Tag Archives: nefes

destek mi köstek mi?

Standard

Yoga dersleri de nedense diğer fiziksel aktivite dersleri gibi değerlendirilmekte… Bunda belki de yoga derslerinin spor tesislerinde daha yaygın hale gelmesi etkili olmuştur. Kim bilir? Sebep her ne olursa olsun, yogayı diğer fiziksel aktivitelerden ayırmak gerek. Niye mi? Çünkü yoga aslında çoğunluğun düşündüğü gibi bir fiziksel aktivite değil bir “olma” halidir. Bir disiplindir. Bir felsefedir.

Yoga da diğer aktiviteler gibidir ve bedenimizle yaptığımız bir şeydir diye de düşünüyor olabilirsiniz. Ama aslında durum biraz farklı. Yoga, beden, zihin ve ruhun bir arada ve uyumlu olması demek. Yoga, bedeni, zihni ve ruhu bir araya getirmek, bir ve bütün hale getirmek demek. Yoga, bedeni, zihni ve ruhu birleştirmek demek. Yani yoga, fiziksel bir aktivite değil bir “olma” hali… Yoganın fiziksel aktivite ile bağlı olan kısmı ise “asana”lar yani “duruşlar”… Yoga derslerinde yapmak istediğimiz şey, “asana”lar aracılığıyla beden ve nefesi bir arada tutarken zihnin de başka bir şey düşünmeden sadece yaptığı işe odaklanması ve her bir anın farkındalık içinde yaşanması…

Bu noktaya nereden geldik diye soracak olursanız; tabii ki bu hafta derslerde yaşadıklarımızdan geldik. Bedenimizin yapmaya daha alışık olduğu “asana”ları yaparken, örneğin öne eğilmeler, çoğumuz bir sıkıntı çekmeyiz. Ne de olsa beden öne eğilmeye, omurga öne doğru kamburlaşmaya alışıktır ve o yüzden bu asana grubunu çalıştığımızda nefesimizle bağlantımızı kaybetmeden ve zihnin odaklanmasına fazla ihtiyaç duymadan yapabiliriz. Halbuki, geriye eğilmeler, denge duruşları ve ters duruşları çalışırken sorun yaşamaya başlarız. Bu asana gruplarını yaparken, nefes yani ruh ile bağlantımızı kuramamışsak ve nefes ile beden uyumlu değilse zorlanırız. Nefesimizi tutabiliriz ve nefesi tuttuğumuzda duruşlar daha da zor hale gelir. Özellikle denge duruşları ve ters duruşları yaparken zihnimiz çok önemlidir. Zihin ne düşünüyor, ne hissediyor? Korkuyor muyum ve korktuğum için zor mu nefes alıp veriyorum? Yoksa nefesimi tuttum mu? Zihnim bu duruşu yapabileceğimi mi yoksa yapamayacağımı mı bana telkin ediyor? Zihnim bedenime güveniyor mu? Zihnim bana destek mi köstek mi?

İşte tüm bu soruları geçen hafta ters duruş denediğimiz bir grup dersinde tekrar tekrar hatırladım. Yaklaşık bir yıldır çalışmakta olduğum bir grup var. Bu grup, benden önce başka bir yoga eğitmeni ile de çalışmış ve haftanın iki günü de pilates dersleri almakta. Yani, bedensel ve fiziksel güçleri yeterli. Her tür “asana”yı yapabilecek fiziksel güçleri var. Ama “sirsasana” (baş duruşu), “pincha mayurasana” (önkol duruşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) denediğimizde çok zorlanıyorlar. Peki sorun ne?

Eğer fiziksel gücümüz varsa ve karın kaslarımız ve omuz kuşağımız bu duruşları yapabilecek güçteyse, öncelikle bu fiziksel gücümüzün farkında olup olmadığımıza bakıyoruz. İçimdeki gücün farkında mıyım? Farkındayım diyelim. Ben bu gücü gerçekten kullanabiliyor muyum? Karın kaslarımı sıktığımı düşünürken, gerçekten sıkıyor muyum? Pelvik taban kaslarımı kullandığımı düşünüyorken, gerçekten kullanabiliyor muyum? Tüm bu kasları devreye sokabiliyor muyum? Yoksa sadece sıktığımı, kastığımı ve devreye soktuğumu mu düşünüyorum. Eğer sadece düşünüyorsam ve duruşu yapamıyorsam, o zaman gücümün farkında değilim ve bu gücü ortaya çıkarmam, kendi fiziksel gücüme güvenmem ve bu gücün artık farkına varmam gerek.

Gücümüzün farkına vardığımızda ve onu gerçek anlamda devreye soktuğumuzda hala duruşlarda zorlanıyorsak, ikinci bir soru sormamız gerek. Neden korkuyorum? Duruşu yapmamı engelleyen şey ne? Düşmekten korkabiliriz. Düşüp başkaları önünde rezil olmaktan korkabiliriz. Düşüp bir tarafımızı incitmekten korkabiliriz. Boynumuzu kırabileceğimizden korkabiliriz. Farklı farklı korkularımız olabilir. Dünyaya başka bir açıdan bakmak ve her zamanki rutin bakış açımızdan vazgeçmek zor gelebilir. Baş üzerine çıkmaktan korkmuyoruzdur ama inmekten korkuyoruzdur. Baş üzerine çıkmak zor geliyordur ama birisinin yardımıyla çıktığımızda orada durmak çok rahat geliyordur. İşte tam bu noktada zihin devreye girmekte. Yoga çalışmaları, özellikle bu noktada diğer fiziksel aktivitelerden ayrılmakta. Zihnim ne düşünüyor? Zihnim bedenim ve nefesimle yani ruhumla birlikte mi hareket ediyor yoksa bu ikisinden ayrı mı hareket ediyor? Zihnim bana destek mi köstek mi? Zihnim duruşu yapacağıma inanıyor mu yoksa inanmıyor mu? Zihnim  başka bir şey düşünmeden sadece yaptığım işe odaklandı mı ve her bir anı farkındalık içinde yaşayabiliyor muyum? Tüm bu soruların cevapları bizleri “sirsana”ya yükseltebilir de “sirsasana”dan tepetaklak indirebilir de…

O günkü derste öğrenciler, duvar kenarına yerleşip “sirsasana”yı denediler. Bir tanesi duruşa yükselemiyordu ama yükseldiğinde duvar kenarında çok rahat hissediyor ve inmeyi düşünmüyordu bile… Bir başkası baş duruşundan nasıl geri ineceğini düşündüğü için bir türlü duruşu yapamıyor, başının üzerine çıktığında ise “boynumu kırabilirim” korkusu ile panikliyor ve düzgün bir şekilde yere inemiyordu. Bir başka öğrenci, kendi kendine yarı yola kadar çıkıyor, orada panikliyor, pelvik tabanı kullanmayı unutuyor, yukarı doğru yükseliyor ve duvar kenarında denemediği için yere düşüyordu. Bir diğeri ise, yine duvar kenarında denemiyor ve matının üzerinde sınıfın ortasında denemeyi tercih ediyor; tam duruşa çıktığı anda başka bir öğrencinin “işte bak, ne güzel yaptın işte” demesi üzerine panikliyor ve paldır küldür yere iniyor. Zihin, “yaptın işte” denildiğini duyunca bedeni engellemek istiyor ve başarılı da oluyor.

O gün derste bir kere daha anlamıştık. “Asana”ları, sadece bedensel güç ile yapamazdık. Nefesimiz bize yardımcı olmazsa, nefesimiz bedenimizle uyumlu olmazsa ve zihin de sadece yaptığımız işe odaklanamazsa, özellikle “zor” olduğunu düşündüğümüz duruşları yapamayabilirdik. Yogayı, diğer fiziksel aktivitelerden ayıran da buydu. Bir “olma” hali… Beden, ruh ve zihnin bir arada ve uyumlu olması ve bu uyumdan ortaya çıkan tablo…

gelişmek ve ilerlemek

Standard

Baharla birlikte ben de uçmaya başladığımın farkındayım. Yerimde duramıyorum. Ne demiş şair: “Beni bu güzel havalar mahvetti.” Ben de tıpkı şairin dediği gibiyim. Bilgisayarın başına oturup yazı yazmak içimden gelmedi. Onun yerine kırlarda dolaşmak, masmavi denize bakmak ve keyif çatmak istedim. Ama tabii ki “Ağustos böceği” halinin de bir sonu olmalı, öyle değil mi? Gerçek hayata ve koşuşturmaya geri döndüm ve soluğu bilgisayarın başında aldım.

Daha önceki yazımda ilkbaharın bedenimizde yarattığı değişikliklerden ve baharda ne tarz bir yoga yapmamız gerektiğinden bahsetmiştim. Geçtiğimiz hafta da yazıya uygun dersler yaptık. Bazı derslerde “surya namaskara” (güneşe selam) yaparken bazı “vinyasa” (akış) derslerinde arkaya eğilmelere ve denge duruşlarına odaklandık. Bazı “yin” (dişil enerji) yoga derslerinde ise karaciğer meridyenine yoğunlaştık ve kış boyunca besinlerle ağırlaşan karaciğeri biraz arındırmaya çalıştık.

Arkaya eğilmelere odaklandığımız derslerin birinde öğrencilerden birkaçının ne kadar geliştiğine tanık oldum. Yaklaşık bir senedir birlikte çalıştığım bir grupta “urdhva dhanurasana” (tam köprü) denemeye karar verdim. Arkaya eğilmelerin içinde çoğunluğun zorlandığı duruşlardan biriydi “urdhva dhanurasana”… Her ne kadar herkes zorlansa da, yine de zaman zaman bu “asana”yı (duruş) deneyip bedenleri ve zihinleri alıştırmak ve derinleşmek istemekte…

Her zaman olduğu gibi, o gün de, dersin ilk yarısında göğüs kafesini, omuz kuşağını ve bacakların önündeki kalça fleksör kaslarını zirve duruşu için hazırladık. Sıra zirve duruşunu yapmaya geldiğinde üç aşamalı çalıştık. İlk aşamada “setu bandhasana” (yarım köprü), ikinci aşamada “setu bandasana”ya yerleştikten sonra başın tepesini yere koyduk ve elleri başın iki yanına yerleştirip beş nefes bekledik ve son aşamada da “urdhva dhanurasana” denedik. Kimi öğrenciler sadece ikinci aşamada kaldı. Kimileri ise benden yardım istedi ve o şekilde duruşu yaptı. Bir anda iki öğrencideki gelişimi farkettim. İkisi de kendi başlarına “asana”yı yapmıştı. Hele içlerinden bir tanesi göğüs kafesinin kapalı olduğunu düşünüyor ve arkaya eğilmeleri yaparken göğüs kafesinin “çıtırdağını” söylüyordu. Bu öğrenciden duruyu tekrar yapmasını istedim. Ve öğrenci duruşu tekrar yaptı, kollarının üzerinde yükseldi ve bir nefes daha alarak göğüs kafesini iyice açtı. Sanırım yaşadığım en mutlu anlardan biriydi. Zaman içinde bir öğrencinin bu kadar geliştiğini görmek, hiç yapamayacağını düşündüğü bir duruşu yapabildiğini görmek… Bundan daha öte bir mutluluk yoktu sanki…

Diğer öğrenci de “urdhva dhanurasana”yı hiç yapamayan birisiydi. O gün derste kollarının üzerine yükseldi ve göğüs kafesini açtı. Belki tam olarak göğüs kafesini ileriye doğru açamadı ama cesaret ile zorlandığı bu “asana”yı denedi ve ilerleme kaydetti. Azmin elinden hiçbir şey kurtulmuyordu.

Bir başka öğrenci ise beni derinden etkiledi. “Camatkarasana”dan (vahşi şey) “urdhva dhanurasana”ya geçmeyi denettim. Öğrencilerden birinin esneklik ve gücü sayesinde bu geçişi yapabileceğini fark ettim ama korkuyordu. Cesaretlenmesi için yanında durdum ve bu duruşu yapabileceğini, benim de ona destek olacağımı söyledim. Sadece yanında durdum ve biraz cesaret verdim. Öğrenci, bir “asana”dan diğerine geçebildi.

O gün derste bir kere daha azmin elinden hiçbir şeyin kurtulmayacağını fark ettim. Yeter ki içimizdeki gücün farkında olalım ve kendimize inanalım. Tabii bir de çok çalışalım. Vazgeçmeyelim, pes etmeyelim, deneyelim, çalışalım. Ne demiş yoga üstadı Pattabhi Jois: Yoga, yüzde 99 egzersiz yapmak (pratik) yüzde 1 teori…

gidiş yolu

Standard

Yoga derslerinde öğrencilerin hep deneyimlemek istediği ama bir o kadar da zorlandığı duruşlardır ters duruşlar. Tepetaklak olmak, kanın beyninize doğru aktığını hissetmek, uçma hissi ve buna inanama arasında bocalar durursunuz. İlk zamanlar böyle bir duruş imkansız gibi gözükür. Yoga derslerine devam ederseniz, duruşu yavaş yavaş denemeye başlarsınız. Adım adım… Her denemede bir adım ileri… Bina inşa eder gibi… Temelden çatıya…

wpid-2013-05-18-14.15.45.jpg

Geçen hafta grup derslerinin birinde yine ters duruş deneyecektik. Ters duruşlar genel olarak güçlü bir omurga, güçlü bir karın, güçlü bir duruş gerektirdiği için görece olarak daha kolay olan “sirsasana”dan (baş duruşu) başlamayı tercih ediyorum. “Pincha mayurasana” (ön kol duruşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) gibi duruşlar biraz daha ileri seviye gibi geliyor bana…

Her zaman olduğu gibi dersin ilk yarısında “sirsasana” için bedeni hazırladık. Omuz kuşağını ve karın kaslarını güçlendiren “asana”ları (duruş) “vinyasa”ların (akış) arasına yerleştirdik. Sıra zirve duruşunu denemeye gelmişti.

O günkü amacım “sirsasana”ya ayakları fırlatarak ya da zıplayarak çıkmak değil, bedeninizin tüm kontrolünü elinizde tutarak duruşa yükselmekti. O yüzden tam duruşu denemeden önce iki farklı duruş denedik. “Sirsasana II”yi (tripod baş duruşu) ve “ardha sirsasana”yı (yarım baş duruşu) ayakları karın hizasında tutup beş nefes bekleyerek karın ve kasık kaslarını güçlendirmek istemiştim. Amaç, tam baş duruşuna iki bacağı aynı anda yavaş yavaş kaldırarak girmekti.

Önce öğrencilerin kendi kendilerine denemelerini istedim. “Sirsasana II”de yarı yolda kalmak nispeten daha kolay gelmişti. Hem kollar hem de baş yerdeydi. Öğrenciler kendilerini biraz daha güvende hissetmişti. Bu duruşa geçen öğrenciler, alışkanlıktan hemen bacaklarını yukarı kaldırmaya çalışmışlardı. Nedendir bilmiyorum; ama sürekli sonuç odaklı yaşamaktayız. O yüzden o sonuca gelene kadarki tüm aşamaları önemsemiyoruz. Derste de aynısı olmuştu. Başımızın tepesinde durmaya odaklandığımız için o andan öncesi bizi hiç ilgilendirmiyordu.

Bunu gördüğüm anda tüm öğrencilerden duruşu bırakmalarını istedim. O günkü dersin amacını bir kere daha hatırlattım. “Amacımız, baş duruşuna çıkmak değil. Bu duruşu defalarca denedik ve hepinizin yapabildiğini ve duruşta en az beş nefes bekleyebildiğinizi biliyorum. Bugünkü dersin amacı bedeninizin kontrolünün sizin ellerinizde olduğunuzu görmeniz… Attığınız her adımdan zevk almanız. Sadece sonuca odaklı çalışmamanız. Matematik derslerini hatırlayın. Gidiş yolundan da puan alırdık. Tıpkı onun gibi, yogada da gidiş yolu önemli. Her bir aşamadan sonra beklemek, o noktayı hazmetmek ve inşa etmeye devam etmek…”

Bunun üzerine öğrenciler bir kere daha her iki duruşu denedi. İkinci duruş beş nefes beklettikten sonra kontrollerini kaybetmeden bacaklarını yukarı doğru uzatmalarını istedim. Bu arada, kimi öğrenciler yarım baş duruşuna bir türlü yerleşemedi. Öğrencilerin bedensel güçlerini bildiğim için bu duruşu yapamayacaklarına inanmıyordum. Karın ve kasık kasları ve omuz kuşakları güçlüydü ve bu “asana”yı kolaylıkla yapabilirlerdi. Bence içlerindeki gücün farkında değillerdi. Onlara sadece benim telkinde bulunmam yeterli olmadı. Öğrencilerden birisi “yaşam koçluğu” ile ilgileniyordu. Ondan rica ettim ve onun telkinleri öğrenciler üzerinde etkili oldu. İçlerindeki gücü fark ettiler ve yarım baş duruşunda kolaylıkla kaldıktan sonra tam baş duruşuna yükseldiler. Gerçek bir “uçma” hissiydi.

Dersten bize kalanlar mı? İçimizde kendimizin bile farkında olmadığı inanılmaz bir güç var. İçimizde saklı ama biz onu kullanmayı bilmiyoruz. Bir de, hayatı sadece sonuç odaklı yaşıyoruz. Peki ya sonuca gelmeden kat ettiğimiz yol? Yolculuk ve adım adım gittiğimiz yol? Her bir adımdan sonra bir an durmak ve o noktayı hazmettikten sonra ilerlemek? Tüm bunlar, sonuçtan daha önemli değil miydi?

huzur ve mutluluk

Standard

Bir süredir yazı yazamıyorum. Ülkemizde her gün artmakta olan terör olayları, ekonomik kriz ve siyasi gelişmeler yüzünden yoga ve meditasyon hakkında yazmak ülkenin gerçeklerine kulak tıkayıp güllük gülistanlık bir dünyada yaşıyormuşum gibi hissettirecekti. O yüzden yoga ve meditasyon hakkında yazmak istemedim. Her ne kadar her hafta bilgisayar başına otursam da içimden yazmak gelmedi. Aslına bakarsanız hala da yazmak gelmiyor.

BEN_4569

Kendimi bu kadar üzgün ve umutsuz hissederken beni mutlu eden tek şey yoga derslerim. Yoga derslerim de olmasaydı sanırım evimden çıkmak dahi istemezdim. Derslere gittiğimde bir saatliğine bile olsa rahatlamış ve her şeyden uzaklaşmış hissediyorum. Öğrencilerin “asana”ları (duruş) yaparken ki ruh halleri ve mutlulukları bana da yansıyor sanki… Ve bir saatliğine tıpkı bir tiyatro oyuncusu gibi sahneye çıkıyor, tüm olumsuzlukları unutuyor ve yine de gülümseyebiliyorum.

Terzi kendi söküğünü dikemezmiş ya… Ben de kendi pratiğimi yapsam da; yoga ve meditasyon yaparak saatler geçirsem de artık faydası olmuyor sanki… Yine de beni mutlu eden tek şey yoga derslerim ve öğrencilerin ders sonunda ulaştıkları sonsuz mutluluk…

Tüm bu süreç içinde tüm öğrenciler aynı ruh halindeydiler. O yüzden genellikle “kalça açıcı duruşlar”, “burgular” ve “göğüs kafesi açan duruşlar”a yoğunlaşlaştık. Göğüs kafesimizi açarak daha çok sevebilmeye ve başka kimseleri biraz daha anlamaya çalıştık. Burgular ile içimizde birikmişlerden arınmak ve tamamıyla bir “detoks” yapmak istedik. Kalça açıcılar ile ise içinde bulunduğumuz öfke, nefret ve korku gibi duyguları temizlemek istedik. Bir saatliğine bile olsa da belki de bu duygu ve düşünceleri unuttuk ve bir saatliğine bile de olsa nefes aldık. Bir saatliğine bile olsa da sadece beden, zihin ve ruh ile tam bir bütünleşme sağladık. Bir saatliğine bile de olsa tüm olumsuzlukları unuttuk. Bir saatliğine de olsa kendi bedenimizi izlerken nefesimizin nasıl olduğunu fark etmeye çalıştık. Bir saatliğine de olsa tüm düşüncelerden arınıp zihnimizi sadece bedene ve nefese yönlendirmeyi denedik. Ve o bir saatin sonunda biraz huzur ve mutluluk ile dersten ayrıldık. Zaten tek istediğimiz de bir parça huzur ve mutluluktu…

kış aylarında yoga

Standard

21 Aralık kış gündönümü… Geldi ve geçti… Yılın en kısa günü ve en uzun gecesi… Bu sene daha da uzun ve daha da karanlık sanki… Ülkemizde bitmek bilmeyen terör olayları ile günler sanki daha uzun ve karanlık hale geliyor… Bir de yaz saati uygulamasının devam etmesi günleri daha da karanlık hale getiriyor. Sabah uyandığımızda kapkaranlık bir güne uyanıyoruz. İş ya da okul için yollara döküldükten bir süre sonra gün aydınlanıyor. Sabahları uyanmak daha zor hale geliyor. Gün ışığının insanlar için ne kadar önemli olduğunu ve biyolojik olarak gün ışığına göre yaşamakta olduğumuzu aydınlanmak bilmeyen bu kış sabahlarında daha iyi anladık galiba…

IMG_6821

Zaten kış ayları geldi mi moralim oldukça bozuk olur. Yıllardır yoga yapan ve yogayla yaşayan bir insan olduğum halde, hayatın ikiliğine ve zıtlıklarına (düalitesine) bir türlü alışıvermiş değilim. Aslında birçok alanda kabullenmiş durumdayım bu ikili dengeyi (düaliteyi). Ama iş yaz ve kış döngüsüne geldiğinde nedense yaz benim için ağır basıyor. Açıkçası, yaz varsa kış da var söylemi benim bir türlü içimden gelerek dillendirdiğim bir söylem değil. Üstüne üstlük bir de karanlık sabahlara uyanmak beni ne hale getirmiş olabilir; bir düşünün isterseniz.

Kış… Soğuk, karanlık, kuru ve sert… Tüm bunlar “Ayurveda” (Hint yaşam biliminde) üç beden yapısından “vata dosha”ya tekabül eder. “Vata dosha”, akla hafif, havadar ve yaratıcı gibi sıfatları çağrıştırır. Bu beden yapısının temel özelliği, değişkenliğidir. “Vata dosha”nın, en önemli görevi merkezi sinir sistemini denetlemesidir. Bu “dosha”nın dengesi bozulduğunda kaygı ve depresyondan klinik zihinsel sorunlara kadar değişik sinirsel rahatsızlıklara açık olabiliriz.

Kış aylarında, soğuk, kuru ve sert havayla birlikte, “Ayurveda”ya göre vücut tipimiz ne olursa olsun, bedenimizdeki “vata” oranı yükselir. Bedenimizdeki “vata” oranı yükseldiğinde de yapabileceğimiz en iyi şey, köklenmeye yönelik yoga asanaları yapmaktır. Bu nedenle, kış aylarında yoga çalışmalarımızda köklenmeye ağırlık vermek ve o an ne yapıyorsak yapalım farkındalığımızı köklerde ve köklenmede tutmamız gerekir.

Vücudumuzda “vata” oranı yükseldiğinde neden köklenmemiz gerekmektedir? “Vata”, sadece soğuk, karanlık, kuru ve sert gibi sıfatları değil aynı zamanda hafif ve havadar gibi sıfatları da içinde barındırır. Dolayısıyla, bedenimizde “vata dosha” arttığı zaman, kendimizi daha hafif, havadar ve uçuyor gibi hissetmemiz çok normaldir.

Bu nedenle vücudumuzdaki “vata”yı daha da arttırmamamız aksine azaltmamız ya da bir anlamda dengelememiz gerekir. Eğer yoga çalışmalarımızda, “vata”yı arttıran ters duruşlara ağırlık verirsek, daha çok “sirsasana” (baş duruşu), “adho mukha vrksasana” (kol duruşu), “pincha mayurasana” (önkol duruşu) yaparsak, bedenimizdeki “vata”yı arttırız, zihnimizi yorarız ve kendimizi sabırsız hissederiz. Aynı zamanda hep uçuyormuş gibi bir duyguya kapılırız, kıpır kıpır olup yerimizde duramayız, bir noktaya odaklanamayız ve dikkatimiz dağılır.

Kış aylarında, kendimizi fiziksel, duygusal ve ruhsal açıdan dengelemek için, özellikle bu tarz şikayetlerimiz varsa, köklenmeye ağırlık vermeliyiz çünkü büyük bir olasılıkla bedenimizdeki “vata dosha” artmış demektir. Yogadaki ayaktaki duruşlar, özellikle “tadasana” (dağ duruşu), “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen) ve “vrksasana” (ağaç duruşu), bizleri köklendiren ve “vata dosha”yı düzenlememize yardımcı olan duruşlardır. Bu ayaktaki duruşlar, gücümüzü arttırmakla kalmaz, aynı zamanda bizim ayaklarımızın üstünde daha sağlam ve dengeli durmamızı sağlar.

Aslında sadece ayaktaki duruşlarla köklenmeyiz. Amacımız eğer köklenmekse, her duruşta köklerimizi hissedebiliriz. Nasıl mı? Mesela “paschimottanasana”yı (batıya bakan duruş/oturarak öne eğilme) ele alalım. Bu duruşta, dikkatimizi oturma kemiklerimize verirsek, ve kendimizi oturma kemiklerimizden yere doğru iyice köklendirmeyi amaçlar ve bu hissi yakalarsak, yoganın oturarak yapılan duruşlarının birinde de köklenmeyi sağlamış oluruz.

Aynı şekilde, arkaya eğilmeleri yaparken de köklenebiliriz. Mesela bhujangasana (kobra) ve salabhasana (çekirge duruşu) yaparken, bir taraftan göğsümüzü yukarı kaldırırken bir taraftan da karnımızdan yere iyice köklenebiliriz.

Burgular da bedenimizdeki “vata” oranının düzenlenmesine yardımcı olur. Yalnız burada dikkat etmemiz gereken bir nokta, nefesimizi tutmamamız ve nefesimizin rahatça ve özgürce akmasıdır. Eğer nefesimiz özgür, rahat ve bütün değilse, o zaman vücudumuzdaki “vata dosha” artar.

Kış aylarında, soğuk havayla birlikte soğuk algınlığı, nezle ve grip olma ihtimalimiz arttığı için göğüs kafesini, boğazı ve sinüsleri açan asanalara odaklanmak da faydalı olabilir. Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısıttıktan sonra, “ustrasana” (deve), “dhanurasana” (yay) ve “salabhasana” (çekirge) gibi arkaya eğilmeler ile göğüs kafesini açabilir; “salamba sarvangasana” (omuz duruşu) ve “matsyasana” (balık) gibi asanalar ile de boğazı temizleyip arındırabiliriz.

Tüm bu bedensel yoga asanalarının yanında, “ujjayi pranayama” (ujjayi/kahraman nefesi) ile bedeni ısıtmak da kış ayları boyunca bedende artan “vata dosha”yı dengelemek için iyi bir yöntem olabilir. Kışın bedeni ısıtabilecek diğer teknikler ise, “bhastrika pranayama” (körük nefesi) ve “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi)dir. “Kapalabhati”, bedenden balgamların atılmasına yardımcı olabilir.

Şu an yaşamakta olduğumuz soğuk, kuru ve sert kış aylarında, kendimizi yeryüzüne, toprağa, zemine köklendirmeye çalışarak bedenimizdeki “vata dosha”yı düzenleyebiliriz. Ayakta duruşları yaparken, bir yandan yere iyice köklenip, bir yandan da tabanlarımızdan yükselen enerjiyi fark etmeye çalışmalıyız. Bir taraftan kendi enerjimizi aşağı doğru akıtırken, öteki taraftan da yeryüzünün, toprağın, zeminin bize verdiği ve yerden yükselen enerjiyi her yoga duruşunda hissetmeye odaklanmalıyız.

Köklenmek, hayatın en temel esaslarından biridir. Herkes, her şey bir yere ait olmak, köklere sahip olmak ister. İşte kış ayları köklenmemiz ve aidiyetimizi geliştirmemiz için hepimize bir fırsat… Hayatta ikili bir denge (düalite) varsa, ayaklarımızın yerden kesilmesi gereken ana kadar — yani yaz aylarına kadar– köklenmeye devam etmeliyiz. Ne de olsa köklenmenin sonunda ayaklarımızın yerden kesileceği günler de gelecek.

güven ve cesaretle…

Standard

Son zamanlarda yoga derslerine gittiğimde öğrencilerde hep aynı yorgunluk, bıkkınlık, mutsuzluk ve güvensizlik… Herkes gergin, herkes korkuyor ve herkes tedirgin… Üst üste gelen terör saldırıları bu kasvetli ve karanlık kış günlerinde bedenlerimizin ve ruhlarımızın yorgunluğunu, bıkkınlığını, mutsuzluğunu ve güvensizliğini arttırıyor. Derse gittiğimde öğrencilere ne çalışmak istediklerini sorduğumda, “bizi rahatlatacak, bir saatliğine de olsa huzurlu ve mutlu hissettirecek bir şey çalıştırın” cevabını alıyorum. Bu nedenle bu hafta yoga derslerinde göğüs kafesini esnetecek akışlara ağırlık verdim.

2009-2010 tum fotolar 006

Bu haftaki üç değişik yerdeki dersimde arkaya eğilmelere odaklanarak göğüs kafesini esnetmeyi amaçladım. Derslerin zirve duruşu “urdhva dhanurasana” (tam köprü) olacaktı. Derse başlamadan önce öğrencilere, “bugün derste köprü duruşunu deneyeceğiz. Köprü denerken geriye doğru bakabilmeyi, geçmişe doğru bakabilmeyi, bilinmeze doğru bakabilmeyi çalışacağız. Geriye doğru bakabilmek ve kollarımıza güvenip bedeni yükseltebilmek cesaret isteyen bir şey. Eğer korkularımız varsa, şu an hayatımızda bir şeylerden korkuyorsak, cesaretle göğsümüzü açamayabiliriz. Ama en azından güven ve cesaretle bunu dener ve sonunda sevgi, coşku ve mutluluğa doğru yol alabiriz.”

Ve ders başladı. Ders boyunca göğüs kafesini ve kalça fleksör kaslarını esnettik ve omuzları geriye doğru çevirebilmek için omuz kuşağı üzerine çalıştık. Zirve duruşunu üç aşamada denetmeye karar vermiştik. İlk denemede “setu bandhasana” (yarım köprü) yapacaktık. Nefes alırken bedeni sırta kadar yerden kaldıracak ve ikinci nefesi alırken omuzları biraz içeri doğru sokarak göğüs kafesini yukarı ve ileri doğru açmaya çalışacaktık. İkinci denemede yine “setu bandhasana” ile başlayacak, bu duruşa yerleştikten sonra kolları başın yanında yere yerleştirip başın tepesini yere koyacaktık. Bu duruş bizler için o gün imkansızsa yine sadece “setu bandhasana” yapacaktık. Üçüncü sefer ise tam köprü deneyecektik. İkinci duruştaki gibi yerleştikten sonra nefes alırken kolların üzerinde yükselip başı yerden kaldıracaktık ve tam köprüyü yapacaktık. Duruş o gün için bize zor geliyorsa birinci ya da ikinci aşamada bekleyecektik.

Derslerde her üç duruşu da yapanlar, sadece yarım köprüyü yapanlar, birinci ve ikinci aşamaları deneyenler oldu. Herkes kendi bedeninin ve ruhunun o gün elverdiği kadarıyla duruşu denedi ve yapabildiği kadarını kabullendi.

Öğrenciler uzun bir “savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) dinlenirken ben de düşüncelere dalmıştım. Tüm öğrenciler yaşadığımız olaylardan dolayı mutsuz, umutsuz, üzgün, kırgın, bıkkın, yorgun ve güvensiz hissediyordu. Herkes korkuyordu. Ne kadar etkilenmediğimizi düşünsek de terör saldırılarından güvensiz, yorgun ve umutsuz hissediyorduk. Her gün — doğru ya da yanlış — ihbarlar sosyal medyada dolaşıyordu. Oraya gitmeyin, buraya gitmeyin. Bedenler yorgun olmasa da ruhlar yorgundu. Tüm yaşananlar güvensizlik, yorgunluk, umutsuzluk doğuruyordu. Bu ruh halinden çıkmak için geriye eğilsek ve göğüs kafesi esnetsek bile istenilen sonucu alamayabiliyorduk. Belki daha önceden çok rahat bir şekilde geriye eğilebiliyorduk ama belki artık geriye eğilirken sıkıntı çekiyorduk. Acaba ruhumuz, kalbimiz ve vicdanımız ağır mı gelmeye başlamıştı? Peki ya korkular? Her gün üzerine yenisi eklenen korkular? Ve bu korkuları yenecek cesaretten yoksun olmak? Artık kendimizi bir şeyler yapacak kadar cesur hissetmemek? Güven ve cesaretle adım atamamak… Bıkkınlık duymak ve tüm bunların verdiği ağırlıkla göğüs kafesini yerden kaldıramamak…

nefes boyunca…

Standard

Yoga derslerinde son zamanlarda en çok karşılaştığım soru nefesin nasıl kullanılacağı… Yoga akışlarını yaparken açıldığımız, göğüs kafesini açtığımız ve alanımızı genişlettiğimiz her duruşta nefes alırken kapandığımız, göğüs kafesini kapattığımız ve alanımızı daralttığımız her duruşta nefes vermekteyiz. Öne eğilirken nefes verip omurgayı düzeltirken nefes almaktayız. Biz eğitmenler, nefes yönergelerini akış içindeyken vermekte ve öğrencileri yönlendirmekteyiz. Yine de derslerde sürekli nefes ile ilgili sorularla karşılaşmaktayız. Hal böyle olunca da nefes konusunda ayrıntılı bilgi vermek gerekmekte…

IMG-20151226-WA0016

Nefes ile en çok karşılaştığım sorunlardan biri yoga derslerinde nefesin burundan alınıp verilmesi… Diğer tüm fiziksel aktivitelerde nefes ağızdan verilirken yogada burundan nefes vermeyi tercih etmekteyiz. İlk defa yogaya gelenler genellikle nefesten burun verme konusunda sorun yaşayabilmekte.

Nefes ile ilgili ikinci sorun ise “vinyasa” (akış) sırasında uzun zamandır yoga yapan kişilerin nefeslerini uzatabilip derinleştirmesi ve yogaya yeni başlayan kişilerin onlar kadar uzun nefes alıp veremedikleri için akış sırasında tıkanıp kalmaları… Bu sorunla çoğunlukla spor tesislerinde ders verirken karşılaşmaktayız çünkü tesislere ve dolayısıyla derslere yeni üyeler katılmakta… Çoğu yoga stüdyosunda bu sorun temel yoga dersleri, ileri seviyede yoga dersleri ile çözülmekte. Ancak spor tesislerinde bu şekilde bir ders sınıflandırması olmadığı için uzun zamandır yoga yapan bir gruba aniden yeni bir kişi gelebilmekte… Böyle bir durumda orta seviyede ya da ileri seviyede bir ders yapıyorsak gerek “asana”lar (duruş) ve “vinyasa” (akış) konusunda gerekse nefes konusunda sorunlarla karşılaşabilmekteyiz. Eski öğrenciler çok derin nefes alıp verebilirken ve her bir “asana”ya bir nefes ayırabilirken yeni gelen öğrenciler bir “asana” boyunca belki birkaç nefes almak vermek zorunda kalabilmekte…

Nefes ile ilgili belki de en önemli sorun ise nefesin tutulması. “Vinyasa” yaparken biz eğitmenler nefes yönergelerini vermekte ve öğrenciler de buna uygun hareket etmekte. “Vinyasa”ların arasına eklediğimiz bir “asana” ya da o dersin zirve duruşu öğrenciler için zor bir duruş ise öğrenciler hemen nefeslerini tutmaya başlıyor. Özellikle arkaya eğilmeleri çalıştığımızda ya da kol denge duruşlarında… Ters duruşlar da cabası… Nefesi tuttuğumuz zaman kalp atışlarımız hızlanıyor, adrenalin yükseliyor ve “asana”yı yapma şansımız varsa bile sempatik sinir sistemi devreye girdiği için o duruşu yapabilme şansımız kalmıyor. Halbuki nefesi tutmasak, sanki meditasyon oturuşundaymışçasına gibi nefes alıp vererek nefesi sakin tutsak, kalp atışlarımız sakin olsa parasempatik sinir sistemi devrede olur ve o “zor” duruşu yapabilme şansımız olabilir. Yogada yapmak istediğimiz şey nefesi hep sakin ve derin tutabilmek, beyin dalgalarını yavaşlatabilmek, zihni sakinleştirebilmek ve böylece parasempatik sinir sistemini devreye sokup en zor duruşu bile “sakin ve huzurlu” bir şekilde yapabilmek… Ne yazık ki nefesi tuttuğumuz anda bu bahsettiğimiz süreçten uzaklaşıyoruz.

Yoga akışlarında beden ile nefesi uyumlu hale getirmek istiyoruz. Her bir “asana”da bir nefes… Nefes ver “uttanasana” (ayakta öne eğilme) nefes al “ardha uttanasana” (ayakta yarım öne eğilme), nefes ver “chaturanga dandasana” (alçak şınav) nefes al “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), nefes ver “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek)…

Öğrencilerle bir ders boyunca “surya namaskara” (güneşe selam) ve aralara eklediğimiz birkaç “asana”yı çalıştık. Sadece nefesi izleyerek… Önce üç sayıda nefes alıp vermeyi denedik. Her bir “asana”yı üç sayıda nefes alırken ya da verirken yapmak… Daha sonra beş sayıda nefes alıp vermeye başladık. İlk başta beş sayıda nefes alıp vermek öğrencilerin kimisine zor geldi. “Surya namaskara”lara devam ettikçe nefesler açıldı, beden ve ruh biraz daha uyumlu hale geldi, birbirinden ayrı hareket etmek yerine birbirine uymaya çalıştı. Ve sonuçta her bir “asana”yı beş sayıda tamamlamaya başladık. Her bir “asana”nın hakkını vererek ve akışlar içinden hiçbir asanayı geçiştirmeden…

Her bir nefeste bir duruş… Her bir nefes boyunca bir duruş… Nefes alma bittiğinde o duruşun en son hali… Sanki her bir duruş o günün zirve duruşuymuş gibi düşünüp o duruşu yapmak ve duruşu nefes boyunca uzatmak… Yoga, bedenin, zihin ve ruhun aynı anda bir arada ve uyumlu olması demekti. Eğer “asana”lar yoganın fiziksel ve bedensel boyutuysa, nefes de yoganın ruh boyutuydu. İkisini bir araya getirdiğimizde ve nefes ile beden uyumlu hale geldiğinde tek yapmamız gereken zihnin de bedeni ve nefesi izlemesini sağlamaktı. Ama öncelik beden ve nefes uyumuydu…

rahat ama sağlam

Standard

Geçtiğimiz hafta bir grup dersinde denge ve esneklik gerektiren bir “asana” (duruş) denemiştik. “Natarajasana” (dansçı duruşu)… Derse giren öğrenciler spor yapmayı, yürümeyi, koşmayı, değişik grup etkinliklerine katılmayı sevdiklerinden dolayı kasları oldukça gergindi ve o yüzden bu duruşu denerken oldukça zorlandılar. Tam duruşu denediğimiz sırada aklıma bir fikir geldi ve bu fikri bir sonraki hafta birbirini takip eden iki gün boyunca denetmeye karar verdim.

Photo

İlk günkü dersimizde “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu) deneyecek ve “natarajasana” için özellikle esnetilmesi gereken kalça fleksör kaslarını açacaktık. Ertesi günkü dersimizde de “natarajasana” duruşunu deneyecektik. Her iki duruş da denge duruşu olduğu için bedeni dengelere hazırlamış olacaktık. Yine her iki duruşta da göğüs kafesini, bacağın önündeki kalça fleksör kaslarını ve bacağın arkasındaki hamstring kaslarını esnetecektik. “Natarajasana” duruşunun bir ileri şeklini de deneyecektik ve bunun için ek olarak omuz kuşağını açacaktık.

İlk günkü dersimizin ilk yarısında birkaç denge duruşu, kalça fleksör kaslarını esnetmek için “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “ardha bhekasana” (yarım kurbağa duruşu), “half saddle” (yarım eyer duruşu) ve “cat pulling its tail” (kedi kuyruğu) duruşlarını yaptık. Göğüs kafesini açarken kalçanın önündeki “iliak kemiklerini” üst üste getirebilmek için “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı) ve “parsvakonasana” (yan açı duruşu) yaptık. Beden zirve duruşu için iyice hazırlandığında da önce “ardha chandrasana”nın yukardaki bacak düz bir şekilde olduğu şeklini ve ikinci denememizde de havadaki bacağı dizden büküp elimizle yakaladığımız şeklini denedik.  Duruşu denerken asla ödün vermeyeceğimiz nokta göğüs kafesinin ve iliak kemiklerinin yana doğru dönmesi, omuzların üst üste gelmesiydi. Eğer bu noktalarda doğru hizalanma olmadıysa, o zaman kemer ve blok gibi yardımcı ekipmanlardan faydalanmak gerekiyordu. Göğüs kafesini ve kalçalarını tam olarak döndüremeyen öğrenciler yardımcı ekipmanları kullanarak duruşu bir kez daha denedi.

Ertesi gün beden bir gün önceki dersten dolayı biraz esnemiş ve hazır sayılırdı. “Natarajasana” için ek olarak göğüs kafesini ve omuz kuşağını biraz daha esnetmek istemiştim. “Bhujangasana” (kobra duruşu), “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), “supta virasana” (yerde kahraman duruşu), “broken wings” (kırık kanatlar duruşu), “anjaneyasana”da kolları geriye doğru döndürüp arkadaki dizi büküp ayağı yakaladığımız duruş, “eka pada raja kapotasana”da (kral güvercin duruşu) arkadaki dizi büküp ayağı dirsek içine yerleştirip kolları geriye döndürüp yakaladığımız duruş zirve duruşundan önce bedeni hazırladığımız “asana”lardı.

“Natarajasana”yı önce en basit şekliyle yaptık. Arkadaki dizi büküp elimizle ya da bir kemerle yakaladığımız şekliyle… İkinci denememizde arkadaki ayağı aynı taraftaki dirsek içine yerleştirmeyi denedik. Eğer ayağı dirsek içine yerleştirebildiysek, diğer kolu omuzdan geriye doğru döndürmeyi ve iki eli başın arkasında buluşturmaya çalıştık. Adım adım ilerliyorduk. Önce bir aşamaya geliyor, orada rahatsak bir sonraki aşamaya doğru ilerliyorduk. Denedik, deneyimledik ve bedenimizin elverdiği noktada kaldık. Zorlamadan, olduğumuz yeri kabul ederek…

Her zaman söylediğimiz gibi, yoga fiziksel bir etkinlik değildi. Yoga dersine geldiğimizde sadece bedensel ve kas gücümüzle bir şeyler yapmaya çalışırsak, kendimizi zorlarsak ve başarmak için bedenimizden ödün verirsek, yaptığımız şey yoga olmazdı ve biz de zaten o “asana”yı yaptığımızı sansak bile yapmış olmazdık. Yoga “sutra”larından biri der ki: “Stira sukham asanam”… Yani bir yoga duruşu kolay, basit, rahat olduğu kadar güçlü, sağlam ve dayanıklı olmalı… Zirve duruşumuzu yaparken, o duruşu tüm bedenimiz, ruhumuz yani nefesimiz ve zihnimiz ile uyumlu bir şekilde sanki çok basitmişçesine huzurlu ve rahat sergilemeli ama aynı zamanda o duruş içinde en az beş nefes beklerken temelimiz sağlam, güçlü ve dayanaklı olmalı… Yüzümüzde bir gülümseme, nefesimiz sakin ve dingin, bedenimiz ise çok rahat ve sağlam gözükmeli… İşte o zaman gerçek anlamda “yoga” içindeyiz demektir.

yoga ve felsefe

Standard

Grup yoga derslerinde genellikle yoga felsefesinden ve kimi “asana”ların (duruş) hikayesinden bahsetmiyorum. Neden diye soracak olursanız, aslında cevabı çok basit. Grup derslerini çoğunlukla spor tesislerinde veriyorum ve derslere daima ilk defa gelen kişiler de oluyor. Kendimi onların yerine koyuyorum. Belki de bir spor tesisine ilk defa üye olmuş ve yoga dersi “kolaydır”, “bedeni esnetir” düşünceleriyle derse gelmiştir ve gelir gelmez de öğretmen onun hiç anlamadığı bir dilden konuşuyordur. Kendimin ilk yoga dersini gözlerimin önüne getiriyor, “beden bedendir, bedenin dili mi olur, bedenin belli bölgeleri bize bir şey mi ifade eder” diye düşündüğümü ve dersin sonundaki “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) sırasında sırt üstü yatıp “artık bitsin, ne olur” diye acılar içinde kıvrandığımı hatırlıyorum. Belki de bu yüzden spor tesislerindeki yoga derslerinde felsefeden uzak duruyorum. Ama tabii ki kimi zamanlar kendimi daha içe dönük hissediyor ve felsefeden bahsetmek istiyorum. Geçtiğimiz hafta içe dönmek istediğim ve öğrencilere felsefeden ve mitlerden bahsetmek istediğim bir haftaydı.

20160114_123329

Sabah dersinde öğrencilerin kimi sırt kaslarını esnetmek istediğini kimileri de kalça kaslarını esnetmek istediklerini söylediğinde o günkü zirve duruşunu bulmuştum. “Kurmasana” (kaplumbağa duruşu). Bu “asana” ile hem sırt kaslarını, omuz kuşağını hem de kalça kaslarını esnetecek ve tüm öğrencilerin istediği tarzda bir ders olacaktı. Derslere başlarken çoğunlukla o gün hangi zirve duruşunu yapacağımızdan, bu duruş için hangi kasları güçlendireceğimizden ya da esneteceğimizden bahsederdim. O günkü derste de öğrencileri aynı şekilde bilgilendirdim. Belki bu aralar okuduğum kitaplardan ya da ilgilendiğim konulardan… Sebebini hiç bilmiyorum ama birden felsefeden bahsetmeye başladım. İçe dönmekten, beden-zihin-ruh birliği ve uyumundan, öncelikle nefesleri sakinleştirmekten ve sonrasında bedeni rahatlatmaktan… Bedeni de rahatlattıktan sonra zihni nefesleri izleyerek beden üzerinde tutmaktan… Tabii ki her dersin başında bu tarz konuşmalar yapıyordum ama o gün daha farklı bir şey vardı. Sadece kendimizle ilgilenmek, gözleri kapatıp içe dönmek, dışa değil içe odaklı yaşamak, dış dünya ile bir süreliğine bile olsa ilişkiyi kesmek ve sadece ve sadece beden ve nefesle ilgilenmek…

Dersin ilk yarısı boyunca zirve duruşu için gerekli olan bölgeleri esnettikten sonra sıra zirve duruşuna gelmişti. “Kurmasana” ya da “kaplumbağa” duruşu öne esnediğimiz ve içe kapandığımız bir duruştu. Nasıl ki kaplumbağalar korktuklarında, dinlenmek istediklerinde, kendi kendilerine kalmak istediklerinde başlarını kabuklarının içine sokar ve evlerine, yuvalarına ve gerçek benliklerine dönerlerdi bizler de o gün kendi kabuğumuza çekilmek, yuvamıza dönmek, benliğimize dönmek, içe dönmek ve evimize dönmek için çalışmıştık. Dersi “daima dışa odaklı yaşamak yerine, daima dış dünyayı izlemek ve onunla ilgilenmek yerine kimi zaman sadece içimizde yaşamalı ve içe dönüp kaybettiğimiz özümüzü hissetmeliyiz” diyerek dersi tamamlamıştık.

Akşam dersine gittiğimde ise aklımda karın odaklı bir ders vardı. Ancak derse yeni öğrenciler gelmişti. Bu nedenle onların da çok fazla zorlanmayacağı bir ders yapmaya karar verdim ve kalça açıcı bir seri çalıştırdım. Spor tesislerindeki grup derslerinde öğretmenleri en çok zorlayan konu derslere katılan müdavimlerden başka ilk defa yoga derslerine gelen öğrencilerdir. Eskilerle yenileri memnun etmek ve herkesin dersten azami fayda sağlayarak ayrılmasını sağlamak… O akşam da benim için oldukça zor bir dersti. Kalça açıcıları kolay diye seçmiştim ama eski öğrencileri de mağdur etmek istemediğim için biraz zor bir zirve duruşunda karar kılmıştım. “Hanumanasana” (maymun duruşu). Bu duruş için kasık kaslarını, kalça fleksör kaslarını ve hamstring kaslarını esnetmek gerekiyordu. Dersin ilk yarısı boyunca esnetilmesi gereken tüm kasları iyice açtık ve esnettik. “Hanumanasana”, sadakatin, özverinin ve sevginin anlatıldığı bir “asana”ydı. Bir arkadaşın bir arkadaşı için sadakat ve özveri ile bir şeyi başarmaya çalışmasını anlatıyordu. Bir arkadaşın arkadaşı için sadakatle imkansız olanı başarmasını anlatıyordu. Sevgi, sadakat ve özveri ile hamle yapmaktan ve ileriye atılmaktan ve bir başka hamle yaparak geri dönmekten bahsediyordu. Belki o günkü hamlemiz küçücüktü ya da belki birkaç gün önceki hamlemizle kıyasladığımızda daha hafifti. Belki bir önceki denememize kıyasla daha iyi bir hamle yapmıştık ve neredeyse kalçamız yere değecekti. Önemli olan hamle yapabilmekti… Önemli olan harekete geçmekti… Önemli olan sadakatle, özveriyle ve sevgiyle hamle yapabilmekti… Gerek günlük hayatımızda gerekse yoga derslerinde önemli olan sevgiyle, sadakatle ve özveriyle harekete geçmek, hamle yapmak ve adım atabilmekti. Hırslarımıza kapılmadan saf sevgiyle adım atabilmek ve bir yere varabilmekti.

O günkü derslerin sonunda aslında grup derslerinde de felsefeye biraz ağırlık vermem gerektiğini fark ettim. Spor tesislerinde öğrenciler zaten diğer grup derslerine de katılarak fiziksel olarak güçlenip esneyebiliyorlardı. Önemli olan yoga derslerinde zihinleri ve ruhları biraz onurlandırmak ve tazelemekti. Bunun yolu da biraz daha nefes çalışmasından, meditasyondan ve felsefeden geçiyordu. Kaplumbağa gibi içe dönmekten ve “Tanrı Hanuman” gibi sadakatle, özveriyle ve sevgiyle adım atmak, hamle yapmak ve harekete geçmek ve engelleri aşmaktan…