Tag Archives: stretching

tatildeydim!

Standard

Yaklaşık bir aydır tatildeydim. Güzel bir tatil beldesinde güneş, kum ve denizin tadını çıkardım. Tüm bunları yaparken de biraz yoga ve meditasyondan uzaklaştım sanırım. Aslında sebebi çok basit. Yoga ve meditasyon, mesleğim haline gelmişti. Yoga eğitmeni olmuştum ve yoga ve meditasyon derslerinden para kazanmaya başlamıştım. Hayatta neden para kazanmaya başlarsanız, tatile gittiğinizde o alandan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyorsunuz. Bir sene öncesine kadar haber sektörü içindeydim ve tatile gittiğimde ne bir gazete okumak ne de televizyonda ya da radyoda haber dinlemek istiyordum. Demek ki neymiş? Hayatını hangi alanda kazanıyorsan, tatile gittiğinde o alandan uzak durmaya çalışıyorsun. Tamam, haber sektöründen uzak durabilirsin. Peki ya yoga ve meditasyondan?

2009-2010 tum fotolar 308

Tatile gittiğiniz zaman ve eğer uzun bir tatil geçirecekseniz, ilk hafta tatile alışmakla geçiyor. Günlük hayatınızdaki alıştığınız işleri yapmayı sürdürüyorsunuz ama bir yandan da tatilin getirdiklerini hayatınıza sokmaya çalışıyorsunuz. Mesela mı? Ben, her gün sabah erken kalkıp spor tesisine gidip en az iki saatimi orada geçiren bir insanım. Sonrasında yoga yapıyorum en az bir saat. Tatilde ne mi yapıyorum? Tatilde de erken kalkıp sabah sporumu ihmal etmiyorum. En az bir, bir buçuk saat. Ardından kahvaltı öncesi yoga yapıyorum yaklaşık bir saat. Bu da demek oluyor ki, tatile gitsek de günlük hayatımızdaki alışkanlıklarımızı kolay kolay bırakamıyoruz. Ancak diyorum ya, tatildeyiz ve tatilin de bize kattığı alışkanlıklar oluyor. Mükellef bir kahvaltı etmek, denize girmek, güneşlenmek, mis gibi deniz havasını içine çekmek, akşamüzeri patates kızartmasıyla bir bira içmek… Bunlar da tatilin getirileri. Uzun bir tatil yapıyorsanız, günlük alışkanlıklarına yeni alışkanlıklar ekliyorsunuz.

Dediğim gibi, ilk hafta günlük alışkanlıklarınıza tatilin getirdiklerini katıp onları harmanlamakla geçiyor. İkinci hafta, rahata biraz daha alışıyorsunuz. Tatil sizi esir almaya başlıyor. Daha rahat ve geniş olmaya başlıyorsunuz. Belki sadece bir gün, sabah erken kalkmak istemiyor canınız ve sabah sporunu ihmal ediyorsunuz. Bazen canınız yoga bile yapmak istemiyor, hele ki yoga ve meditasyon işiniz haline gelmişse. Belki bir akşam arkadaşlarla buluşmak istiyorsunuz ve o akşam içki biraz kaçıyor. Belki bir akşam sadece salata yiyorsunuz ama ertesi gün balıkçıda ipin ucu kaçıyor. Öğle yemeğini bazen hafif bazen de mükellef yiyorsunuz. Yani ikinci hafta, tatil günlük hayatınızdaki alışkanlıklarınızı biraz daha fazla etkilemeye ve değiştirmeye başlıyor.

Tatiliniz üçüncü haftaya girdiyse, işte o zaman işiniz iş. Sabah sporu ve yoga biraz daha fazla askıya alınabiliyor. Kendi açımdan, üçüncü hafta evde yoga yapmayı bıraktım. Hava çok sıcaktı ve ben sabah saatlerinde deniz kenarında olmak istiyordum. Bir de bu sene kafayı sörfe takmıştım. Dingin havaları kaçırmak istemiyordum; tekniğimi daha da geliştirmek için. Bu nedenle, sabah yogaları biraz ertelenmeye başladı. Yooo hayır, sabah sporu devam ediyordu. Yine erken kalkıyordum ama kahvaltı sonrası hemen deniz kenarına geliyordum. Sörften sonra şezlongun üzerinde yoga yapmaya başladım. Aslında bu da ilginç bir deneyimdi. Bir stüdyoda değildim. Açık bir alandaydım. Deniz kenarındaydım. Müzik yoktu. Sadece sahile vuran dalga sesleri. Gözlerimi kapatıp şezlongun üzerinde yin yoga yaptım. Her gün… Her sörf deneyimimden sonra… Sertleşen kaslarımı rahatlattım. Ruhumu dinginleştirdim. Zihnimi boşalttım. Çok keyifliydi. Bir kere daha anlamıştım, yoga her yerde yapılabilirdi. Zamanı ve mekânı yoktu.

Tatilde zaman su gibi akıp geçmeye devam ediyordu. Son haftaya girdiğimde, “off ya işte tatil bitiyor, yaz bitiyor, sonbahar başlıyor ve ben birkaç güne yaşadığım şehre dönüyorum” diye düşünmeye başladım. Bu düşünce bitirdi beni. Sabah sporu ve yogası iyice aksamaya başladı. Erken kalkamaz oldum. Sabahları erken kalkmaya alışmış bir insan olsam da, biyolojik olarak erkenden uyansam da, yataktan kalkamaz oldum. Canım yatakta yayılmak istiyordu. Hava da bozmaya başlamıştı ve deli gibi rüzgâr esiyordu. Çılgın bir fırtına başlamıştı. Sörften de olmuştum çünkü bu hava profesyoneller içindi ve beni aşıyordu. Sabah sporu yok, yoga yok, sörf de yok. Son bir hafta sadece yayıldım. Önceleri bu beni rahatsız etti ama sonra aslında buna da ihtiyacım olduğunu düşündüm. Ben, tüm sene boyunca düzenli kardiovasküler çalışma yapan, grup derslerine katılan ve yoga ve meditasyon dersleri veren biriydim. Benim de tatile ve dinlenmeye ihtiyacım vardı ama tatilim ilk gününden beri aynı yaşantıyı devam ettirmiştim. Kardiovasküler çalışma benim günlük hayatımın bir parçasıydı. Yoga ve meditasyon da öyle. Üstüne üstlük onlardan para kazanıyordum. İşim haline gelmişti yoga ve meditasyon. O halde bir hafta bile olsa nefes almaya hakkım yok muydu? Bir an düşündüm ve “evet Burcu, günlük yaşantını bir haftalığına bir kenara bırakıp tatil yapabilirsin. Bir hafta boyunca spor yapmazsan, yoga ve meditasyondan uzak durursan hiçbir şey kaybetmezsin. Aksine bedenini, ruhunu ve zihnini dinlendirir ve yenilersin” dedim.

Son bir haftamı sakin, huzurlu, rahat ve mutlu geçirdim. Spordan ve yogadan uzak durdum. Kendimi dinledim. Bedenimi, ruhumu ve zihnimi dinlendirdim. Peki, ne mi oldu? Zihinsel ve ruhsal açıdan hiçbir şey olmadı. Kendimi yine de iyi hissediyordum. Ama bedensel olarak! Bedenin ne kadar nankör olduğunu anladım. Yaşadığım şehre döndüm. Ertesi gün spor tesisine gittim. 50 dakikalık kardiovasküler bir programım vardı yapmam gereken. Tatile gitmeden önce bana mısın demiyordu. İlk gün zorlandım yürüyüş bandında. Ardından stretching dersine girdim. Dikkatinizi çekerim yoga dersi değil, dynamic stretching dersi. Tatile gitmeden önce, “laylaylom” yaptığım hareketler ders boyunca beni zorladı. Özellikle sırtım, belim, trapez kaslarım, omuzlarım ve kollarım çok acıdı. 50 dakikalık ders geçmek bilmedi.

Ne mi anladım? Yoga ve meditasyon, bir hayat biçimidir. Onlarsız bir yaşamın olmayacağını anladım. Her ne kadar yoga ve meditasyondan para kazansan da, tatile gittiğinde onları bir kenara koyamayacağını fark ettim. Yoga ve meditasyon, bundan böyle hayatımın bir parçası ve benim vazgeçilmezlerim… İşte bu da bir aylık tatilden bana kalan…

Reklamlar

yin yogasaj!

Standard

En son gittiğim yoga eğitiminde çok hoşuma giden bir ders yaptık. Hatta bu dersi iki kere tekrarladık aklımıza iyice kazınsın diye… Ne miydi bu ders? Eşli yoga diye nitelendirebileceğimiz öğretmenimizin tabiriyle “yin yogasaj”… Türkçesi mi? Yin yoga masajı…

2009-2010 tum fotolar 001
İstanbul’daki yinyogasaj dersine biraz geç kalmıştım. Malum, İstanbul trafiği. Hafta sonu nasılsa yetişirim diye düşünüp yaklaşık yarım saat geç kalmıştım. Yin yogasaj dersi başlamış ve ben iki duruşu kaçırmışım. Ne yapalım, neresinden yakalarsam kardır. Hemen takip etmeye başladım asanaları. Aslında hepsi bir yin yoga dersinde yaptığımız asanalardı. Tek farkı, bir kişi yerde uzanıyor ve kaslarını bile kullanmıyordu. Diğeri yaptırıyordu tüm asanaları. Yerdeki kişi tamamen pasifti. Bana öğretmenin asistanı düştü. Derse geç kaldım ya herkes eşleşmişti. İyi ki asistan düşmüş şansıma. Çok da keyifliydi çünkü her şeyi çok iyi biliyordu. Erkekti ve güçlüydü. Bedenimin bazı bölgeleri çok esnek ve o nedenle bana güçlü birinin düşmesi iyiydi. Daha güçsüz biri bedenimi iyice esnetmeme yardımcı olamazdı.
İlk asanayı yaparken ben yine kaslarımı kullandım. Asistan sürekli bana, “Burcu, kendini kasmayacaksın, kaslarını kullanmayacaksın, bırak kendini, her şeyi ben yaptıracağım” dese de benim buna alışmam biraz zaman aldı. Birkaç asana boyunca yine kaslarımı kullandım. Ne yapalım, huylu huyundan kolay kolay vazgeçmiyordu. Birkaç asana sonra kendimi bırakmaya başladım. Aman yarabbi, nasıl bir şeydi bu yinyogasaj böyle? Kendimi hiç bu kadar esnemiş, rahatlamış ve gevşemiş hissetmemiştim. Ne zamandır yin yoga yapıyordum kendi pratiğimde ama bu başka bir şeydi. Kesinlikle kaslarını kullanmamak ve senin yerine başkasının seni pozlara sokması… Tamamen gevşemek… Tadına doyum olmuyordu.

2009-2010 tum fotolar 002
Kalçanın dış rotasyonundan ön bacağın esnetilmesine, burgudan arka bacağın ve hatta omurganın esnetilmesine bir sürü asanayı yaparken sen tamamen pasif bir şekilde yatıyordun ve eşin senin yerine senin bedenini bu duruşlara sokuyordu. İnanılmaz bir histi bu. Müthiş bir dinlenme, rahatlama ve esneme…
Bu tarz bir dersi daha sonra yin yoga kampına gittiğimizde yaptık. O zaman da çok keyifliydi. Yine sınıfımızdaki bir erkek öğrenciyle eşleşmiştik. Diyorum ya bir kadınla eşleştiğim zaman beni yeterince esnetemiyordu. Yanımda oturan kişi şansıma erkekti. Bu arkadaş kamptan birkaç hafta önce ayurvedik masaj kursuna gitmişti. Hadi uzan dedi. Yine aynı asanaları yaptık. Asanaların arasında arkadaşım bana öğrendiği masaj tekniklerini uyguladı. Yoktu böyle bir şey. İyice gevşemiştim. Bedenimin enerji noktalarını biliyordu ve ona göre masaj yapıyordu. Yin yoga asanalarının arasında omurgama, bacaklarıma ve boynuma noktasal masajlar yapıyordu. Tamamen gevşemiştim. Kafamda da karar vermiştim aslında. Bir daha ayurvedik masaj eğitimi olursa ben de katılacaktım.
Şimdi soracaksınız bana “madem bu kadar keyifliydi de bu kadar zaman geçtiği halde neden daha önce bahsetmedin” diye. Ne diyebilirim ki! Haklısınız. Bugün spor tesisinde “dynamic stretching” adlı bir derse girdim. Her hafta müdavimi olduğum bir ders. O derste öğretmenimiz eşli esneme yaptırdı. Birden aklıma geldi. Hatta onun yaptırdığı birçok esneme hareketini ben de kullanabilirim derslerimde diye düşündüm. Ders sonunda öğretmenle konuştuk. Ben ona yinyogasaj derslerinde yaptıklarımızı gösterecektim ve karşılıklı bir alışveriş olacaktı bu.
Aslında bu kadar basit. Aradığınız şey bazen gözünüzün önünde olabilir ama siz bunun farkında bile olmayabilirsiniz. Belki daha önceleri de öğretmenimiz “dynamic stretching” derslerinde eşli çalıştırıyordu ama ben farkında değildim ya da rasgelmemiştim böyle bir derse. Öyle ya da böyle. Önemli olan “zihinsel farkındalığımızı” arttırmak, gözlerimizi açmak ve yeni seçeneklere açık olmak…

halletmek benim işim!

Standard

Üye olduğum spor tesisi tadilata girdi. Tesiste tadilat yapılacağı ve belli bir süre kapalı kalacağını duyduğum anda önce hemen şimşekler çaktı zihnimde. Hemen itiraz etmeye başladım. Kış ortasında bu ne tadilatıydı, neden şimdi yapılıyordu? Bu soğuk havalarda biz ne yapacaktık? Nerede yürüyecektik? Yaz tatilinden sonra kardio programına ve derslere yeni yeni alışmıştı vücudumuz. Tam da alışmışken neyin nesiydi bu ara? Peki o aradan sonra tekrar tesise döndüğümüzde vücudumuz gerilemiş olmayacak mıydı? Tüm bu sorular sıra sıra zihnime geldi. Bir yandan da sürekli bir itiraz ve isyan. Ama yapacak hiçbir şey yoktu. Tesis kapanacaktı iki üç hafta kadar.

2009-2010 tum fotolar 131
İlk şoku atlattıktan sonra daha sakin düşünmeye başladım. Ne de olsa ben bir yoga eğitmeniydim. Bir çıkar yol, bir çözüm bulmak benim işimdi. Ayrıca, bir yoga eğitmeni olarak esnemeli, eğilmeli, bükülmeli ve yeni şartlara ve durumlara uyum sağlamalıydım. Derin bir nefes aldım. Nefesle birlikte daha sakin düşünmeye başladım tabi ki.
Tesisin kapalı olduğu süre boyunca ne yapabilirdim? Nasıl bir yöntem izleyebilirdim? Spor klubünde ben neler yapıyordum öncelikle onları gözden geçirmem ve ona göre de iki üç haftalık bu sürede neleri telafi edip neleri telafi edemeyeceğimi düşünmem gerekiyordu. Öncelikle hergün yürüyor ve ardından da cross-trainer adı verilen bir kardio aletini kullanıyordum. Günlük kardiovasküler çalışmam yaklaşık olarak 50 dakikaydı. Bu sorun olmazdı. Yaz aylarında tatile gittiğim zamanlarda dışarda yürüyordum ve bundan keyif de alıyordum. Mp3 çalarımı taktım mı kulağıma, haraketli müziklerle ritmi tutturdum mu yakındaki yürüyüş parkurunu kullanıp açık havanın tadını çıkarabilirdim. Tek sorun, kış aylarında olmamızdı. Yağmur, kar, soğuk. Buna da bir çözüm buldum tabi ki. Kayak yaparken kullandığım termal ve polar içlik ve termal mont ne güne duruyordu? Bunları giydim mi soğuk bana işlemezdi. İşte çözüm kolaydı. Montum da yağmur ya da karı içeri geçirmezdi. Ayrıca haftanın iki günü yoga dersi vermeye gittiğim yerde kardiovasküler aletler, dumble’lar ve ağırlık antremanı yapabileceğim malzemeler vardı. Böyle bir imkanım da vardı üstüne üstlük. Böylece haftanın iki günü ağırlık antremanlarımdan da olmazdım.
Yani, kardiovasküler çalışmayı dışarda yürüyerek yapabilir, ağırlık antremanlarımı da haftanın iki günü ders vermeye gittiğim yerde yapabilirdim.
Peki ben başka neler yapıyordum spor klubünde? Karın çalışıyordum, birkaç tane kardiovasküler derse giriyordum ve vücudumun her noktasını çalıştırıyordum ve ayrıca “stretching” ve “back therapy” gibi esneme derslerine giriyordum. Kendi kendime de yin ve vinyasa yoga çalışıyordum. Karın hareketlerini evde de yapabilirdim. Katıldığım derslerden aklımda kalan karın egzersizlerini yapabilirdim. Ayrıca yogada kullandığımız bazı karın güçlendirici asanaları da yapabilirdim. Günde yaklaşık 10-15 dakika karın çalışsam beni tesisin kapalı olduğu süre içinde idare ederdi. Çok fazla güçten kaybetmezdim. İşte karın egzersizi işini de çözmüştüm.
Yoga zaten sorun olmazdı. Tesiste olayım ya da olmayım, yogayı kendi kendime yapıyordum. O an vücudumun isteklerine göre… İster hızlı akışlı bir yoga, yani vinyasa, isterse yavaş ve sakin bir yoga, yani yin yoga. O an canım esnemek istiyorsa, yin yoga; ya da canım biraz terlemek ve nefesimle akmak istiyorsa vinyasa yoga. Yani tesisin kapalı olduğu bu iki üç haftalık süre içinde yoga da sorun olmayacaktı benim için. Ayrıca evde yoga pratiğimi yaparken, istediğim müziği koyabilir, kendimi müziğin ritmine ve büyüsüne kaptırabilir ve müzikle ve nefesimle birlikte akabilirdim. Bundan da güzel ne olabilirdi ki!
Demek ki, tek sorun tesiste katıldığım kardiovasküler ve esneme dersleriydi. Esneme derslerinin pek sorun olacağını zannetmiyordum. Nasılsa yoga çalışmalarım evde de devam edecekti ve özellikle yin yoga yaptığım günler, duruşlarda en az beş dakika kalacağım için kaslarımın ötesinde bağ dokularıma kadar esneyecektim. Bu durumda, tek derdim kardiovasküler derslerin eksikliğiydi. “Brazilian butts”, “abs and butts” ve “spinning” derslerinden iki üç hafta uzak kalacaktım. İşte bu bir sorundu. Yoga eğitmeni olduktan sonra, daha sakin bir kişiliğe büründüğüm için, spor tesisindeki bu hızlı kardio derslerinden çok hoşlanıyordum. Bir yandan müzikler bir yandan da derslerin hareketliliği beni mutlu ediyordu. Bu derslerden uzak kalmak benim için bir sorun oluşturacaktı yani. İşte bu noktada, bir yoga eğitmeni olduğumu hatırladım ve bağlanmamam gerektiğini hatırladım. Bağlımlılıklar, beni yoga yolumda engelleyebilecek şeylerdi. O nedenle, daha sakin düşünmeye karar verdim. Birkaç hafta, kardiovasküler derslere girmesem ne olurdu? Sadece beni mutlu eden birkaç dersten ayrı düşmüş olurdum o kadar. Bir yoga eğitmeni olarak bir de başka açıdan baktım olaya. Bu süre içinde kaslarım dinlenecekti ve birkaç hafta sonra tesis açılıp derslere döndüğüm zaman belki de daha rahat ve kolay yapacaktım hareketleri. Bedenimin dinlenmeye de ihtiyacı vardı. Patanjali’nin sekiz dallı yoga felsefesine göre, aşırılıktan uzak durmak gerekiyordu. Ben ne zamandır “brahmacharya” (aşırıya kaçmamak) ilkesini göz ardı etmiştim acaba? Belki de spor tesisinde verilen bu ara, bana bu ilkeyi hatırlatmak içindi. Unutmamak gerekiyordu; herşey birşey için oluyordu.
Spor tesisi kapanalı yaklaşık bir hafta oldu. Peki hayatımda ne değişti? Yine her sabah erkenden kalkıp yürüyüşümü yapıyorum. Yürüyüşten sonra karın hareketlerimi yapıyorum. Sonrasında yogayla esneyip gevşiyorum. Özel dersler vermeye devam ediyorum. Yani hayatımda çok da fazla birşey değişmedi aslında. Geçenlerde ben yürüyüşe çıktığımda yağmur başladı. Önce biraz takıldı kafam yağmura. Zihnim sürekli “eve dön” derken bilincim “hayır, yürümeye devam. Hatırlasana Burcu, sen yağmurda yürümeyi ve romantik yapmayı çok severdin. Yağmurda yürümenin keyfini çıkar” diyordu. Birden aklıma “Singing in the rain” filmi ve şarkısı geldi. Bir ritim tutturdum kendime ve şarkıyı da mırıldanmaya başladım. Sonra bir de baktım ki, günlük turumun yarısı geçmiş bile. Zihnim, iyi ki seni dinlememişim. Yolun devamında açtım mp3 çalarımı, dinledim şarkıları keyifle. Eve döndüğümde bir saatten fazla yürümüştüm. Üşümüştüm tabi ki. Sıcak bir banyo, ardından keyifli bir bitki çayı. Battaniyenin altında yayılarak kendimi ödüllendirme…
Peki tüm bu yaşananlardan ne çıkarabilirim? Hayatta başımıza basit ya da zor bir sürü şey gelebilir. Önemli olan, karşılaştığımız her olay ya da durum karşısında sakinliğimizi korumak, derin bir nefes almak ve ondan sonra fikir yürütmek ve karar vermek. Yaşadıklarımız karşısında, olaylar karşısında, eğilip bükülebilmek, esnek olabilmek ve farklı bir açıdan bakabilmek. Farklı bir açıdan bakmak, yaşadığımız olayın avantaj ve dezavantajlarını görmek, başımıza neden geldiğini ve bizi nasıl değiştirip geliştirebileceğini farketmek…
Hani dedim ya herşey birşey için oluyor diye… Bugün yürüyüş yaparken birden bir ışık yandı zihnimde, sanki bir anda aydınlandım. Tesisin kapanmasının ve benim dışarda yürümeye başlamamın sebebini o an anladım. Öncelikle, bu soğuk kış aylarında dışarda yaşayan tüylü arkadaşlarımızın doyurulmaya ihtiyacı var. Yürüyüş parkurunda egzersize başladığım günden beri sevgili dört bacaklı arkadaşlarımı besliyorum. Bir de neyi mi anladım? Hayatımızda bir şeyler varken onların eksikliğini asla hissetmiyoruz çünkü onlar hep var, hep bizimle birlikte. Peki ya o bir şeyler hayatımızdan gidince, hayatımızdan eksilince? İşte bunu anladım. İçinde yaşarken hayatın nimetlerinin, bize sunulanların, içinde bulunduğumuz huzurun ve rahatın kıymetini bilmiyoruz. Kısaca elimizdekilerin kıymetini bilmiyoruz çünkü onlar sürekli var, sürekli bizimle. İşte ben bunu farkettim bu bir hafta on gün içinde… Ne de olsa herşey birşey için oluyor… Hayatta herşeyin bir sebebi var.