Tag Archives: masaj

eğitmen de öğrenir

Standard
Bir asanada beklerken adam asmaca oynamak mümkün olabilir mi sizce? Bu soruyu iki hafta önce sorsaydınız, cevabım “mümkün değil” olurdu. Oysa şimdi, bir asanada kalırken aynı anda adam asmaca oynanabileceğini düşünüyorum. Adam asmaca oynarken sorduğumuz soruları mı merak ettiniz? Tabii ki yoga asanaları…
20140201_113356
İki hafta önce, ergenlerle yoga dersim vardı. Hep bahsediyorum. 11 yaşında iki genç kız… Benden önceki yoga eğitmenleriyle daha çok eğleniyorlarmış. Çünkü o eğitmenle kimi zaman “mandala” (meditasyona girmemize yardımcı olan kozmik bir desen) çiziyorlarmış, kimi zaman da yoga kartlarıyla oyunlar oynuyorlarmış. Bazen “ok ve yay” gibi asanalar yapıp eşli çalışıyorlarmış. Yani benimle hiç olmadığı kadar keyifli zaman geçiriyorlarmış. “Sezar’ın hakkı Sezar’a.” Ben ise, ergenlerle de olsa derslerimi çok ciddiye alıp bu öğrencilerimin de her dersten azami fayda görmesini istiyordum. O nedenle, her ders büyüklerle yaptığım gibi bir “zirve duruşu” seçip, dersin ilk yarısı kızların bedenlerini o asanaya hazırlayıp, dersin tam ortasında duruşu yaptırıp, dersin ikinci yarısını asanadan sonra bedeni dengeleyici duruşlara ve gevşeme duruşlarına adıyordum. Taa ki iki hafta öncesindeki derse kadar.
O gün sınıfa girdim ; bir de ne göreyim? Bir tane beyaz tahta… Son zamanlarda stüdyoda hafta sonları yoga atölye çalışmaları düzenliyorduk. Sanırım bu beyaz tahta o dersler için ortaya çıkmıştı. Kızlardan istedikleri şarkıları ayarlamalarını istedim. Ergen yogasına iki haftadır ara vermiştik. Hızlı bir ders ile başlamak istemiyordum. Kızlar da benimle aynı fikirdeydi. “Yin yoga”da karar kılmıştık. Asanalar içinde en az üç dakika kalıp, bedeni ve zihni esnetecektik. “Supta baddha konasana” (yerde kelebek) ilk duruşumuzdu. Bedenin altına “bolster” yerleştirmiştik. “Gel keyfim gel.”
Tam bu sırada, kızlardan birinin aklına güzel bir fikir geldi. Madem sınıfta bir tahta vardı. Neden adam asmaca oynamıyorduk? Ben asanaları soracaktım, onlar da bulmaya çalışacaklardı. Yalnız asana isimlerini Türkçe soracaktım. Sanskrit dilinde değil.
Peki bu nasıl olacaktı? Öne eğildiğimiz asanaları yapmamız gerekiyordu. “Half butterfly” (yarım kelebek), “dragonfly” (helikopter böceği), “sleeping swan” (uyuyan kuğu) ve “dragon” (ejderha) duruşlarında beklerken, bir yandan asanaları soruyordum. Arkaya eğilmelerden ise “sphinx” (sfenks) ve “seal” (fok balığı) duruşlarında oyunumuzu oynamaya devam ettik. “Aşağı bakan köpek” (adho mukha svanasana), “çekirge” (salambhasana), “köprü” (urdhva dhanurasana) ve “karga” (bakasana) sorduğum asanalardan bazılarıydı. Kızlar ise, son anda bile olsa tüm asanaları bulup “adamı ipten kurtardılar.”
Öne eğilebileceğimiz başka asana kalmadığında, oyunu bırakmanın vakti gelmişti. “Saddle” (eyer) ile omurgayı arkaya eğip bedeni dengeledikten sonra, “twisted roots” (dönmüş kökler) ile bedeni burguyla rahatlatmıştık. “Bananasana” (muz esnemesi) ile bedeni sağa sola esnetmiş ve artık güzel bir dinlenmeyi hak etmiştik. “Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) kızların en sevdiği duruştu. Bu duruşa “hazırlanıyorlar” diyebilirdik. Başın altına bir yastık, gözlerin üzerine bir göz yastığı, üzerlerine birer battaniye… Benden yağ ile masaj yapmamı istediler. Ne yazık ki stüdyoda yağ kalmamıştı. Diğer stüdyonun olduğu kata inip o sınıftaki dersi rahatsız etmek de istememiştim. Bir sonraki hafta, yağ ile masaj yapacağıma söz verdim. O gün yağ kullanmadan masaj yaptım.
“Savasana”dan bağdaşa doğru adım adım kalktık. Dersi birkaç cümleyle toparlamalıydım. Ne hissediyordum? Nasıl bir ders olmuştu? Nasıl bir deneyimdi bu?
“Kızlar, yin yogayı sevdiğinizi biliyorum. Bir asanada uzun süre bekleyip, bedeni ve zihni dinlemeniz, gevşetmeniz ve esnetmeniz beni çok mutlu ediyor. Normal şartlarda, sizin yaşınızdaki ergenlerin bir süreliğine bedenlerini ve zihinlerini bu şekilde durdurması ve hareketsiz kalması beklenmez ancak siz bunu çok güzel başarıyorsunuz. İki haftadır ders yapamıyorduk. Dersten önce, ben de yavaş tempolu bir ders yapmaya karar vermiştim. Ama aklımda adam asmaca oynamak yoktu. İşin açıkçası dersi biraz kaynattığınızı düşünüyorum. Adam asmaca oynayabilmek için tahtaya konsantre olduğunuzu ve duruşların içinde olması gerektiği gibi beklemediğinizi düşünüyorum ama ‘bu gün de böyle’ diyerek bunu kendime dert etmiyorum.”
“Sizinle ders yapmaya başladığımız günden beri, eski öğretmeninizi arattığımın farkındayım. Onunla daha çok eğleniyor ve dersten daha çok zevk alıyordunuz. Oysa ben, sizleri birer yetişkin olarak görüp, büyüklerle yaptığım tarz dersler yapmaya çalışıyorum. Sanırım çoğu zaman da sizi bunaltıyorum. Ama çalışmalarımız ile ne kadar ilerlediğinizi görüyorsunuz diye düşünüyorum. Bugünkü çalışmamız bana bir ders oldu. Benim de zaman zaman biraz gevşemeye ve ‘bırakmaya’ ihtiyacım var. Ara sıra ciddi bir öğretmen değil de bir arkadaş olup sizlerle oyun oynayabilirim. Her zaman ciddi olmamıza gerek yok. Derslerimizi zaman zaman oyun haline getirip daha eğlenceli kılabiliriz. Bana bunu hissettirdiğiniz için size çok teşekkür ederim.”
Reklamlar

yin yogasaj!

Standard

En son gittiğim yoga eğitiminde çok hoşuma giden bir ders yaptık. Hatta bu dersi iki kere tekrarladık aklımıza iyice kazınsın diye… Ne miydi bu ders? Eşli yoga diye nitelendirebileceğimiz öğretmenimizin tabiriyle “yin yogasaj”… Türkçesi mi? Yin yoga masajı…

2009-2010 tum fotolar 001
İstanbul’daki yinyogasaj dersine biraz geç kalmıştım. Malum, İstanbul trafiği. Hafta sonu nasılsa yetişirim diye düşünüp yaklaşık yarım saat geç kalmıştım. Yin yogasaj dersi başlamış ve ben iki duruşu kaçırmışım. Ne yapalım, neresinden yakalarsam kardır. Hemen takip etmeye başladım asanaları. Aslında hepsi bir yin yoga dersinde yaptığımız asanalardı. Tek farkı, bir kişi yerde uzanıyor ve kaslarını bile kullanmıyordu. Diğeri yaptırıyordu tüm asanaları. Yerdeki kişi tamamen pasifti. Bana öğretmenin asistanı düştü. Derse geç kaldım ya herkes eşleşmişti. İyi ki asistan düşmüş şansıma. Çok da keyifliydi çünkü her şeyi çok iyi biliyordu. Erkekti ve güçlüydü. Bedenimin bazı bölgeleri çok esnek ve o nedenle bana güçlü birinin düşmesi iyiydi. Daha güçsüz biri bedenimi iyice esnetmeme yardımcı olamazdı.
İlk asanayı yaparken ben yine kaslarımı kullandım. Asistan sürekli bana, “Burcu, kendini kasmayacaksın, kaslarını kullanmayacaksın, bırak kendini, her şeyi ben yaptıracağım” dese de benim buna alışmam biraz zaman aldı. Birkaç asana boyunca yine kaslarımı kullandım. Ne yapalım, huylu huyundan kolay kolay vazgeçmiyordu. Birkaç asana sonra kendimi bırakmaya başladım. Aman yarabbi, nasıl bir şeydi bu yinyogasaj böyle? Kendimi hiç bu kadar esnemiş, rahatlamış ve gevşemiş hissetmemiştim. Ne zamandır yin yoga yapıyordum kendi pratiğimde ama bu başka bir şeydi. Kesinlikle kaslarını kullanmamak ve senin yerine başkasının seni pozlara sokması… Tamamen gevşemek… Tadına doyum olmuyordu.

2009-2010 tum fotolar 002
Kalçanın dış rotasyonundan ön bacağın esnetilmesine, burgudan arka bacağın ve hatta omurganın esnetilmesine bir sürü asanayı yaparken sen tamamen pasif bir şekilde yatıyordun ve eşin senin yerine senin bedenini bu duruşlara sokuyordu. İnanılmaz bir histi bu. Müthiş bir dinlenme, rahatlama ve esneme…
Bu tarz bir dersi daha sonra yin yoga kampına gittiğimizde yaptık. O zaman da çok keyifliydi. Yine sınıfımızdaki bir erkek öğrenciyle eşleşmiştik. Diyorum ya bir kadınla eşleştiğim zaman beni yeterince esnetemiyordu. Yanımda oturan kişi şansıma erkekti. Bu arkadaş kamptan birkaç hafta önce ayurvedik masaj kursuna gitmişti. Hadi uzan dedi. Yine aynı asanaları yaptık. Asanaların arasında arkadaşım bana öğrendiği masaj tekniklerini uyguladı. Yoktu böyle bir şey. İyice gevşemiştim. Bedenimin enerji noktalarını biliyordu ve ona göre masaj yapıyordu. Yin yoga asanalarının arasında omurgama, bacaklarıma ve boynuma noktasal masajlar yapıyordu. Tamamen gevşemiştim. Kafamda da karar vermiştim aslında. Bir daha ayurvedik masaj eğitimi olursa ben de katılacaktım.
Şimdi soracaksınız bana “madem bu kadar keyifliydi de bu kadar zaman geçtiği halde neden daha önce bahsetmedin” diye. Ne diyebilirim ki! Haklısınız. Bugün spor tesisinde “dynamic stretching” adlı bir derse girdim. Her hafta müdavimi olduğum bir ders. O derste öğretmenimiz eşli esneme yaptırdı. Birden aklıma geldi. Hatta onun yaptırdığı birçok esneme hareketini ben de kullanabilirim derslerimde diye düşündüm. Ders sonunda öğretmenle konuştuk. Ben ona yinyogasaj derslerinde yaptıklarımızı gösterecektim ve karşılıklı bir alışveriş olacaktı bu.
Aslında bu kadar basit. Aradığınız şey bazen gözünüzün önünde olabilir ama siz bunun farkında bile olmayabilirsiniz. Belki daha önceleri de öğretmenimiz “dynamic stretching” derslerinde eşli çalıştırıyordu ama ben farkında değildim ya da rasgelmemiştim böyle bir derse. Öyle ya da böyle. Önemli olan “zihinsel farkındalığımızı” arttırmak, gözlerimizi açmak ve yeni seçeneklere açık olmak…

içimizdeki çocuk!

Standard

Yine bir grup dersindeyim. Yorucu ama keyifli bir dersin sonunda derin gevşeme ve dinlenme pozisyonuna geldi sıra… O gün kendim öğrenci olmayıp eğitmen bile olsam, “savasana” dersin en sevdiğim anı oluyor. Sanki yüzmüş yüzmüş de kuyruğuna gelmişiz gibi… Bir yaşam gibi… Isın, zirve duruşunu yap, bedenini soğut ve en sonunda derin gevşeme ve dinlenme… Bir başka deyişle doğ, büyü, hayatının en zirve noktasında ol, yaşlan ve öl… Her yoga dersi böyle bir şey aslında… Peki, o günkü dersin diğer derslerden farkı neydi?

BEN_7055(1)

Derin gevşeme pozuna geçeceğimizi haber verince sınıfta bir mutluluk gözlemliyorum. Aslında ne yalan söyleyeyim “savasana” benim de en sevdiğim duruş. Kendi kendime kaldığım ve huzur bulduğum… Sanırım herkes için böyle… O derste de güzel bir “savasana” müziği koydum ve önce sözlü yönergelerle sınıfı gevşemeye davet ettim. Ayaklardan başlayarak başlarının tepesine kadar tek tek gevşetmeleri gereken noktaları hatırlattım.

Kendi deneyimlerimden de biliyorum ya… Bazen sözlü yönergeler yeterli olmuyor. Zaman zaman bedenimiz gergin kalabiliyor. O ders sonunda tam bir gevşeme istiyordum ve bunu mutlaka sağlamalıydım. Sözlü yönergeleri takiben öğrencilerime masaj yaparak daha derin gevşemelerine yardımcı oldum.

Öğrencilerimin birinin yanındayken çok ilginç bir şey söyledi bana: “Ben savasanadayken çocukluğuma dönüyorum…” O anda gözlerinde yaş vardı. Aslında konuşmak istiyordu, sormak istiyordu, öğrenmek istiyordu ama o an, derin gevşeme ve dinlenme anıydı. Ona sadece seyretmesini ve izlemesini söyledim. “Savasana sonrası konuşalım” dedim ve yanından ayrıldım. Onu çocukluğu ile baş başa bıraktım belki de… Kim bilir?

Ders bitti… Aslında o an geçmişte kalmıştı tekrar dönüp konuşmadık. Sadece bana ne yapması gerektiğini sordu. Ben de sadece tanık ol, gözünün önüne veya aklına gelen her şeyi sadece izle ve seyret. Sakın peşlerinden koşma, peşine takılma, yorum yapma. Sadece izle dedim.

Şimdi soracaksınız bana? Deminden beri yazıp duruyorsun ama konunun ana fikrine gelemedik bir türlü diye… Aslında geldik. “Çocukluk”… Tüm yazı bununla ilgiliydi aslında. Malum iki gün sonra Cumhuriyet’imizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “hiçbir zaman büyümeyen biz çocuklara” armağan ettiği günü kutlayacağız tüm Türkiye’de… 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Dünyada çocuklara hediye edilen ilk ve tek bayram. Hal böyle olunca, çocukluktan bahsetmek gerek.

Öğrencim çok şanslı. Hala çocukluğunu gözlerinde mutluluk yaşlarıyla hatırlayıp izleyebiliyor. Çocuk olmak, çocukluk aslında o kadar keyifli ve güzel ki… Ama nedense Türk toplumu olarak biz, hep büyümek ve olgunlaşmak isteriz. Çocuk olmaktan hiç hoşlanmayız. Çocukluğumuzu yaşayamayız.

Aslında, içindeki çocuğu hep canlı tutanlar asla yaşlanmazlar. Çocukluk deyince, tabii ki çocuk gibi sorumsuz davranmaktan bahsetmiyorum. Çocuk olmak… İnsanlar ne der ya da beni nasıl değerlendirir diye düşünmeden kahkahalarla gülebilmek ya da üzgünsen gerçekten, ağlayabilmek… Tüm duygularını saklamadan gösterebilmek… Anı yaşamak… Duygu biriktirmemek… Açık olmak ve doğruları söylemek… Bir çocuk “ayıp” nedir bilmediği için içinden geldiği gibi konuşur. Bugüne kadar hiç bir çocuğa darıldınız mı size söylediklerinden dolayı?

İnsanlar ne der diye düşünmeden, canın o an dans etmek istiyorsa dans etmek, şarkı söylemek istiyorsa bağıra bağıra şarkı söylemek, takla atmak istiyorsa takla atmak… Yani alışılagelmiş bir insandan farklı olmak… Hayatın tadını çıkarmak… Eğlenebilmek, gülebilmek, kahkahalar atabilmek, sevgini gösterebilmek, ağlayabilmek…

Cesur olmak… Korkusuzca takla atmak, zıplamak, hoplamak, duvardan duvara atlamak… Neredeyse “düz duvara bile tırmanmak.” Çocuklar korku nedir bilmezler çünkü içlerinde sadece sevgi duygusu vardır. Korku, büyüdükçe geliştirdiğimiz bir duygudur çünkü… Çocuklar, sadece sevgi beslerler ve o yüzden de cesurdurlar. Ya büyüdükçe ve içimizdeki çocuğu kaybedince? İşte o zaman korku sarar çevremizi, uzaklaşıveririz çocukluktan…

İçimizdeki çocuk… Herkesin içinde bir çocuk vardır ama ne yazık ki günlük hayatın koşturmaları içinde “aaaa koskoca adam” ya da “aaaa koskoca kadın” gibi cümleler duymamak için hep onu bastırırız. O çocuğu hep sustururuz, sonuçta o çocuk da bize küser ve bir daha asla ortaya çıkmaz.

“Savasana”… Derin gevşeme ve dinlenme pozu… İçimizde yaşadıklarımızın tüm saflığı ile ortaya çıkarabilen bir duruş… Kendimizi tamamen teslim ettiğimiz ve her şeyi kabullendiğimiz bir asana… Belki de o yüzden, çocukluğumuz ya da içimizdeki çocuk ortaya çıkabiliyor. İçinizdeki çocuğu her daim hatırlamanız, onu canlı tutmanız ve ona bir şans daha vermeniz dileğiyle…