Tag Archives: ters duruş

an’ın getirdikleri…

Standard

Yoga eğitmenlik kursu sırasında iki tarz ders üzerinde uzun uzun konuşmuş ve çalışmıştık. Bunlardan bir tanesi daire şeklinde kurgulanan diğeri ise zirve duruşuna hazırlanan dersti. Eğitmenliğe başladığımdan beri derslerde zirve duruşuna hazırlanılan tarzı tercih ediyorum. Dersin ilk yarısında bedeni ve zihni o günkü zirve duruşuna hazırlıyor; ikinci yarısında ise bedeni dengeliyor, duruşun tam tersi duruşlarla bedeni rahatlatıyor ve en sonunda bedenleri dinlendiriyorum. Geçenlerde grup dersine gittiğimde öğrencilerden biri “ortaya karışık” bir ders yapıp yapamayacağımızı sorduğunda aklıma hemen daire şeklinde kurgulanan ders geldi.

Başlangıç meditasyonu sonrasında bedenleri “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısıttık. Bedenler iyice ısındıktan sonra ayaktaki asanalar üzerine yoğunlaştık. Her bir asana sonrasında “vinyasa” (akış) ile bedeni tazeliyor ve sonra diğer “asana”yı (duruş)  yapıyorduk. Hatta ders biraz daha hareketli olabilmek için asimetrik duruşlarda sağ ve sol taraf arasına bile “vinyasa” sıkıştırıyorduk. Bu şekliyle ders “ashtanga yoga” tarzına benzemişti. Ama tabii ki ben “ashtanga yoga” serisini ezbere bilmiyordum ama daire planlı bir ders çalıştırayım derken biraz da “ashtanga yoga”ya kaymıştık.

Ayaktaki asanalar sonrasında öne ve arkaya eğilmeler ile devam ettik. Her bir asana duruşundan iki ya da üç “asana” yapıyorduk. Burgular, karın güçlendiriciler ve kalça açıcılar ile devam ettik. Her “asana” sonrası bir “vinyasa”… Hava sıcak, sınıf sıcak, içimizdeki “agni” (ateş elementi) harekete geçmiş ve belki de bu grup ile ilk defa bu kadar hareketli bir ders yapıyorum…

En son ters duruşlar… Sınıf karışık bir sınıf olduğu için, yeni başlayanlar ve müdavimler olduğu için ters duruşlar arasından seçim yapmalarını istedim. İsteyenler “salamba sirsasana” (destekli baş duruşu), isteyenler “salamba sarvangasana” (destekli omuz duruşu) ve isteyenler de “adho mukha vrksasana” (kol duruşu)…

Dersi “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile tamamladık. Dersin sonunda tek bir şey düşünüyordum. Neden zirve duruşlu dersleri daha çok seviyor ve tercih ediyordum? Sanırım cevabı bulmuştum. Tekdüze şeylerden hoşlanmıyordum. Bir sonraki hamlenin ne olacağını bilmek ve her şeyi bilerek hareket etmeyi sevmiyordum. Bilinmezi seviyordum. Hani meşhur “anı yaşamak”, “anda kalmak” ve “bir dakika sonra ne olacağını bilmeyerek sadece o anı yaşayıp o anın içinde mutlu ve huzurlu olmak” sözleri var ya… İşte ben onu seviyordum. Bir sonraki hamleyi bilerek yaşadığımızda zihin de her şeyi önceden bildiği için bedenden ve nefesten yani ruhtan önce hareket ediyor. O zaman da sadece zihnin yönlendirdiği ve zihnin hükmettiği kişiler haline dönüyoruz. Kukla oluyoruz. Halbuki sadece “o anın” getirdiklerini yaşamak ve mutlu olmak mümkün… İşte ben tam da bunu yapmaya çalışıyorum…

Reklamlar

destek mi köstek mi?

Standard

Yoga dersleri de nedense diğer fiziksel aktivite dersleri gibi değerlendirilmekte… Bunda belki de yoga derslerinin spor tesislerinde daha yaygın hale gelmesi etkili olmuştur. Kim bilir? Sebep her ne olursa olsun, yogayı diğer fiziksel aktivitelerden ayırmak gerek. Niye mi? Çünkü yoga aslında çoğunluğun düşündüğü gibi bir fiziksel aktivite değil bir “olma” halidir. Bir disiplindir. Bir felsefedir.

Yoga da diğer aktiviteler gibidir ve bedenimizle yaptığımız bir şeydir diye de düşünüyor olabilirsiniz. Ama aslında durum biraz farklı. Yoga, beden, zihin ve ruhun bir arada ve uyumlu olması demek. Yoga, bedeni, zihni ve ruhu bir araya getirmek, bir ve bütün hale getirmek demek. Yoga, bedeni, zihni ve ruhu birleştirmek demek. Yani yoga, fiziksel bir aktivite değil bir “olma” hali… Yoganın fiziksel aktivite ile bağlı olan kısmı ise “asana”lar yani “duruşlar”… Yoga derslerinde yapmak istediğimiz şey, “asana”lar aracılığıyla beden ve nefesi bir arada tutarken zihnin de başka bir şey düşünmeden sadece yaptığı işe odaklanması ve her bir anın farkındalık içinde yaşanması…

Bu noktaya nereden geldik diye soracak olursanız; tabii ki bu hafta derslerde yaşadıklarımızdan geldik. Bedenimizin yapmaya daha alışık olduğu “asana”ları yaparken, örneğin öne eğilmeler, çoğumuz bir sıkıntı çekmeyiz. Ne de olsa beden öne eğilmeye, omurga öne doğru kamburlaşmaya alışıktır ve o yüzden bu asana grubunu çalıştığımızda nefesimizle bağlantımızı kaybetmeden ve zihnin odaklanmasına fazla ihtiyaç duymadan yapabiliriz. Halbuki, geriye eğilmeler, denge duruşları ve ters duruşları çalışırken sorun yaşamaya başlarız. Bu asana gruplarını yaparken, nefes yani ruh ile bağlantımızı kuramamışsak ve nefes ile beden uyumlu değilse zorlanırız. Nefesimizi tutabiliriz ve nefesi tuttuğumuzda duruşlar daha da zor hale gelir. Özellikle denge duruşları ve ters duruşları yaparken zihnimiz çok önemlidir. Zihin ne düşünüyor, ne hissediyor? Korkuyor muyum ve korktuğum için zor mu nefes alıp veriyorum? Yoksa nefesimi tuttum mu? Zihnim bu duruşu yapabileceğimi mi yoksa yapamayacağımı mı bana telkin ediyor? Zihnim bedenime güveniyor mu? Zihnim bana destek mi köstek mi?

İşte tüm bu soruları geçen hafta ters duruş denediğimiz bir grup dersinde tekrar tekrar hatırladım. Yaklaşık bir yıldır çalışmakta olduğum bir grup var. Bu grup, benden önce başka bir yoga eğitmeni ile de çalışmış ve haftanın iki günü de pilates dersleri almakta. Yani, bedensel ve fiziksel güçleri yeterli. Her tür “asana”yı yapabilecek fiziksel güçleri var. Ama “sirsasana” (baş duruşu), “pincha mayurasana” (önkol duruşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) denediğimizde çok zorlanıyorlar. Peki sorun ne?

Eğer fiziksel gücümüz varsa ve karın kaslarımız ve omuz kuşağımız bu duruşları yapabilecek güçteyse, öncelikle bu fiziksel gücümüzün farkında olup olmadığımıza bakıyoruz. İçimdeki gücün farkında mıyım? Farkındayım diyelim. Ben bu gücü gerçekten kullanabiliyor muyum? Karın kaslarımı sıktığımı düşünürken, gerçekten sıkıyor muyum? Pelvik taban kaslarımı kullandığımı düşünüyorken, gerçekten kullanabiliyor muyum? Tüm bu kasları devreye sokabiliyor muyum? Yoksa sadece sıktığımı, kastığımı ve devreye soktuğumu mu düşünüyorum. Eğer sadece düşünüyorsam ve duruşu yapamıyorsam, o zaman gücümün farkında değilim ve bu gücü ortaya çıkarmam, kendi fiziksel gücüme güvenmem ve bu gücün artık farkına varmam gerek.

Gücümüzün farkına vardığımızda ve onu gerçek anlamda devreye soktuğumuzda hala duruşlarda zorlanıyorsak, ikinci bir soru sormamız gerek. Neden korkuyorum? Duruşu yapmamı engelleyen şey ne? Düşmekten korkabiliriz. Düşüp başkaları önünde rezil olmaktan korkabiliriz. Düşüp bir tarafımızı incitmekten korkabiliriz. Boynumuzu kırabileceğimizden korkabiliriz. Farklı farklı korkularımız olabilir. Dünyaya başka bir açıdan bakmak ve her zamanki rutin bakış açımızdan vazgeçmek zor gelebilir. Baş üzerine çıkmaktan korkmuyoruzdur ama inmekten korkuyoruzdur. Baş üzerine çıkmak zor geliyordur ama birisinin yardımıyla çıktığımızda orada durmak çok rahat geliyordur. İşte tam bu noktada zihin devreye girmekte. Yoga çalışmaları, özellikle bu noktada diğer fiziksel aktivitelerden ayrılmakta. Zihnim ne düşünüyor? Zihnim bedenim ve nefesimle yani ruhumla birlikte mi hareket ediyor yoksa bu ikisinden ayrı mı hareket ediyor? Zihnim bana destek mi köstek mi? Zihnim duruşu yapacağıma inanıyor mu yoksa inanmıyor mu? Zihnim  başka bir şey düşünmeden sadece yaptığım işe odaklandı mı ve her bir anı farkındalık içinde yaşayabiliyor muyum? Tüm bu soruların cevapları bizleri “sirsana”ya yükseltebilir de “sirsasana”dan tepetaklak indirebilir de…

O günkü derste öğrenciler, duvar kenarına yerleşip “sirsasana”yı denediler. Bir tanesi duruşa yükselemiyordu ama yükseldiğinde duvar kenarında çok rahat hissediyor ve inmeyi düşünmüyordu bile… Bir başkası baş duruşundan nasıl geri ineceğini düşündüğü için bir türlü duruşu yapamıyor, başının üzerine çıktığında ise “boynumu kırabilirim” korkusu ile panikliyor ve düzgün bir şekilde yere inemiyordu. Bir başka öğrenci, kendi kendine yarı yola kadar çıkıyor, orada panikliyor, pelvik tabanı kullanmayı unutuyor, yukarı doğru yükseliyor ve duvar kenarında denemediği için yere düşüyordu. Bir diğeri ise, yine duvar kenarında denemiyor ve matının üzerinde sınıfın ortasında denemeyi tercih ediyor; tam duruşa çıktığı anda başka bir öğrencinin “işte bak, ne güzel yaptın işte” demesi üzerine panikliyor ve paldır küldür yere iniyor. Zihin, “yaptın işte” denildiğini duyunca bedeni engellemek istiyor ve başarılı da oluyor.

O gün derste bir kere daha anlamıştık. “Asana”ları, sadece bedensel güç ile yapamazdık. Nefesimiz bize yardımcı olmazsa, nefesimiz bedenimizle uyumlu olmazsa ve zihin de sadece yaptığımız işe odaklanamazsa, özellikle “zor” olduğunu düşündüğümüz duruşları yapamayabilirdik. Yogayı, diğer fiziksel aktivitelerden ayıran da buydu. Bir “olma” hali… Beden, ruh ve zihnin bir arada ve uyumlu olması ve bu uyumdan ortaya çıkan tablo…

kışın ağırlığından kurtulmak

Standard

Baharın müjdecisi olan cemreler düşmeye başladı. Bu hafta ilk cemre havaya düştü. Bundan sonra sırasıyla suya ve toprağa düşecekmiş… Cemreler aynı sıra ile yoga derslerine de düşecek. Her hafta bedenimizi değişen hava koşullarına uyumlamak için ben de derslerde bu elementlere uygun dersler yapmaya karar verdim. Bu hafta öğrencilere hava elementiyle ilgili akışlar yaptırdım.

2009-2010 tum fotolar 676

Cemre neydi? Cemre, ilkbahar başlangıcında yedişer gün arayla sırasıyla havada, suda ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık artışıydı. Kelime anlamıyla kor halindeki ateş… Birinci cemrenin 20 Şubat’ta havaya, ikinci cemrenin 27 Şubat’ta suya , üçüncü cemrenin 6 Mart’ta (artık yıllarda 5 Mart) toprağa düştüğü varsayılır.

Bu hafta başında derslere başlamadan önce hava elementiyle ilgili bir akış planlamalıydım. Hava elementi “anahata çakra” (kalp çakrası) ile ilişkiliydi. Nefes ile de ilgiliydi. Ders boyunca öğrencilerden “ujjayi pranayama” (kahraman/ujjayi nefesi) kullanmalarını istemek de fayda vardı. Göğüs kafesini esnetmeli ve arkaya eğilmelerden birini zirve duruşu olarak seçmeliydim. Hava, Ayurveda’da da (Hint yaşam bilimi) “vata dosha”nın (vata beden tipi) ana elementi. “Vata dosha”, akla hafif, havadar ve yaratıcı gibi sıfatları çağrıştırır. Bu beden yapısının temel özelliği, değişkenliğidir. “Vata dosha”nın, en önemli görevi merkezi sinir sistemini denetlemesidir. Bu “dosha”nın dengesi bozulduğunda kaygı ve depresyondan klinik zihinsel sorunlara kadar değişik sinirsel rahatsızlıklara açık olabiliriz.

“Vata”, sadece soğuk, karanlık, kuru ve sert gibi sıfatları değil aynı zamanda hafif ve havadar gibi sıfatları da içinde barındırır. Dolayısıyla, bedenimizde “vata dosha” arttığı zaman, kendimizi daha hafif, havadar ve uçuyor gibi hissetmemiz çok normaldir.

Normalde “vata dosha”yı dengelemek için ayakların yere sağlam bastığı ve köklendiğimiz duruşları tercih ederiz. Ancak bu haftaki çalışmamız “hava elementi”ni harekete geçirmek ve bedendeki “hava”yı hissedebilmek amaçlıydı. O yüzden arkaya eğilmeyi tamamladıktan sonra bir de ters duruş yaptırmayı planlamıştım.

Dersin sonunda iki zirve duruşu yaptıracağım için bedenleri her iki duruş için de hazırlamalıydım. Göğüs kafesini, omuz kuşağını ve kalça fleksör kaslarını esneten duruşlar ile omuzları, kolları ve karın kaslarını güçlendiren duruşlar ile zirve duruşlarına hazırladık.

İlk zirve duruşu “ustrasana” (deve duruşu) idi. Bu duruşta derin derin nefesler alayı unutmamalıydık. Nedense geriye eğildiğimizde zorlanıyor, zorlandığımızda da nefesimizi tutuyorduk. Nefesi tutmak ise hiç de istediğimiz bir şey değildi. Eğer nefes bizim ruhumuzu temsil ediyorsa, nefesi tuttuğumuzda ruhumuz ile bağlantımızı da kaybediyorduk. Özellikle de “hava elementi”ni çalıştığımız derste nefesi tutmamalıydık. Çünkü hava, nefes demekti. Ya da tam tersi…

Zirve duruşundan sonra bir iki “vinyasa” (akış) ile bedeni dengeledik. Sonrasında ikinci zirve duruşu için son hazırlıkları yaptık. “Pincha mayurasana” (önkol duruşu)… Önce dirseklerin üzerinde “ardha salamba sirsasana” (yunus duruşu), ardından da bu duruşta sağ ve sol bacağı kaldırıp beşer nefes bekledik. En son “pincha mayurasana”… Duvar kenarına geçip duvara zıplayanlar oldu, benim yanlarına gelip manen destek olmamı isteyenler oldu… Hiç denemeyenler oldu. Hiç denemeyenler ise “salamba sarvangasana” (destekli omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu) ve “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu) serisini yaptı.

Ters duruşlardan sonra bedeni dengeledik ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi sonlandırdık.

“Hava elementi”ni önce göğüs kafesinde geriye eğildiğimizde hissetmek… Kalbimizi açmak, geriye eğilmek ve nefes alıp vermeye devam etmek…. Göğüs kafesini nefes ile genişletmek… Ardından da tepetaklak olup başımızın tepesinden bedenin dışına doğru giden enerjiyi hissedebilmek…  Hafiflemek, enerji dolu olmak ve kışın ağırlığından kurtulup canlanmak…

gidiş yolu

Standard

Yoga derslerinde öğrencilerin hep deneyimlemek istediği ama bir o kadar da zorlandığı duruşlardır ters duruşlar. Tepetaklak olmak, kanın beyninize doğru aktığını hissetmek, uçma hissi ve buna inanama arasında bocalar durursunuz. İlk zamanlar böyle bir duruş imkansız gibi gözükür. Yoga derslerine devam ederseniz, duruşu yavaş yavaş denemeye başlarsınız. Adım adım… Her denemede bir adım ileri… Bina inşa eder gibi… Temelden çatıya…

wpid-2013-05-18-14.15.45.jpg

Geçen hafta grup derslerinin birinde yine ters duruş deneyecektik. Ters duruşlar genel olarak güçlü bir omurga, güçlü bir karın, güçlü bir duruş gerektirdiği için görece olarak daha kolay olan “sirsasana”dan (baş duruşu) başlamayı tercih ediyorum. “Pincha mayurasana” (ön kol duruşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) gibi duruşlar biraz daha ileri seviye gibi geliyor bana…

Her zaman olduğu gibi dersin ilk yarısında “sirsasana” için bedeni hazırladık. Omuz kuşağını ve karın kaslarını güçlendiren “asana”ları (duruş) “vinyasa”ların (akış) arasına yerleştirdik. Sıra zirve duruşunu denemeye gelmişti.

O günkü amacım “sirsasana”ya ayakları fırlatarak ya da zıplayarak çıkmak değil, bedeninizin tüm kontrolünü elinizde tutarak duruşa yükselmekti. O yüzden tam duruşu denemeden önce iki farklı duruş denedik. “Sirsasana II”yi (tripod baş duruşu) ve “ardha sirsasana”yı (yarım baş duruşu) ayakları karın hizasında tutup beş nefes bekleyerek karın ve kasık kaslarını güçlendirmek istemiştim. Amaç, tam baş duruşuna iki bacağı aynı anda yavaş yavaş kaldırarak girmekti.

Önce öğrencilerin kendi kendilerine denemelerini istedim. “Sirsasana II”de yarı yolda kalmak nispeten daha kolay gelmişti. Hem kollar hem de baş yerdeydi. Öğrenciler kendilerini biraz daha güvende hissetmişti. Bu duruşa geçen öğrenciler, alışkanlıktan hemen bacaklarını yukarı kaldırmaya çalışmışlardı. Nedendir bilmiyorum; ama sürekli sonuç odaklı yaşamaktayız. O yüzden o sonuca gelene kadarki tüm aşamaları önemsemiyoruz. Derste de aynısı olmuştu. Başımızın tepesinde durmaya odaklandığımız için o andan öncesi bizi hiç ilgilendirmiyordu.

Bunu gördüğüm anda tüm öğrencilerden duruşu bırakmalarını istedim. O günkü dersin amacını bir kere daha hatırlattım. “Amacımız, baş duruşuna çıkmak değil. Bu duruşu defalarca denedik ve hepinizin yapabildiğini ve duruşta en az beş nefes bekleyebildiğinizi biliyorum. Bugünkü dersin amacı bedeninizin kontrolünün sizin ellerinizde olduğunuzu görmeniz… Attığınız her adımdan zevk almanız. Sadece sonuca odaklı çalışmamanız. Matematik derslerini hatırlayın. Gidiş yolundan da puan alırdık. Tıpkı onun gibi, yogada da gidiş yolu önemli. Her bir aşamadan sonra beklemek, o noktayı hazmetmek ve inşa etmeye devam etmek…”

Bunun üzerine öğrenciler bir kere daha her iki duruşu denedi. İkinci duruş beş nefes beklettikten sonra kontrollerini kaybetmeden bacaklarını yukarı doğru uzatmalarını istedim. Bu arada, kimi öğrenciler yarım baş duruşuna bir türlü yerleşemedi. Öğrencilerin bedensel güçlerini bildiğim için bu duruşu yapamayacaklarına inanmıyordum. Karın ve kasık kasları ve omuz kuşakları güçlüydü ve bu “asana”yı kolaylıkla yapabilirlerdi. Bence içlerindeki gücün farkında değillerdi. Onlara sadece benim telkinde bulunmam yeterli olmadı. Öğrencilerden birisi “yaşam koçluğu” ile ilgileniyordu. Ondan rica ettim ve onun telkinleri öğrenciler üzerinde etkili oldu. İçlerindeki gücü fark ettiler ve yarım baş duruşunda kolaylıkla kaldıktan sonra tam baş duruşuna yükseldiler. Gerçek bir “uçma” hissiydi.

Dersten bize kalanlar mı? İçimizde kendimizin bile farkında olmadığı inanılmaz bir güç var. İçimizde saklı ama biz onu kullanmayı bilmiyoruz. Bir de, hayatı sadece sonuç odaklı yaşıyoruz. Peki ya sonuca gelmeden kat ettiğimiz yol? Yolculuk ve adım adım gittiğimiz yol? Her bir adımdan sonra bir an durmak ve o noktayı hazmettikten sonra ilerlemek? Tüm bunlar, sonuçtan daha önemli değil miydi?

içinizdeki gücü kullanın!

Standard

Geçen haftaki özel ve grup yoga derslerime tek bir cümle damgasını vurdu: “İçinizdeki gücü kullanın!.” Doğudan batıya doğru yolculuğu sırasında yoga, felsefi bir öğretiden çok bir fiziksel aktivite şeklini almış gibi görünüyor. Tabii ki bu dönüşümde yoganın spor tesislerinde grup dersleri arasına katılmasının da payı göz ardı edilemez. Hal böyle olunca, yoga felsefi bir öğretiden çok azami fayda sağlanacak bir fiziksel aktivite olarak görülüyor ve bu nedenle bir sürü sorun çıkıyor.

Photo

Spor tesislerinde grup derslerine gittiğimde öğrencilerin çoğunda fark ettiğim şey akışları sadece fiziksel güçleri ve bedenleri ile yapmaya çalışmaları oluyor. Sadece beden ve kas gücü ile “asana”ları (duruş) yapmaya çalışıyor ve bazı “asana”ları bu şekilde yapabilseler de bazılarını ne yazık ki yapamıyorlar. Nefes, yogada diğer fiziksel aktivitelere göre farklı kullanıldığı için öğrenciler nefesi kullanmayı ya unutuyor ya da nefeslerini tutuyor ve bu da tabii ki akışları yaparken sorun yaratıyor. Beden ile nefes birlikte hareket etmeyince yoga dersleri sadece fiziksel bir aktiviteden öteye gidemiyor.

Yoga, beden-zihin-ruh birliği ve bütünlüğü demektir. Akışları yaparken beden işin fiziksel kısmıysa, nefes ruhumuzu temsil etmeli ve zihin de beden ve ruh ile birlikte olabilmek için bedenin hareketini ve nefesi izlemelidir. Eğer akış içinde, bu üçlüden biri diğerleriyle uyumlu değilse o zaman yaptığımız sadece kas gücü yani fiziksel aktivite haline döner. O zaman da, bir ve bütün olamayız ve “yoga” olmaktan uzaklaşırız. Buradan da anlaşılabileceği gibi “yoga”yı bir “olma hali” olarak düşünebilirsiniz.

Grup yoga derslerinde ne oluyorsa işte bu nedenle oluyor. Öğrenciler, diğer fiziksel aktivitelerdeki gibi “asana”ları ve akışları sadece fiziksel güçleri ve kas güçleriyle yapmaya çalışıyor. Tabii ki yoga akışlarında da kas gücü ve fiziksel güç önemli. Eğer kaslarımız güçlü ya da esnek değilse, bedenimizin hareket kabiliyeti kısıtlı olur ve bazı “asana”ları ya da akışları yapamayabiliriz.

Kas gücü ve bedensel olarak yeterli olduğumuzu düşünelim. Yoga yaparken bedenimiz nefesimiz ile birlikte hareket etmiyorsa, akış boyunca nefesimiz tükenir ve bize yetmez. Ya da nefes daha akışın yarısında tükenir ve akış devam ederken nefesi tutmaya başlarız. Böyle bir durumda yaptığımız şey yoga değil sadece ve sadece fiziksel bir aktivite olur.

Bir de zihnin bizi engelleme durumu vardır. Eğer zihin yapamayacağını düşünüyorsa, zaten baştan bizi engellemiş demektir. Zihnin engellemesiyle en çok ters duruşlar, denge duruşları, kol denge duruşları gibi zor “asana”ları yaparken karşılaşıyoruz. Zihin daha en baştan o “asana”yı yapamayacağına bizi inandırıyor, heyecanlanıyoruz, nefesimiz kesik kesik hale geliyor ve sonuçta o “asana”yı yapamıyoruz. İşte tam da bu noktada öğrencilere bir telkinde bulunuyorum: “İçinizdeki güce inanın ve o gücü kullanın!.” “İçinizde bir mücevher var. Belki kaslarınız çok güçlü ve bu duruşu yapabilecek fiziksel güce ve olgunluğa sahipsiniz. Peki hiç düşündünüz mü bu duruşu neden yapamadığınızı? Bir: Zihniniz sizi yapamayacağınıza inandırıyor. İki: İçinizdeki gücün farkında değilsiniz. İçinizdeki mücevhere, güce inanın ve o gücü kullanın!. Bedeninizi, ruhunuzu ve zihninizi bir arada tutmaya çalışın. Bedeniniz nefesinizle yani ruhunuzla birlikte hareket etsin, aksın ve zihniniz de bedeninizi ve nefesinizi izlesin. Böylece içinizdeki gücü ortaya çıkarabilirsiniz. Gücünüze inanın ve güvenin ve o gücü kullanın!.”

denge ve hayat

Standard
Coğrafi olarak bahar çoktan geldi; hatta bir bölümü geçti bile… Yaşadığım şehirde bir gün bahar havasını hissetsek bile, sonraki iki üç gün yine kış geri geliyor. Bir gün baharlık kıyafetler giyip sokaklarda dolaşmak isterken, bir sonraki gün karanlık hava yüzünden yataktan kalkmak ve dışarı çıkmak istemiyoruz. Bir gün soğuk ve kar yağışlı, iki gün sonra güneşli ve ılık… Ne beden ne de zihin uyum sağladı bu değişken bahara… Bu nedenle geçen haftaki derslerimde ise dengeyi bulabilmek için denge duruşlarına yöneldim.
2009-2010 tum fotolar 696
Denge hem günlük hayatımızın hem de yoga derslerinin olmazsa olmaz bir unsuru… Dengeli olduğumuzda, verdiğimiz tepkiler aşağı yukarı belli olduğunda, genel tavrımız çevremizdekilerce bilindiğinde, hayat bizim için çok daha kolay ve rahat olabilir. Yoga derslerinde ise denge, hem konsantrasyonumuzu hem de koordinasyonumuzu güçlendirmemiz için gereklidir.
Geçen haftaki derslerimin birinde “utthita hasta padangusthasana”yı (el ayak parmağına uzanmış duruş) zirve duruşu olarak seçmiştim. Dersin ilk yarısında, karın kaslarını güçlendirmeli, bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını açmalı, kalça eklemini esnetmeli ve odaklanmaya ağırlık vermeliydik. Başlangıç meditasyonu sonrasında, denge çalışmalarına yerde dört ayak üzerinde başladık ve sağ kolu öne doğru uzatırken sol bacağı geriye doğru açtık. Beş nefes sabit bekledikten sonra, nefes verirken kol ile bacağı ortada birleştirip nefes alırken kol ile bacağı açtık. “Vyaghrasana” (kaplan duruşu) ile bir bacak üzerinde denge çalıştıktan sonra yere sırt üstü uzandık.
Ayaktaki asanalara başlamadan önce karın kaslarını güçlendirmek istemiştim. Sağ bacağı havaya kaldırıp kolları omuz hizasında yukarı doğru açtıktan sonra, bacağı her nefes verişte yere doğru indiriyor kolları da başın yanında geriye doğru götürüyorduk. Her nefes verişte kürek kemikleri havalanana kadar yerden kalkıyor, her nefes verişte kürek kemiklerini yere indiriyorduk. Bu karın çalışmasını on kez sağ bacakta yaptıktan sonra on kez de sol tarafta yapmıştık. Karın ve kasık kaslarını güçlendirmek için bacakları 90 derece havada on nefes beklettikten sonra, bacakları yürüyormuş gibi olduğu yerde oynattık. Daha sonra nefes verirken yere doğru yaklaştırıp nefes alırken 90 dereceye çıkarttık.
Bir sonraki karın çalışmasında, bacakları dizden büküp ayak tabanlarını yere yerleştirdikten sonra kolları başın yanında geriye doğru uzattık. Nefes verirken ayakları yerden kaldırmadan yerden kalkıp düz bir omurgayla bacakların arasından öne doğru uzayıp, nefes alırken geriye doğru yattık. Bu çalışmayı on kez tekrarladıktan sonra, “navasana” (sandal) pozisyonunun birkaç varyasyonunu yaptık. “Navasana”da beklerken sağa sola burgu yaparak oblik kaslarını güçlendirdik. Yine bu duruşta nefes alırken geriye doğru yatıp kürek kemikleri yere geldikten sonra nefes verirken “navasana”ya geri kalktık. Böylece karın çalışmalarının sonuna gelmiştik.
“Navasana”dan “halasana”ya (saban duruşu) ve sonra omurgayı öne arkaya yuvarlayıp bedene hız kazandırdıktan sonra yerden destek almamaya çalışarak ayağa kalktık. “Tadasana” (dağ duruşu) ile bedeni dengeledikten sonra, “surya namaskara” (güneşe selam) serilerine gelmişti sıra. Birkaç güneşe selam serisiyle bedeni iyice ısıttıktan sonra bedeni zirve duruşu için hazırlamaya devam edebilirdik.
“Vinyasa” dersleri sevdiğim için genellikle yapacağımız “asana”lar arasında “surya namaskara” (güneşe selam) serilerini katmaktayım. O derste de öyle oldu. Bir güneşe selam serisi arasında, “adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “trikonasana” (üçgen duruşu) yaparak kalça eklemini esnettik. Aynı seriyi sol tarafta da tekrarladıktan sonra, bir “vinyasa” ile bedeni dengeledik. “Tadasana”dan “utkatasana”ya (sandalye) geçerek karın kaslarını dersin bu aşamasında bir kez daha çalıştırmak istemiştim. Sandalye duruşundayken sağ bacağı sol bacağın üzerine erkeklerin bacak bacak üstüne attığı gibi atıp hem ayaktaki denge duruşlarına yavaş yavaş giriş yapmayı hem de karın kaslarını biraz daha güçlendirmeyi amaçlamıştım.
Diyorum ya “vinyasa” dersleri seviyorum diye. “Tek bacaklı sandalye”den “garudasana”ya (kartal duruşu) geçip birkaç nefes bekledikten sonra, kolları bozmadan “virabhadrasana III”ya (üçüncü savaşcı) geçtik. “Virabhadrasana III”ten “urdhva prasarita eka padasana”ya (ayakta bacakları ayırma) geçip en son “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı) yapıp elleri yere koyup “adho mukha svanasana”ya (aşağı bakan köpek) geçip dinlenmiştik. Aynı seriyi öteki bacakta da tekrarladıktan sonra “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) on nefes bekleyip bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını esnetip bedeni dinlendirmiştik. “Hamstring” kaslarını “urdhva prasarita eka padasana” ve “vinyasa”ların arasına kattığımız “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrık öne eğilme) ile biraz daha esnetmiştik.
Zirve duruşuna çok az kalmıştı. “Tadasana”da sol bacak üzerinde köklendikten sonra sağ bacağı dizden büküp kalça hizasına kadar kaldırmıştık. Nefes alırken bacağı öne doğru uzatıyor, nefes verirken dizden büküyorduk. Beş kez tekrarladıktan sonra aynı seriyi sağ bacak üzerinde köklenip yaptık. Kolları omuz hizasında öne açtıktan sonra yoga kemerini tuttuk. Bedeni öne doğru eğmeden sol bacak üzerinde köklenip sağ bacağı kalçadan geriye doğru açtık ve bir noktada sabit tuttuk. Her nefes verişte bacağı o sabit noktadan biraz daha yukarı kaldırmaya çalıştık. Beş kere tekrarladık sonra aynı seriyi sağ bacak üzerinde köklenerek yaptık.
Artık sıra zirve duruşuna gelmişti. Sol bacak üzerinde köklendikten sonra yoga kemerini ayak tabanının altına yerleştirip bacağı öne doğru uzatmıştık. Amaç “iliak kemikleri”ni yan yana tutmaya devam ederken bacağı öne doğru uzatmaktı. Bir başka dikkat edilmesi gereken konu ise omuzları yan yana tutmaktı. Böylece beden sağa sola, öne arkaya doğru eğilip bükülmeyecekti. Dik bir omurga ile, kalça eklemini sabit tutarak yapacaktık bu duruşu. Duruşta beş nefes bekledikten sonra, bacağı yana doğru açtık. Buradaki amaç da aynıydı. İki kalça yan yana durmalıydı. Biri birinin önünde ya da arkasında olmamalıydı. Eğer kalça hizası bozuluyorsa, belki bacağın açısını biraz daraltmak gerekiyordu. Belki de dizden biraz bükmek… Beş nefes sonra bacağı tekrar öne doğru uzatıp nefes verirken omurgayı yuvarlayıp bacağın üzerine katlanmaya çalıştık. Beş nefes sonra nefes alırken omurgayı yukarı doğru açıp bacağı yere indirdik. Zirve duruşu sağ tarafta bitmişti. Sırada sol taraf vardı.
“Utthita hasta padangusthasana”, asimetrik bir duruştu. O nedenle asanayı sağ tarafta denedikten sonra “tadasana”da (dağ duruşu) birkaç nefes bekleyip bedendeki yarattığı hissi farketmeye çalıştık. Gözleri kapatıp, duruşun beden üzerindeki etkilerine odaklandık. Denge duruşlarında bedenin sağ ve sol tarafının birbirinden çok farklı hissedebileceğini hatırlattım. Bir taraf daha güçlü ve dengeli, öteki taraf daha güçsüz ve dengesiz hissedebilirdi. Belki de dengeleri eşitti. Denemeden bilemezdik ama diğer tarafın dengesinin nasıl olacağını önceden bilemeyeceğimiz için asanaya temkinli yaklaşmamız gerektiğini hatırlattım. Duruşu sol tarafta da denedikten sonra “tadasana”da bedeni dengeleyip dinlendirdik.
Son bir “vinyasa” sonrasında “dandasana”ya (asa duruşu) geçtik. Bu duruş da bedendeki enerjileri dengelemek için çok faydalıydı. “Mula bandha” (kök kilit), “uddiyana bandha” (karın kilidi) ve “jaladhara mudra”yı (çene kilidi) devreye soktuktan sonra bu duruşta on nefes bekleyip beden ve zihni sakinleştirdik. “Paschimottanasana” (yerde öne eğilme) sonrasında sırt üstü yatarak “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile bedeni iyice dinginleştirdik. Sonrasında uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu)…
Ders boyunca kar yağışı devam etti. Öğrenciler kendi içlerinde denge ve huzuru ararken, benim denge ve huzurum nasıldı acaba diye düşünmeden edemedim. Karanlık, kasvetli, yağışlı ve soğuk havaların devam etmesi ve baharın bir türlü gelememesi dengemi bozmuyor değildi. Acaba o günkü ders öğrenciler için miydi yoksa benim için miydi diye düşündüm. Öğrencilerden yola çıkarak aslında ben mi denge bulmaya çalışıyordum. Acaba derslerimizde kimi zaman kendi bedenimizin ve zihnimizin ihtiyacı olan asanalara mı odaklanıyorduk? Belki de öğrencilerin kimileriyle aramızdaki tarif edilemeyen zihinsel iletişim sayesinde derste onların bizden istediği asanalara mı yoğunlaşıyorduk? İster kendi bedenimizin ve zihnimizin ihtiyacı olan derslere yoğunlaşalım istersek de öğrencilerin istediği ya da bize hissettirttikleri derslere… Hayatımızda olduğu gibi derslerde de denge olmalıydı. Kimi zaman öne eğilmeli, kimi zaman arkaya eğilmeli, kimi zaman dengeye yoğunlaşmalı, kimi zaman ters duruşlara odaklanmalı, kimi zaman ise köklenmeliydik…

yolculuk ve duraklar

Standard

Özel ve grup derslerimde hep bedenin başka bir bölgesine odaklanmak istiyorum. Kimi zaman karın, kimi zaman sırt, kimi zaman kalça gibi… Bazen ters duruşlara, bazen ayaktaki duruşlara bazen de denge duruşlarını deneyimlemek ve her derste bedenin başka bir bölgesini çalıştırmak ve başka bir asana grubuna odaklanarak hem fiziksel hem de zihinsel ve ruhsal fayda sağlamak istiyorum. Geçen haftaki özel dersim de, tam bahsettiğimi gibi bir dersti. Sadece ve sadece denge duruşlarına odaklanmıştık.

Photo

Daha önceki yazılarımda da söz etmiştim. Denge duruşları oldukça zor duruşlardandır. Dengeyi sağlamak çoğu zaman kolay değildir. Karın kaslarının güçlü olması ve köklenme gereklidir. Bu duruşları yaparken koordinasyon ve konsantrasyon çok önemlidir. Sabit bir noktaya bakmak ve nefesleri düzenli tutmak da denge duruşlarının olmazsa olmaz aşamalarındandır. (Ayrıntılı bilgiye https://burcuyircali.wordpress.com/2014/05/25/dengeleri-fark-etmek/ adresinden ulaşabilirsiniz)

Daha önceki derslerimizde bir sürü denge duruşu denemiştik. “Utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzanmış duruş), “natarajasana” (dansçı duruşu), “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu) ve “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı) bunlardan bazılarıydı.

“Vrksasana” (ağaç) ve “garudasana” (kartal) ise daha kolay denge asanaları olduğu için hemen hemen her dersin olmazsa olmaz duruşlarındandı.

O gün denge duruşlarına odaklanacağımız için meditasyon sonrasında masada denge çalışarak başladık. Sağ kolu öne, sol bacağı da arkaya uzatarak beş nefes bekledikten sonra kol ve bacağı ortada birleştirip tekrar öne ve arkaya uzattık. Tam beş kere… Aynı seriyi diğer kol ve bacakta da yaptıktan sonra bir başka denge duruşu olan “vyaghrasana”yı (kaplan duruşu) denedik. Ayağa kalkmadan önce karın kaslarını güçlendirmek için dört ayakta ayak parmak uçlarını mindere takıp dizleri yerden birkaç santim kaldırdık. Karın kaslarını iyice sıkarak sırtı içeri alıp beş nefes bekledik. Bunu tam üç kere yaparak karın kaslarını da çalıştırmaya başladık. Karın kaslarını iyice sıkmak denge duruşlarında daha kolay durmamızı sağlıyordu.

Yerdeki denge duruşlarını bitirdikten sonra “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek) ve ardından “vinyasa” (akış)… En son “tadasana” (dağ duruşu)… Birkaç “surya namaskara” (güneşe selam) serisiyle bedeni ısıttıktan sonra “vinyasa”ların arasına karın ve denge güçlendirici asanalar serpiştirmeye başladık. “Adho mukha svanasana”da sağ bacağı havaya kaldırıp kalçaları önce yan yana tutmak sonra iliak kemiklerini üst üste getirip kalçayı yana doğru çevirmek… Kalça yana doğru bakarken havadaki bacağı dizden büküp açmak… Böylece kalça eklemini farklı açılardan çalıştırmak. İliak kemiklerinin önce yan yana sonra üst üste olması…

“Vinyasa”lar devam ederken “phalakasana” (sopa) ve “chaturanga dandasana” (şınav) ile karın kaslarını çalıştırmak… Bir sonraki “vinyasa”da “phalakasana”da önce sağ sonra sol bacağı havaya kaldırıp kalçaları yan yana tutmaya devam ettik.

Akışların arasına “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) yapıp arkadaki dizi yere koyduk. Arkadaki dizi büküp kalçaya doğru çektik. Amacımız bacağın önündeki “kuadriseps” kaslarını esnetti. Kuadriseps kaslarını esnetmek zirve duruşumuz için gerekliydi.

“Nefes al, kollarla yukarı doğru uza, nefes ver, öne katlan (uttanasana/ayakta öne eğilme). Nefes alırken sağ bacağı geriye doğru aç. İki kalçayı yan yana tutmaya devam et. Beş nefes sonra, nefes ver bacak yere insin ve nefes alırken sol bacağı havaya kaldır.”

Akış kalça eklemini ve karın kaslarını çalıştırmak ile devam ediyordu. Zirve duruşuna yaklaşıyorduk. “Vasisthasana” (yan sopa/Bilge Vasistha duruşu) ve varyasyonları. Bir “vinyasa”da “vasisthasana”, bir sonraki akışta “vasisthasana”da ağaç duruşu, bir sonrakinde “vasisthasana”da üstteki bacağı dizden büküp elle ayağı yakalamak…

Bir “surya namaskara” ve “tadasana”da dinlenip nefesleri düzenleme… Zirve duruşumuz “ardha chandrasana”ydı (yarım ay). Önce sağ bacak yerde sağ ve sol eli yere yerleştirdik. Sol bacağı yerden kaldırırken sol kolu da havaya kaldırdık. Önce kalçalar yan yana sonra iliak kemiklerini üst üste getirdik. Bu duruşun ilk aşamasıydı. Nefeslere odaklanmaya ve konsantrasyonumuzu korumaya çalışıyorduk. Duruşun bir sonraki aşamasını deneyecektik. Nefes verirken sağ dizi büküp sağ kol ile ayağı yakalamaya çalıştık. Ayağı yakalayabildiysek bedeni yana doğru çevrili tutup tam duruşta beş nefes bekledik. “Uttanasana”da birkaç nefes dinlendirdikten sonra aynı akışı öteki bacakta da denedik. Zirve duruşu tamamlanmıştı. Öğrenci için bir taraf daha kolay bir taraf daha zor olmuştu. Sebebini biliyorduk. Bedenimizin sağ ve sol enerjileri farklı olabilirdi. Tabii ki sağ ve sol tarafın dengesi de… Bir tarafta daha dengeli bir tarafta daha dengesiz hissedebilirdik. Dengemiz günden güne de değişebilirdi. Bir gün çok iyi yapabildiğimiz bir şeyi bir sonraki gün iyi yapamayabilirdik.

Ders boyunca karın kaslarını ve dengeyi güçlendirmeye çalıştığımız için bedeni gevşetmeden ve dinlendirmeden önce ters duruş çalıştırmanın iyi olacağını düşünmüştüm. “Salamba sirsasana” (baş duruşu), “pincha mayurasana” (ön kol duruşu) ya da “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) arasından seçim yapacaktık. Öğrenci hepsini birden sırayla denemek istedi. Duvar kenarına geçtik. Duruşları duvar kenarında deniyordu ama özellikle baş duruşunu duvardan uzakta durup yapıyordu. Sadece gerektiğinde duvarın çok yakınında olduğunu bilmek güven veriyordu. Kendi başına kontrollü bir şekilde acele etmeden “baş duruşu”nu yaptı. Sırada “pincha mayurasana” ve “adho mukha vrksasana” vardı. Bu iki duruşu duvar destekli deniyordu.

Ters duruşlardan sonra “utthita balasana” (uzanmış çocuk) ile bedeni dengeledik. “Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) öncesinde ise “cat tail” (kuyruğunu yakalamış kedi) duruşuyla bedeni rahatlattık.

Dersi nasıl bitirdik? “Aslında yapamayacağımız şey yok. İçimizde o güç var. O güç, azim ve kararlılık herkeste var. Karnımız ne kadar güçlü olursa, azmimiz ve irademiz o kadar güçlü olur. İçimizdeki gücü fark edince, dikkatimizi topladığımızda, acele etmediğimizde ve her bir adımımızı nefese odaklanarak yaptığımızda, başaramayacağımız asana yok. Tek yapmamız gereken, bunun bir yolculuk olduğunu ve yolculuğumuz içinde duraklarımız olduğunu hatırlamak… O duraklarda nefeslenmek ve dinlenmek ve yenilendikten sonra kaldığımız yerden bir sonraki durağa doğru yol almak…”

sadakatle başarmak…

Standard
Kimi zaman kendimizi zihnen, bedenen ve ruhen çok yorgun hissederiz. Bedenen yorgunluğun çaresi vardır ama zihnen ve ruhen yorgunluğu nasıl geçirebiliriz? Geçtiğimiz hafta başında yoga dersime gittiğimde sınıfı böyle bir halde buldum. Dersten bir gün önce ülkemizde yerel seçimler yapılmıştı. Yıpratıcı bir seçim süreciydi. İşte bu nedenle herkes kendini bedenen, zihnen ve yorgun hissediyordu o akşam. Ben de öyleydim. İçimden ders vermek bile gelmiyordu. Hani klasik bir deyiş vardır ya: “Sanatçı, içi kan ağlasa bile sahneye çıkıp gösterisini yapmalıdır.” Ben de sahneye çıkmalı ve gösterimi yapmalıydım. Yorgundum, bitkindim ve tükenmiştim. O akşamki derste arkaya eğilmelere yoğunlaşıp kalbimizi açmaya karar vermiştim.
20140331_202002
Dersten yarım saat kadar önce stüdyoya varmıştım. Öğrencilerden biri gelmiş dinleniyordu. Bense seçimlerde yaşananlardan dolayı umutsuz hissediyordum. Ders öncesi biraz canlanmak için birkaç ters duruş çalışmaya karar verdim. Matımı (yoga minderi) duvarın kenarına yerleştirdim ve duvarda “pincha mayurasana” (tavuskuşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) çalışmaya başladım. Bir süredir bu iki ters duruş üzerinde çalışmaktayım. Bu konuda bir yazı da yazacağım ama öncelikle bu iki duruşta sağlam kalabilmeyi başarmalıyım. Ders başlayana kadar ters duruş çalışmak beni canlandırmıştı.
Derse başlamadan önce katılımcıların fikrini öğrenmek istedim. Ne tarz bir ders istiyorlardı? Hepsi o akşam kalça açıcı asanaları çalışmak istedi. Ruhen, bedenen ve zihnen tüm yorgunluklarını atmak; öfkelerini ve kızgınlıklarını dinginlemek için… Öyleyse zirve duruşu “hanumanasana” (maymun duruşu) olacaktı. Neden mi? Sebebi “hanumanasana”nın hikayesinde yatmaktaydı.
Eski çağlarda, Hindistan’da Rama adında bir kral yaşamaktaydı. Rama’nın Sita adında bir eşi vardı. Sri Lanka’da kötü kalpli bir kral olan Ravana Sita’yı kaçırmıştı. Rama ve ordusu Sita’yı kurtarmak için yola dökülmüşlerdi. Ancak, Rama’nın kardeşi Laksmana bu savaşta ciddi bir şekilde yaralanmıştı. Laksmana ancak ve ancak Himalayalar’da bulunan şifalı bir bitki sayesinde kurtarılabilirdi. Himalayalar’dan bu bitkiyi zamanında getirebilecek birisi olmadığı için Laksmana’nın iyileşme şansı yok denecek kadar azdı. Rama’nın yakın arkadaşı Hanuman bu imkansız görevi başarabileceğini söylemişti. Kocaman bir adım atarak Hindistan’ın güneyinden Himalayalar’a geçmişti. Ancak hangi bitkiyi alması gerektiğini bilemediği için Himalayalar’da bulunan tüm bitkileri topladıktan sonra geriye bir büyük adım atarak savaş alanına dönmüştü. Şifacılar, gerekli bitkiyi kullanarak Laksmana’nın hayatını kurtarmışlardı.
Hanuman’ın attığı kocaman adım Rama’ya karşı sevgisini göstermekteydi. Derin sadakati sayesinde imkansız olanı başarmıştı. Hanuman’ın hikayesinden çıkarabileceğimiz anafikir, “sadakatten güç doğar.”
Yoga çalışmalarımızda “hanumanasana”yı yaparken sadece bacakları esnetmiyoruz. Aslında yoga çalışmalarımıza gerçek sadakati katıyoruz. Bu asanayı yaparken, insan olarak yapabileceklerimizin ötesine geçiyoruz. “Hanumanasana”, kendini adamış bir birey için hiçbir şeyin imkansız olmadığını göstermektedir.
Bu nedenle, bu asanayı yaparken onu başarmak ile duruşa ulaşmaya çalışırken hissettiğimiz acıyı birlikte gözlemlemek gerekmektedir. Acı hissettiğimizde, içimize dönmeli ve acıya odaklanmak yerine nefesimizle kalbimize ulaşmaya çalışmalıyız. Bu şekilde, Hamunan’ın adımını atarken hissettiği tutkuyu algılayabiliriz ve zihnimizi tutkuya yönlendirdiğimizde ve asanayı Hanuman’ınkine benzer bir sadakat ile yaptığımızda, direncin yok olduğunu ve duruşun içinde erimeye başladığımızı görebiliriz. Zihin, direnmeyi bırakınca, sırasıyla kalp, kalçalar, hamstring kasları (bacağın arkasındaki kaslar) ve bacaklar açılmaya başlar. Bacakların, hamstringlerin ve kalça fleksörlerinin açılması, içerdeki daha derin bir açılmanın yansımasıdır.
Dersin zirve duruşuna karar verdikten sonra, tek yapmam gereken dersin ilk yarısında bu duruş için gereken bölgeleri esnetmek ve açmaktı. Derse meditasyon ile başladık. Öncelikle beden ve zihinleri rahatlatmak için üç kere burundan nefes alıp ağızdan verdirerek katılımcıları gevşettim. Beş dakikalık bir meditasyondan sonra, akışa başladık. Zirve duruşuna kadar bazı asanaları birkaç kere tekrarladık. “Ashva sanchalayasana” (yüksek hamle), “uttan pristhasana” (kertenkele/alçak hamle),  “virabhadrasana ı” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “uttanasana” (ayakta öne eğilme) “prasarita padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme), “padangusthasana” (ayak başparmağını tuttuğumuz öne eğilme), “pada hastasana” (elleri ayak tabanlarının altına koyduğumuz öne eğilme), “parsvakonasana” (yan açı) bu asanalardı.
Zirve duruşundan hemen önce “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu) yaptık. Arkadaki bacağı kendimize doğru çekerek kalça fleksörlerini esnettik. Kalça fleksörlerini açmak için “uttan pristhasana”da da arkadaki bacağı kalçalara doğru çektik. “Ashva sanchalayasana”da uzun süre bekleyerek ve bu duruşta burgular yaparak kalça fleksörlerini iyice açtık.
“Prasarita padottanasana”, “padangusthasana”, “pada hastasana”, “uttanasana”, “janu sirsasana” (baş dize öne eğilme) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile hamstring kaslarını esnettik. Kasıkları açmak için de “ashva sanchalayasana”, “uttan pristhasana”, “prasarita padottanasana”, “parsvakonasana”, “virabhadrasana” ve “upavistha konasana” (oturarak bacaklar açık öne eğilme) duruşlarını kullandık.
Sıra zirve duruşuna gelmişti: “Hanumanasana”. Yüksek hamle duruşunda, arkadaki bacağı yere koyup birkaç kez bedenin ağırlığını öne doğru verdik ve öndeki bacağı düzleştirdik. Ardından bacağı öne doğru düz uzatıp bedenin elverdiği son noktaya kadar açıp asanayı deneyimledik. Sınıfta iki kişi bacakları tam olarak öne ve arkaya doğru açabildi.
20140331_200407
O an aklıma bir fikir geldi. Madem kalçaları bu kadar esnetmiştik, “padmasana” (lotus) da deneyebilirdik. Zirve duruşundan sonra kalçayı dışa çeviren kasları esnetmek için “rock the baby” (beşiği salla) duruşunu yaptık. Ardından ayağı kasığa mümkün olduğunca yakına yerleştirip kalçayı dışa çeviren kasları biraz daha açtık. Diğer bacağı bu bacağın altına yerleştirdikten sonra tam “padmasana” duruşunu yapmayı denedik. Üç kişi tam “padmasana” yaparken diğerleri “ardha padmasana” (yarım lotus) duruşunu deneyimledi.
Dersi “jathara parivartanasana” (yerde burgu) ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozu) ile bitirdik. Dersin kapanış meditasyonu sırasında, yaptığımız herşeyi derin bir bağlılık ve sadakatle yaparken başaramayacağımız bir şey olmayacağını söyleyerek bitirdim. Hanuman’ın bize verdiği ders şuydu: “Kendimizi adadığımızda hiçbir şey imkansız değildir.”

baharda tazelenmek…

Standard
Herşey geçen hafta yoga eğitmeni bir arkadaşımın Ankara dışında olacağı için benden kendi dersini vermemi istemesiyle başladı. Derse hazırlanmak için beş günüm vardı. Sanki daha önce hiç vinyasa dersi vermemişim gibi heyecanlanmıştım. Ne de olsa çok beğendiğim ve takdir ettiğim bir eğitmen arkadaşımın dersinin sorumluluğunu üstlenecektim. Derse hep aynı öğrencilerin katıldığını da biliyordum çünkü aynı saatlerde benim de çocuklarla dersim vardı. Biraz da o yüzden heyecanlıydım. Ya derse sürekli katılan öğrenciler benim tarzımı beğenmezlerse? Ya hazırladığım ders onlara hafif gelirse? Ya, ya ve ya… Geçen hafta işte böyle bir ruh hali içindeydim!
2009-2010 tum fotolar 676
Dersten bir gün öncesine kadar stüdyoya her gittiğimde eğitmen arkadaşla karşılaştık. İlk gün, zirve duruşu “hanumanasana” (maymun duruşu) olan bir vinyasa ders planladım. İkinci gün fikrim değişti. Dersin zirve duruşu “dhanurasana” (yay duruşu) ya da “parsva dhanurasana” (yan yay duruşu) olabilir diye düşünmüştüm.
Derse iki gün kala yine karar değiştirmiştim çünkü dersten bir gün önce bahar ekinoksunu (gün gece eşitliği) yaşayacağımızı farketmiştim. O an kesin kararımı vermiştim. Dersin teması, “bahara merhaba” olacaktı ve derste bahar yorgunluğunu dindirmeye odaklanacaktım. Baharla birlikte bedenimizde artan “kapha dosha”yı dengelemek için yoga yapacaktık. Ayurveda’ya (Hint yaşam bilimi) göre, beden tiplerine “dosha” adını verir ve “dosha”ları üçe ayırır: “Vata”, “pitta” ve “kapha.” Kiminin bedeninde “vata dosha” hakimken, kimininkinde “pitta dosha” ya da “kapha dosha” hakimdir. Bazı bedenlerde iki dosha birden baskın olabilir. Kimi zaman da bir bedende üç doshanın etkisini de görmek mümkündür.
Ayrıca mevsimden mevsime “dosha”lardan biri diğerlerinden daha baskın olup bizlerde fiziksel ve ruhsal değişikliklere neden olabilir. Kış ayları, soğuk, kuru, kasvetli ve uzun olduğu için bedenimizdeki vata oranının yükselmesi gayet doğal karşılanıyor. Buna karşılık, ilkbahar ile birlikte uzayan günler, açan çiçekler, ısınan hava bedenimizdeki “kapha” doshayı artıyor. Kapha bedenimizdeki toprak ve su elementleri dengeleyen bir “dosha”. “Kapha dosha”, eklemlerimizi esnetmemize; sinüslerimizi, akciğer ve midemizi korumak için mukus sağlamamıza ve bedenimizdeki kasların miktarı ve gücünü ayarlamaya da yardımcı olur.
Kapha dosha dengede olduğunda, kendimizi güçlü ve sağlam hissederiz. Bu doshanın dengesi bozulduğunda, yorgun, depresif ve uykucu olabiliriz.
Dolayısıyla, bahar geldiğinde bedenimizdeki “kapha”yı dengelemek önemlidir. Yoksa, mevsimsel alerjilerle ve ciddi soğuk algınlıklarıyla boğuşmak zorunda kalabiliriz. (Daha ayrıntılı bilgi için https://burcuyircali.wordpress.com/2014/03/20/hosgeldin-bahar/ linkini tıklayabilirsiniz).
O gün geldi çattı. İnanır mısınız o sabah bir türlü yataktan kalkamadım. Sanki bu yazıyı ben yazmamışım gibi, yüzümde ve boynumda alerji başladı ve bir türlü geçiremediğim için ilaç kullanmak zorunda kaldım. İlaç da uyku veriyordu. Haliyle yataktan kalkmak istemiyordum. Saate baktığımda, biraz daha yatakta yatmaya devam edersem derse geç kalacağımı farkettim. Yataktan fırladım, bir meyve atıştırdım ve yola koyuldum. Neyse ki stüdyoya dersten yirmi dakika önce varmıştım.
Mat’ımı (yoga minderi) yerleştirdim, müziği ayarladım ve beklemeye başladım. O günkü dersin bir önemi daha vardı. Çocuklarla büyüklere bir arada ders yaptıracaktım. Yani öyle bir vinyasa dersi olmalıydı ki hem çocuklar hem de büyükler zevk almalıydı. Üç yetişkin ve iki çocukla derse başladık. Başlangıç meditasyonunu takiben “kapalabhati pranayama” (kafatası parlatan nefes) tekniği ile derse devam ettik. Amacım, bedenlerdeki ateş enerjisini harekete geçirmek ve yorgun hissetmemize sebep olan “kapha dosha”yı dengelemekti. Bu nefes tekniğini çalışırken, 13 yaşındaki iki öğrencim gülmeye başladılar. Onlar gülünce, anneleri ve babaları da gülmeye başladı. Sizce ben durabilir miyim? Ben de gülmeye başladım. Neyse ki gülme krizini çabuk atlattık ve vinyasa akışlarına başladık.
Nefes çalışmasının ardından karın kaslarını güçlendirmek için birkaç asana yaptık. “Surya namaskara” (güneşe selam) serileri ve aralarına serpiştirilen ayaktaki asanalarla devam ettik. “Virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “anjaneyasana” (alçak hamle), “ashva sanchalayasana” (yüksek hamle), “parivrtta trikonasana” (dönmüş üçgen), “ardha chandrasana” (yarım ay), “bakasana” (karga), “parsvakonasana” (yan açı), “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrı öne eğilme), “utkatasana” (sandalye), “parsva utkatasana” (dönmüş sandalye), “malasana” (dua tespihi/çelenk), “malasana”da burgu, “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) burgu…
Tekrar yere oturduk ve “navasana” (sandal) varyasyonlarıyla karın çalıştırmaya devam ettik. Sırt üstü yere uzandık ve karın kaslarını çalıştırdık. Tekrar ayağa kalktık ve “surya namaskara” serileriyle bedeni biraz daha ısıttık. Göğüs kafesini esnetmek için “camatkarasana” (vahşi şey) serileri yaptık.
Zirve duruşlu bir ders planlamamıştım. Amacım, “kapha dosha”yı dengelemek için akışlı bir yoga dersiydi. Bu akışlar arasına denge duruşları, burgular, arkaya eğilmeler ve ters duruşlar ekleyecektim. Bedenleri arkaya eğilmeye ısındırmak için “surya namaskara” serilerinde “tadasana” duruşunda (dağ duruşu) hafif geriye doğru eğildik. Böylece göğüs kafesi de esnemişti.
Dersin sonuna doğru, sınıfın arkaya eğilme ve ters duruşa hazır olduğunu düşündüm. “Adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) öne zıplayıp dizlerin üzerine oturduk. Sırada “ustrasana” (deve duruşu) vardı. Yine de bedeni tam ısıtmak için önce sadece sağ kolu geriye attık, sonra da sol kolu. Üçüncü denemede tam deve duruşu yaptık. Böylece arkaya eğilerek, hem göğüs kafesini açmış hem de uyuşukluktan kurtulmuş ve daha coşkulu hale gelmiştik.
Ve sıra ters duruşa gelmişti. Katılımcılara seçenek vermeyi daha uygun gördüm. Tek bir duruş yapmalarını isteseydim, yapamayanlar çıkabilirdi. Birkaç seçenek verince herkes kendine uygun asanayı tercih edip yapabilirdi. Seçenekler, “sirsasana” (baş duruşu), “sarvangasana” (omuz duruşu), “pincha mayurasana” (tavuskuşu duruşu) ve “adho mukha vrksasana”ydı (kol duruşu). Öğrencilerden ikisi “sirsasana” üçü de “adho mukha vrksasana” tercih etti.
Herkesi “balasana”da (çocuk pozisyonu) dinlendirdikten ve bedenleri dengeledikten sonra, biraz gevşemek için dersi “yin” hale getirdim. “Half butterfly” (yarım kelebek) duruşunda uzun duran bacağı biraz yana doğru açarak öne katlandık. “Dragonfly” (helikopter böceği) duruşunda önce öne eğildik, daha sonra da yanlara burgu yaptık. Tüm bu dinginleştirici duruşların ardından sırt üstü yattık. “Twisted roots” (dönmüş kökler) burgusundan sonra “ananda balasana” (mutlu bebek duruşu) ile kuyruksokumunu iyice yere değdirerek omurgayı rahatlattık. En son “bananasana” (muz esnetmesi) ile bedeni iyice gevşettik ve “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) geçtik. Sınıf derin gevşemedeyken katılımcılara masaj yaptım. Her hafta çocuklarla dersimde onlara masaj yapıyordum ve ebeveynleri de “çocuklar çok şanslı. Bir gün biz de mi sizin derse katılsak?” diyordu. Herkes “savasana”da dinlenirken aklıma bu cümleler geldi. Fırsat bu fırsattı. O gün annelere masaj yaptım.
Artık dersi bitirmek üzereydim. Herkesi “savasana”dan kaldırdım ve bağdaşta oturduk. “Bugün baharı karşılamak için yoga yaptık. Bahar yorgunluğunu atmak, içimizdeki ateş ve hava elementini harekete geçirmek için çalıştık. Hoşgeldin bahar. Her günümüzün bahar günü kadar güzel ve keyifli olması dileğiyle…” diyerek dersi sonlandırdım.
Ders bittiğinde kendimi gayet iyi hissediyordum. Bol akışlı, hareketli, ateş ve hava elementli, keyifli bir ders yapmıştık. Ders öncesi ruh halimden eser yoktu. Heyecanım yatışmıştı. Aslında ders başlar başlamaz geçmişti heyecanım.
Peki bu deneyim bana ne kattı? Bir buçuk yıldır ders verdiğim halde hala heyecanlanabildiğimi farkettim. Bu iyiye işaretti. Heyecan olmazsa kendimi geliştiremezdim. Heyecan, beni öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye teşvik ediyordu. Çocuklu ve ebeveynli dersin eğlenceli ve keyifli olabileceğini gördüm. Ebeveynler ve çocuklar da benim gibi mi düşünüyor? İnanın bilmiyorum ama arada sırada birlikte yoga yapmak ve yeni deneyimleri birlikte paylaşmak ebeveyn-çocuk ilişkisi için faydalı olabileceğini düşünüyorum.
Baharın ilk günü… Baharın ilk dersi… Yenilenmek, tazelenmek, hareketlenmek ve coşmak… Dersin sonunda hissettiklerim bunlardı işte…

 

daha çok çalışmak…

Standard

Nefes al “navasana” (sandal duruşu), nefes ver “halasana” (saban duruşu)… Nefes al “malasana” (çelenk/dua tespihi duruşu) nefes ver “uttanasana” (ayakta öne eğilme) ve nefes al “tadasana” (dağ duruşu)… Bir vinyasa akışı… Nereden mi geldi aklıma? İki hafta önce katıldığım bir workshop’tan.

2013-05-18 14.18.39

İki hafta önce yaşadığım şehre yabancı bir yoga eğitmeni geldi. İki günlük bir workshop için. Sabahları iki buçuk saatlik bir vinyasa akışı yaptık. İlk gün öğleden sonra üç buçuk saatlik bir restoratif yoga çalışması, ikinci gün öğleden sonra ise arkaya eğilme ve ters duruş odaklı bir akış dersi vardı.
Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Yoga eğitmeni olup da ders vermeye başladığınız zaman başka eğitmenlerin dersine girmeye fırsat bulamıyorsunuz diye. Uzun zamandır herhangi bir eğitmenin dersine ve herhangi bir eğitime katılamadığım için bu workshop benim için bulunmaz bir fırsattı.
İlk günkü çalışmaya yoga ve pilates eğitmeni bir arkadaşımla birlikte katıldık. “Mat”lerimizi (yoga minderleri) yan yana yerleştirdik ve heyecanla beklemeye başladık. Eğitmen derse kısa bir meditasyon ile başladı. Meditasyonun ardından bağdaşta oturduk ve ellerimizi kenetleyip kollarımızı kulaklarımızın yanında yukarı uzattık. Kolları kulakların iki yanında tutarak boynumuzu yukarı ve aşağı hareket ettirdik. Kolları aynı pozisyonda tutarak sağa ve sola burgu yaptık. Kolları başın arkasına alıp sağdan sola ve soldan sağa daireler çizdik. “Şimdiye kadar iyi gidiyoruz. Bu vinyasa bizi fazla zorlamayacak gibi…” Dersin başında aynen böyle düşünüyorduk. Bilmiyorduk ki bu henüz ısınmaydı ve asıl “vinyasa” birazdan başlayacaktı.
“Marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile bedeni biraz hareketlendirdik ve ardından “ashva sanchalanasana” (yüksek hamle) duruşuna geçtik. Burada arkadaki dizi yere indirdik ve elleri kenetleyip kolları kulakların yanından yukarı doğru uzattık. Bağdaşta yaptıklarımızın aynısını bu sefer yüksek hamle duruşunda beklerken yaptık. Hatta kollarla başın arkasında daireler çizerken öndeki bükülü dizi de biraz öne ve arkaya oynatıyorduk. Tıpkı dans eder gibi. O arada workshop öncesi diğer yoga eğitmeni arkadaşlarla konuştuklarımızı hatırladım. “Yabancı eğitmen eskiden bir dansçıydı.” O günkü vinyasa akışı da dans eder gibiydi. Bir asanadan bir asanaya dans eder gibi akıyorduk. Değişik bir deneyimdi. Bir o kadar da keyifli. Güzel bir müzik eşliğinde “yoga dansı”… Daha ne isteyebilirdim ki?
“Surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle devam ediyorduk. Her seferinde serilerin arasına yeni yeni asanalar ekleniyor ve akış uzadıkça uzuyordu. Hangi asanadan başlamıştık hangi asanada bitirmiştik? Sağ taraf bitmiş miydi sol tarafa hala geçmemiş miydik? Kaybolmuştum. “Kaybolduysam ne olmuş. Müzikle birlikte asanalar arası akmıyor muyum? Keyfim yerinde.”
“Prasarita padottanasana”dan (bacaklar açık öne eğilme) “vrksasana”ya (ağaç), ağaç duruşundan “garudasana” (kartal) ve kartal duruşundan “parsva bakasana”ya (yan karga) geçtiğimizi söylesem ne düşünürdünüz? Ardından yere oturarak “parivrtta janu sirsasana”ya (dönmüş baş dize), dönmüş baş dize duruşundan kalçayı bükülü ayağın önüne kaydırarak daha derin bir öne eğilmeye, buradan tekrar “parivrtta janu sirsasana”ya, dönmüş baş dize duruşundan “eka pada raja kapotasana”ya (güvercin) ve en son “adho mukha svanasana”ya (aşağı bakan köpek) geçtik.
Birden kendimizi yerde birden kendimizi ayakta bulabiliyorduk. “Navasana”dan “halasana”ya, “halasana”dan “malasana”ya, “malasana”dan “uttanasana”ya ve oradan da “tadasana”ya geçiş gibi. Ya da aynı seri içinde “malasana”dan “bakasana”ya kalktığımız da oluyordu.
Bir başka akışta “halasana”dan bir bacağı diğerinin arkasında bükerek doğrudan “virabhadrasana III”ya (üçüncü savaşçı) kalkmak da bizim için süpriz olmuyordu. “Virabhadrasana III”den “virabhadrasana II”ye (ikinci savaşçı) iniş, ikinci savaşçıdan “parsvakonasana” (yan açı), yan açı duruşundan “trikonasana” (üçgen) gibi klasik vinyasa akışları da yok değildi.
Bir akışta “phalakasana”dan (sopa) “vasisthasana”ya (yan sopa/Bilge Vasistha Duruşu), bir diğer akışta sopa duruşundan “vasisthasana”nın üstteki ayağın tutulduğu varyasyona, bir sonrakinde “phalakasana”dan “ardha chandrasana”ya (yarım ay duruşu) geçiş…
İnanın iki buçuk saat saat nasıl aktı geçti anlamadım. Dersin sonunda duvarda “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) denedik. Ben uzun zamandır kol duruşuna ve “pincha mayurasana”ya (tavuskuşu duruşu) çalışmaktayım. Bu konuda ayrıntılı bir yazı yazacağım. Sanırım iki buçuk saat boyunca bedenim iyice ısınmıştı. İlk denememde bir ayağım duvara ulaştı. Arkadaşım yardım etti ve diğer ayağımı da duvara çektim. Kollarımın üstündeydim. Daha ne isterdim ki?
İlk günkü vinyasa dersi bitmişti. Öğleden sonra “bolster”, “kemer”, “blok” ve “battaniye” gibi yardımcı ekipmanlar kullanarak restoratif yoga çalışması yaptık. Eşli birkaç asana da deneyimledik. Sabahki dersin ardından iyi gelmişti. Bolster’ın üzerinde uzanmak, öne eğilmek, burguya girmek bana çok iyi gelmişti.
Akşama arkadaşlarımla programım vardı. İlk gün çok yorulmuştum. İkinci günün daha yorucu olacağını düşünüyordum. O nedenle programı iptal ettim. Eve gidip dinlendim ve erken yattım.
Ertesi sabah dinlenmiş kalktım. Güzel bir kahvaltının ardından vinyasa dersi için hazırdım. İkinci günkü workshopa öğrencilerimden biriyle katıldık. Ders yerde bağdaşta oturarak başladı. Ancak sabahki ders burgulara ve kolları kenetleyip derin burgulara girmeye yönelmişti. Hepimiz önce eğilip bükülmeye ve ardından kollarımızı kenetlemeye alışmıştık. Eğitmen öyle yapmamızı istemedi. Her asanada göğüs kafesinin açıklığını korumaya, öncelikle bir eli kalçanın arkasına almaya ve yerleştirmeye ardından bedeni öne eğmeden diğer kolu dolayıp iki elin birbirini yakalamasını istedi bizden. İnanın zordu. Bedeni sağa ve sola döndürmek ve burmak… Göbek deliğinden dönmek… Bedenin taa içinden dönmek… O hissi yakalamak… Ellerin kavuşması en son aşamaydı… Zaten içerden dönmeye çalıştığında beden öylesine açılıyordu ki anlatmam mümkün değil. Omurganın dönüşü…
O sabahki diğer ilginç deneyimlerden biri de “eka pada raja kapotasana”da arka ayağı yakalamaktı ama her zamanki gibi sağ bacak arkadaysa sağ el ile yakalamak değil, sol el ile yakalamak. Böyle yaptığımızda bel omurlarını fazla sıkıştırmıyorduk. Yeni eğitmenler, yeni bilgiler ve yeni teknikler…
Eğitmenin öğleden sonraki derste teknik göstereceğini, biraz teori anlattıktan sonra asanaları deneyimleyeceğimizi düşünüyordum. Yanılmışım. İkinci gün öğleden sonra ve workshopun son dersi… Beden yorulmuş. Hareket etsem mi etmesem mi diye düşünüp duruyor. Öğle yemeği yemiş, rehavet çökmüş… Bu beden nasıl yoga yapacak diye düşünürken, öğleden sonraki dersin arkaya eğilme ve ters duruşlar odaklı bir vinyasa dersi olduğunu öğrendim. Üzülsem mi sevinsem mi bilemedim. Ders yine bağdaşta benzer asanalar ile başladı. Yavaş yavaş arkaya eğilmelere başladık. Göğüs kafesini açmaya, bel omurlarını sıkıştırmamaya çalıştık. “Setu bandhasana” (yarım köprü) yaparken göğüs kafesini başa doğru uzatmayı amaçladık. Sıra “urdhva dhanurasana”ya (köprü) geldi. Bu asanayı yaparken kolların yanlara doğru açılmamasına, kolları başın yanında tutmaya özen gösterdik. Bunu başardıktan sonra başın tepesini yere koyduk ve köprüye kalkmayı denedik.
Sıra benim en zorlandığım ama yapmaktan da bir o kadar zevk aldığım duruşlara gelmişti: Ters duruşlar… “Sirsasana” (baş duruşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) deneyecektik. “Sirsasana”yı farklı bir şekilde yapacaktık. Elleri kenetleyip başın tepesini yere arkasını da avuç içine yerleştirip baş duruşuna kalkmaya alışıktım. Eğitmen, o gün farklı bir yöntem öğretti. Yine elleri kenetliyorduk ama bu sefer başı avuç içine yerleştirmiyorduk. Eller tamamen kenetliydi ve başın tam tepesi yere geliyordu. Başın arkası avuç içine dayandırılmıyordu. Eğitmen, bu duruşun biraz farklı olduğunu ve bu nedenle duvar kenarında denememizi tavsiye etti. Ne demek istediğini duruşa girince anladım. Bu duruşta, sadece başımın tepesi yere değiyordu ve dayandığım zemin iyice azalmıştı. Eskiden beri yaptığım baş duruşunda, dayandığım zemin fazlaydı. Başımın tepisini dayıyordum yere, başımın arkası avuçlarımın arasında. Ooooh, gel keyfim gel. Yayıldıkça yayılmışım yere… Peki ya bu duruşta? Hani yoga üstadları sadece başlarının üstünde duruyorlar ya… Aynen onun gibi bir histi..
Dersin sonu, enerjinin sonu ve sırada “kol duruşu”… Zıplamadan, hoplamadan, “pat küt” gibi sesler çıkartmadan, yumuşak ve rahat, belini çukurlaştırmadan, omurganı düz bir şekilde tutarak kol duruşu… Ayağımın biri duvara değiyor ancak ötekini çekemiyorum. Deniyorum yavaş yavaş, “pat küt” yapmadan, sakin ve yumuşak… Olmuyor. Bir tek omurgamı düz tutmayı beceriyorum. Belim çukurlaşmıyor. Belimi çukurlaştırmayım derken kol duruşu benden uzaklaşıyor. Nasıl olacak bu iş bilmiyorum. Daha çok çalışacağım, daha çok çalışacağım ve daha çok çalışacağım. “Kol duruşu” ayrı bir yazı konusu…
Ve ikinci gün, uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ve meditasyon ile bitiyor. Yoruldum ama keyfime diyecek yok. Eve yorgun argın geliyorum. Bacaklarımın arkası, belim ve kuyruksokumum, kollarım ağrıyor. Güzel bir ağrı, çok iyi çalışmışlar. Demek ki ne zamandır bu şekilde bir yoga dersine katılmamışlar. Bedenim mutlu. Zihnim mutlu, Ruhum mutlu. Ben tabii ki mutlu.
Bu workshop’un bana kazandırdıkları mı? Akış dersi yaparken biraz müziğin ritmine bırakmak ve dans eder gibi bir asanadan bir asanaya akmak… Hayalgücünü kullanmak ve yeni dersler yaratmak… Daha çok çalışmak, daha çok çalışmak ve daha çok çalışmak…