirler. Karmadan kaçıp kurtulmamız mümkün değildir. Bir kere o tohumu ektik mi, ister bu yaşamımızda isterse daha sonraki yaşamlarımızda, biz bu tohumun ceremesini, mutluluğunu ya da acısını çekeceğiz. Karmayı kabullenirsek, onu temizleyebiliriz, acılarımızı dindirebiliriz ve tertemiz bir sayfayla önümüze bakabiliriz. Bunu da, bir takım şeylerden “vazgeçerek”, bazı şeyleri “bırakarak” yapabiliriz ancak bu süreç bazen sancılı olabilir.
Şimdi ben neden önce asanalardan sonra da karma inancından bahsettim? Merak ediyorsunuz değil mi? Cevap çok basit. Asanalar ile karma arasında bir ilişki olduğunu düşünüyordum çünkü bir duruşta çok rahat, mutlu ve huzurlu hissederken bir başka duruşta tam tersi duygular içinde olmak başka bir şekilde açıklanamazdı.
Asanalarda beklerken, öncelikle acının anatomik bir acımı yoksa karma kaynaklı bir acı mı olduğunu ayırt etmemiz lazım. Duruşumuzda tüm hizalanma kurallarını uyguladıktan ve neredeyse yoga dergilerinde yer alabilecek kadar güzel bir poza girdikten sonra hala acı hissediyorsak ve sebebini açıklayamıyorsak, işte bu karma kaynaklı bir acıdır. “Tarif edemediğim bir acı var, içim çok yanıyor” diyorsanız, karmadan kaynaklı bir acıyla karşı karşıyasınız demektir. Bu geçmiş yaşantılarımızdan belleğimizde kalan anıların acısıdır, geçmişte kabullenmediğimiz bir acıdır. Kabullenmediğimiz için tekrar tekrar karşımıza çıkan bir acıdır. Biz onu kabullenene kadar da önümüze gelmeye devam edecek bir acıdır.
Aslında bu acı gelişmemiz için çok faydalıdır. Bu acıyı yaşamak ve yaşayarak acıyı yok etmek hepimizin yapması gereken bir şeydir. Ancak, herkes duygusal olarak bu kadar güçlü olamayabilir. Bazı kişiler, acıyı yoğun bir şekilde hissettikleri anda sadece duruştan değil aynı zamanda yoga pratiğinden de vazgeçeceklerdir. Aslında, bu nokta, tam da gelişeceğimiz, kendimizi bulacağımız, karmamızı temizleyebileceğimiz bir noktadır. Bu nedenle, pes etmek yerine, yoga pratiğimize devam etmeli ve karmadan kaynaklanan acılarımızla baş etmeliyiz. Sonuçta karmamızı çözüp temizleyeceğiz çünkü.
Bu acıyı reddettiğimiz zaman, kabullenmediğimiz zaman, enerji akışını engelleyip daha çok sıkıntı ve acı çekeriz. Bunu daima hatırlamalıyız.
Şimdi, karma, çakralar ve asana arasındaki bağlantıdan birazcık bahsedelim. Öncelikle, her asananın bedenimizde bulunduğu düşünülen yedi enerji merkezinden yani çakradan biriyle ilintili olduğunu biliyoruz. Buna bir de her asananın karma inancı ile ilişkili olduğu fikrini de ekleyebiliriz.
Her yoga hizalanmasında olduğu gibi, bu konuyu zeminden yukarı doğru çıkarak açıklamaya çalışayım. Ayaktaki asanaların “muladhara” yani kök çakrayı düzenleyen duruşlar olduğunu hepimiz biliyoruz. Ayaktaki asanalar, doğa, ebeveynlerimizle, işimiz, ailemiz, parasal konular, patronlar ve iş hayatımızla ilgili ilişkilerimizi düzenleyen duruşlardır.
Öne eğilmeler, “swadhisthana” yani cinsel çakramızla ilgili duruşlardır. Bu çakra ve duruşlar, yaratıcılık, sanatsal eğilimler, romantizm ve aşk ve cinsel ilişkilerimizi içerir.
“Manipura” yani göbek çakrasına gelince, burgulardan ve kırdığımız üzdüğümüz insanlardan bahsetmemiz gerekir.
“Anahata”, kalp çakrası, arkaya eğilmeler ve bizi üzen kişilerle ilişkilerimizle ilintilidir.  “Vishuddha” yani boğaz çakrası, ise kendimizle ilişkimizi ifade eder ve omuz duruşu (sarvangasana), saban duruşu (halasana) ve balık (matsyasana) duruşu gibi asanaları bu çakrayı harekete geçiren duruşlar olarak nitelendirebiliriz.
“Ajna” ya da üçüncü göz çakrası, öğretmenlerimizle ilişkilerimizi düzenler. Bu çakra için çocuk duruşunu (balasana) örnek olarak verebiliriz. “Sahasrara” ya da taç çakrası, İlahî Güç ya da Yaradan ile ilişkimizle ilgilidir ve en önemli örneği baş duruşudur (sirsasana).
Hal böyle olunca, asana pratiği yaparak olumsuz karma geçmişimizden kurtulmak ve geçmişimizi temizlemek mümkün.
Peki, karmamızı nasıl temizleyeceğiz? Yoga inancına göre, her asana grubu bir şey ifade etmekte. Eğer ayaktaki duruşlarda bir sorun yaşıyorsak, öncelikle bunun fiziksel bir yetersizlikten ya da bedensel bir sakatlıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını kontrol etmemiz gerek. Fiziksel bir sorunumuz yoksa o zaman sorunumuz ruhsal ve duygusal olabilir. Bu defa, ebeveynlerimizle, ailemizle ve patronumuzla ilişkilerimizi gözden geçirmemiz ya da iş hayatında veya parasal konularda bir sorun yaşayıp yaşamadığımıza bakmamız gerekir. Fiziksel bir sorun yaşamıyorsak, bir rahatsızlığımız ya da sakatlığımız yoksa ve eğer “virabhadrasana I” (savasçı duruşu), “utkatasana” (sandalye duruşu) ya da “vrksasana” (ağaç) duruşlarında sıkıntı çekiyorsak, o zaman muhtemelen hayatımızın yukarıda bahsedilen bir veya birkaç noktasında sorun yaşıyoruz demektir.
Bir başka açıdan değerlendirirsek, kalça eklemimiz esnekse ve bacak arkası kaslarımız (hamstringler) kısa değilse, öne eğilme asanalarını yapamamamız için fiziksel bir sorunumuz yoktur. Eğer “janu sirsasana” (baş dize/yarım kelebek duruşu) ya da “baddha konasana” (kelebek duruşu) asanalarında sıkıntı yaşıyorsak veya her öne eğildiğimizde nefesimiz daralıyor ve bir sıkışma hissediyorsak, büyük bir ihtimalle aşk hayatımızla ve sevgilimizle ya da eşimizle sorun yaşıyoruz demektir. Belki de geçmişteki hayatlarımızdan getirdiğimiz aşk ve sevgili sorunlarını hala çözemedik ve sürekli aynı tarz ilişkileri ve sıkıntıları yaşıyoruzdur.
Burguların ise göbek çakramızı hareket geçiren asanalar olduğunu artık biliyoruz. Burgular, kırdığımız ve üzdüğümüz insanlarla sorunlarımızı çözmemiz ve bedenimizi temizlememiz için en iyi asanalardır. O halde şöyle düşünebilir miyiz? Eğer bir kişi burguya rahatça giremiyorsa ve örneğin “marichyasana” (bilge Marichy duruşunda) sorun yaşıyor, nefes darlığı çekiyorsa ve bunların sebebi omurganın gergin olması ve burguya izin vermemesi değilse, bu kişi hayatında birilerini üzmüş ya da kırmış ve asana pratiğinde bu duygunun yükü altında eziliyor olabilir mi?

2009-2010 tum fotolar 676

Göbek çakramızdan biraz daha yukarı çıkınca kalp çakramıza geliyor sıra. Kalp devreye girince, tabii ki yine kırılmak ve üzülmek işin içinde ama bu sefer taraf değişiyor. Kalp çakrasını hareket geçiren arkaya eğilmeler bizi üzen insanlarla sorunlarımızı çözmemize yardımcı oluyor. Eğer “urdhva dhanurasana” (köprü) yapmak ya da “ustrasana” (deve duruşu) bizim için zorlayıcıysa, kalbimizi açamıyorsak, arkaya eğilirken nefes nefese kalıyorsak, geriye bakmak bize zor geliyorsa, belki de bizi üzen ve kıran birçok olay yaşamışızdır. Peki, bu durumda, bir daha hiç mi arkaya eğilmeyeceğiz? Pes mi edeceğiz? Hayır! Arkaya eğilmeye devam ederek, kırılan kalbimizi onarıp insanlara tekrar güvenmeyi öğreneceğiz. Yoga felsefesine göre,  eğer bunu bu hayatımızda yapmazsak, bir sonraki hayatımızda kalp bölgemizde yine sorunlarla doğucağız.
Sırada, en önemli çakralarımızdan biri olan boğaz çakramız ve onu etkileyen omuz duruşu (sarvangasana) serileri var. Omuz duruş serileri kendimizle ilişkimizi düzenliyor. Kendimizle ilişkimiz aslında çok önemli… Kendimizi sevmemiz, takdir etmemiz, beğenmemiz ve onaylamamız… Omuz duruşlarında yaşadığımız sorular, fiziksel değilse eğer, kendimizle ilişkimize bakış şeklimizden kaynaklanabilir. Bir kere kendimizi sevmeye ve onaylamaya başladık mı, gerisi zaten gelir.

Bir sonraki çakra, üçüncü göz çakrası… Özellikle çocuk pozisyonu (balasana) ya da alnımızı yere dayadığımız her duruş bu çakrayı etkileyen duruşlara örnek olarak verilebilir. Peki, bu duruşlarda sıkıntı çekiyorsak bunu neye yormamız gerek? Çocuk duruşu öğretmenlerimizle sorunlarımızı çözüyor. Yani bu duruşta sorunumuz varsa, muhtemelen bu hayatımızda ya da bundan önceki yaşamlarımızda öğretmenlerimizle sorun yaşıyorduk. Çocuk pozu tüm yoga akışları içinde dinlenme duruşudur ve eğer biz bu duruşta rahat edemiyorsak, huzursuzsak, kıpır kıpırsak ve sıkıntı duyuyorsak, bunu daha başka nasıl açıklayabiliriz ki?

2009-2011

“Sirsasana”daki (baş duruşu) rahatsızlıktan fazla söz etmek istemiyorum çünkü o başlı başına başka bir yazı konusu. Ters bir duruş olduğu için bu asanada tamamen duygular, düşünceler, korkular ve endişeler devreye giriyor. Dediğim gibi, bu ayrı bir inceleme konusu…
Tüm bu olgular göz önüne alındığında, siz de benimle aynı fikirde misiniz? Yani asanalarda yaşadığımız sıkıntılar sadece fiziksel olmayabilir mi? İşin içine karma kaynaklı sıkıntılar ve acılar da giriyor olabilir mi? Araştırmalarım sonucunda ben ikna oldum. Yoga asanalarını yaparken, çektiğimiz ama açıklayamadığımız acılar karma kaynaklı ve bu acıları kabullenip çözmedikçe aynı acıyı çekmeye devam edeceğiz. Acıyla yaşamayı ve onun içinde kalıp onu kabullenmeyi öğrenmeliyiz. Ancak bu şekilde gelişme sağlayabiliriz ve hayatımızda bir fark yaratabiliriz. Ancak o zaman kendimizi bulabilir ve karmamızı temizleyebiliriz. Ancak o zaman yeni ufuklara açılabiliriz. O halde, acıyı yaşamaya, kabullenmeye ve gelişmeye devam…

yıllardır yoga yapıyorum ama…

Standard

“Öğretmenim, yıllardır yoga yapıyordum ama sizinle tanıştıktan sonra yoganın spor aktiviteleri arasına sokulamayacağını ve yoga demenin bedenim, ruhum ve zihnimin bir bütün olmasıyla birlikte deneyimlediğim bazı hareketler serisi olduğunu farkettim.”

PhotoFunia-84f6d2
İşte bu cümle belki de her yoga eğitmeninin ömür boyu duymayı istediği tarzda bir cümle… Bu cümle, yogayı anlatıyor. Bu cümle, yogaya sadece fiziksel fayda sağlamak için katılan birinin değişimini anlatıyor. Birinin, yoganın pilates gibi bir spor aktivitesi olduğunu düşünürken yogayı deneyimledikçe farklı boyutları yaşamasını ve gelişimini ifade ediyor. Bu cümle, yogayı özetliyor aslında. Nasıl mı? Elimden geldiğince açıklamaya çalışayım.
Her zaman söylüyoruz. Yoga, fiziksel bir aktivite değil. Yoga, beden, zihin ve ruhun bütünlüğü ve bir olması. Yoga, bedenini, zihnini ve ruhunu olduğu gibi kabul etmek. Yoga, bireyin daha kutsal bir varlıkla bir olması demek. Yoga, sadece bedensel bir aktivite değil. Bedensel aktiviteler, yoganın sadece bir parçası. Asana ya da duruş adı verilen bedensel aktiviteleri yaparak bedenimizi, ruhumuzu ve zihnimizi bir olmaya hazırlıyoruz. Herşeyin amacı, beden, zihin ve ruhun bütünlüğünü sağlayıp, sürekli bir meditasyon halinde yaşamak. Mutlu, kendimizle barışık ve huzurlu…
Günümüzde, batı toplumlarında yoganın yaygınlaşmasının en temel sebebi bedensel rahatsızlıklar. Bel ve boyun rahatsızlıkları, özellikle fıtık, insanları yogayla tanıştıran en temel neden. Çoğunukla insanlar, bilgisayar başında geçen uzun saatler sonunda, biraz da fiziksel aktivite eksikliğinin de etkisiyle beden sağlıklarını yitirmeye başlıyor ve yogaya sadece ve sadece fiziksel faydaları için deniyorlar.
Aslında belki de yoganın yaygılaşabilmesinin de bir sebebi bu. Birisi yoga dersine geldiğinde, onun hemen meditasyona geçmesini; ruh, beden ve zihin bütünlüğünü sağlamasını istemeyebiliriz. Belki birisi senelerce yoga yapabilir ama sadece “asana” — fiziksel aktivite — boyutunda kalır; asla daha ileri geçmez belki de daha ötesi bir boyutu tercih etmez bile.
O halde, genellikle insanlar yogaya “asana” boyutuyla başlıyor. Zaten amaç, asanalarla bedeni uyandırmak, geliştirmek, esnetmek, güçlendirmek ve daha ötesi için hazırlamak.
Yazının başına dönersem… “Öğretmenim, yıllardır yoga yapıyordum ama sizinle tanıştıktan sonra yoganın spor aktiviteleri arasına sokulamayacağını ve yoga demenin bedenim, ruhum ve zihnimin bir bütün olmasıyla birlikte deneyimlediğim bazı hareketler serisi olduğunu farkettim.” Bu cümleyi yıllardır yoga yapan birisinden duydum. Yoganın ötesinde, fiziksel aktivitelerde bulunan ve her zaman daha da ilerlemeyi isteyen birisinden duydum. Benden önce başka bir eğitmenle de çalışıyorlardı. Belli bir yoga asana düzeyine gelmişlerdi zaten. O gruba ders hazırlarken hep orta ve ileri düzeyde asanalar seçiyorum çünkü biliyorum ki fiziksel yeterlilik ve güç var. Peki bu öğrencim neden böyle bir cümle kurma ihtiyacı duydu? Çünkü kendi de biliyordu, fiziksel olarak yeterliydi, kas gücü vardı, istese her duruşu harika yapabilirdi. Peki neden kol duruşu (adho mukha vrksasana), karga (bakasana) ya da kargadan (bakasana) alçak sopa (chaturanga dandasana) duruşuna atlamak zordu? Madem kas gücümüz vardı, fiziksel olarak yeterliydik. Peki neden bazı duruşlar olmuyordu bir türlü? Öğrencimin aydınlandığı an, o andı. Zaman içinde, yogayla ilgilenen herkesin başına geldiği gibi, öğrencim de asanaların, fiziksel güçten çok, beden, ruh ve zihnin bütünlüğü ve birliği ile yapılabileceğini farketmişti.
İstediğimiz kadar kol kasımız güçlü olsun, zihnimiz hayır derse, ikinci savaşçı’da (virabhadrasana II) dururken, kollarımızı tutup beklememiz istenirse, kollarımızı külçe gibi hissederiz. Yavaş yavaş kollar aşağı inmek ister, kollarımızı yirmi kiloymuş gibi hissederiz. Tutamayız onları havada.
Diyelim ki güçlü üst bacak (kuadriceps) kaslarımız var. Kaslarımız ne kadar güçlü olursa olsun, sandalye (utkatasana) duruşunuda bir dakika beklememiz istenirse, zihin izin vermezse duramayız. Bacaklarımızın üstü bize sinyal vermeye ve “heeeey, ben burdayım, yanıyorum” demeye başlar.
İşte, tüm mesele, zihin, beden ve ruh bütünlüğü… Bir de nefesin tüm bu bütünlüğe karışması, sakin ve akışkan olması… İşte o zaman, yogayı deneyimlemeye başlar ve hayatımızda da değişiklikleri farkederiz. İşte o zaman, yoga sadece bir fiziksel aktivite olmaktan çıkıp bir ruh hali ve yaşam tarzı haline döner. Biz eğitmenlerin de tek amacı ve arzusu da budur zaten…