Tag Archives: teslim etmek

aman dikkat!

Standard

Geçen hafta uzun bir kardiovasküler çalışma sonrasında yin yoga yaparak bedenimi esnetmeye ve rahatlatmaya karar verdim. İki senedir haftanın en az üç günü en az bir buçuk saat boyunca yin yoga yapmaktayım. Yin yoga nedir diye soracak olursanız; bir asanada en az iki dakika bekleyip bağ dokularına kadar esnemek… Kasları kasmayıp bedeni gevşek bırakınca, derin bağ dokularına kadar esniyorsunuz ve zaman içinde bedende inanılmaz değişiklikler gözlemleyebiliyorsunuz. Bende de aynısı oldu. Günden güne bedenim daha çok esnedi ve yin yogaya ilk başladığım günlerdeki gibi asanalarda üç dakika beklemek bana yetmemeye başladı. Üç dakika oldu beş dakika; beş dakika oldu yedi dakika; yedi dakika oldu on dakika… Ve geçen haftaya bu şekilde girdim.

2009-2012

Bir saatlik kardiovasküler çalışma ve yarım saatlik ağırlık antrenmanı sonrası yoga matıma (minderi) oturdum. “Half butterfly” (yarım kelebek) duruşuyla omurgamı öne eğerek başlamak istedim. Amacım bu kadar yang bir çalışma sonrası içime dönmek ve sakinleşmekti. Kulağımda her zamanki gibi en sevdiğim melodiler… Gel keyfim gel… Bıraktım kendimi. Bedenim hangi aşamadaysa, oradan başladım duruşa. Kabullendim bedenimin o anki halini, ne bir gün öncesiyle ne de günler öncesiyle kıyasladım. Belki bir gün önce omurgamı daha çok bükebilmiştim ve şimdi daha yukardaydım. Sorun değildi. Bedenimi teslim ettim ve bedenimin duruşa yavaş yavaş girmesine izin verdim. Bir süre sonra bacağımın üzerine tamamen kapanmıştım. Kulağımdaki melodiler de beni iyice içime döndürüyordu. Ne kadar zaman geçti bilmiyordum. Gözümü açtım ve saate baktım. Bir de ne göreyim? On dakikadır aynı şekilde duruyormuşum. Yavaş yavaş duruştan çıktım. “Half butterfly”, asimetrik bir duruş olduğu için diğer tarafta da on dakika beklemeliydim. Bu sefer daha temkinliydim. Arada bir saate göz atıyordum. On dakika tamamlandıktan sonra, omurgamı fleksiyona sokmuş, bedenimi öne eğmiş, teslim olmuş ve içe dönmüştüm.

Sırada bir arkaya eğilme vardı. Bedenimi geriye eğerek, omurgamı ekstansiyona sokarak biraz dışa dönmeliydim. Yirmi dakika boyunca öne eğildikten sonra, sinirlerim alınmış gibi hissediyordum. Biraz açılmam ve ayılmam gerekiyordu. “Half saddle”da (yarım eyer) karar kıldım. Bu asanayı seçmemim bir sebebi de fizikseldi. Bir saat yürüyüşten sonra bacaklarımın önündeki kuadriseps kaslarımı esnetmek istiyordum. Yine asimetrik bir duruştu. Beş dakika bir tarafta, beş dakika da öbür tarafta bekleyecektim. Omurgamı arkaya eğdiğim için ve bel bölgesine biraz yük bindiği için bu duruşta sadece beş dakika kalmaya karar vermiştim. Gözlerimi yine kapattım. Yine de tepedeki ışıklar gözümün içine içine giriyordu. Bunun üzerine havlumla yüzümü kapattım. Kulağımda melodiler, gözlerim kapalı… Duyularımı susturmuştum. Güya biraz daha dışa dönük bir asanaydı ama ben yine içe dönmeyi başarmıştım. Kaç dakika geçti bilmiyordum yine. O kadar rahattım ki!. Uyuduğumu sanmayın sakın. Uyumuyordum. “Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) misali. Orada duyularım suskun, zihnim suskun, bedenim rahat. Takılıyordum işte. Yüzümden havluyu kaldırıp saate baktığımda gözlerime inanamadım. Tam on dakikadır “half saddle”da bekliyormuşum. “Half saddle”da asimetrik bir duruş olduğu için diğer tarafta da on dakika bekledim.

O günkü pratiğime eklediğim diğer asanalar, “dragonfly” (helikopter böceği), “frog” (kurbağa), “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “square” (kare), “melting heart” (eriyen kalp), “sphinx” (sfenks), “seal” (fok balığı), “sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu), “setu bandhasana” (yarım köprü) ve “cat tail” (kedi kuyruğu) idi.

O gün yoga çalışmam iki saat sürmüştü çünkü duruşlarda uzun süre beklemiştim. O kadar huzurluydum ki, “savasana”da iyice gevşemiştim ve bedenimi teslim etmiştim. Bedenim yerde iyice ağırlaşmıştı. Sanki o beden benim bedenim değildi. Uzun bir derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu sonrası, o günkü pratiğimi sonlandırdım. Her şey çok güzeldi; ta ki ertesi güne kadar.

Ertesi sabah kasığımda bir ağrı ile uyandım. Evet, doğru tahmin ettiniz. Aşırı esnemekten üst bedenimiz ve alt bedenimiz arasında geçiş noktasında bulunan “iliopsoas” kasımı incitmiştim. Yani “half saddle”da gevşemek ve kendimden geçmek bana pek yaramamıştı.

Peki, bu kası zedelememin bana ne gibi bir zararı oldu? Bu kas, üst beden ve alt bedeni birleştirdiği için en basitinden yürümek bile zor hale geldi. Adım atarken, karın kaslarını çalıştırırken, bacakları 90 derece yukarı kaldırırken, merdiven çıkarken hep bu kası kullandığımız için hayatım biraz kısıtlandı.

Böyle bir durumda ne yapmak gerekir? Durup dinlenmek ve sakatlığın geçmesini beklemek. Ben böyle bir şey yapar mıyım? Maalesef hayır. Günlük kardiovasküler çalışmalarıma, yoga derslerime ve kendi pratiğime devam ediyorum. Ancak arkaya eğilmelere ara verdim. Bu kasımı daha da germek ve zedelemek istemiyorum. Bu nedenle bacağımın önündeki kasları esneten duruşlardan uzak duruyorum. Bir süreliğine bu asanalara ara verdim. Benim için bu bile büyük bir adım.

Bundan ne gibi bir ders çıkarmalıyım? Ya da ders çıkarsam bile dinler miyim acaba? Bundan şüpheliyim. Ama ne gibi bir ders çıkardım? Yin yoga eğitimi sırasında, öğretmenimizin bir derste söylediklerini hatırladım. “Yin yoga, anne sevgisi ve şefkatiyle ilintilidir. Şimdi, şu an, bu duruşta beklerken bir gözlemleyin kendinizi. Bedeninize nasıl davranıyorsunuz? Bir anne gibi şefkatli mi yoksa acımasızca mı? Bir annenin çocuğuna yaklaştığı gibi, bedeninize şefkat, sevgi ve yumuşaklıkla mı yaklaşıyorsunuz yoksa bir savaşçı gibi kendinizi zorluyor musunuz? Bu duruşta ayaklarınız acıdıysa, o acıyla kalmaya devam mı ediyorsunuz? Malum savaşçısınız ya… Yoksa ayaklarınızın altına battaniye koyup acıyı dindiriyor musunuz? Anne şefkatiyle… Hangisi?” Benim hangisi olduğum belli. Ya siz hangisisiniz?

Reklamlar

ne kaybedersiniz?

Standard

Geçen hafta akşam grup dersine gittiğimde herkesi öfkeli, sinirli ve gergin buldum. Aslında ben de birkaç gündür aynı ruh hali içindeydim. Birçok yazımda bahsetmiştim. Terazi burcuyum diye… O yüzden hayatımda denge benim için çok önemli ve gerekli. Dengem bozulduğunda ve rutinim değiştiğinde ruh halim de çok çabuk değişiveriyor. Bir de gökyüzündeki dolunayı ekleyince, artık siz düşünün halimi… Sonuç olarak, o akşam derse gittiğimde ben de sinirli ve gergindim. Bir dersten bir derse yetişmek için trafikte cebelleşmiştim ve stüdyoya koşarak girmiştim. Tam vaktinde stüdyoya varmıştım ama siz bir de bana sorun nasıl yetiştiğimi…

wpid-facebook_-1036573733

Ders bu şekilde başlamıştı. Katılımcılardan derin nefes alıp vererek gevşeyip rahatlamalarını istedim. Bu arada ben de burundan derin nefes alıp ağızdan nefes veriyordum. Bu şekilde daha çabuk gevşeyip rahatlayacağımı düşünüyordum. Derse başlamadan önce öğrenciler öfke ve gerginliklerini azaltacak bir ders istediklerini söylediler. Onları meditasyonda nefesleriyle rahatlatmaya çalışırken, bir yandan da düşünüyordum nasıl bir ders yapmalıyım diye. Öfke, sinir ve gerginlik… Sanırım yin yoga öğrencilere ve bana iyi gelecekti.
Öğrenciler meditasyondayken ve gevşemeye çalışırken, ben de onlara öfkeyi, siniri ve gerginliği azaltmak için yin yogaya odaklanacağımızı söyledim. Sınıftan nefeslerini izlemelerini istedim. Nefes alırken omurgalarının ve bedenlerinin uzadığını ve göğüs kafeslerinin genişlediğini, nefes verirken de yere biraz daha köklendiklerini fark etmelerini söyledim. Havanın burun deliklerinden girdikten sonra nasıl bir yol izlediğini gözlemlemelerini istedim. Beş dakika boyunca katılımcıları iyice gevşetmeye çalıştım.
Derse başlamadan önce sıra niyet belirlemeye gelmişti. “Bugün öfke, sinir ve gerginliğimizi azaltmak için yin yoga yapacağız. Amacım kalça, böbrek ve kalbe odaklanmak. Kalçaya odaklanarak birikmiş kötü duygulardan arınmak, böbreklere odaklanarak yaşam enerjisini tazelemek ve kalbe odaklanarak öfkeyi, nefreti, siniri ve gerginliği sevgi, şefkat, merhamet ve anlayışla eritmeye çalışmak…”
Dersin ilk bölümünde kalçayı dışa çeviren kaslara odaklandım. “Swan” (kuğu), “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “square” (kare), “shoelace” (ayakkabı bağcığı) ve “eye of the needle” (iğne deliği) duruşları ile kalçayı dışa çeviren kasları esnettik. Özellikle “sleeping swan” ve “square” duruşlarında bedeni burguya sokarak, bahsi geçen kasları ve o bölgedeki derin bağ dokularını iyice gevşettik. Bu duruşlarda beklerken katılımcıları gözlemledim. Bir kısmı duruşlar içinde daha rahat kalabilirken, bir kısmı sürekli hareket ediyordu ve sanki asanalarda beklemek onlara çok zor geliyordu. “Asanalarda beklerken, bedeninizi rahat bırakın. Sürekli hareket etmeyin. Bedeninizin duruşlar içinde gevşemesine ve rahatlamasına izin verin. Bedeniniz duruşa girsin ve o duruşun içinde erisin. Gözlerinizi açık tutarsanız, zihni susturamazsınız. Zihin öncelikle fiziksel rahatsızlıklarla sizi ele geçirmeye çalışır. ‘Bacağın uyuştu.’ ‘Ayak bileğin biraz rahatsız mı?’ ‘Dizin mi sızlıyor?’ gibi. Eğer sizi bu şekilde ele geçiremezse, o zaman duygusal sıkıntılarınızla vurmaya çalışır. ‘Burada böyle kıpırdamadan dururken, nefesin daraldı ve bunaldın değil mi?’ ‘Bugün o arkadaşın sana ne kadar da kötü davrandı değil mi?’ ‘Çocuğun da sana bugün çok kötü bağırdı?’ Ve böylece duruşlarda sakin kalmak bir hayal olur. Zihin sizi ele geçirmiştir bile… Artık dakikaları saymaya başlarsınız. Size bir sır vereyim mi? Sevdiklerinizle birlikteyken ya da çok sevdiğiniz bir işi yaparken, zaman çok çabuk akıp geçer ve belki de size yetmez ama sevmediğiniz birileri ile birlikteyken ya da size zor gelen bir şey yaparken, zaman asla geçmez. Saniyeler size bir saat kadar uzun gelir. Yin yoganın en zor yanı da budur aslında. Siz duruşların keyfini çıkarmaya başlamazsanız, yin yoga size zehir olabilir. Bedeninizi ve zihninizi duruşlara teslim etmeniz gerekir. İşte o zaman da, gel keyfim gel…
Kalça dışını esneterek birikmiş kötü duygulardan arındığımızı düşünüyordum. O an bir fikir geldi aklıma. Dış kalça kaslarını bu kadar esnettikten sonra neden “padmasana” (lotus) denemiyorduk? Önce “ardha padmasana” (yarım lotus) ve ardından “padmasana” denedik. Bir tek kişi “padmasana” yapabildi. Hepimiz “yarım lotus”ta kaldık ama gayet mutluyduk. Bedeni kabullenmiştik.
Sıra böbreklere odaklanıp yin yogada “chi” adı verilen yaşam enerjisini tazelemeye gelmişti. “Sphinx” (sfenks) ve “seal” (fok balığı) duruşları bu amaca çok uygundu. İki duruşta yaklaşık altı dakika kadar bekledik. Kimileri kollarını bedenlerine daha yakın tutarak bel bölgesini, dolayısıyla böbrekleri, biraz daha yoğun çalıştırdı. Kimileri ise bellerine fazla yük bindirmemek için kollarını bedenlerinden biraz daha uzak tuttu.
Dersin son bölümünde ise, kalbe odaklanıp
öfkeyi, nefreti, siniri ve gerginliği sevgi, şefkat, merhamet ve anlayışla eritmeye çalışacaktık. “Sphinx” ve “seal” duruşları ile omurgayı zaten arkaya eğmeye başlamıştık ve kalbi de açmıştık. Sıra “melting heart” (eriyen kalp) duruşuna gelmişti. “Her nefes verdiğinizde, göğüs kafesinizi biraz daha yere yaklaştırmaya çalışın. Her nefes verdiğinizde, kalbinizi biraz daha eritin ve yumuşatın. Daha çok sevgi enerjisi yaymaya çalışın. Affedin. Önce kendinizi, sonra çevrenizi. Empati yapmaya çalışın. İkili ilişkilerde sadece bir taraf suçlu değildir. Bir tartışma sırasında iki taraf da ayrı ayrı suçlu olabilir. O yüzden, kendinizi karşınızdaki insanın yerine koyun ve empati yapın. Biraz anlamaya çalışın. Anlayışlı olmaya özen gösterin. Öfkenin ve nefretin yerini, sevgi ve anlayış alsın.”
Derslerimde bazen akışın içine kendimi kaptırıp kafamda planladığım dersin biraz dışına çıkabiliyorum. O gün de aynı şey oldu. Dersi kalp çakrasına odaklandıktan sonra bitirmeye karar vermiştim ama o anda bir de boğazı rahatlatmak istedim. Sonuçta öfke, nefret ve siniri azaltmak istiyorduk. Bu kötü duyguları önce içimizde azaltmak için asanalar yaptık. Sonra yaşam enerjisini tazelemek ve en son da kötü duyguları güzel duygularla eritmek için duruşlar yapmıştık. Şimdi de duygu ve düşüncelerimizi doğru ve güzel şekilde ifade etmek için boğaz çakrasına odaklanmalıydık. “Marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) akışı içinde dikkati özellikle boğaz bölgesine çektik. Asanaları yaparken, boğazı iyice sıkıştırdık ve sonra açtık ve esnettik.
Dersin sonunda “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) öncesi, “twisted roots” (dönmüş kökler) burgusu ile bedeni ve omurgayı iyice esnetip rahatlatıp sinir sistemini gevşettik. Gözler kapalı bir burgu ile bedeni iyice rahatlattıktan sonra, uzun bir “savasana”… “Savasana” sırasında öğrencilere masaj yaptım. Bedenlerini biraz daha rahat ve gevşek bırakmaları için. Ders boyunca amacımız kabullenmek, bırakmak ve teslim olmaktı. “Savasana”da da bedenleri kabullenip, bırakıp teslim olmuştuk.
Dersin son sözlerini mi merak ediyorsunuz? “Amacımız
kalçaya odaklanarak birikmiş kötü duygulardan arınmak, böbreklere odaklanarak yaşam enerjisini tazelemek ve kalbe odaklanarak öfkeyi, nefreti, siniri ve gerginliği sevgi, şefkat, merhamet ve anlayışla eritmeye çalışmaktı. Bugün Dolunay var. O yüzden duygularımız her zamankinden daha yoğun. Belki bu nedenle daha öfkeli ve sinirli hissediyor olabiliriz. Balık burcundaki Dolunay yüzünden kendinizi çok duygusal hissedebilirsiniz. Sizi normalde hiç etkilemeyecek bir şey, bugün çok etkilemiş olabilir. Böyle bir durumda, karşımızdakileri de anlamaya çalışmak gerekir. Empati kurmak, daha çok sevmeye çalışmak ve anlayışlı olmak. Kendinizi karşınızdaki kişinin yerine koyun ve onun tezini de anlamaya çalışın. Denemekten ne kaybedersiniz?”