Tag Archives: nadi shodhana

izleyici mi müdahil mi?

Standard

Son zamanlarda ülkemizde yaşanan olaylardan sonra herkes çok gergin. Yoga derslerine gittiğimde öğrenciler genellikle kendilerini rahatlatacak ve huzur verecek ders yapmak istiyor. Birkaç haftadır sırt kaslarını ve omuz kuşağını esnetecek akışlar yapıyoruz. Geçen hafta özel derslerimden birine gittiğimde öğrenciler akış yapmak yerine kendilerini zihinsel olarak rahatlatacak tarzda bir ders yapmak istediler. O anda neler yapacağımı kafamda planladım ve derse başladık.

BEN_4569

Genel olarak derse beş dakikalık bir meditasyon ile başlıyorduk. O gün meditasyonu 15 dakikaya çıkardım. Öğrencilere rahat ettikleri bir oturma pozisyonu seçmelerini, omurgayı dik tutacak şekilde oturmalarını ve gözlerini kapatmalarını söyledim. “Yüz hatlarınızı yumuşatın. Dudakları hafif aralayın. Ağzın içi yumuşak olsun. Dişleri sıkıştırmayın. Kaşların arasını yumuşatın” gibi telkinlerde bulunduktan sonra öğrencilerden dikkatlerini nefeslere yönlendirmelerini istedim. “Nefeslerinizi izleyin. Nefes alış verişlerinizi fark edin. Dikkatinizi nefesinize yönlendirin. Ve nefeslerinizin bedeninizde ne yaptığına bakın. Omuz başlarına ve göğüs kafesine nefes alıp verirken neler oluyor? Bunu fark edin. Ve dikkatinizi nefeste ve bedende tutun. Dikkatinizin başka yerlere kaymasını bu şekilde engellemeye çalışın. Eğer dikkat başka şeylere kayıyorsa, bunu da fark edin ve tekrar nefeslerinize yönlenin.”

Bu grupla daha önce derslerin başındaki kısa meditasyon ve derslerin sonundaki “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) dışında zihinsel bir çalışma yapmamıştık. O yüzden meditasyon sırasında nelerle karşılaşabileceklerine karşı onları hazırlamak istiyordum. “Bir an için nefes almıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Sakın korkmayın. Aslında nefes alıp veriyorsunuz. Ama nefes o kadar yavaşlıyor ki sanki nefes almıyormuş gibi hissediyorsunuz. Nefes, otonom sinir sisteminin bir parçası. O yüzden nefes alıp vermeye devam ediyorsunuz. Ne kadar yavaş olursa olsun, ne kadar sakin ve dingin olursa olsun, nefes kendi halinde devam ediyor. Paniklemeyin.”

Meditasyon devam ediyordu. “Oturduğunuz pozisyonda rahat değilseniz gözleri açmadan pozisyon değiştirebilirsiniz. Önemli olan rahat hissetmeniz. Gözleriniz kapalı. Amacımız duyuları kapatmak. En azından görme duyusunu kapatıp zihne giden verileri azaltmak ve zihni dinginleştirmek. Belki renkler görmeye başlıyorsunuz. Belki gözlerinizin önünden geometrik şekiller geçiyor. Bu da beyin dalgalarıyla alakalı. Beyin alfa moduna geçmiş demektir. Alfa modu, beynin sakin olduğu anlardır ve artık parasempatik sinir sistemi bize hakim olmuş anlamına gelmektedir. Stresli ve gerginken beta dalgalarının etkisi altındayızdır ve bu mod bize “kaç ya da kavga et” mesajını vermektedir. Yani sempatik sinir sistemi etkilidir. Yoga ve özellikle meditasyon ile beyin dalgalarını betadan alfaya ve hatta teta boyutuna geçmeyi amaçlamaktayız.” Ve sonra sustum ve öğrencileri 10 dakika kadar kendi hallerine bıraktım. Kimisi oturuş pozisyonunu değiştirdi. Kimisinin bedeni şekilden şekle girdi; baş geriye gitti, baş öne düştü, beden öne doğru eğildi.

Meditasyon bittikten sonra bedeni öne eğip içe dönmek için üç duruş yaptık. “Butterfly” (kelebek), “caterpillar” (tırtıl) ve “dragonfly” (helikopter böceği) duruşlarında beşer dakika bekledik.

Duruşlarla bedeni rahatlatıp esnettikten sonra sıra zihni odaklamaya gelmişti. Dersin sonunda tekrar meditasyon yapacaktık ve bu meditasyon öncesinde zihnin hallerinden bahsetmek istemiştim. “Ashtanga yoga”nın dalları arasında bulunan “pratyahara” (duyuları kapatma), “dharana” (konsantrasyon) ve “dhyana” (meditasyon)… Ve bunların sonunda tabii ki “samadhi” (sonsuz mutluluk)…

Duyuları kapatmak için “shanmukhi mudra” (duyuları kapatma mührü) çalıştık. Tüm parmakları kullanarak gözleri, dudakları, kulakları ve burun deliklerini kapatıp zihne herhangi bir veri gitmesini engelledik. Ve dışarda olana bitene kendimizi kapattık. Sonra “trataka kriya” (gözleri mum ışığı gibi sabit bir noktaya dikip zihni arındırma yöntemi) çalıştık. Tek bir sorunumuz vardı. O gün böyle bir ders yapacağımızı bilmediğimiz için yanımızda mum yoktu. Biz de bir su şişesini sınıfın ortasına koyduk. Öğrencilerden gözlerini bu su şişesine dikmelerini ve gözleri sulansa bile gözlerini kırpmamalarını istedim. Tabii ki ellerinden geldiğince. Çok zorlandıklarında hafifçe gözlerini kırpıp tekrar su şişesine odaklanmalarını söyledim. Önce su şişesini bütün olarak görmelerini, sonra kapağına, yazılarına odaklanmalarını, sonra tek bir noktada sabit kalmalarını ve gözlerini kırpmadan bakmalarını istedim. Gözler sulandı, kırpıldı ve sil baştan… Bu çalışma da “dharana” kısmıydı.

Meditasyona geçmeden önce zihni biraz sakinleştirmek için “nadi shodhana” (enerji kanallarını arındıran nefes çalışması) yaptık ve sonrasında sadece sol burun deliğinden nefes alarak bedenin dişil yani pasif tarafını daha baskın hale getirmeye çalıştık.

Sırada “dhyana” yani meditasyon vardı. Gözlerini tekrar su şişesine dikmelerini ve gözlerini kapatmalarını, gözler kapalıyken gözlerinin önünde su şişesi varmış gibi hissetmelerini istedim. Böylece zihni bir yere odaklayacak ve sonrasında meditasyonun yolunu açacaktık. Dersin başındaki gibi dikkati nefeslere yönlendirmelerini istedim. Beş dakikalık bir meditasyon sonrasında öğrencilerden gözlerini açmadan “savasana”ya geçmelerini istedim. Uzun bir “savasana” sonrasında dersi sonlandırdık.

Geri bildirimleri çok merak ediyordum. Ders sonunda öğrenciler çok rahatladıklarını, birlikte çalışmaya başladığımızdan bu yana zihinlerinin ilk defa bu kadar dinginleştiğini, renkler ve geometrik şekiller gördüklerini ve birkaç saniyeliğine bile olsa “düşüncesiz” olabildiklerini söylediler. İlk meditasyon deneyimimiz için çok güzel geri bildirimlerdi bunlar. “Düşünceler gelir gider. Özellikle biz kadınlarda her bir düşünce başka bir düşünce çağrıştırır. Eğer bu düşüncelere kapılıp gidersek, zihin asla susmaz. Önemli olan meditasyon sırasında izleyici olarak kalabilmek. Gelen düşüncelerin gelmesini ve gitmesini izleyebilmek. Onların peşine takılmamak ve yorum yapmamak.” Gerçekten merak ediyorum. Hayatta izleyici olarak kalabiliyor muyuz yoksa daima yorum yapmak ve müdahil mi olmak istiyoruz? Düşünmeye değer değil mi?

Reklamlar

uyum ve dengede miyim?

Standard
Birkaç haftadır “vayu”lar (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımları) üzerine dersler yaptığımı yazılarımdan biliyorsunuzdur. Geçen hafta 21 Haziran yaz gündönümü olduğu için ve derslerimde gündönümüne uygun bir akış yapmak istediğim için “vayu” odaklı derslerime biraz ara verdim. Bu hafta sırada son bir “vayu” vardı: “Vyana vayu” yani “dışarı doğru enerji akımı.”
Photo
Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.
Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve ileri doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.
“Vyana vayu” yani bedenden ya da merkezden dışarı doğru giden hava akımı, “samana vayu”nun (dengeleyen/merkezleyen akım) tam tersi bir hava akımı… Bu “vayu” tüm diğer “vayu”ları dengeleyen bir hava akımı… Tüm bedende dolaşan ve bedenin dışına da taşan bir enerji akımı… “Aura” olarak adlandırılan ve bedenimizden yaydığımız düşünülen bir enerji akımı…
Yemek, su ve oksijen gibi bedendeki her tür dolaşımdan sorumlu olan “vyana vayu”, bu besinleri bedende gereken yerlere yollamaktan, besinlerin emilip özümsenmesinden ve bu emilim sonrasında pozitif enerji üretilmesinden de sorumlu…
Kalp ve akciğerlerde bulunan “vyana vayu”nun sağlıklı bir şekilde çalışması diğer dört “vayu”nun sağlıklı ve düzgün bir şekilde çalışmasına bağlı. “Svadisthana” (cinsel/sakral), “manipura” (karın), “anahata” (kalp), “vishuddha” (boğaz) ve “ajna” (üçüncü göz) çakraları ile ilişkili olduğu için bu çakralarla bağlantılı olan su, ateş, hava ve eter elementleri ile de ilişkili… Duygu ve düşüncelerin zihinde engelsiz ve sorunsuz bir şekilde dolaşımından sorumlu…
Eğer “vyana vayu” sağlıklı ise, uyumlu ve dengeli hareket ederiz. Bu “vayu” dengesizse, zihin ve beden arasındaki denge bozulur ve hastalıklara açık oluruz. “Vyana vayu” dengeliyse, fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak dengeli oluruz.
Peki “vyana vayu”yu nasıl dengeleyebilirdik? Ayaktaki asanalar, denge duruşları ve arkaya eğilmeler ile… “Pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması olarak da “nadi shodhana”yı (enerji kanallarını arındırma nefesi) kullanabilirdik.
Derse meditasyon ile başladık. Meditasyon sonrasında “dışarı doğru giden enerji”yi hissedebilmek için nefes alırken elleri üst üstü kalbin üzerine koyduk nefes verirken de kolları yana açıp avuçlar yukarı bakacak şekilde elleri dizlerin üzerine yerleştirdik. Her nefes verişte kollardan ve ellerden dışarı doğru giden enerjiyi gözler kapalıyken hissetmeye çalıştık.
Nefes çalışmasından sonra dört ayak üzerine geldik. Omurgayı “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile ısıttıktan sonra “utttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu) ile göğüs kafesini esnetmeye başladık. “Vyaghrasana” (kaplan duruşu) ile omurgayı arkaya eğdikten sonra “utthita balasana”da (uzanmış çocuk) dinlenip ayağa kalktık. Bir “vinyasa” (akış) sonrasında “tadasana”da (dağ duruşu) nefeslendik.
“Tadasana”da beş “vayu”yu birden hissetmeye çalıştık. Ayakların altından yere doğru köklenirken “apana vayu”yu, başın tepesinden yukarı doğru uzarken “udana vayu”yu, merkezde kalarak “samana vayu”yu, nefes alırken ileri doğru çıkan göğüs kafesiyle ve içeri doğru giren hava ile “prana vayu”yu ve en son ellerden parmak uçlarından dışarı doğru giden enerjiyi yani “vyana vayu”yu…
“Surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile bedeni ısıtmaya devam ettik. Her bir “asana”yı farkındalıkla yapmaya çalışıyorduk. Kollarla yukarı doğru uzarken (urdhva hastasana) ellerden yukarı ve dışarı doğru giden enerjiyi, öne eğildiğimizde aşağı doğru giden enerjiyi… Yarı yola açılıp sırtı düzleştirdiğimizde, alçak şınava indiğimizde (chaturanga dandasana) ve yukarı bakan köpekte (urdhva mukha svanasana) göğüs kemiğinden (sternum) öne uzarken yukarı ve ileri doğru giden enerjiyi, aşağı bakan köpekte (adho mukha svanasana) merkezdeki enerjiyi… Çünkü “vyana vayu”yu ancak diğer dört “vayu”yu harekete geçirdikten sonra uyarabilirdik.
Güneşe selam serilerinin arasına “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “utkatasana” (sandalye) ve “trikonasana” (üçgen) gibi ayaktaki asanaları ekleyerek “vyana vayu”yu uyarmaya devam ettik.
Beden artık iyice ısınmıştı. Denge duruşları ile “vyana vayu”yu çalıştırmaya devam edecektik. “Surya namaskara” serilerinin arasına artık denge duruşlarını katmaya başlamıştık. “Virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “vrksasana” (ağaç duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu) ve “navasana” (sandal) gibi…
“Vyana vayu”yu geriye eğilmelerle de uyarabilirdik… O yüzden güneşe selam serilerinin arasına biraz da arkaya eğilmeler katacaktık. “Urdhva hastasana”da nefes alırken biraz geriye eğilmek ve bu şekilde beş nefes beklemek… “Viparita virabhadrasana” (ters savaşçı), “camatkarasana” (vahşi şey), “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), “bhujangasana” (kobra duruşu), “sphinx” (sfenks duruşu) ve “salabhasana” (çekirge)…
Yerde “dandasana”da (asa duruşu) kollarla yukarı doğru uzadıktan sonra bedeni “paschimottanasana” (yerde öne eğilme/batıya bakan duruş) ile dengeledik. Derin gevşeme ve dinlenme öncesinde bir “pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması ile bedendeki enerji kanallarını temizlemeyi amaçlamıştım. “Nadi shodhana” adı verilen bu nefes çalışması ile özellikle bedenin sağ ve sol enerjisini ya da eril ve dişil enerjisini eşitlemeye ve dengelemeye çalışıyorduk. Bağdaşta oturduktan sonra — en basit anlatımıyla — sağ elin (solaksak sol el) işaret ve küçük parmaklarını kullanarak burun deliklerini sıra ile kapatıp açıp nefes alıp verecektik. Çalışmaya başlamadan önce iki burun deliğinden nefes verip, sağ burun deliğini kapatıp sol burun deliğinden nefes alacaktık. Nefes alış biter bitmez sol burun deliğini kapatacak nefesi sağ burun deliğinden verecektik. Nefes verdikten sonra, sağ burun deliğinden nefes alıp onu kapatıp, sol burun deliğinden nefes verecektik ve bu şekilde devam edecektik. Bir sağdan bir soldan… Nefes çalışmasını bitirirken sol burun deliğinden nefes verip iki elimizi dizlerin üzerinde gevşek bir şekilde yerleştirip çalışmanın bedenimiz ve zihnimiz üzerinde yarattıklarını hissedecektik.
“Pranayama” sonrası sırt üstü yatıp “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile “vyana vayu”yu yani dışarı doğru giden enerji akımını hissettik. “Apanasana” (bacakları karna çekme) ile enerjiyi merkeze topladık ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile de “prana”nın (yaşam enerjisi) tüm bedene eşit bir şekilde yayılmasını sağladık.
“Savasana” sonrası dersi nasıl tamamlayacaktık? “Vyana vayu”nun bedenden dışarı doğru giden bir enerji olduğunu ve bedenimizden yansıttığımız “aura” denen bir enerji olduğunu farketmiştik. Bu “vayu”nun diğer dört “vayu”yu ve bedenden geçtiği düşünülen “nadi” enerji merkezlerinden “prana”nın (yaşam enerjisi) geçmesini sağladığını da biliyorduk. Bir “asana”da aşağı, yukarı, içeri, merkeze ve dışarı doğru giden enerjileri hissedip bu şekilde “asana”yı yaparsak o duruşu daha derinden hissedebileceğimizi de görmüştük. Artık bedendeki beş enerji akımı zihinlere yer etmişti. Bundan sonra bir “asana”da sadece yapmaya değil aynı zamanda “asana”nın her boyutunu hissetmeye çalışacaktık.
“Vyana vayu”ya gelince… Dengeli bir yaşamım mı vardı yoksa endişeli ve kafam karışık mıydı? Uyumlu ve dengeli miydim? Zihnim ve bedenim bir ve bütün müydü, dengeli ve uyumlu muydu yoksa zihnim dağınık mıydı? Kendimle ve çevremle uyumlu muydum? Fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak dengeli miydim? Zarafet içinde mi hareket ediyordum? Duygu ve düşüncelerim serbest bir şekilde zihnimde dolaşabiliyor muydu? Tüm bedenim uyum ve denge içinde miydi?  “Vyana vayu” dediğimizde dersten arda kalan da bunlardı işte…

gözlerimiz kapalıyken…

Standard

“Öğretmenim, derslerimizde bugüne kadar hep asana ve akış yaptık. Ben kendi kendime meditasyon deniyorum ama ne kadar başarıyorum bilmiyorum. Gelecek derste meditasyon deneyebilir miyiz?” Neden olmasın?

BEN_4569

O gün derse gittiğimde meditasyona odaklanacağımızı tamamen unutmuştum. Bambaşka bir ders planlamıştım. Meditasyon denemek isteyen öğrenci sınıfa girince, “öğretmenim bugün meditasyon deneyeceğiz, değil mi?” diye sordu. Birden başımdan aşağı kaynar sular indi. Nasıl da unutmuştum? O derste meditasyon ve “trataka kriya” (arınma tekniği) deneyeceğimize söz vermiştim. “Trataka kriya” için mum ve çakmak gerekiyordu ama ben bu arınma tekniğini çalışacağımızı unuttuğum için mum ve çakmağı da getirmemiştim. Ne yapabileceğimi düşünmeye başladım. Mum yerine herhangi bir nesneye de odaklanabilirdik. O halde, su mataramı sınıfın ortasına koyabilirdim ve “trataka kriya”yı mataraya odaklandırarak yaptırabilirdim. Evet en iyi çözüm buydu.
Tam o anda bir başka öğrenci, “evim çok yakın. Derse daha onbeş dakika var. Eve hemen gidip mum ve çakmak getirebilirim” dedi. Bu, harika bir haberdi.
Meditasyona odaklanacağımız için ders boyunca “ajna” (üçüncü göz) çakraya yoğunlaşmaya karar vermiştim. Ders boyunca üçüncü göz çakrasına odaklanacağımızı ve tüm duruşlarda “drishti” (bakış açısı) kullanacağımızı söyledim. Bir asanadan bir asanaya geçerken “drishti”yi hangi noktadan hangi noktaya kaydıracağımızdan da bahsettim. Amacım ders boyunca zihni bir noktaya sabitlemek ve meditasyona hazırlamaktı.
Ders boyunca kullanacağımız “drishti” noktaları burnumuzun ucu, ellerimiz, göbek deliğimiz, ayak parmaklarımız, iki kaşımızın arası ve burgularda omuzun üzerinden sağ ve sol yanımızdı.
“Surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısınırken tüm dikkati “drishti” noktalarına verdik. Nefes alırken avuç içlerini birleştirdik. Kolları yukarı doğru uzatıp ellerimizden yukarı doğru baktık ve nefes verirken ellerdeki bakışı kaybetmeden yere kadar eğildik. Nefes verdiğimizde ayak parmaklarına bakıyorduk. Nefes alırken yarı yola doğru açılıp iki kaşın arasına bakıyorduk. Nefes verirken sopaya geçip bakışımızı iki kaşın arasında tutmaya devam ediyorduk. “Ashtangasana” (diz-çene-göğüs) ve “urdhva mukha svanasana”da (yukarı bakan köpek) bakışlar hala iki kaşın arasındayken “adho mukha svanasana”ya (aşağı bakan köpek) geçerken bakışı göbek deliğine getiriyorduk. Nefes alıp öne geldiğimizde bakış açısını iki kaşın arasına getirip nefes verirken ayaklarımıza getiriyorduk bakışlarımızı. En son nefes alırken avuçları birleştirip yukarı doğru açılırken gözlerimizi avuçlarımızdan ayırmıyorduk. Bu akışlar boyunca bakış açısını kaybetmeden zihni bir noktaya odaklama üzerinde çalıştık. Zihni sakinleştirmeye ve tek bir noktaya getirmeye…
Bedeni biraz ısıttıktan sonra “trikonasana” (üçgen), “ardha salamba sirsasana” (yunus duruşu), “anjaneyasana” (alçak hamle), “parsvakonasana” (yan açı) ve “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı) gibi ayakta asanalarda da bakışlara odaklanarak konsantrasyonumuzu arttırmaya çalıştık.
Yere oturduğumuzda “dandasana” (asa duruşu), “janu sirsasana” (baş dize duruşu), “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) , “bharadvajrasana” (Bilge Bharadvaja burgusu) yaptık ve enerjiyi “salamba sirsasana” (baş duruşu), “salamba sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu), “matsyasana” (balık duruşu) ve “setu bandhasana” (yarım köprü) duruşları ile terse çevirdik. En son bir burgu ile bedeni dengeledik.
Artık sıra “trataka kriya” ve meditasyona gelmişti. “Trataka” kelime anlamıyla bakmak ve seyretmek; “kriya” da arınma amacıyla yapılan eylem demekti. Bu arınma çalışmasında, gözleri bir sembole, muma ya da nesneye sabitleyip gözler yaşarıncaya kadar kırpmadan açık tutmaya çalışırdık. Gözler yaşardığında bir süreliğine kırpıştırır ve uygulamaya devam ederdik.
“Trataka kriya” ve meditasyon için bir daire oluşturduk ve mumu ortaya koyduk. Ben de sınıfın en uzak noktasına geçtim. Oradan sınıfı yönlendirmeye başladım. Önce mumun tümüne sonra alevine baktık. Dikkati alevin renklerine ve uzayıp kısalmasına yönlendirdik. Gözleri mümkün olduğu kadar kırpmadan açık tutmaya çalıştık. Gözler sulandı. Hafifçe kırpıştırdık. Daha geniş bir açıya diktik gözlerimizi. Sonra bakışlarımızı daha küçük bir alana odakladık. En son gözleri kapatıp mumu gözlerimiz kapalıyken görmeye çalıştık. “Gözler kapalıyken görmek.” Bu şekilde on onbeş dakika sürdü “trataka kriya.” Bu arınma tekniği sonrasında bedenin sağ ve sol tarafını dengelemek için “nadi shodhana pranayama” (enerji kanallarını arındıran nefes tekniği) yaptık. “Nadi shodhana”, “ajna” (üçüncü göz) çakrasındaki eril ve dişil enerjiyi dengeleyip kişinin evrende bir ve bütün olmasına yardımcı olan bir nefes tekniğiydi.
Nefes tekniğinin ardından, gözlerimiz kapalıyken meditasyona geçtik. Öğrencilere nefese odaklaklanmalarını tavsiye ettim. Nefeslerini sayarak, anda kalmaya çalışmak. “Zihin sürekli konuşur. Sürekli bir düşünceden, bir düşünceye atlar. Bir türlü durmak bilmek. Sakinleşmez. Amacımız, zihni sakinleştirmek. Zihni susturmanın en temel yollarından biri, gözleri kapatmaktır. Şu anda bunu zaten yapıyoruz. Meditasyonda rahat hissetmeliyiz. Eğer bağdaşta oturmak ve sırtı dik tutmak size zor geliyorsa, o zaman sırtı bir yere dayayın. Bağdaş zor geliyorsa, ayaklarınızı uzatın. Unutmayın, meditasyonda en önemli şey bedeninizin rahat olması. Beden rahat hissedince, zihin de rahatlayacaktır. Kendinize en uygun oturuşu bulun. Ayağınız uyuştuysa ve bedeniniz bunu size söylüyorsa yani bedeniniz konuşuyorsa, bu iyi bir şey. Zihnin şu an burada olduğunu gösterir. Eğer zihnin düşüncelerin peşine takıldığını farkediyorsanız, hemen buraya geri getirin. Nasıl mı? Nefese odaklanın. Nefes alış verişlerinizi sayın. Nefeslerinizi izleyin. Aldım nefesi, verdim nefesi gibi… Düşünceler gelir ve gider. Siz sadece izleyin. Yorum yapmayın. Yorumsuz kaldığınızda, düşüncelerin peşinden gitmediğinizde, bir süre sonra düşüncesizliği farkedeceksiniz. Önce bir anlığına… Sadece bir anlığına, tamamen sakin ve düşüncesiz. Ve yavaş yavaş bu düşüncesizlik anı uzayacak. İki saniye, üç saniye, bir dakika, üç dakika, beş dakika… Amacımız düşüncesizlik anını zaman içinde uzatmak…”
Sonra sustum ve öğrencileri kendi deneyimleriyle başbaşa bıraktım. Yaklaşık on dakika sonra, sıra “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) gelmişti. “Gözlerinizi açmadan, yavaşça derin gevşeme pozisyonuna geçin. Bedeni iyice ağırlaştırın. Toprağın enerjisine teslim edin bedenlerinizi. Gevşeyin iyice. Bedenin sadece bir kılıf olduğunu hatırlayın. Nefesinizi izleyin. Nefesle bütünleşin ve bedeni iyice ağırlaştırın. Bırakın bedeni toprağa.”
Bu dersi nasıl bitirecektim? Bilincimiz, üçüncü göz çakrasında bulunuyordu. Gözlerimiz sadece geçmişi ve şimdiyi görebilirdi ama üçüncü gözümüz açıldığında geleceği görebilirdik. Önsezilerimiz ve algılarımız daha güçlü olabilirdi. “Gözlerimiz kapalıyken görmek.” Benim için dersin ana fikri buydu. Anlayışlı olabiliyor muyduk? Empati kurabiliyor muyduk? Çevremizdekileri, olan biteni… Gözlerimiz kapalıyken bile görebiliyor muyduk?

bir dersin ardından…

Standard
Yoga eğitmeni olup ders vermeye başlamak harika bir duygu… Yalnız dersleriniz çoğalmaya başlamasıyla kendi pratiğinden uzaklaşmak ve başka eğitmenlerin derslerine yeteri kadar katılamamak ise bu hayatın cilvesi… Yine de vakit buldukça kendi yoga pratiğini yaparken aklına gelen her yeni bilgi ve asana varyasyonu bizi geliştiren en önemli şey… Hele ki başka eğitmenlerin derslerine katılıp daha önceden bildiğin fakat unuttuğun ya da daha önce hiç aklına gelmeyen asanaları deneyimlemek bizi daha da geliştiren bir şey…
2014-02-07 19.14.27
Geçenlerde bir eğitmen arkadaşımın dersine katıldım. O akşam stüdyoda hamile (prenatal) yoga dersim vardı. Aynı saatlerde öteki salonda hatha yoga dersi vardı. Dersime kimse gelmeyince, fırsat bu fırsat diyip hatha yoga dersine katıldım. İyi ki de katılmışım. O akşamki ders beni iki yıl öncesine götürdü. Eğitmenlik kursuna katıldığım günlere…
Eğitmenlik kursu sırasında bir staj dersi vermemiz gerekiyordu. Dörder kişilik gruplar oluşturmuştuk. Ders iki saat sürecekti. Herkese yarım saat düşüyordu. Hatha ya da vinyasa tarzında bir ders hazırlayacaktık. Derste bir zirve duruşu olacaktı. İlk bir saatlik dilimde katılımcıları zirve duruşuna hazırlayacaktık. Bir saatin sonunda zirve duruşunu yapacaktık. İkinci bir saatlik dilimde bedeni dengeleyici ve ters duruşlar olacaktı. En son beş ya da on dakika “savasana” (derin gevşeme ve dinleme pozisyon) ile ders tamamlanacaktı.
Grubumuzun bir buçuk aylık bir süresi vardı. Şanslıydık. Bazı arkadaşlarımız, gruplar oluşturulduktan iki hafta sonra ders vereceklerdi. Haftada bir iki kere buluşup çalışmaya başladık. Önce ders akışını hazırlamak gerekiyordu. Zirve duruşunu bulmak ve ona göre dersin ilk yarısında bedeni hazırlamayan sonrasında da bedeni rahatlatan asanaları seçmek lazımdı.
Sonunda karar verilmişti. Zirve duruşumuz “parivrtta surya yantrasana” (pusula) olacaktı. İşte o akşam, eğitmen arkadaşım da derste bu asanayı zirve duruş olarak kullanmıştı. Ben de bu duruşu yaparken o günlere dönmüştüm. Zirve duruşu, kalça açıcı bir asanaydı. Omuz kuşağını ve kalçaları esnetmek ve bedeni burguya hazırlamak gerekiyordu. Dersin ilk yarısı omuz kuşağını ve kalçaları açıp esnetmeye ve burgulara odaklanmıştı. Tabii ki karın kaslarını da çalıştırmıştık.
O akşam eğitmen arkadaşım derse yerde uzanarak başlattı. Sırt üstü uzandık ve karın kaslarını çalıştırmaya başladık. Bacaklarımızı tek tek yere indirdik kaldırdık. Ardından iki bacağı birden yere indirdik kaldırdık. “Navasana” (sandal) varyasyonlarıyla karın kaslarına biraz daha odaklandık. Sırt üstü uzanırken sağa ve sola dinamik burgular yaptık. Oblik kaslarını çalıştırmak için dizleri yere değdirmedik. Stüdyonın ortaklarından diğer eğitmen arkadaşım da derse girmişti. Onun matı (minderi) ile benim matım yan yanaydı. İkide bir birbirimize bakıp “dersin zirve duruşu ne olacak acaba?” diye soruyorduk.
Karın çalışmalarına biraz ara verip ayaktaki asanalara geçtik. “Surya namaskara” (güneşe selam) serilerinin aralarına”virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “parsvakonasana” (yan açı duruşu) ve “svarga dvijasana” (cennet kuşu) gibi asanalar serpiştirilmişti. Aralarda “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “phalakasana” (sopa), “chaturanga dandasana” (şınav) da yapıyorduk. İyice meraklanmıştım. Zirve duruşu ne olacaktı acaba?
Biraz denge de çalıştık. “Eka pada adho mukha svanasana” (tek bacak havada aşağı bakan köpek) duruşunda bazen kalçayı kare tutuyorduk (yani kalçanın biri yukarıda biri aşağıda değil, eşit hizada) bazen de kalçanın açısını bozuyorduk ve havadaki ayağı iyice yukarıya kaldırıyorduk. Tüm bunlara ek olarak “kuadriceps kaslarını” (ön bacak kaslarını) esnetmek için ayakta tek bacağımızı dizden büküp ayağı kalçaya doğru yaklaştırmaya çalışıyorduk. Bunu yaparken önce iki dizi aynı hizada tutmaya çalıştık. Sonra dizi biraz arkaya doğru açtık. En sonunda bir bacağımızın ön kaslarını esnetirken bir yandan da göğüs kafesini açmaya çalıştık. Bunu yaparken bel omurlarımızı sıkıştırmamaya dikkat ettik.
Sonra tekrar yerdeki asanalara dönmüştük. Zirve duruşunu bir türlü tahmin edememiştim. Yere oturduktan sonra kalça açıcı birkaç asanaya yönelmiştik. “Rock the baby” (beşiği salla) ve “akarna dhanurasana” (yay kulağa duruşu) yaparken birden iki yıl öncesine dönmüştüm. Kendi staj dersimize… Sanırım eğitmen arkadaşım da o akşam bize aynı duruşu yaptıracaktı. Heyecanla, “zirve duruşu yoksa parivrtta surya yantrasana mı?” diye sordum. Evet öyleydi. İnanır mısınız; bu asanayı kendi staj dersimizde yaptıktan sonra unutmuştum. Derslerimde hiç kullanmamıştım. Neden bilmem. Asana aklımdan çıkıp gitmiş. Oysa çok etkili bir asana. Hem kalça açıcı hem burgu… Güzel bir zirve duruşu…
“Akarna dhanurasana”dan sonra bacağı “hamstring kasları”nın (arka bacak kaslarının) elverdiği ölçüde yana doğru açmaya çalıştık. En son elimizle ayağı yakalayıp bacak arasından yana doğru döndük. Ve zirve duruşunu sağ tarafta tamamlamıştık. Sırada sol bacak vardı. Aynı seriyi sol bacakta da tekrarlamıştık.
Zirve duruşundan sonra “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ve “twisted roots” (dönmüş kökler) burgusuyla ders sonlandı.
“Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) öncesinde “nadi shodhana pranayama” (enerji kanallarını arındırma nefesi) yapmıştık.
Tüm ders boyunca, eğitmen arkadaşımız sağ ve sol enerjilere dikkatimizi çekmişti. O günkü ders hatha yoga tarzındaydı ve güneş ve ay, eril ve dişil, sağ ve sol enerjilere yönlenmesi gayet doğaldı. Bedenin sağ ve sol tarafının ne kadar farklı hissedebileceği, bir tarafın dengesinin diğer taraftan ne kadar farklı olabileceği, bir tarafta çok rahat yapabildiğimiz bir asanayı öteki tarafta o kadar rahat yapamayabileceğimizi, bir tarafımızın diğer taraftan daha esnek ya da güçlü olabileceği… Tüm bunlar ders boyunca eğitmen arkadaşımızın bize hatırlattığı bilgilerdi. Zaten zirve duruşu, belki de sırf bu sebeple asimetrik bir asanaydı. Bedenin iki farklı enerjisini daha iyi hissettirtmek için…
Dersin sonunda ne mi hissettim? “Savasana”da uzanırken, bedenimin sol tarafının daha çok gevşediğini, derslerim çoğaldıkça başka eğitmenlerin derslerine girip rahatlamaya ne kadar çok ihtiyaç duyduğumu, bir başka eğitmenin dersinde yeni asanalar ve yeni bilgiler edinebileceğimi ve başka derslerin ufkumu açabileceğini… Yeni deneyimlere açık olmamız gerektiğini… Açık olduğumuzda da yepyeni deneyimlerin gelip bizi bulabileceğini…

sadece nefes mi?

Standard

Nefes? Bedenimizin ve ruhumuzun en önemli besin kaynağı… Nefessiz bir yaşam düşünebiliyor musunuz? Bırakın düşünmeyi, nefes almadan yaşayabilir miyiz? O halde nefes gerçekten de en temel besinimiz… Yoga yaparken de en temel besin kaynağımız nefes… Nefesle birlikte akıyoruz bir duruştan bir duruşa. Peki, yoga pratiğimizde nasıl bir nefes kullanmalıyız?

2013-05-29 21.35.09

Yoga felsefesinde nefes dediğimiz zaman aklımıza hemen “prana” gelir. Prana, “yaşam enerjisi” demektir aslında. Ancak, en basit tabiriyle, “prana” dediğimizde yoga pratiğimizde “nefes”ten bahsederiz.

Nefesten bahsetmişken, “pranayama”ya değinmeden de olmaz. Pranayama, iki kelimenin birleşmesinden oluşur. “Prana” ve “yama” ya da “prana” ve “ayama”. Neden bu iki kelimenin iki farklı şekilde birleşmesinden bahsettik sizce? Çünkü kelimenin anlamı tamamen değişiyor sadece bir “a” harfiyle. “Prana+ayama” dediğimizde nefesi özgürleştirmekten bahsediyoruz. Oysa “prana+yama”, nefes kontrolü demektir. Bir harf değişikliğinin bu kadar fark yaratması ne kadar ilginç değil mi? Aslında tek amacımız, nefesi önce belli çalışmalarla kontrol altına alarak sonunda özgürleştirmek ve yaşam gücümüzü genişletmek ve arttırmak.

Nefesle ilgili bu bilgileri verdikten sonra, yoga derslerinde nefesi nasıl kullanmamız gerektiği konusuna gelelim. Genellikle derslerimde bu soruyla karşılaşıyorum. Hatha ve vinyasa yoga eğitmenlik kursu boyunca gerek katıldığım pratik derslerde gerekse kendi verdiğimiz staj derslerinde hep “ujjayi pranayama” kullandık. “Ujjayi”, Sanskrit dilinde “kahraman” demektir. Bu nefesin hatha ve vinyasa yoga derslerinde kullanılmasının sebebi, bedeni ısıtan bir nefes oluşudur. Bedenimizi ısıttığı için, sakatlanma riskini azaltır ve ders boyunca asanalarda derinleşmemizi sağlar.

“Ujjayi” nefesini, boğazımızın arka kısmı kısarak yapabiliriz. Daha önce hiç denemediyseniz, size bir ipucu verebilirim. Soğuk bir gecede, evinizde huzur içinde bir akşam geçirdiğinizi hayal edin. Cama doğru yaklaştığınızı ve cama nefesinizi vererek buğu yaptığınızı düşünün. “Saaa” sesiyle nefes alıp “haa” şeklinde nefes vermek. Ağzınız açık bir şekilde bu nefesi bir süre deneyimledikten sonra ağzınızı kapatıp nefeslerinizi burundan alıp burundan vermeye başlayabilirsiniz. Bu arada, boğazının arkasını daraltıp, bu nefesi çalışabilirsiniz.  Bazıları, bu nefese “okyanus nefesi” adını veriyor. Belki de okyanusun dalgalarının sesine benzettikleri içindir. Kim bilir?

Yine bu kısa bilgiden sonra, kendi derslerimde kullandığım nefese gelelim. “Ujjayi” nefesine alışık olduğum için, ders verirken bu nefesi kullanmaya devam ediyorum. Ancak, derslerimde tüm öğrencilerimi bu nefesi kullanmaya zorluyor muyum? Hayır. Nefes, yaşam kaynağımız… O nedenle, zorlanmaması gerektiğini düşünüyorum. Eğer öğrenciler yoga pratiğinde yeni iseler, bir yandan asanaları yapmayı çalışırken bir yandan da ujjayi nefesini uygulamaları zor olabilir. O halde neden bazı şeyleri zorla yapmaya çalışsınlar ki? Önemli olan bir rahatlama, bir genişleme ve ferahlama değil mi? İşte bu nedenle, ben öğrencilerimi nefes konusunda zorlamıyorum. Öncelikle nefeslerini burundan alıp burundan vermelerini tavsiye ediyorum. Hala birçok kişi burundan nefes veremiyor çünkü. Öğrencilerim bunu başardıktan sonra, sıra nefesleri derinleştirmeye geliyor. Derin nefesler alıp derin nefesler vermek. Nefeslerin süresini uzatmak. Bu da tamamlanınca, sıra ancak o zaman asanalar arasında akarken “ujjayi” nefesini kullanmaya geliyor. Çünkü bence önemli olan, asanaları yaparken nefes alıp vermeyi hep hatırlamak ve nefesi tutmamak.

Daha ileriki aşamalarda ise, değişik “pranayama” teknikleri uygulatmaya başlıyorum. “Kapalabhati”, “nadi shodhana” ve “bhastrika” pranayamaları gibi. Dersin başında ya da sonunda. O gün nasıl bir etki yaratmak istediysem… O etkiyi hissettirmek için kullanıyorum bu nefes tekniklerini…

Nefes? Nefessiz ne kadar yaşayabiliriz ki? O yüzden, “prana” ve “pranayama” sadece yogada değil aynı zamanda tüm hayatımızda çok gerekli iki unsur. Yogada nihai amacımız, pranayamik solumaya geçmektir. Bu tarz solumada, hem akciğerlerimizi hem de diyaframımızı kullanırız. Akciğerlerimizin tüm kapasitesini kullanarak, nefesimizi ciğerlerimizin yukarı, aşağı, orta ve yanlarına doğru yayarız.

İşte tüm bu nedenlerden dolayı, derslerimde öğrencilerimi nefeslerini kullanma şekilleri konusunda serbest bırakıyorum. Madem yoga ile genişlemeyi, rahatlamayı ve esnemeyi amaçlıyoruz o halde, nefeslerimizi alırken de içsel ve dışsal olarak açılıp genişlemeye çalışalım. Nefes alırken, dış dünyadaki enerjiyi almak ve verirken ise tüm duygu ve düşüncelerimizden kurtulmak. Ciğerlerimiz nefessiz kaldığında, evrendeki kendi benliğimizden daha yüce bir benliğe teslim olmak.  İster yoga asanaları olsun isterse pranayama olsun, yoga pratiğimizde her zaman bir genişleme, derinleşme ve açılma… Sadece böyle bir nefes, başka bir şey değil…