Tag Archives: temizlik

bir daha gider miyim?

Standard

Antalya Tekirova’dayız. Yoga kampının son günü hatta son dakikaları… Sırayla yin yoga sertifikalarımızı alıyoruz. İşte yine bir son… Yin yoga eğitimi de böylece sonlanıyor… Her şeyin bir başı olduğu gibi sonu da var… Vedalar, bitişler, hüzünler… Peki, nasıl bir şeydi yoga kampı ya da inzivası?

2009-2010 tum fotolar 732

Bu inziva, hayatım boyunca katıldığım ikinci inzivaydı. İlki geçen seneydi. Fethiye’nin Kabak koyuna gitmiştik. Benim için büyük bir deneyimdi. Her tarafı kapalı da olsa büyükçe bir çadırda kalmak, kapkaranlık ormanın içinde yaşamak birkaç gün boyunca, önüme sürüngen hayvan çıkar mı acaba diye korkmak, özellikle geceleri korku içinde yürümek ve tüm bu korkularımın yüzünden geceleri uzun saatler boyunca uyuyamamak ve sonunda uykuya teslim olmak. Tam daldım derken vakitsiz öten horozların sesiyle tekrar uyanmak… Üçüncü günün sonunda uykusuzluktan bitap düşmek ve sızmak… İşte böyle bir şeydi benim ilk yoga kampım…

Güzel anlar yok muydu? Yoga kampındaydık ama çok eğleniyorduk. Bir gün tekne turu yaptık ve güzel koyların tertemiz sularında yüzdük. Akşamları şarkılar söyledik ve dans ettik. Güzel dostluklar kurduk ve bu dostluklar hala devam etmekte… Bunlar da yoga kampının güzel anlarıydı.

Yin yogayı oldum olası çok seviyordum ve bu konuda daha da derinleşmek istiyordum. Yin yogayı hem kendi yoga pratiğime katmak hem de verdiğim yoga derslerine katmak istiyordum. Bu amaçla eğitmenlik programlarını araştırdım. Maalesef Ankara’da katılabileceğim bir yin yoga programı yoktu. Ben de İstanbul’da açılan bir yin yoga eğitmenlik programına katıldım.

Geçen hafta yin yoga eğitmenlik programının inzivası için Tekirova’da “medeniyet”ten uzak bir kampa gittik. Havaalanından kampa gidene kadar nasıl bir yerle karşılaşacağım konusunda bir fikrim yoktu. Araçtan inip de kampa ayağımı bastığım anda, “zor bir hafta olacak” diye düşündüm.

Doğayı çok severim, ona zarar vermem. Verenlerle de mücadele ederim. Ancak doğayla fazla haşır neşir olmayı da istemem. Araçtan inip de yoga inzivamızı yapacağımız yere gelince aklıma ilk gelen bu oldu o yüzden: “Zor bir hafta olacak.”

Neden zor bir hafta? Dedim ya doğanın içinde yaşamaktan hoşlanmıyorum. Doğayla iç içe olmak beni zorluyor. Yeşilden ve denizden bahsetmiyorum. Yemyeşil ağaçları, otları, çimenleri, denizi, kumu ve güneşi seviyorum. Onlarla bir derdim yok. Ancak doğa sadece bunlardan oluşmuyor. Maalesef doğada yaşayan hayvanlar da var, sürüngenler var mesela. Yılanlar, akrepler, örümcekler, böcekler, daha neler neler… İşte beni zorlayan tüm bunlar.

Her ne kadar uzun zamandır yoga yapıyor olsam da, ben bir insanım. Yogini değilim, ermiş bir insan da değilim henüz. Korkularım var. Bu korkularımın başında sürüngenler geliyor. Bir türlü yenemiyorum bu korkumu. O nedenle yoga kampları da benim en büyük korkum…

Odama giriyorum. Neyse korktuğum gibi değil. En azından temiz. Sabun, havlu ve tuvalet kağıdı konmuş odaya. Bu gibi bir ortamda “lüks” içindeyim.

O gün program akşamüstü dörtte başlayacak. Üç saatim var. Bu saati uyuşukluk yaparak geçiremem. Hemen kendimi denize atıyorum. Deniz kenarına gidince bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Ne bir şezlong, ne bir şemsiye… Tamamen bakir… Havlumu seriyorum yere. En son ne zaman havlumu yere serip oturmuştum? Sanırım çocuktum ve Yeni Foça’daydım. Demek ki insan hayatında bir süre ilerledikten sonra o noktadan daha geri noktalara da gelebiliyormuş… Deniz tertemiz. Sanırım bu kamp boyunca en sevdiğim şey bu…

Dönüyorum odaya derse hazırlanmak için. Duş alıyorum ve su sıcak. İşte yine olumlu bir şey. Belki de sevebilirim bu kampı…

Ders üç saat sürüyor. Bir hafta boyunca yapacaklarımızdan bahsediyoruz. Teorik konuları tartışıyoruz. İstanbul’da bitmeyen konuları burada işlemeye devam ediyoruz. Öğretmenimiz kamp ile ilgili bilgi verirken bu kampta vejetaryen besleneceğimizi, mümkünse sigara ve içkiden uzak durmamızı ve hatta mümkünse vegan beslenmeyi denememizi tavsiye etti bize.

Hadi bakalım bir başka zorlukla baş başayım. Sadece vejetaryen beslenme. Aslında dışardan biri beni vejetaryen zannedebilir. Öyle et düşkünlüğüm yoktur ama vejetaryen besleneceğiz bir hafta boyunca denince aklım direk et ve et ürünlerine gitti. Elimde değil, bir şeyi yapmayacaksın denilince yapasım tutuyor. Neyse sanırım bir hafta dayanabilirim.

Öteki zorluk mu? İçki içme. Her gece içen biri değilim, alkolik de değilim. Sosyal bir içiciyim. Arkadaşlarımla eğlenirken ya da ara sıra içmeyi seviyorum. İçmeyin denildi ya, yine aklıma takıldı. Nasıl bir hafta beni bekliyordu ki?

Tahmin ettiğim kadar zor olmadı. Her gün sabah iki saat boyunca kendi pratiğimizi yapıyorduk. Kahvaltıdan sonra iki buçuk saat kadar teorik ders ve ardından öğle yemeği. Öğle yemeğinden sonra üç buçuk saat bir aramız vardı. Herkes istediğini yapmakta serbestti. Ben tabii ki kendimi denize adadım. Sonra iki buçuk saat kadar teorik ders ve ardından akşam yemeği. Akşam yemeğinden sonra yogayla ilgili filmler seyrediyorduk.

Günler çok zor geçecek diye düşünüyordum ama bu program sayesinde nasıl geçti bir hafta bir türlü anlamadım. Vejetaryen beslenme ve içki beni zorlamadı. Sorun olmadı benim için. Son akşam bir sıkıntı yaşadım. Canım vejetaryen beslenmek istemedi ama mecburdum. Birden tüm enerjimin çekildiğini hissettim. Dünyam dönüyordu sanki. Gücüm tükenmişti. Başım ağrıyordu. Sanırım tansiyonum düşmüştü. Bedenim protein istiyordu. Hoş sabah kahvaltılarında peynir ve yumurta yiyordum ama yeterli olmamış demek ki… Biraz tatlı yiyerek güç topladım ama et yemedim. Ancak eğitim Pazar günü bittikten sonra öğle yemeğinde etli bir sebze yemeği vardı. Hemen tadına baktım. Bir ufak ayrıntı daha. Son gece biraları devirdik birkaç kişi yaktığımız ateşin etrafında. Şarkılar ve danslar eşliğinde…

2009-2010 tum fotolar 733

Tek sorun ne miydi? Tabii ki vahşi doğa ve haşarat. Bir türlü yenemiyorum korkumu. Ne yaparsam yapayım korkuyorum işte. İkinci gündü sanırım. Yoga yaptığımız çadıra girerken bir arkadaşımızı akrep soktu. Kızcağız paldır küldür yakındaki bir hastaneye gitti. Neyse ki zehirli değilmiş ama olabilirdi de… Bir de demez mi “öncesinde de yılan gördüm” diye. İşte o an, benim koptuğum an oldu. Birden bavulumu toplayım ve döneyim eve ve medeniyete diye. Sonra, hayır dedim kendime. Bu da bir deneyim. Bunu yaşamalıyım, nereye kadar korkup kaçacağım. Korkuyorum evet, deli gibi… Aklımı oynatacak derecede… Giysilerimi silkeleyip giyiyorum, havluları silkeliyorum, etrafı kontrol ediyorum, sinek kovucu ilaçlar sürünüyorum, odada mum yakıyorum. Yine de korkuyorum.

Neyse ki bu eğitim boyunca herhangi “tatsız bir şey” ile karşılaşmadım. Eğitim bitti ve sağ salim bir parça halinde evime geri döndüm.

Bundan sonra yeniden gider miyim kampa ya da inzivaya? Açıkça söylemek gerekirse sanmıyorum. Korkularım var, insanım ben. Ermedim, yogini olmadım. Her ne kadar korkularımla yüzleşmeye çalışsam da bir türlü yenemiyorum onları. Doğayla iç içe yaşamak beni zorluyor. Yalan söyleyecek veya numara yapacak değilim. Benim için zor bir deneyim. Bu deneyimden ne öğrendin diye sorabilirsiniz? Hiç bir şey öğrenmedim. Korkmaktan bir şey öğrenemedim ki. Olmuyor, ne yaparsam yapayım olmuyor.

Bir daha gider miyim yoga kampına? Pek sanmıyorum. Temizlik, doğa koşulları ve sürüngenler beni zorluyor. Bu da benim yogam. Kendimi bu şekilde kabul ettim. Önceleri kendimle didişiyordum. “Yoga eğitmenisin sen. Kendine gel. Temiz ya da kirli, sürüngenli ya da sürüngensiz her hâlükârda yaşayabilirsin” diyordum kendime. Artık böyle düşünmüyorum. Kendimi kandırıyordum böyle telkinlerle. Buna gerek yok. Yapamıyorum, olmuyor. Evet, yeniden giderim bir yoga kampına. Eğer yoga kampı daha temiz bir ortamda ve butik otel tarzı bir yerde olursa…

Reklamlar

siz de biriktirenlerden misiniz?

Standard

Yaz bir anda geliverdi Ankara’ya. Daha iki hafta öncesine kadar hırkalar, kazaklar ve montlar giyiyorduk. Bir hafta önce bir yoga eğitimi için İstanbul’daydım. Gitmeden önce hava durumuna baktım yanıma ne gibi kıyafetler alayım diye. Bir de ne göreyim hava aniden 23-25 derecelere çıkıyor ve benim ortalıkta doğru dürüst yazlık kıyafetim yok. Neyse, nasılsa eğitime gidiyordum. Bir iki eşofman, tayt ve üzerlerine giyebileceğim birkaç tişört beni idare ederdi.

20130511_105856

Döndüm geldim Ankara’ya bir haftalık eğitimden sonra. İstanbul’dan daha sıcak bir hava ile karşılaştım. Bir gün idare ettim elimdeki eşofman ve tişörtlerle çünkü yazlık kışlık giysi temizliği yapacak gücüm yoktu.
Ertesi gün karar verdim yazlık kışlık kıyafetlerimi derleyip toplamaya. Bir sonraki sene kullanacaklarımı kaldırmaya, bu seneden sonra giymeyi düşünmediğim ve eskidiğine inandığım kıyafetlerimi ayırmaya başladım.
Birden aklıma yoga üstadı Patanjali’nin sekiz dallı Ashtanga yogasının bir dalı geldi. “Aparigraha”, yani biriktirmemek.
Peki, neydi bu biriktirmemek? Sadece kılık kıyafet, ayakkabı, kitap ve dergi miydi? Yoksa daha soyut şeyleri de biriktirebiliyor muydu insan? Örneğin? Duygu, kızgınlık, öfke, nefret…
Sana zarar veren duyguları içinde tutmaya devam ediyor musun? Seni üzen, sana hiç yararı olmayan ve seni olumsuz tavırlarıyla ve yaşamlarıyla olumsuz bir şekilde etkileyen insanları hala hayatının içinde mi tutuyorsun yoksa onları bir bir hayatından ayıklıyor musun?
Yazlık kışlık ayrımı yaparken bunları düşündüm. Hayatımı da tıpkı kıyafetlerimi ve ayakkabılarımı derleyip toplayabildiğim gibi düzenleyebiliyor ve ayıklayabiliyor muydum?
Öncelikle duygularımı düşündüm. Yoga hayatımın içine bu kadar girmeden önce, maalesef duygularımı biriktiriyordum. Öfkeliysem içimde tutuyordum. Sinirlendiysem birine, kırmayım diye hiçbir şey belli etmiyordum. Sonuçta ben etkileniyordum ve bir süre sinirimi ve öfkemi biriktirdikten sonra patlıyordum o kişiye. Tabii ki o an haksız duruma düşüyordum saçma sapan bir sebepten dolayı sinirlendiğim için. Hâlbuki sinirlendiğim an, öfkelendiğim an biriktirmeden tepkimi göstersem, hiçbir sorun yaşamayacaktım.
Sonra hayatımdaki kişileri düşündüm. Kimlere ihtiyacım var, kimler artık benim hayatımda fazlalık ve hayatımdan çıkmalı. Bir temizliğe ihtiyacım vardı. Önce cep telefonumdaki listeyi gözden geçirdim. Eski iş hayatımdan kalan ve bir daha asla konuşmayacağım birçok insanın telefon numarası kayıtlıydı. Hepsini tek tek sildim ve bu temizlik beni çok mutlu etti. Uzun zamandır bu kadar ferah hissetmemiştim kendimi. Derken hayatımı gözden geçirdim. Hayatımda öyle ya da böyle var olan kişileri. Kimler benim hayatımda olmalıydı, kimler hayatımın içinde olmayı ve benim ilgimi ve sevgimi hak etmiyordu. Yavaş yavaş o kişileri temizlemeye başladım. Şimdi siz bu satırları okurken, “ne kadar da kolay” diye düşünüyor olabilirsiniz. Aslında hiç de kolay değildi. Biraz sancılı bir süreçti bu ve “pat” diye hemen olmuyordu. Bu temizlik zaman alıyordu. Yavaş yavaş bağları ve bağlılıkları kesmek demekti bu süreç. Zaman içinde kişilerle arana mesafe koymak demekti. Mesafeyi koydukça, paylaştıklarınızın azalması ve birbirinizin hayatındaki öneminizi yitirmek demekti. İşte böyle yavaş yavaş oldu her şey. Bir de baktım ki, hayatımda aslında çok önemli, onlar olmadan yaşayamam diye düşündüğüm ve sevdiğime inandığım kişileri bir bir ayıklamaya başlamışım. Yakın arkadaşım diye düşündüğüm insanlardan bazılarının bile aslında “yakın arkadaşım” olmadıklarını sadece ve sadece çıkar amaçlı benimle arkadaşlık ettiklerini görmeye başlamıştım. Her şey bir anda olmadı. Zaman aldı ama o zaman acı çekmemi engelledi. O zaman benim her şeyi görmemi ve üzülmememi sağladı. Hint felsefesindeki gibi, karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bence, doğru kişiler doğru zamanlarda hayatımıza girip doğru zamanlarda da hayatımızdan çıkabilirler. Bazı insanlarla tanışmamızın ve yakınlaşmamızın bir amacı var. Onlar yoga yolunda ruhsal gelişmemize yardımcı olmak için karşımıza çıkıyorlar ve görevlerini tamamladıklarında da çıkıyorlar. Yani, tüm ilişkilerimizden bir şeyler öğreniyoruz, kendimizi geliştiriyoruz ve yoga yolunda ilerliyoruz. Bu kadar basit.
Kıyafetlerimi yerleştirirken, eskilerimi ayırırken tüm bunları düşünüyorum. Nasıl da zaman akıp geçmiş ve ben hiç anlamadan her şeyi yerli yerine yerleştirmişim.
Ana fikir mi? Biriktirmeyin. Ne kılık kıyafet, ne ayakkabı, ne gereksiz dergi, ne de sizin için anısı olan ufak tefek şişeler, şarap tıpaları, bir kâğıt parçası ya da herhangi bir şey. Ne de öfke, kızgınlık, haset… Nasıl mı biliyorum? Çünkü ben ömür boyu biriktirdim, ta ki yogayla tanışana kadar. Sadece ıvır zıvır değil, duygu da biriktirdim. Sonra duygusal patlamalar yaşadım, karşımdakileri kırdım gereksiz yere basit nedenlerle… Sadece ve sadece duygularımı biriktirip anlık tepkiler vermediğim için. Size tavsiyem mi? Biriktirmeyin. Ara ara çevrenizi gözden geçirin ve ayıklayın hem çevrenizdeki objeleri, hem olumsuz duygularınızı hem de gerçekten hayatınızda önemi kalmayan ve size zarar veren insanları…

hadi bahar temizliğine!

Standard

2009-2010 tum fotolar 672İlkokul yıllarımızı hatırlayan var mıdır? Ya da ilkokuldaki hayat bilgisi derslerimizi? Sonbahar ve ilkbaharda yapılması gereken işler listesi… Sonbahara girerken soba kurmak, turşu hazırlamak, sebze kurutmak, kışlıkları çıkartmak, yazlıkları kaldırmak… İlkbahara girerken ise sobayı kaldırmak, yazlıkları çıkartmak, kışlıkları kaldırmak, yaz temizliği ve badana boya yapmak… Bunlar aklıma gelen ilk işler… Nerden geldi şimdi bunlar aklına diye sorduğunuzu duyuyorum. Ben böyle bir insanım işte… Biraz nostaljik… Bahar temizliği ve arınma ile ilgili bir yazı yazayım diye düşünürken bu şekilde başlamak istedim sadece…
Bahar temizliği ve arınma? Her bahar geldiğinde yenilenmek isteriz. Uzayan günler, kısalan geceler, açan çiçekler, tertemiz hava, yeşeren ağaçlar ile birlikte bedenimiz de yenilenmek ister. Kış günlerinde bedenimizde biriktirdiklerimizi atıp tazelenmek istemez miyiz her bahar geldiğinde?
Peki, bahar temizliği nasıl bir temizlik? Öncelikle dış dünyamızı temizlemek. Evimizi, işyerimizi, çalışma masamızı ve arabamızı temizlemek. Evimizdeki fazlalıklardan kurtulmak. Eskidiğini düşündüğümüz kıyafetlerimizi ayıklamak, kullanılabilir durumda olanları yardım kuruluşlarına bağışlamak, kullanılamaz durumda olanları atmak. Belki badana boya yaptırmak, halıları yıkatmak… İşyerlerimizde de aynı şekilde. Dolabımızda uzun bir kış aylarında biriktirdiğimiz şeylerden kurtulmak ya da çalışma masalarımızı temizlemek. Aynı şekilde arabamızı temizlemek, kar lastiklerini çıkarmak, zincirleri bagajlarımızdan çıkarıp ardiye dolabına kaldırmak…
Tüm bunlar dış dünyamızın temizliği… Peki ya bedenlerimiz? Bedenlerimiz de bizim evimiz, ruhun yaşadığı yer, ruhun barınağı… Dolayısıyla bedenlerimizi de bahar temizliğine sokmak durumundayız. Bedenlerimizi nasıl temizleyebiliriz? Bundan önceki bahar ile ilgili yazımda da bahsetmiştim. (Bu yazıma https://burcuyircali.wordpress.com/2013/03/20/bahara-merhaba/ linkini tıklayarak ulaşabilirsiniz.) Ayurveda’ya (Hint yaşam bilimi) göre, soğuk, kuru ve uzun  kış aylarından sonra ısınan havalarla birlikte bedenimizde “kapha dosha” artıyor. Bu nedenle kendimizi daha ağır ve yorgun hissediyoruz ve kolumuzu bile kıpırdatmak bize zor geliyor. İşte tam da bu nedenle, bedenimizi de temizlemek ve arındırmak gerekiyor. Yani, bir detoks gerekiyor.
Nasıl bir detoks? Nasıl bir arınma? Tabi ki yoga asanaları bu arınmada en üst sırada. Asanalar arasında ise, burgular bu arınmada başrol oynuyor. Burgularla, bedenimizin bir tarafını sıkıştırırken öteki tarafını esnetiyoruz. Duruştan çıktığımızda ise sıkıştırdığımız tarafa, kan, nefes ve prana (yaşam enerjisi) akıyor ve böylece o kısımlar temizleniyor. Burguların yoğunlukta olduğu bir yoga çalışması bahar temizliği ve arınması için birebirdir diyebiliriz.
Tabi ki bir arınma için fiziksel çalışmalar yeterli olmayacaktır. Besinlerimize de dikkat etmek arınmanın bir yolu olabilir. Baharla birlikte sebze ve meyveleri daha çok tüketmek ve bol su içmek bedenimizi arındırmamıza yardımcı olabilir.
Ayrıca, pranayama (nefesi özgürleştirme) çalışmalarına ağırlık vermek ve meditasyonu da günlük yoga pratiğimizin içine katmak bedensel bir temizlik ve arınma için bahar aylarında izleyebileceğimiz başka bir yöntem.
Biz yogayla ilgilenen kişiler, arınmanın ve temizlenmenin sadece ve sadece bedenle kısıtlı kalamayacağını da biliyoruz. Bu nedenle, mevsimsel temizlenme ve arınma programımıza zihnimizi ve ruhumuzu da katmalıyız. Öncelikle biriktirdiğimiz duygularımızın farkına varmalıyız ve elimizden geldiğince bu duyguların üstünden gelmeye çalışmalıyız. Çevremizdeki kişilerle sorunlarımız varsa bunları çözmeye çalışmalıyız. Zihnimizi ve ruhumuzu da arındırmalıyız çünkü hepimizin bildiği gibi, yoga “bir ve bütün olmak” demek. Sadece bedenimizi temizlemek ve arındırmak yeterli olmayacak. Bu arınmaya, mutlaka ve mutlaka ruhumuzu ve zihnimizi de katmalıyız. Ancak o zaman tam anlamıyla bir temizlenme ve arınma sağlayabiliriz.
Bahar temizliği… İlkokul yıllarım… Hayat bilgisi… İlkbahara girerken sobayı kaldırmak, yazlıkları çıkartmak, kışlıkları kaldırmak, yaz temizliği ve badana boya yapmak… Gerçekten de öyle… Eskileri rafa kaldırmak ve üstesinden gelmek, bizi üzen olayları çözmek, duygu biriktirmemek ve kendimizi yenilemek, yani kendimize badana boya yapmak… Ben her bahar yenilenmek isterim. Ya siz?