Tag Archives: nauli

temelden çatıya

Standard

Geçen haftalardaki yazılarımda bahsetmiştim. Bir süre spora ya da yogaya ara verince bedenin nasıl da nankörleştiğinden… Bir süre spordan ve yogadan uzak kaldığımızda bedenin sertleştiğinden, esnekliğini yitirdiğinden ve tekrar eski kıvraklığına kavuşabilmesi için zaman ve sabır gerektiğinden… İki ders boyunca bedeni esnettikten sonra sıra gelmişti bedene unuttuklarını hatırlatmaya… Peki bedene unuttuklarını nasıl hatırlatacaktık? O gün özel derse gitmeden önce karar vermiştim. Tıpkı bir yoga eğitmenlik kursunda olduğu gibi, bedeni ayaklardan başlayarak çalıştıracaktık. Sıra ile ayaktaki asanalar, kalça açıcılar, karın güçlendiriciler, burgular, geriye eğilmeler, ters duruşlar ve denge… Tıpkı bir ağacın kökleri, dalları, yaprakları ve çiçekleri gibi… 

O gün ayaktaki asanalar ile başlayacaktık. Başlangıç meditasyonu sonrasında yerde omurgayı esnettikten sonra bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıttık. Özellikle “tadasana”da (dağ duruşu) köklenmeye önem vermiştik. Ayak parmaklarının hepsini tek tek yere yaymak, ayak baş parmağının kökünü, ayak küçük parmağının kökünü, topuğun içini ve dışını eşit bir şekilde yere basmak ve köklenmek… Ayakların altında toprağın enerjisini hissetmek… O enerjiyle ayakların altından başın tepesine kadar uzamak… Toprağın verdiği enerjiyle ayakların altından başın tepesine kadar yükselmek… Gözleri kapatmak ve ayakların altında toprağı hissetmek… Köklenmek…  

Tadasana”da iyice köklendikten sonra “surya namaskara” serilerinin arasına ayaktaki asanaları serpiştirmeye başlamıştık. “Virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “trikonasana” (üçgen), “parsvottanasana” (ayaklar ayrı baş dize duruşu), “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) ve “anjaneyasana” (alçak hamle) gibi asanalar ile ayakların altından yere köklenmiştik. 

Daha sonra yere oturmuş ve köklenmeye “dandasana” (asa duruşu) vepaschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile devam etmiştik. “Setu bandhasana” (yarım köprü) ile bedeni dengeledikten sonra, “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile omurgayı rahatlatmış ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile bedeni tamamen yere bırakmış ve teslim etmiştik. Amacımız köklerimizi hissedip hayatta sağlam ve güçlü durabilmekti. 

Bir sonraki dersimizde sıra kalça eklemine gelmişti. Bina inşa eder gibi temelden tepeye doğru ilerleyecektik her ders. Ya da ağacın köklerinden yapraklarına doğru… Sırada kalça eklemi olduğu için öne eğilmelere ve kalça açıcılara odaklanacaktık. Ayakta “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “prasarita padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme), “ashwa sanchalanasana” ve anjaneyasana” ile omurgayı öne eğmelere alıştırdıktan sonra yerdeki öne eğilmeler ile kalça eklemini biraz daha esnetmiştik. Yere oturduktan sonra “janu sirsasana” (baş dize duruşu) ile bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını vehalf butterfly (yarım kelebek) duruşunda ise bacakların içine eğilip kasık kaslarını esnetmiştik. “Paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile hamstring kaslarını biraz daha esnettikten sonra bacakları “V” şeklinde açıp “upavistha konasana” (oturarak açı duruşu) ile bacak içlerini ve kasık kaslarına odaklanmıştık. Sırada zirve duruşu olarak “kurmasana” (kaplumbağa duruşu) ve ardından “hanumanasana” (maymun duruşu) vardı. Dersi “purvottanasana” (ters sopa duruşu),twisted roots” (dönmüş kökler burgusu) ve “savasana” ile sonlandırmıştık. O gün amacımız öne eğilerek daha mütavazı olabilmek, içe dönmek, kabullenmek ve teslim olmak ve kalça açıcılara yoğunlaşarak da olumsuz duygulardan arınmak yaratıcılığımızı güçlendirmekti.  

Sırada karın bölgesi vardı. Bir hafta boyunca karın kaslarına odaklanmak istemiştim. Bir ders boyunca alt ve üst karın kaslarına bir sonraki derste ise oblik kaslarına odaklanacaktım. İlk karın dersinde “kapalabhati” (kafatası parlatan nefes) ve “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsak temizliği) çalıştık. “Kapalabhati”de nefes alışlar pasif verişler ise aktifti. Her nefes verişte, diyaframı iyice içeri çekip karın kaslarını hissediyorduk. “Nauli”nin ilk aşaması ise, akciğerleri tamamen boşaltıp karın kaslarını iyice içeri çekmekti. Yani “uddiyana bandha”ydı. Amacımız karın kaslarını, kasıktan başlayarak yukarı ve içeri doğru çekmek ve kaburgalara kadar karnı içeri çekip karın kaslarını bir asana yapmadan bile hissetmekti. Tüm ders boyunca asanaları karın kaslarını hiç gevşek bırakmadan hep sıkarak yaptık.  

Karın kaslarını masada denge, “utkatasana” (sandalye), “phalakasana” (sopa duruşu), “chaturanga dandasana” (alçak şınav), “vasisthasana” (yan sopa duruşu), “marjaryasana”nda (kedi duruşu) ve “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) karın kaslarını iyice içeri çekerek çalıştırdık. Yere geçtiğimizde “navasana”nın (sandal duruşu) birçok varyasyonunu yaptık ve “purvottanasana” (ters sopa duruşu) ile karın kaslarını biraz daha güçlendirdik. En son sırt üstü yere yatıp yogik bisiklet ve birkaç mekik hareketiyle karnı iyice hissettik ve “savasana” ile dinlendik. Dersin amacı karın kaslarına odaklanarak daha azimli ve kararlı olmak ve başladığımız işi bitirebilme gücüne sahip olmaktı.  

İkinci karın odaklı dersimizde “burgular”ı çalışmıştık. “Surya namaskara” serilerinin arasına “parivrtta uttanasana” (ayakta öne eğilmede burgu), “parivritta trikonasana” (dönmüş üçgen), “parivritta parsvakonasana” (dönmüş yan açı duruşu), “parivritta ashwa sanchalanasana” (yüksek hamlede burgu), “parivrtta anjaneyasana” (alçak hamlede burgu), “parivrtta adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpekte burgu), “parivrtta ardha chandrasana” (dönmüş yarım ay duruşu) ve “parivrtta prasarita padottanasana” (bacaklar açık öne eğilmede burgu) eklemiştik. Bu dersin zirve duruşu “parivrtta ardha chandrasana”ydı. Burgulara yerde de devam etmiştik. Yere oturmadan önce “parivrtta malasana” (dönmüş çelenk/dua tespihi duruşu) yapmıştık. Yere oturduktan sonra “parivrtta janu sirsasana” (dönmüş baş dize duruşu) ve “parivrtta upavistha konasana” (dönmüş oturarak açı duruşu) ile omurgayı bükmüştük. Sırt üstü yatıp “cat tail” (kedi kuyruğu duruşu) ile omurgayı biraz daha büktükten sonra “savasana” ile bedeni dinginleştirip rahatlatmıştık. Burgulara odaklanarak bedeni ve zihni arındırmak, temizlemek ve dinginleştirmek istemiştik. 

Bir sonraki ders göğüs kafesine odaklanmıştık. Yani o gün geriye eğilmelere odaklanmıştık. “Tadasana”da geriye eğilme, “ashwa sanchalanasana”da geriye eğilme, “anjaneyasana”da geriye eğilme akışlar arasında yaptığımız asanalardı. Bazı akışlar sırasında “bhujangasana”da (kobra duruşu) uzun beklemiştik. Göğüs kafesini esnetmek ve açmak için “virabhadrasana I”de geriye eğilmiş, “virabhadrasana II”, “parsvakonasana” ve “trikonasana”da beş nefesten fazla beklemiştik. Akışlar arasında göğüs kafesini biraz daha esnetmek için “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), “sphinx” (sfenks) ve “seal” (fok balığı) duruşlarını kullanmıştık. Zirve duruşumuz “urdhva dhanurasana”ydı (köprü). Bu duruşa hazırlık olarak “setu bandhasana” (yarım köprü) yapmıştık. Geriye doğru eğilip göğüs kafesini esnetip hem kendimizi hem çevremizdekileri daha çok sevmek ve anlayışlı olmaktı amacımız. 

2013-05-18 14.18.39

Göğüs kafesinden sonra sırada boyun vardı. Derse boynu sağa sola, öne arkaya ve yanlara doğru esneterek başlamıştık. Ders boyunca yaptığımız tüm asanalarda boyunu her yöne çevirip o bölgede birikmiş tüm olumsuzluklardan arındık. Dersin tam ortasında “sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu) ve “matsyasana” (balık duruşu) yaparak boynu uyardık. Ardından “sirsasana” (baş duruşu) yaparak enerjiyi ters çevirerek bakış açımızı değiştirmeye çalıştık. Dersi “balasana” (çocuk duruşu), burgu ve “savasana” ile tamamladık. Amacımız boyunda biriken tüm olumsuzluklardan arınıp kendimizi doğru ifade edebilmek ve çevremiz tarafından doğru anlaşılmaktı. Ve tabii ki dünyaya değişik bir açıdan bakıp herkesi anlayabilmekti. 

Bedenin tüm bölgelerini üst üste çalıştıktan sonra sırada tüm beden vardı. Tüm bedeni nasıl çalışabilirdik? Tabii ki denge duruşları ile. Bedenin her bir bölgesini ayrı ayrı çalıştıktan ve güçlendirdikten sonra, bedenimizin dengesine odaklanmalıydık. Bedeni ısıttıktan sonra tek ayak üzerinde durmayı deneyerek ve sonra da gözler kapalı bir şekilde tek ayak üzerinde durmayı deneyerek denge çalışmasına başladık. Bir sonraki akış sırasında “tadasana”da 90 derece yukarı kaldırdığımız bacağı düz bir şekilde öne uzatarak dengeyi sınadık. Bir sonraki akışta ise aynı şeyi gözler kapalı denedik. “Vrksasana”da (ağaç duruşu) gözler kapalı bekledik. Denge duruşlarını birbirine bağladık. “Vrksasana“, “garudasana” (kartal duruşu), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), urdhva prasarita eka padasana” (ayakta bacakları ayırma), “utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzatılmış duruş) önde ve yanda ve “natarajasana” (dansçı)… Bedeni dengeleyen duruşlar sonrası “savasana“… Dersin amacı yogada ve günlük hayatta zıt kutuplar arasında dengeyi bulmak ve sağlamak… 

Tıpkı bir yoga eğitmenlik kursunda olduğu gibi, bedeni ayaklardan başlayarak başa kadar güçlendirmek ve esnetmek... Sıra ile ayaktaki asanalar, kalça açıcılar, karın güçlendiriciler, burgular, geriye eğilmeler, ters duruşlar ve denge… Tıpkı bir ağacın kökleri, dalları, yaprakları ve çiçekleri gibi… Köklerden çatıya doğru… Bir bina inşa eder gibi… Temeli sağlam kurduk mu, binanın o temel üzerinde yükselmesi ve sağlam bir şekilde durması hiç de zor değil… Tıpkı bedenimizin temeli sağlam kurduğumuz da, bedenimizin o sağlam temelin ve köklerin üzerinde yükselmesi ve dimdik ayakta durması gibi…  

Reklamlar

hazmetmek

Standard

Yazılarımı takip ediyorsanız birkaç hafta önce derslerimden birinde zihnimin gerisinde kalmış ve neredeyse unuttuğum bilgileri tekrar hatırladığımı ve derslerimde bu bilgilerden yararlanmaya başladığımı biliyorsunuzdur. Derslerde “vayu”lara (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımı) odaklanıyordum. Birinci ve ikinci “vayu” yani “prana vayu” (içeri ve ileri doğru akım) ve “apana vayu” (aşağı ve dışarı doğru akım) üzerine yoğunlaşmış ve derslerde bu iki “enerji akımı”nı harekete geçiren akışlar yapmıştık. Geçtiğimiz hafta ise sıra “dengeleme”ye gelmişti. “Samana vayu” yani “dengeleyen ve merkezleyen hava akımı”…

2009-2010 tum fotolar 675

Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.

Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve ileri doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.

“Samana vayu” dediğimizde dengeleyen ve merkezleyen bir enerji akımından bahsetmekteyiz. Karın bölgesinde bulunan ve enerjiyi dengeleyip merkeze çeken bir hava akımı… Sindirim sistemini ve gıda, hava, deneyim, duygu ve düşünce gibi bedene giren tüm maddelerin özümsenmesini ve hazmedilmesini düzenleyen bir “vayu.” “Prana vayu” (içeri ve ileri doğru hava akımı) ve “apana vayu” (aşağı ve dışarı doğru hava akımı) arasında bulunan bir “enerji akımı…” Göğüs kafesi ve pelvik taban arasında bir “vayu”… “Samana vayu”, “prana”nın (nefes/yaşam enerjisi) özümsenmesinden, nefes, gıda ve zihinsel deneyimler yoluyla enerjinin toplanmasından sorumlu…
“Samana vayu”, “manipura çakra” (karın çakrası) ve ateş elementi ile ilişkiliydi. Bu “vayu” sağlıklı bir şekilde çalışıyorsa, güçlü bir sindirim sistemine sahip olur, kendimizi canlı ve dengeli hissederdik. Tam tersi bir durumdaysa, fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak özümseme ve hazmetme sorunları yaşayabilirdik. Bu “vayu”, “prana vayu”yu ve “apana vayu”yu karın bölgesinde bir araya getirir ve “agni”yi (sindirim ateşi/arınma ateşi) kontrol eder.
“Samana vayu” sayesinde istediğimizi içimize alıp kabul eder, istemediğimizi ise bedenden atarız ve bunu bir denge içinde yaparız. Bu “vayu”nun dengesi bozulduğunda sindirim ve obezite sorunları yaşayabilir, metabolizmamız yavaş çalışabilir ve iyi ve dengeli beslenmeyebilirdik.
Tüm bu nedenlerden dolayı, “samana vayu”yu uyarmak için “ayağı ve dışarı doğru giden enerjiyi” yani “apana vayu”yu ve “içeri ve ileri doğru giden enerjiyi” yani “prana vayu”yu karın bölgesinde bir araya getirmek gerekmektedir. Böylece, beden güçlenir, zihin ve temel içgüdülerimiz dengelenir. Bu “vayu”, kendimizi olduğumuz gibi görmemizi ve alışkanlıklarımızı değiştirebilmemizi sağlar.
“Prana” ve “apana”nın karın bölgesinde bir araya gelmesiyle “samana vayu”yu genişleterek de “sushumna nadi”yi (bedenden geçtiği düşünülen merkezi enerji) uyarır ve böylece zihni sakinleştirip “samadhi”ye (sonsuz mutluluk) ulaşabiliriz.
Tüm bunlardan dolayı, “samana vayu”yu öne eğilmeler, burgular, karın güçlendiriciler ve karın üstünde uzanarak yapılan arkaya eğilmeler ile harekete geçirebilirdik.
Derse her zamanki gibi meditasyon ile başladık. Meditasyon sonrasında “pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması yaparak dikkati “samana vayu”ya çekmek istemiştim. Bir anda bu “vayu”yu nasıl bir nefes çalışması ile uyarabileceğimi düşündüm. “Samana vayu” dengeleyen ve merkezleyen bir enerji akımı olduğuna göre nefesi eşit sayıda alıp verdirerek bu “enerji akımı”nı harekete geçirebilirdik. “Nefesi beş sayıda alın ve beş sayıda verin.” Öğrencilerin beş sayıda çok rahat nefes alıp verdiğini görünce yedi sayıda nefes alıp vermelerini istedim. Gözler kapalı, omurga dik ve nefes alış verişler eşit… Nefes verirken karnı iyice içeri çekmeye odaklandık. Her nefes verişte karın biraz daha içeri…
“Pranayama” sonrasında “uddiyana bandha” (karın kilidi) çalıştık. “Uddiyana bandha”, en basit anlatımıyla, karnın içeri çekilmesi demektir. Bu çalışma için ayağa kalktık ve bacakları kalça genişliğinde açtık. Dizleri hafif büktük ve elleri dizlerin üzerine yerleştirdik. Omurgayı yuvarladıktan sonra burundan nefes alıp burundan güçlü bir şekilde nefes verdik. Karın kaslarını iyice kasıp karnı ve karın bölgesindeki organları geriye ve yukarı doğru çektik. Sanki göbek deliğimiz sırtımıza yapışmış gibi…
Bu çalışma sonrasında ise “samana vayu”yu “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsak temizliği) ile hareketlendirdik. Bu çalışmanın ilk aşaması, akciğerleri tamamen boşaltıp karın kaslarını iyice içeri çekmekti. Yani “uddiyana bandha”ydı. Eğer bunu başardıysak, sırada karnın sağ ve sol tarafındaki kasları sıkmak ve ortadaki kasları gevşetmek vardı. Eğer bunu da başardıysak, karın kaslarının bir tarafını sıkıştırıp diğer tarafını gevşek bırakmak vardı. En son aşamada ise, merkezdeki karın kaslarını sıkmak, yavaşça karnın sağındaki kasları sıkmak ve gevşetmek sonra soldaki karın kaslarını sıkmak ve gevşetmek vardı. Böylece dairesel bir çalkalama uygulayarak karın bölgesine masaj yapılabiliyordu.
“Pranayama” ve “nauli kriya” çalışmasından sonra bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıttık. “Samana vayu”yu uyarmak için burgular ve öne eğilmelere odaklanacaktık. Bu yüzden “güneşe selam” serilerini yaparken “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) ve “utkatasana”da (sandalye) uzun süre bekleyip dikkati karın bölgesinde tutmaya çalıştık. Akış boyunca “uddiyana bandha”yı yaptık. Karnı gevşek bıraktığımızda bunu farkedip karın kaslarını tekrar içeri çekiyorduk.
“Vinyasa”lar (akış) arasına burgular ekleyerek “samana vayu”yu uyarmaya devam ediyorduk. “Tadasana”da (dağ duruşu) burgu, “parivrtta uttanasana” (ayakta öne eğilmede burgu), “parivrtta utkatasana” (sandalyede burgu), “parivrtta parsvakonasana” (dönmüş yan açı duruşu), “parivrtta trikonasana” (dönmüş üçgen), “parivrtta prasarita padottanasana” (bacaklar açık dönerek öne eğilme), “ashwa sanchalanasana”da (yüksek hamle) burgu, “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) burgu ve “svarga dvijasana” (cennet kuşu duruşu) ile karın bölgesini iyice uyarmıştık.
Bir “vinyasa” sonrasında “adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) “malasana”ya (çelenk/dua tespihi duruşu) zıplamış ve beş nefes sonra “malasana”da burgu yapıp yere oturmuştuk. Artık yerdeki asanalar ile “samana vayu”yu harekete geçirecektik. “Paschimottanasana” (yerde öne eğilme), “marichyasana” (bilge Marichy duruşu) ve “gomukhasana”da (inek başı duruşu) sağa ve sola burgu yaptıktan sonra “navasana” (sandal duruşu), “parivrtta navasana” (sandal duruşunda burgu) ile karın kaslarını güçlendirdik. Karın kaslarını biraz daha güçlendirmek için sırt üstü yatıp bacakları 90 derece yukarı kaldırıp her nefes verişte bacakları üç aşamada (60 derece, 45 derece ve 30 derece) yere indirip sonra tekrar yukarı kaldırdık. “Jathara parivartanasana”yı (karından burgu) hareketli yaparak hem oblik kaslarını güçlendirmiş hem de “samana vayu”yu uyarmıştık.
Sırada karın üstü yatıp “samana vayu”yu bu şekilde harekete geçirmek vardı. “Salabhasana” (çekirge duruşu) varyasyonları ile devam ettik. Önce sadece kollar ve göğüs havaya, sonra sadece bacaklar havaya. Sonra kollar ve bacaklar havaya… Sonra kolları arkada kenetleyip göğüs kafesini iyice açmaya çalıştık.
Dersi bitirmeden önce son bir “pranayama” çalışması yapacaktık. “Bhastrika” (körük nefesi) ile karnı şişirip karnı iyice içeri çekecektik ve böylece “samana vayu”yu uyaracaktık. “Derin nefes alırken diyaframı nefesle birlikte genişlet nefes verirken diyaframın içeri girmesine izin ver. Nefes verdikten sonra nefesi tut.” “Pranayama” çalışması sırasında, elleri “matangi mudra”da (İç Uyum/huzur Tanrısı Matangi mührü) tutmuştuk. Bu “mudra” (mühür) “solar plexus” adı verilen karın bölgesini canlandırmaya yarıyordu. “Elleri kenetlerken orta parmakları ileri doğru uzat sağ başparmağı sol başparmağın üzerine getir ve dirsekleri karnın üzerinde tut.” “Matangi mudra”, “solar plexus”taki nefesi güçlendirip bu bölgedeki enerjiyi dengelemekteydi. Bu “mudra” ayrıca sindirim sistemini de güçlendirmekteydi.
“Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) sonrasında sıra dersi bitirmeye gelmişti. “Samana vayu” sanırım “vayu”ların içinde en sevdiğim “hava akımı” olmuştu. Neden mi? Çünkü hem karın kaslarını çalıştırmamızı sağlıyordu hem de denge, hazmetme ve özümseme ile ilgiliydi. Karın bölgesi ve karındaki organlar… Mide; hazmetme ve özümseme… Fiziksel olarak midemizin kaldırabileceğinden fazlasını aldığımızda hazmedemememiz gibi duygusal ve zihinsel olarak da kaldırabileceğimizden fazlasını aldığımızda da hazmedemeyebileceğimizi bilmek… Hazmedebilmek için alabileceğimiz kadarını almak… İstediğimizi içimize alıp kabul etmek ve istemediğimizi bedenden atmak ve bunu bir denge içinde yapmak… Kabullenebileceğimiz ve kaldırabileceğimiz kadarını almak, içimize çekmek, hazmetmek ve özümsemek… “Samana vayu” buydu işte…

güçlü karın, güçlü duruş

Standard

Bir süredir kendi kendime yoga yapamadığım, yeni asanalar deneyemediğim ve uzun süredir yaptığım asanaları bile yapmakta zorlandığım için kendimi felsefi konulara verdim. Hani her şey bir şey için oluyordu ya. Belki ben uzun bir süredir yogayı asana boyutunda ele almıştım ve çok sevdiğim felsefi boyutundan uzaklaşmıştım. Asana pratiğine ara verdiğim şu sıralarda okumaya ve araştırmaya daha çok zaman ayırabiliyorum. Haliyle derslerimde de felsefi yaklaşımlara daha çok yer vermeye başladım. Geçen haftaki özel ve grup derslerim yine felsefe ağırlıklıydı.

2014-02-07 19.14.27

Derslerde bir süreklilik sağlamaya çalışıyorum. Her ders bedenin farklı bir bölgesine odaklanarak fiziksel olarak farklı bölgeleri çalıştırmak ve güçlendirmek ve felsefi açıdan da o bölgenin duygularını ortaya çıkarmak istiyorum. Bir süredir “kundalini yoga” hakkında kitaplar okuduğum için geçen haftaki derslerim yine “çakra”lar üzerine yoğunlaşmıştı. Önceki derslerimde ilk iki çakraya odaklanmıştık. “Muladhara” (kök) ve “svadisthana” (sakral) çakraları fiziksel olarak güçlendirerek duygusal rahatlama da sağlamaya çalışmıştık. Kabullenmek, güven ve yaratıcılık… Şimdi sıra üçüncü çakraya — “manipura” (karın) çakraya — gelmişti. Karın çakrasının duygusu “kararlılık”tı; gölge duygusuysa “öfke”. Bu ne demekti? Eğer karın çakrası iyi çalışıyorsa, kişi enerji dolu, amaçlarını gerçekleştirebilen bir kişi olabiliyordu. Maymun iştahlı değil; aksine amaçlarını yerine getirebilecek iradeye sahip biri oluyordu. Bu çakra güçsüzse, kişi düşüncülerini gerçekleştirme enerjisinden yoksun, hayatın kendine sunduklarından mutlu olmayan ve hayal kırıklığı hisseden öfkeli biri oluyordu. Fiziksel olarak ise, karın kasları ne kadar güçlü olursa, bel ve sırt sorunları o kadar az oluyordu ve dengemizi de o kadar kolay sağlayabiliyorduk. Yani hem fiziksel hem de duygusal olarak karın bölgesi önemli bir bölgeydi.
O gün sabah özel dersim akşam da grup dersim vardı. Özel dersin başında “manipura çakra”dan bahsettim ve ders boyunca karın bölgesine odaklanacağımızı söyledim. Meditasyon sonrası, “balasana”da (çocuk pozisyonu) burgu yaptık ve sonra “virasana”ya (kahraman duruşu) geçtik. “Virasana”da otururken “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi) yapıp karın kaslarını ve diyaframı iyice çalıştırdık. Bir “vinyasa” (akış) ile ayağa kalkıp “tadasana”ya (dağ duruşu) geçtik. Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile biraz ısıttıktan sonra “tadasana”da dinlendik. Sırada “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsak temizliği) vardı. “Nauli kriya” zordu ve tam anlamıyla yapmak zaman alırdı. Ancak biz en azından akciğerleri tamamen boşaltıp karın kaslarını iyice içeri çekmeyi denedik. Bu, “nauli kriya”nın ilk aşamasıydı. Eğer bunu başardıysak, sırada karnın sağ ve sol tarafındaki kasları sıkmak ve ortadaki kasları gevşetmek vardı. Eğer bunu da başardıysak, karın kaslarının bir tarafını sıkıştırıp diğer tarafını gevşek bırakmak vardı. En son aşamada ise, merkezdeki karın kaslarını sıkmak, yavaşça karnın sağındaki kasları sıkmak ve gevşetmek sonra soldaki karın kaslarını sıkmak ve gevşetmek vardı. Böylece dairesel bir çalkalama uygulayarak karın bölgesine masaj yapılabiliyordu. Birkaç kez denedikten sonra, “vinyasa” akışlara geri dönmüştük.
Özel derste “burgu”lara odaklanmıştık. Karın çakrasını “burgu”lar ile çalıştırmayı ve temizlemeyi uygun görmüştük. Bu nedenle “vinyasa”ların arasına “parsvakonasa” (yan açı duruşu), “parivrtta parsvakonasana” (dönmüş yan açı duruşu), “ashva sanchalanasana”da (yüksek hamle) burgu, “tadasana”da (dağ duruşu) burgu, “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) burgu, “parivrtta prasarita padottanasana” (bacaklar açık dönerek öne eğilme), “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) burgu gibi asanalar eklemiştik. “Svarga dvidasana” (cennet kuşu duruşu) ise ayakta denediğimiz son burguydu. Sıra zirve duruşuna gelmişti. Yere oturduk. Kalçayı “beşiği salla”, “akarna dhanurasana” (okçu duruşu) ve “krounchasana” (balıkçıl duruşu) ve bu duruşta sağa sola burgu ile esnettikten sonra, “parivrtta surya yantrasana” (pusula duruşu) denedik. ” “Parivrtta upavistha konasana” (bacaklar açık yerde öne eğilmede burgu) ile burgu çalışmasını sonlandırdık.
“Dandasana” (asa duruşu), “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ve “purvottanasana” (ters sopa) ile omurgayı dengeledik ve “ananda balasana” (mutlu bebek duruşu) ile akışı tamamladık. “Savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) bedeni iyice dinlendirdik.
Grup dersinde ise karın güçlendirici asanalara odaklanmıştık. Ders başında “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi) çalışmıştık. Bedeni ısıttıktan sonra “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsak temizliği) denemiştik. “Vinyasa” akışları arasında “phalakasana” (sopa), “chaturanga dandasana” (şınav), “vasisthasana” (Bilge Vasista duruşu/yan sopa) ile kolları ve karnı güçlendirdik. “Phalakasana-adho mukha svanasana” (sopa-aşağı bakan köpek) ve “urdhva mukha svanasana-adho mukha svanasana” (yukarı bakan köpek-aşağı bakan köpek) arasında nefeslerle aktık. “Chaturanga dandasana”dan (şınav) “phalakasana”ya (sopa) yükselmeye çalıştık. “Chaturanga dandasana”da bedeni öne arkaya salladık. Her nefes alışverişte “ardha salamba sirsasana”dan (yunus duruşu) “dirseklerin üzerinde şınav” duruşuna geçtik . Bu kadar kol ve karın kası çalıştıktan sonra, “bakasana” (karga duruşu) ve “pincha mayurasana” (ön kol duruşu) çalıştık. “Pincha mayurasana” yapmak istemeyen kişiler, kan akışını terse çevirmek için “salamba sarvangasana” (omuz duruşu), “salamba sirsasana” (baş duruşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) arasından birini seçti.
Dersi “vinyasa” akışlarla bitirmek istemiştim. Yani bedeni “vinyasa”larla soğutmaktı niyetim. “Vinyasa” akışların arasında “ashva sanchalasana”da (yüksek hamle) dizi yere koyarak ön bacak kaslarını esnettik. “Bhujangasana” (kobra duruşu) ile göğüs kafesini rahatlatıp başı sağa sola çevirip boynu esnettik. “Uttanasana”da (ayakta öne eğilme) uzun süre bekleyerek bacakların arkasındaki hamstring kaslarını yumuşattık. En son “vinyasa”da öne zıplayıp “dandasana”ya (asa duruşu) oturduk. Sırt üstü yatıp, önce “iğne deliği” duruşu ile kalçayı dışa çeviren kasları esnetip kadınların bacak bacak üstüne attığı gibi bacakları üstüste atıp bedeni burguya soktuk. Diğer tarafı da yaptıktan sonra bedeni “ananda balasana” (mutlu bebek duruşu) ile omurgayı dengeledik. Ardından uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinleme pozisyonu)…
Dersi nasıl sonlandıracaktık? Eğer “manipura çakra” (karın çakrası) güçlüyse, hayatta da o kadar güçlü bir duruşumuz oluyordu. Azimli, iradeli ve kararlı. Azim derken, hırstan bahsetmiyorduk. Azim derken, başladığımız işleri sonuna kadar götürebilme yeteneğinden bahsediyorduk. Bir müzik aleti çalmaya başlayıp yarıda bırakıyorsak, karın çakrası iyi çalışmıyor demekti. Bir işe başlama ve onu devam ettirebilme yeteneğinin buluduğu yerdi “manipura çakra.” Kararlı, azimli ve iradeli olursak, bu çakranın gölge duygusu olan öfkeden de arınmış olurduk. Her bir çakranın olumlu duygusu varken ve onları güçlendirmek elimizdeyken, neden barındırdıkları olumsuz duyguların kölesi olalım ki?

aynı dili konuşmak…

Standard

Yoga pratiğinde bir öğretmen ile bir öğrencinin aynı dili konuşması… Aynı şeyleri düşünmesi ve hissetmesi… Mümkün olabilir mi acaba? Bir öğretmen ders verirken kendini dersin akışına kaptırıp, sanki tek başına kendi pratiğini yapıyormuşçasına içine dönüp o anki duygularını karşısındakilere hissettirebilir mi? Böyle bir şey olabileceğine inanmazdım taa ki geçen güne kadar.

2009-2010 tum fotolar 309

Geçenlerde özel bir dersim vardı. Bu öğrencimle genellikle vinyasa dersleri yaparız. Dersin bir zirve duruşu olur ve dersin ilk yarısında zirve duruşuna hazırlanırız. Zirve duruşundan sonra da dersin temposu yavaşlar ve en sonunda “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) gelir. Bir iki haftadır hatha tarzı ders yapıyoruz bu öğrencimle. Asanalarda daha derinleşiyoruz. Hizalanmaya daha özen gösteriyoruz. Bugüne kadar belki de birçok kez yaptığımız ama derinlemesine hissetmediğimiz asanaları deneyimliyoruz. “Adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “phalakasana” (sopa), “chaturanga dandasana” (alçak şınav), “virabhadrasana” (savaşçı) duruşları gibi…

Yavaş yavaş da meditasyon deneyimlemeye başladık dersin başında. Yoganın asanalar dışındaki kollarına da girmeye başladık özel çalıştığımız için. “Uddiyana bandha” (karın kilidi), “mula bandha” (kök kilit), “drishti” (bakış noktaları), “pranayama” (nefes çalışmaları) ve “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsağın temizliği) gibi…

Neyse konuyu fazla uzatmadan geçen günkü dersimize gelelim. O gün özel dersimden önce anaokulunda çocuklarla dersim vardı. Biraz da grip gibiydim ve çok yorgun hissediyordum kendimi. Özel dersime gittiğimde, dersi nasıl çıkaracağımı düşünüyordum. Derken öğrencim geldi. O da çok yorgundu. İki gün önceki dersimizde, kol ve omuz bölgesine yoğunlaşmıştık.  Dersin başında, o gün yin yoga yapıp bedenimizi esnetmemizi rica etti benden. Harika bir haberdi bu.

“Butterfly” (kelebek) ile omurgayı esneterek başladık. Birden geçenlerde girdiğim bir yin dersi geldi. İdrar kesesi, böbrek ve karaciğer odaklı bir dersti. Bir öne eğilme, bir arkaya eğilme yapmıştık ve benim çok hoşuma gitmişti. Değişik bir his ve enerji vermişti bana. Bir içime kapanıyordum, bir dış dünyaya açılıyordum. Genelde derslerimde öğrencilerimle birlikte asanaları yapmam ben. Göstermem gerekiyorsa gösteririm, onları sözlü yönergelerle duruşlara sokarım ve sınıfı gözlemlerim. Hareketini düzeltmem gereken öğrenci varsa onu düzeltirim. Bazen de öğrenciler o kadar iyi yapıyorlardır ki duruşu, ben onları duruş içinde biraz daha derinleştirmeye çalışırım. Ama o gün benim de canım yoga yapmak istedi. Zaten yin yoga yapacaktık ve bu yogada genelde öğrencileri kendi bedenleri, zihinleri ve ruhları içinde bırakmayı tercih ederim.

İlk asanada, asananın faydalarından bahsettim. Böbrek ve karaciğer meridyenlerini çalıştırdığını, öne eğildiğimiz için içe döndüğümüzü ve bu tarz duruşların bizi meditasyona hazırladığından bahsettim. Duruşlarda yaklaşık üç-dört dakika beklemeye karar vermiştim. Ardından bir arkaya eğilme olan “half saddle”a (yarım eyer) geçtik. Bu asimetrik bir duruştu. Önce sağ bacağı, sonra da sol bacağı yapacaktık. Birden içimde bir şeyler koptu ve konuşmaya başladım ve ders boyunca da susmak bilmedim.

Akışı soracak olursanız! Sanırım şöyleydi: “Half frog (yarım kurbağa), sphinx (sfenks), caterpillar (tırtıl), seal (fok balığı), dragonfly (helikopter böceği), twisted roots (dönmüş kökler) ve savasana (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu).”

Ders boyunca neler anlattığımı soracak olursanız… İnanın ki tam olarak hatırlamıyorum çünkü o an ben de asanaları yapıyordum ve ruhumdan ne kopuyorsa, onlar dudaklarımın arasından dökülüyordu. Bu aralar Aret Vartanyan’ın üç kitabını arka arkaya okudum. O sıralar okuduklarımdan çok etkilenmiştim. Biraz onlardan bahsettim. Aslında ne kadar çok maskemiz olduğundan; insanların arasına karışırken bu maskelerden birini taktığımızdan; kendimiz olmayı çoktan unuttuğumuzdan; kendimizi sevdirmek için kendimizi olmadığımız niteliklerde göstermeye çalıştığımızdan ve sürekli şirinlik yapmaya çalıştığımızdan; istemeye istemeye kendimizi yapmak zorunda hissettiğimiz şeylerden ve böylece kendi benliğimizden gittikçe uzaklaşmamızdan… Kendini sevmeyen bir kişinin kimseyi sevemeyeceğinden… Öncelikle kendini sevmeye ve değer vermeye başlamaktan… Kendimize karşı acımasız mı yoksa şefkatli mi olduğumuzdan… Bunu asanaları yaparken bedenimize nasıl davrandığımızdan çıkarabileceğimizden… Sürekli bedenimizi hırpalıyor ve zorluyor muyduk yoksa onu dinliyor ve üzerine gitmiyor muyduk? Yoga matı (minderi) üzerinde bedenimize ve kendimize nasıl davrandığımızın aslında günlük hayatımızda da nasıl davrandığımızın bir göstergesi olduğundan… Öne eğilip içimize döndüğümüzde ne hissettiğimizden ve arkaya eğilip dış dünyaya açıldığımızda ne hissettiğimizden… Öne eğilip, kabullenmenin, sabır göstermenin ve teslim olmanın daha kolay yoksa arkaya eğilip coşkulu, güçlü ve cesaretli hissetmenin mi bizim için daha keyifli olduğundan… Asimetrik duruşlarda bedenin sağ ve sol dengelerinin ne kadar farklı hissettirebileceğinden… Zihnin ne kadar hareketli olduğundan ve hemen alıp başını gidebileceğinden… Nefesin yol gösterici olduğundan ve bizi anda tutabildiğinden… Sanırım bunlardan bahsettik.

O an tüm bunlar, öğrencimden aldığım enerji sayesinde çıkmıştı. O an sanki iki ayrı ruh değil de, bir ruh gibiydik. Asanaların içindeyken, sanki ben onun zihnini okuyorum da dudaklarımdan dökülenler o şekilde dökülüyordu. İşin en can alıcı noktası da, hissederek söylüyor olmamdı. Genellikle yoga derslerinde biz öğretmenler mutlaka bir şeyler söyleriz. Genelde kalıp sözlerdir bunlar. Alışılagelmiş cümlelerdir. Mutlaka felsefi bir şeyler söylemek isteriz. Ben de çoğunlukla öyle yapıyorum. Her zaman kendini kaptıramazsın ve her zaman dudaklarından dökülmez cümleler. Bazen kalıp cümlelere ihtiyaç duyarız. Ama o gün farklıydı. O gün, her şey benim iradem dışında gelişiyordu. Dudaklarımdan çıkan her sözü sanki bedenim, zihnim ve ruhum söylüyordu. Dediğim gibi, bence en büyük etken benim de asanaları deneyimlemem, başımızın ucunda çalan ruhumuzu okşayan müzik ve karşılıklı etkileşimdi.

Yazının başındaki soruya dönecek olursak! Yoga pratiğinde bir öğretmen ile bir öğrencinin aynı dili konuşması… Aynı şeyleri düşünmesi ve hissetmesi… Mümkün olabilir mi acaba? Bir öğretmen ders verirken kendini dersin akışına kaptırıp, sanki tek başına kendi pratiğini yapıyormuşçasına içine dönüp, o anki duygularını karşısındakilere hissettirebilir mi? Evet, bir öğretmen ve öğrenci bir yoga dersinde aynı dili konuşabilir, aynı şeyleri hissedebilir, kendilerini dersin akışına kaptırıp, içe dönüp aynı duyguları yaşayabilir. Bu cevabı verebiliyorum çünkü bizzat deneyimledim. Yoga gibi engin bir dünya içinde, genellemelerden kaçınmak gerek. “Öğretmen derste kendisi asana yapmaz. Öğrencileri gözlemler.” Tamam, bu tarz genellemeler, çok kalabalık grup derslerinde geçerli olabilir. Öğrencilerin sakatlanmasını önlemek ve asanaları doğru yapıp azami faydayı sağlamaları için. Ancak daha küçük gruplarda ve özel derslerde, öğretmenin kendisinin de akışı yapması ya da yin yoga gibi daha sakin derslerde pozların içinde kalması, dersin etkisini belki de tamamıyla değiştirebilir. Dersi bambaşka bir boyuta taşıyabilir ve hem öğretmen hem de öğrenci dersten çok daha fazla yararlanabilir. Belki de sadece akışına bırakmak… Akış, zaten seni gitmen gereken noktaya götürür…