Tag Archives: tiroid

kendimi ifade edebiliyor muyum?

Standard
Yoga derslerimde sadece bedene odaklı çalışmaktan pek hoşlanmıyorum. Yoga kelime anlamıyla “bir ve bütün olmak” demekse, o halde yoga derslerinde beden, zihin ve ruh üzerine yoğunlaşmalı; bedeni, zihni ve ruhu “bir ve bütün” hale getirmeye çalışmalıydık. Sanırım bu yüzden fiziksel dersler yerine derslerimde felsefi konulara eğilmeyi seviyorum. Bir süredir “vayu”lar (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımları) üzerine dersler yaptığımı farketmişsinizdir. Bu haftanın “vayu”su “udana vayu”ydu. Yani “yukarı doğru akım”…
2013-05-18 14.18.39
Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.
Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve ileri doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.
Geçen hafta sıra “udana vayu” yani “yukarı doğru akım”a gelmişti. Boyunda bulunan bu “vayu” boğazı kontrol etmekte… Aynı zamanda göz, kulak ve burun gibi duyu organlarımızı da etkilemekte… Bu nedenle, konuşma ve kendimizi ifade etme ve tiroid ve paratiroid bezleri bölgesini kontrol ettiği için  büyümemiz ve metabolizmamızı da kontrol etmekte… “Udana vayu”, nefes verirken havanın dışarı çıkmasına yardımcı olan bir “hava akımı” ve bu yüzden de konuşma ile ilişkili. “Udana” yukarı doğru bir enerji akımı olduğu için “prana”nın aşağıdaki çakralardan yukardaki çakralara çıkmasına yardımcı olur. Ayrıca, bu “vayu” merkezi sinir sistemini, endokrin sistemini ve duyuları kontrol eder. “Vishuddha” (boğaz) ve “ajna” (alın çakrası) ve eter elementi ile ilişkili…
Bu “vayu” dengesiz olduğunda kendimizi ifade ederken sorunlar yaşabiliriz; çok konuşabiliriz ya da ağzımızdan hep olumsuz cümleler çıkar. Boyun bölgesi enerjinin giriş ve çıkışıyla ilgili bir merkez olduğu için “udana vayu” dengesizleştiğinde bedene alınan ve bedenden atılan arasında bir dengesizlik oluşabilir. “Udana vayu” dengeli olduğunda, zihin ve kalp de dengeli ve bütün olur.
Bu “vayu” dengesiz olduğunda nefes darlığı ya da başka solunum sorunları yaşayabiliriz. Tüm bunların sebebi kendimizi ifade edememek ya da duygusal olarak kendimizi bastırmak olabilir. “Udana vayu” dengeli olduğundaysa mutlu ve enerjik oluruz.
“Udana vayu”nun uyandırılması “samana vayu”nun (dengeleyen/merkezleyen enerji akımı) dengeli bir şekilde çalışmasına bağlıdır. Hatırlayacağınız gibi “samana vayu”da “prana vayu” (ileri ve içeri doğru akım) ve “apana vayu”nun (aşağı ve dışarı doğru akım) sağlıklı ve dengeli bir şekilde karın bölgesinde buluşmasına bağlıydı.
“Udana vayu” yukarı doğru bir akım olduğu için bu “enerji akımını” baş, boyun ve sırt odaklı bir yoga akışı ve ters duruşlar ile uyandırabiliriz.”Samana”, “prana” ve “apana” vayular dengeli ve düzenli olduğunda bu “vayu”da düzenli çalışır. Bu nedenle bu vayu genellikle yoga derslerinin sonunda tüm “vayu”lar uyarıldıktan sonra daha iyi çalışır.
Derse meditasyon ile başladık. Meditasyon sonrasında “ujjayi pranayama” (kahraman nefes çalışması) ile boğaz bölgesini uyarmak ve “udana vayu”yu harekete geçirmek istemiştim. “Ujjayi” nefesini, boğazımızın arka kısmını kısarak yapabiliriz. Daha önce denemediyseniz, size bir ipucu verebilirim. Soğuk bir gecede, evinizde huzur içinde bir akşam geçirdiğinizi hayal edin. Cama doğru yaklaştığınızı ve cama nefesinizi vererek buğu yaptığınızı düşünün. “Saaa” sesiyle nefes alıp “haa” şeklinde nefes vermek. Ağzınız açık bir şekilde bu nefesi bir süre deneyimledikten sonra ağzınızı kapatıp nefeslerinizi burundan alıp burundan vermeye başlayabilirsiniz. Bu arada, boğazının arkasını daraltıp, bu nefesi çalışabilirsiniz.  Bazıları, bu nefese “okyanus nefesi” adını veriyor. Belki de okyanusun dalgalarının sesine benzettikleri içindir. Kim bilir?
Bu “pranayama” çalışmasını yaparken “jalandhara bandha”da (çene kilidi) yaparak “udana vayu”yu biraz daha uyarmak istemiştim. bu kilidi, “sukhasana” (kolay oturuş) ya da “virasana”da (kahraman oturuşu) oturduktan sonra burundan derin bir nefes alıp çeneyi göğüse indirip “sternum”u (iman tahtası da denilen göğüs kemiği) yukarı doğru kaldırarak yapacaktık. Nefesimizin yettiği kadar bekleyecektik. Kilidi çözerken önce çeneyi göğüsten ayıracak ve burundan nefes alacaktık. Bir süre yavaş ve derin nefesler alıp vererek nefesin normala dönmesini bekleyecektik. “Jalandhara bandha”, dolaşım ve solunum sistemlerini düzenleyip tiroidi uyarıyordu. Dolayısıyla, metabolizmayı dengeliyordu.
Öğrencilerden ders boyunca bu nefesi kullanmalarını istedikten sonra akışa başladık. Dikkati boğaza vererek “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile hem omurgayı esnettik hem de bedeni hareketlendirmeye başladık. “Marjaryasana” ve “bitilasana” arasında nefeslerle akarken çeneyi iyice göğüse yaklaştırıp sıkıştırdık ve sonra başın arkasını iyice geriye yaslayıp boynun önünü esnettik.
Bir “vinyasa” ile ayağa kalkıp “tadasana”ya (dağ duruşu) geçtik. “Tadasana”da nefese odaklandık. Nefes alış ve verişlere odaklı bir şekilde “surya namaskara” (güneşe selam) akışları yaptık. “Tadasana”da ve “bhujangasana”da (kobra) boynu sağa sola ve öne ve arkaya hareket ettirdik. Sonra boynu çevirdik.
“Vinyasa” akışları arasında boğaz ve sırt bölgesini uyarmak için “tadasana”da göğüs kafesini açarak geriye doğru eğilmiştik. “Ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) ve “anjaneyasana”da (alçak hamle) da göğüs kafesini esnetmiştik. “Virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “viparita virabhadrasana” (ters savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “parsvakonasana” (yan açı duruşu) bedeni ısıtmak için ve göğüs kafesini esnetmek için yaptığımız diğer asanalardı.
Yere geçtiğimizde ise “ustrasana” (deve duruşu), “setu bandhasana” (yarım köprü), “urdhva dhanurasana” (köprü) ve “sphinx” (sfenks) duruşlarıyla “udana vayu”yu harekete geçirdik. Özellikle “sphinx” duruşunda boynu sağa sola ve öne ve arkaya hareket ettirdik.
Artık dersi sonlandırmadan önce birkaç ters duruş ile “udana vayu”yu dengelemeliydik. Sıra ile “sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu) ve “matsyasana” (balık duruşu) yaptık.  Ve son asana da “sirsasana” (baş duruşu) idi.
“Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) öncesinde “simhasana” (aslan duruşu) ile boğazdaki tıkanıklıkları açmak istedim. Dizlerin üzerinde ayak parmak uçlarını mindere takarak oturduk. Elleri dizlerin önünde yere koyduk, bakışları iki kaş arasına getirdik. Ağzımızı açıp nefes verirken aslan gibi “haaaaahhh” diye kükredik.  “Pranayama” sonrasında bedeni yere teslim edip dinlendik.
Peki dersi nasıl sonuçlandırmıştık? “Udana vayu”, yukarı doğru bir enerji akımı idi. Konuşma ve kendini ifade edebilmekle ilgiliydi…  Kendini doğru ve düzgün bir şekilde ifade edebilmek… Gerçekleri ve içinden geçenleri söylemek ile ilgiliydi… Kalp ile zihin arasında bir yerdeydi… Kalp ve zihnin aynı şeyi düşünmesi ve aynı dili konuşması ile ilgiliydi… Ya kalp ve zihin aynı dili konuşmazlarsa? O zaman boğazda sorunlar oluyordu… “Udana vayu” dengesizleşiyordu… Boğaz çakrası ile ilişkili bir “vayu” idi. Boğaz çakrası, temiz ve düzgün ifadenin ve iletişimin merkeziydi. İçimizden geçenleri dile getirmekle ilgiliydi. Zihin ile kalbi bir ve bütün hale getirmek ve dudaklarımızdan güzel sözlerin çıkması önemliydi. Bağırmak ya da kavga etmek, doğru ve düzgün ifade değildi. Kendimi düzgün ve doğru ifade edebiliyor muyum? Herkes tarafından doğru anlaşılıyor muyum? Güzel ifade edebiliyor muyum? Söylediklerim dinleniyor mu? Doğru ve düzgün bir şekilde konuşabiliyor muyum? İşte “udana vayu” da buydu…

kendini ifade et!

Standard
Kendinizi bağıra bağıra şarkı söylemek isterken bulduğunuz oldu mu hiç? Banyodayken, araba kullanırken ya da evde tek başınızayken en sevdiğiniz şarkıları mırıldandınız mı? Kendinizi sahnede bir şarkıcı gibi düşünüp keyifle avazınız çıktığı kadar bağırarak şarkı söylediniz mi hiç? Eğer zaman zaman da olsa içinizde böyle bir istek duyuyorsanız, bilin ki “boğaz çakrası” fark edilmek istiyordur. Evet “boğaz çakrası” temizlenmek, arınmak ve sesini duyurmak istiyordur. İfade etmek istiyordur.
2009-2010 tum fotolar 678
 Tahmin edebileceğiniz gibi geçen haftaki özel ve grup yoga derslerinin teması “vishuddha” (boğaz) çakraydı. “Vishuddha”, “saf, arınmış, arınma, arındırılmış” anlamına gelmektedir. Boğazın tam ortasında bulunur, ense ve boğaz gibi organları ve tiroid ve paratiroid bezleri etkiler. Bu kuramsal bilgiler bir yana, “boğaz çakrası”, “dürüstlük” ve “ifade etmek” ile ilgili bir enerji alanıdır. Boyun, baş ve kalp arasında bir geçittir ve zihnimiz ile kalbimiz arasındaki dengeyi sağlayıp boğazımızdan doğru sözleri çıkartamadığımızda bu çakrada sorun yaratırız. Konuşmak isteyip de her susturulduğumuzda, “vishuddha çakra”yı tıkarız. Kalbimizden ve zihnimizden geçen bir olmadığında ve bunu da dudaklarımızdan çıkartamadığımızda yine bu çakrayı kirletiriz. O yüzden “dürüst olmak” ve “ifade etmek” önemlidir. Kendimi doğru ifade edebiliyor muyum?
Bu çakrayı daha çok meditasyon ile çalışmıştık. Yaptığımız ilk çalışma “köpek solunumu” adı verilen bir “pranayama” (nefes) çalışmasıydı. Ağzı açtıktan ve dili dışarı çıkarttıktan sonra köpek gibi hızlı nefes alıp vererek, özellikle “boğaz çakrası”ndaki tüm toksinleri temizlemeyi denemiştik. Nefes alıp verirken, karnı da içeri doğru çekip sonra dışarı doğru bırakıyorduk. Bu nefes çalışması, yalan ve korkuları temizlememize yardımcı olup bizi doğruyu söylemeye sevkediyordu.
Yazının başında da bahsettiğim gibi, şarkı söylemek “boğaz çakrası”nı dengeleyen en kolay yöntemlerden biriydi. Bir yoga dersinde, “mantra” (zihni özgürleştirmek için söylenilen kutsal heceler) söyleyerek “vishuddha çakra”yı dengelemekten daha güzel bir yol olamazdı herhalde. Son günlerde okuduğum bir kitapta şöyle diyordu: “Boğaz çakrası açılıp kalp çakrasıyla bağlantıya geçtiğinde, akortlu şarkı söylemeyi başarabileceksiniz.” (Daha ayrıntılı bilgi için İnsanın Sekiz Yeteneği adlı kitaba başvurabilirsiniz.) Kim akortlu ve mükemmel şarkı söylemek istiyordu ki? Sadece sesimizi duymak bile yeterdi. Önce sesimi duymaya alışacaktım, sonra da sesimi sevecektim. O anda yıllar öncesine gittim. Okuldayken sözlü çeviri derslerinde öğretmenimizin neden sesimizi bantlara kaydettirip sonra bize dinlettirdiğini ancak yıllar sonra bu kitabı okuduğumda anlayabilmiştim. Kendi sesimi duyup, ona alışacak ve sonra da sesimi sevecektim. Böylece, sesim “kalbimden çıkacaktı” ve “saf ve temiz olacaktı.” Derse geri dönecek olursak, “boğaz çakrası”nı “ONG” sesini çıkartarak arındırmaya ve temizlemeye çalıştık. “ONG” sesini çıkartmadan önce, birkaç kez omuzları kulaklara kadar kaldırıp indirdik ve sonra gözleri kapatıp başı kendi ekseni etrafında birkaç tur çevirdik. En son dili yuvarladık ve ucunu arka damağa doğru bastırarak “ONG” meditasyonunu yaptık. Boğazın arkasındaki titreşimi hissetmeye çalıştık.
Bir sonraki “mantra”, “Sat Nam” (Ben Gerçeğim/Gerçek Benim Kimliğimdir) idi. Amacımız, belirli sesleri tekrarlayarak ağzımızdan saf, temiz ve doğru sözlerin çıkmasını sağlamaktı. Ayrıca kendimizi de olduğumuz gibi kabul edip, kendi gerçeğimizi bulmaktı. Kitaba göre, “kendimize karşı dürüst olduğumuzda, başkalarına karşı da dürüst olabilirdik. Kim olduğumuzu ve bu dünyadaki amacımızı inkar etmemeliydik. Kendimizden kaçmamalı, kendimizi kabul etmeliydik.”
“Vishuddha çakra”nın gölge duyguları ise “inkar” ve “bağımlılık” idi. “Bağımlılık”, kendi gerçeğimizi yaşamadığımız zaman ortaya çıkıyordu. Madde bağımlılığı, alkol, sigara, yemek, kahve, tatlı… Hepsi aynıydı. Bunlardan herhangi birine ihtiyaç duyduğumuzda, aslında başa çıkamadığımız ya da hakkında konuşmak istemediğimiz bir gerçekten kaçıyorduk. Sadece gülerek, sadece burundan nefes alıp vererek ve meditasyona yönlenerek bedendeki “serotonin” ve “endorfin” gibi mutluluk hormonlarını arttırıp bu bağımlılıklardan kurtulabiliriz.
Bu kötü alışkanlıkları yenmek için, bir meditasyon da yapmıştık. Bağdaş kurup oturduktan sonra elleri yumruk yapıp baş parmakları düz uzatmıştık. Baş parmakları şakaklara dayamış, gözleri kapatıp iki kaşın tam arasına (üçüncü göz çakrası) odaklamıştık. Dudakları kapalı tutup dişleri sıkmıştık ve dişleri birbirine bastırıp bırakmıştık. İçimizden sessizce “Sa-ta-na-ma” mantrasını (Sat Nam mantrasının uzatılmış hali) tekrarlamıştık. Bu meditasyon, bedensel ve zihinsel bağımlılıklardan kurtulmamıza yardımcı oluyordu. Azı dişleri beynin orta bölümünde bir noktaya baskı yapıyordu ve bu noktada oluşan bir dengesizliği düzeltiyordu.
Meditasyonları bitirdikten sonra, asanalar yoluyla da “vishuddha çakra”yı dengelemek istemiştik. Bu çakrayı etkileyecek asanalar, “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi), “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “balasana” (çocuk), “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), “salamba sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı), “matsyasana” (balık) ve “uttana padasana” (derin balık duruşu) idi. Boğaz çakrasını etkilemek için, “vinyasa” akışların arasında “tadasana”da (dağ duruşu) boynu öne arkaya ve sağa sola esnettik. Boynu özellikle öne ve arkaya hareket ettirerek, tiroid ve paratiroid bezlerini uyarmayı amaçlamıştık. “Bhujangasana”da (kobra) boynu yine öne arkaya ve sağa sola esnettik. “Marjaryasana-bitilasana”da ise tüm dikkatimizi boynu iyice göğüs kafesine yaslamaya ve sonra boynun arkasını iyice omuza yaslamaya vermiştik. Bu şekilde, “vishuddha çakra”yı iyice arındırmak istemiştik. Tüm bunları yaparken, öğrenciler öksürdü ya da içlerinden gelen bir şeyleri ifade ettiler. Evet, boğaz çakrası temizleniyordu.
2009-2010 tum fotolar 674
“Vishuddha çakra”ya odaklandığımız özel ve grup derslerini nasıl bitirmiştim? Öncelikle kendime ne gibi dersler çıkartmıştım? Derslerin sonunda, öğrencilere felsefi konulardan bahsederken aslında zihnimden geçenleri kendime bir kere daha hatırlatıyorum. O yüzden, ders sonu felsefi yaklaşımlar aslında o gün benim ihtiyacım olan ve duymak istediğim şeyler oluyor. Bu derslerin sonunda
da öyle oldu.
Kendimizi tam ve doğru ifade edemediğimizde, bu çakra tıkanıyordu. Karşımdakine bağırmak ve sesimi yükseltmek, ifade etmek anlamına gelmiyordu. Yine okuduğum başka bir kitaba göre, kendini doğru ifade eden kişi aldatmacadan çok uzaktır ve “biriktirmeden” ifade etmemiz gerekiyordu. Söylemek istediğimiz şeyleri, yerinde ve zamanında ifade etmek yerine sırf karşımızdakini kırmayalım üzmeyelim diye sözlerimizi yutarsak, bir süre sonra bu yutkunmalar “boğaz çakra”mızı tıkamaya başlar. Belki bir süre sonra, içimizde biriktirdiklerimizi yanlış bir zamanda dile getirir ve haklıyken haksız hale gelebilirdik. O yüzden, doğru zamanda “biriktirmeden” içimizden geçeni ifade etmeliyiz çünkü sadece yaşadığımız an var. Sevdiğini mi söylemek istiyorsun? Söyle. Kızgın mısın birine? Onu da söyle. Kalbinle zihnin aynı dili konuşsun ve sen de gerçek anlamda “o dili” konuş. Boğazından, kalbinden ve zihninden geçenler çıksın. Başka sözler değil…

metabolizmayı hızlandırmak için…

Standard
“Öğretmenim merhaba. Bugün ilk defa bir yoga dersine katıldım. Daha önceleri ‘pilates’ ve ‘tae bo’ gibi grup derslerine katılmıştım ama bugünkü ders benim ilk yoga deneyimimdi. Aktif spor yapmama, bol su içmeme ve protein ağırlıklı beslenmeme rağmen metabolizmam çok yavaş. Yoganın faydalı olabileceğini duydum. Sizce ne tarz bir yoga yapmalıyım?”
2009-2010 tum fotolar 006
Geçen hafta grup dersimin sonunda karşılaştığım bir soruydu bu. Bir an donup kaldım. Metabolizmayı hızlandırmak için derin nefes almak ve akış yoga tarzları faydalı olabilirdi. Ancak bu sadece bir tahmindi. Bu konuyu derinlemesine araştırmam gerekiyordu. Öğrenciye de aynen bunu söyledim. “Ben bu konuyu bir araştırayım. Size yanlış bir bilgi vermek istemem. Nefes çalışmalarının ve hızlı yoga tarzlarının faydalı olabileceğini düşünüyorum. Bugünkü burgulara odaklı dersin de faydalı olabileceğine inanıyorum. Siz bana e-mail adresinizi verin. Ben iyice araştırdıktan sonra size haber vereceğim.”
Evet, öğrenmenin yaşı yoktu.
O akşam eve geldiğimde çok geç olmuştu. Araştırma bir sonraki güne kaldı. Metabolizma neydi? Önce bu konuya eğilmem gerekiyordu. Metabolizma, canlıda yaşamın sürdürülmesi sırasında oluşan tüm kimyasal tepkimelerdir. Bu kimyasal tepkimeler bedene enerji verir. Metabolizmayı, endokrin sistemi, özellikle de tiroidi, düzenler. Yoga, endokrin sistemini canlandırır ve güçlendirir ve böylece metabolizma da canlanır. Metabolizma canlanınca da, beden daha çok kalori yakar. Burgular ve bedene baskı yapan yoga asanaları, endokrin sistemini ve karın bölgesini harekete geçirir, dolaşımı hızlandırır ve o bölgelerdeki toksinlerin atılmasını yardımcı olur. Endokrinden bahsettiğimiz için, tiroid bezlerini çalıştıran yoga asanaları da metabolizmayı hızlandırabilir.
Sindirim sistemi, karaciğer, pankreas ve böbrekler, metabolizmanın çalışmasını düzenleyen temel organlardır. Eğer bu organlar düzgün bir şekilde çalışmıyorsa, o zaman metabolizma sorunları yaşabiliriz. Yine bu sebeplerden dolayı, eğer metabolizmamız iyi çalışmıyorsa, kabızlık ve hazımsızlık giderici asanalara yönlenmeliyiz. Burgular, arkaya eğilmeler ve ters duruşlara yönelik bir yoga çalışması metabolizmamızı hızlandırabilir. Yoga çalışmasının başında bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıtmak da metabolizmayı harekete geçirebilir.
Nefes çalışmalarının metabolizmaya faydasına gelince… Metabolizmayı, bedenin oksijen kullanma ve yakma oranı şeklinde de tanımlayabiliriz. Ayrıca metabolizmadan bahsedince bedenimizdeki kasların, organların ve bağların gücü ve dayanıklılığından da bahsetmemiz gerekir. İyi bir antreman sonrasında, metabolizma hızımız artar ve hızlı metabolizma sayesinde iri kaslar oksijeni daha etkili bir şekilde kullanır ve böylece beden daha fazla kalori yakar. Bazı “pranayama” (nefes) çalışmaları da metabolizmayı hızlandırır. Derin nefes almak, bedende oksijen miktarını arttırır. “Pranayama” çalışmaları, sığ nefes almanızı engeller ve böylece de beden oksijenle dolar. “Kapalabhati pranayama” (kafatası parlatan nefes tekniği), “bhastrika pranayama” (körük nefesi) ve “ujjayi pranayama” (kahraman nefesi) bedenin ısıtır ve canlandırır ve metabolizmayı hızlandırır. Ayrıca, pranamayik soluma sırasında, akciğerler tüm kapasite çalışır ve bu da parasempatik sinir sistemini harekete geçirirek hormonal bozuklukları düzeltir.
Belli başlı hangi asana gruplarının ve nefes çalışmalarının metabolizmayı canlandıracağından bahsettikten sonra, metabolizmayı hızlandırmak için bir yoga akışını örnek vermek iyi olur diye düşünüyorum. Yoga çalışmasına, kısa bir meditasyon ile başlayabilirsiniz. Meditasyon sonrasında, nefes farkındalığını arttırmak ve bedeni daha fazla oksijenlendirmek için dikkatinizi nefes alış verişlerinize verebilirsiniz. Öncelikle nefesinizi nitelendirmeyi deneyenilirsiniz. “Nefesiniz rahat, uzun, huzurlu ve geniş mi yoksa sığ, kısa ve kesik kesik mi?” Eğer nefesleriniz kısa kısa ve sığ ise, nefeslerinizi uzatmak için nefes alış ve verişlerinizi saymalısınız. Örneğin, üç sayıda (kesintisiz) nefes almalı ve üç sayıda vermelisiniz. Bu sayı size kısa geldiyse, dört ya da beş sayıda nefes alıp vermeyi deneyebilirsiniz. Nefesinizi rahatlattıktan sonra, nefesinizin bedeninizin nerelerinde olduğunu farketmelisiniz. Nefesiniz burun deliklerinden girdikten ve soluk borusundan aşağı doğru indikten sonra, nerelere ulaştı? Sadece akciğerlerin üstünde mi kaldı yoksa aşağılara kadar indi mi? Ya da nefesinizi akciğerlerin arkasına kadar yollayabildiniz mi? Nefes karnınıza kadar ulaştı ve karnınız her nefes aldığınızda şişti ve her nefes verdiğinizde indi mi? Belki de her nefes aldığınızda hem karnınızı hem de göğüs kafesinizi şişirip her nefes verişinizde de karnınızı ve göğüs kafesinizi indiriyorsunuzdur? Yani “pranayamik soluma” dediğimiz soluma yapıyorsunuzdur. Akciğer tam kapasite çalışıyordur ve böylece de beden oksijenleniyor ve metabolizma canlanıyordur.
Nefes farkındalığından sonra bedeni “surya namaskara” serileriyle ısıtabilirsiniz. En az beş kere “surya namaskara A” yapıp ardından da beş kere “surya namaskara B” yapabilirsiniz. Beden iyice ısındıktan sonra “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “ashva sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “garudasana” (kartal) gibi ayaktaki asanalarla metabolizmayı hızlandırabiliriz. “Ashva sanchalanasana”, “anjaneyasana” ve “utkatasana” (sandalye) duruşlarında burgu yaparak endokrin sistemini ve karın bölgesini harekete geçirebiliriz.
Beden iyice ısındıktan sonra arkaya eğilmeler ile akciğerleri açabilir ve oksijeni arttırabiliriz. “Setu bandhasana” (yarım köprü), “urdhva dhanurasana” (köprü), “salambhasana” (çekirge), “dhanurasana” (yay), “bhujangasana” (kobra) ve “ustrasana” (deve) duruşlarını örnek olarak verebiliriz. “Ustrasana” ve “urdhva dhanurasana” duruşları hormonal bozukluklara da iyi geldiği için tiroid bezlerini de uyarır ve metabolizmanın hızlanmasına yardımcı olur.
Bu noktada ters duruşlar ile beye daha fazla kan yollamak ve toksinleri temizlemek gerekir. “Sirsasana” (baş duruşu), “adho mukha vrksasana” (kol duruşu), “halasana” (saban) ve “sarvangasana” (omuz duruşu) bunlara örnek olarak verilebilir. “Halasana”, karın bölgesini ve tiroid bezlerini uyarırken, “sarvangasana” tiroid bezlerini, prostatı ve karındaki organları uyarır.
wpid-2013-05-18-14.15.45.jpg
“Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) öncesinde, “kapalabhati pranayama”, “ujjayi pranayama” ya da “bhastrika pranayama” ile bedeni iyice canlandırabilirsiniz.
Nefes çalışması sonrası ve “savasana” öncesi çalışmanızı meditasyon ile tamamlayabilirsiniz. Meditasyon, farkındalığınızı arttırır, stresi azaltır ve sizi sakinleştirir. “Savasana” ile de yoga çalışmanızın sonunda hem bedeninizi hem de zihninizi sakinleştip dinginleştirebilirsiniz.
O akşam, öğrencinin karşısında donup kaldıktan sonra daha öğrenmem gereken çok şey olduğunu farkettim. Araştırmalarımın sonunda ise kendimi iyi hissettim çünkü öğrenciye yanlış bir bilgi vermemiştim. O an verebileceğim en doğru cevabı vermiştim. Metabolizmayı hızlandırmak için “vinyasa yoga” (akış yogası) yapabileceğini, nefes çalışmalarına yönlenebileceğini ve “burgu”larla karın bölgesini canlandırabileceğinden bahsetmiştim. Hatta o derste, burgulara yönelmiştik. “Bu dersin size faydalı olacağını düşünüyorum” demiştim. İçgüdülerimde yanılmamıştım. O gün bir kere daha farkettim. Yoga, uçsuz bucaksız bir dünyaydı ve  bu dünyada herkes için bir şeyler vardı. Yoga dünyasında her derde deva vardı. Yeter ki faydalanmasını bilelim…