Tag Archives: kriya

güçlü karın, güçlü duruş

Standard

Bir süredir kendi kendime yoga yapamadığım, yeni asanalar deneyemediğim ve uzun süredir yaptığım asanaları bile yapmakta zorlandığım için kendimi felsefi konulara verdim. Hani her şey bir şey için oluyordu ya. Belki ben uzun bir süredir yogayı asana boyutunda ele almıştım ve çok sevdiğim felsefi boyutundan uzaklaşmıştım. Asana pratiğine ara verdiğim şu sıralarda okumaya ve araştırmaya daha çok zaman ayırabiliyorum. Haliyle derslerimde de felsefi yaklaşımlara daha çok yer vermeye başladım. Geçen haftaki özel ve grup derslerim yine felsefe ağırlıklıydı.

2014-02-07 19.14.27

Derslerde bir süreklilik sağlamaya çalışıyorum. Her ders bedenin farklı bir bölgesine odaklanarak fiziksel olarak farklı bölgeleri çalıştırmak ve güçlendirmek ve felsefi açıdan da o bölgenin duygularını ortaya çıkarmak istiyorum. Bir süredir “kundalini yoga” hakkında kitaplar okuduğum için geçen haftaki derslerim yine “çakra”lar üzerine yoğunlaşmıştı. Önceki derslerimde ilk iki çakraya odaklanmıştık. “Muladhara” (kök) ve “svadisthana” (sakral) çakraları fiziksel olarak güçlendirerek duygusal rahatlama da sağlamaya çalışmıştık. Kabullenmek, güven ve yaratıcılık… Şimdi sıra üçüncü çakraya — “manipura” (karın) çakraya — gelmişti. Karın çakrasının duygusu “kararlılık”tı; gölge duygusuysa “öfke”. Bu ne demekti? Eğer karın çakrası iyi çalışıyorsa, kişi enerji dolu, amaçlarını gerçekleştirebilen bir kişi olabiliyordu. Maymun iştahlı değil; aksine amaçlarını yerine getirebilecek iradeye sahip biri oluyordu. Bu çakra güçsüzse, kişi düşüncülerini gerçekleştirme enerjisinden yoksun, hayatın kendine sunduklarından mutlu olmayan ve hayal kırıklığı hisseden öfkeli biri oluyordu. Fiziksel olarak ise, karın kasları ne kadar güçlü olursa, bel ve sırt sorunları o kadar az oluyordu ve dengemizi de o kadar kolay sağlayabiliyorduk. Yani hem fiziksel hem de duygusal olarak karın bölgesi önemli bir bölgeydi.
O gün sabah özel dersim akşam da grup dersim vardı. Özel dersin başında “manipura çakra”dan bahsettim ve ders boyunca karın bölgesine odaklanacağımızı söyledim. Meditasyon sonrası, “balasana”da (çocuk pozisyonu) burgu yaptık ve sonra “virasana”ya (kahraman duruşu) geçtik. “Virasana”da otururken “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi) yapıp karın kaslarını ve diyaframı iyice çalıştırdık. Bir “vinyasa” (akış) ile ayağa kalkıp “tadasana”ya (dağ duruşu) geçtik. Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile biraz ısıttıktan sonra “tadasana”da dinlendik. Sırada “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsak temizliği) vardı. “Nauli kriya” zordu ve tam anlamıyla yapmak zaman alırdı. Ancak biz en azından akciğerleri tamamen boşaltıp karın kaslarını iyice içeri çekmeyi denedik. Bu, “nauli kriya”nın ilk aşamasıydı. Eğer bunu başardıysak, sırada karnın sağ ve sol tarafındaki kasları sıkmak ve ortadaki kasları gevşetmek vardı. Eğer bunu da başardıysak, karın kaslarının bir tarafını sıkıştırıp diğer tarafını gevşek bırakmak vardı. En son aşamada ise, merkezdeki karın kaslarını sıkmak, yavaşça karnın sağındaki kasları sıkmak ve gevşetmek sonra soldaki karın kaslarını sıkmak ve gevşetmek vardı. Böylece dairesel bir çalkalama uygulayarak karın bölgesine masaj yapılabiliyordu. Birkaç kez denedikten sonra, “vinyasa” akışlara geri dönmüştük.
Özel derste “burgu”lara odaklanmıştık. Karın çakrasını “burgu”lar ile çalıştırmayı ve temizlemeyi uygun görmüştük. Bu nedenle “vinyasa”ların arasına “parsvakonasa” (yan açı duruşu), “parivrtta parsvakonasana” (dönmüş yan açı duruşu), “ashva sanchalanasana”da (yüksek hamle) burgu, “tadasana”da (dağ duruşu) burgu, “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) burgu, “parivrtta prasarita padottanasana” (bacaklar açık dönerek öne eğilme), “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) burgu gibi asanalar eklemiştik. “Svarga dvidasana” (cennet kuşu duruşu) ise ayakta denediğimiz son burguydu. Sıra zirve duruşuna gelmişti. Yere oturduk. Kalçayı “beşiği salla”, “akarna dhanurasana” (okçu duruşu) ve “krounchasana” (balıkçıl duruşu) ve bu duruşta sağa sola burgu ile esnettikten sonra, “parivrtta surya yantrasana” (pusula duruşu) denedik. ” “Parivrtta upavistha konasana” (bacaklar açık yerde öne eğilmede burgu) ile burgu çalışmasını sonlandırdık.
“Dandasana” (asa duruşu), “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ve “purvottanasana” (ters sopa) ile omurgayı dengeledik ve “ananda balasana” (mutlu bebek duruşu) ile akışı tamamladık. “Savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) bedeni iyice dinlendirdik.
Grup dersinde ise karın güçlendirici asanalara odaklanmıştık. Ders başında “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi) çalışmıştık. Bedeni ısıttıktan sonra “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsak temizliği) denemiştik. “Vinyasa” akışları arasında “phalakasana” (sopa), “chaturanga dandasana” (şınav), “vasisthasana” (Bilge Vasista duruşu/yan sopa) ile kolları ve karnı güçlendirdik. “Phalakasana-adho mukha svanasana” (sopa-aşağı bakan köpek) ve “urdhva mukha svanasana-adho mukha svanasana” (yukarı bakan köpek-aşağı bakan köpek) arasında nefeslerle aktık. “Chaturanga dandasana”dan (şınav) “phalakasana”ya (sopa) yükselmeye çalıştık. “Chaturanga dandasana”da bedeni öne arkaya salladık. Her nefes alışverişte “ardha salamba sirsasana”dan (yunus duruşu) “dirseklerin üzerinde şınav” duruşuna geçtik . Bu kadar kol ve karın kası çalıştıktan sonra, “bakasana” (karga duruşu) ve “pincha mayurasana” (ön kol duruşu) çalıştık. “Pincha mayurasana” yapmak istemeyen kişiler, kan akışını terse çevirmek için “salamba sarvangasana” (omuz duruşu), “salamba sirsasana” (baş duruşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) arasından birini seçti.
Dersi “vinyasa” akışlarla bitirmek istemiştim. Yani bedeni “vinyasa”larla soğutmaktı niyetim. “Vinyasa” akışların arasında “ashva sanchalasana”da (yüksek hamle) dizi yere koyarak ön bacak kaslarını esnettik. “Bhujangasana” (kobra duruşu) ile göğüs kafesini rahatlatıp başı sağa sola çevirip boynu esnettik. “Uttanasana”da (ayakta öne eğilme) uzun süre bekleyerek bacakların arkasındaki hamstring kaslarını yumuşattık. En son “vinyasa”da öne zıplayıp “dandasana”ya (asa duruşu) oturduk. Sırt üstü yatıp, önce “iğne deliği” duruşu ile kalçayı dışa çeviren kasları esnetip kadınların bacak bacak üstüne attığı gibi bacakları üstüste atıp bedeni burguya soktuk. Diğer tarafı da yaptıktan sonra bedeni “ananda balasana” (mutlu bebek duruşu) ile omurgayı dengeledik. Ardından uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinleme pozisyonu)…
Dersi nasıl sonlandıracaktık? Eğer “manipura çakra” (karın çakrası) güçlüyse, hayatta da o kadar güçlü bir duruşumuz oluyordu. Azimli, iradeli ve kararlı. Azim derken, hırstan bahsetmiyorduk. Azim derken, başladığımız işleri sonuna kadar götürebilme yeteneğinden bahsediyorduk. Bir müzik aleti çalmaya başlayıp yarıda bırakıyorsak, karın çakrası iyi çalışmıyor demekti. Bir işe başlama ve onu devam ettirebilme yeteneğinin buluduğu yerdi “manipura çakra.” Kararlı, azimli ve iradeli olursak, bu çakranın gölge duygusu olan öfkeden de arınmış olurduk. Her bir çakranın olumlu duygusu varken ve onları güçlendirmek elimizdeyken, neden barındırdıkları olumsuz duyguların kölesi olalım ki?

Reklamlar

gözlerimiz kapalıyken…

Standard

“Öğretmenim, derslerimizde bugüne kadar hep asana ve akış yaptık. Ben kendi kendime meditasyon deniyorum ama ne kadar başarıyorum bilmiyorum. Gelecek derste meditasyon deneyebilir miyiz?” Neden olmasın?

BEN_4569

O gün derse gittiğimde meditasyona odaklanacağımızı tamamen unutmuştum. Bambaşka bir ders planlamıştım. Meditasyon denemek isteyen öğrenci sınıfa girince, “öğretmenim bugün meditasyon deneyeceğiz, değil mi?” diye sordu. Birden başımdan aşağı kaynar sular indi. Nasıl da unutmuştum? O derste meditasyon ve “trataka kriya” (arınma tekniği) deneyeceğimize söz vermiştim. “Trataka kriya” için mum ve çakmak gerekiyordu ama ben bu arınma tekniğini çalışacağımızı unuttuğum için mum ve çakmağı da getirmemiştim. Ne yapabileceğimi düşünmeye başladım. Mum yerine herhangi bir nesneye de odaklanabilirdik. O halde, su mataramı sınıfın ortasına koyabilirdim ve “trataka kriya”yı mataraya odaklandırarak yaptırabilirdim. Evet en iyi çözüm buydu.
Tam o anda bir başka öğrenci, “evim çok yakın. Derse daha onbeş dakika var. Eve hemen gidip mum ve çakmak getirebilirim” dedi. Bu, harika bir haberdi.
Meditasyona odaklanacağımız için ders boyunca “ajna” (üçüncü göz) çakraya yoğunlaşmaya karar vermiştim. Ders boyunca üçüncü göz çakrasına odaklanacağımızı ve tüm duruşlarda “drishti” (bakış açısı) kullanacağımızı söyledim. Bir asanadan bir asanaya geçerken “drishti”yi hangi noktadan hangi noktaya kaydıracağımızdan da bahsettim. Amacım ders boyunca zihni bir noktaya sabitlemek ve meditasyona hazırlamaktı.
Ders boyunca kullanacağımız “drishti” noktaları burnumuzun ucu, ellerimiz, göbek deliğimiz, ayak parmaklarımız, iki kaşımızın arası ve burgularda omuzun üzerinden sağ ve sol yanımızdı.
“Surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısınırken tüm dikkati “drishti” noktalarına verdik. Nefes alırken avuç içlerini birleştirdik. Kolları yukarı doğru uzatıp ellerimizden yukarı doğru baktık ve nefes verirken ellerdeki bakışı kaybetmeden yere kadar eğildik. Nefes verdiğimizde ayak parmaklarına bakıyorduk. Nefes alırken yarı yola doğru açılıp iki kaşın arasına bakıyorduk. Nefes verirken sopaya geçip bakışımızı iki kaşın arasında tutmaya devam ediyorduk. “Ashtangasana” (diz-çene-göğüs) ve “urdhva mukha svanasana”da (yukarı bakan köpek) bakışlar hala iki kaşın arasındayken “adho mukha svanasana”ya (aşağı bakan köpek) geçerken bakışı göbek deliğine getiriyorduk. Nefes alıp öne geldiğimizde bakış açısını iki kaşın arasına getirip nefes verirken ayaklarımıza getiriyorduk bakışlarımızı. En son nefes alırken avuçları birleştirip yukarı doğru açılırken gözlerimizi avuçlarımızdan ayırmıyorduk. Bu akışlar boyunca bakış açısını kaybetmeden zihni bir noktaya odaklama üzerinde çalıştık. Zihni sakinleştirmeye ve tek bir noktaya getirmeye…
Bedeni biraz ısıttıktan sonra “trikonasana” (üçgen), “ardha salamba sirsasana” (yunus duruşu), “anjaneyasana” (alçak hamle), “parsvakonasana” (yan açı) ve “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı) gibi ayakta asanalarda da bakışlara odaklanarak konsantrasyonumuzu arttırmaya çalıştık.
Yere oturduğumuzda “dandasana” (asa duruşu), “janu sirsasana” (baş dize duruşu), “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) , “bharadvajrasana” (Bilge Bharadvaja burgusu) yaptık ve enerjiyi “salamba sirsasana” (baş duruşu), “salamba sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu), “matsyasana” (balık duruşu) ve “setu bandhasana” (yarım köprü) duruşları ile terse çevirdik. En son bir burgu ile bedeni dengeledik.
Artık sıra “trataka kriya” ve meditasyona gelmişti. “Trataka” kelime anlamıyla bakmak ve seyretmek; “kriya” da arınma amacıyla yapılan eylem demekti. Bu arınma çalışmasında, gözleri bir sembole, muma ya da nesneye sabitleyip gözler yaşarıncaya kadar kırpmadan açık tutmaya çalışırdık. Gözler yaşardığında bir süreliğine kırpıştırır ve uygulamaya devam ederdik.
“Trataka kriya” ve meditasyon için bir daire oluşturduk ve mumu ortaya koyduk. Ben de sınıfın en uzak noktasına geçtim. Oradan sınıfı yönlendirmeye başladım. Önce mumun tümüne sonra alevine baktık. Dikkati alevin renklerine ve uzayıp kısalmasına yönlendirdik. Gözleri mümkün olduğu kadar kırpmadan açık tutmaya çalıştık. Gözler sulandı. Hafifçe kırpıştırdık. Daha geniş bir açıya diktik gözlerimizi. Sonra bakışlarımızı daha küçük bir alana odakladık. En son gözleri kapatıp mumu gözlerimiz kapalıyken görmeye çalıştık. “Gözler kapalıyken görmek.” Bu şekilde on onbeş dakika sürdü “trataka kriya.” Bu arınma tekniği sonrasında bedenin sağ ve sol tarafını dengelemek için “nadi shodhana pranayama” (enerji kanallarını arındıran nefes tekniği) yaptık. “Nadi shodhana”, “ajna” (üçüncü göz) çakrasındaki eril ve dişil enerjiyi dengeleyip kişinin evrende bir ve bütün olmasına yardımcı olan bir nefes tekniğiydi.
Nefes tekniğinin ardından, gözlerimiz kapalıyken meditasyona geçtik. Öğrencilere nefese odaklaklanmalarını tavsiye ettim. Nefeslerini sayarak, anda kalmaya çalışmak. “Zihin sürekli konuşur. Sürekli bir düşünceden, bir düşünceye atlar. Bir türlü durmak bilmek. Sakinleşmez. Amacımız, zihni sakinleştirmek. Zihni susturmanın en temel yollarından biri, gözleri kapatmaktır. Şu anda bunu zaten yapıyoruz. Meditasyonda rahat hissetmeliyiz. Eğer bağdaşta oturmak ve sırtı dik tutmak size zor geliyorsa, o zaman sırtı bir yere dayayın. Bağdaş zor geliyorsa, ayaklarınızı uzatın. Unutmayın, meditasyonda en önemli şey bedeninizin rahat olması. Beden rahat hissedince, zihin de rahatlayacaktır. Kendinize en uygun oturuşu bulun. Ayağınız uyuştuysa ve bedeniniz bunu size söylüyorsa yani bedeniniz konuşuyorsa, bu iyi bir şey. Zihnin şu an burada olduğunu gösterir. Eğer zihnin düşüncelerin peşine takıldığını farkediyorsanız, hemen buraya geri getirin. Nasıl mı? Nefese odaklanın. Nefes alış verişlerinizi sayın. Nefeslerinizi izleyin. Aldım nefesi, verdim nefesi gibi… Düşünceler gelir ve gider. Siz sadece izleyin. Yorum yapmayın. Yorumsuz kaldığınızda, düşüncelerin peşinden gitmediğinizde, bir süre sonra düşüncesizliği farkedeceksiniz. Önce bir anlığına… Sadece bir anlığına, tamamen sakin ve düşüncesiz. Ve yavaş yavaş bu düşüncesizlik anı uzayacak. İki saniye, üç saniye, bir dakika, üç dakika, beş dakika… Amacımız düşüncesizlik anını zaman içinde uzatmak…”
Sonra sustum ve öğrencileri kendi deneyimleriyle başbaşa bıraktım. Yaklaşık on dakika sonra, sıra “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) gelmişti. “Gözlerinizi açmadan, yavaşça derin gevşeme pozisyonuna geçin. Bedeni iyice ağırlaştırın. Toprağın enerjisine teslim edin bedenlerinizi. Gevşeyin iyice. Bedenin sadece bir kılıf olduğunu hatırlayın. Nefesinizi izleyin. Nefesle bütünleşin ve bedeni iyice ağırlaştırın. Bırakın bedeni toprağa.”
Bu dersi nasıl bitirecektim? Bilincimiz, üçüncü göz çakrasında bulunuyordu. Gözlerimiz sadece geçmişi ve şimdiyi görebilirdi ama üçüncü gözümüz açıldığında geleceği görebilirdik. Önsezilerimiz ve algılarımız daha güçlü olabilirdi. “Gözlerimiz kapalıyken görmek.” Benim için dersin ana fikri buydu. Anlayışlı olabiliyor muyduk? Empati kurabiliyor muyduk? Çevremizdekileri, olan biteni… Gözlerimiz kapalıyken bile görebiliyor muyduk?

aynı dili konuşmak…

Standard

Yoga pratiğinde bir öğretmen ile bir öğrencinin aynı dili konuşması… Aynı şeyleri düşünmesi ve hissetmesi… Mümkün olabilir mi acaba? Bir öğretmen ders verirken kendini dersin akışına kaptırıp, sanki tek başına kendi pratiğini yapıyormuşçasına içine dönüp o anki duygularını karşısındakilere hissettirebilir mi? Böyle bir şey olabileceğine inanmazdım taa ki geçen güne kadar.

2009-2010 tum fotolar 309

Geçenlerde özel bir dersim vardı. Bu öğrencimle genellikle vinyasa dersleri yaparız. Dersin bir zirve duruşu olur ve dersin ilk yarısında zirve duruşuna hazırlanırız. Zirve duruşundan sonra da dersin temposu yavaşlar ve en sonunda “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) gelir. Bir iki haftadır hatha tarzı ders yapıyoruz bu öğrencimle. Asanalarda daha derinleşiyoruz. Hizalanmaya daha özen gösteriyoruz. Bugüne kadar belki de birçok kez yaptığımız ama derinlemesine hissetmediğimiz asanaları deneyimliyoruz. “Adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “phalakasana” (sopa), “chaturanga dandasana” (alçak şınav), “virabhadrasana” (savaşçı) duruşları gibi…

Yavaş yavaş da meditasyon deneyimlemeye başladık dersin başında. Yoganın asanalar dışındaki kollarına da girmeye başladık özel çalıştığımız için. “Uddiyana bandha” (karın kilidi), “mula bandha” (kök kilit), “drishti” (bakış noktaları), “pranayama” (nefes çalışmaları) ve “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsağın temizliği) gibi…

Neyse konuyu fazla uzatmadan geçen günkü dersimize gelelim. O gün özel dersimden önce anaokulunda çocuklarla dersim vardı. Biraz da grip gibiydim ve çok yorgun hissediyordum kendimi. Özel dersime gittiğimde, dersi nasıl çıkaracağımı düşünüyordum. Derken öğrencim geldi. O da çok yorgundu. İki gün önceki dersimizde, kol ve omuz bölgesine yoğunlaşmıştık.  Dersin başında, o gün yin yoga yapıp bedenimizi esnetmemizi rica etti benden. Harika bir haberdi bu.

“Butterfly” (kelebek) ile omurgayı esneterek başladık. Birden geçenlerde girdiğim bir yin dersi geldi. İdrar kesesi, böbrek ve karaciğer odaklı bir dersti. Bir öne eğilme, bir arkaya eğilme yapmıştık ve benim çok hoşuma gitmişti. Değişik bir his ve enerji vermişti bana. Bir içime kapanıyordum, bir dış dünyaya açılıyordum. Genelde derslerimde öğrencilerimle birlikte asanaları yapmam ben. Göstermem gerekiyorsa gösteririm, onları sözlü yönergelerle duruşlara sokarım ve sınıfı gözlemlerim. Hareketini düzeltmem gereken öğrenci varsa onu düzeltirim. Bazen de öğrenciler o kadar iyi yapıyorlardır ki duruşu, ben onları duruş içinde biraz daha derinleştirmeye çalışırım. Ama o gün benim de canım yoga yapmak istedi. Zaten yin yoga yapacaktık ve bu yogada genelde öğrencileri kendi bedenleri, zihinleri ve ruhları içinde bırakmayı tercih ederim.

İlk asanada, asananın faydalarından bahsettim. Böbrek ve karaciğer meridyenlerini çalıştırdığını, öne eğildiğimiz için içe döndüğümüzü ve bu tarz duruşların bizi meditasyona hazırladığından bahsettim. Duruşlarda yaklaşık üç-dört dakika beklemeye karar vermiştim. Ardından bir arkaya eğilme olan “half saddle”a (yarım eyer) geçtik. Bu asimetrik bir duruştu. Önce sağ bacağı, sonra da sol bacağı yapacaktık. Birden içimde bir şeyler koptu ve konuşmaya başladım ve ders boyunca da susmak bilmedim.

Akışı soracak olursanız! Sanırım şöyleydi: “Half frog (yarım kurbağa), sphinx (sfenks), caterpillar (tırtıl), seal (fok balığı), dragonfly (helikopter böceği), twisted roots (dönmüş kökler) ve savasana (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu).”

Ders boyunca neler anlattığımı soracak olursanız… İnanın ki tam olarak hatırlamıyorum çünkü o an ben de asanaları yapıyordum ve ruhumdan ne kopuyorsa, onlar dudaklarımın arasından dökülüyordu. Bu aralar Aret Vartanyan’ın üç kitabını arka arkaya okudum. O sıralar okuduklarımdan çok etkilenmiştim. Biraz onlardan bahsettim. Aslında ne kadar çok maskemiz olduğundan; insanların arasına karışırken bu maskelerden birini taktığımızdan; kendimiz olmayı çoktan unuttuğumuzdan; kendimizi sevdirmek için kendimizi olmadığımız niteliklerde göstermeye çalıştığımızdan ve sürekli şirinlik yapmaya çalıştığımızdan; istemeye istemeye kendimizi yapmak zorunda hissettiğimiz şeylerden ve böylece kendi benliğimizden gittikçe uzaklaşmamızdan… Kendini sevmeyen bir kişinin kimseyi sevemeyeceğinden… Öncelikle kendini sevmeye ve değer vermeye başlamaktan… Kendimize karşı acımasız mı yoksa şefkatli mi olduğumuzdan… Bunu asanaları yaparken bedenimize nasıl davrandığımızdan çıkarabileceğimizden… Sürekli bedenimizi hırpalıyor ve zorluyor muyduk yoksa onu dinliyor ve üzerine gitmiyor muyduk? Yoga matı (minderi) üzerinde bedenimize ve kendimize nasıl davrandığımızın aslında günlük hayatımızda da nasıl davrandığımızın bir göstergesi olduğundan… Öne eğilip içimize döndüğümüzde ne hissettiğimizden ve arkaya eğilip dış dünyaya açıldığımızda ne hissettiğimizden… Öne eğilip, kabullenmenin, sabır göstermenin ve teslim olmanın daha kolay yoksa arkaya eğilip coşkulu, güçlü ve cesaretli hissetmenin mi bizim için daha keyifli olduğundan… Asimetrik duruşlarda bedenin sağ ve sol dengelerinin ne kadar farklı hissettirebileceğinden… Zihnin ne kadar hareketli olduğundan ve hemen alıp başını gidebileceğinden… Nefesin yol gösterici olduğundan ve bizi anda tutabildiğinden… Sanırım bunlardan bahsettik.

O an tüm bunlar, öğrencimden aldığım enerji sayesinde çıkmıştı. O an sanki iki ayrı ruh değil de, bir ruh gibiydik. Asanaların içindeyken, sanki ben onun zihnini okuyorum da dudaklarımdan dökülenler o şekilde dökülüyordu. İşin en can alıcı noktası da, hissederek söylüyor olmamdı. Genellikle yoga derslerinde biz öğretmenler mutlaka bir şeyler söyleriz. Genelde kalıp sözlerdir bunlar. Alışılagelmiş cümlelerdir. Mutlaka felsefi bir şeyler söylemek isteriz. Ben de çoğunlukla öyle yapıyorum. Her zaman kendini kaptıramazsın ve her zaman dudaklarından dökülmez cümleler. Bazen kalıp cümlelere ihtiyaç duyarız. Ama o gün farklıydı. O gün, her şey benim iradem dışında gelişiyordu. Dudaklarımdan çıkan her sözü sanki bedenim, zihnim ve ruhum söylüyordu. Dediğim gibi, bence en büyük etken benim de asanaları deneyimlemem, başımızın ucunda çalan ruhumuzu okşayan müzik ve karşılıklı etkileşimdi.

Yazının başındaki soruya dönecek olursak! Yoga pratiğinde bir öğretmen ile bir öğrencinin aynı dili konuşması… Aynı şeyleri düşünmesi ve hissetmesi… Mümkün olabilir mi acaba? Bir öğretmen ders verirken kendini dersin akışına kaptırıp, sanki tek başına kendi pratiğini yapıyormuşçasına içine dönüp, o anki duygularını karşısındakilere hissettirebilir mi? Evet, bir öğretmen ve öğrenci bir yoga dersinde aynı dili konuşabilir, aynı şeyleri hissedebilir, kendilerini dersin akışına kaptırıp, içe dönüp aynı duyguları yaşayabilir. Bu cevabı verebiliyorum çünkü bizzat deneyimledim. Yoga gibi engin bir dünya içinde, genellemelerden kaçınmak gerek. “Öğretmen derste kendisi asana yapmaz. Öğrencileri gözlemler.” Tamam, bu tarz genellemeler, çok kalabalık grup derslerinde geçerli olabilir. Öğrencilerin sakatlanmasını önlemek ve asanaları doğru yapıp azami faydayı sağlamaları için. Ancak daha küçük gruplarda ve özel derslerde, öğretmenin kendisinin de akışı yapması ya da yin yoga gibi daha sakin derslerde pozların içinde kalması, dersin etkisini belki de tamamıyla değiştirebilir. Dersi bambaşka bir boyuta taşıyabilir ve hem öğretmen hem de öğrenci dersten çok daha fazla yararlanabilir. Belki de sadece akışına bırakmak… Akış, zaten seni gitmen gereken noktaya götürür…