Tag Archives: karma

tesadüf mü?

Standard

Hani her şey bir şey için olur ya… Bu hafta sizlere derslerimle ilgili değil son haftalarda deneyimlediklerimle ilgili yazmak istedim. İçinde birazcık yoga, birazcık karma, birazcık tesadüf ve birazcık da çekim yasası var.

BEN_4569

Geçen haftalarda bir yoga kursuna katıldım. Kursa gittiğim ilk gün eski öğretmenlerimden biriyle karşılaştım. Meğer dersi o öğretmenim verecekti. Ve meğer ben ne kadar çok özlemişim anlatılanları dinlemeyi… Aklımın bir köşesine yazdım. Sürekli ders anlatırken kendim derslere girmeyi ihmal ediyorum. Sadece yoga olması gerekmez. Başka öğretmenlerin dersine de girip öğrenci olmanın mutluluğunu tatmalıyım. Öğretmen anlatırken bilgilerimi tazeledim. Sanki yıllar hiç geçmemiş, zaman geriye gitmiş, aynı öğretmenle, başka bir grupla ve başka bir salondaydım. Yıllar meğer göz açıp geçmiş. Öğretmenin anlattıklarını dinlerken ilk anlattığı günlerde “ben nasıl yoga öğreteceğim? Ben nasıl tüm bunları aklımda tutacağım ve öğrencilere aktaracağım” diye düşündüğüm günler de geçti gözümün önünden… İmkansız değilmiş, öğretebiliyormuşum. Ya da ben öğrettiğimi sanıyormuşum mesela…

Birkaç gün sonra yine tesadüfler, karma, yoga, çekim yasası… Artık nasıl adlandırmak isterseniz. Derse başka bir öğretmen geldi. Yeni gelen öğretmen de katıldığım ilk yoga kursunda dönem arkadaşımdı. Tesadüfler zinciri… Çok keyifli bir ders yaptık. Gözlerimi kapattım ve bir buçuk saat boyunca öğretmenin söylediklerini dinleyerek sadece bedenim ve zihnime odaklandım. Dersin sonundaki “savasana”nın (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) keyfinin sizlere anlatamam.

Kursun yoga pratiği ile ilgili kısmı bittikten sonra sıra geldi teorik kısma… Teori de yoga teorisinden çok beden eğitimi teorileri öğretildi. Bir kısmını spor eğitmeni olan arkadaşlarımdan duymuşluğum vardı. Bir kısmı ise yepyeni bilgilerdi. Derslerin sonunda küçük sınavlar olduk. Ve gördüm ki insan çok iyi bildiği bir şeyi bile kaleme almaya çalışırken zorlanıyormuş. “Antrenman nedir, nelere dikkat edilmeli, faydaları nedendir”den tutun da, “spor yönetimi, sporcu psikolojisi, motivasyon, motor becerilere” kadar bir sürü ders aldık. Tabii ki biraz anatomi ve fizyoloji de.

Gruptaki arkadaşlarımla ilk birkaç gün yakınlaşamamıştık. Öğretmenim, dönem arkadaşım derken onlarla kaynaşmaya vaktim olmamıştı. Sadece bir tanesiyle yakınlaşmıştık. Hatta öyle ki dersten sonra telefonlaşıp birbirimizin sesini duymazsak rahat edemiyorduk.

Teori dersleri zorunlu olduğu için grup ve özel derslerimi iptal ettim ve derslere katıldım. Beş gün boyunca grup arkadaşlarımla bir arada olduğumda aslında ne kadar şanslı olduğumu fark ettim. Kimi zaman bir gruba katılmak zorundasınızdır, bedenen oradasınızdır ama ruhen bambaşka yerlerde. İnanın bu grupta bizim frekanslar, yoksa elektrik mi demeliyim, tuttu. Hepimiz birbirimizden farklı özelliklerde ama hepimiz birbirimize bu kadar yakın. Siz şimdi nasıl oluyor bu böyle diye sorabilirsiniz? Bence bu insanlar olarak hepimizin bir bütün olduğu ve aslında birbirimizde gördüğümüz ve sinirlendiğimiz özellikleri kendimizde barındırdığımız için sinirlendiğimiz ve gerildiğimiz esasına dayanıyor. Bilmece gibi mi oldu? Bir örnekle açıklamaya çalışayım. Aslında tüm insanlar Tanrı’nın bir parçası. Dolayısıyla hepimiz bir bütünün parçalarıyız. Yani hepimiz tek tek parçalar halinde bir bütün oluşturuyoruz. O yüzden birbirimizden bir farkımız yok. Birisi “hırslı” diye mi sinirleniyoruz ve kızıyoruz. Bir bakmalıyız kendimize acaba biz de “hırslı”yız da o yüzden mi karşımızdaki o insana sinirleniyoruz. Uzun lafın kısası tüm insanlar bir bütünün parçaları ve hepimiz birbirimizin “ayna”sıyız.

Bir grup olarak bir araya gelmemiz karma, şans, tesadüf, çekim yasasıydı bilemiyorum ama iyi ki bir araya gelmişiz. Dersler boyunca çok eğlendik. Gergin başlayan dersleri bile on dakika içinde yumuşattık ve tabir-i caizse “biraz kaynattık.” Öğretmen bir soru sormaya görsün, birimiz başlıyorduk konuşmaya ve laf lafı açıyordu. O bir şey söylüyordu, bu bir şey söylüyordu ve çok güzel sohbetler yapıyorduk. İçimizden biri “homeopati”  uzmanıydı. Hindistan’da eğitim görmüştü. Bizlere burçlarımıza göre yağlar hazırladı. Gözlerimize bakarak bedenimizdeki rahatsızlıkları saydı. Şaşkınlıktan ağzımız açık kaldı. Hani size söyleseler inanmazsınız da yaşarsanız inanırsınız ya öyle işte… Son gün başım çok ağrıyordu. Ağrı kesici aldığım halde bir türlü geçmedi. Uzman arkadaşıma söyledim. Başıma öylesine bir masaj yaptı ki, masajı bitirdiği anda ağrım da geçti. Sihirli bir el dokunmuştu başıma… Son baskısı çok acı verici olsa da, neyi niçin ve nasıl yapmasını bilen uzman biriydi. Emeğini koyuyordu ortaya. Karşılığını ücretle almaya karşıydı. Değiş tokuş yöntemini tercih ediyordu. Hayatını nasıl idame ettirdiğini soruyorsanız inanın ben de bilmiyorum. Ama olabiliyormuş bunu gördüm.

Diyorum ya değişik bir gruptu diye. Aramızda ayda sadece 200 lira ile yaşayıp kazandığını kenara atıp her yıl iki üç ay yurt dışına yaşamaya giden bir arkadaş vardı. Yine sorabilirsiniz; 200 liraya yaşanabilir mi diye? Evet yaşanabiliyormuş. Lüks harcamalarını kesmiş, dışarda gezmiyormuş, arkadaşlarının evlerinde eğleniyorlarmış, arkadaşlarının evine yemeğe gittiğinde maddi bir katkısı olmuyormuş, bulaşıkları toparlıyormuş ve yardım ediyormuş. Ben bile bu camianın içindeyim şaşırdım kaldım. Ve aslında küresel yaşamın ve ne yazık ki maddiyatın bizleri ne hale getirdiğini gördüm. Arkadaşlarımı takdir ettim. Kendime söylendim. Bu işi yaptığım halde neden ben böyle olamıyorum diye… Ve karar verdim hiç olmazsa yardım için bir şeyler yapacağım. Para ayıramayanlar için yoga dersleri… En azından haftada bir kere… Deneyeceğim. Sözde kalsın istemiyorum. Hem kendim hem de başkaları için… Denemeye değer…

Diğer tüm arkadaşlarım da kendi şahıslarına münhasır kişilerdi. Yoga eğitmenleri, sağlık personelleri, yurt dışında yoga etkinliklerine katılan kişiler ve beden eğitimi öğrencileri… Öğrenciler teorik derslerden muaf oldukları için onları fazlasıyla tanıyamadık ama mutlaka bir yerlerde yolumuz tekrar kesişecektir.

Öğretmenlerimize gelince… Yetkin ve uzman kişilerdi. Önce deli ettik. Çok normal, “nev-i şahsına münhasır” bir gruptuk. Sonra alıştılar bize. Komik ve eğlenceli bir grup olduğumuzu görünce onlar da rahatladı. Gergin başlayan dersleri gülerek tamamladık. Bu arada bizlere çok şey öğrettiler.

Hani her şey bir şey için oluyordu ya. Kaç kez bu kursa gitme şansım vardı ama gitmedim. Belki de bu grubun bir araya gelmesini bekliyordum. Belki tüm grup arkadaşlarım için de böyleydi. Bir güç ya da bir enerji — nasıl adlandırmak isterseniz — bizi bir araya getirdi. Tesadüf? Karma? Çekim yasası? Yoga? Hangi gücün bizi bir araya getirdiği değil de kursta kazandığım dostluklar önemli benim için…

Reklamlar

neden bazı asanalarda rahat, bazılarında rahatsızız?

Standard

2009-2010 tum fotolar 675Hiç dikkatinizi çekti mi? Asanaları yaparken bazı duruşlarda rahat ve huzurlu, sanki bu duruş için yaratılmışsınız ve ömür boyu bu duruşta kalabilirsiniz gibi hissettiniz mi? Ya da bazı asanalarda sıkışmış, bunalmış, rahatsız ve hemen duruştan çıkmayı düşünürken yakaladınız mı kendinizi hiç? Bir süredir bu konuyu düşünüyor ve araştırıyorum. Araştırmaların sonunda bu yazıyı yazarak elimden geldiğince hem kendimi hem de sizleri aydınlatmayı umuyorum. Hadi hayırlısı…
Aslında herşey, yoga felsefesindeki “karma” inancıyla alakalı. Karma yasasına göre, yaptığımız her tür fiziksel ve zihinsel eylem er ya da geç sonuç verir ve biz de, ister bu hayatta isterse daha sonraki yeniden doğuşlarımızda, bu eylemlerin sonuçlarını çekeriz. Yani, gerçekleştirmiş olduğumuz, fiziksel ya da zihinsel her türlü eylemin etkilerini şu anki gerçek yaşam içinde görmesek bile bunlar bir sonraki yaşamımızı mutlaka etkileyecektir.
Karma’ya inanan biri, öldükten sonra gerçekleşecek olan sözde yeni hayatındaki başarılarının, mevkiinin veya hayat şeklinin bir önceki hayatındaki davranışlarına ve ahlakına bağlı olduğuna inanır. Söz gelimi, bugün zengin veya başarılı olan bir kişinin, geçmiş hayatında iyi bir insan olduğu için bu hayatında zenginlikle ödüllendirildiği düşünülür. Aynı şekilde fakir, sakat ya da başarısız olan bir kişinin geçmiş hayatında kötülükler yaptığı ve bunun karşılığını şimdiki hayatında bu şekilde aldığı iddia edilir.
Yoga üstadı Patanjali’ye göre, geçmişte yaptığımız her şey, söylediğimiz her kelime ve tüm düşüncelerimiz, bizi şu an biz yapan ve bedenimizi oluşturan şeylerdir ve tüm geçmişimiz, yaşam süremizi ve hatta ölüm şeklimizi belirler. Karmadan kaçıp kurtulmamız mümkün değildir. Bir kere o tohumu ektik mi, ister bu yaşamımızda isterse daha sonraki yaşamlarımızda, biz bu tohumun ceremesini, mutluluğunu ya da acısını çekeceğiz. Karmayı kabullenirsek, onu temizleyebiliriz, acılarımızı dindirebiliriz ve tertemiz bir sayfayla önümüze bakabiliriz. Bunu da, bir takım şeylerden “vazgeçerek”, bazı şeyleri “bırakarak” yapabiliriz ancak bu süreç bazen sancılı olabilir.
Şimdi ben neden önce asanalardan sonra da karma inancından bahsettim? Merak ediyorsunuz değil mi? Cevap çok basit. Asanalar ile karma arasında bir ilişki olduğunu düşünüyordum çünkü bir duruşta çok rahat, mutlu ve huzurlu hissederken bir başka duruşta tam tersi duygular içinde olmak başka bir şekilde açıklanamazdı.
Asanalarda beklerken, öncelikle acının anatomik bir acımı yoksa karma kaynaklı bir acı mı olduğunu ayırt etmemiz lazım. Duruşumuzda tüm hizalanma kurallarını uyguladıktan ve neredeyse yoga dergilerinde yer alabilecek kadar güzel bir poza girdikten sonra hala acı hissediyorsak ve sebebini açıklayamıyorsak, işte bu karma kaynaklı bir acıdır. “Tarif edemediğim bir acı var, içim çok yanıyor” diyorsanız, karmadan kaynaklı bir acıyla karşı karşıyasınız demektir. Bu geçmiş yaşantılarımızdan belleğimizde kalan anıların acısıdır, geçmişte kabullenmediğimiz bir acıdır. Kabullenmediğimiz için tekrar tekrar karşımıza çıkan bir acıdır. Biz onu kabullenene kadar da önümüze gelmeye devam edecek bir acıdır.
Aslında bu acı gelişmemiz için çok faydalıdır. Bu acıyı yaşamak ve yaşayarak acıyı yok etmek hepimizin yapması gereken bir şeydir. Ancak, herkes duygusal olarak bu kadar güçlü olamayabilir. Bazı kişiler, acıyı yoğun bir şekilde hissettikleri anda sadece duruştan değil aynı zamanda yoga pratiğinden de vazgeçeceklerdir. Aslında, bu nokta, tam da gelişeceğimiz, kendimizi bulacağımız, karmamızı temizleyebileceğimiz bir noktadır. Bu nedenle, pes etmek yerine, yoga pratiğimize devam etmeli ve karmadan kaynaklanan acılarımızla baş etmeliyiz. Sonuçta karmamızı çözüp temizleyeceğiz çünkü.
Bu acıyı reddettiğimiz zaman, kabullenmediğimiz zaman, enerji akışını engelleyip daha çok sıkıntı ve acı çekeriz. Bunu daima hatırlamalıyız.
Şimdi, karma, çakralar ve asana arasındaki bağlantıdan birazcık bahsedelim. Öncelikle, her asananın bedenimizde bulunduğu düşünülen yedi enerji merkezinden yani çakradan biriyle ilintili olduğunu biliyoruz. Buna bir de her asananın karma inancı ile ilişkili olduğu fikrini de ekleyebiliriz.
Her yoga hizalanmasında olduğu gibi, bu konuyu zeminden yukarı doğru çıkarak açıklamaya çalışayım. Ayaktaki asanaların “muladhara” yani kök çakrayı düzenleyen duruşlar olduğunu hepimiz biliyoruz. Ayaktaki asanalar, doğa, ebeveynlerimizle, işimiz, ailemiz, parasal konular, patronlar ve iş hayatımızla ilgili ilişkilerimizi düzenleyen duruşlardır.
Öne eğilmeler, “swadhisthana” yani cinsel çakramızla ilgili duruşlardır. Bu çakra ve duruşlar, yaratıcılık, sanatsal eğilimler, romantizm ve aşk ve cinsel ilişkilerimizi içerir.
“Manipura” yani göbek çakrasına gelince, burgulardan ve kırdığımız üzdüğümüz insanlardan bahsetmemiz gerekir.
“Anahata”, kalp çakrası, arkaya eğilmeler ve bizi üzen kişilerle ilişkilerimizle ilintilidir.  “Vishuddha” yani boğaz çakrası, ise kendimizle ilişkimizi ifade eder ve omuz duruşu (sarvangasana), saban duruşu (halasana) ve balık (matsyasana) duruşu gibi asanaları bu çakrayı harekete geçiren duruşlar olarak nitelendirebiliriz.
“Ajna” ya da üçüncü göz çakrası, öğretmenlerimizle ilişkilerimizi düzenler. Bu çakra için çocuk duruşunu (balasana) örnek olarak verebiliriz. “Sahasrara” ya da taç çakrası, İlahî Güç ya da Yaradan ile ilişkimizle ilgilidir ve en önemli örneği baş duruşudur (sirsasana).
Hal böyle olunca, asana pratiği yaparak olumsuz karma geçmişimizden kurtulmak ve geçmişimizi temizlemek mümkün.
Peki, karmamızı nasıl temizleyeceğiz? Yoga inancına göre, her asana grubu bir şey ifade etmekte. Eğer ayaktaki duruşlarda bir sorun yaşıyorsak, öncelikle bunun fiziksel bir yetersizlikten ya da bedensel bir sakatlıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını kontrol etmemiz gerek. Fiziksel bir sorunumuz yoksa o zaman sorunumuz ruhsal ve duygusal olabilir. Bu defa, ebeveynlerimizle, ailemizle ve patronumuzla ilişkilerimizi gözden geçirmemiz ya da iş hayatında veya parasal konularda bir sorun yaşayıp yaşamadığımıza bakmamız gerekir. Fiziksel bir sorun yaşamıyorsak, bir rahatsızlığımız ya da sakatlığımız yoksa ve eğer “virabhadrasana I” (savasçı duruşu), “utkatasana” (sandalye duruşu) ya da “vrksasana” (ağaç) duruşlarında sıkıntı çekiyorsak, o zaman muhtemelen hayatımızın yukarıda bahsedilen bir veya birkaç noktasında sorun yaşıyoruz demektir.
Bir başka açıdan değerlendirirsek, kalça eklemimiz esnekse ve bacak arkası kaslarımız (hamstringler) kısa değilse, öne eğilme asanalarını yapamamamız için fiziksel bir sorunumuz yoktur. Eğer “janu sirsasana” (baş dize/yarım kelebek duruşu) ya da “baddha konasana” (kelebek duruşu) asanalarında sıkıntı yaşıyorsak veya her öne eğildiğimizde nefesimiz daralıyor ve bir sıkışma hissediyorsak, büyük bir ihtimalle aşk hayatımızla ve sevgilimizle ya da eşimizle sorun yaşıyoruz demektir. Belki de geçmişteki hayatlarımızdan getirdiğimiz aşk ve sevgili sorunlarını hala çözemedik ve sürekli aynı tarz ilişkileri ve sıkıntıları yaşıyoruzdur.
Burguların ise göbek çakramızı hareket geçiren asanalar olduğunu artık biliyoruz. Burgular, kırdığımız ve üzdüğümüz insanlarla sorunlarımızı çözmemiz ve bedenimizi temizlememiz için en iyi asanalardır. O halde şöyle düşünebilir miyiz? Eğer bir kişi burguya rahatça giremiyorsa ve örneğin “marichyasana” (bilge Marichy duruşunda) sorun yaşıyor, nefes darlığı çekiyorsa ve bunların sebebi omurganın gergin olması ve burguya izin vermemesi değilse, bu kişi hayatında birilerini üzmüş ya da kırmış ve asana pratiğinde bu duygunun yükü altında eziliyor olabilir mi?

2009-2010 tum fotolar 676

Göbek çakramızdan biraz daha yukarı çıkınca kalp çakramıza geliyor sıra. Kalp devreye girince, tabii ki yine kırılmak ve üzülmek işin içinde ama bu sefer taraf değişiyor. Kalp çakrasını hareket geçiren arkaya eğilmeler bizi üzen insanlarla sorunlarımızı çözmemize yardımcı oluyor. Eğer “urdhva dhanurasana” (köprü) yapmak ya da “ustrasana” (deve duruşu) bizim için zorlayıcıysa, kalbimizi açamıyorsak, arkaya eğilirken nefes nefese kalıyorsak, geriye bakmak bize zor geliyorsa, belki de bizi üzen ve kıran birçok olay yaşamışızdır. Peki, bu durumda, bir daha hiç mi arkaya eğilmeyeceğiz? Pes mi edeceğiz? Hayır! Arkaya eğilmeye devam ederek, kırılan kalbimizi onarıp insanlara tekrar güvenmeyi öğreneceğiz. Yoga felsefesine göre,  eğer bunu bu hayatımızda yapmazsak, bir sonraki hayatımızda kalp bölgemizde yine sorunlarla doğucağız.
Sırada, en önemli çakralarımızdan biri olan boğaz çakramız ve onu etkileyen omuz duruşu (sarvangasana) serileri var. Omuz duruş serileri kendimizle ilişkimizi düzenliyor. Kendimizle ilişkimiz aslında çok önemli… Kendimizi sevmemiz, takdir etmemiz, beğenmemiz ve onaylamamız… Omuz duruşlarında yaşadığımız sorular, fiziksel değilse eğer, kendimizle ilişkimize bakış şeklimizden kaynaklanabilir. Bir kere kendimizi sevmeye ve onaylamaya başladık mı, gerisi zaten gelir.

Bir sonraki çakra, üçüncü göz çakrası… Özellikle çocuk pozisyonu (balasana) ya da alnımızı yere dayadığımız her duruş bu çakrayı etkileyen duruşlara örnek olarak verilebilir. Peki, bu duruşlarda sıkıntı çekiyorsak bunu neye yormamız gerek? Çocuk duruşu öğretmenlerimizle sorunlarımızı çözüyor. Yani bu duruşta sorunumuz varsa, muhtemelen bu hayatımızda ya da bundan önceki yaşamlarımızda öğretmenlerimizle sorun yaşıyorduk. Çocuk pozu tüm yoga akışları içinde dinlenme duruşudur ve eğer biz bu duruşta rahat edemiyorsak, huzursuzsak, kıpır kıpırsak ve sıkıntı duyuyorsak, bunu daha başka nasıl açıklayabiliriz ki?

2009-2011

“Sirsasana”daki (baş duruşu) rahatsızlıktan fazla söz etmek istemiyorum çünkü o başlı başına başka bir yazı konusu. Ters bir duruş olduğu için bu asanada tamamen duygular, düşünceler, korkular ve endişeler devreye giriyor. Dediğim gibi, bu ayrı bir inceleme konusu…
Tüm bu olgular göz önüne alındığında, siz de benimle aynı fikirde misiniz? Yani asanalarda yaşadığımız sıkıntılar sadece fiziksel olmayabilir mi? İşin içine karma kaynaklı sıkıntılar ve acılar da giriyor olabilir mi? Araştırmalarım sonucunda ben ikna oldum. Yoga asanalarını yaparken, çektiğimiz ama açıklayamadığımız acılar karma kaynaklı ve bu acıları kabullenip çözmedikçe aynı acıyı çekmeye devam edeceğiz. Acıyla yaşamayı ve onun içinde kalıp onu kabullenmeyi öğrenmeliyiz. Ancak bu şekilde gelişme sağlayabiliriz ve hayatımızda bir fark yaratabiliriz. Ancak o zaman kendimizi bulabilir ve karmamızı temizleyebiliriz. Ancak o zaman yeni ufuklara açılabiliriz. O halde, acıyı yaşamaya, kabullenmeye ve gelişmeye devam…