Tag Archives: phalakasana

yeniden ayağa kalkmak

Standard

Hayatta en çok neden korkarız? Eğer çocuksak hiçbir şeyden korkmayız. Düşmek kalkmak, tekrar düşmek bizim için hiç sorun değildir eğer çocuksak. Eğer yetişkinsek düşmekten korkarız. En azından yetişkinlerin çoğu… Bu düşme korkusu da ters duruşları çalıştığımız yoga derslerinde önümüzde bir engeldir.

2013-05-18 14.18.39

Geçen hafta özel gruplardan biriyle ters duruş çalışmak istemiştim. Birkaç aydır birlikte çalıştığımız halde grup ters duruşlardan hep kaçınıyordum. “Bugün ters bir duruş çalışalım” dediğimde “bugün ters duruş çalışmasak da karın çalışsak” ya da “ters duruş çalışmasak da sırt çalışsak” ya da “ters duruş yerine göğüs kafesini esnetsek” gibi isteklerle karşılaşıyordum. Geçen hafta kararım karardı. Derste ters duruş çalışacaktık. Hem de “salamba sirsasana” (destekli baş duruşu) deneyecektik.

Başlangıç meditasyonu sonrasında bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıttık. Kolları ve omuz kuşağını güçlendirmek için “phalakasana” (sopa duruşu) varyasyonları, “chaturanga dandasana” (şınav), “ardha salamba sirsasana” (yunus duruşu) ve dirseklerin üzerinde sopa duruşu yaptık. “Utkatasana” (sandalye), “viparita karani” (bacaklar 90 derece havada), “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi), “navasana” (sandal duruşu) varyasyonları ile karın kaslarını güçlendirdik.

Sıra zirve duruşuna geldiğinde hem “salamba sirsasana”yı hem de “tripod sirsasana”yı (tripod baş duruşu) gösterdim. Öğrencilere iki seçenek vermek doğru mu diye düşünenler olabilir. Öğrencilerden bazısı başlarının üzerinde durduklarında boyunlarını zedeleyeceklerinden korkuyorlardı. Neden böyle bir fikre kapılmışlardı? Hiç bilmiyorum. Ne yazık ki korkularımızın nedenini bir türlü bilemeyiz. Bilseydik zaten korkularımızın üzerine gider ve onları yenmeye çalışırdık. Bu nedenle tripod baş duruşunu da seçenek olarak göstererek sadece başın üzerinde değil kolların da yardımıyla bu duruşu deneyerek kendilerini biraz daha huzurlu hissetmelerini istedim. Öğrencilerden bir kısmı yanlarında durmamı ve onlara destek olmamı istedi. Matlarının üzerinde duvar desteği olmadan sadece benim yardımımla baş duruşunu denediler. Bazı öğrenciler ise kendilerini duvar kenarında daha huzurlu hissedeceklerini söyleyip duvar kenarında duruşu deneyimlediler. Dersin sonunda öğrenciler baş duruşundan korktuklarını söyleyerek bu duruşu üst üste birkaç ders boyunca çalışmak istediklerini söylediler.

Bir sonraki derste yine bedeni iyice hazırladıktan sonra baş duruşunu denedik. İkinci deneme ilkine kıyasla çok daha iyiydi. Duvar kenarına giden öğrenciler kalçalarını duvara dayayarak bacaklarını kaldırmayı denediler. Bedenlerini duvara yaslayarak baş duruşunda dururken bu duruşu nasıl yaptıklarına hayret ederek korkularını tetikleyip strese neden olmuşlardı. Stres olduklarında adrenalin seviyesi yükseliyor ve sempatik sinir sistemi devreye giriyordu. Aslında yoga derslerinde genellikle istediğimiz “kaç ya da kavga et” modu yerine zihni en zor duruşlarda bile sakin tutabilmekti. Baş duruşunu yaptıklarını hissettiklerinde korku ile duruştan kaçmak istiyorlardı. Tek yapmamız gereken duruşu sık sık deneyimleyerek korkuların üzerine gitmek ve bu duruşu çok kolay bir duruşmuşçasına yapmaktı. Bu da zihnimizi kontrol edip sinir sistemini sakinleştirerek olacaktı. Her şeyin başı zihni sakin tutabilmekti. İster meditasyon oturuşunda olalım istersek de baş duruşu ya da kol duruşu yapalım; amacımız zihni sakinleştirip beden, zihin ve nefes uyumunu sağlamaktı. Böylece düşsek de yeniden kalkabilecektik. Nasıl ki çocuklar düşmekten korkmazlar ve düşme korkusunu biz yetişkinler çocuklara aşılarız; ters duruşları deneye deneye yetişkin olarak bizler “çocuklar gibi” düşmekten korkmayacak ve düştüğümüzde tekrar ayağa kalkmayı öğrenecektik.

Reklamlar

her zaman her yerde

Standard

Yoga her zaman her yerde diye boşuna söylemiyorlar galiba… Yeter ki yoga yapmak isteyelim. Yoga yapmaya niyetlendikten sonra küçücük bir oda ile yemyeşil bir orman ya da masmavi sahil şeridi arasında bir fark yok. Yoga her zaman her yerde…

2009-2010 tum fotolar 309

Geçenlerde özel derse gittiğimde her zaman çalıştığımız toplantı salonu doluydu. O nedenle biz de squash oynanan bir salonda çalışacaktık. Salon iyiydi, kocamandı, yerler parkeydi ama tek bir sorun vardı. Çok soğuktu. Soğukta ise kaslarımızın ısınması uzun sürebilirdi ve belki de rahat hareket edemeyebilirdik. Bir de üşütme tehlikesi vardı. Ne yapabiliriz derken birden aklımıza soyunma odasında çalışmak geldi.

Soyunma odası dediğimizde aklınıza kocaman bir oda gelmesin. İnce uzun, iki tarafında dolaplar ve ortasında da oturmak için sıralar bulunan bir oda düşünün. Biz de ancak duş ve tuvalet kısmına geçilen kapının önünde yoga yapma şansını elde ettik. “Aman canım orada da yoga yapılır mı? O gün yapmasaydın keşke” dediğinizi duyabiliyorum. Yapmaya karar verdik. Her şey bir değişik deneyimdi ve bizim gelişmemiz ve büyümemiz içindi. Belki bugünkü çalışmamızdan da yeni bir şeyler öğrenecektik.

O gün karın kaslarına odaklanmıştık. “Phalakasana” (sopa duruşu), “phalakasana” varyasyonları, “utkatasana” (sandalye duruşu), “navasana” (sandal) varyasyonları çalışırken öğrenci aslında çok yorgun ve bitkin olduğunu ve bu derse devam edemeyeceğini söyledi. Biraz yavaşlamak istiyordu. Dersin yarısı geçmişti bile. Neredeyse zirve duruşuna yaklaşmıştık ama bedeni zorlamak gereksizdi. Demek ki bugün de böyleydi. Ben de dersi biraz ağırlaştırıp “yin” (dişil enerji) havasına sokarak öğrenciyi esnetmeye başladım. “Butterfly” (kelebek), “caterpillar” (tırtıl), “sleeping swan” (uyuyan kuğu) ve “dragonfly” (helikopter böceği) bacakların arkasındaki, içindeki ve yanlarındaki kasları esnettik. Tüm bu duruşlardan sonra sırt üstü yatıp “twisted roots” (dönmüş kökler) burgusu ile omurgayı ve bedeni rahatlattık. Uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi bitirdik. O arada soyunma odasına girenler çıkanlar, yandaki ağırlık çalışılan salondan yüksek sesli bir müzik, salonda bağırarak konuşan insanlar, soyunma odasına giren çıkanlardan bize laf atanlar… Hiçbir şey dikkatimizi ve konsantrasyonumuzu bozmuyordu. Ne derlerse desinler. O gün günlerden “yoga”ydı ve her zaman her yer “yoga”ydı.

“Savasana” sonrasında dersi bitirirken neye niyet neye kısmet diye düşündüm. Karın kaslarını güçlendirmek üzere derse başlamış, bedeni esneterek dersi bitirmiştik. Küçücük ve dar bir alanda çalışmıştık. Dışardan bedeni ve zihni rahatsız edecek bir sürü etki olduğu halde biz yine de anda kalmıştık. Beden, zihin ve ruh birliğini ve bütünlüğünü hep korumuştuk. Dikkatimiz ve konsantrasyonumuzu kaybetmemiştik.

Bir sonraki derse gittiğimde de toplantı salonu doluydu. Bu defa değişik bir ortam deneyelim dedik ve öğrencinin odasında çalıştık. Yine oda dersen kocaman bir odadan bahsetmiyoruz. Ancak bir matın sığacağı ve ayağı geriye doğru açarken bile bir yerlere çarpabileceğimiz kadar küçük bir ortamdan bahsediyoruz. O gün de karın kaslarını çalışmaya devam etmiştik. Zirve duruşumuz da “bakasana” (karga duruşu) idi. Öğrenci ile daha önce “bakasana” konusunda kötü bir deneyimimiz olmuştu. Öne doğru düştükten sonra bu duruşa karşı bir isteksizlik gelişmişti. Bir süre çalışmamıştık. Ama kaçarak olmazdı. Korkuların üzerine gitmek gerekirdi. Hayatta da böyle değil miydi? Vazgeçip gitmek olur muydu? Tekrar tekrar denemek gerekirdi. Denedikçe belki beden ve zihin kabullenirdi ve belki de o bize çok uzak gelen şey bize birden yakın gelmeye başlardı. O yüzden başın altına “bolster” koyarak denemelere başladık. Yavaş yavaş, adım adım, hiç acele etmeden… Kontrolü kaybetmeden… Ve o gün o odada inanılmaz bir şey oldu. Ögrenci “bakasana”ya geçerken çok sakin, konsantrasyonu kaybetmeden, beden-zihin-ruh (nefes) bir arada tutarak, sanki çok kolay bir duruşu yaparmışçasına sakin “bakasana” denedi. Ve oldu…. Evet, harika bir “bakasana” yaptı. Bir-iki-üç nefes… İlk deneme için yeterli. Zamanla gelişecek ve rahatlayacak. Bir kez daha denemek istedi ve denedi… Ve yine oldu. Acele etmediği, kontrollü davrandığı, adım adım ilerlediği için…

Zirve duruşundan sonra bedeni dengeleyip rahatlatırken içeri birileri geldi. Laf atanlar ve bu şekilde dikkatimizi dağıtmaya çalışanlar… Hep olur, her yerde olur… Dağılmadık. Beden, zihin ve nefes birliğimizi ve bütünlüğümüzü koruduk. İşte bu “yoga”ydı. Beden, nefes, zihin bir ve bütün… “An”da kalmak, “an”ı yaşamak, sadece kendinle ilgilenmek, kendine bakmak…

Yoga her zaman her yerde… Kuş sesleri içinde yemyeşil bir orman, masmavi bir gökyüzü altında dalga sesleriyle oturduğumuz bir sahil şeridi… Ya da küçücük bir oda, sadece yoga matı ve bedenim, zihnim ve ruhum… Arada hiçbir fark yok. Kalabalık bir şehir ile dağların tepesinde bir inziva… Arada hiçbir fark yok. Tek fark biz bedenen, zihnen ve ruhen bir ve bütün müyüz? Eğer öyleysek, her yer her an bize yoga zaten…

kararlılıkla devam!

Standard

Uzun bir süredir yoga dersleri verdiğinizde sanki hep aynı “asana”lar (duruş) arasında dolanıp durduğunuzu fark ettiniz mi? Nedense belli “asana”ları severiz ya da onlara çok alışmışızdır ve başka “asana”ları çalışmak aklımızın ucundan bile geçmez. Derken bir gün bu döngüyü fark edersiniz ve bir değişiklik isterseniz. Ve işte o an değişimin ve gelişimin başladığı andır.

Photo

Bende bu değişiklik özel öğrencimle çalışırken oldu. Öğrencinin zorlandığı bir “asana”yı çalışırken öğrenci, “neden bu asanayı bir ay boyunca denemiyoruz? Belki bu sayede bedenim ve zihnim bu asanayı kabullenecek ve belki de bu asanayı yapabileceğim. Bir ay boyunca çalışalım. Görelim bakalım ne olacak” dedi. Ben de kabul ettim. Deneyelim bakalım. Ve serüvenimiz böyle başladı.

 

Bir ay sonunda gerçekten de “asana” için gerekli olan bölgelerin esnediğini ve güçlendiğini ve o “asana”nın artık bize o kadar uzak olmadığını görmüştük. Artık kararımızı vermiştik. Yeni bir yıl ve yeni deneyimler… Evet, bundan sonra her ay belli bir “asana”ya yoğunlaşacak ve bir ay sonunda değişimi gözlemleyecektik. Aynı şeyi grup derslerinde de deneyimlemeye karar verdim.

 

Nedense tüm öğrenciler daima karın bölgesine odaklanmak istiyor. Belki sırf karın kaslarını geliştirmek, daha iyi bir “postüre” (duruşa) sahip olmak, omurgayı güçlendirmek ve düz bir karna sahip olmak gibi fiziksel bir amaçla… Belki de karın bölgesinin enerjileri yüzünden. Güçlü bir karın, hayatta güçlü bir duruş demek. Güçlü bir karın hayatta başladığımız işleri başarma gücü, azmi ve kararlılığı demek… Amaçları ne olursa olsun derslerde öğrencilere ne yapmak istediklerini sorduğumda çoğunluk karın çalışmak istediklerini söylüyor. Yani uzun lafın kısası bu ay karın odaklı bir aydı.

 

Gerek özel derslerde gerekse grup derslerinde karın odaklı bir ay geçirdik. Haftada iki dersin bir tanesi ana karın kaslarını güçlendirmeye diğerini de yan karın kaslarını çalıştırmaya ayırdık. Ana karın kaslarını çalıştırdığımız derslerde zirve duruşu “chaturanga dandasana” (alçak şınav) ya da “bakasana” (karga duruşu) ya da ikisi birden oluyordu. Yan karın kaslarını çalıştırdığımızda ise zirve duruşu “parsva bakasana”ydı (yan karga). Grup derslerinde eski öğrenciler çoğunlukta olduğunda bu duruşlar sorun olmuyordu ancak derse yeni öğrenciler geldiğinde onları da mutlu etmek gerekiyordu. Onlara uyarladığımız zirve duruşları “parivrrta surya yantrasana” (pusula duruşu) — ki laf aramızda bu da o kadar kolay bir duruş değildi — ve “uttana padasana” (bacakları 90 derece havaya kaldırmak) oluyordu.

 

Zirveye hazırlanmak için ise ders boyunca “vinyasa”lar (akış) arası “phalakasana” (sopa duruşu), “vasisthasana” (yan sopa duruşu/Bilge Vasistha duruşu), “navasana” (sandal) varyasyonları, “halasana-navasana” (saban-sandal akışı), “supta konasana”da (yerde açı duruşu) geriye yuvarlanıp kalça üzerine kalkıp oturmak, “utkatasana” (sandalye), “parivrtta utkatasana” (sandalyede burgu), “parivrtta trikonasana” (üçgende burgu), “parivrtta ashwa sanchalanasana” (yüksek hamlede burgu), “parivrtta anjaneyasana” (alçak hamlede burgu), “parivrtta parsvakonasana” (yan açıda burgu), “parivrtta ardha chandrasana” (dönmüş yarım ay duruşu), “parivrtta utthita hasta padangusthasana” (el ayak parmağına uzanmış duruşta burgu), “uttana padasana” (bacaklar 90 derecede) bacakları kademe kademe aşağı indirip kaldırmak, “phalakasana-adho mukha svanasana” (sopa-aşağı bakan köpek) akışı, “eka pada phalakasana-eka pada adho mukha svanasana” (tek bacak havada sopa-aşağı bakan köpek akışı) yapıyorduk.

 

Dört ayak üzerinde denge, ters kol ters bacak havada, ters kol ters bacak karında birbirine yaklaştırma, sopada bir bacağı aynı taraftaki dirseğe yaklaştırma ve geriye açma, sopada bir bacağı karna yaklaştırma ve geriye açma, sopada bir bacağı ters dirseğe yaklaştırma gibi çalışmalar da cabası.

 

Sıra zirve duruşuna geldiğinde “phalakasana”dan “chaturanga dandasana”ya iniyorduk. Bu duruştan sonra da isteyenler “bakasana” deniyordu. Tabii ki bu ana karın kaslarını çalıştığımız günlerde böyleydi. Yan karın kaslarını çalıştığımızda bedeni güçlendirip hazırladıktan sonra “parsva bakasana” deniyorduk.

 

İnanır mısınız? İlk günlerde sopa duruşunda zorlanan öğrenciler bile ayın sonuna doğru güçlenmiş ve artık eskisi gibi zorlanmıyorlardı. Kimi öğrenciler güçlendiklerini hissederek korkularını bir kenara bırakıp zirve duruşlarını denedi. Kimi öğrenci karnının ne kadar güçlendiğini gözlemledi. Daha önceden zor ve imkânsız olarak nitelendirdiği kimi duruşu denedi. Zirve duruşunu deneyimleyemediyse bile…

 

Yeni yıl, yeni deneyimler… Zor ve imkânsız diye bir şey yok… İnanmak ve çok çalışmak var… Bu yeni ay bize neler getirecek göreceğiz? Yeni ayda yeni hedefler ve bu hedeflere doğru yol almak gerek… Ancak hedefi bir saplantı haline getirmemek ve o hedefe doğru yolculuğun tadını çıkarmak… Zaten yolculuğun keyfini çıkardığımızda ve “an”ı yaşadığımızda o hedef bize her zamankinden daha yakın!

 

iletişim içinde olmak

Standard

O gün derse gittiğimde öğrenciler rehavet içindeydi. Yılbaşı gecesinin yorgunluğunu ve ardından gelen üç günlük tatilin yarattığı rehaveti üzerlerinden atamamışlardı. Bu yorgunluk ve rehaveti üzerimizden atmak için aklımda geriye eğilme odaklı bir ders yapmak vardı. Ama her zamanki gibi evdeki hesap çarşıya uymadı. Derse ilk gelen öğrenci sırt odaklı bir ders yapıp yapamayacağımızı sordu. Neden olmasın? Tabii ki yapabilirdik. Hatta sırt odaklı çalıştığımız için zirve duruşunu da geriye eğilmeler arasından seçebilirdik.

2009-2010 tum fotolar 006

Başlangıç meditasyonu sonrasında dört ayak üzerinde denge çalışmaları ile sırt kaslarına odaklanmaya başlamıştık. “Uttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu), “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ve “iğneden iplik burgusu” sonrasında bir “vinyasa” (akış) ile ayağa kalkmıştık. Ayakta “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle biraz ısındıktan sonra “hasta tadasana” (dağ duruşunda kolları yukarı uzatma) ve “ardha uttanasana” (ayakta yarım öne eğilme) arasında nefeslerle birlikte aktık. Sırt kaslarını güçlendirmeye “utkatasana” (sandalye) ve “kayakçı duruşu” ile devam ettik.

O anda sınıftaki katılımcı sayısına baktım; bir de sınıftaki bloklara… Yeterli sayıda bloğumuz vardı. Genellikle derslere daha çok öğrenci katıldığı için bloklar yetersiz kalıyordu ve bir türlü blok ile çalışamıyorduk. Öğrenciler “surya namaskara” akışıyla devam ederken herkesin yanına birer blok bıraktım. O günkü zirve duruşu “chaturanga dandasana” (alçak şınav) olacaktı. Önce bloklarla deneyecektik, sonra bloksuz… En son da “phalakasana” (sopa duruşu) ve “chaturanga dandasana” arasında nefeslerle akmayı deneyecektik.

Zirve duruşunda değişiklik yaptıktan sonra o duruş için bedenleri hazırlamaya başladım. “Surya namaskara” serileri arasında “phalakasana”da (sopa duruşu) beş nefes beklemek, “phalakasana” ve “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek) arasında nefesle birlikte akmak, “adho mukha svanasana”da dirsekleri bükerek göğüs kafesini yere yaklaştırmaya çalışmak, dirseklerin üzerinde sopa duruşu, dirseklerin üzerinde sopa duruşundan “ardha salamba sirsasana”ya (yunus duruşu) geçmek ve “ardha salamba sirsasana”da beş nefes beklemek…

Artık beden zirve duruşuna hazırdı. Blokları “sternum” kemiğinin (iman tahtası adı verilen kemik) altına yerleştirdikten sonra dirsekleri bedene yapıştırıp ellerin üzerinde yükseldik. Bacak kasları, kalça ve ayakları da çok güçlü bir şekilde kullanıyorduk. Ve blok üzerinde “chaturanga dandasana”yı herkes kolaylıkla yapmıştı.

Duruşu biraz zorlaştıracaktık. Bloksuz “chaturanga dandasana” deneyecektik. Blok kullandığımızda bedenin ağırlığını bloğa yükleyip o duruşta daha kolay kalabiliyorduk ama bloksuz olduğumuzda bedenimizi yerçekimine karşı havada tutmaya çalışıyorduk. Kimi zaman kalça çok yukarda kalıyordu, kimi zaman göğüs kafesi yere çok yaklaşıyordu, kimi zaman dirsekler yanlara doğru açılıyordu ve “chaturanga dandasana” tam olarak yapılamıyordu.

O gün öğrencilerin birçoğu “chaturanga dandasana”yı iyi yapabilmişti. Sırada “phalakasana-chaturanga dandasana” arasında bir akış vardı. “Phalakasana”dan “chaturanga dandasana”ya inmek kolaydı. Yerçekimi bize destek oluyordu. Ancak “chaturanga dandasana”dan “phalakasana”ya yükselmek zordu. Burada yerçekimine karşı hareket etmeye çalışıyorduk. Bir-iki… Üç çıkar mı? Kimileri üçü çıkardı. Kimileri ikide pes etti. Kimileri hiç denemedi.

“Balasana” (çocuk duruşu) dinlendikten sonra “dandasana” (asa duruşu) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile bedeni dengeledik. Sırt üstü yattığımızda aklıma bir şey daha geldi. Sırt çalışmamızı “setu bandhasana” (yarım köprü) ile tamamlamak istemiştim. Göğüs kafesini iyice açmak ve esnetmek… Sırtı güçlendirmek… “Setu bandhasana”yı bacakların arasına blok alıp bacakları yana açmadan denedik. Bazı öğrenciler “urdhva dhanurasana” (tam köprü) de denemek istemişti. Yine dikkat edeceğimiz nokta dirsekleri ve bacakları yanlara doğru açmamaktı. Sınıfta bu duruşu hakkıyla yapan öğrencilerden birini öne çağırdım ve bacaklarının arasına bloğu alarak dirseklerini ve bacaklarını yanlara açmadan bu duruşu tüm sınıfa gösterdi. Sonra tüm öğrenciler duruşu deneyimledi. Göğüs kafesini yerden kaldıramayan arkadaşlarımıza yardımcı olduk. Ve dersin zirvesini böylece tamamladık.

Bacakları göğse çekip (apanasana) omurgayı rahatlattıktan sonra bedendeki kan akışını terse çevirmek için “salamba sarvangasana-halasana-karnapidasana-salamba sarvangasana-setu bandhasana-matsyasana” (omuz duruşu-saban duruşu-kulak basıncı duruşu-omuz duruşu-yarım köprü-balık) akışını yaptık. Dizleri tekrar göğüs kafesine çektik (apanasana) ve omurgayı rahatlattık. “Jathara parivartanasana” (karından burgu) ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi tamamladık.

Dersin sonunda ne farkettim biliyor musunuz? Derslerde öğrenciler ile iletişim içinde olmak istiyordum. Öğrencilerin isteklerini dinlemek, onları da dersin akışına katmak, çok başarılı yapabildikleri “asana”larda onları örnek öğrenci olarak kullanmak, onları yüreklendirmek… Ve yoga yolculuğunda birlikte gelişmek ve büyümek…

 

karın kasları ve hayat

Standard
Bazen hayatımızda aşağı yukarı benzer olaylarla karşılaşırız. Bu bir tesadüf müdür? Yoksa benzer düşüncelere sahip benzer kişiler ile görüştüğümüz için mi benzer olaylar yaşarız? Ya da bunu günümüzde bu tarz olaylara açıklamak için kullandığımız “çekim yasası” terimiyle açıklamak mümkün müdür?
20140725_101723
Bu hafta yine tesadüflerle dolu bir hafta oldu benim için. Gerek özel gerekse grup derslerimde tüm öğrencilerin ortak bir isteği vardı. Karın kaslarını güçlendirmek. Tesadüf müydü? Yoksa karın bölgesini yöneten duygularda mı bir sorun yaşamaktaydık? Tüm öğrenciler aynı duyguları hissediyor ve o nedenle karın kaslarını güçlendirmeyi istiyor olabilir miydi?
Karın bölgesi ne ile ilişkiliydi? Yoga felsefesine göre, “manipura” (karın) çakrası, göbek deliğinin arkasında bulunmakta ve kelime anlamıyla mücevher, cevher anlamındaydı. Bu çakra, kendine güven, azim ve kararlılıkla ilişkiliydi. “Manipura” çakra, psikolojik durumumuzla yakından ilgiliydi. Psikolojik sorunlar hissettiğimizde, mide ve hazım sorunları yaşayabilirdik. Korktuğumuzda, heyecanlandığımızda ya da stresli olduğumuzda, karnımız ağrıyabilir ya da mide sorunlarıyla karşılaşabilirdik.
Karın çakrası iyi çalıştığında, kişi enerji dolu ve amaçlarını gerçekleştirebilen biri oluyordu. Maymun iştahlı değil, aksine amaçlarını yerine getirebilecek iradeye sahip oluyordu. Bu çakra güçsüz olduğunda, kişi düşüncelerini gerçekleştirme enerjisinden yoksun, hayatın kendine sunduklarından mutlu olmayan ve hayal kırıklığı hisseden öfkeli biri haline gelebiliyordu. Manipura çakra güçsüzse, fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak özümseme ve hazmetme sorunları yaşayabiliyorduk.
Peki neden tüm öğrenciler karın odaklı bir ders istiyordu? Merkezleriyle bağlantılarını kaybetmiş, hayatlarına kararlılık ve azimle devam edemiyor ve hazmetme sorunları yaşıyor olabilirler miydi?
Derslerin başından sonuna kadar karın kaslarını güçlendirmek için çalıştık. “Vinyasa”lara (akış) başlamadan önce dört ayak üzerinde denge çalışmalarıyla karın kaslarını ısıtmıştık. Ayağa kalktıktan sonra “surya namaskara” (güneşe selam) serilerinin arasına “phalakasana” (sopa duruşu) varyasyonları ve “utkatasana” (sandalye) varyasyonları ekleyerek karın kaslarını güçlendirmeye devam etmiştik.
Bedeni iyice ısıttıktan sonra yere oturup “navasana” (sandal duruşu) varyasyonları, “supta konasana” (yerde açı duruşu) varyasyonları yaptık. Zirve duruşuna hazırlık olarak “ardha purvottanasana”da (ters masa) beş nefes beklemiş ve biraz dinlendikten sonra tekrar bu duruşa geçmiştik. Önce sağ bacağı yere paralel hale getirip nefes alıp verirken beş kere yukarı kaldırıp öteki diz hizasına kadar indirmiştik. Zirve duruşumuz ise “purvottanasana” (ters sopa duruşu) idi.
Zirve duruşu sonrasında bedeni “paschimottanasana” (yerde öne eğilme), “parivrtta janu sirsasana” (baş dize duruşunda burgu) ve “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile sonlandırmıştık.
Öğrenciler uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dinlenirken ben de dersin bana neler kattığını düşündüm. Karın kaslarını güçlendirmeyi seviyordum. Her zaman derim: “Güçlü karın, güçlü omurga ve güçlü beden” diye… Karın kaslarımız ne kadar güçlüyse hayattaki duruşumuz da o kadar güçlü olur. Peki sadece bu muydu dersin sonunda hissettiklerim? Bu hafta tüm öğrencilerin karın kaslarını çalışmak istemesi tesadüf müydü yoksa onları karın kaslarını güçlendirmeye sevk eden başka bir neden mi vardı? Acaba öğrencilerin tümü merkezleriyle bağlantılarını mı kaybetmişlerdi ve bu bağlantıyı tekrar kurmaya mı çalışıyorlardı? Ya da öğrenciler içlerindeki “cevher”i mi kaybetmişlerdi yani herkes içindeki gücü unutmuş ya da aslında ne kadar güçlü olduklarının farkında mı değillerdi?
Peki ya kendine güven, azim ve kararlılık? Güven duygusu? Hayata ve çevremize güvenle bakmak? Azimle bir şeyleri başarabilmek? Başladığımız işleri kararlılıkla devam ettirmek ve sonlardırmak? Ya da her şeyden önemlisi, yaşadıklarımızı hazmedemiyor muyduk? Belki sadece biri ya da birkaçı ya da hepsi… Ne olursa olsun, öğrenciler merkezleriyle bağlantılarını kaybetmiş ve bu bağlantıyı tekrar kurmaya ihtiyaç duyuyorlardı. Ne kadar güçlü karın kaslarına sahipsek, hayattaki duruşumuz da o kadar güçlü ve sağlam oluyordu. İşte o yüzden daima merkezimizle, “cevher”imizle bağlantıyı güçlü ve sağlam tutmalıydık. Evet galiba derslerden bana düşen de buydu.

istedikten sonra…

Standard
Yoga stüdyosundaki dersler ile spor tesisindeki yoga dersleri birbirinden biraz farklıdır. Yoga stüdyolarına adımınızı attığınızda huzur ve sükunet hissedersiniz. Herkes elinden geldiğince sessiz olmaya, konuşursa da alçak sesle konuşmaya ve fazla gürültü çıkarmamaya çalışır. Kimi zaman kendinizi parmaklarınızın ucunda yürürken bile bulabilirsiniz. Sakin, sessiz, dingin ve huzurlu bir ortam… Oysa spor tesisleri enerji dolu ve hareketlidir. İçeri girdiğinizde gürültülü bir müzik sizi karşılar ve herkesin acelesi vardır. İnsanlar ya yürüyüş bandında koşuyordur ya da bir grup dersine yetişmeye çalışıyordur. Tıpkı günlük hayatta olduğu gibi… Bir hengame ve koşuşturma… Üstelik yoga stüdyolarındaki dersler ile spor tesislerindeki yoga dersleri arasındaki fark bu kadarla sınırlı değildir. Yoga stüdyoları, sadece yoga derslerine yönelik olduğu için derslerde kullanılabilecek her tür ekipmanı stüdyolarda bulmanız mümkündür. Ne yazık ki spor tesislerinde aynı şey geçerli değildir. Şimdi nereden çıktı bu konu diye düşünebilirsiniz? Geçen haftaki stüdyo ve spor tesisindeki derslerimde yaşadıklarımdan tabii ki… Hemen anlatmaya başlayayım.
2009-2014
Geçen hafta tüm öğrencilerimin ortak isteğiydi karın odaklı bir ders… Spor tesisindeki dersime gittiğimde sınıfa giren her öğrenciye o derste ne çalışmak istediğini sorup kendimce bir anket yapıyordum. En çok tercih edilen asana grubuna odaklanacak ve öğrencilerin istediği yönde bir ders yapacaktım. Sınıfa giren her öğrenci karın çalışmak istediğini söyledi. Genelde öğrenciler karın çalışılan dersleri pek sevmez ve tercih etmezler. Bu istek beni çok şaşırtsa da bir o kadar mutlu etti çünkü karın odaklı dersler benim en sevdiğim derslerdi.
Kafamda hemen zirve duruşu “chaturanga dandasana” (alçak şınav) olan bir ders planladım. Sınıfta ne kadar blok olduğuna baktım. Normalde spor tesisinde blok bulmanız pek mümkün değildir ama benim ders verdiğim spor tesisinde yeterli olmasa da blok bulunmakta. Blokları saydıktan sonra sınıftaki öğrencilere baktım ve blokların yeterli olmadığını görüp bu dersten vazgeçtim. Üstüne üstlük battaniye de kullanmak istiyordum. Maalesef tesiste battaniye de yoktu. Peki zirve duruşu ne olacaktı? Bir önceki derste “bakasana” (karga duruşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) çalışmış hem omuz kuşağını hem de karın kaslarını çalıştırmıştık. Yine bir ters duruş seçmek istemiyordum ama bir an önce de bir asana seçmem gerekiyordu. “Vasisthasana” (yan sopa/Bilge Vasistha duruşu) varyasyonlarını denemeye karar verdim.
Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısıttıktan sonra “phalakasana” (sopa) ve “phalakasana” varyasyonları, “eka pada adho mukha svanasana” (tek bacak havada aşağı bakan köpek), “eka pada phalakasana” (tek bacak havada sopa), “utkatasana” (sandalye) ve “utkatasana” varyasyonları ve yerde karın güçlendirici asanalar ile hem kolları hem de karın kaslarını güçlendirmiş zirve duruşuna hazırlanmıştık.
Zirve duruşunu yapmadan önce “phalakasana”dan “vasisthasana”ya geçmiştik. Beş nefes “vasisthasana”da bekledikten sonra bir “vinyasa” (akış) yapıp tekrar “phalakasana”da kalmıştık. Bu duruşta sağ eli yoga matının ortasına yerleştirip sola doğru döndükten sonra sol ayak ile “vrksasana” (ağaç duruşu) denemiş; eğer bu duruşu yapabildiysek sol bacağı yukarı doğru uzatıp sol el ile ayak baş parmağını yakalamaya çalışmıştık. İşte size zirve duruşu…
Aynı çalışmayı bir “vinyasa” sonrası sol el üzerinde denedikten sonra bedeni “phalakasana” ve “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) dengeleyip “balasana”da (çocuk pozisyonu) dinlenip nefesleri düzenlemiştik.
Birkaç öne eğilme ve burgudan sonra sırt üstü uzanıp “jathara parivartanasana” (karından burgu) ve “apanasana” (bacakları karna çektiğimiz duruş) ile bedeni dinginleştirdikten sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi bitirmiştik.
Spor tesisinde yeterli ekipman olmadığı için planladığım dersi yapamamış planladığıma benzer ama aynı etkiyi vermeyecek bir ders yapmak zorunda kalmıştım.
İki üç gün sonra stüdyodaki dersime gittiğimde de öğrenciler karın odaklı bir ders istediklerini söylediler. İşte şimdi “chaturanga dandasana” deneyebilirdik. Bol bol bloğumuz ve battaniyemiz vardı.
Stüdyoda da spor tesisindeki gibi aynı asanalar ile bedeni ısıttık, kolları ve karın kaslarını güçlendirdik. Spor tesisinden farklı olarak “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsak temizliği) denedik. Bu çalışmanın ilk aşaması, akciğerleri tamamen boşaltıp karın kaslarını iyice içeri çekmekti. Yani “uddiyana bandha”ydı. Amacımız karın kaslarını, kasıktan başlayarak yukarı ve içeri doğru çekmek ve kaburgalara kadar karnı içeri çekip karın kaslarını bir asana yapmadan bile hissetmekti. Tüm ders boyunca asanaları karın kaslarını hiç gevşek bırakmadan hep sıkarak yaptık.
Sıra zirve duruşuna yani “chaturanga dandasana”ya gelmişti. “Chaturanga dandasana”da yere yığılmamak ve gerçek “chaturanga dandasana” hissini yakalayabilmek için her öğrenci ikişer blok kullandı. Bir bloğu “sternum” adı verilen ve “iman tahtası” da denilen göğüs kemiğinin altına ötekisini de kasığın önündeki pubik kemiğin altına yerleştirdik. Omuzları geriye doğru yuvarlayıp kürek kemiklerini kuyruk sokumuna doğru ittirip göğüs kafesini açtık. Sternumdan öne uzar gibi… Baş, omurganın bir uzantısı olarak düz bir şekilde uzuyordu. Çene ne yukarı kalkacaktı ne de göğse doğru yapışacaktı. Boynun arkası düz olmalıydı. Kolları yanlara açmayacak, bedene yapıştıracaktık. Ayak parmaklarının hepsini yere yerleştirecektik. Küçük parmağı bile… İşte size “chaturanga dandasana.”
Tek tek tüm öğrencilerin yanına giderek bloklar ile “chaturanga dandasana”yı hissettirdikten sonra önce pubik kemik altındaki bloğu olduğu yerden çıkardım. Sonra sternum altındaki bloğu çıkardım ve saydım: “Bir, iki, üç, dört, beş. Bırak bedenini yere.”
Sonra herkes bloksuz “chaturanga dandasana” denedi. “Phalakasanada nefes al, nefes verirken, omuzlarını kollarından biraz öne getir, dirseklerini bük, bedenine yapıştır ve kalça ile sırt aynı hizada olacak şekilde yere yaklaş.” Ve huzurlarınızda “chaturanga dandasana.”
Bu kadar karın ve kol çalıştıktan sonra bir başka şey daha denemek istemiştim. Karın kaslarını daha yoğun hissetmek ve karın kaslarını “yakmak” için… Matlardan dışarı çıkıp ayakların ve ellerin altına birer battaniye yerleştirdik ve “adho mukha svanasana”ya geçtik (aşağı bakan köpek). Nefes alırken battaniyeleri kaydırıp “phalakasana”ya (sopa) nefes verirken yine battaniyeleri kaydırıp “adho mukha svanasana”ya geçtik. İki asana arasında beş kez aktıktan sonra “balasana”da (çocuk) dinlendik. Battaniyeler zemini daha kaygan hale getiriyordu. Eğer karın kaslarımızı çok güçlü bir şekilde sıkmazsak, bacaklar ve kollar birbirinden ayrılır ve yüzüstü yere yapışırdık. O yüzden karın kaslarını kullanmak ve sıkmak gerekiyordu. Böylece de “karın gerçek anlamda yanacaktı.”
Stüdyodaki dersi de öne eğilmeler, burgular, öğrencinin tercih ettiği bir ters duruş, yerde burgu ve “savasana” ile tamamladık.
Tekrar yazının başına dönecek olursam… Yoga stüdyosundaki dersler ile spor tesisindeki yoga dersleri birbirinden biraz farklıdır. Sanırım ne demek istediğimi anladınız. Spor tesislerinde, yoga stüdyosunda bulunan ekipmanlar yoktur. O yüzden spor tesisinde kimi zaman doğaçlama kimi zaman önceden planlı dersler yapmaya çalışırsınız. Bazen bir ders planlarsınız, onun için bir ders öncesinden öğrencilere “battaniye getirin” gibi hatırlatmalarda bulunursunuz. Oysa yoga stüdyosunda herşey elinizin altındadır. Spor tesislerinde istediğiniz gibi bir ders yapamayabilirsiniz. Oradaki öğrencilerinizin de değişik asanalar ve çalışmalar yapmasını istersiniz. Onları da geliştirmeyi ve güçlendirmeyi amaçlarsınız ama ne yazık ki elinizde malzeme yoktur. Yaratırsınız. “Trataka kriya” (gözleri mum ışığı gibi sabit bir noktaya dikip zihni arındırma yöntemi) yapmak istersiniz, mum bulamazsınız. Su şişesini sınıfın ortasına koyarsınız ve herkesin su şişesine odaklanmasını söylersiniz. İstedikten sonra, yapamayacağınız şey yoktur. Önemli olan herşeye ulaşabileceğiniz yoga stüdyolarında ders yapmak değildir. Önemli olan dersten bir şeyler öğrenmeye niyetli öğrencilere sahip olmak ve tüm eksiklikler, olanaksızlıklar ve olumsuzluklar içinde dahi elimizden gelenin en iyisini yapmak ve o an verebileceğimiz her şey vermek ve öğretmektir.

tesadüfler

Standard
Hayatta tesadüflere inanır mısınız? Geçen hafta derslerim tesadüflerle doluydu… Bambaşka yerlerde ve değişik gruplara ders verdiğim halde tüm grupların aynı yoga dersini istemesi sizce de tesadüf değil mi? “Uzun zamandır karın güçlendirici bir ders yapmadık öğretmenim? Bu hafta karın güçlendirici bir akış yapmaya ne dersiniz?” Ne diyebilirim ki? En sevdiğim asana grubu…
2009-2010 tum fotolar 719
Tam da bu cümlelerdi geçen haftaki özel ve grup derslerinde duyduğum. Birbirinden farklı, birbirinden ayrı yerlerde verdiğim derslerde aynı istekle karşılaşmak tesadüf değil de nedir? Ve bu talebin aynı hafta içinde gelmesi…
Derslere her zamanki gibi meditasyon ile beden ve zihni rahatlatarak başladık. Meditasyon sonrasında dört ayak üzerine gelip omurgayı “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile hareketlendirirken, o gün karın kaslarına odaklandığımız için “marjaryasana” (kedi duruşu) sırasında karnı iyice içeri çektik. Nefes alırken, “bitilasana”ya (inek duruşu) geçip karın kaslarını rahatlattık. Bu akışı beş kere tekrarladıktan sonra, dört ayak üzerinde omurgayı yuvarlayıp dizleri birkaç santimetre yerden kaldırdık. Yavaş yavaş karın kaslarını güçlendirmeye başlamıştık. O ana kadar zirve duruşuna karar vermemiştim. Aklımda bir iki seçenek vardı. Karın kaslarını güçlendirdiğimiz bu duruşta, zirve duruşuna karar verdim: “Tittibasana” (ateş böceği)… Duruşun Sanskrit ismini hatırlıyordum ama bir türlü Türkçe adını hatırlayamadım. En sonunda: “Bir böcek türü” dedim ve ders sonu “asana”nın Türkçe ismini araştıracağımı söyledim.
“Tittibasana”, bir kol denge duruşuydu. Bu duruş için kalçayı esnetmek, karın kaslarını, kolları ve omuz kuşağını güçlendirmek gerekiyordu.
Her şeyden önce bedeni ısıtmamız lazımdı. Bedeni, “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıtmaya başladık. Güneşe selam serileri arasında “phalakasana”da (sopa duruşu) en az beş nefes bekleyerek kolları, omuzları ve karın kaslarını güçlendirmeye çalışıyorduk. “Surya namaskara” serileri arasına kattığımız diğer karın güçlendirici asanalar “vasisthasana” (Bilge Vasistha duruşu/yan sopa), “chaturanga dandasana” (alçak şınav) ve “phalakasana”nın tek ayaklı varyasyonlarıydı. “Vasisthasana”da nefes alıp verirken bedeni yere yaklaştırıp yukarı ittirerek karın kaslarını daha yoğun hissettik. Kimi zaman “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) ağırlığı öne vererek parmak uçlarında yükselip karın kaslarını iyice içeri çekerek çalıştırdık. Güneşe selam serilerini yaparken, tüm dikkatimizi karın kaslarına vermiştik. Öğrencilere, karın kaslarını kasıklardan başlayarak yukarı doğru yukarıya ve kaburgalara kadar içeri doğru çekmelerini söylemiştim. Böylece karın kaslarını hiç bir asana bile yapmadan hissedebilirlerdi. “Utkatasana” (sandalye duruşu) da ayaktaki karın güçlendirici duruşlardan biriydi. Bu duruşta bir süre sabit bekledikten sonra, ayak parmak uçlarını yerden kaldırarak hem dengemizi sınadık hem de karın kaslarını biraz daha yoğun çalıştırdık. “Tek bacaklı sandalye”de dengemizi sınadığımız bir başka asanaydı.
Sıra yerdeki karın güçlendirici asanalara gelmişti. Bir “surya namaskara” sırasında “adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) öne ellerin dışına zıplayarak “malasana”ya (dua tespihi/çelenk duruşu) geçtik. Bir süre bu duruşta bekledik. Amacımız, kalçaları esnetmekti. Yere oturduktan sonra “paripurna navasana” (sandal) varyasyonlarını yaptık. İki kez “navasana” yapıp beşer nefes bekledikten sonra, “navasana”da karın kaslarını kaburgalara kadar içeri çekip bacakları bedene elimizden geldiğince yaklaştırmaya çalıştık. “Navasana”da nefes alırken kürek kemiklerine kadar yere yaklaşıp nefes verirken “navasana”ya kalktık. “Navasana”dan “halasana”ya (saban) tekrar “navasana”ya kalkmayı denedik. Üç kez… Kimi zaman “navasana”da oturma kemiklerinin üzerine yerleşip dengede kalabildik, kimi zaman öne kimi zaman da geriye yuvarlandık… Sonra “upavistha konasana” (bacaklar ayrık yerde öne eğilme) ile kasık kaslarını esnettikten sonra, bu şekilde omurgayı geriye yuvarlayıp “supta konasana”ya (yerde açı duruşu) geçtik. Bu akışı da üç kere tekrarladık. “Halasana”ya geriye doğru yuvarlanıp “malasana”ya kalktık. “Malasana” ile kasık kaslarını biraz daha esnettik.
Zirve duruşuna çok az kalmıştı. Bu duruştan önce “bakasana” (karga duruşu) ile bedeni kol denge duruşlarına hazırlamak istedim. İsteyenler “bakasana”ya kalkabilir, kendini duruşa hazır hissetmeyenler ayaklarını tek tek yerden kaldırabilir, isteyenler de iki ayak parmak ucunu yerde tutabilirlerdi. Ayak parmak uçlarını yerde tutup bu duruşu denemek bile belli oranda bir kol denge çalışmasıydı. Bedenimiz ve zihnimiz hazır değilse, kendimizi zorlamamızın gereği yoktu. Ve artık sırada “tittibasana” vardı. “Bakasana”dan farklı olarak omuzları ve kolları bacakların içine sokmaya çalıştık. Bu ilk aşamaydı. İsteyen asananın bu aşamasında kalabilirdi. Eğer burada iyi hissediyorsak ve duruşta biraz daha ilerlemek istiyorsak bacakları yana doğru açabilirdik. Ve son aşama ayakları yerden kaldırıp tam duruşu denemekti. Herkes, kendi deneyimini yaşadı.
Sınıfta her iki duruşu da deneyimlemeyenler vardı. Ne “bakasana” ne de “tittibasana”dan mutlu olan öğrenciler vardı. Bedeni bu kadar hazırladıktan sonra bir başka seçenek daha gösterebilirdim. “Bhujapidasana” (kol denge duruşu) ve “eka hasta bhujasana” (tek el kol denge duruşu) da diğer iki seçenekti. Bu kadar çok seçenek göstermemim tek bir sebebi vardı. Herkesin beden yapısı farklıydı. Kiminin omuzları çok esnek, kiminin kalçası… Kiminin ön bacaklarında “kuadriseps” kasları çok gergin olduğu için özellikle “eka hasta bhujasana” onlar için çok zorlayıcıydı. Kuadriseps kaslarına kramp girebiliyordu. Kimilerinin kolları kısa geliyordu ve o yüzden “bhujapidasana” ve “tittibasana” onlara çok zor geliyordu ama “bakasana” onlar için çok daha kolaydı. Derste herkesi az çok memnun etmek istediğim için birçok seçenek sunmuştum.
Zirve duruşundan sonra “dandasana” (asa duruşu) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile omurgayı dengeledikten sonra sırt üstü yatarak “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile bedeni rahatlatıp gevşettik. Sırada “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) vardı.
Yoğun bir ders yaptığımız ve ders boyunca çok yorulduğumuz için o gün “savasana”yı uzun tuttum. Beden ve zihin iyice gevşesin ve dinginleşsin diye… “Savasana” sonrası dersi nasıl bitirdik? “Kol denge duruşları oldukça zorlayıcı duruşlardır. Bu duruşları yapabilmek için koordinasyon ve konsantrasyon gerekmekteydi. Beden ve nefesi birbirine uyumlamak, sabit bir noktaya bakmak ve korkuların üzerine gitmek… Kol denge duruşlarından bahsettiğimizde, korkularda devreye giriyordu. Artık ayaklarımızın üzerinde değil, kollarımızın üzerindeydik. Artık zeminimiz ellerimizdi. O yüzden ellerimizi güçlü bir şekilde yere yerleştirmeli, parmaklarımızı yere geniş bir şekilde yaymalı ve zeminimizi mümkün olduğunca güçlü ve geniş tutmalıydık. Eller ve kollar ayaklar kadar güçlü olmadığı için, korkularla yüzleşmek zorunda kalıyorduk. Karga gibi, ateş böceği gibi uçmak… Bedenin ağırlığını biraz öne, biraz arkaya vererek uçmak… Kanatlanmak… Korkularla yüzleşmek ve korkuların üzerine gitmek…” İşte o günkü dersten bizlere kalan da buydu…

güçlü karın, güçlü duruş

Standard

Bir süredir kendi kendime yoga yapamadığım, yeni asanalar deneyemediğim ve uzun süredir yaptığım asanaları bile yapmakta zorlandığım için kendimi felsefi konulara verdim. Hani her şey bir şey için oluyordu ya. Belki ben uzun bir süredir yogayı asana boyutunda ele almıştım ve çok sevdiğim felsefi boyutundan uzaklaşmıştım. Asana pratiğine ara verdiğim şu sıralarda okumaya ve araştırmaya daha çok zaman ayırabiliyorum. Haliyle derslerimde de felsefi yaklaşımlara daha çok yer vermeye başladım. Geçen haftaki özel ve grup derslerim yine felsefe ağırlıklıydı.

2014-02-07 19.14.27

Derslerde bir süreklilik sağlamaya çalışıyorum. Her ders bedenin farklı bir bölgesine odaklanarak fiziksel olarak farklı bölgeleri çalıştırmak ve güçlendirmek ve felsefi açıdan da o bölgenin duygularını ortaya çıkarmak istiyorum. Bir süredir “kundalini yoga” hakkında kitaplar okuduğum için geçen haftaki derslerim yine “çakra”lar üzerine yoğunlaşmıştı. Önceki derslerimde ilk iki çakraya odaklanmıştık. “Muladhara” (kök) ve “svadisthana” (sakral) çakraları fiziksel olarak güçlendirerek duygusal rahatlama da sağlamaya çalışmıştık. Kabullenmek, güven ve yaratıcılık… Şimdi sıra üçüncü çakraya — “manipura” (karın) çakraya — gelmişti. Karın çakrasının duygusu “kararlılık”tı; gölge duygusuysa “öfke”. Bu ne demekti? Eğer karın çakrası iyi çalışıyorsa, kişi enerji dolu, amaçlarını gerçekleştirebilen bir kişi olabiliyordu. Maymun iştahlı değil; aksine amaçlarını yerine getirebilecek iradeye sahip biri oluyordu. Bu çakra güçsüzse, kişi düşüncülerini gerçekleştirme enerjisinden yoksun, hayatın kendine sunduklarından mutlu olmayan ve hayal kırıklığı hisseden öfkeli biri oluyordu. Fiziksel olarak ise, karın kasları ne kadar güçlü olursa, bel ve sırt sorunları o kadar az oluyordu ve dengemizi de o kadar kolay sağlayabiliyorduk. Yani hem fiziksel hem de duygusal olarak karın bölgesi önemli bir bölgeydi.
O gün sabah özel dersim akşam da grup dersim vardı. Özel dersin başında “manipura çakra”dan bahsettim ve ders boyunca karın bölgesine odaklanacağımızı söyledim. Meditasyon sonrası, “balasana”da (çocuk pozisyonu) burgu yaptık ve sonra “virasana”ya (kahraman duruşu) geçtik. “Virasana”da otururken “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi) yapıp karın kaslarını ve diyaframı iyice çalıştırdık. Bir “vinyasa” (akış) ile ayağa kalkıp “tadasana”ya (dağ duruşu) geçtik. Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile biraz ısıttıktan sonra “tadasana”da dinlendik. Sırada “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsak temizliği) vardı. “Nauli kriya” zordu ve tam anlamıyla yapmak zaman alırdı. Ancak biz en azından akciğerleri tamamen boşaltıp karın kaslarını iyice içeri çekmeyi denedik. Bu, “nauli kriya”nın ilk aşamasıydı. Eğer bunu başardıysak, sırada karnın sağ ve sol tarafındaki kasları sıkmak ve ortadaki kasları gevşetmek vardı. Eğer bunu da başardıysak, karın kaslarının bir tarafını sıkıştırıp diğer tarafını gevşek bırakmak vardı. En son aşamada ise, merkezdeki karın kaslarını sıkmak, yavaşça karnın sağındaki kasları sıkmak ve gevşetmek sonra soldaki karın kaslarını sıkmak ve gevşetmek vardı. Böylece dairesel bir çalkalama uygulayarak karın bölgesine masaj yapılabiliyordu. Birkaç kez denedikten sonra, “vinyasa” akışlara geri dönmüştük.
Özel derste “burgu”lara odaklanmıştık. Karın çakrasını “burgu”lar ile çalıştırmayı ve temizlemeyi uygun görmüştük. Bu nedenle “vinyasa”ların arasına “parsvakonasa” (yan açı duruşu), “parivrtta parsvakonasana” (dönmüş yan açı duruşu), “ashva sanchalanasana”da (yüksek hamle) burgu, “tadasana”da (dağ duruşu) burgu, “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) burgu, “parivrtta prasarita padottanasana” (bacaklar açık dönerek öne eğilme), “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) burgu gibi asanalar eklemiştik. “Svarga dvidasana” (cennet kuşu duruşu) ise ayakta denediğimiz son burguydu. Sıra zirve duruşuna gelmişti. Yere oturduk. Kalçayı “beşiği salla”, “akarna dhanurasana” (okçu duruşu) ve “krounchasana” (balıkçıl duruşu) ve bu duruşta sağa sola burgu ile esnettikten sonra, “parivrtta surya yantrasana” (pusula duruşu) denedik. ” “Parivrtta upavistha konasana” (bacaklar açık yerde öne eğilmede burgu) ile burgu çalışmasını sonlandırdık.
“Dandasana” (asa duruşu), “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ve “purvottanasana” (ters sopa) ile omurgayı dengeledik ve “ananda balasana” (mutlu bebek duruşu) ile akışı tamamladık. “Savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) bedeni iyice dinlendirdik.
Grup dersinde ise karın güçlendirici asanalara odaklanmıştık. Ders başında “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi) çalışmıştık. Bedeni ısıttıktan sonra “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsak temizliği) denemiştik. “Vinyasa” akışları arasında “phalakasana” (sopa), “chaturanga dandasana” (şınav), “vasisthasana” (Bilge Vasista duruşu/yan sopa) ile kolları ve karnı güçlendirdik. “Phalakasana-adho mukha svanasana” (sopa-aşağı bakan köpek) ve “urdhva mukha svanasana-adho mukha svanasana” (yukarı bakan köpek-aşağı bakan köpek) arasında nefeslerle aktık. “Chaturanga dandasana”dan (şınav) “phalakasana”ya (sopa) yükselmeye çalıştık. “Chaturanga dandasana”da bedeni öne arkaya salladık. Her nefes alışverişte “ardha salamba sirsasana”dan (yunus duruşu) “dirseklerin üzerinde şınav” duruşuna geçtik . Bu kadar kol ve karın kası çalıştıktan sonra, “bakasana” (karga duruşu) ve “pincha mayurasana” (ön kol duruşu) çalıştık. “Pincha mayurasana” yapmak istemeyen kişiler, kan akışını terse çevirmek için “salamba sarvangasana” (omuz duruşu), “salamba sirsasana” (baş duruşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) arasından birini seçti.
Dersi “vinyasa” akışlarla bitirmek istemiştim. Yani bedeni “vinyasa”larla soğutmaktı niyetim. “Vinyasa” akışların arasında “ashva sanchalasana”da (yüksek hamle) dizi yere koyarak ön bacak kaslarını esnettik. “Bhujangasana” (kobra duruşu) ile göğüs kafesini rahatlatıp başı sağa sola çevirip boynu esnettik. “Uttanasana”da (ayakta öne eğilme) uzun süre bekleyerek bacakların arkasındaki hamstring kaslarını yumuşattık. En son “vinyasa”da öne zıplayıp “dandasana”ya (asa duruşu) oturduk. Sırt üstü yatıp, önce “iğne deliği” duruşu ile kalçayı dışa çeviren kasları esnetip kadınların bacak bacak üstüne attığı gibi bacakları üstüste atıp bedeni burguya soktuk. Diğer tarafı da yaptıktan sonra bedeni “ananda balasana” (mutlu bebek duruşu) ile omurgayı dengeledik. Ardından uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinleme pozisyonu)…
Dersi nasıl sonlandıracaktık? Eğer “manipura çakra” (karın çakrası) güçlüyse, hayatta da o kadar güçlü bir duruşumuz oluyordu. Azimli, iradeli ve kararlı. Azim derken, hırstan bahsetmiyorduk. Azim derken, başladığımız işleri sonuna kadar götürebilme yeteneğinden bahsediyorduk. Bir müzik aleti çalmaya başlayıp yarıda bırakıyorsak, karın çakrası iyi çalışmıyor demekti. Bir işe başlama ve onu devam ettirebilme yeteneğinin buluduğu yerdi “manipura çakra.” Kararlı, azimli ve iradeli olursak, bu çakranın gölge duygusu olan öfkeden de arınmış olurduk. Her bir çakranın olumlu duygusu varken ve onları güçlendirmek elimizdeyken, neden barındırdıkları olumsuz duyguların kölesi olalım ki?