Tag Archives: sirsasana

destek mi köstek mi?

Standard

Yoga dersleri de nedense diğer fiziksel aktivite dersleri gibi değerlendirilmekte… Bunda belki de yoga derslerinin spor tesislerinde daha yaygın hale gelmesi etkili olmuştur. Kim bilir? Sebep her ne olursa olsun, yogayı diğer fiziksel aktivitelerden ayırmak gerek. Niye mi? Çünkü yoga aslında çoğunluğun düşündüğü gibi bir fiziksel aktivite değil bir “olma” halidir. Bir disiplindir. Bir felsefedir.

Yoga da diğer aktiviteler gibidir ve bedenimizle yaptığımız bir şeydir diye de düşünüyor olabilirsiniz. Ama aslında durum biraz farklı. Yoga, beden, zihin ve ruhun bir arada ve uyumlu olması demek. Yoga, bedeni, zihni ve ruhu bir araya getirmek, bir ve bütün hale getirmek demek. Yoga, bedeni, zihni ve ruhu birleştirmek demek. Yani yoga, fiziksel bir aktivite değil bir “olma” hali… Yoganın fiziksel aktivite ile bağlı olan kısmı ise “asana”lar yani “duruşlar”… Yoga derslerinde yapmak istediğimiz şey, “asana”lar aracılığıyla beden ve nefesi bir arada tutarken zihnin de başka bir şey düşünmeden sadece yaptığı işe odaklanması ve her bir anın farkındalık içinde yaşanması…

Bu noktaya nereden geldik diye soracak olursanız; tabii ki bu hafta derslerde yaşadıklarımızdan geldik. Bedenimizin yapmaya daha alışık olduğu “asana”ları yaparken, örneğin öne eğilmeler, çoğumuz bir sıkıntı çekmeyiz. Ne de olsa beden öne eğilmeye, omurga öne doğru kamburlaşmaya alışıktır ve o yüzden bu asana grubunu çalıştığımızda nefesimizle bağlantımızı kaybetmeden ve zihnin odaklanmasına fazla ihtiyaç duymadan yapabiliriz. Halbuki, geriye eğilmeler, denge duruşları ve ters duruşları çalışırken sorun yaşamaya başlarız. Bu asana gruplarını yaparken, nefes yani ruh ile bağlantımızı kuramamışsak ve nefes ile beden uyumlu değilse zorlanırız. Nefesimizi tutabiliriz ve nefesi tuttuğumuzda duruşlar daha da zor hale gelir. Özellikle denge duruşları ve ters duruşları yaparken zihnimiz çok önemlidir. Zihin ne düşünüyor, ne hissediyor? Korkuyor muyum ve korktuğum için zor mu nefes alıp veriyorum? Yoksa nefesimi tuttum mu? Zihnim bu duruşu yapabileceğimi mi yoksa yapamayacağımı mı bana telkin ediyor? Zihnim bedenime güveniyor mu? Zihnim bana destek mi köstek mi?

İşte tüm bu soruları geçen hafta ters duruş denediğimiz bir grup dersinde tekrar tekrar hatırladım. Yaklaşık bir yıldır çalışmakta olduğum bir grup var. Bu grup, benden önce başka bir yoga eğitmeni ile de çalışmış ve haftanın iki günü de pilates dersleri almakta. Yani, bedensel ve fiziksel güçleri yeterli. Her tür “asana”yı yapabilecek fiziksel güçleri var. Ama “sirsasana” (baş duruşu), “pincha mayurasana” (önkol duruşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) denediğimizde çok zorlanıyorlar. Peki sorun ne?

Eğer fiziksel gücümüz varsa ve karın kaslarımız ve omuz kuşağımız bu duruşları yapabilecek güçteyse, öncelikle bu fiziksel gücümüzün farkında olup olmadığımıza bakıyoruz. İçimdeki gücün farkında mıyım? Farkındayım diyelim. Ben bu gücü gerçekten kullanabiliyor muyum? Karın kaslarımı sıktığımı düşünürken, gerçekten sıkıyor muyum? Pelvik taban kaslarımı kullandığımı düşünüyorken, gerçekten kullanabiliyor muyum? Tüm bu kasları devreye sokabiliyor muyum? Yoksa sadece sıktığımı, kastığımı ve devreye soktuğumu mu düşünüyorum. Eğer sadece düşünüyorsam ve duruşu yapamıyorsam, o zaman gücümün farkında değilim ve bu gücü ortaya çıkarmam, kendi fiziksel gücüme güvenmem ve bu gücün artık farkına varmam gerek.

Gücümüzün farkına vardığımızda ve onu gerçek anlamda devreye soktuğumuzda hala duruşlarda zorlanıyorsak, ikinci bir soru sormamız gerek. Neden korkuyorum? Duruşu yapmamı engelleyen şey ne? Düşmekten korkabiliriz. Düşüp başkaları önünde rezil olmaktan korkabiliriz. Düşüp bir tarafımızı incitmekten korkabiliriz. Boynumuzu kırabileceğimizden korkabiliriz. Farklı farklı korkularımız olabilir. Dünyaya başka bir açıdan bakmak ve her zamanki rutin bakış açımızdan vazgeçmek zor gelebilir. Baş üzerine çıkmaktan korkmuyoruzdur ama inmekten korkuyoruzdur. Baş üzerine çıkmak zor geliyordur ama birisinin yardımıyla çıktığımızda orada durmak çok rahat geliyordur. İşte tam bu noktada zihin devreye girmekte. Yoga çalışmaları, özellikle bu noktada diğer fiziksel aktivitelerden ayrılmakta. Zihnim ne düşünüyor? Zihnim bedenim ve nefesimle yani ruhumla birlikte mi hareket ediyor yoksa bu ikisinden ayrı mı hareket ediyor? Zihnim bana destek mi köstek mi? Zihnim duruşu yapacağıma inanıyor mu yoksa inanmıyor mu? Zihnim  başka bir şey düşünmeden sadece yaptığım işe odaklandı mı ve her bir anı farkındalık içinde yaşayabiliyor muyum? Tüm bu soruların cevapları bizleri “sirsana”ya yükseltebilir de “sirsasana”dan tepetaklak indirebilir de…

O günkü derste öğrenciler, duvar kenarına yerleşip “sirsasana”yı denediler. Bir tanesi duruşa yükselemiyordu ama yükseldiğinde duvar kenarında çok rahat hissediyor ve inmeyi düşünmüyordu bile… Bir başkası baş duruşundan nasıl geri ineceğini düşündüğü için bir türlü duruşu yapamıyor, başının üzerine çıktığında ise “boynumu kırabilirim” korkusu ile panikliyor ve düzgün bir şekilde yere inemiyordu. Bir başka öğrenci, kendi kendine yarı yola kadar çıkıyor, orada panikliyor, pelvik tabanı kullanmayı unutuyor, yukarı doğru yükseliyor ve duvar kenarında denemediği için yere düşüyordu. Bir diğeri ise, yine duvar kenarında denemiyor ve matının üzerinde sınıfın ortasında denemeyi tercih ediyor; tam duruşa çıktığı anda başka bir öğrencinin “işte bak, ne güzel yaptın işte” demesi üzerine panikliyor ve paldır küldür yere iniyor. Zihin, “yaptın işte” denildiğini duyunca bedeni engellemek istiyor ve başarılı da oluyor.

O gün derste bir kere daha anlamıştık. “Asana”ları, sadece bedensel güç ile yapamazdık. Nefesimiz bize yardımcı olmazsa, nefesimiz bedenimizle uyumlu olmazsa ve zihin de sadece yaptığımız işe odaklanamazsa, özellikle “zor” olduğunu düşündüğümüz duruşları yapamayabilirdik. Yogayı, diğer fiziksel aktivitelerden ayıran da buydu. Bir “olma” hali… Beden, ruh ve zihnin bir arada ve uyumlu olması ve bu uyumdan ortaya çıkan tablo…

gidiş yolu

Standard

Yoga derslerinde öğrencilerin hep deneyimlemek istediği ama bir o kadar da zorlandığı duruşlardır ters duruşlar. Tepetaklak olmak, kanın beyninize doğru aktığını hissetmek, uçma hissi ve buna inanama arasında bocalar durursunuz. İlk zamanlar böyle bir duruş imkansız gibi gözükür. Yoga derslerine devam ederseniz, duruşu yavaş yavaş denemeye başlarsınız. Adım adım… Her denemede bir adım ileri… Bina inşa eder gibi… Temelden çatıya…

wpid-2013-05-18-14.15.45.jpg

Geçen hafta grup derslerinin birinde yine ters duruş deneyecektik. Ters duruşlar genel olarak güçlü bir omurga, güçlü bir karın, güçlü bir duruş gerektirdiği için görece olarak daha kolay olan “sirsasana”dan (baş duruşu) başlamayı tercih ediyorum. “Pincha mayurasana” (ön kol duruşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) gibi duruşlar biraz daha ileri seviye gibi geliyor bana…

Her zaman olduğu gibi dersin ilk yarısında “sirsasana” için bedeni hazırladık. Omuz kuşağını ve karın kaslarını güçlendiren “asana”ları (duruş) “vinyasa”ların (akış) arasına yerleştirdik. Sıra zirve duruşunu denemeye gelmişti.

O günkü amacım “sirsasana”ya ayakları fırlatarak ya da zıplayarak çıkmak değil, bedeninizin tüm kontrolünü elinizde tutarak duruşa yükselmekti. O yüzden tam duruşu denemeden önce iki farklı duruş denedik. “Sirsasana II”yi (tripod baş duruşu) ve “ardha sirsasana”yı (yarım baş duruşu) ayakları karın hizasında tutup beş nefes bekleyerek karın ve kasık kaslarını güçlendirmek istemiştim. Amaç, tam baş duruşuna iki bacağı aynı anda yavaş yavaş kaldırarak girmekti.

Önce öğrencilerin kendi kendilerine denemelerini istedim. “Sirsasana II”de yarı yolda kalmak nispeten daha kolay gelmişti. Hem kollar hem de baş yerdeydi. Öğrenciler kendilerini biraz daha güvende hissetmişti. Bu duruşa geçen öğrenciler, alışkanlıktan hemen bacaklarını yukarı kaldırmaya çalışmışlardı. Nedendir bilmiyorum; ama sürekli sonuç odaklı yaşamaktayız. O yüzden o sonuca gelene kadarki tüm aşamaları önemsemiyoruz. Derste de aynısı olmuştu. Başımızın tepesinde durmaya odaklandığımız için o andan öncesi bizi hiç ilgilendirmiyordu.

Bunu gördüğüm anda tüm öğrencilerden duruşu bırakmalarını istedim. O günkü dersin amacını bir kere daha hatırlattım. “Amacımız, baş duruşuna çıkmak değil. Bu duruşu defalarca denedik ve hepinizin yapabildiğini ve duruşta en az beş nefes bekleyebildiğinizi biliyorum. Bugünkü dersin amacı bedeninizin kontrolünün sizin ellerinizde olduğunuzu görmeniz… Attığınız her adımdan zevk almanız. Sadece sonuca odaklı çalışmamanız. Matematik derslerini hatırlayın. Gidiş yolundan da puan alırdık. Tıpkı onun gibi, yogada da gidiş yolu önemli. Her bir aşamadan sonra beklemek, o noktayı hazmetmek ve inşa etmeye devam etmek…”

Bunun üzerine öğrenciler bir kere daha her iki duruşu denedi. İkinci duruş beş nefes beklettikten sonra kontrollerini kaybetmeden bacaklarını yukarı doğru uzatmalarını istedim. Bu arada, kimi öğrenciler yarım baş duruşuna bir türlü yerleşemedi. Öğrencilerin bedensel güçlerini bildiğim için bu duruşu yapamayacaklarına inanmıyordum. Karın ve kasık kasları ve omuz kuşakları güçlüydü ve bu “asana”yı kolaylıkla yapabilirlerdi. Bence içlerindeki gücün farkında değillerdi. Onlara sadece benim telkinde bulunmam yeterli olmadı. Öğrencilerden birisi “yaşam koçluğu” ile ilgileniyordu. Ondan rica ettim ve onun telkinleri öğrenciler üzerinde etkili oldu. İçlerindeki gücü fark ettiler ve yarım baş duruşunda kolaylıkla kaldıktan sonra tam baş duruşuna yükseldiler. Gerçek bir “uçma” hissiydi.

Dersten bize kalanlar mı? İçimizde kendimizin bile farkında olmadığı inanılmaz bir güç var. İçimizde saklı ama biz onu kullanmayı bilmiyoruz. Bir de, hayatı sadece sonuç odaklı yaşıyoruz. Peki ya sonuca gelmeden kat ettiğimiz yol? Yolculuk ve adım adım gittiğimiz yol? Her bir adımdan sonra bir an durmak ve o noktayı hazmettikten sonra ilerlemek? Tüm bunlar, sonuçtan daha önemli değil miydi?

yeniden ayağa kalkmak

Standard

Hayatta en çok neden korkarız? Eğer çocuksak hiçbir şeyden korkmayız. Düşmek kalkmak, tekrar düşmek bizim için hiç sorun değildir eğer çocuksak. Eğer yetişkinsek düşmekten korkarız. En azından yetişkinlerin çoğu… Bu düşme korkusu da ters duruşları çalıştığımız yoga derslerinde önümüzde bir engeldir.

2013-05-18 14.18.39

Geçen hafta özel gruplardan biriyle ters duruş çalışmak istemiştim. Birkaç aydır birlikte çalıştığımız halde grup ters duruşlardan hep kaçınıyordum. “Bugün ters bir duruş çalışalım” dediğimde “bugün ters duruş çalışmasak da karın çalışsak” ya da “ters duruş çalışmasak da sırt çalışsak” ya da “ters duruş yerine göğüs kafesini esnetsek” gibi isteklerle karşılaşıyordum. Geçen hafta kararım karardı. Derste ters duruş çalışacaktık. Hem de “salamba sirsasana” (destekli baş duruşu) deneyecektik.

Başlangıç meditasyonu sonrasında bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıttık. Kolları ve omuz kuşağını güçlendirmek için “phalakasana” (sopa duruşu) varyasyonları, “chaturanga dandasana” (şınav), “ardha salamba sirsasana” (yunus duruşu) ve dirseklerin üzerinde sopa duruşu yaptık. “Utkatasana” (sandalye), “viparita karani” (bacaklar 90 derece havada), “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi), “navasana” (sandal duruşu) varyasyonları ile karın kaslarını güçlendirdik.

Sıra zirve duruşuna geldiğinde hem “salamba sirsasana”yı hem de “tripod sirsasana”yı (tripod baş duruşu) gösterdim. Öğrencilere iki seçenek vermek doğru mu diye düşünenler olabilir. Öğrencilerden bazısı başlarının üzerinde durduklarında boyunlarını zedeleyeceklerinden korkuyorlardı. Neden böyle bir fikre kapılmışlardı? Hiç bilmiyorum. Ne yazık ki korkularımızın nedenini bir türlü bilemeyiz. Bilseydik zaten korkularımızın üzerine gider ve onları yenmeye çalışırdık. Bu nedenle tripod baş duruşunu da seçenek olarak göstererek sadece başın üzerinde değil kolların da yardımıyla bu duruşu deneyerek kendilerini biraz daha huzurlu hissetmelerini istedim. Öğrencilerden bir kısmı yanlarında durmamı ve onlara destek olmamı istedi. Matlarının üzerinde duvar desteği olmadan sadece benim yardımımla baş duruşunu denediler. Bazı öğrenciler ise kendilerini duvar kenarında daha huzurlu hissedeceklerini söyleyip duvar kenarında duruşu deneyimlediler. Dersin sonunda öğrenciler baş duruşundan korktuklarını söyleyerek bu duruşu üst üste birkaç ders boyunca çalışmak istediklerini söylediler.

Bir sonraki derste yine bedeni iyice hazırladıktan sonra baş duruşunu denedik. İkinci deneme ilkine kıyasla çok daha iyiydi. Duvar kenarına giden öğrenciler kalçalarını duvara dayayarak bacaklarını kaldırmayı denediler. Bedenlerini duvara yaslayarak baş duruşunda dururken bu duruşu nasıl yaptıklarına hayret ederek korkularını tetikleyip strese neden olmuşlardı. Stres olduklarında adrenalin seviyesi yükseliyor ve sempatik sinir sistemi devreye giriyordu. Aslında yoga derslerinde genellikle istediğimiz “kaç ya da kavga et” modu yerine zihni en zor duruşlarda bile sakin tutabilmekti. Baş duruşunu yaptıklarını hissettiklerinde korku ile duruştan kaçmak istiyorlardı. Tek yapmamız gereken duruşu sık sık deneyimleyerek korkuların üzerine gitmek ve bu duruşu çok kolay bir duruşmuşçasına yapmaktı. Bu da zihnimizi kontrol edip sinir sistemini sakinleştirerek olacaktı. Her şeyin başı zihni sakin tutabilmekti. İster meditasyon oturuşunda olalım istersek de baş duruşu ya da kol duruşu yapalım; amacımız zihni sakinleştirip beden, zihin ve nefes uyumunu sağlamaktı. Böylece düşsek de yeniden kalkabilecektik. Nasıl ki çocuklar düşmekten korkmazlar ve düşme korkusunu biz yetişkinler çocuklara aşılarız; ters duruşları deneye deneye yetişkin olarak bizler “çocuklar gibi” düşmekten korkmayacak ve düştüğümüzde tekrar ayağa kalkmayı öğrenecektik.

mutsuz olunca…

Standard
Yaşananlardan dolayı mutsuz ve keyifsiz olduğunuzda, gelecekten umudunuzu yitirdiğinizde ve yaşadığınız ülkeye ve topluma güveninizi kaybettiğinizde… Hiçbir şey yapmak istemediğinizde ya da ne yapacağınızı bilemediğinizde… Ama ders vermek, yazı yazmak ve toplumun küçük bir kısmında bile olsa bir değişiklik yaratmak gibi bir yükümlülüğünüz olduğunda… Ne yapabilirsiniz? Ya da ne yapmalısınız?
BEN_4569
Geçen hafta ülkemizde yaşanan vahim ve üzücü gelişmelerin üzerimde yarattığı mutsuzluk ve umutsuzluk ile bu haftaki derslerime doğru yol aldım. Bir yandan da derin düşünceler içindeydim. Kendi ruh halim böyleyken, kendimi mutsuz, umutsuz ve güvensiz hissederken öğrencilere nasıl umut verecektim? Nasıl bir ders işleyecektim? Onların tükenmişliğini nasıl geçirecektim?
Olaylardan sonraki ilk grup dersime gittiğimde öğrencileri de yılgın, mutsuz ve umutsuz buldum. Herkesi biraz rahatlatmak için ne yapabilirim diye düşünürken kalp çakrasına (anahata çakra) odaklı bir ders yapmaya karar verdim. Böylece göğüs kafesini esnetecek ve daha çok sevebilecek, birbirimizi daha iyi anlayabilecek ve ülkemizde ve dünyamızda belki birazcık fark yaratabilecektik. Dersin zirve duruşu “urdhva dhanurasana” (tam köprü) olacaktı. Yerden bedeni kaldırmak, göğüs kafesini iyice gökyüzüne doğru yükseltmek ve bu arada nefeslerle göğüs kafesini esnetmek…
Bu asanayı her zaman çok rahatlıkla yapan öğrenciler bile göğüs kafeslerini açarken ve geriye eğilirken çok zorluk çekti. Mutsuzluk, umutsuzluk, güvensizlik ve tükenmişlik göğüs kafesinde birikmiş, bedeni ağırlaştırmış ve geriye eğilmeyi zorlaştırmıştı. Yaşananlar yüreklere ağır geliyordu…
Özel dersime gittiğimde de durum farklı değildi. Öğrenci, ters duruş çalışmak istemişti. Bedeni ters çevirip dünyaya başka bir gözle bakabilmek için… Bakış açımızı değiştirebilmek, karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini anlayabilmek… Zirve duruşu ise “sirsasana B”ydi (tripod baş duruşu).
Öğrenci, yoğun ve zor derslere alışıktı. Onunla hep ileri seviyede dersler yapardık. O gün ise, zirve duruşuna hazırlandığımız dersin ilk yarısında oldukça zorlandı. Bedeni titriyor, kollarının üzerinde durduğumuz duruşlarda zorlanıyordu. Özellikle “phalakasana” (sopa duruşu) ve “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek) ve bu duruşların varyasyonlarında…
Derse başlayalı henüz yirmi dakika olmuştu. Öğrenci, devam edemeyeceğini ve zirve duruşunu yapıp dersin kalan kısmında bedeni esnetmek istediğini söyledi. Tripod baş duruşunu yaptıktan sonra derse “yin” tarzda devam ettik. Her bir asanada dört ya da beş dakika bekliyorduk. Öne eğilmelere ağırlık verdik. Öne eğilerek bedeni ve ruhu biraz daha esnetmek ve huzura kavuşturmak istiyorduk. “Half butterfly” (yarım kelebek) ve “caterpillar” (tırtıl) ile öne eğilip içimize dönmüştük. “Sleeping swan” (uyuyan kuğu) ve “frog” (kurbağa) ile kalça ve kasıkları esnetmiştik. Malum olumsuz her duygu ve düşünce kalçalarda birikiyordu. Biz de kalçaları esneterek bu olumsuz duygu ve düşüncelerden bir süreliğine bile olsa arınmaya çalıştık. Dersi bitirmeden “sphinx” (sfenks) ile göğüs kafesini esnetip göğüste ve sırtta biriken ağırlıktan kurtulduk. “Jathara parivartanasana” (karından burgu) ile bedeni ve omurgayı dengeledikten sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi bitirdik.
Dersin “yin” kısmında ben de asanaları yapmak istedim. Nefesim kesik kesik, göğsüm ağırlaşmış haldeydi. Ben de öğrenciyle birlikte esnersem, biraz rahatlayabileceğimi düşündüm. Hatta dersin sonunda “savasana”da ben de uzandım. “Savasana”da kuş ve doğa sesleriyle bezenmiş klasik müzik parçası dinliyorduk. Gözler kapalı, nefesler doğal akışında, rahat ve huzurlu… Sanki dağ başında, akan bir suyun yakınında, kuş seslerinin eşliğinde yeşillikler içinde bir yerdeydik… Gözlerin önünde dans eden gökkuşağı renkleri… Birkaç saniyeliğine ya da dakikalığına bile olsa kendimizden geçmiştik. Tüm yaşanan olumsuz olaylardan uzakta… Huzurlu ve umutlu… Fark yaratabilmiştik; bir anlığına bile olsa… Keşke bu değişikliği her zaman, her yerde ve her koşulda yaratabilme şansımız ve gücümüz olsaydı!…

yoga ve hayat

Standard
“Her yoga dersinde matın üzerinde doğup, büyüyüp, yaşlanıp ölüyor gibi hissediyorum.” Geçenlerde derslerimden birinde öğrencilerden biri hissettiklerini böyle ifade etti. Bir anlığına birkaç yıl önceki yoga eğitmenlik kursu günlerine gidip geldim. Derslerden birinde eğitmenimiz yoga derslerini hayata benzetmişti. Doğmak, büyümek, yaşlanmak ve ölmek… Öğrencim bu düşüncesini ifade edince yoga matının üzerinde bir hayat mı geçiriyoruz diye düşünmeden edemedim. Sahi yoga dersi boyunca matın üzerinde hayatımızın tüm kesitlerini yaşıyormuş gibi hissettiğiniz oldu mu hiç?
BEN_4569
O gün dersin zirve duruşu “sirsasana”ydı (baş duruşu). Derse meditasyon ile başlamış, nefese odaklanmış, nefes alış verişleri sakinleştirip dinginleştirdikten sonra “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı esnetmiştik. Dört ayak üzerinde ters kol ters bacak açarak dengeyi sınamaya başlamıştık. Bu çalışma ile karın kaslarını da çalıştırmıştık. “Sirsasana” bir ters duruş olduğu için omuz kuşağını ve karın kaslarını güçlendirmek ve bedeni bu duruşa hazırlamak gerekiyordu.
“Surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile bedeni ısıtmaya başlamıştık. Hem omuz kuşağını güçlendirmek hem de karın kaslarını çalıştırmak için bu serilerin aralarına “phalakasana” (sopa), “chaturanga dandasana” (alçak şınav), “vasisthasana” (yan sopa/Bilge Vasistha duruşu) ve “ardha salamba sirsasana” (yunus duruşu) ekliyorduk. Omuz kuşağını güçlendirmek ve bedeni dengede tutmaya alışmak için “eda pada adho mukha svanasana” (tek bacak havada aşağı bakan köpek), “eka pada phalakasana” (tek bacak havada sopa), “eka pada chaturanga dandasana” (tek bacak havada alçak şınav) ve “phalakasana”nın değişik varyasyonlarını yapmıştık.
Daha sonra yere yatıp karın kaslarını güçlendirmeye devam etmiştik. Bacakları 90 derece havaya kaldırıp her nefes verişte bir bacağı yere doğru yaklaştırıp yere değdirmeden nefes alırken 90 dereceye kaldırmak… Karın kasları yanmaya başladığı anda bacaklara 90 derece havada tutup bacakları yüzermiş gibi çırpmak ve çırparak iki bacağı birden yere yaklaştırıp sonra çırparak tekrar 90 derece kaldırmak… İki kez “navasana” (sandal duruşu) yapıp beşer nefes bekledikten sonra, “navasana”da karın kaslarını kaburgalara kadar içeri çekip bacakları bedene elimizden geldiğince yaklaştırmaya çalıştık. “Navasana”da nefes alırken kürek kemiklerine kadar yere yaklaşıp nefes verirken “navasana”ya kalktık. “Navasana”da nefes alırken bacakları yana açıp nefes verirken kapattık. En son “navasana”dan “halasana”ya (saban duruşu) yuvarlanıp “tadasana”ya (dağ duruşu) kalktık.
Son “surya namaskara”da “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) beş nefes bekledik ve dizlerin üzerinde yere oturduk. Artık zirve duruşunu yapabilirdik. “Sirsasana”nın dirseklerin üzerinde varyasyonunu denedikten sonra bir de başın ve kolların üzerinde yükseldiğimiz varyasyonunu yaptık. Ardından “balasana” (çocuk pozisyonu) ile bedeni dengeledik.
“Janu sirsasana” (baş dize duruşu) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile omurgayı biraz daha öne eğip rahatlattık. “Jathara parivatanasana” (karından burgu) sonrasında “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dinlendik.
Dersin sonunda benim aklımdan geçenler “bedeni ters çevirdik, dünyaya farklı bir açıdan baktık, başkalarını anlamaya çalıştık, olayları başkalarının gözünden de görmeyi denedik”ti. Oysa öğrencilerden biri tüm dersin anafikrini değiştirdi. Daha önce dillendirilen ama sonradan unuttuğum bir şeyi bana hatırlattı: Yoga ve hayatın benzerliğini…
“Her yoga dersinde matın üzerinde doğup, büyüyüp, yaşlanıp ölüyor gibi hissediyorum.” Yoga derslerini hayata benzetmek… Dersin başında meditasyon sonrasında omurgayı esnetirken; henüz akışa geçmeden bedeni yavaş yavaş hareketlendirirken “doğuyorduk.” Bedeni “surya namaskara” serileri ile ısıtırken “çocukluğumuzu yaşıyorduk.” Güneşe selam serilerinin arasına bizi o günkü dersin zirve duruşuna hazırlayacak başka asanalar eklediğimiz anlar “gençlik dönemimiz” değildi de neydi? Zirve duruşunu yaptığımız o an ise hayatımızın da zirvesi “en olgun” hissettiğimiz orta yaşlar değil miydi? Zirve duruşundan sonra bedeni dengelemek için kullandığımız asanalar sizce de orta yaştan ileri yaşlara doğru adım adım gerilememize benzemiyor muydu? Dersi bitirmeden önce bedeni soğutmak ve sinir sistemini sakinleştirmek için yaptığımız öne eğilme ve burgu gibi asanalar ise “yaşlılık” dönemi olabilir miydi? En son “savasana”yı da, gerçek sözlük anlamıyla “ceset pozisyonunu” da, ruhun bedeni terk ettiği “ölüm” olarak nitelendirebilir miydik? Yani bir yoga dersi boyunca doğup, çocukluğumuzu, gençliğimizi, olgunluğumuzu, erişkinliğimizi, yaşlılığımızı ve ölümümüzü tatmıyor muyduk? Sizce de her ders baştan sona bir ömür değil miydi?

kendimi ifade edebiliyor muyum?

Standard
Yoga derslerimde sadece bedene odaklı çalışmaktan pek hoşlanmıyorum. Yoga kelime anlamıyla “bir ve bütün olmak” demekse, o halde yoga derslerinde beden, zihin ve ruh üzerine yoğunlaşmalı; bedeni, zihni ve ruhu “bir ve bütün” hale getirmeye çalışmalıydık. Sanırım bu yüzden fiziksel dersler yerine derslerimde felsefi konulara eğilmeyi seviyorum. Bir süredir “vayu”lar (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımları) üzerine dersler yaptığımı farketmişsinizdir. Bu haftanın “vayu”su “udana vayu”ydu. Yani “yukarı doğru akım”…
2013-05-18 14.18.39
Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.
Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve ileri doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.
Geçen hafta sıra “udana vayu” yani “yukarı doğru akım”a gelmişti. Boyunda bulunan bu “vayu” boğazı kontrol etmekte… Aynı zamanda göz, kulak ve burun gibi duyu organlarımızı da etkilemekte… Bu nedenle, konuşma ve kendimizi ifade etme ve tiroid ve paratiroid bezleri bölgesini kontrol ettiği için  büyümemiz ve metabolizmamızı da kontrol etmekte… “Udana vayu”, nefes verirken havanın dışarı çıkmasına yardımcı olan bir “hava akımı” ve bu yüzden de konuşma ile ilişkili. “Udana” yukarı doğru bir enerji akımı olduğu için “prana”nın aşağıdaki çakralardan yukardaki çakralara çıkmasına yardımcı olur. Ayrıca, bu “vayu” merkezi sinir sistemini, endokrin sistemini ve duyuları kontrol eder. “Vishuddha” (boğaz) ve “ajna” (alın çakrası) ve eter elementi ile ilişkili…
Bu “vayu” dengesiz olduğunda kendimizi ifade ederken sorunlar yaşabiliriz; çok konuşabiliriz ya da ağzımızdan hep olumsuz cümleler çıkar. Boyun bölgesi enerjinin giriş ve çıkışıyla ilgili bir merkez olduğu için “udana vayu” dengesizleştiğinde bedene alınan ve bedenden atılan arasında bir dengesizlik oluşabilir. “Udana vayu” dengeli olduğunda, zihin ve kalp de dengeli ve bütün olur.
Bu “vayu” dengesiz olduğunda nefes darlığı ya da başka solunum sorunları yaşayabiliriz. Tüm bunların sebebi kendimizi ifade edememek ya da duygusal olarak kendimizi bastırmak olabilir. “Udana vayu” dengeli olduğundaysa mutlu ve enerjik oluruz.
“Udana vayu”nun uyandırılması “samana vayu”nun (dengeleyen/merkezleyen enerji akımı) dengeli bir şekilde çalışmasına bağlıdır. Hatırlayacağınız gibi “samana vayu”da “prana vayu” (ileri ve içeri doğru akım) ve “apana vayu”nun (aşağı ve dışarı doğru akım) sağlıklı ve dengeli bir şekilde karın bölgesinde buluşmasına bağlıydı.
“Udana vayu” yukarı doğru bir akım olduğu için bu “enerji akımını” baş, boyun ve sırt odaklı bir yoga akışı ve ters duruşlar ile uyandırabiliriz.”Samana”, “prana” ve “apana” vayular dengeli ve düzenli olduğunda bu “vayu”da düzenli çalışır. Bu nedenle bu vayu genellikle yoga derslerinin sonunda tüm “vayu”lar uyarıldıktan sonra daha iyi çalışır.
Derse meditasyon ile başladık. Meditasyon sonrasında “ujjayi pranayama” (kahraman nefes çalışması) ile boğaz bölgesini uyarmak ve “udana vayu”yu harekete geçirmek istemiştim. “Ujjayi” nefesini, boğazımızın arka kısmını kısarak yapabiliriz. Daha önce denemediyseniz, size bir ipucu verebilirim. Soğuk bir gecede, evinizde huzur içinde bir akşam geçirdiğinizi hayal edin. Cama doğru yaklaştığınızı ve cama nefesinizi vererek buğu yaptığınızı düşünün. “Saaa” sesiyle nefes alıp “haa” şeklinde nefes vermek. Ağzınız açık bir şekilde bu nefesi bir süre deneyimledikten sonra ağzınızı kapatıp nefeslerinizi burundan alıp burundan vermeye başlayabilirsiniz. Bu arada, boğazının arkasını daraltıp, bu nefesi çalışabilirsiniz.  Bazıları, bu nefese “okyanus nefesi” adını veriyor. Belki de okyanusun dalgalarının sesine benzettikleri içindir. Kim bilir?
Bu “pranayama” çalışmasını yaparken “jalandhara bandha”da (çene kilidi) yaparak “udana vayu”yu biraz daha uyarmak istemiştim. bu kilidi, “sukhasana” (kolay oturuş) ya da “virasana”da (kahraman oturuşu) oturduktan sonra burundan derin bir nefes alıp çeneyi göğüse indirip “sternum”u (iman tahtası da denilen göğüs kemiği) yukarı doğru kaldırarak yapacaktık. Nefesimizin yettiği kadar bekleyecektik. Kilidi çözerken önce çeneyi göğüsten ayıracak ve burundan nefes alacaktık. Bir süre yavaş ve derin nefesler alıp vererek nefesin normala dönmesini bekleyecektik. “Jalandhara bandha”, dolaşım ve solunum sistemlerini düzenleyip tiroidi uyarıyordu. Dolayısıyla, metabolizmayı dengeliyordu.
Öğrencilerden ders boyunca bu nefesi kullanmalarını istedikten sonra akışa başladık. Dikkati boğaza vererek “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile hem omurgayı esnettik hem de bedeni hareketlendirmeye başladık. “Marjaryasana” ve “bitilasana” arasında nefeslerle akarken çeneyi iyice göğüse yaklaştırıp sıkıştırdık ve sonra başın arkasını iyice geriye yaslayıp boynun önünü esnettik.
Bir “vinyasa” ile ayağa kalkıp “tadasana”ya (dağ duruşu) geçtik. “Tadasana”da nefese odaklandık. Nefes alış ve verişlere odaklı bir şekilde “surya namaskara” (güneşe selam) akışları yaptık. “Tadasana”da ve “bhujangasana”da (kobra) boynu sağa sola ve öne ve arkaya hareket ettirdik. Sonra boynu çevirdik.
“Vinyasa” akışları arasında boğaz ve sırt bölgesini uyarmak için “tadasana”da göğüs kafesini açarak geriye doğru eğilmiştik. “Ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) ve “anjaneyasana”da (alçak hamle) da göğüs kafesini esnetmiştik. “Virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “viparita virabhadrasana” (ters savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “parsvakonasana” (yan açı duruşu) bedeni ısıtmak için ve göğüs kafesini esnetmek için yaptığımız diğer asanalardı.
Yere geçtiğimizde ise “ustrasana” (deve duruşu), “setu bandhasana” (yarım köprü), “urdhva dhanurasana” (köprü) ve “sphinx” (sfenks) duruşlarıyla “udana vayu”yu harekete geçirdik. Özellikle “sphinx” duruşunda boynu sağa sola ve öne ve arkaya hareket ettirdik.
Artık dersi sonlandırmadan önce birkaç ters duruş ile “udana vayu”yu dengelemeliydik. Sıra ile “sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu) ve “matsyasana” (balık duruşu) yaptık.  Ve son asana da “sirsasana” (baş duruşu) idi.
“Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) öncesinde “simhasana” (aslan duruşu) ile boğazdaki tıkanıklıkları açmak istedim. Dizlerin üzerinde ayak parmak uçlarını mindere takarak oturduk. Elleri dizlerin önünde yere koyduk, bakışları iki kaş arasına getirdik. Ağzımızı açıp nefes verirken aslan gibi “haaaaahhh” diye kükredik.  “Pranayama” sonrasında bedeni yere teslim edip dinlendik.
Peki dersi nasıl sonuçlandırmıştık? “Udana vayu”, yukarı doğru bir enerji akımı idi. Konuşma ve kendini ifade edebilmekle ilgiliydi…  Kendini doğru ve düzgün bir şekilde ifade edebilmek… Gerçekleri ve içinden geçenleri söylemek ile ilgiliydi… Kalp ile zihin arasında bir yerdeydi… Kalp ve zihnin aynı şeyi düşünmesi ve aynı dili konuşması ile ilgiliydi… Ya kalp ve zihin aynı dili konuşmazlarsa? O zaman boğazda sorunlar oluyordu… “Udana vayu” dengesizleşiyordu… Boğaz çakrası ile ilişkili bir “vayu” idi. Boğaz çakrası, temiz ve düzgün ifadenin ve iletişimin merkeziydi. İçimizden geçenleri dile getirmekle ilgiliydi. Zihin ile kalbi bir ve bütün hale getirmek ve dudaklarımızdan güzel sözlerin çıkması önemliydi. Bağırmak ya da kavga etmek, doğru ve düzgün ifade değildi. Kendimi düzgün ve doğru ifade edebiliyor muyum? Herkes tarafından doğru anlaşılıyor muyum? Güzel ifade edebiliyor muyum? Söylediklerim dinleniyor mu? Doğru ve düzgün bir şekilde konuşabiliyor muyum? İşte “udana vayu” da buydu…

sonra ne oldu?

Standard
“Çalışırken ayaklarınızın üstünde duruyordunuz. İşten ayrıldıktan sonra ve kendinize yeni bir yön çizdikten sonra kollarınızın üstünde durmaya başladınız.” Geçenlerde üye olduğum spor tesisinde kendi kendime yoga çalışırken birisinden duyduğum bir cümleydi bu… Güzel bir cümleydi. Hoşuma gitmişti. Bir an güldüm ve geçtim. Yoga asanalarıma devam ederken tekrar o cümleyi hatırlattı zihnim bana. Ve bu cümlenin aslında hayatımı anlattığını ve beni tanımladığını o an anladım.
20140725_101723
Hayatım boyunca hep ayaklarının üzerinde duran bir kişi oldum. Hep uslu, çalışkan, aklı selim sahibi, ayakları yere basan, temkinli, bir sonraki adımı düşünmeden adım atmayan… Belki de biraz sıkıcı bir kişi… Hani bir insanın tepkilerini az çok tahmin edersiniz ya. Öyle işte… Benim de hangi durumda ne tepki vereceğim belliydi. Hayatı çok ciddiye alırdım. Benden bir şey istensin, her şeyi bir kenara bırakır önce o işi hallederdim. Bana bir görev ve sorumluluk yükleyin, gerisini unutun. Oldu bilin o işi. Ne yapar ne eder o görevi yerine getirirdim.
Vakit nakitti benim için. İşe vaktinden önce giderdim. Sadece işe mi? Arkadaşlarımla buluşacaksam, en erken giden kişi ben olurdum. Saat, benim için bir aksesuardan çok sürekli bakılması ve kontrol edilmesi gereken bir nesneydi. “İşe vaktinde yetişiyor muyum?” “Arkadaşlarımı bekletmek zorunda kalmayacağım değil mi?” Trafik sıkışsa ve ben işe bir iki dakika bile geç kalacak olsam mutlaka arayıp haber verirdim.
Prensiplerim vardı. Sabah erken kalkıp spora gitmek gibi. Yaz tatilinde bile olsam, düzenli olarak sabah erken kalkıp en az bir saat yürüyüş yapardım. Spordan asla feragat etmezdim. Yorgun olsam bile yine de gider sporumu yapardım. Niye? Çünkü prensiplerim vardı. O gün bedenim istemese bile yoga dersi varsa mutlaka katılırdım. Tabii ki tüm bu spor, yoga ve diğer aktiviteler işkenceden başka bir şey olmazdı. Neden? Çünkü prensip sahibiydim. Günlük rutinimden asla vazgeçmezdim. “Şu saatte kalkılacak.” “Şu saatte spor yapılacak.” “Şu saatte kahvaltı edilecek” gibi. Size bir şey hatırlattı mı? Bir kamp gibi değil mi? Belki bunda küçükken anneannemin yanında çok vakit geçirmemin de payı vardı; kim bilir? Anneannem öğretmen olduğu için herşeyin vaktinde ve belli bir düzen içinde yapılmasını isterdi. Ben de çocukken onunla çok vakit geçirdiğim için tüm bu alışkanlıkları edinmiştim sanırım. Asla kötü bir alışkanlık değil ama bizi biraz “sıkıcı” ve “katı” yani “esnek olmayan” kişiler yapan kimi alışkanlıklar… Bir de çalışma hayatı ve görev bilinci yüklenince… Ayaklarının üzerinde duran, aklı selim sahibi, temkinli, nerede nasıl tepki vereceği belli bir kişi…
Bu kişinin hiç mi çılgın anları olmuyordu? Tabii ki oluyordu. Ama kontrolü asla elinden bırakmazdı. Arkadaşlarıyla eğlenceye gittiğinde, birkaç kadeh içtiğinde bile hep kontrollü olurdu.
Peki çılgın ile esnek kişi arasında ne gibi bir fark var? Çılgınlık, ruh haliyle alakalı. Hep çocuk kalabilmekle… Komik ve eğlenceli şeylere açık olmakla… Kafasında kırmızı “bonus kafa” perukla sokağa çıkabilmekle… Ama esnek olmak? Bir kalıba girmek yerine kalıpsız olmak ve duruma göre karar verip hareket edebilmekte… Esnek olmak, gerektiğinde geri adım atabilmekte… Esnek olmak, gerektiğinde eğilip bükülebilmekte… Kabullenebilmekte, boyun eğmekte, teslim olmakta…
Çalışırken işte böyle biriydim ve spor tesisindeki o kişi beni çok güzel izlemiş ve tanımlamıştı. “Ayaklarınızın üstünde duruyordunuz.” Evet, ayaklarımın üzerinde duruyordum. Yoga çalışmalarımda, ayaktaki asanalar benim için çok kolaydı. Köklenmek, ayakların üzerinde durmak ve ayakların üzerinde denge çalışmak… Ama ayaklarımın üzerinde durduğum için, yogadaki kol denge ve ters duruşlar gibi asanalar benim için imkansızdı. “Sirsasana” (baş duruşu) yapabilmek için üç ay çalışmıştım. “Prensiplerim vardı” ya… Her gün kalkmam gereken saatten biraz daha erken kalkıyor, baş duruşunu deniyordum. Beş nefes bekleyerek başlamıştım. Bu on nefese, yirmibeş nefese ve en son elli nefese kadar çıkmıştı. Yarım baş duruşuyla başlamıştım. 50 nefese çıktığımda bir de baktım ki, baş duruşuna kalkabiliyorum. Her gün “sirsasana” denememe ek olarak, en az 15 dakika meditasyon yapıyordum. Zihnimi de değiştirmeye çalışıyordum. Bedeni değiştirmek kolaydır. Bedenle bir süre çalıştıktan sonra, o istediğiniz kalıba girer. Kaslar ne yapması gerektiğini öğrenir, o asanada nasıl durmaları gerektiğini bilir ve bir de bakmışsınız siz istediğiniz asanayı artık yapıyorsunuz. Ama zihin öyle mi? Zihin, emek ister. Zihni değiştirmek zaman alır. Önce kabullenmesi gerekir. Yavaş yavaş kabullenir ve kabullendiğinde teslim olur. Teslim olduğunda herşey bitti, rahata erdik sanmayın hiç. Zihin teslim olduktan sonra bile, zaman zaman size zorlukları ve olumsuzlukları hatırlatarak sizi yolunuzdan etmeye çalışır. Kanmamak gerekir.
İşte ayaklarımın üzerinde durduğum için, “sirsasana”, “adho mukha vrksasana” (kol duruşu), “pincha mayurasana” (önkol duruşu) “bakasana” (karga) ve diğer birçok kol denge ve ters duruş benim için çok zordu. Kol duruşu çok daha imkansızdı. Yarım kol duruşunu deniyordum kollarım güçlensin diye. Duvarda “L” şeklinde kollarımın üzerinde duruyordum. Kollarım yerde. Bir buçuk yıl sürdü ve ben bir adım ileri gidemedim. Ne zaman işten ayrıldım ve kendime bambaşka bir yol seçtim ve bu yeni yolla zihnimi de değiştirdim o zaman kollarımın üzerine yükselebildim. Yani o gün bana spor tesisindeki beyin dediği oldu. “Artık kollarının üzerinde duruyorsun.”
İşten ayrılıp yogayı kendime hayattaki yolum olarak seçtikten sonra ne oldu? Ayaklarımın üzerinde durmayı bıraktım. Gerektiğinde destek ve yardım istedim. Saatle yaşamaya gelince… Saatle bağlantım biraz koptu. Tabii ki bir buluşmaya geç kalmaktan bahsetmiyorum. Yine erkenden gidiyorum. Ama elimde olmayan sebeplerden dolayı gecikiyorsam, eskisi gibi kendime dert etmiyorum. Haber veriyorum ve sakinleşiyorum. Arabadaysam, sakin bir müzik dinleyip yolun keyfini çıkarmaya çalışıyorum. Eğer sakin kalmazsam ve stres yaparsam, trafikte daha çok takılacağımı ve herşeyin daha zor olacağını biliyorum. Ama keyif almaya başlarsam, herşeyin yoluna gireceğini de biliyorum. Akışa bırakırsam, herşey yolunda olacak.
Prensiplerime gelince… Artık yok gibi… Erken kalkıyorum kalkmasına ama kalkamazsam da sorun yok. Tabii ki derslerimi kaçırmadığım sürece… Bir sabah kalktığımda canım spora gitmek istemiyorsa, gitmiyorum. Kendimi yorgun hissediyorsam, çay demliyorum ve kitap okuyorum. Yaz tatilinde, uyanmak istemiyorsam uyuyorum. Canım yürüyüşe mi çıkmak istedi, çıkıyorum. Artık zoraki bir şey yapmak istemiyorum. Zorunlu olarak bir yere gitmek, zorunlu olarak birisiyle görüşmek, zorunlu olarak bir toplantıda bulunmak… Bunları azalttım ve çok iyi geldi. Ruhumu dinliyorum birazcık. Ona da fikrini söyleme hakkı tanıdım.
“Çalışırken ayaklarınızın üstünde duruyordunuz. İşten ayrıldıktan sonra ve kendinize yeni bir yön çizdikten sonra kollarınızın üstünde durmaya başladınız.” Çok doğru bir tespit. Kollarımın üzerinde olmayı seviyorum. Özgür ve mutlu hissediyorum. Uçuyormuş gibi… Kollarımın üzerindeyken, zihnim yokmuş gibi hissediyorum. Bir boşluk. Bir anlık bile olsa, bomboşum. Boşlukta sürükleniyormuşum gibi… Neden sürekli kollarımın üzerine çıktığımı soruyorlar. O hissi bir kere daha yakalamak için… Boşluk hissini… Bir tüy gibi… Hafif… Boşlukta sürükleniyormuşum, uçuyormuşum…

yolculuk ve duraklar

Standard

Özel ve grup derslerimde hep bedenin başka bir bölgesine odaklanmak istiyorum. Kimi zaman karın, kimi zaman sırt, kimi zaman kalça gibi… Bazen ters duruşlara, bazen ayaktaki duruşlara bazen de denge duruşlarını deneyimlemek ve her derste bedenin başka bir bölgesini çalıştırmak ve başka bir asana grubuna odaklanarak hem fiziksel hem de zihinsel ve ruhsal fayda sağlamak istiyorum. Geçen haftaki özel dersim de, tam bahsettiğimi gibi bir dersti. Sadece ve sadece denge duruşlarına odaklanmıştık.

Photo

Daha önceki yazılarımda da söz etmiştim. Denge duruşları oldukça zor duruşlardandır. Dengeyi sağlamak çoğu zaman kolay değildir. Karın kaslarının güçlü olması ve köklenme gereklidir. Bu duruşları yaparken koordinasyon ve konsantrasyon çok önemlidir. Sabit bir noktaya bakmak ve nefesleri düzenli tutmak da denge duruşlarının olmazsa olmaz aşamalarındandır. (Ayrıntılı bilgiye https://burcuyircali.wordpress.com/2014/05/25/dengeleri-fark-etmek/ adresinden ulaşabilirsiniz)

Daha önceki derslerimizde bir sürü denge duruşu denemiştik. “Utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzanmış duruş), “natarajasana” (dansçı duruşu), “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu) ve “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı) bunlardan bazılarıydı.

“Vrksasana” (ağaç) ve “garudasana” (kartal) ise daha kolay denge asanaları olduğu için hemen hemen her dersin olmazsa olmaz duruşlarındandı.

O gün denge duruşlarına odaklanacağımız için meditasyon sonrasında masada denge çalışarak başladık. Sağ kolu öne, sol bacağı da arkaya uzatarak beş nefes bekledikten sonra kol ve bacağı ortada birleştirip tekrar öne ve arkaya uzattık. Tam beş kere… Aynı seriyi diğer kol ve bacakta da yaptıktan sonra bir başka denge duruşu olan “vyaghrasana”yı (kaplan duruşu) denedik. Ayağa kalkmadan önce karın kaslarını güçlendirmek için dört ayakta ayak parmak uçlarını mindere takıp dizleri yerden birkaç santim kaldırdık. Karın kaslarını iyice sıkarak sırtı içeri alıp beş nefes bekledik. Bunu tam üç kere yaparak karın kaslarını da çalıştırmaya başladık. Karın kaslarını iyice sıkmak denge duruşlarında daha kolay durmamızı sağlıyordu.

Yerdeki denge duruşlarını bitirdikten sonra “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek) ve ardından “vinyasa” (akış)… En son “tadasana” (dağ duruşu)… Birkaç “surya namaskara” (güneşe selam) serisiyle bedeni ısıttıktan sonra “vinyasa”ların arasına karın ve denge güçlendirici asanalar serpiştirmeye başladık. “Adho mukha svanasana”da sağ bacağı havaya kaldırıp kalçaları önce yan yana tutmak sonra iliak kemiklerini üst üste getirip kalçayı yana doğru çevirmek… Kalça yana doğru bakarken havadaki bacağı dizden büküp açmak… Böylece kalça eklemini farklı açılardan çalıştırmak. İliak kemiklerinin önce yan yana sonra üst üste olması…

“Vinyasa”lar devam ederken “phalakasana” (sopa) ve “chaturanga dandasana” (şınav) ile karın kaslarını çalıştırmak… Bir sonraki “vinyasa”da “phalakasana”da önce sağ sonra sol bacağı havaya kaldırıp kalçaları yan yana tutmaya devam ettik.

Akışların arasına “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) yapıp arkadaki dizi yere koyduk. Arkadaki dizi büküp kalçaya doğru çektik. Amacımız bacağın önündeki “kuadriseps” kaslarını esnetti. Kuadriseps kaslarını esnetmek zirve duruşumuz için gerekliydi.

“Nefes al, kollarla yukarı doğru uza, nefes ver, öne katlan (uttanasana/ayakta öne eğilme). Nefes alırken sağ bacağı geriye doğru aç. İki kalçayı yan yana tutmaya devam et. Beş nefes sonra, nefes ver bacak yere insin ve nefes alırken sol bacağı havaya kaldır.”

Akış kalça eklemini ve karın kaslarını çalıştırmak ile devam ediyordu. Zirve duruşuna yaklaşıyorduk. “Vasisthasana” (yan sopa/Bilge Vasistha duruşu) ve varyasyonları. Bir “vinyasa”da “vasisthasana”, bir sonraki akışta “vasisthasana”da ağaç duruşu, bir sonrakinde “vasisthasana”da üstteki bacağı dizden büküp elle ayağı yakalamak…

Bir “surya namaskara” ve “tadasana”da dinlenip nefesleri düzenleme… Zirve duruşumuz “ardha chandrasana”ydı (yarım ay). Önce sağ bacak yerde sağ ve sol eli yere yerleştirdik. Sol bacağı yerden kaldırırken sol kolu da havaya kaldırdık. Önce kalçalar yan yana sonra iliak kemiklerini üst üste getirdik. Bu duruşun ilk aşamasıydı. Nefeslere odaklanmaya ve konsantrasyonumuzu korumaya çalışıyorduk. Duruşun bir sonraki aşamasını deneyecektik. Nefes verirken sağ dizi büküp sağ kol ile ayağı yakalamaya çalıştık. Ayağı yakalayabildiysek bedeni yana doğru çevrili tutup tam duruşta beş nefes bekledik. “Uttanasana”da birkaç nefes dinlendirdikten sonra aynı akışı öteki bacakta da denedik. Zirve duruşu tamamlanmıştı. Öğrenci için bir taraf daha kolay bir taraf daha zor olmuştu. Sebebini biliyorduk. Bedenimizin sağ ve sol enerjileri farklı olabilirdi. Tabii ki sağ ve sol tarafın dengesi de… Bir tarafta daha dengeli bir tarafta daha dengesiz hissedebilirdik. Dengemiz günden güne de değişebilirdi. Bir gün çok iyi yapabildiğimiz bir şeyi bir sonraki gün iyi yapamayabilirdik.

Ders boyunca karın kaslarını ve dengeyi güçlendirmeye çalıştığımız için bedeni gevşetmeden ve dinlendirmeden önce ters duruş çalıştırmanın iyi olacağını düşünmüştüm. “Salamba sirsasana” (baş duruşu), “pincha mayurasana” (ön kol duruşu) ya da “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) arasından seçim yapacaktık. Öğrenci hepsini birden sırayla denemek istedi. Duvar kenarına geçtik. Duruşları duvar kenarında deniyordu ama özellikle baş duruşunu duvardan uzakta durup yapıyordu. Sadece gerektiğinde duvarın çok yakınında olduğunu bilmek güven veriyordu. Kendi başına kontrollü bir şekilde acele etmeden “baş duruşu”nu yaptı. Sırada “pincha mayurasana” ve “adho mukha vrksasana” vardı. Bu iki duruşu duvar destekli deniyordu.

Ters duruşlardan sonra “utthita balasana” (uzanmış çocuk) ile bedeni dengeledik. “Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) öncesinde ise “cat tail” (kuyruğunu yakalamış kedi) duruşuyla bedeni rahatlattık.

Dersi nasıl bitirdik? “Aslında yapamayacağımız şey yok. İçimizde o güç var. O güç, azim ve kararlılık herkeste var. Karnımız ne kadar güçlü olursa, azmimiz ve irademiz o kadar güçlü olur. İçimizdeki gücü fark edince, dikkatimizi topladığımızda, acele etmediğimizde ve her bir adımımızı nefese odaklanarak yaptığımızda, başaramayacağımız asana yok. Tek yapmamız gereken, bunun bir yolculuk olduğunu ve yolculuğumuz içinde duraklarımız olduğunu hatırlamak… O duraklarda nefeslenmek ve dinlenmek ve yenilendikten sonra kaldığımız yerden bir sonraki durağa doğru yol almak…”

seçenekler

Standard

Geçenlerde başka bir eğitmen arkadaşımın sabah grup dersini vermek bana düştü. Eğitmen arkadaşımın o gün işi vardı ve onun yerine eğitmenlik yaptığımız spor tesisindeki derse ben girdim. O spor tesisinde sadece akşam grup dersleri veriyorum ama geçen sene de bir kere sabah grup dersine girmiştim.

20140725_101723

Ders için stüdyoya giren her üye önce bana bir bakıyor sonra, “merhaba hocam, bugün derse siz mi gireceksiniz?” diye soruyordu. Ben de bunun üzerine, “evet bugünkü dersi birlikte yapacağız. Burgu ağırlıklı bir ders düşünüyorum. Sizin de fikrinizi alayım istedim. Çalışmak istediğiniz başka bir asana grubu var mı?” diye sordum.

O gün herkesin enerjisi yerindeydi. Büyük çoğunluk ters duruşlara yoğunlaşmak istedi. Karar verilmişti. Kol denge ve ters duruşlar odaklı bir ders yapacaktık. Bu duruşlar için bedenin hangi bölgelerini hazırlamak gerekiyordu? Karın, sırt, omuz ve kol kaslarını güçlendirmeliydik.

Derse uzun bir meditasyon ile başladım. Yoğun bir ders olacağı için katılımcıları bedenen, zihnen ve ruhen gevşetmek ve rahatlatmak istiyordum. Öğrencilerden nefes alış verişlerini izlemelerini istedim. Önce bedensel sonra zihinsel rahatlama sağlamayı amaçlıyordum. Nefeslere odaklanarak bedenleri iyice gevşetmeye çalıştım. Burundan giren havanın nasıl bir yol izlediğini gözlemlemelerini istedim. Dikkatlerini nefeslere verdikçe beden biraz daha gevşiyordu. Katılımcıların iyice gevşediklerini düşündüğümde sustum ve onları kendi deneyimleriyle baş başa bıraktım.

Meditasyonun ardından akışa kedi-inek esnetmesi (marjaryasana-bitilasana) ile omurgayı rahatlatarak başladık. Ardından ters kol ve ters bacağı öne ve arkaya açarak dengede bekledik. Kol ve bacağı karna doğru çekip ortada birleştirdikten sonra tekrar öne ve arkaya açarak biraz daha dengede kaldık. Sağ ve sol tarafı bitirdikten sonra “vinyasa” akışı ile ayağa kalktık.

Bedeni biraz daha ısıtmak gerekiyordu. “Surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle devam ettik. Bu serilerin arasında kimi zaman “phalakasana”da (sopa duruşu) kimi zaman ise “vasisthasana”da (yan sopa/bilge Vasistha duruşu) bekleyerek hem karın kaslarını hem de kol kaslarını güçlendirdik. Akışların birinde “vasisthasana”nın iki değişik varyasyonunu yapmayı denedik. Bazen de “vinyasa” akışında “phalakasana”nın yerini “chaturanga dandasana” (şınav) alıyordu. Amacımız sırt, kol, omuz ve karın kaslarını güçlendirmek değil miydi?

“Vinyasa” akışlarının arasında yaptığımız diğer güçlendirici duruşlar ise “ardha salamba sirsasana” (yunus), “eka pada adho mukha svanasana” (tek bacak havada aşağı bakan köpek) ve “adho mukha svanasana”da kol kaslarını çalıştırmak için göğüs kafesini yere yaklaştırıp uzaklaştırmaktı.

Karın kaslarını güçlendirmek için ise bir “vinyasa” akışında “adho mukha svanasana”dan “malasana”ya (dua tespihi/çelenk duruşu) zıplayıp yere oturmuştuk. Sırt üstü yatıp klasik mekik çektikten sonra, bacakları 90 derece havaya kaldırıp mekik çekmeye devam ettik. Bir bacağı yere yaklaştırıp ama değdirmeden tek bacak havada mekik çektikten sonra, yerdeki bacağı havaya kaldırıp havadakini yere indirip mekik çektik. “Jathara parivartanasana”yı (karından burgu) bacakları yere değdirmeden hareketli bir şekilde yaptık. Bir sağa, bir sola burgu… Hızlı ve dinamik… En son bacakları 90 derece havaya kaldırıp üç aşamada yere yaklaştırdık ama yere değdirmeden biraz yukarıda tutup yüzer gibi ayak çırptık. Nefes alırken bacakları tekrar 90 dereceye kaldırdık. Aynı seriyi üç kere tekrarladıktan sonra dizleri göğüs kafesine çekip bedeni dinlendirdik. Karın kaslarını iyice güçlendirmiştik.

Artık kol denge ve ters duruşları deneyebilirdik. Tekrar bir “vinyasa” ve “adho mukha svanasana”dan “malasana” zıplama. Önce “bakasana” (karga) ve “parsva bakasana” (yan karga) deneyecektik. Öğrencilerden bazıları “bakasana”yı bazıları ise “parsva bakasana”yı daha kolay yaptı. Bu duruşun ardından “bhujapidasana” (kol denge duruşu) ve “eka hasta bhujasana”yı (tek el kol denge duruşu) denedik. Bedenler ve zihinler farklı farklı olduğu için her öğrenci bir duruşu diğerine göre daha kolay yapabiliyordu. O yüzden birkaç tane seçenek vermek istedim. Çünkü tek bir duruşa bağlı kalınca, katılımcılardan bir kısmı mutlu olurken bir kısmı mutsuz olabiliyordu.

Kol denge duruşlarını tamamladıktan sonra sıra “çoktan seçmeli” ters duruşlarına gelmişti. Seçeneklerimiz “salamba sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu), “salamba sirsasana” (baş duruşu), “pincha mayurasana” (önkol duruşu) ve “adho mukha vrksasana”ydı (kol duruşu). “Salamba sirsasana” için ise iki seçenek göstermiştim. Dirseklerin yerde olduğu duruş ve “tripod baş duruşu” olarak adlandırılan duruş… Bir diğer seçenek ise duvar desteği almaktı. Ben de yardımcı olabilirdim ya da ikişer kişilik gruplar oluşturup birbirlerine yardımcı olabilirlerdi. Seçenek çoktu.

Ters duruşlardan sonra bedeni burgu ile dengeledik ve “savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) uzun bir süre dinlendik. Öğrenciler, “savasana”da beden ve zihinlerini gevşetip, dinlendirip dinginleştirirken ben dersi nasıl bitireceğimi düşünüyordum?

Herkes bağdaşta oturduğunda avuçlarını kalbin önünde dua pozisyonunda birleştirdiğinde, denge duruşlarının fiziksel ve duygusal faydalarından bahsettim. O an dersi bu şekilde bağlamak geçmişti içimden. “Ters duruşlar, kan akışını terse çevirir. Dünyaya başka bir açıdan bakmamızı sağlar. Koordinasyon ve konsantrasyonu geliştirir.” Yazıyı yazarken ise, başka bir nokta dikkatimi çekti ve derste bunu nasıl fark edemediğimi ve dersi nasıl bu konuya değinerek tamamlayamadığımı düşündüm.

“Seçenekler” ile dolu “çoktan seçmeli” bir yoga dersi… “Seçenekler” ile dolu “çoktan seçmeli” bir hayat… Önemli olan hangi seçeneği seçersek seçelim, o seçeneğin bizim için doğru tercih olduğunu kabul etmek ve pişman olmamak…

deneye deneye…

Standard
Ters duruşlara bakış açımı iki şey değiştirdi. Biri, bir yoga stüdyosunda derslere başlamam, orada değerli bir eğitmen arkadaşımla tanışmam, onun bana verdiği tavsiyeler, bakış açımı değiştirmesi ve bildiği herşeyi ve öğrendiği her yeni bilgiyi benimle paylaşması; ikinci ise deneye deneye, çalışa çalışa, üstüne gide gide korkularımı yenmem… Tabii ki bu süreç o kadar da kolay ve kısa bir süreç değildi. Yaklaşık altı ayımı aldı.
20140725_101723
Her şey bir gün bahsettiğim eğitmen arkadaşımla sohbet ederken başladı. Ona kafa duruşunu (sirsasana) yapabildiğimi ama bir türlü ön kol duruşu (pincha mayurasana) ve kol duruşunu (adho mukha vrksasana) beceremediğimi söyledim. O da onun yanında denememi istedi. Ben her zamanki gibi duvarda yarım kol duruşuna geçtim ve bacaklarımı tek tek duvardan ayırmaya çalıştım. Eğitmen arkadaşım, “ama Burcu, sen en zor kol duruşu varyasyonunu deniyorsun. Kabul, bu şekilde kol kaslarını geliştirirsin ve omuz kuşağına yığılmamayı öğrenirsin ama duvardan uzaklaşman çok uzun zaman alır.” Haklıydı. Ben iki yıldır debelenip duruyordum. Ben ise, “ama duvarı bir destek olarak görüp ona karşı zıplayamıyorum. Önümde engel var. Kafamı duvara çarpacakmışım gibi hissediyorum. Kendimde duvara zıplayacak gücü görmüyorum. Çocukluğumdan beri en korktuğum şey bu. Olmuyor, yapamıyorum işte.” Zihnim zaten bir kere “olmuyor”, “yapamıyorum” demişti. Ben sınırlarımı zorlasam da, olmayacaktı. Bu kadar basit.
Bunun üzerine arkadaşım beni çalıştırmaya başladı. Karın kaslarımı güçlendirecek bazı asanalar gösterdi ve sonrasında kol duruşunu yapmanın çeşitli yollarını. Ve bana her gün çalışmamı tavsiye etti. “Mutlaka, her gün çalışmalı. Her gün denemelisin. Bir gün olacak.” Hadi bakalım hayırlısı…
Eve geldiğimde internetten derin bir araştırma yaptım. Kol duruşuyla ilgili bir sürü video izledim. Arkadaşımın tavsiyelerine bunları da ekledim. Karın kaslarımı daha da güçlendirmek için videolar izledim.
Ertesi gün hummalı bir çalışma başladı. Sabah kardiovasküler ve ağırlık çalışmamı yapar yapmaz, yoga matımı (minderi) duvara yakın yerleştirdim. Önce karın güçlendirici asanalar ve serilerle başladım. Karın kaslarımın güçlü olduğunu sanırdım. Hiç de öyle değilmiş. Yoga videolarında izlediğim karın güçlendiricileri çalışmaya başladıktan sonra karnımın aslında hiç de sandığım gibi güçlü olmadığını gördüm. Karnımın her bir kasını çalıştırmaya odaklandım. Alt karın, üst karın, oblikler…
Karın çalıştıktan sonra sıra kol duruşuna çıkmak için yapmam gereken çeşitli serilere geldi. “Uttanasana”da (ayakta öne eğilme) baş parmağın ucuna yüklenip tek tek bacakları yana kaldırma, “prasarita padottanasana”da (bacaklar ayrı öne eğilme) zıplama ve bir saniye bile olsa kolların üstünde dengede kalma, “adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) öndeki bloğun üzerine “bakasana” (karga) pozisyonuna zıplama, “uttanasana”dan “chaturanga dandasana”ya (şınav) adeta “uçar” gibi kalçayı havaya kaldırarak zıplama ve “adho mukha svanasana”dan “uttanasana”ya benzer şekilde zıplama… En son da duvarda kol duruşuna zıplama…
Benim için en zoru duvara karşı kol duruşuna zıplamaydı. Bir yandan “adho mukha vrksasana”yı bir yandan da “pincha mayurasana”yı deniyordum. Zıplıyorum zıplıyorum, ayaklarım bir türlü duvara ulaşmıyor. Korkuyorum. Ne var ki? Duvara zıplıyorum. Düşme ihtimalim yok ki!.. Bunu bana üyesi olduğum spor klübündeki fitness eğitmenlerinden biri söyledi. “Burcu, ne korkuyorsun? Savur ayaklarını. En fazla ayakların duvara çarpar. Ne olabilir ki?”  Haklıydı. Ne olabilirdi ki? Ama gel gör de bunu bana anlat. Daha doğrusu zihnimi ikna et.
Günler böyle geçiyordu. O sıralarda spor klübündeki bir arkadaşım bana yardım etmeyi teklif etti. “Sen zıpla, ben senin ayaklarını yakalayım. Böyle böyle alışırsın.” Belki de haklıydı. Denemekten bir şey kaybetmezdim. Ters duruşlardaki bir sonraki aşama böyle başladı. Her sabah arkadaşım bana yardım ediyordu. O gelmeden yarım saat önce tesise geliyordum ve rutin karın kası ve ters duruş çalışmalarımı yapıyordum. O geldiğinde de beni tutuyordu.
Bir süre de böyle geçti. “Yok olmuyor. Ben ömrüm boyunca bu duruşları yapamayacağım.” Aklımın içinde sürekli bu düşünceler uçuşuyor ve tabii ki ters duruşlar benim için hayal oluyor. Hatta size daha komik bir şeyden bahsedeyim. Spor tesisinde karşımda ayna varken, iyice heyecanlanıp zıplayamıyordum bile. Aynada kendimi kollarımın üstünde duvara zıplamaya çalışırken görünce, duruş benim için iyice imkansızlaşmıştı.
Günler geçti, aylar geçti. Bir gün özel dersime gittim. Öğrencimin hazırlanıp gelmesini beklerken, hadi duvara zıplayım dedim. Özel dersin öncesinde de anaokulunda çocuklarla yoga dersim vardı. O kadar yorulmuştum ki!. Niye şimdi kol duruşu deniyordum ki? Şeytan mı dürtmüştü? Matımı yerleştirdim duvar kenarına ve başladım zıplamaya. Bir zıplama, iki zıplama, üç zıplama. O ne? Bacağımın teki yardım almadan duvara değdi ve o noktada bir saniye mi iki saniye mi bekledim!.. Hadi devam öyleyse. Zıpla, bir daha zıpla, bir daha zıpla!.. Ben kollarımın üzerindeyim. Bana mı öyle geliyor? Hayır, kollarımın üzerindeyim. Ayaklarımı duvara dayadım ve birkaç nefes kaldım öyle… Henüz ayaklarımı duvardan ayırma aşamasına gelmedim. “Hadi sevgili öğrencim, gir içeri. Gör beni. Bu bir rüya olmasın. Gerçekten de duvar destekli de olsa kol duruşuna çıktım mı? Ne olur birisi görsün beni? Beni doğrulasın.”
20140618_102647
O gün, çalışmalarımın meyvesini almaya başladığım gündü. Azmetmiştim ve çok çalışmıştım. Hergün çalışmıştım. Sabah akşam demeden. Ne zaman bir derse gitsem, dersten önce duvarın kenarına geçip ters duruş çalışıyordum.
Bu ilk kol duruşundan sonra ne mi oldu? Yılmadım. Çalışmaya devam ettim. Dediğim gibi, derslerimden en az yarım saat önce stüdyoda oluyordum ve çalışıyordum. Kol duruşuna ön kol duruşunu da ekledim. Bir onu, bir onu çalışmaya başladım. Bu duruş içinde aynı aşamalardan geçtim. Önce ayaklarım duvara yaklaşmıyordu bile. Sonra sonra bacaklarımı biraz daha fırlatmaya başladım. Ve bir gün duvara ulaştım. Sonra hem “adho mukha vrksasana”da hem de “pincha mayurasana”da duvardan ayaklarımı ayırmaya çalıştım. Önce tek tek, sonra ikisi birlikte… Çalıştım ve çalıştım.
Tabii ki, bununla da yetinmedim. Sırada “sirsasana II” (tripod baş duruşu) vardı. Baş duruşunu yapabiliyordum ama tripod varyasyonunda zorlanıyordum. Kafamın tepesi acıyordu. Matım çok inceydi. Ona da çare buldum. Başımın altına havlu yerleştirip matımı kalınlaştırıyordum. İnanır mısınız? Bu duruşu da özel dersime gittiğimde yaptım. Orası benim için tılsımlı bir yer galiba.
Baş duruşuna iki bacağımı da göğüs kafesine doğru çekip çıkıyordum. Yani bacakları tek tek fırlatmıyordum. Kontrollü ve karın kaslarımı kullanarak. Ayrıca duvarın yanındaydım ama duvara değmiyordum. Sadece duvarın bana verdiği güveni hissetmek iyi geliyordu. Belki de ortada yapsam olacaktı ama duvar kenarında duvara değmeden denemek daha güvenliydi.
Ve son olarak, “sirsasana II”den “bakasana”ya (karga) geçmeyi denemeye başladım tabii ki duvar kenarında. Oldu. Gerçekten de oldu. İlk başta bacaklarımı tekrar dirseklerime yerleştiğimde başımı kaldırmakta zorlandım ama “bandha”ları (kilit) kullandığımda, oldu.
Tüm bu süreçte ne oldu diye soracak olursanız, her yerim morardı. Özellikle dirseklerimin arkası, triceps (arka kol) kaslarımın olduğu yer. Dirseklerim aşındı. Kafamı defalarca duvara çarptım. Başımın tepesi sızladı. Bedenimi bayağı hırpaladım yani. Tabii ki duruşlara alışana kadar. Alıştıktan sonra o kadar da sorun olmadı. Bedenim gevşedi ve zihnim rahatladı. Bacaklarım duvardan ayrılmaya başladı. Kimi zaman “pincha mayurasana”yı duvar kenarında denerken, gerçekten ayaklarım duvara değmeden duruşa girdim. Ama zihnim bu sefer de “ayaklar duvara” komutuna alışmıştı ya… Panikleyip hemen ayaklarımı duvara yaslıyordum. Halbuki, o an asanayı yapabilmiştim. Olması gerektiği gibi, duvar desteği olmadan, acele etmeden, yumuşak ve rahat bir şekilde… Yok, anladım. Başıma ne gelirse bu zihinden…
Sonuç? Hala çalışıyorum. Sürekli deniyorum. Pes etmiyorum. Yeni yeni asanalar deniyorum. Kol denge duruşlarına odaklanıyorum. Ters duruşların hepsini ardı ardına yapıyorum. Amacım ne mi? Bir gün desteksiz ve duvardan uzak bir şekilde, kol ve ön kol duruşunda matın ortasında durabilmek… Baş duruşunda oldu. Neden “adho mukha vrksasana” ve “pincha mayurasana”da olmasın?