Tag Archives: supta baddha konasana

zihin mi kalp mi?

Standard

Bazı günlerde yoga derslerine giderken o gün için içimden geçen bir ders akışı oluyor ve çoğu zaman da öğrencilerin o gün ihtiyacı olan dersle örtüşüyor bu program… Bazı günlerde ise derse gidiyorum ve sadece öğrencilerden ilham almak istiyorum. Dersten yaklaşık yarım saat önce tesise gidip yoga matımı yere serip ya biraz meditasyon yapıyorum ya da sırt üstü yatıp günün yorgunluğunu üzerimden biraz atmaya çalışıyorum. Derse gelenler olduğunda ise onlarla sohbet ediyorum. Bu sohbetler sırasında o gün aklımda bir ders akışı yoksa kesin bir ders planı oluşuyor. Geçenlerde de aynen böyle oldu.

Derse gittiğimde sınıf boştu. Yoga matımı yere serdim ve üzerine uzandım. “Supta baddha konasana”ya (uzanmış kelebek duruşu) yerleşerek gözlerimi kapattım. Tüm bedenimi minderde ağırlaştırdım. Nefeslerimi sakinleştirdim ve ders öncesi dinlendim. O sırada öğrenciler de gelmeye başlamıştı. Öğrenciler geldiğinde yerimden kalktım ve onlarla sohbet etmeye başladım. O akşamki ders “yin” (dişil enerji) bir dersti. Haftanın son günü, tüm günün ve haftanın yorgunluğunu “yin yoga” ile bedenlerden ve zihinlerden atmaktı amacımız.

“Yin yoga”da çok fazla seçeneğimiz yoktur. Bu yoga uyluk bölgesine odaklandığı için ve bedeni derin bağ dokularına kadar esnetip rahatlatmayı amaçladığı için yapabileceğimiz “asana”lar sınırlıdır. Ama o gün içimden değişik bir şeyler yapmak geliyordu. Öğrencilerden biri ise derdime derman oldu. Bana ilham verdi.

Derse başlamadan önce öğrencilerden biri “vishuddha çakra” (boğaz çakrası) üzerine çalışıp çalışamayacağımızı sordu. Daha önceleri “vinyasa” (akış) derslerinde bu çakra üzerine çalışmıştık. Öğrenci, “yin” bir derste de bu çakrayı harekete geçirip geçiremeyeceğimizi öğrenmek istiyordu. Neden olmasın? Tabii ki çalışabiliriz.

O sırada derse yeni bir öğrenci geldi ve torakal omurgada (sırt) “skolyoz”u olduğunu söyledi. Derse başlamadan öğrenci ile konuşup bedeni hakkında ayrıntılı bilgi edindim. Bedenini inceledim ve nelere dikkat etmesi gerektiğini de söyledim. Tabii ki ders boyunca bir gözüm öğrencinin üzerinde olacaktı.

Tam o anda aklıma bir fikir geldi. O günkü derste neden hem göğüs kafesini esnetip hem de boğaz çakrasını çalıştırmıyorduk. Hem göğüs kafesini esnetip yeni gelen öğrencinin dersten faydalanmasını sağlayabilirdim hem de boğaz üzerine çalışıp diğer öğrenciyi mutlu edebilirdim. Hem de tüm öğrenciler değişik bir ders deneyimlemiş olurlardı.

Derse göğüs kafesini esnetmek için “supta baddha konasana” (uzanmış kelebek duruşu) ile başladık. Yoga matlarını başın arkasından yuvarlarlamaya başlayıp tam kürek kemiklerinin altına yerleştirmiştik. Böylece derse başlarken göğüs kafesi olduğundan biraz daha yükselmiş ve esnemeye başlamıştı. Öğrencilerden gözlerini kapatmalarını ve nefeslerini göğüs kafeslerine yönlendirmelerini istedim. Derin nefesler alıp tüm akciğerleri oksijenle doldurmalarını… Yaklaşık beş dakika bu duruşta bekledikten sonra bedeni yana düşürüp oturma pozisyonuna geldik.

Göğüs kafesini açmak ve esnetmek için “melting heart” (eriyen kalp) ve “sphinx” (sfenks duruşu) gibi duruşlarda dört dakika bekledik. Sfenks duruşunda boynu sağa sola, öne arkaya çevirerek birer dakika bekledik. Tüm duruşların arasında “balasana” (çocuk pozisyonu) ile dinlendik. Göğüs kafesini açıp esnetirken aslında kalp çakrasını (anahata çakra) da çalışıyor, “sevgi enerjisini” daha canlı hale getirmek istiyorduk.

Boğaz çakrası ve omuz kuşağı için kolları iki yana açıp bilek fleksiyonu ve ekstansiyonu çalışması yaptık. Sonrasında “finger fans” akışı ile kollardaki kan akışını hızlandırdık. “Broken wings” (kırık kanatlar) ile de omuzları esnetip kürek kemiklerinin arasını rahatlattık. Bu çalışmalar ile de akciğer ve kalp meridyenlerini etkiliyorduk.

Boğaz için “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi), “sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu) ve “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu) yaptık.

Dersi “twisted roots” (dönmüş kökler) burgusu sonrası “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile sonlandırdık. Herkes “savasana”dayken ben de en sevdiğim duruş olan “supta baddha konasana”ya uzandım. Işıklar kapalı, sınıf karanlık, ortam huzur dolu, arka planda enstrümantal “What a wonderful world”… (Hayat ne güzel!)

“Savasana”dan uyanmak herkes için biraz zor oldu. Derste neler hissetmiştim? Zihnimiz yerine kalbimizin sesini dinlemek çok mu zordu? Peki ya kalbimizin sesini dinlediğimizde daha huzurlu ve mutlu olmuyor muyduk? Aslında kalbimizin her şeyin en doğrusunu ve güzelini bilmiyor muydu? Peki o zaman biz neden sürekli zihni dinliyor ve hep mutsuz oluyorduk? Kalbimizdeki sevgi enerjisini hissedebiliyor muyduk? Kalbimizdeki sevgi ile dudaklarımızdan da güzel sözcükler dökülüyor muydu? Kendimi doğru ifade edebiliyor muydum? İfade ettiğimde karşımdakiler tarafından doğru anlaşılabiliyor muydum? “Bundan sonra daha çok kalbimizin sesini dinlemek ve onun söylediklerini yapmayı ve doğru ve düzgün iletişim kurabilmeyi dileyelim. Bana ilham kaynağı olduğun için önünde saygıyla eğiliyorum sevgili öğrencim…”

Reklamlar

başa sarmak…

Standard

Yoga yaparken bir “asana”dan bir “asana”ya geçmeyi çok seviyorum. Bir “asana”da nefes al, diğerinde nefes ver. Ya da bir “asana”da beş nefes bekle sonra öteki “asana”ya geç ve beş nefes bekle. Dans eder gibi… Hareketli… Akışkan… Aralarda kopukluk olsun istemiyorum. Bir bütün… İnanır mısınız sadece “vinyasa” tarzı yogada değil aynı zamanda “yin” yogada bile bu devinimi sağlamak istiyorum ve oluyor da… “Yin yogada da mı asanalar arasında akış yapıyorsunuz. İnanamıyorum” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Gerçekten de olabiliyor… Hal böyle olunca da, kendi yoga çalışmalarımın dışında derslerimde de aynı ritmik, akışkan, hareketli yoga tarzını korumaya çalışıyorum. Geçen haftaki dersimde beni bile şaşırtan bir şey oldu. “Akışı başa sardık.” Ne yaptınız, ne yaptınız? Evet, yanlış okumadınız. Akışı başa sardık. Ama ben anlatmaya en baştan başlayayım en iyisi…

2009-2010 tum fotolar 684

O gün özel derse gittiğimde öğrenci çok yorgun olduğunu ve bedenini esnetmek için yoga yapıp yapamayacağımı sordu. O gün, bedenini ve ruhunu esnetmek, dinlendirmek ve dinginleştirmek istiyordu. Zirve duruşlarına odaklandığımız her zamanki “vinyasa” derslerinin yerine gevşeme odaklı bir ders yapacaktık. İlk önce “asana”larda en az üç dakika beklediğimiz ve derin bağ dokularına kadar bedeni esnettiğimiz “yin yoga” yapmayı düşündüm. Derse “utthita balasana”da (uzanmış çocuk) başlayarak bedenin, özellikle zihnin, yorgunluğunu ve ağırlığını alından “yoga mat”ına (minderine) bırakmaya çalışarak başladık. Her nefes verişte yorgunluğu ve ağırlığı bedenden ve zihinden biraz daha attık. Amaç, uzanmış çocuk duruşundan kalktıktan sonra bizi engelleyecek hiçbir şeyin kalmamış olmasıydı. Beş dakika kadar “utthita balasana”da dinlenip meditasyon yaptıktan sonra, “virasana”ya (kahraman duruşu) geçtik ve derse başlamadan önce niyetimizi belirledik.

Kimi zaman derse başlarkenki niyetimiz ile ders bitişinde hissettiklerimiz aynı olmayabiliyordu. Akış bizi nereye götürürse, kabul ediyorduk. O gün derse başlarken, niyetimiz beden ve zihnimizi esnetmek, dinlendirmek ve dinginleştirmekti. Dersin bizi nerelere götüreceğini o anda bilemezdik…

“Virasana”da lateral esneme (sağa/sola bedeni esnetme) ile devam ettik. Sağa esneyip beş nefes kaldıktan sonra, nefes alırken ortaya gelip nefes verirken sola esnedik. “Asana”lar arasında durmayıp dans eder gibi akmasını istemiştim. Aynı seriyi ikinci kez yaparken, sağda beş nefes bekledikten sonra göğüs kafesini açmak için kolu geriye doğru götürüp sağ göğsü tavana doğru çevirdik. Birkaç nefes burada bekledikten sonra, sağ kolu yerdeki sol kolun içinden geçirerek burgu yapmıştık. Bu seriyi yin yoga eğitmenlik kursu sırasında öğrenmiştim ve çok hoşuma gitmişti. Bedeni sağa sola esnetiyor, arkaya eğiyor ve burguya sokuyordu. Yani ders öncesi omurgayı iyi esnetiyordu.

Dört ayak üzerine gelip baldır kaslarını esnetmeyi amaçlamıştım. Öğrencim, haftanın iki günü dans kursuna gidiyordu ve bacak kasları gerginleşiyordu. Sağ bacağı geriye doğru açıp ayak parmak uçlarını mat’e takıp on nefes bekledik. Sonra öteki taraf. Bu duruşta beklerken, ayak tabanlarını yere yaklaştırmaya çalışıyorduk. Amaç, baldır kaslarını iyice esnetmekti.

O an “yin yoga”dan vazgeçtiğim andı. Nasıl oldu bilmiyorum, birden aklıma bambaşka bir akış denemek geldi. Elimde yazılı bir ders yoktu. O an sadece yaratıcılığıma ve içimden geldiği gibi kendimi akışa bırakmaya karar vermiştim. Akış, bize ne gösterecekti? Akış, bizi nerelere getirecekti? Eğlenceli olacağa benziyordu… İnşallah çuvallamam…

Sağ ve sol baldır kaslarını esnettikten sonra dört ayak üzerine gelip “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı hareketlendirdikten sonra “uttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu) ile göğüs kafesini esnettik. Tekrar dört ayak üzerine gelip, sağ bacağı iki elin arasına yerleştirip, “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) duruşuna geçtik. Bu duruşta, arkadaki ayak parmak ucundaydı. Arkadaki ayağın dizini bükmeden, yani arka ayağı elimizden geldiğince düz tutarak, tüm kaslarını aktif tutarak, ayak tabanını yere yaklaştırmaya çalıştık. Evet, tahmin ettiğiniz gibi… Biraz daha baldır kaslarını esnetmek istemiştim. Nefes alırken kollar kulakların yanında yukarı doğru uzanıyor ve nefes verirken duruşta biraz daha yere yaklaşmaya çalışarak derinleşiyoruz. Evet, kalça fleksör kasları, kasık kasları… Nefes alırken parmak ucunda yüksel, nefes verirken topuğu biraz daha yere yaklaştır. Arka bacağı gergin tutarak, tüm kasları çalıştırarak… Ve “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı)… Öndeki bacağı düzelt ve “trikonasana” (üçgen) ve tekrar “virabhadrasana I”. Ayaklarını öyle bir mesafede tut ki, arkadaki topuk yere değsin. Şimdi nefes verirken “parsvottanasana” (bacaklar ayrı baş dize duruşu). Beş kez bu iki asana arasında nefeslerle akıyoruz. Nefes alırken arkadaki ayak parmak ucuna geliyor ve “ashwa sanchalanasana”… Nefes verirken dizi yere yaklaştır ama diz biraz havada kalsın, nefes alırken yüksek hamle duruşu… Beş kez bu akışı yaptıktan sonra, diz yere ve “anjaneyasana” (alçak hamle). Birkaç nefes ellerin üzerinde bekle ve dirsekleri yere getir, kalça fleksör kasların biraz daha esnesin. Nefes alırken, sol el yerde sağ kolunu yukarı doğru kaldır ve sağa doğru burgu yap. Nefes ver eller yere, nefes alırken kolların üzerinde yüksel. Nefes al öndeki bacağı düzelt, nefes ver bük… Beş kere… Ve şimdi “ashwa sanchalanasa”da kal. Nefes verirken arkadaki dizi bük ve yakalamaya çalış. Kalça fleksörleri iyice esnesin. Nefes alırken, sol kolunu kulağının yanından yukarı doğru uzatıp omurganı dik tutman mümkün mü? Eller yere ve dört ayak üzerine gel…

Sağ bacak öne doğru gelsin, sağ diz sağ kola doğru ve ayak sol kola doğru… Evet doğru tahmin. “Eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu). Nefes verirken öne eğil. Birkaç nefes sonra, bedeni sola doğru yürüt ve burguya gir. Kalçayı dışa çeviren kasları (dış rotatör kasları) hissedeceksin. Nefes alırken öne gel ve kolların üzerinde yüksel, nefes verirken arkadaki dizi kalçaya yaklaştır ve sol kolla tut. Ters kol, ters bacak. Bel omurlarını gereksiz yere zorlamayalım. Nefes verirken arkadaki bacağı bırak ve sağ kalçayı yere düşür. Arkadaki bacak öne gelip sağ bacağın üzerine yerleşsin. Kare duruşu… Nefes al, omurgayı uzat, nefes ver öne eğil. Birkaç nefes sonra, bedeni sağa doğru yürüt ve burguya gir. Sol kalçanın dış kaslarını biraz daha yoğun hissedersin. Nefes al öne gel ve yukarı uza. Bacakları kadınların bacak bacak üzerine attığı gibi at. Sırada “gomukhasana” (inek başı duruşu) var. Nefes al omurgayı uzat, nefes verirken öne katlan. Sol kalçanın dışını hissetmeye devam ediyoruz. Nefes al yukarı kalk, nefes verirken sağa burgu. Nefes al ortaya gel, nefes verirken sola burgu… Nefes al ortaya gel, nefes verirken sağ bacağı solun üzerine at “gomukhasana”, “gomukhasana”da burgu ve “kare duruşu” ve sol bacakta “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu) yapmak için “mat”ın ön tarafına paralel olacak şekilde yerleştir, sağ bacağını arkaya doğru aç…

İşte o an, “geri sarmaya başladığımız an”dı. Yerden ayağa doğru kalkacaktık. Sağ bacakta yaptığımız tüm “asana”ları, sol bacakta yapacaktık ama ayağa kalkıp en baştan başlamak yerine, yerden “asana”ları birbirine bağlayarak yapacaktık bunu. Ama bir an zihnim donup kalmıştı. “Eka pada rajakopatasana”da öne eğilme, burgu, arkadaki bacağın kalça fleksör kaslarını esnetme… Sonra? Sonra ne geliyordu? Ya da önce mi demeliydim? Derin nefes aldım ve sağ bacakta yaptığımız akışı hatırlamaya çalıştım. Ve geri sardım zihnimi…

“Eka pada raja kapotasana”dan dört ayak üzerine, dört ayak üzerinden sol bacak önde “ashwa sanchalanasana”… Bu duruşta arkadaki dizi büküp yakalamaya çalışıp kalça fleksör kaslarını esnetme. Nefes alırken, sağ kolu kulağın yanından yukarı doğru uzatıp omurgayı dik tutmaya çalıma… Sağ diz yere ve “anjaneyasana”. Bu duruşta, dirseklerin üzerine inmeye çalışma… Nefes alırken, sağ el yerde sol kolunu yukarı doğru kaldır ve sola doğru burgu yap. Nefes ver eller yere, nefes alırken kolların üzerinde yüksel. Nefes al öndeki bacağı düzelt, nefes ver bük… Beş kere.. Nefes alırken arkadaki ayak parmak ucuna geliyor ve “ashwa sanchalanasana”… Nefes verirken dizi yere yaklaştır ama diz biraz havada kalsın, nefes alırken yüksek hamle duruşu… Arkadaki topuğu yere düşür ve “virabhadrasana I”. Ayaklarını öyle bir mesafede tut ki, arkadaki topuk yere değsin. Şimdi nefes verirken “parsvottanasana”. Beş kez bu iki asana arasında nefeslerle akıyoruz. “Trikonasana”, “virabhadrasana II” ve “virabhadrasana I”… En son “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) duruşuna geçtik. Bu duruşta, arkadaki ayak parmak ucundaydı. Arkadaki ayağın dizini bükmeden, yani arka ayağı elimizden geldiğince düz tutarak, tüm kaslarını aktif tutarak, ayak tabanını yere yaklaştırmaya çalıştık. Nefes alırken kollar kulakların yanında yukarı doğru uzanıyor ve nefes verirken duruşta biraz daha yere yaklaşmaya çalışarak derinleşiyoruz. Nefes alırken parmak ucunda yüksel, nefes verirken topuğu biraz daha yere yaklaştır. Arka bacağı gergin tutarak, tüm kasları çalıştırarak…

Bu duruştan sonra eller yere sol bacak arkaya “phalakasana” (sopa), “ashtangasana” (diz-göğüs-çene yere), “bhujangasana” (kobra) ve “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek)… Nefes alırken öne gel nefes ver “uttanasana” (ayakta öne eğilme). Ve nefes alırken “tadasana” (dağ duruşu).

“Tadasana”da lateral esneme (bedeni sağa sola esnetme) ve sonra bacakları yana doğru açıp “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrı öne eğilme). Ellerle ayak başparmaklarını yakalayıp nefes verirken bedeni öne katla. Nefes al yarı yola kadar açık, sağ dizi bük kalçayı geriye doğru götürerek sağ bacağına yaklaş, sol bacağın içindeki kaslar esnesin. Şimdi ters tarafa… Her nefes alış verişte bacak değiştir. Bu akışı biraz hareketli yapıyoruz. Öndeki bacağın dizini bük, bedeni “mat”ın önüne çevir ve “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle). Arkadaki diz yere “anjaneyasana” ve öndeki bacak arkadaki bacağın yanına getir ve dizlerin üzerine otur. Sağ bacağı yana doğru aç. İç bacak kaslarını çalışmaya devam ediyoruz. Topuk yerde ayak parmak uçları havaya bakıyor. Nefes alırken “balerin bacak” (ayak bileği ekstansiyonu) ve nefes verirken “ayak parmaklarını kendine doğru çek” (ayak bileği fleksiyonu). Beş kez tekrarladıktan sonra, bacak değiştirip aynı seriyi orada tekrarlıyoruz. Tekrar dizlerin üzerine otur. Şimdi bacakları yana doğru açıp “mandukasana” (kurbağa duruşu) ile kasık kaslarını biraz daha esnetmek istiyoruz. Ayaklar tam arkaya da bakabilir. Eğer bu şekilde kasık kaslarımı çok hissetmiyorum diyorsan, ayaklarını “kurbağa” gibi yanlara çevirebilirsin. Nefes al verirken kalçayı topuklara doğru uzat. Öne yığılmıyoruz. Mümkün olduğu kadar kalçayı topuklara doğru gönderip bacakların içindeki hissi derinleştiriyoruz. Nefes al kolların üzerinde yüksel nefes ver “virasana” (kahraman duruşu). Kalçayı yere oturttur ve bacakları öne uzat. “Dandasana” (asa duruşu) on nefes. Nefes al yukarı doğru uza, nefes verirken bacakları yarım kelebek duruşuna getir (janu sirsasana-baş dize duruşu). Nefes al verirken öne katlan. Beş nefes sonra, nefes alırken yukarı uza nefes verirken bacakları bu şekilde tutarak biraz geniş aç. Nefes al omurgayı uzat, nefes verirken bacakların içine eğil. Kasık kaslarını esnetmeye devam… Nefes al yukarı uza, nefes verirken, kolunu uzun bacağına doğru götür, omuzları yan yana tutmaya ve göğüs kafesini açmaya devam ederek bedeni burguya sok. Nefes al, yukarı uza nefes verirken bacak değiştir ve aynı seri öteki tarafta…

Artık sıra biraz “yin”leşmeye gelmişti. İleri ve geri sarmalar bitmişti. “Bolster”ımızı kullanıp son iki duruşta rahatlayacaktık. Ama o da ne? Birden gözüme “büyük pilates topu” çarptı. “Pilates topu”nun üzerinde “urdhva dhanurasana” (köprü) deneyecektik. Öğrencimin bir süredir omuz, boyun ve el bileği sorunları olduğu için ne zamandır “urdhva dhanurasana” yapmamıştık. Pilates topunun üzerinde bileklerine yük bindirmezdi ve bu “asana”yı güvenli bir şekilde yapabilirdik. Hemen denedik ve tabii ki oldu. El bileklerine yüklenmeden, sadece göğüs kafesini esneterek…

Sanırım artık dinlenebilirdik. “Bolster”ı kalçaya değecek şekilde yerleştirdikten sonra, bacakları “kelebek” yapıp “bolster”ın üzerine yattık (supta baddha konasana- yerde kelebek). Kolları geriye doğru açıp, omuz kuşağının ve göğüs kafesinin de biraz daha esnemesine izin verdik. Üç dakika burada dinlendikten sonra, “bolster”ı duvara yasladık. Bugün “viparita karani”de (bacaklar duvara duruşu) dinlenecektik. Kalçanın bir yanını duvara iyice yasladıktan sonra bacakları yukarı kaldırdık ve bel “bolster”ın üzerine gelecek şekilde yerleştik. Önce bacakları “V” şeklinde tutarak bacak içindeki kasların pasif bir şekilde esneyip dinlenmesine izin verdik. En son bacakları birbirine yaklaştırıp, 90 derece havada ama duvara yaslı bir şekilde “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) yaptık.

Beş dakika dinlendikten sonra, ayak tabanlarını duvara yaslayıp bedeni sağa doğru düşürdük ve yerden destek alarak oturma pozisyonuna geldik. Omurga dik, omuzlar geriye doğru yuvarlanmış, göğüs kafesi açık. Eller kalbin önünde “namaste” (dua pozisyonunda), çene göğse yakın. Gözler kapalı…

Niyetimiz neydi? Bedeni ve zihni esnetmek, dinlendirmek ve dinginleştirmek. Amacımıza ulaşmış mıydık? Evet, sanırım ulaşmıştık. Bedenin her bir noktası esnetilmişti. Zihin de bedeni ve yönergeleri izlediği için “an”da kalmış ve dinginleşmişti… Tam bir şey söyleyecekken, öğrencim konuşmaya başladı. “Dersi nasıl bitireceğinizi düşünüyorsunuz değil mi? Nasıl oldu da böyle bir akış çıktı. Sol tarafı yaparken geriye sardık. Asanaları birbirine bağladık. Nasıl mı oldu? Ben söyleyeyim. Siz yazı da yazdığınız için hep giriş, gelişme ve sonuç olarak düşünüyorsunuz. Bir şeyi yaptırırken, zihniniz bir sonraki hamleyi düşünüyor. Dersleriniz de yazılarınız gibi bir sonraki hamleye odaklı. Bir kompozisyon yazıyor gibisiniz derslerde. O yüzden birbirine bağlayabiliyorsunuz ya da o yüzden bu şekilde bağlamayı ve bağlantılı ders yapmayı seviyorsunuz. Zihniniz bu şekilde çalışıyor: Giriş, gelişme ve sonuç… O yüzden kurgu sizin için önemli. Dersler de o yüzden hep bir kurgu, akış ve devinim içinde…” O güne kadar hiç düşünmemiştim. Böyle bir şey hiç aklıma gelmemişti. En iyisi size de sorayım: Gerçekten öyle mi?

eğitmen de öğrenir

Standard
Bir asanada beklerken adam asmaca oynamak mümkün olabilir mi sizce? Bu soruyu iki hafta önce sorsaydınız, cevabım “mümkün değil” olurdu. Oysa şimdi, bir asanada kalırken aynı anda adam asmaca oynanabileceğini düşünüyorum. Adam asmaca oynarken sorduğumuz soruları mı merak ettiniz? Tabii ki yoga asanaları…
20140201_113356
İki hafta önce, ergenlerle yoga dersim vardı. Hep bahsediyorum. 11 yaşında iki genç kız… Benden önceki yoga eğitmenleriyle daha çok eğleniyorlarmış. Çünkü o eğitmenle kimi zaman “mandala” (meditasyona girmemize yardımcı olan kozmik bir desen) çiziyorlarmış, kimi zaman da yoga kartlarıyla oyunlar oynuyorlarmış. Bazen “ok ve yay” gibi asanalar yapıp eşli çalışıyorlarmış. Yani benimle hiç olmadığı kadar keyifli zaman geçiriyorlarmış. “Sezar’ın hakkı Sezar’a.” Ben ise, ergenlerle de olsa derslerimi çok ciddiye alıp bu öğrencilerimin de her dersten azami fayda görmesini istiyordum. O nedenle, her ders büyüklerle yaptığım gibi bir “zirve duruşu” seçip, dersin ilk yarısı kızların bedenlerini o asanaya hazırlayıp, dersin tam ortasında duruşu yaptırıp, dersin ikinci yarısını asanadan sonra bedeni dengeleyici duruşlara ve gevşeme duruşlarına adıyordum. Taa ki iki hafta öncesindeki derse kadar.
O gün sınıfa girdim ; bir de ne göreyim? Bir tane beyaz tahta… Son zamanlarda stüdyoda hafta sonları yoga atölye çalışmaları düzenliyorduk. Sanırım bu beyaz tahta o dersler için ortaya çıkmıştı. Kızlardan istedikleri şarkıları ayarlamalarını istedim. Ergen yogasına iki haftadır ara vermiştik. Hızlı bir ders ile başlamak istemiyordum. Kızlar da benimle aynı fikirdeydi. “Yin yoga”da karar kılmıştık. Asanalar içinde en az üç dakika kalıp, bedeni ve zihni esnetecektik. “Supta baddha konasana” (yerde kelebek) ilk duruşumuzdu. Bedenin altına “bolster” yerleştirmiştik. “Gel keyfim gel.”
Tam bu sırada, kızlardan birinin aklına güzel bir fikir geldi. Madem sınıfta bir tahta vardı. Neden adam asmaca oynamıyorduk? Ben asanaları soracaktım, onlar da bulmaya çalışacaklardı. Yalnız asana isimlerini Türkçe soracaktım. Sanskrit dilinde değil.
Peki bu nasıl olacaktı? Öne eğildiğimiz asanaları yapmamız gerekiyordu. “Half butterfly” (yarım kelebek), “dragonfly” (helikopter böceği), “sleeping swan” (uyuyan kuğu) ve “dragon” (ejderha) duruşlarında beklerken, bir yandan asanaları soruyordum. Arkaya eğilmelerden ise “sphinx” (sfenks) ve “seal” (fok balığı) duruşlarında oyunumuzu oynamaya devam ettik. “Aşağı bakan köpek” (adho mukha svanasana), “çekirge” (salambhasana), “köprü” (urdhva dhanurasana) ve “karga” (bakasana) sorduğum asanalardan bazılarıydı. Kızlar ise, son anda bile olsa tüm asanaları bulup “adamı ipten kurtardılar.”
Öne eğilebileceğimiz başka asana kalmadığında, oyunu bırakmanın vakti gelmişti. “Saddle” (eyer) ile omurgayı arkaya eğip bedeni dengeledikten sonra, “twisted roots” (dönmüş kökler) ile bedeni burguyla rahatlatmıştık. “Bananasana” (muz esnemesi) ile bedeni sağa sola esnetmiş ve artık güzel bir dinlenmeyi hak etmiştik. “Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) kızların en sevdiği duruştu. Bu duruşa “hazırlanıyorlar” diyebilirdik. Başın altına bir yastık, gözlerin üzerine bir göz yastığı, üzerlerine birer battaniye… Benden yağ ile masaj yapmamı istediler. Ne yazık ki stüdyoda yağ kalmamıştı. Diğer stüdyonun olduğu kata inip o sınıftaki dersi rahatsız etmek de istememiştim. Bir sonraki hafta, yağ ile masaj yapacağıma söz verdim. O gün yağ kullanmadan masaj yaptım.
“Savasana”dan bağdaşa doğru adım adım kalktık. Dersi birkaç cümleyle toparlamalıydım. Ne hissediyordum? Nasıl bir ders olmuştu? Nasıl bir deneyimdi bu?
“Kızlar, yin yogayı sevdiğinizi biliyorum. Bir asanada uzun süre bekleyip, bedeni ve zihni dinlemeniz, gevşetmeniz ve esnetmeniz beni çok mutlu ediyor. Normal şartlarda, sizin yaşınızdaki ergenlerin bir süreliğine bedenlerini ve zihinlerini bu şekilde durdurması ve hareketsiz kalması beklenmez ancak siz bunu çok güzel başarıyorsunuz. İki haftadır ders yapamıyorduk. Dersten önce, ben de yavaş tempolu bir ders yapmaya karar vermiştim. Ama aklımda adam asmaca oynamak yoktu. İşin açıkçası dersi biraz kaynattığınızı düşünüyorum. Adam asmaca oynayabilmek için tahtaya konsantre olduğunuzu ve duruşların içinde olması gerektiği gibi beklemediğinizi düşünüyorum ama ‘bu gün de böyle’ diyerek bunu kendime dert etmiyorum.”
“Sizinle ders yapmaya başladığımız günden beri, eski öğretmeninizi arattığımın farkındayım. Onunla daha çok eğleniyor ve dersten daha çok zevk alıyordunuz. Oysa ben, sizleri birer yetişkin olarak görüp, büyüklerle yaptığım tarz dersler yapmaya çalışıyorum. Sanırım çoğu zaman da sizi bunaltıyorum. Ama çalışmalarımız ile ne kadar ilerlediğinizi görüyorsunuz diye düşünüyorum. Bugünkü çalışmamız bana bir ders oldu. Benim de zaman zaman biraz gevşemeye ve ‘bırakmaya’ ihtiyacım var. Ara sıra ciddi bir öğretmen değil de bir arkadaş olup sizlerle oyun oynayabilirim. Her zaman ciddi olmamıza gerek yok. Derslerimizi zaman zaman oyun haline getirip daha eğlenceli kılabiliriz. Bana bunu hissettirdiğiniz için size çok teşekkür ederim.”

gerçekten görüyor musun?

Standard

Bir asanada en az iki üç dakika beklemek… Bedenin, zihnin ve ruhun gevşemesine izin vermek… Evet, yin yoga’dan bahsediyorum. En sevdiğim yoga tarzlarından biri. Beni rahatlatan, gevşeten, içe döndüren ve çevreme daha duyarlı olmamı sağlayan bir yoga şekli. Peki bunun nesi ilginç diye sorabilirsiniz? İlginç olan, bu yoga tarzını 11-12 yaşındaki gençlerle deneyimlemem. Yin yogayı 11-12 yaşındaki öğrencilerle çalışabileceğim aklıma gelmezdi taa ki geçen haftaya kadar…

20140201_113356

Geçen hafta sonu yoga stüdyosunda 11-12 yaşındaki iki genç kızla dersim vardı. Okullar bir gün önce tatil olmuştu. Derse girdiğimde, öğrencilerin çok yorgun olduklarını gördüm. Hani koşuşturma içinde bir şey hissetmezsiniz ama bir an durup dinlenirseniz ne kadar yorgun olduğunuzu anlarsınız ya. İşte bizim genç kızlar da aynı durumdaydı.
“Kendimizi çok yorgun hissediyoruz öğretmenim. Bugün yoga yapmasak olmaz mı?” Tabii ki olmaz. Yoga yapacağız. Bir bakalım bu işi nasıl çözeriz diye düşünürken, aklıma öğrencilere “yin yoga” yapma fikri geldi.
Yazımın başında da bahsettiğim gibi, yin yoga, bir asanada en az iki üç dakika kasları pasif bırakarak beklemeyi ve bu şekilde kasların ötesine geçerek derin bağ dokularını da esnetmeyi hedefleyen bir yoga tarzı. Zihni ve bedeni dinlendirdiği ve içe dönüşü kolaylaştırdığı için büyüklerin çok sevdiği bir yoga şekli. Peki ya gençler? Acaba onlar bir asanada birkaç dakika kıpırdamadan durabilirler miydi? Karar verilmişti. Yin yoga yaptıracaktım ve ne olacağını hep beraber görecektik.
Derse yerde sırtların altına bolster koyup “kelebek”te (supta baddha konasana) uzanarak başladık. Öğrencilere, kendilerini toprağın enerjisine bırakıp bedenlerini yere iyice ağırlaştırarak gevşetmelerini söyledim. Yaklaşık beş dakika bu duruşta bekledik. Bedeni, zihni ve ruhu biraz gevşettikten sonra, bolster’ları çektik kenara ama sırt üstü yatmaya devam ettik.
Yerde uzanırken bir bacağı düz bir şekilde yukarı uzattık (supta padangusthasana). Sonra iç bacak kaslarını esnetmek için bacağı yana doğru açtık. Bacağı tekrar ortaya aldıktan sonra ters tarafa düşürüp bir burgu yaptık  (jathara parivartanasana’nın tek bacaklı varyasyonu). Tekrar bacakları ortaya alıp, dizi büktük ve “yarım mutlu bebek” (ardha ananda balasana) duruşuna geçtik. En son “eye of the needle” (iğne deliği) duruşunu yaptık. Ardından aynı seriyi diğer bacakta tekrarladık.
Daha önceki derslerimde öğrencileri hiç bu kadar sakin ve mutlu görmemiştim. Acaba bugüne kadar hep “vinyasa” ve “hatha” tarzı ders yaparak yanlış mı yapmıştım? Her ne kadar genç de olsalar, belki onların da biz büyükler gibi bedenen, ruhen ve zihnen gevşemeye, esnemeye ve dinlenmeye ihtiyaçları vardı? Neden bunu daha önce akıl edememiştim?
Zihnimde tilkiler dolaşırken, sırt üstü uzanarak yapacağımız asanaları bitirmiştik. Yavaş yavaş omurganın üzerinde öne arkaya sallanarak omurgayı uyandırmaya başladık ve oturma pozisyonuna geldik. Omurgadan devam etmeye karar vermiştim. “Kelebek” (baddha konasana/butterfly) ve “tırtıl” (caterpillar/paschimottanasana) ile devam ettik. Dış kalça kaslarını da esnetmek için “uyuyan kuğu/güvercin” (sleeping swan/eka pada raja kapotasana) yaptık. Bu duruşta beklerken, asanaların neden değişik isimleri olduğundan bahsettim. Yoga tarzlarına göre, bazı duruşların farklı adlandırıldığını ve bu duruşun da onlardan biri olduğunu söyledim. “Eka pada raja kapotasana”… Hep birlikte bu ismi söylemeye çalıştık. Tekerleme gibiydi. “Bir kartal, bir kartala, gel beraber bir kartal yuvası kuralım demiş” misali…
Dersin sonuna geliyorduk. Bir iki asanayı da eşli yaptırmak istedim. “Helikopter böceği” (dragonfly/upavista konasana) bunlardan ilkiydi. Karşılıklı olarak birbirini esnetmek ve bu duruşta kolları yana açarak burgu yapmak…
Eşli duruşlardan ikincisi “jathara parivartanasana”nın dersin başında yaptığımız varyasyonuydu. Eşlerden biri yerde burgu yaparken diğeri kalçasını onun kalçasına dayıyor, bir eliyle eşinin bükülü bacağını bir eliyle de omzunu yere yaklaştırmaya çalışıyordu. Son eşli duruş ise “balasana”ydı (çocuk duruşu). Eşlerden biri çocuk duruşuna geçip kollarını öne doğru uzatıyordu, diğeri de sakrumun üzerine kalçasını yerleştirip eşinin üzerine uzanıyordu. Alttaki kişi, bedenini esnetirken yukarıdaki göğüs kafesini açıyordu.
Böylece ders sona erdi. Genç kızlar her zamanki gibi “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) hazırlandı. Başlarının altına minder, üzerlerine battaniye ve gözlerine göz yastığı. Portakal yağıyla masaj da cabası.
“Savasana”dan sonra bir oturma pozisyonuna geldiler. Dersi bitirecektik. “Okulun yarı dönemini geride bıraktık. Kaç aydır ders çalıştık, ödev yaptık. Yorulduk. Büyükler gibi dinlenmek, gevşemek, esnemek ve rahatlamak bizim de hakkımız. Genciz diye her zaman koşuşturmak zorunda değiliz. Arada bir durmak, bedeni, ruhu ve zihni dinlemek ve dinlendirmek bizim de hakkımız” diyerek dersi bitirdik.
Benim için ilginç bir deneyim olmuştu. İnsanlar bazen önlerindekileri göremezler. Kör olduklarından değil, bakmasını bilmedikleri için. Ben de öyle olmuştum. Karşımdaki bedenler genç olduğu için, onları tazecik ve gencecik gördüğüm için yorgun olabileceklerini ve onların da zaman zaman “es verip” dinlenmeye ihtiyaçları olduğunu göremeyecek kadar kör olmuştum. Benim için çok anlamlı bir ders olmuştu. Bundan böyle gözlerimi dört açacak ve görmek için bakacaktım.