Tag Archives: safra kesesi

safra kesesi

Standard

Yin yoga derslerinin olmazsa olmazıdır öğrencilere meridyenler ile ilgili bilgi vermek… Her derste olduğu gibi geçen haftaki grup dersinde de öğrenciler duruşlar içinde beklerken yin yoga, meridyenler ve duygular hakkında bilgi veriyordum. Safra kesesi meridyenine denk gelen bir “asana”yı (duruş) yaparken öğrencilerden bir tanesi safra kesesi ameliyatı olduğunu ve bu organını aldırdığını söyledi ve bana bir soru yöneltti: “Peki şimdi ben bu duruşu yaparken hiçbir şey hissetmeyecek miyim? Yani sizin o bahsettiğiniz duygular bende oluşmayacak mı? Ya da ne hissetmeliyim?” O an öğrenciye verecek bir cevabım yoktu. Çünkü bu konuda hiçbir fikrim yoktu ve konu hakkında bilgim yoksa o konuda konuşmamayı tercih ediyordum. Öğrenciye, “bu konuda hiç bilgim yok. Yanlış bilgi de vermek istemiyorum. Ben bu konuyu araştırayım ve öteki dersimizde sizleri bilgilendireyim” dedim.

20130412_125946

Eve gelir gelmez ilk işim evdeki kitaplarımı incelemek oldu. Bu konu hakkında bilgi bulamayınca internette araştırmaya başladım. Ve ne göreyim? Birçok öğretmen derslerinde böyle bir sorunla karşılaşıyormuş.

Bedenimizde herhangi bir organı ameliyat ile aldırmış olsak bile o organın enerjisi yok olmuyormuş. Biz o organının enerjisini hissetmeye devam ediyormuşuz. Safra kesesi, cesaretimizin doğduğu bir organ. Hareket ve akış ile ilgili olan tahta elementiyle özdeş. Tahta elementinin enerjisi belirginlik ve netlik ile alakalı. Bu yüzden bu enerji dengede olduğunda, fırsatları daha iyi görebiliyor ve harekete geçebiliyoruz.

Safra kesesi ile karaciğer kardeş organlar. Safra kesesi “yang” bir organken karaciğer “yin” bir organ. “Yang” organlar sindirim ve besin maddelerinin bedende taşınması görevini yerine getirirler. “Yin” organlar ise temel maddelerin üretiminden, düzenlenmesinden ve muhafaza edilmesinden sorumludur. Safra kesesi, safra üretip salgılarken karar verme ve plan yapma yeteneğimizi de kontrol ediyor. Enerjileri kontrol ederek rüyalarımızı etkiler. Duygusal olarak ise, safra kesesi hayattan aldığımız zevk, ilham, kararlılık, cesaret ve aldığınız kararları uygulamak ile ilgili. Eğer, hayattan zevk alamıyorsak, karar vermede zorlanıyorsak ya da kararsızlık çekiyorsak, safra kesesi enerjimizde sorun var demektir. Safra kesesi enerjimiz düzenliyse, mutlu, sağlıklı, kararlı ve tutkulu oluruz.

Organların duyguları açısından ele aldığımızda karaciğer ve safra kesesinin duygusu öfke. Eğer öfke duyuyorsanız ve bunu içinizde tutup dışarıya hiç belli etmiyorsanız, zaman içinde karaciğer ve safra kesesi meridyeninizde sorun yaşamamaya başlayabilirsiniz. Stres altındaysanız ve bir de kötü besleniyorsanız yine bu meridyenin dengesini bozabilirsiniz. Denge bozulduğunda da, öfke ortaya çıkar ve bedeninizde gözle görülür etkiler oluşur. Mesela gözleriniz ve yüzünüz kızarabilir, aniden öfkelenebilirsiniz, kulaklarınız çınlayabilir, başınız migren ağrısı yoğunluğunda ağrıyabilir ve sinirli olabilirsiniz.

Ayrıca, safra kesesi uykumuzun kalitesine de etkileyen bir organdır. Eğer bu organda sorun varsa, gece yarısı ya da sabah erken aniden uyanabilir ve yeniden uykuya dalamayız.

Yin yoga, meridyen, akapunktur ve Çin tıbbına göre, safra kesesi ameliyat ile alınsa bile yine de safra kesesi enerjisini hissetmeye devam ediyoruz. Safra kesesine zararlı olan yağlı ve baharatlı yemekler yemeğe devam edersek ve beslenme şeklimizi değiştirmezsek, safra kesesinin sıcaklığını hissetmeye devam edebiliyoruz. Safra kesemiz alındığında, görevlerini yerine getiremeyeceği için bedenimizde safra kesesinin eksikliğini hissedebiliyoruz. Her şeye rağmen, bu meridyene akupunktur yaptırmaya devam edebiliyoruz ve sanki safra kesemiz alınmamış gibi akupunktur tedavisinin faydasını görebiliyoruz.

Araştırdıklarımdan anladığım kadarıyla herhangi bir organımız alınsa bile onun bedenimizde yarattığı duygu ve etkiler devam ediyordu. Belki biraz daha az hissediyorduk ama enerji yok olan bir şey değildi. O yüzden organların ve meridyenlerin enerjisi baki kalıyordu.

Bir daha yin yoga yaptığımızda ve meridyenlere odaklandığımızda organımız ameliyat ile alınmış olsa bile gözlerimizi kapatıp ne hissettiğimizi fark etmeye çalışmaya ne dersiniz? Gözleri kapatıp o an içinizden gülmek geliyorsa gülmeye, ağlamak geliyorsa ağlamaya, bağırmak geliyorsa bağırmaya, söylenmek geliyorsa söylenmeye, öfkelenmek geliyorsa öfkenizi dile getirmeye ne dersiniz? İçimizde tuttuğumuzda neler olacağını hep beraber öğrendik. O halde içimizde tutmak yerine ifade etmeye ne dersiniz?

 

 

Reklamlar

gerçekten değerli misin?

Standard

Hayat çoğu zaman tesadüflerle dolu. Peki ya tesadüf diye adlandırdığımız şey aslında tesadüf değil de “olması gereken şeylerin olması gerektiği zamanda olması” ise? Yine bilmece gibi oldu. Baştan alsam iyi olacak galiba…

20130412_130012

Geçen hafta özel dersime gittiğimde her zaman çalıştığımız salonda spor kıyafetli bir kişi vardı. Ben üzerinde fazla durmadım çünkü öğrenciyle yoga çalıştığımız o salon, tüm çalışanların boş zamanlarını değerlendirebileceği bir konferans salonu ve dinlenme odası idi. O sırada öğrencim salona geldi ve beni salonda bekleyen kişi ile tanıştırdı. Meğer o kişi de yoga dersimize katılacakmış. Yabancı uyruklu bir kişi olduğu için o gün dersi İngilizce vermem gerekiyordu. Uzun zamandır da İngilizce ders vermemiştim. Daha önce de bu konuda yazılar yazmıştım. Bir süre yabancı dilde ders vermeyince pratiğinizi kaybediyorsunuz. Kimi zaman “el ne demek, ayak parmağı nasıl denirdi, peki ya el bileği İngilizce nasıl ifade edilirdi” gibi basit şeyleri bile dillendiremiyorsunuz. Tutuk başladığınız derste sonradan dil çözülüyordu ve daha kolay ifade etmeye başlıyordunuz.

Yeni gelen kişi daha önce hiç yoga dersine katılmadığı için ilk başlayanların da yapabileceği bir ders yapmayı planladım. Öne eğilme ve kalça açıcı bir ders o gün için biçilmez kaftandı. Zirve duruşunu “hanumanasana” (maymun duruşu) olarak seçmiştim. Aslında çok zor bir “asana” (duruş) idi. Ancak yıllardır birlikte çalıştığım öğrenciyi de mutsuz etmek istememiştim. Sonuçta yoga bir yolculuktu. Zirveye tırmanana kadar yaptıklarımız da önemliydi. Zirve duruşunu tamamıyla yapmak ya da yapmamak o kadar da önemli değildi. Yolculuktan zevk almak önemliydi.

Zirve duruşu için bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını, bacakların içindeki kasık kaslarını ve kalça fleksör kaslarını esnetmek gerekiyordu. Dersin ilk yarısında tüm bu kasları esnetmek için “asana”lar yaptık ve zirve duruşunu denedik. Eski öğrenci bu duruşu çok güzel ve tam anlamıyla yapabiliyordu. Yeni gelen kişi ise kardiovasküler çalışmalara ağırlık veren birisi olduğu için bu duruşta biraz zorlandı ama ilk yoga dersi olmasına rağmen oldukça esnekti ve “hanumasana”dan da çok uzak değildi. Bu kişi yıllardır yoga yapıyor olsaydı nasıl esnek bir bedeni olurdu diye düşünmeden kendimi alamadım.

Zirve duruşu ardından bedeni dengelemek için birkaç duruş yaptık ve sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi bitirdik. “Savasana” öncesi burguda bedeni ve sinir sistemini sakinleştirirken eski öğrenci, yeni katılan kişinin safra kesesinde taş olduğunu söyledi. Genelde böyledir ya… Yoga dersi biter ve öğrencilerin ne gibi rahatsızlıkları olduğunu siz ancak ders bitiminde öğrenirsiniz. O gün safra kesesini zorlayacak bir duruş yapmamıştık. Öğrenciler burguda bedenlerini sakinleştirirken, safra kesesinde neden taş olabileceğini ve bu genç yaşta bu kişinin neden böyle bir rahatsızlıktan muzdarip olduğunu düşünmeye başladım.

Yin yogaya (dişil enerjinin etkili olduğu derin bağ dokularına kadar esneten yoga türü) göre safra kesesi kalçayı dışa döndüren kasları esnettiğimizde etkileniyordu. Bir de yan karın kasları (oblikler) çalıştırıldığında… O halde kalça açıcılarla yani “svadisthana” (sakral) çakra ve burgularla yani “manipura” (karın) çakrası ile ilgiliydi. “Svadisthana” çakra, kendini kabul etmek, kendini sevmek ve böylece daha yaratıcı olabilmekle alakalıydı. Bu çakra düzgün çalışmazsa kıskançlık, nefret ve öfke gibi olumsuz duygulara yol açabilirdi. Zaten yin yogada da bu bölgenin olumsuz duygusu “öfke” idi. “Manipura çakra” ise kendine güven, kararlılık ve azim ile ilişkiliydi; bir işe başlama ve onu bitirme gücü ve azmi ile ilgiliydi. Bu çakra içindeki mücevheri parlatabilmek ve irade ile alakalıydı. Ben bunları içimden düşünmüyor dışımdan da seslendiriyordum. Derken kendimi yeni katılan kişiye soru sorarken buldum: “Kendini olduğun gibi tüm olumlu ve olumsuz yanlarınla seviyor musun? Peki ya kendini değerli görüyor musun? Kendine değer vermeyi unutup, kendini tamamıyla unutup, başkaları için mi yaşıyorsun? Başkaları hayatında senden daha çok mu önem taşıyor? Peki sen neredesin?”

Eski öğrencim bu soruları sorduğum sırada tam da doğru bir noktaya değindiğimi söyledi. Meğer yeni katılan kişi kendine değer vermeyip hep başkalarına önem veren bir kişiymiş. Peki bu durumda ne yapmalıydı? Kendini iyi hissettirecek şeyler… Kendini mutlu edecek şeyler… Öncelikle biraz yaratıcı olmak gerekirdi. “Blog yaz. Resim yap. Fotoğraf çek. Heykel yap. Mozaik yap. Ama yaratıcılık gerektiren ve gerçekten yaratabildiğini gösterecek bir şeyler yap.” Peki sonra? “Fark et. Başladığın işleri bitirebiliyor musun yoksa yarım mı bırakıyorsun? Gerçekten de içinde güç ve azim var mı? Kendin için neler yapıyorsun? Gerçekten mutlu musun? Gerçekten içinde bir mücevher taşıdığını ve o mücevherin parladığını hissedebiliyor musun?” O kişinin o günkü derse gelmesi bir tesadüf müydü yoksa hayatında yeni bir sayfa açmaya hazır olduğu için miydi? Sizce hangisi?