Tag Archives: su elementi

değişim…

Standard

Read the rest of this entry

Reklamlar

neden yorgunuz, neden değiliz?

Standard

Yoga asanalarını yaparken ya da herhangi bir spor aktivitesi içindeyken kendinizi yorgun hissettiniz mi hiç? Ya da bir gün bir bakmışsınız bir buçuk saatlik bir yoga dersi bitmiş ve siz belki bir buçuk saatlik bir ders daha çıkarabilecek durumdasınız? Neden böyle hissediyoruz acaba? Neden bazı günler kendimizi çok yorgun ya da bazen çok enerjik? En basit sebebi öncelikle günlük aktivitelerimiz, azlığı ya da çokluğu. Sonraki sebep de zihin tabii ki… Bir kere sen yorgunsun dedi mi ne yaparsak yapalım o yorgunluğu üzerimizden atamıyoruz. Peki hepsi bu mu?

Moon(1)

Aslında enerjimizi etkileyen çok önemli bir etken daha var. Birçoğumuz bu etkeni unutuyoruz. Ne bu etken diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Ay ve ayın halleri. Şimdi durup dururken neden aydan bahsediyoruz demeyin. Bugün yeni ay var. Bakın gökyüzüne, göreceksiniz.
Aslında güneş, ay, güneş ve ay tutulması ile ilgili inanışları Orta Asya inanışlarında da görmek çok mümkün. “Gök”, Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar uzanan Türkler için kutsal. Bu sebepten dolayı, gökyüzü, güneş, ay ve bazı tabiat olayları ile ilgili inanışlar ve ritüeller oluşmuştur. Türk mitolojisinde güneş, ay ve diğir gökyüzü cisimleri ile ilgili yaradılış, ay ve güneş tutulmasını izah eden çeşitli anlatılar mevcuttur.
Eski Türk inanışlarında, ay ve güneş ile ilgili inanışlar birbirinden ayrılmaz. Ay ve güneşin iki kardeş olduğuna inanılır. Güneş, ay ve yıldızlara saygı Türklerin günlük hayatını etkilemiştir. Mesela Hunlar, herhangi bir işe başlarken güneşin ve ayın durumuna bakmışlar ve önemli kararları yıldızların durumlarını da yorumlayarak vermişlerdir. Ayrıca, Türkler, Tanrı’nın koruyuculuk vasfını güneşe verdiği gibi, kağanlarına da verdiğine inanmışlar ve kağanlarını güneşle özdeşleştirmişlerdir.
Eski Türkler güneşe ve aya saygılarını destanlarında ay ve güneş isimleri kullanarak da göstermişlerdir. Örneğin, Oğuz Kağan Destanı’nda, Oğuz Kağan’ın annesinin ismi Ay Kağan, çocuklarının bazılarının isimleri ise Ay ve Yıldız’dır.
Ayla ilgili inanışlar güneşle ilgili inanışlardan daha fazladır. Muhtemelen, ay dünyaya daha yakın olduğu ve sürekli şekil değiştirdiği için. Ayın doğup batması eski Türkler’de ölüp dirilme olarak algılanmıştır. Bu nedenle, dolunay Türk halk inançlarında “yaşlanma” ya da “ölüm”, yeni ay ise “yenilenme”, “gençleşme” ve “dirilme” olarak algılanmıştır.
Yine, inanışlara göre, ay nasıra da şifadır. İlk ayı gören kişi “ayı gördüm yay gibi, nasırım erisin yağ gibi” dediği zaman, nasırının eriyeceğine inanır. Benzer şekilde, elinde siğil olan kişi, yeni aya bakarak “ayı gördüm hoş gördüm, siğilimin yerini boş gördüm” diyerek siğilin geçeceğine inanır.
Astrolojik açıdan, yeni ay zamanları, evrenin ekilme ve hazırlık yapma zamanlarıdır. Yeni ay zamanları, yeni başlangıçlarla ilgiliyken, dolunaylar devam eden olayları sonuçlandırır. Yani yeni bir işe başlamak istiyorsak, yeni ay zamanlarını tercih etmeli; bir takım şeylerden vazgeçmek veya kurtulmak istiyorsak dolunay zamanlarını seçmeliyiz. Yeni aylar eril bir enerjiyken, dolunaylar dişil enerjidir.
Kendi inanışlarımızdan belli başlı birkaç örnek verdikten ve biraz da astrolojiye değindikten sonra, ayın halleri ve yogayla ilgili bazı noktalara değinmek istiyorum. Ayın halleriyle yoganın ne alakası var? Sanırım zihninizden böyle bir soru geçiyor. Elbette ki var. Çünkü bedenimizin yüzde 70’i sudan oluşuyor. Şöyle bir fen derslerini hatırlamaya çalışın. Ay, su, gelgit… Birşey ifade etti mi? Neyse yine de ben elimden geldiğince açıklayayım.
Bedenimizin çoğu sudan oluşur. Bu nedenle, bedenimiz yeni ay ve dolunay zamanlarında, tıpkı denizler gibi, gelgitler yaşamaya çok açık. Yeni ay zamanlarında kendimizi çok güçsüz hissederken, dolunay zamanlarında güçlü hissediyoruz çünkü dolunayda bedenimizdeki “prana” (yaşam enerjisi) ayın çekim gücüyle yukarı doğru çıkıyor ve bu dönemlerde bedenimizi gereğinden fazla zorlayabiliyoruz. Dolunay enerjisi, nefes aldığımız zamana denk gelir ve bu anlarda “prana” çok güçlüdür. Bu anlar, genişlediğimiz, yukarı doğru yükseldiğimiz, kendimizi enerjik ancak sağlam bir temele basıyormuş gibi hissetmediğimiz anlardır. Bu da sakatlanmamıza sebep olabilir.
Oysa, yeni ay zamanlarında ayın çekim gücü o kadar az ki kendimizi yorgun ve güçsüz hissederiz. Yeni ay enerjisi, nefes verdiğimiz ana denk gelir ve o an bedenimizdeki “apana”nın (bedenimizde aşağı doğru akan enerji) arttığı andır. Bu an, daraldığımız ve aşağı doğru indiğimiz, kendimizi sakin hissettiğimiz ve yere sağlamca bastığımız andır.
Bu nedenle, özellikle Ashtanga yogayı, yeni ay ve dolunay zamanlarında yapmayıp bu iki ay dönemi arasında kalan zamanlarda yapıyoruz çünkü tam da o günlerde pranayı dengede tutabiliyoruz. Sadece ve sadece bedenimizi ve kendimizi korumak ve doğal döngüyle uyum içinde yaşamak amacıyla böyle bir uygulama getirmiş Ashtanga Yoga.
Ayrıca, Hatha yoga’nın iki kelimeden, yani “ha” (güneş) ve “tha” (ay) kelimelerinden, oluştuğunu da anımsamakta fayda var. Hatha yoga, hayatımızdaki değişimlere karşı bedenimizdeki enerjiyi dengelemek için yaptığımız yoga tarzıdır. Yani, bedenimizdeki güneş ve ay enerjisini, bir başka değişle, eril ve dişil enerjiyi, dengelememize ve uyumlu hale getirmemize yarayan bir yoga türüdür hatha yoga.
Aslında yazının başından beri, doğa olaylarının, özellikle güneş ve ayın, bedenimiz ve toplumlarımızdaki etkisinden bahsetmeye çalıştım. Madem ki ay ve güneş doğanın bir parçası, onunla uyumlu yaşamak da bizim boynumuzun borcu. Doğal denge ve döngülere karşı çıkmak niye? Doğa ile uyumlu bir şekilde akmak ve bir bütün olmak, yoga olmak varken…