Tag Archives: kapalabhati

kış aylarında yoga

Standard

21 Aralık kış gündönümü… Geldi ve geçti… Yılın en kısa günü ve en uzun gecesi… Bu sene daha da uzun ve daha da karanlık sanki… Ülkemizde bitmek bilmeyen terör olayları ile günler sanki daha uzun ve karanlık hale geliyor… Bir de yaz saati uygulamasının devam etmesi günleri daha da karanlık hale getiriyor. Sabah uyandığımızda kapkaranlık bir güne uyanıyoruz. İş ya da okul için yollara döküldükten bir süre sonra gün aydınlanıyor. Sabahları uyanmak daha zor hale geliyor. Gün ışığının insanlar için ne kadar önemli olduğunu ve biyolojik olarak gün ışığına göre yaşamakta olduğumuzu aydınlanmak bilmeyen bu kış sabahlarında daha iyi anladık galiba…

IMG_6821

Zaten kış ayları geldi mi moralim oldukça bozuk olur. Yıllardır yoga yapan ve yogayla yaşayan bir insan olduğum halde, hayatın ikiliğine ve zıtlıklarına (düalitesine) bir türlü alışıvermiş değilim. Aslında birçok alanda kabullenmiş durumdayım bu ikili dengeyi (düaliteyi). Ama iş yaz ve kış döngüsüne geldiğinde nedense yaz benim için ağır basıyor. Açıkçası, yaz varsa kış da var söylemi benim bir türlü içimden gelerek dillendirdiğim bir söylem değil. Üstüne üstlük bir de karanlık sabahlara uyanmak beni ne hale getirmiş olabilir; bir düşünün isterseniz.

Kış… Soğuk, karanlık, kuru ve sert… Tüm bunlar “Ayurveda” (Hint yaşam biliminde) üç beden yapısından “vata dosha”ya tekabül eder. “Vata dosha”, akla hafif, havadar ve yaratıcı gibi sıfatları çağrıştırır. Bu beden yapısının temel özelliği, değişkenliğidir. “Vata dosha”nın, en önemli görevi merkezi sinir sistemini denetlemesidir. Bu “dosha”nın dengesi bozulduğunda kaygı ve depresyondan klinik zihinsel sorunlara kadar değişik sinirsel rahatsızlıklara açık olabiliriz.

Kış aylarında, soğuk, kuru ve sert havayla birlikte, “Ayurveda”ya göre vücut tipimiz ne olursa olsun, bedenimizdeki “vata” oranı yükselir. Bedenimizdeki “vata” oranı yükseldiğinde de yapabileceğimiz en iyi şey, köklenmeye yönelik yoga asanaları yapmaktır. Bu nedenle, kış aylarında yoga çalışmalarımızda köklenmeye ağırlık vermek ve o an ne yapıyorsak yapalım farkındalığımızı köklerde ve köklenmede tutmamız gerekir.

Vücudumuzda “vata” oranı yükseldiğinde neden köklenmemiz gerekmektedir? “Vata”, sadece soğuk, karanlık, kuru ve sert gibi sıfatları değil aynı zamanda hafif ve havadar gibi sıfatları da içinde barındırır. Dolayısıyla, bedenimizde “vata dosha” arttığı zaman, kendimizi daha hafif, havadar ve uçuyor gibi hissetmemiz çok normaldir.

Bu nedenle vücudumuzdaki “vata”yı daha da arttırmamamız aksine azaltmamız ya da bir anlamda dengelememiz gerekir. Eğer yoga çalışmalarımızda, “vata”yı arttıran ters duruşlara ağırlık verirsek, daha çok “sirsasana” (baş duruşu), “adho mukha vrksasana” (kol duruşu), “pincha mayurasana” (önkol duruşu) yaparsak, bedenimizdeki “vata”yı arttırız, zihnimizi yorarız ve kendimizi sabırsız hissederiz. Aynı zamanda hep uçuyormuş gibi bir duyguya kapılırız, kıpır kıpır olup yerimizde duramayız, bir noktaya odaklanamayız ve dikkatimiz dağılır.

Kış aylarında, kendimizi fiziksel, duygusal ve ruhsal açıdan dengelemek için, özellikle bu tarz şikayetlerimiz varsa, köklenmeye ağırlık vermeliyiz çünkü büyük bir olasılıkla bedenimizdeki “vata dosha” artmış demektir. Yogadaki ayaktaki duruşlar, özellikle “tadasana” (dağ duruşu), “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen) ve “vrksasana” (ağaç duruşu), bizleri köklendiren ve “vata dosha”yı düzenlememize yardımcı olan duruşlardır. Bu ayaktaki duruşlar, gücümüzü arttırmakla kalmaz, aynı zamanda bizim ayaklarımızın üstünde daha sağlam ve dengeli durmamızı sağlar.

Aslında sadece ayaktaki duruşlarla köklenmeyiz. Amacımız eğer köklenmekse, her duruşta köklerimizi hissedebiliriz. Nasıl mı? Mesela “paschimottanasana”yı (batıya bakan duruş/oturarak öne eğilme) ele alalım. Bu duruşta, dikkatimizi oturma kemiklerimize verirsek, ve kendimizi oturma kemiklerimizden yere doğru iyice köklendirmeyi amaçlar ve bu hissi yakalarsak, yoganın oturarak yapılan duruşlarının birinde de köklenmeyi sağlamış oluruz.

Aynı şekilde, arkaya eğilmeleri yaparken de köklenebiliriz. Mesela bhujangasana (kobra) ve salabhasana (çekirge duruşu) yaparken, bir taraftan göğsümüzü yukarı kaldırırken bir taraftan da karnımızdan yere iyice köklenebiliriz.

Burgular da bedenimizdeki “vata” oranının düzenlenmesine yardımcı olur. Yalnız burada dikkat etmemiz gereken bir nokta, nefesimizi tutmamamız ve nefesimizin rahatça ve özgürce akmasıdır. Eğer nefesimiz özgür, rahat ve bütün değilse, o zaman vücudumuzdaki “vata dosha” artar.

Kış aylarında, soğuk havayla birlikte soğuk algınlığı, nezle ve grip olma ihtimalimiz arttığı için göğüs kafesini, boğazı ve sinüsleri açan asanalara odaklanmak da faydalı olabilir. Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısıttıktan sonra, “ustrasana” (deve), “dhanurasana” (yay) ve “salabhasana” (çekirge) gibi arkaya eğilmeler ile göğüs kafesini açabilir; “salamba sarvangasana” (omuz duruşu) ve “matsyasana” (balık) gibi asanalar ile de boğazı temizleyip arındırabiliriz.

Tüm bu bedensel yoga asanalarının yanında, “ujjayi pranayama” (ujjayi/kahraman nefesi) ile bedeni ısıtmak da kış ayları boyunca bedende artan “vata dosha”yı dengelemek için iyi bir yöntem olabilir. Kışın bedeni ısıtabilecek diğer teknikler ise, “bhastrika pranayama” (körük nefesi) ve “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi)dir. “Kapalabhati”, bedenden balgamların atılmasına yardımcı olabilir.

Şu an yaşamakta olduğumuz soğuk, kuru ve sert kış aylarında, kendimizi yeryüzüne, toprağa, zemine köklendirmeye çalışarak bedenimizdeki “vata dosha”yı düzenleyebiliriz. Ayakta duruşları yaparken, bir yandan yere iyice köklenip, bir yandan da tabanlarımızdan yükselen enerjiyi fark etmeye çalışmalıyız. Bir taraftan kendi enerjimizi aşağı doğru akıtırken, öteki taraftan da yeryüzünün, toprağın, zeminin bize verdiği ve yerden yükselen enerjiyi her yoga duruşunda hissetmeye odaklanmalıyız.

Köklenmek, hayatın en temel esaslarından biridir. Herkes, her şey bir yere ait olmak, köklere sahip olmak ister. İşte kış ayları köklenmemiz ve aidiyetimizi geliştirmemiz için hepimize bir fırsat… Hayatta ikili bir denge (düalite) varsa, ayaklarımızın yerden kesilmesi gereken ana kadar — yani yaz aylarına kadar– köklenmeye devam etmeliyiz. Ne de olsa köklenmenin sonunda ayaklarımızın yerden kesileceği günler de gelecek.

Reklamlar

baharda yoga

Standard

Uzun, kasvetli, kuru ve soğuk kış ayları geride kalmak üzere… Kuzey yarımküre yepyeni bir bahara merhaba demeye hazırlanıyor. 21 Mart, kuzey yarımkürede gün ve gecenin eşlendiği ve resmi olarak baharın başladığı gün… Baharla birlikte bedenimizde, spor aktivitelerimizde ve yoga pratiğimizde değişiklikler olması kaçınılmaz. Bahar aylarında kendimizi daha yorgun, daha ağır ve sanki kilolarca yük taşımış gibi hissedebiliriz ve bu yorgunlukla nasıl başa çıkacağımızı da bilmiyor olabiliriz. Aslında sebep de çözüm de çok basit. İlkbahar geldiği zaman, Ayurveda’ya (Hint yaşam bilimi) göre bedenimizdeki “kapha dosha” artıyor. Bu  nedenle kendimizi daha ağır ve yorgun hissediyoruz ve kolumuzu bile kıpırdatmak bize zor geliyor. Peki bahar aylarında ne tarz bir yoga yapmalıyız?

DSCF1798

Yoga tarzına geçmeden önce, bedenimizdeki dosha tiplerini hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum. Ayurveda, beden tiplerine “dosha” adını verir ve “dosha”ları üçe ayırır: “Vata”, “pitta” ve “kapha.” Kiminin bedeninde “vata dosha” hakimken, kimininkinde “pitta dosha” ya da “kapha dosha” hakimdir. Bazı bedenlerde iki dosha birden baskın olabilir. Kimi zaman da bir bedende üç doshanın etkisini de görmek mümkündür.

Ayrıca mevsimden mevsime “dosha”lardan biri diğerlerinden daha baskın olup bizlerde fiziksel ve ruhsal değişikliklere neden olabilir. Kış ayları, soğuk, kuru, kasvetli ve uzun olduğu için bedenimizdeki vata oranının yükselmesi gayet doğal karşılanıyor. Buna karşılık, ilkbahar ile birlikte uzayan günler, açan çiçekler, ısınan hava bedenimizdeki “kapha” doshayı artıyor. Kapha bedenimizdeki toprak ve su elementleri dengeleyen bir “dosha”. “Kapha dosha”, eklemlerimizi esnetmemize; sinüslerimizi, akciğer ve midemizi korumak için mukus sağlamamıza ve bedenimizdeki kasların miktarı ve gücünü ayarlamaya da yardımcı olur.

Kapha dosha dengede olduğunda, kendimizi güçlü ve sağlam hissederiz. Bu doshanın dengesi bozulduğunda, yorgun, depresif ve uykucu olabiliriz.

Dolayısıyla, bahar geldiğinde bedenimizdeki “kapha”yı dengelemek önemlidir. Yoksa, mevsimsel alerjilerle ve ciddi soğuk algınlıklarıyla boğuşmak zorunda kalabiliriz.

Tüm bunlar dikkate alındığında, akışlı yoga dersleri, hem uyuşmuş ve ağırlaşmış bedenimizi uyandırmamız ve canlandırmamız hem de kendimizi daha dinamik hissetmemiz için ilkbahar aylarında yapılmasını tavsiye edebileceğim derslerdir. Özellikle vinyasa ve hatha dersleri, “surya namaskara” (güneşe selam serileri), ayaktaki asanalar, arkaya eğilmeler, ters duruşlar, kol denge duruşları ve burgular bu mevsimin olmazsa olmazlarındandır. “Matsyasana” (balık), “salabhasana” (çekirge), “navasana” (sandal), “dhanurasana” (yay), “simhasana” (aslan), “ustrasana” (deve), “setu bandhasana” (yarım köprü), “urdhva dhanurasana” (köprü), “sirsasana” (baş duruşu), “sarvangasana” (omuz duruşu), “pincha mayurasana” (tavuskuşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) göğüs kafesimizi ve tıkanıklıkları açar, boğazı esnetir ve sinüsleri temizler.

Güneşe selam serilerini takiben, “garudasana” (kartal duruşu), “prasaritta padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme) serileri, “sirsasana” (baş duruşu), “bakasana” (karga), “chaturanga dandasana-bakasana” (alçak şınav-karga) akışı, “bakasana”dan (karga) “adho mukha vrksasana”ya (kol duruşu) çıkmak, “salamba sarvangasana-halasana-karnapidasana-salamba sarvangasana-setu bandhasana” (omuz duruşu-saban duruşu-kulak basıncı duruşu-omuz duruşu-yarım köprü) tarzında bir akış, bedenimizdeki “kapha dosha”yı dengeleyecek ve daha güçlü ve enerjik hissetmemizi sağlayacaktır.

Derslerde ya da kendi yoga çalışmalarımızda, sadece 108 güneşe selam serisi ile bahara “hoşgeldin” demek ve bahar yorgunluğunu üzerimizden atmak da mümkün. “Surya namaskara” serilerini yaparken nefese odaklanıp nefes sayesinde bedene daha fazla oksijen ve “prana” (yaşam enerjisi/gücü) katabilir, bedenimizi uyandırıp güçlendirebilir ve zihnimizi de temizleyip arındırabiliriz.

Bu tarz akışları takiben, yerde karın güçlendirici asanalar ve burgular yapmak, dersin başında ya da sonunda “kapalabhati” (kafatası parlatan) ve/veya “bhastrika” (ateş) nefesi ya da “agni sara” (sözlük anlamı: ateşi yelpazelemek) nefesi çalışmak ve “uddiyana bandha”yı (karın kilidi) dersin her anında kullanmak da ilkbaharda bedenimizi uyandıracak çalışmalardır. Burgular, aynı zamanda organlarımızı temizleyip arındıracak ve metabolizmamızı güçlendirecektir. Karın güçlendirici duruşlar ise içimizdeki “ateş elementi” harekete geçirecek ve kendimizi yorgun hissediyorsak canlanmamıza ve enerjik hissetmemize yardımcı olacaktır.

20140718_115637-1

Ayrıca, soğuk kış ayları boyunca, daha yağlı ve protein ağırlıklı beslendiğimiz ve kafeine, alkole ve şekere yüklendiğimiz için karaciğer ve safra kesesine fazla yük binmekte. Karaciğer ve safra kesesini rahatlatmak için, yogada bacak içlerine, kasıklara ve bacakların dışına odaklanmak gerekir. Yin yogaya ağırlık vererek bu bölgelerden geçtiğine inanılan karaciğer ve safra kesesi meridyenlerini rahatlatıp bu organlarımızı da temizleyip onları tekrar canlandırabiliriz. Bu asanalara örnek olarak “swan” (kuğu), “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “dragonfly” (helikopter böceği), “frog” (kurbağa), “shoelace”i (ayakkabı bağı) verebiliriz. Hatha yoga duruşlarından “garudasana” (kartal), “prasaritta padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme) ve “gomukhasana” (inek başı duruşu) da karaciğer ve safra kesesi için faydalı olan asanalardır.

Sonuç olarak, ilkbahar geceyle gündüzün eşitlendiği, bu eşitlikten sonra günlerin uzamaya ve gecelerin kısalmaya başladığı bir mevsim. Dolayısıyla, her zamanki gibi denge çok önemli. Biz de, bedenimizde artan “kapha dosha”yı dengelemek ve değişen mevsime ayak uydurmak için yoga çalışmalarımızı tekrar gözden geçiriyoruz. Bu doshanın üzerimizde yarattığı ağırlığı, bitkinliği, yorgunluğu ve uyuşukluğu atarak, canlanmak ve hareketlenmek istiyoruz. Bunun için vinyasa yogayı yani akışları tercih ediyoruz.

Kim ne derse desin? İsterse ilkbahar bizi ağırlaştıran, gevşeten,  uyuşturan ve yorgun hissettiren bir mevsim olsun, ben kendi adıma, doğa uyandıkça, çiçekler açtıkça, ağaçlar yeşerdikçe, güneş yüzünü daha çok gösterdikçe, günler uzadıkça, kuşlar kuzey yarımküreye döndükçe daha mutlu oluyorum. Bu mutluluk benim tüm ağırlığımı ve uyuşukluğumu silip süpürüyor. Doğan her yeni güneşle, ruhum da bedenim de zihnim de aydınlanıyor, ışıldıyor.

Yoga… Vinyasa,  hatha, yin veya diğer tarzlarda yoga… Ne olursa olsun, hangi mevsim olursa olsun, yeter ki canınız yoga yapmak istesin. Tarzı önemli değil. Bu tamamen sizin tercihiniz ve seçiminiz… Yeter ki bedeninizi, ruhunuzu ve zihninizi uyandırın ve mevsimlerle birlikte değişen beden, ruh ve zihin hallerinizle uyum gösterin ve onların isteklerine cevap verin…

 

içimizi boşaltmak

Standard
Geçtiğimiz hafta insan zihninin ne kadar ilginç olduğundan ve yeni bilgiler edindiğimizde eskileri zihnin gerisine itip unutmaya başladığımızdan bahsettiğimi hatırlıyorsunuzdur sanırım. (Bu konuyla ilgili yazıya https://burcuyircali.wordpress.com/2015/05/24/alma-verme-dongusu/ linkinden ulaşabilirsiniz) Mademki eski bilgiler gün yüzüne çıkmaya başladı, birkaç hafta boyunca bu bilgilerle bezenmiş dersler yapmaya karar verdim. Derslerde “vayu”lara (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımı) odaklanacaktık. Birinci “vayu”yu yani “prana vayu”yu (içeri ve yukarı doğru akım) bitirdiğimize göre sıra ikinci “vayu”ya yani “apana vayu”ya (aşağı doğru akım) gelmişti. Aşağı ve dışarı doğru akan enerji…
2009-2010 tum fotolar 309
Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.
Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve yukarı doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.
O gün “apana vayu” üzerine yoğunlaşacaktık. Aşağı ve dışarı doğru akan enerji… Pelvik tabanda bulunan ve alt karın dediğimiz bölgeye hükmeden enerji… Aşağı ve dışarı doğru akan bir enerji olduğu için sindirim, üreme ve boşaltım sistemlerini kontrol eden bir enerji… Bedenden karbondioksit, idrar ve dışkı gibi her tür maddenin atılmasıyla ilgili bir enerji türü… Göbek deliğinden aşağı doğru giden bir “vayu”…
Tüm bu sebeplerden dolayı bu “vayu”yu çalışırken nefes verişlere odaklanmak gerekiyordu. Her nefes verişte boşaltım sistemini temizleyerek bedeni arındırmayı amaçlamalıydık. “Apana vayu”, “muladhara” (kök) ve “svadhistana” (sakral/cinsel) çakralarla yani toprak ve su elementleriyle ilişkiliydi. Duygusal olarak sorunsuz bir “apana vayu”ya sahipsek, kendimizi köklenmiş ve güvenli hissedebilirdik. Ve daha hafif, rahat ve huzurlu…
“Apana vayu”, sadece fiziksel atıklardan değil aynı zamanda sağlığımızı tehdit eden her tür duygunun da dışarı atımından sorumlu. İçimizde tuttuklarımızla ilgili… Bu “enerji akımı”, bağışıklık sistemini güçlendirip zihni kötü ve olumsuz düşüncelerden arındırmamıza yardımcı olur. “Apana vayu” güçsüz ya da sorunlu olduğunda, beden-zihin bütünlüğü bozulur ve hastalıklara, korkulara, şüphelere, güvensizliğe ve her tür olumsuz duyguya açık hale geliriz. Tam tersine bu “enerji” güçlü ve dengeliyse, kendimizi köklenmiş hissederiz, güçlü bir bedene sahip oluruz ve esnek bir dünya görüşümüz olur.
“Apana vayu”yu çalıştırmak için nefes verişleri alışlardan uzun tutmak, ayaktaki asanalara, kalça açıcılara ve “mula bandha” (kök kilit) adını verdiğimiz kilit çalışmasına ağırlık vermemiz gerekiyordu.
Başlangıç meditasyonu sonrasında “pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması ile devam ettik. Bu nefes çalışmasında sadece nefes verişlere odaklanacak, nefesi aldığımızdan daha uzun sürede verecek ve verdikten sonra birkaç saniye nefes tutacaktık. Tüm bunları yaparken, nefesi karnı şişirerek alacak verirken de nefesin kuyruk sokumundan bacaklara ayaklara doğru gittiğini hissetmeye çalışacaktık. Böylece toprak enerjisini ve köklenme hissini yakalamaya çalışacaktık.
“Pranayama” çalışması sonrasında “mula bandha”yı nasıl yapacağımızı çalıştık. En basit anlatımıyla “mula bandha” pelvik taban kaslarının kasılması demektir. Nefes alırken perine bölgesi kaslarını içeri doğru çekip nefes verirken bırakarak bu “kilidi” uygulayabiliriz. Erkeklerde ve kadınlarda farkı uygulanır. Erkeklerde anüsün önünde ve genitallerin arkasında olan perineum kasının kasılmasıdır. Kadınlarda ise perineumun ve serviksin tepesinin yukarı doğru çekilmesidir. Hem kadınlarda hem de erkeklerde pubik kemik göbek deliğine doğru çekilir.
Daha basit anlatmak gerekirse, eğer trafikteyseniz ve tuvalet ihtiyacınız varsa ve bu ihtiyacı hiçbir şekilde gideremeyecekseniz, “mula bandha”yı zaten bilmeden uyguluyorsunuzdur. Ya da tuvaletteyken idrarınızı tutmak ve sonra yapmaya devam etmek de “bu kilidin” nasıl çalıştığını size anlatmanın en kolay yoludur. Ön, arka ve orta bölgedeki tüm pelvik taban kaslarının nefes alırken içeri ve yukarı doğru çekilmesi ve nefes verirken de bırakılması…
“Mula bandha”yı öğrendikten sonra o gün derste asanaları yaparken öğrencilerin bu “bandha”yı da kullanmalarını söyleyerek akışa başladık. Dizlerin üzerinde “marjaryasana-bitilisana” (kedi-inek esnetmesi), “uttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu), dört ayak üzerinde burgu ve “utthita balasana” (uzanmış çocuk) ile pelvik tilt ile omurgayı esnetip, omurgayı arkaya ve öne eğip burgu yaptıktan sonra bir “vinyasa” (akış) ile “tadasana”ya (dağ duruşu) kalktık.
Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıtmaya başladık. “Apana vayu” çalıştığımız için köklenmek çok önemliydi. Güneşe selamları yaparken ayakların altındaki toprak enerjisini hissetmeye çalıştık. Ayakları güçlü bir şekilde yere basmak, bacaklardaki kasları kullanmak, iç bacakları birbirine doğru itmek ve özellikle “mula bandha”yı kullanmak… Ayaktaki asanalarda tüm bunları hissetmeye çalışmak… Bir yandan yere doğru köklendiğimizi bir yandan da yukarı doğru uzadığımızı hissetmek… İki taraflı enerji akışı… Yani hen “prana vayu” hem de “apana vayu”…
“Apana vayu”yu ayaktayken biraz daha harekete geçirmek için “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrık öne eğilme), “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “trikonasana” (üçgen), “parsvottanasana” (bacaklar ayrı baş dize duruşu), “vrksasana” (ağaç duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzanmış duruş) ve “urdhva prasarita eka padasana” (ayakta bacakları ayırma) yapmıştık. Tabii ki “yogik çömelmeler” de yapıp hem pelvik taban kaslarını güçlendirmiş hem de esnetmiştik.
Bir “vinyasa” yapıp “adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) “malasana”ya (dua tespihi/çelenk duruşu) zıplayıp bir süre kasık kaslarını esnettikten sonra yere oturmuştuk. Artık yerdeki asanalar ile “mula bandha”yı biraz daha yoğun hissedecek ve kalça açıcılar ile de “apana vayu”yu çalıştırmaya devam edecektik.
“Mula bandha”yı daha yoğun hangi asanada hissedebiliriz diye soracak olursanız “dandasana” (asa duruşu) derdim herhalde. Yere oturduktan sonra bacakları öne doğru uzatıp “dandasana”ya geçmiş bu defa sadece “mula bandha”yı kullanmıştık. Normalde bu asanada “uddiyana bandha” (karın kilidi) ve “jaladhara bandha”yı da (çene kilidi) kullanırdık. “Dandasana”da on nefes bekledikten sonra “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) yaptık. “Ardha padma janu sirsasana” (yarı lotus baş dize duruşu) ile topuk alt karna değdiği için “apana vayu”yu çalıştırmıştık. Bu “enerji akımını” daha yoğun hissedebilmek için de bu asanada alt karın bölgesini ve pelvik tabanı içeri doğru çekip nefes alırken sadece üst karnı şişirmeye çalışmıştık. “Apana vayu”yu çalıştıran en son öne eğilme “upavistha konasana”ydı (bacaklar ayrık yerde öne eğilme)
“Apana vayu”yu kalça açıcılar ile çalıştırmaya devam ettik. “Baddha konasana” (kelebek/bağlı açı duruşu), “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu), “kare duruşu”, “gomukhasana” (inek başı duruşu) yapmıştık. “Marichyasana I” (bilge Marichy duruşunun birinci varyasyonu) ile de hem kalçaları açmaya devam etmiş hem de burgu çalışarak “apana vayu”yu güçlendirmiştik.
Dinlenmeden önce son bir duruş denemek istiyordum. “Mula bandha”yı ve “apana vayu”yu en güçlü şekilde hissetmek için. “Padmasana” (lotus duruşu) ya da “ardha padmasana”da (yarım lotus) elleri yumruk yapıp yere koyarak “mula bandha”yı kullanıp kalçayı yerden kaldırmak… Eğer “padmasana” ya da “ardha padmasana” çok zor geliyorsa aynı şeyi “dandasana”da denemek…
Derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu öncesi “pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması yapacaktık. “Apana vayu”yu  “kapalabhati” (kafatası parlatan nefes) ile hareketlendirecektik. Bu çalışma nefes verişlere odaklandığı için,  bedendeki zararlı maddelerin atılmasına ve “apana”nın canlanmasına yardımcı oluyordu. Bu nefes tekniğinde, nefes alışlar pasif verişler aktifti ve özellikle karın kaslarını çalıştırıyordu. Nefes verişler patlar gibi alışlar pasifti. Nefes verirken karın hızla içeri giriyordu. Bedeni ve zihni temizleyip arındırıyordu. Bu nefesi çalışırken elleri de “apana mudra”da (aşağı doğru akan enerji kilidi) tutturmak istemiştim. Orta ve yüzük parmağı baş parmağa değdirirken işaret ve serçe parmakları ileri doğru uzatacaktık ve elleri dizlerin üzerine koyup nefes çalışmasını yapacaktık. Boşaltım sistemi hızlandıran bu “mudra”, sinüsleri temizler ve akciğerlerdeki balgamların sökülmesine yardımcı olur. “Apana mudra” duygusal olarak ise bizi sakinleştirir, dingileştirir, güven verir ve iç huzur ve denge sağlar.
Artık sıra “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) gelmişti. “Savasana” ile “prana”nın (nefes/yaşam enerjisi) tüm bedende eşit bir şekilde dolaşacaktı. Artık tüm beden gevşemiş ve rahatlamış, fiziksel beden toprağın enerjisine teslim edilmişti. Zihin ise gevşemiş ve sakindi. Nefes alış verişler düzenli, uzun ve rahattı. Bedeni ve zihni bırakmış ve teslim etmiştik…
“Savasana” sonrası dersi sonlandırmaya gelince… “Apana vayu” dışarı ve aşağı doğru akan bir enerjiydi ve içimizde tuttuklarımızla ilgiliydi. İçimizdekileri dışarı nasıl atacağımızla… Nasıl temizleneceğimizle… Nasıl boşaltacağımızla… Eğer duygu ve düşüncelerimizi sürekli içimizde tutarsak bir süre sonra bir süre sonra beden ve zihinde onları tutacak yer bulamazdık ve patlama noktasına gelebilirdik. O halde zaman zaman içimizi boşaltmak, temizlemek ve arındırmak gerekirdi… Nasıl ki beden her gün boşaltım sistemiyle kendini temizliyor, arındırıyor ve yeniliyordu bizler de zihnimizi ve ruhumuzu zaman zaman boşaltıp temizleyip arındırmalıydık… Herşey dışa atmakla ve içimizde tutmamakla ilgiliydi. Biriktirip yerli yersiz patlamak yerine, ara sıra boşaltıp temizleyip arınıp bedenen ve zihnen sağlıklı, mutlu, huzurlu ve esnek bireyler olmaya çalışmalıydık… Güçlü, esnek ve dengeli…

kış aylarında yoga

Standard

21 Aralık kış gündönümü… Yılın en kısa günü ve en uzun gecesi… Kış ayları geldi mi moralim oldukça bozuk olur. Yıllardır yoga yapan ve yogayla yaşayan bir insan olduğum halde, hayatın ikiliğine (dualitesine) bir türlü alışıvermiş değilim. Aslında birçok alanda kabullenmiş durumdayım bu ikili dengeyi (dualiteyi), ama iş yaz ve kış döngüsüne geldiğinde nedense yaz benim için ağır basıyor. Açıkçası, yaz varsa kış da var söylemi benim bir türlü içimden gelerek dillendirdiğim bir söylem değil.

IMG_6821

Kış… Soğuk, karanlık, kuru ve sert… Tüm bunlar “Ayurveda” (Hint yaşam biliminde) üç beden yapısından “vata dosha”ya tekabül eder. “Vata dosha”, akla hafif, havadar ve yaratıcı gibi sıfatları çağrıştırır. Bu beden yapısının temel özelliği, değişkenliğidir. “Vata dosha”nın, en önemli görevi merkezi sinir sistemini denetlemesidir. Bu “dosha”nın dengesi bozulduğunda kaygı ve depresyondan klinik zihinsel sorunlara kadar değişik sinirsel rahatsızlıklara açık olabiliriz.

Kış aylarında, soğuk, kuru ve sert havayla birlikte, “Ayurveda”ya göre vücut tipimiz ne olursa olsun, bedenimizdeki “vata” oranı yükselir. Bedenimizdeki “vata” oranı yükseldiğinde de yapabileceğimiz en iyi şey, köklenmeye yönelik yoga asanaları yapmaktır.
Bu nedenle, kış aylarında yoga çalışmalarımızda köklenmeye ağırlık vermek ve o an ne yapıyorsak yapalım farkındalığımızı köklerde ve köklenmede tutmamız gerekir.
Vücudumuzda “vata” oranı yükseldiğinde neden köklenmemiz gerekmektedir? “Vata”, sadece soğuk, karanlık, kuru ve sert gibi sıfatları değil aynı zamanda hafif ve havadar gibi sıfatları da içinde barındırır. Dolayısıyla, bedenimizde”vata dosha” arttığı zaman, kendimizi daha hafif, havadar ve uçuyor gibi hissetmemiz çok normaldir.
Bu nedenle vücudumuzdaki “vata”yı daha da arttırmamamız aksine azaltmamız ya da bir anlamda dengelememiz gerekir. Eğer yoga çalışmalarımızda, “vata”yı arttıran ters duruşlara ağırlık verirsek, daha çok “sirsasana” (baş duruşu), “adho mukha vrksasana” (kol duruşu), “pincha mayurasana” (önkol duruşu) yaparsak, bedenimizdeki “vata”yı arttırız, zihnimizi yorarız ve kendimizi sabırsız hissederiz. Aynı zamanda hep uçuyormuş gibi bir duyguya kapılırız, kıpır kıpır olup yerimizde duramayız, bir noktaya odaklanamayız ve dikkatimiz dağılır.
Kış aylarında, kendimizi fiziksel, duygusal ve ruhsal açıdan dengelemek için, özellikle bu tarz şikayetlerimiz varsa, köklenmeye ağırlık vermeliyiz çünkü büyük bir olasılıkla bedenimizdeki “vata dosha” artmış demektir. Yogadaki ayaktaki duruşlar, özellikle “tadasana” (dağ duruşu), “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen) ve “vrksasana” (ağaç duruşu), bizleri köklendiren ve “vata dosha”yı düzenlememize yardımcı olan duruşlardır. Bu ayaktaki duruşlar, gücümüzü arttırmakla kalmaz, aynı zamanda bizim ayaklarımızın üstünde daha sağlam ve dengeli durmamızı sağlar.
Aslında sadece ayaktaki duruşlarla köklenmeyiz. Amacımız eğer köklenmekse, her duruşta köklerimizi hissedebiliriz. Nasıl mı? Mesela “paschimottanasana”yı (batıya bakan duruş/oturarak öne eğilme) ele alalım. Bu duruşta, dikkatimizi oturma kemiklerimize verirsek, ve kendimizi oturma kemiklerimizden yere doğru iyice köklendirmeyi amaçlar ve bu hissi yakalarsak, yoganın otururak yapılan duruşlarının birinde de köklenmeyi sağlamış oluruz.
Aynı şekilde, arkaya eğilmeleri yaparken de köklenebiliriz. Mesela bhujangasana (kobra) ve salabhasana (çekirge duruşu) yaparken, bir taraftan göğsümüzü yukarı kaldırırken bir taraftan da karnımızdan yere iyice köklenebiliriz.
Burgular da bedenimizdeki “vata” oranının düzenlenmesine yardımcı olur. Yalnız burada dikkat etmemiz gereken bir nokta, nefesimizi tutmamamız ve nefesimizin rahatça ve özgürce akmasıdır. Eğer nefesimiz özgür, rahat ve bütün değilse, o zaman vücudumuzdaki “vata dosha” artar.

Kış aylarında, soğuk havayla birlikte soğuk algınlığı, nezle ve grip olma ihtimalimiz arttığı için göğüs kafesini, boğazı ve sinüsleri açan asanalara odaklanmak da faydalı olabilir. Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısıttıktan sonra, “ustrasana” (deve), “dhanurasana” (yay) ve “salabhasana” (çekirge) gibi arkaya eğilmeler ile göğüs kafesini açabilir; “salamba sarvangasana” (omuz duruşu) ve “matsyasana” (balık) gibi asanalar ile de boğazı temizleyip arındırabiliriz.

Tüm bu bedensel yoga asanalarının yanında, “ujjayi pranayama” (ujjayi/kahraman nefesi) ile bedeni ısıtmak da kış ayları boyunca bedende artan “vata dosha”yı dengelemek için iyi bir yöntem olabilir. Kışın bedeni ısıtabilecek diğer teknikler ise, “bhastrika pranayama” (körük nefesi) ve “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi)dir. “Kapalabhati”, bedenden balgamların atılmasına yardımcı olabilir.

Özellikle kış gündönümünde nasıl bir yoga dersi yapabiliriz? Ayaktaki asanalara odaklanmak kış gündönümü için güzel bir seçenek olabilir ya da sadece “surya namaskara” (güneşe selam) serilerine odaklanıp bedeni ısıtabiliriz. Yoga camiasında, gündönümlerini 108 güneşe selam serisiyle kutlamak bir adet haline gelmiştir. Neden 108 diye soracak olursanız? Öncelikle 108 tane “Upanishad” (Hindu kutsal kitabı Vedaların son bölümü) metni olduğu söylenmektedir. Tanrı Shiva’nın (Şiva) ve Buda’nın 108 tane ismi vardır. Hint tespihleri “mala”larda ve Hristiyan tespihlerinde, 108 tane boncuk vardır. “Sanskrit” (eski Hint dili) alfabesinden 54 ses vardır ve 108 bu sayının iki katıdır. “Surya Namaskara” (güneşe selam) içinde dokuz tane “vinyasa” (nefesle bağlantılı hareket) vardır ve 108 bu sayının 12 katıdır. “Yoga Sutra”lar (yoga hakkındaki en eski metinler), 108 tane “sutra”dan (özlü söz) oluşur. Bir sayısı “bizden daha üstün bir varlığı”, 0 sayısı “boşluğu” ve 8 ise “sonsuzluğu” temsil etmektedir. Bir başka rivayete göre ise, güneşin çapı, dünyanın çapından 108 kat daha büyüktür.

Şu an yaşamakta olduğumuz soğuk, kuru ve sert kış aylarında, kendimizi yeryüzüne, toprağa, zemine köklendirmeye çalışarak bedenimizdeki “vata dosha”yı düzenleyebiliriz. Ayakta duruşları yaparken, bir yandan yere iyice köklenip, bir yandan da tabanlarımızdan yükselen enerjiyi fark etmeye çalışmalıyız. Bir taraftan kendi enerjimizi aşağı doğru akıtırken, öteki taraftan da yeryüzünün, toprağın, zeminin bize verdiği ve yerden yükselen enerjiyi her yoga duruşunda hissetmeye odaklanmalıyız.
Köklenmek, hayatın en temel esaslarından biridir. Herkes, herşey bir yere ait olmak, köklere sahip olmak ister. İşte kış ayları köklenmemiz ve aidiyetimizi geliştirmemiz için hepimize bir fırsat… Hayatta ikili bir denge (dualite) varsa, ayaklarımızın yerden kesilmesi gereken ana kadar — yani yaz aylarına kadar– köklenmeye devam etmeliyiz. Ne de olsa köklenmenin sonunda ayaklarımızın yerden kesileceği günler de gelecek.

güçlü karın, güçlü duruş

Standard

Bir süredir kendi kendime yoga yapamadığım, yeni asanalar deneyemediğim ve uzun süredir yaptığım asanaları bile yapmakta zorlandığım için kendimi felsefi konulara verdim. Hani her şey bir şey için oluyordu ya. Belki ben uzun bir süredir yogayı asana boyutunda ele almıştım ve çok sevdiğim felsefi boyutundan uzaklaşmıştım. Asana pratiğine ara verdiğim şu sıralarda okumaya ve araştırmaya daha çok zaman ayırabiliyorum. Haliyle derslerimde de felsefi yaklaşımlara daha çok yer vermeye başladım. Geçen haftaki özel ve grup derslerim yine felsefe ağırlıklıydı.

2014-02-07 19.14.27

Derslerde bir süreklilik sağlamaya çalışıyorum. Her ders bedenin farklı bir bölgesine odaklanarak fiziksel olarak farklı bölgeleri çalıştırmak ve güçlendirmek ve felsefi açıdan da o bölgenin duygularını ortaya çıkarmak istiyorum. Bir süredir “kundalini yoga” hakkında kitaplar okuduğum için geçen haftaki derslerim yine “çakra”lar üzerine yoğunlaşmıştı. Önceki derslerimde ilk iki çakraya odaklanmıştık. “Muladhara” (kök) ve “svadisthana” (sakral) çakraları fiziksel olarak güçlendirerek duygusal rahatlama da sağlamaya çalışmıştık. Kabullenmek, güven ve yaratıcılık… Şimdi sıra üçüncü çakraya — “manipura” (karın) çakraya — gelmişti. Karın çakrasının duygusu “kararlılık”tı; gölge duygusuysa “öfke”. Bu ne demekti? Eğer karın çakrası iyi çalışıyorsa, kişi enerji dolu, amaçlarını gerçekleştirebilen bir kişi olabiliyordu. Maymun iştahlı değil; aksine amaçlarını yerine getirebilecek iradeye sahip biri oluyordu. Bu çakra güçsüzse, kişi düşüncülerini gerçekleştirme enerjisinden yoksun, hayatın kendine sunduklarından mutlu olmayan ve hayal kırıklığı hisseden öfkeli biri oluyordu. Fiziksel olarak ise, karın kasları ne kadar güçlü olursa, bel ve sırt sorunları o kadar az oluyordu ve dengemizi de o kadar kolay sağlayabiliyorduk. Yani hem fiziksel hem de duygusal olarak karın bölgesi önemli bir bölgeydi.
O gün sabah özel dersim akşam da grup dersim vardı. Özel dersin başında “manipura çakra”dan bahsettim ve ders boyunca karın bölgesine odaklanacağımızı söyledim. Meditasyon sonrası, “balasana”da (çocuk pozisyonu) burgu yaptık ve sonra “virasana”ya (kahraman duruşu) geçtik. “Virasana”da otururken “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi) yapıp karın kaslarını ve diyaframı iyice çalıştırdık. Bir “vinyasa” (akış) ile ayağa kalkıp “tadasana”ya (dağ duruşu) geçtik. Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile biraz ısıttıktan sonra “tadasana”da dinlendik. Sırada “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsak temizliği) vardı. “Nauli kriya” zordu ve tam anlamıyla yapmak zaman alırdı. Ancak biz en azından akciğerleri tamamen boşaltıp karın kaslarını iyice içeri çekmeyi denedik. Bu, “nauli kriya”nın ilk aşamasıydı. Eğer bunu başardıysak, sırada karnın sağ ve sol tarafındaki kasları sıkmak ve ortadaki kasları gevşetmek vardı. Eğer bunu da başardıysak, karın kaslarının bir tarafını sıkıştırıp diğer tarafını gevşek bırakmak vardı. En son aşamada ise, merkezdeki karın kaslarını sıkmak, yavaşça karnın sağındaki kasları sıkmak ve gevşetmek sonra soldaki karın kaslarını sıkmak ve gevşetmek vardı. Böylece dairesel bir çalkalama uygulayarak karın bölgesine masaj yapılabiliyordu. Birkaç kez denedikten sonra, “vinyasa” akışlara geri dönmüştük.
Özel derste “burgu”lara odaklanmıştık. Karın çakrasını “burgu”lar ile çalıştırmayı ve temizlemeyi uygun görmüştük. Bu nedenle “vinyasa”ların arasına “parsvakonasa” (yan açı duruşu), “parivrtta parsvakonasana” (dönmüş yan açı duruşu), “ashva sanchalanasana”da (yüksek hamle) burgu, “tadasana”da (dağ duruşu) burgu, “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) burgu, “parivrtta prasarita padottanasana” (bacaklar açık dönerek öne eğilme), “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) burgu gibi asanalar eklemiştik. “Svarga dvidasana” (cennet kuşu duruşu) ise ayakta denediğimiz son burguydu. Sıra zirve duruşuna gelmişti. Yere oturduk. Kalçayı “beşiği salla”, “akarna dhanurasana” (okçu duruşu) ve “krounchasana” (balıkçıl duruşu) ve bu duruşta sağa sola burgu ile esnettikten sonra, “parivrtta surya yantrasana” (pusula duruşu) denedik. ” “Parivrtta upavistha konasana” (bacaklar açık yerde öne eğilmede burgu) ile burgu çalışmasını sonlandırdık.
“Dandasana” (asa duruşu), “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ve “purvottanasana” (ters sopa) ile omurgayı dengeledik ve “ananda balasana” (mutlu bebek duruşu) ile akışı tamamladık. “Savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) bedeni iyice dinlendirdik.
Grup dersinde ise karın güçlendirici asanalara odaklanmıştık. Ders başında “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi) çalışmıştık. Bedeni ısıttıktan sonra “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsak temizliği) denemiştik. “Vinyasa” akışları arasında “phalakasana” (sopa), “chaturanga dandasana” (şınav), “vasisthasana” (Bilge Vasista duruşu/yan sopa) ile kolları ve karnı güçlendirdik. “Phalakasana-adho mukha svanasana” (sopa-aşağı bakan köpek) ve “urdhva mukha svanasana-adho mukha svanasana” (yukarı bakan köpek-aşağı bakan köpek) arasında nefeslerle aktık. “Chaturanga dandasana”dan (şınav) “phalakasana”ya (sopa) yükselmeye çalıştık. “Chaturanga dandasana”da bedeni öne arkaya salladık. Her nefes alışverişte “ardha salamba sirsasana”dan (yunus duruşu) “dirseklerin üzerinde şınav” duruşuna geçtik . Bu kadar kol ve karın kası çalıştıktan sonra, “bakasana” (karga duruşu) ve “pincha mayurasana” (ön kol duruşu) çalıştık. “Pincha mayurasana” yapmak istemeyen kişiler, kan akışını terse çevirmek için “salamba sarvangasana” (omuz duruşu), “salamba sirsasana” (baş duruşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) arasından birini seçti.
Dersi “vinyasa” akışlarla bitirmek istemiştim. Yani bedeni “vinyasa”larla soğutmaktı niyetim. “Vinyasa” akışların arasında “ashva sanchalasana”da (yüksek hamle) dizi yere koyarak ön bacak kaslarını esnettik. “Bhujangasana” (kobra duruşu) ile göğüs kafesini rahatlatıp başı sağa sola çevirip boynu esnettik. “Uttanasana”da (ayakta öne eğilme) uzun süre bekleyerek bacakların arkasındaki hamstring kaslarını yumuşattık. En son “vinyasa”da öne zıplayıp “dandasana”ya (asa duruşu) oturduk. Sırt üstü yatıp, önce “iğne deliği” duruşu ile kalçayı dışa çeviren kasları esnetip kadınların bacak bacak üstüne attığı gibi bacakları üstüste atıp bedeni burguya soktuk. Diğer tarafı da yaptıktan sonra bedeni “ananda balasana” (mutlu bebek duruşu) ile omurgayı dengeledik. Ardından uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinleme pozisyonu)…
Dersi nasıl sonlandıracaktık? Eğer “manipura çakra” (karın çakrası) güçlüyse, hayatta da o kadar güçlü bir duruşumuz oluyordu. Azimli, iradeli ve kararlı. Azim derken, hırstan bahsetmiyorduk. Azim derken, başladığımız işleri sonuna kadar götürebilme yeteneğinden bahsediyorduk. Bir müzik aleti çalmaya başlayıp yarıda bırakıyorsak, karın çakrası iyi çalışmıyor demekti. Bir işe başlama ve onu devam ettirebilme yeteneğinin buluduğu yerdi “manipura çakra.” Kararlı, azimli ve iradeli olursak, bu çakranın gölge duygusu olan öfkeden de arınmış olurduk. Her bir çakranın olumlu duygusu varken ve onları güçlendirmek elimizdeyken, neden barındırdıkları olumsuz duyguların kölesi olalım ki?

sıradışı olabilmek…

Standard
Gerçekten bilmiyorum. Acaba bu konuda çok kaynak okuduğum ve zihnim böyle kabullendiği için mi yoksa gerçekten mi yeni ay ve dolunay beni etkiliyordu? Hem duygusal hem de bedensel olarak… Geçtiğimiz günlerde yine dolunay vardı. Daha önceki bir yazımda da bahsetmiştim. Yeni ay dönemleri bir işe başlamak için uygun bir zamanken dolunay işlerinizi sonlandırmanız için elverişli bir dönem. Yoga üstadı Pattabhi Jois’in geliştirdiği Ashtanga Yoga ise yeni ay ve dolunay zamanlarında yapılmıyor. Neden mi? Çünkü yeni ay zamanında çok güçsüz hissedebilirsiniz, dolunay zamanlarında da çok enerjik ve her iki koşulda da kendinizi sakatlayabilirsiniz. (Bu konu hakkında ayrıntılı bilgi almak istiyorsanız, https://burcuyircali.wordpress.com/2013/04/10/neden-yorgunuz-neden-degiliz/ linki tıklayabilirsiniz). Şimdi neden böyle uzun bir giriş yaptığımı merak ediyor olabilirsiniz. Geçen akşam dolunayın etkisiyle daha önce hiç yapmadığım bir ders işledim. Kendim de şaştım kaldım bu işe. En iyisi en başından anlatayım.
2009-2010 tum fotolar 696
Geçen akşam spor tesisinde dersim vardı. O gün çok yorgun hissetmeme rağmen stüdyodan içeri girince birden kendimi enerjik hissettim. Stüdyoya vardığımda ders için gelmiş ve dinlenmekte olan öğrencilerle karşılaştım. Kimisi bağdaş kurmuş oturuyordu kimisi de yere uzanmış dinlenerek bekliyordu dersi. Dedim ya, ben kendimi birden enerjik hissettim diye. Kendi matımı (minderimi) yere serdikten sonra, “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “chaturanga dandasana” (alçak şınav), “phalakasana” (sopa) içeren vinyasa akışlar yapmaya başladım. Aslında o gün hem bir kalça açıcı hem de bir burgu olan bir asanayı dersin zirve duruşu olarak planlamıştım. Ama kendimi çok enerjik hissedince, karın güçlendiricilere, kol denge duruşlarına ve ters duruşlara odaklanmaya karar verdim.
Derse “savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) başladık. Sınıfa “savasana”da gevşemenin ve rahatlamanın tadına varmalarını söyledim. “Çünkü karın güçlendiriciler, kol denge ve ters duruşlar üzerine yoğunlaşacağız. Derse başlamadan önce birkaç dakika iyice dinlenin.”
Beş dakikalık derin gevşeme ve dinlenme pozisyonunun ardından yerde uzanmış şekilde karın kaslarını çalıştırmaya başladık. Önce iki bacağı birden 90 dereceye kaldırdık ve özellikle alt karın bölgesini ve kasık kaslarını çalıştırmak için bacakları aşağı yukarı hareket ettirdik. Bacaklardan birini 90 derecede tutarken ötekini yere birkaç santim kalaya kadar indirdik. Elleri başın yanına alıp mekik çektik.
Yerdeki asanalara biraz ara vermek için omurga üzerinde yuvarlandık ve bağdaşta oturduk. Bir “pranayama” (nefes tekniği) olan “kapalabhati” (kafatasını parlatan nefes) denetmeye karar vermiştim. Bu nefes tekniğinde, nefes alışlar pasif verişler aktifti ve özellikle karın kaslarını çalıştırıyordu. Nefes tekniğini üç set halinde çalıştık.
“Pranayama” çalışmasından sonra, “navasana” (sandal) varyasyonları ile devam ettik. Ardından ayağa kalktık. “Surya namaskara” (güneşe selam) serileri arasında statik “phalakasana” (sopa), “chaturanga dandasana” (alçak şınav), “ardha salamba sirsasana” (yunus) ve dirseklerin üzerinde “chaturanga dandasana” (alçak şınav) yaptık. “Vasisthasana” (Bilge Vasistha Duruşu/yan sopa) varyasyonları da diğer bir karın güçlendirici asanaydı.
Karın kaslarını iyice çalıştırdıktan sonra sıra kol denge duruşlarına gelmişti. “Bakasana” (karga), “parsva bakasana” (yan karga) ve “bhujapidasana” (kol denge duruşu) sunduğum seçimler arasındaydı. Sınıf ya hepsini denedi ya da aralarından o anki beden ve zihin haline uygun olan asanayı denedi.
Bir sonraki aşama ters duruşlardı ve asanayı yine yoginin seçimine bırakmıştım. Öğrenciler, “sirsasana” (baş duruşu), “sarvangasana” (omuz duruşu), “pincha mayurasana” (tavuskuşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) arasından birini seçip denemekte ya da hepsini denemekte özgürdü.
Bazı öğrenciler ters duruş denemeye çalışırken bazıları hiç birini yapamayacağını düşünüp sınıfı izlemeye başlamıştı. Dersten herkes azami faydayı sağlamalıydı. Hemen yanlarına gidip yin yoga asanalarından “butterfly” (kelebek), “half butterfly” (yarım kelebek) ya da “sleeping swan” (uyuyan kuğu) yapabileceklerini söyledim.
Herkes kendi deneyimini yaşadıktan sonra, bir de baktım ki ders bitmek üzereydi. Bu derste bir zirve duruşu üzerinde çalışmamıştık. Bir duruşa hazırlanmamış ve asananın ardından dengeleyici duruşlar yapmamıştık. Dersi nasıl tamamlasam diye düşünürken aklıma bir fikir geldi. İlla her ders zirveye tırmanıp ardından aşağı inerek bitmek zorunda değildi. İçimden o akşam dersi zirvedeyken bitirmek gelmişti. Üç “surya namaskara” (güneşe selam) serisinin ardından ayakta denge serisi yaptık. “Vrksasana” (ağaç), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “urdhva prasarita eka padasana” (ayakta bacakları ayırma), “utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzatılmış) ve “garudasana” (kartal). Asanaların arasında ayağı yere değdirmeden geçmeye çalışık. Sağ taraftan sonra “tadasana”da (dağ duruşu) bedeni dengeledik ve sonra sol tarafa geçtik. Sağ enerji sol enerji; sağ denge sol denge… “Tadasana”dan (dağ duruşu) çömeldik ve “malasana” (dua tespihi/çelenk) duruşu ile yere oturduk. Omurgayı yuvarlayarak “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ve “baddha konasana” (bağlı açı duruşu/kelebek) asanalarını takiben ayakları kelebekte tutarak yere uzandık (supta baddha konasana). Artık derin gevşeme ve dinlenme zamanıydı. İsteyenler “supta baddha konasana”da (yerde kelebek) dinlenmeye devam edebilir isteyenlerse “savasana”ya geçebilirdi. Bazıları “supta baddha konasana”da biraz kaldıktan sonra “savasana”ya geçtiler.
Uzun bir “savasana” sonrası, sınıfı hiç acele etmeden yavaş yavaş oturma pozisyonuna getirdim. Enerjinin zirvesindeyken biten bir dersin ne hissettirdiğini düşünmelerini istedim. Dengenin her gün değişebileceğinden, sağ beden ve sol beden dengesinin ve enerjisinin her zaman farklı olabileceğinden bahsedip, önemli olanın hem yoga matında hem de günlük hayatımızda dengeyi bulmak ve dengeli yaşamak olduğunu hatırlatım ve dersi sonlandırdım.
Benim için de çok ilginç bir deneyim olmuştu. Daha önce hiç bir dersimde enerjiyi zirvede bırakıp bitirmemiştim. Aslında hiç de fena sayılmazdı. İlla ki her derste enerjiyi düşürüp, bir burgu yapıp sinir sistemini yavaşlatıp en son derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu yapmak gerekmiyormuş. Bazen enerji en tepedeyken de ders bitirilebiliyormuş ve aslında bu bambaşka bir his ve deneyimmiş. Her zaman derim: “Hayatta yeniliklere hep açık olmak lazım” diye… İşte o akşam öyle bir akşamdı…
Aynı etkiyi birkaç gün sonraki özel dersimde de denedim. Bir saatlik dersin 40 dakikasını karın kaslarını güçlendirmeye ayırdım. Ardından biraz da omuz kuşağını ve kolları güçlendirdim. Sıra denge duruşlarına gelmişti. Akşamki dersimdeki gibi kol denge duruşlarıyla başladık. “Bakasana”, “parsva bakasana” ve “bhujapidasana.” Sonra ters duruşlardan “sirsasana” ve “adho mukha vrksasana.”
Ders sonlanmak üzereydi. Bu sefer enerjiyi tam zirvede bırakmayı planlamıştım. Beş “surya namaskara” yaptıktan sonra, “malasana” duruşu ile yere oturduk ve “savasana” öncesi “eka hasta bhujasana” (tel el kol denge duruşu) denedik.
Bu ders benim için daha da değişik bir deneyimdi çünkü enerji tam zirvedeyken ve beden, ruh ve zihin hiç dinginleştirilmeden “savasana”ya geçmiştik. “Savasana” öncesi ne bir öne eğilme ne de bir burgu. Doğrudan “savasana”. Bu nedenle derin gevşeme ve dinlenme pozisyonunu uzun tuttum.
Dersin kapanış meditasyonu sırasında, sürekli aynı şeyleri yapmaya başladığımızda hayatımızın monotonlaştığından bahsettim. Bir stüdyoya girdiğimizde matımızı aynı yere koymak ve arabayı aynı yere park etmek gibi aslında çok basit görünen günlük hareketlerimiz bir süre sonra bizi monotonlaştırıyordu. Aslında hayatımız ya da biz monotonlaşmıyorduk, zihindi monotonlaşan. Yoga hayatımızın bir parçası olmaya başladıktan sonra, zihnin bizi nasıl ele geçirdiğini daha iyi gözlemlemeye başlıyorduk ve zihnin bizi mutlu ya da mutsuz edebileceğini ve sıradanlaştırabileceğini ya da çok farklı bir hayat yaşamamızı sağlayabileceğini farkediyorduk. Sıradanlaşmamak ve monotonlaşmamak için ve hayatımızı sürekli renkli ve canlı tutabilmek için arada sırada günlük hayatımızda ve yoga pratiğimizde değişiklikler yapabilirdik. İşte dersin bana öğrettikleri ve kattıkları da buydu.

sadece nefes mi?

Standard

Nefes? Bedenimizin ve ruhumuzun en önemli besin kaynağı… Nefessiz bir yaşam düşünebiliyor musunuz? Bırakın düşünmeyi, nefes almadan yaşayabilir miyiz? O halde nefes gerçekten de en temel besinimiz… Yoga yaparken de en temel besin kaynağımız nefes… Nefesle birlikte akıyoruz bir duruştan bir duruşa. Peki, yoga pratiğimizde nasıl bir nefes kullanmalıyız?

2013-05-29 21.35.09

Yoga felsefesinde nefes dediğimiz zaman aklımıza hemen “prana” gelir. Prana, “yaşam enerjisi” demektir aslında. Ancak, en basit tabiriyle, “prana” dediğimizde yoga pratiğimizde “nefes”ten bahsederiz.

Nefesten bahsetmişken, “pranayama”ya değinmeden de olmaz. Pranayama, iki kelimenin birleşmesinden oluşur. “Prana” ve “yama” ya da “prana” ve “ayama”. Neden bu iki kelimenin iki farklı şekilde birleşmesinden bahsettik sizce? Çünkü kelimenin anlamı tamamen değişiyor sadece bir “a” harfiyle. “Prana+ayama” dediğimizde nefesi özgürleştirmekten bahsediyoruz. Oysa “prana+yama”, nefes kontrolü demektir. Bir harf değişikliğinin bu kadar fark yaratması ne kadar ilginç değil mi? Aslında tek amacımız, nefesi önce belli çalışmalarla kontrol altına alarak sonunda özgürleştirmek ve yaşam gücümüzü genişletmek ve arttırmak.

Nefesle ilgili bu bilgileri verdikten sonra, yoga derslerinde nefesi nasıl kullanmamız gerektiği konusuna gelelim. Genellikle derslerimde bu soruyla karşılaşıyorum. Hatha ve vinyasa yoga eğitmenlik kursu boyunca gerek katıldığım pratik derslerde gerekse kendi verdiğimiz staj derslerinde hep “ujjayi pranayama” kullandık. “Ujjayi”, Sanskrit dilinde “kahraman” demektir. Bu nefesin hatha ve vinyasa yoga derslerinde kullanılmasının sebebi, bedeni ısıtan bir nefes oluşudur. Bedenimizi ısıttığı için, sakatlanma riskini azaltır ve ders boyunca asanalarda derinleşmemizi sağlar.

“Ujjayi” nefesini, boğazımızın arka kısmı kısarak yapabiliriz. Daha önce hiç denemediyseniz, size bir ipucu verebilirim. Soğuk bir gecede, evinizde huzur içinde bir akşam geçirdiğinizi hayal edin. Cama doğru yaklaştığınızı ve cama nefesinizi vererek buğu yaptığınızı düşünün. “Saaa” sesiyle nefes alıp “haa” şeklinde nefes vermek. Ağzınız açık bir şekilde bu nefesi bir süre deneyimledikten sonra ağzınızı kapatıp nefeslerinizi burundan alıp burundan vermeye başlayabilirsiniz. Bu arada, boğazının arkasını daraltıp, bu nefesi çalışabilirsiniz.  Bazıları, bu nefese “okyanus nefesi” adını veriyor. Belki de okyanusun dalgalarının sesine benzettikleri içindir. Kim bilir?

Yine bu kısa bilgiden sonra, kendi derslerimde kullandığım nefese gelelim. “Ujjayi” nefesine alışık olduğum için, ders verirken bu nefesi kullanmaya devam ediyorum. Ancak, derslerimde tüm öğrencilerimi bu nefesi kullanmaya zorluyor muyum? Hayır. Nefes, yaşam kaynağımız… O nedenle, zorlanmaması gerektiğini düşünüyorum. Eğer öğrenciler yoga pratiğinde yeni iseler, bir yandan asanaları yapmayı çalışırken bir yandan da ujjayi nefesini uygulamaları zor olabilir. O halde neden bazı şeyleri zorla yapmaya çalışsınlar ki? Önemli olan bir rahatlama, bir genişleme ve ferahlama değil mi? İşte bu nedenle, ben öğrencilerimi nefes konusunda zorlamıyorum. Öncelikle nefeslerini burundan alıp burundan vermelerini tavsiye ediyorum. Hala birçok kişi burundan nefes veremiyor çünkü. Öğrencilerim bunu başardıktan sonra, sıra nefesleri derinleştirmeye geliyor. Derin nefesler alıp derin nefesler vermek. Nefeslerin süresini uzatmak. Bu da tamamlanınca, sıra ancak o zaman asanalar arasında akarken “ujjayi” nefesini kullanmaya geliyor. Çünkü bence önemli olan, asanaları yaparken nefes alıp vermeyi hep hatırlamak ve nefesi tutmamak.

Daha ileriki aşamalarda ise, değişik “pranayama” teknikleri uygulatmaya başlıyorum. “Kapalabhati”, “nadi shodhana” ve “bhastrika” pranayamaları gibi. Dersin başında ya da sonunda. O gün nasıl bir etki yaratmak istediysem… O etkiyi hissettirmek için kullanıyorum bu nefes tekniklerini…

Nefes? Nefessiz ne kadar yaşayabiliriz ki? O yüzden, “prana” ve “pranayama” sadece yogada değil aynı zamanda tüm hayatımızda çok gerekli iki unsur. Yogada nihai amacımız, pranayamik solumaya geçmektir. Bu tarz solumada, hem akciğerlerimizi hem de diyaframımızı kullanırız. Akciğerlerimizin tüm kapasitesini kullanarak, nefesimizi ciğerlerimizin yukarı, aşağı, orta ve yanlarına doğru yayarız.

İşte tüm bu nedenlerden dolayı, derslerimde öğrencilerimi nefeslerini kullanma şekilleri konusunda serbest bırakıyorum. Madem yoga ile genişlemeyi, rahatlamayı ve esnemeyi amaçlıyoruz o halde, nefeslerimizi alırken de içsel ve dışsal olarak açılıp genişlemeye çalışalım. Nefes alırken, dış dünyadaki enerjiyi almak ve verirken ise tüm duygu ve düşüncelerimizden kurtulmak. Ciğerlerimiz nefessiz kaldığında, evrendeki kendi benliğimizden daha yüce bir benliğe teslim olmak.  İster yoga asanaları olsun isterse pranayama olsun, yoga pratiğimizde her zaman bir genişleme, derinleşme ve açılma… Sadece böyle bir nefes, başka bir şey değil…

bahara merhaba!

Standard

Uzun, kasvetli, kuru ve soğuk kış ayları geride kalmak üzere… Kuzey yarımküre yepyeni bir bahara merhaba diyor. Baharın etkisiyle birlikte bedenimizde, spor aktivitelerimizde ve yoga pratiğimizde değişiklikler de gözlemliyoruz. Baharla birlikte, kendimizi daha yorgun, daha ağır ve sanki kilolarca yük taşımış gibi hissedip bu yorgunlukla nasıl başa çıkacağımızı bilmiyor olabiliriz. Aslında çok basit. İlkbahar geldiği zaman, Ayurveda’ya (Hint tıp bilimi) göre bedenimizdeki “kapha dosha” artıyor. Bu nedenle kendimizi daha ağır ve yorgun hissediyoruz ve kolumuzu bile kıpırdatmak bize zor geliyor. Peki bahar aylarında ne tarz bir yoga yapmalıyız?

PhotoFunia-976a6dYoga tarzına geçmeden önce, bedenemizdeki dosha tiplerini hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum çünkü herkesin bedeninde bu üç dosha mevcut ve mevsimlere göre biri diğerinden ağır basıp bizlerde fiziksel ve ruhsal değişikliklere neden oluyor. Ayurveda’ya göre insan bedeninde üç tip dosha var: “Vata, pitta ve kapha”. Kişilerin beden tipine göre, bir dosha daha baskın oluyor. Ancak tüm bu doshalar mevsimlere göre de değişiklik gösteriyor. Kış ayları, soğuk, kuru, kasvetli ve uzun olduğu için bedenimizdeki vata oranının yükselmesi gayet doğal karşılanıyor. Buna karşılık, ilkbahar ile birlikte uzayan günler, açan çiçekler, ısınan hava bedenimizdeki “kapha” doshayı artıyor. Kapha bedenimizdeki toprak ve su elementleri dengelemekle alakalı bir dosha. Eklemlerimizi esnetme; sinüslerimizi, akciğer ve midemizi korumak için mukus sağlama; ve bedenimizdeki kasların miktarı ve gücünü ayarlama gibi görevleri vardır bu doshanın.
Kapha dosha dengede olduğunda, kendimizi güçlü ve sağlam hissederiz. Bu doshanın dengesi bozulduğunda, yorgun, depresif ve uykucu olabiliriz.
Dolayısıyla, bahar geldiğinde bedenimizdeki kaphayı dengelemek önemlidir. Yoksa, mevsimsel alerjilerle ve ciddi soğuk algınlıklarıyla boğuşmak zorunda kalabiliriz.
Bu nedenle akışlı yoga dersleri, hem uyuşmuş ve ağırlaşmış bedenimizi uyandırmamız ve canlandırmamız için hem de kendimizi daha dinamik hissetmemiz için ilkbahar aylarında yapılmasını önerebileceğim derslerdir. Özellikle vinyasa ve hatha dersleri, “surya namaskar” (güneşe selam serileri), ayaktaki birçok asana, ters duruşlar, kol denge duruşları ve burgular bu mevsimin olmazsa olmazlarındandır.
Hatta, güneşe selam serilerini takiben, “garudasana” (kartal duruşu), “Prasaritta padottanasana” serileri, “sirsasana” (baş duruşu), “bakasana” (karga), “chaturanga dandasana-bakasana” akışı, “bakasana”dan “adho mukha vrksasana”ya (kol duruşu) çıkmak, “salamba sarvangasana-halasana-karnapidasana-salamba sarvangasana-setu bandhasana” (omuz duruşu-saban duruşu-kulak basıncı duruşu-omuz duruşu-yarım köprü) tarzında bir akış, bedenimizdeki kapha doshayı dengeleyecek ve daha güçlü ve enerjik hissetmemizi sağlayacaktır.
Bu tarz akışları takiben, yerde karın güçlendiricileri çalışmak, burgular yapmak ve dersin başında ya da sonunda, “kapalabhati” (kafatası parlatan) nefesi ya da “agni sara” (sözlük anlamı: ateşi yelpazelemek) nefesi çalışmak ve “uddiyana bandha”yı (karın kilidi) dersin her anında kullanmak da ilkbaharda bedenimizi uyandıracak çalışmalardır.
Ayrıca, soğuk kış ayları boyunca, daha yağlı ve protein ağırlıklı beslendiğimiz ve kafeine, alkole ve şekere yüklendiğimiz için karaciğer ve safra kesesine fazla yük binmekte. Karaciğer ve safra kesesini rahatlatmak için, yogada bacak içlerine, kasıklara ve bacakların dışına odaklanmak gerekir. Özellikle yin yogaya ağırlık vererek, bu bölgelerden geçtiğine inanılan karaciğer ve safra kesesi meridyenlerini rahatlatıp bu organlarımızı da temizleyip onları tekrar canlandırabiliriz. “Swan” (kuğu), “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “dragonfly” (helikopter böceği), “frog” (kurbağa), “shoelace” (ayakkabı bağı) karaciğer ve safra kesesini rahatlamamızı sağlayacak yin yoga asanaları olabilir. Hatha yoga duruşlarından, “garudasana” (kartal), “prasaritta padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme) ve “gomukhasana” (inek başı duruşu) da karaciğer ve safra kesesi için faydalı olan asanalardır.
Sonuç olarak, ilkbahar gecelerle gündüzlerin eşitlendiği, bu eşitlikten sonra günlerin uzamaya ve gecelerin kısalmaya başladığı bir mevsim. Dolayısıyla, her zamanki gibi denge çok önemli. Zaten bu nedenle, bedenimizde artan kapha doshayı dengelemek için yoga çalışmalarına ağırlık veriyoruz. Bu doshanın üzerimizde yarattığı ağırlığı, bitkinliği, yorgunluğu ve uyuşukluğu atarak, canlanmak ve hareketlenmek istiyoruz. Bunun için, vinyasa yogayı, yani akış yogalarını, tercih ediyoruz.
Kim ne derse desin? İsterse ilkbahar bizi ağırlaştıran, mayıştıran, uyuşturan ve yorgun hissettiren bir mevsim olsun, ben kendi adıma, doğa uyandıkça, çiçekler açtıkça, ağaçlar yeşerdikçe, güneş yüzünü daha çok gösterdikçe, günler uzadıkça, kuşlar kuzey yarımküreye döndükçe daha mutlu oluyorum ve bu mutluluk benim tüm ağırlığımı ve uyuşukluğumu silip süpürüyor. Doğan her yeni güneşle, ruhum da bedenim de zihnim de aydınlanıyor, ışıldıyor.
Yoga… Vinyasa,  hatha, yin veya diğer tarzlarda yoga… Hep diyoruz, ne olursa olsun, hangi mevsim olursa olsun, yeter ki canınız yoga yapmak istesin. Tarzı önemli değil. Bu tamamen sizin tercihiniz ve seçiminiz… Yeter ki bedeninizi, ruhunuzu ve zihninizi uyandırın ve mevsimlerle birlikte değişen beden, ruh ve zihin hallerinizle uyum gösterin ve onların isteklerine cevap verin.