Tag Archives: parasempatik sinir sistemi

nefes boyunca…

Standard

Yoga derslerinde son zamanlarda en çok karşılaştığım soru nefesin nasıl kullanılacağı… Yoga akışlarını yaparken açıldığımız, göğüs kafesini açtığımız ve alanımızı genişlettiğimiz her duruşta nefes alırken kapandığımız, göğüs kafesini kapattığımız ve alanımızı daralttığımız her duruşta nefes vermekteyiz. Öne eğilirken nefes verip omurgayı düzeltirken nefes almaktayız. Biz eğitmenler, nefes yönergelerini akış içindeyken vermekte ve öğrencileri yönlendirmekteyiz. Yine de derslerde sürekli nefes ile ilgili sorularla karşılaşmaktayız. Hal böyle olunca da nefes konusunda ayrıntılı bilgi vermek gerekmekte…

IMG-20151226-WA0016

Nefes ile en çok karşılaştığım sorunlardan biri yoga derslerinde nefesin burundan alınıp verilmesi… Diğer tüm fiziksel aktivitelerde nefes ağızdan verilirken yogada burundan nefes vermeyi tercih etmekteyiz. İlk defa yogaya gelenler genellikle nefesten burun verme konusunda sorun yaşayabilmekte.

Nefes ile ilgili ikinci sorun ise “vinyasa” (akış) sırasında uzun zamandır yoga yapan kişilerin nefeslerini uzatabilip derinleştirmesi ve yogaya yeni başlayan kişilerin onlar kadar uzun nefes alıp veremedikleri için akış sırasında tıkanıp kalmaları… Bu sorunla çoğunlukla spor tesislerinde ders verirken karşılaşmaktayız çünkü tesislere ve dolayısıyla derslere yeni üyeler katılmakta… Çoğu yoga stüdyosunda bu sorun temel yoga dersleri, ileri seviyede yoga dersleri ile çözülmekte. Ancak spor tesislerinde bu şekilde bir ders sınıflandırması olmadığı için uzun zamandır yoga yapan bir gruba aniden yeni bir kişi gelebilmekte… Böyle bir durumda orta seviyede ya da ileri seviyede bir ders yapıyorsak gerek “asana”lar (duruş) ve “vinyasa” (akış) konusunda gerekse nefes konusunda sorunlarla karşılaşabilmekteyiz. Eski öğrenciler çok derin nefes alıp verebilirken ve her bir “asana”ya bir nefes ayırabilirken yeni gelen öğrenciler bir “asana” boyunca belki birkaç nefes almak vermek zorunda kalabilmekte…

Nefes ile ilgili belki de en önemli sorun ise nefesin tutulması. “Vinyasa” yaparken biz eğitmenler nefes yönergelerini vermekte ve öğrenciler de buna uygun hareket etmekte. “Vinyasa”ların arasına eklediğimiz bir “asana” ya da o dersin zirve duruşu öğrenciler için zor bir duruş ise öğrenciler hemen nefeslerini tutmaya başlıyor. Özellikle arkaya eğilmeleri çalıştığımızda ya da kol denge duruşlarında… Ters duruşlar da cabası… Nefesi tuttuğumuz zaman kalp atışlarımız hızlanıyor, adrenalin yükseliyor ve “asana”yı yapma şansımız varsa bile sempatik sinir sistemi devreye girdiği için o duruşu yapabilme şansımız kalmıyor. Halbuki nefesi tutmasak, sanki meditasyon oturuşundaymışçasına gibi nefes alıp vererek nefesi sakin tutsak, kalp atışlarımız sakin olsa parasempatik sinir sistemi devrede olur ve o “zor” duruşu yapabilme şansımız olabilir. Yogada yapmak istediğimiz şey nefesi hep sakin ve derin tutabilmek, beyin dalgalarını yavaşlatabilmek, zihni sakinleştirebilmek ve böylece parasempatik sinir sistemini devreye sokup en zor duruşu bile “sakin ve huzurlu” bir şekilde yapabilmek… Ne yazık ki nefesi tuttuğumuz anda bu bahsettiğimiz süreçten uzaklaşıyoruz.

Yoga akışlarında beden ile nefesi uyumlu hale getirmek istiyoruz. Her bir “asana”da bir nefes… Nefes ver “uttanasana” (ayakta öne eğilme) nefes al “ardha uttanasana” (ayakta yarım öne eğilme), nefes ver “chaturanga dandasana” (alçak şınav) nefes al “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), nefes ver “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek)…

Öğrencilerle bir ders boyunca “surya namaskara” (güneşe selam) ve aralara eklediğimiz birkaç “asana”yı çalıştık. Sadece nefesi izleyerek… Önce üç sayıda nefes alıp vermeyi denedik. Her bir “asana”yı üç sayıda nefes alırken ya da verirken yapmak… Daha sonra beş sayıda nefes alıp vermeye başladık. İlk başta beş sayıda nefes alıp vermek öğrencilerin kimisine zor geldi. “Surya namaskara”lara devam ettikçe nefesler açıldı, beden ve ruh biraz daha uyumlu hale geldi, birbirinden ayrı hareket etmek yerine birbirine uymaya çalıştı. Ve sonuçta her bir “asana”yı beş sayıda tamamlamaya başladık. Her bir “asana”nın hakkını vererek ve akışlar içinden hiçbir asanayı geçiştirmeden…

Her bir nefeste bir duruş… Her bir nefes boyunca bir duruş… Nefes alma bittiğinde o duruşun en son hali… Sanki her bir duruş o günün zirve duruşuymuş gibi düşünüp o duruşu yapmak ve duruşu nefes boyunca uzatmak… Yoga, bedenin, zihin ve ruhun aynı anda bir arada ve uyumlu olması demekti. Eğer “asana”lar yoganın fiziksel ve bedensel boyutuysa, nefes de yoganın ruh boyutuydu. İkisini bir araya getirdiğimizde ve nefes ile beden uyumlu hale geldiğinde tek yapmamız gereken zihnin de bedeni ve nefesi izlemesini sağlamaktı. Ama öncelik beden ve nefes uyumuydu…

Reklamlar

izleyici mi müdahil mi?

Standard

Son zamanlarda ülkemizde yaşanan olaylardan sonra herkes çok gergin. Yoga derslerine gittiğimde öğrenciler genellikle kendilerini rahatlatacak ve huzur verecek ders yapmak istiyor. Birkaç haftadır sırt kaslarını ve omuz kuşağını esnetecek akışlar yapıyoruz. Geçen hafta özel derslerimden birine gittiğimde öğrenciler akış yapmak yerine kendilerini zihinsel olarak rahatlatacak tarzda bir ders yapmak istediler. O anda neler yapacağımı kafamda planladım ve derse başladık.

BEN_4569

Genel olarak derse beş dakikalık bir meditasyon ile başlıyorduk. O gün meditasyonu 15 dakikaya çıkardım. Öğrencilere rahat ettikleri bir oturma pozisyonu seçmelerini, omurgayı dik tutacak şekilde oturmalarını ve gözlerini kapatmalarını söyledim. “Yüz hatlarınızı yumuşatın. Dudakları hafif aralayın. Ağzın içi yumuşak olsun. Dişleri sıkıştırmayın. Kaşların arasını yumuşatın” gibi telkinlerde bulunduktan sonra öğrencilerden dikkatlerini nefeslere yönlendirmelerini istedim. “Nefeslerinizi izleyin. Nefes alış verişlerinizi fark edin. Dikkatinizi nefesinize yönlendirin. Ve nefeslerinizin bedeninizde ne yaptığına bakın. Omuz başlarına ve göğüs kafesine nefes alıp verirken neler oluyor? Bunu fark edin. Ve dikkatinizi nefeste ve bedende tutun. Dikkatinizin başka yerlere kaymasını bu şekilde engellemeye çalışın. Eğer dikkat başka şeylere kayıyorsa, bunu da fark edin ve tekrar nefeslerinize yönlenin.”

Bu grupla daha önce derslerin başındaki kısa meditasyon ve derslerin sonundaki “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) dışında zihinsel bir çalışma yapmamıştık. O yüzden meditasyon sırasında nelerle karşılaşabileceklerine karşı onları hazırlamak istiyordum. “Bir an için nefes almıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Sakın korkmayın. Aslında nefes alıp veriyorsunuz. Ama nefes o kadar yavaşlıyor ki sanki nefes almıyormuş gibi hissediyorsunuz. Nefes, otonom sinir sisteminin bir parçası. O yüzden nefes alıp vermeye devam ediyorsunuz. Ne kadar yavaş olursa olsun, ne kadar sakin ve dingin olursa olsun, nefes kendi halinde devam ediyor. Paniklemeyin.”

Meditasyon devam ediyordu. “Oturduğunuz pozisyonda rahat değilseniz gözleri açmadan pozisyon değiştirebilirsiniz. Önemli olan rahat hissetmeniz. Gözleriniz kapalı. Amacımız duyuları kapatmak. En azından görme duyusunu kapatıp zihne giden verileri azaltmak ve zihni dinginleştirmek. Belki renkler görmeye başlıyorsunuz. Belki gözlerinizin önünden geometrik şekiller geçiyor. Bu da beyin dalgalarıyla alakalı. Beyin alfa moduna geçmiş demektir. Alfa modu, beynin sakin olduğu anlardır ve artık parasempatik sinir sistemi bize hakim olmuş anlamına gelmektedir. Stresli ve gerginken beta dalgalarının etkisi altındayızdır ve bu mod bize “kaç ya da kavga et” mesajını vermektedir. Yani sempatik sinir sistemi etkilidir. Yoga ve özellikle meditasyon ile beyin dalgalarını betadan alfaya ve hatta teta boyutuna geçmeyi amaçlamaktayız.” Ve sonra sustum ve öğrencileri 10 dakika kadar kendi hallerine bıraktım. Kimisi oturuş pozisyonunu değiştirdi. Kimisinin bedeni şekilden şekle girdi; baş geriye gitti, baş öne düştü, beden öne doğru eğildi.

Meditasyon bittikten sonra bedeni öne eğip içe dönmek için üç duruş yaptık. “Butterfly” (kelebek), “caterpillar” (tırtıl) ve “dragonfly” (helikopter böceği) duruşlarında beşer dakika bekledik.

Duruşlarla bedeni rahatlatıp esnettikten sonra sıra zihni odaklamaya gelmişti. Dersin sonunda tekrar meditasyon yapacaktık ve bu meditasyon öncesinde zihnin hallerinden bahsetmek istemiştim. “Ashtanga yoga”nın dalları arasında bulunan “pratyahara” (duyuları kapatma), “dharana” (konsantrasyon) ve “dhyana” (meditasyon)… Ve bunların sonunda tabii ki “samadhi” (sonsuz mutluluk)…

Duyuları kapatmak için “shanmukhi mudra” (duyuları kapatma mührü) çalıştık. Tüm parmakları kullanarak gözleri, dudakları, kulakları ve burun deliklerini kapatıp zihne herhangi bir veri gitmesini engelledik. Ve dışarda olana bitene kendimizi kapattık. Sonra “trataka kriya” (gözleri mum ışığı gibi sabit bir noktaya dikip zihni arındırma yöntemi) çalıştık. Tek bir sorunumuz vardı. O gün böyle bir ders yapacağımızı bilmediğimiz için yanımızda mum yoktu. Biz de bir su şişesini sınıfın ortasına koyduk. Öğrencilerden gözlerini bu su şişesine dikmelerini ve gözleri sulansa bile gözlerini kırpmamalarını istedim. Tabii ki ellerinden geldiğince. Çok zorlandıklarında hafifçe gözlerini kırpıp tekrar su şişesine odaklanmalarını söyledim. Önce su şişesini bütün olarak görmelerini, sonra kapağına, yazılarına odaklanmalarını, sonra tek bir noktada sabit kalmalarını ve gözlerini kırpmadan bakmalarını istedim. Gözler sulandı, kırpıldı ve sil baştan… Bu çalışma da “dharana” kısmıydı.

Meditasyona geçmeden önce zihni biraz sakinleştirmek için “nadi shodhana” (enerji kanallarını arındıran nefes çalışması) yaptık ve sonrasında sadece sol burun deliğinden nefes alarak bedenin dişil yani pasif tarafını daha baskın hale getirmeye çalıştık.

Sırada “dhyana” yani meditasyon vardı. Gözlerini tekrar su şişesine dikmelerini ve gözlerini kapatmalarını, gözler kapalıyken gözlerinin önünde su şişesi varmış gibi hissetmelerini istedim. Böylece zihni bir yere odaklayacak ve sonrasında meditasyonun yolunu açacaktık. Dersin başındaki gibi dikkati nefeslere yönlendirmelerini istedim. Beş dakikalık bir meditasyon sonrasında öğrencilerden gözlerini açmadan “savasana”ya geçmelerini istedim. Uzun bir “savasana” sonrasında dersi sonlandırdık.

Geri bildirimleri çok merak ediyordum. Ders sonunda öğrenciler çok rahatladıklarını, birlikte çalışmaya başladığımızdan bu yana zihinlerinin ilk defa bu kadar dinginleştiğini, renkler ve geometrik şekiller gördüklerini ve birkaç saniyeliğine bile olsa “düşüncesiz” olabildiklerini söylediler. İlk meditasyon deneyimimiz için çok güzel geri bildirimlerdi bunlar. “Düşünceler gelir gider. Özellikle biz kadınlarda her bir düşünce başka bir düşünce çağrıştırır. Eğer bu düşüncelere kapılıp gidersek, zihin asla susmaz. Önemli olan meditasyon sırasında izleyici olarak kalabilmek. Gelen düşüncelerin gelmesini ve gitmesini izleyebilmek. Onların peşine takılmamak ve yorum yapmamak.” Gerçekten merak ediyorum. Hayatta izleyici olarak kalabiliyor muyuz yoksa daima yorum yapmak ve müdahil mi olmak istiyoruz? Düşünmeye değer değil mi?

arayış

Standard
Zaman aslında ne kadar değişken bir kavram değil mi? Sevdiğiniz bir işi yaparken ya da sevdiklerinizle birlikteyken zamanın nasıl çabuk geçtiğini anlamazken, sevmediğimiz bir iş yaparken dakikalar saatler gibi gelir insana… Geçenlerde hamile yogası (prenatal yoga) dersinde zamanın nasıl da geçtiğini ne ben ne de öğrenciler anlayabildi ! O gün her zamankinden farklı bir çalışma yapmıştık. Belki de bu nedenle zaman akıp geçmişti.
20130412_125946
Hamile yogası derslerinde ne yazık ki seçeneklerimiz diğer yoga tarzlarına göre kısıtlı. Birçok asanayı modifiye etmemizin ötesinde arkaya eğilmeler ve ters duruşlar gibi birçok asana grubunu da derslerde kullanamıyoruz. Karın üstünde yapılan asanalardan, karın güçlendiricilerden ve derin burgulardan kaçınıyoruz. Hal böyle olunca da seçeneklerimiz oldukça azalıyor.
Derslerde, gebelerin varis, sırt ve bel ağrıları, kalça ve kuyruk sokumunda ağrı, halsizlik, depresyon ve kabızlık gibi rahatsızlıklarına karşı özel akışlar üzerine yoğunlaşabiliyoruz. Yine de dersler aşağı yukarı birbirinin aynı oluyor çünkü yapabileceklerimiz kısıtlı…
Hamile yogası derslerini nasıl biraz farklılaştırabilirim diye uzun zamandır düşünüp duruyordum. Bir arkadaşımın sırt kaslarını güçlendiren “full back” dersinden hamile yogası derslerime kattığım hareketler oldu. Sırt kaslarını güçlendirmek ve sırt ağrılarını dindirmek için… Yin yogadaki bazı asanaları derslerime kattım. “Water bug” (su böceği) duruşunda ayak bileğinin fleksiyonu ve ekstansiyonu ile hem kasık ve hamstring kaslarını esnetiyor hem de hamilelikte sıkça rastlanan krampları engellemeye çalışıyorduk. “Half frog” (yarım kurbağa) ya da “half butterfly” (yarım kelebek) duruşunda bacak içine eğilerek kasık kaslarını esnetiyorduk. “Maurading bear” (yağmalayan ayı) duruşu ile kalçaya daireler çizip kalça eklemini rahatlatırken, “pawanmuktasana”lar (eklem açıcılar) ile ayak bileklerinden kalça eklemine kadar bacağın her bir noktasını esnetip rahatlatıyorduk.
Değişikliği seven biri olarak bir süre sonra hamile yogasına eklediğim bu yeni çalışmalar da beni mutlu etmemeye başladı. Sanki hep aynı şeyleri yapıyormuşuz, her ders birbirinin tekrarıymış gibi geliyordu bana. Ve tabii ki yeniden arayış içinde buldum kendimi. İnternet sitelerini ve videoları araştırıp elimdeki yoga kitaplarını ve kaynaklarını kurcalıyordum.
Sonunda aradığımı buldum. Derslerime katabileceğim yeni asanalar bulmuştum. Bakış açım değişmişti. Hiç aklıma gelmeyen şeyleri eklemiştim prenatal yoga derslerine… Aslında hamile yogası dersinde belli başlı asanaları çalışabiliyoruz. Bu konuda yapabileceğimiz bir şey yok. Ama bir “asana”dan başka bir “asana”ya durup bekleyip geçmektense kimi zaman “asana”ları birbiri ardına bağlayabilirdik. Ya da bir “asana”da beklerken yapabileceklerimizi çoğaltabilirdik. Nasıl mı? Açıklamaya çalışayım.
Genelde hamile yogası dersinde bir “asana”yı yaparız. Beş nefes bekledikten sonra dinlenir, sonra başka bir “asana”ya geçeriz. Uzun zamandır derslerimde hafif “vinyasa”msı bir akış uyguluyordum. “Tadasana”da (dağ duruşu) kalçanın rotasyonunu çalıştıktan sonra, sağ bacağı geriye atıp “virabhadrasana I” (birinci savaşçı) ve “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı) yapıyorduk. Sonra bacaklar “V” şeklinde kalacak şekilde yana dönüyorduk. Yani “mat”ı (yoga minderi) yanlamasına kullanırken yogik çömelme çalışıyorduk. Sonra sağ ayağı “mat”ın ters tarafına çevirip “virabhadrasana I” ve “virabhadrasana II” yapıyorduk. Tekrar “mat”ı yanlamasına kullanıyor ve yogik çömelme yapıyorduk. En son “mat”ın önünde “tadasana”da dinleniyorduk.
Bir başka akışta “tadasana” ile “mat”ın önünde başlıyor. Sağ ayağı geriye doğru atıp “parsvakonasana” (yan açı duruşu) ve “trikonasana” (üçgen duruşu) yaptıktan sonra iki eli yerdeki bloğun üzerine koyup “parsvottanasana” (bacaklar ayrı baş dize duruşu) yapıyorduk sonra üç nefeste dinlene dinlene ayağa kalkıyorduk. Bacaklar “V” şeklinde “mat”ı yanlamasına kullanırken “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrı öne eğilme) ve “parivrtta prasarita padottanasana” (bacaklar ayrı öne eğilmede burgu) çalışıyorduk. Sonra sağ ayağı “mat”ın arkasına çevirip “parsvakonasana”, “trikonasana” ve “parsvottanasana” ile seriyi tamamlayıp üç nefeste “tadasana”ya kalkıyorduk.
Diyorum ya, bu “vinyasa”lar bile beni bir süre sonra mutlu etmemeye başladı. Değişiklik istiyordum. Sanki öğrenciler de sıkılıyormuş gibi geliyordu. Dersi nasıl renklendirip farklılaştırabilirim diye düşünüp duruyordum. En sonunda “asana”ları yaparken onları renklendirebileceğimi farkettim. Başvurduğum kaynaklar ufkumu genişletmeme çok yardımcı oldu.
Neler yapabilirdim? “Virabhadrasana I”deyken (birinci savaşçı) nefes alırken öndeki bükülü dizi düzeltip kolları yukarı doğru uzatabilirdim nefes verirken öndeki dizi büküp kolları “namaste”ye (dua pozisyonu) getirebilirdim. Bu akışı beş kez yapabilirdik. “Yogik çömelme”leri biraz değiştirebilirdim. Bu çömelmelere kolları katabilir ve kol, omuz ve sırt kaslarını güçlendirebilirdim. “Tadasana”da nefes alırken kolları yukarı doğru kaldırıp nefes verirken “namaste” pozisyonuna geçebilirdim.
Yerdeki “asana”larda yapabileceğimiz değişikliklere gelince… “Baddha konasana”da (kelebek/bağlı açı duruşu) nefes verirken omurgayı kamburlaştırıp bebeğe doğru bakıp nefes alırken göğüs kafesini açabilirdik. Yine bu duruşta sağa sola burgu yapabilir, doğum için çok önemli olan perine kasını esnetmek için sağa ve sola daireler çizebilirdik. Perine bölgesini biraz daha esnetmek için “upavistha konasana”da (bacaklar açık yerde öne eğilme) omurgayı düz tutmaya özen göstererek kalça ekleminden gidebildiğimiz kadar öne gidip sağa ve sola daireler çizebilirdik. Yine bu duruşta nefes alırken kollarla yukarı uzayıp nefes verirken elleri kalbin önünde dua pozisyonunda (namaste mudra) birleştirip nefes alırken öne katlanıp nefes verirken kolları kalçanın gerisine koyup göğüs kafesini esnetebilirdik.
Dört ayak üzerine gelip sağ bacağı havaya kaldırıp yana doğru açabilirdik. Beş kez sağ bacağı açıp kapattıktan sonra beş kez de sol bacağı yapıp “utthita balasana”da (uzanmış çocuk) dinlenebilirdik. Tekrar dört ayak üzerine gelip bu defa sağ bacağı havaya kaldırıp kalça ekleminden daireler çizebilirdik.
Hamile yogası derslerinde duvardan faydalanmayı çok seviyorum. Denge duruşlarını duvarda yaptığımızda hamileler kendilerine güvende hissettikleri için “asana”lardan azami fayda sağlayabiliyor. Duvarda denediğimiz denge duruşlarına yeni “asana”lar da eklemeye başlamıştım. Eller duvarda kalçayı sınıfın ortasına doğru ittirip 90 derece bir açıyla sırtı esnetip rahatlatmak bunlardan biriydi. Duvarda “uttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu) duruşu da omuzları, koltuk altlarını ve sırtı rahatlamak için birebirdi. Duvarda “pelvik tilt” çalışması da, “pelvis”in (leğen kemiği) hareketini yerde kavrayamayıp yapamayan gebeler için çok faydalıydı. Yine duvarda “utkatasana” (sandalye) yapmak da bacakların önündeki “kuadriseps” kaslarını güçlendiriyor ve doğum sırasında hamilelere gerekecek olan gücü kazandırıyordu. Duvarda sandalye duruşuna da eklemeler yapmıştım. Bu duruşta beklerken sağ bacağı erkeklerin bacak bacak üstüne attığı gibi atıp birkaç nefes beklemek hem duruşu zorlaştırıyor ve bacak kaslarını daha güçlendiriyordu hem de hamilelikte değişen beden dengesinin yeniden kazanılmasına yardımcı oluyor ve kalçayı dışa döndüren kasları esnetiyordu.
“Pranayama” (nefesi özgürleştirme) teknikleri üzerinde de araştırma yapmıştım. Hamile yogası derslerinde “ujjayi pranayama” (kahraman nefesi), “nadi shodhana” (enerji kanallarını arındıran nefes) ve “sitali pranayama” (serinletici nefes tekniği) kullanıyorduk. Bunlara ek olarak doğum sırasında kullanılabilecek beş değişik nefes vardı. Araştırmalarım sırasında daha önce hiç kullanmadığım bir nefes tekniği ile karşılaştım. Önce kendim denedim. Kendim denemeden ve etkilerini görmeden nasıl çalıştırabilir ve öğrenciler üzerinde ne gibi bir etki bırakacağını nasıl bilebilirdim ki? Nefesi burundan alıp nefesi ağızdan verirken “sssssss” sesi çıkarıyorduk. Nefes tekniğini çalışırken önce bedenim ardından zihnim iyice dinginleşti. Gözlerim kapalı nefeslerle gevşedim ve bu nefes tekniğinin “parasempatik sinir sistemi”ni gevşettiğini ve bu nedenle de beden ve zihin iyice rahatladığını farkettim. Yani doğum sırasında kasılmalar ve sancılar arasında bedeni ve zihni rahatlatabilecek bir nefes tekniğiydi. Bu tekniği de bundan böyle derslerime katabilirdim.
İşte o günkü hamile yogası dersimde bu yeni öğrendiğim “asana”ları ve teknikleri kullanmıştım. Belki de bu yüzden ders hem öğrencilere hem de bana çok eğlenceli ve değişik gelmişti ve zamanın nasıl akıp geçtiğini farketmemiştik. O gün öğrencilerle ilk defa meditasyon da çalışmıştık. “Ssssss” nefes tekniğinden sonra bedenin ve zihnin iyice gevşeyip dinginleştiğini farkedince “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) öncesinde meditasyon deneyimlemeye karar vermiştim. Öğrencilerin dikkatlerini nefeslerine yönlendirip bedenlerini ve yüz hatlarını gevşetmelerini istedim. Sakin, rahat, huzurlu… Nefeslere odaklanmalarını ve zihnin alıp başını gitmesine izin vermemelerini söyledim. Zihnin geçmişte yaşadıkları bir ana ya da gelecek ile ilgili planlarına gittiğini farkettiklerinde nefes alış verişlerini izleyerek zihni tekrar “şu ana” çekmelerini hatırlattım. Ve gevşedik, gevşedik ve de gevşedik. Gözleri açmadan bedeni sol tarafa doğru düşürüp dinlenmeye geçtik.
Zaman böylece akıp geçmişti. Sevdiğiniz bir işi yaparken ya da sevdiklerinizle birlikteyken zamanın nasıl çabuk geçtiğini anlamazken, sevmediğimiz bir iş yaparken dakikalar saatler gibi gelir insana… Önemli olan zor koşullarda bile nefeslerle sakinleşip zamanı “sanki sevdiğimiz bir işi yapıyormuşçasına” lehimize çevirmek… Ve daima hatırlamak: “Aslında sadece bir an var. O da yaşadığımız şu an.”