Tag Archives: içe dönmek

aynı dili konuşmak…

Standard

Yoga pratiğinde bir öğretmen ile bir öğrencinin aynı dili konuşması… Aynı şeyleri düşünmesi ve hissetmesi… Mümkün olabilir mi acaba? Bir öğretmen ders verirken kendini dersin akışına kaptırıp, sanki tek başına kendi pratiğini yapıyormuşçasına içine dönüp o anki duygularını karşısındakilere hissettirebilir mi? Böyle bir şey olabileceğine inanmazdım taa ki geçen güne kadar.

2009-2010 tum fotolar 309

Geçenlerde özel bir dersim vardı. Bu öğrencimle genellikle vinyasa dersleri yaparız. Dersin bir zirve duruşu olur ve dersin ilk yarısında zirve duruşuna hazırlanırız. Zirve duruşundan sonra da dersin temposu yavaşlar ve en sonunda “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) gelir. Bir iki haftadır hatha tarzı ders yapıyoruz bu öğrencimle. Asanalarda daha derinleşiyoruz. Hizalanmaya daha özen gösteriyoruz. Bugüne kadar belki de birçok kez yaptığımız ama derinlemesine hissetmediğimiz asanaları deneyimliyoruz. “Adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “phalakasana” (sopa), “chaturanga dandasana” (alçak şınav), “virabhadrasana” (savaşçı) duruşları gibi…

Yavaş yavaş da meditasyon deneyimlemeye başladık dersin başında. Yoganın asanalar dışındaki kollarına da girmeye başladık özel çalıştığımız için. “Uddiyana bandha” (karın kilidi), “mula bandha” (kök kilit), “drishti” (bakış noktaları), “pranayama” (nefes çalışmaları) ve “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsağın temizliği) gibi…

Neyse konuyu fazla uzatmadan geçen günkü dersimize gelelim. O gün özel dersimden önce anaokulunda çocuklarla dersim vardı. Biraz da grip gibiydim ve çok yorgun hissediyordum kendimi. Özel dersime gittiğimde, dersi nasıl çıkaracağımı düşünüyordum. Derken öğrencim geldi. O da çok yorgundu. İki gün önceki dersimizde, kol ve omuz bölgesine yoğunlaşmıştık.  Dersin başında, o gün yin yoga yapıp bedenimizi esnetmemizi rica etti benden. Harika bir haberdi bu.

“Butterfly” (kelebek) ile omurgayı esneterek başladık. Birden geçenlerde girdiğim bir yin dersi geldi. İdrar kesesi, böbrek ve karaciğer odaklı bir dersti. Bir öne eğilme, bir arkaya eğilme yapmıştık ve benim çok hoşuma gitmişti. Değişik bir his ve enerji vermişti bana. Bir içime kapanıyordum, bir dış dünyaya açılıyordum. Genelde derslerimde öğrencilerimle birlikte asanaları yapmam ben. Göstermem gerekiyorsa gösteririm, onları sözlü yönergelerle duruşlara sokarım ve sınıfı gözlemlerim. Hareketini düzeltmem gereken öğrenci varsa onu düzeltirim. Bazen de öğrenciler o kadar iyi yapıyorlardır ki duruşu, ben onları duruş içinde biraz daha derinleştirmeye çalışırım. Ama o gün benim de canım yoga yapmak istedi. Zaten yin yoga yapacaktık ve bu yogada genelde öğrencileri kendi bedenleri, zihinleri ve ruhları içinde bırakmayı tercih ederim.

İlk asanada, asananın faydalarından bahsettim. Böbrek ve karaciğer meridyenlerini çalıştırdığını, öne eğildiğimiz için içe döndüğümüzü ve bu tarz duruşların bizi meditasyona hazırladığından bahsettim. Duruşlarda yaklaşık üç-dört dakika beklemeye karar vermiştim. Ardından bir arkaya eğilme olan “half saddle”a (yarım eyer) geçtik. Bu asimetrik bir duruştu. Önce sağ bacağı, sonra da sol bacağı yapacaktık. Birden içimde bir şeyler koptu ve konuşmaya başladım ve ders boyunca da susmak bilmedim.

Akışı soracak olursanız! Sanırım şöyleydi: “Half frog (yarım kurbağa), sphinx (sfenks), caterpillar (tırtıl), seal (fok balığı), dragonfly (helikopter böceği), twisted roots (dönmüş kökler) ve savasana (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu).”

Ders boyunca neler anlattığımı soracak olursanız… İnanın ki tam olarak hatırlamıyorum çünkü o an ben de asanaları yapıyordum ve ruhumdan ne kopuyorsa, onlar dudaklarımın arasından dökülüyordu. Bu aralar Aret Vartanyan’ın üç kitabını arka arkaya okudum. O sıralar okuduklarımdan çok etkilenmiştim. Biraz onlardan bahsettim. Aslında ne kadar çok maskemiz olduğundan; insanların arasına karışırken bu maskelerden birini taktığımızdan; kendimiz olmayı çoktan unuttuğumuzdan; kendimizi sevdirmek için kendimizi olmadığımız niteliklerde göstermeye çalıştığımızdan ve sürekli şirinlik yapmaya çalıştığımızdan; istemeye istemeye kendimizi yapmak zorunda hissettiğimiz şeylerden ve böylece kendi benliğimizden gittikçe uzaklaşmamızdan… Kendini sevmeyen bir kişinin kimseyi sevemeyeceğinden… Öncelikle kendini sevmeye ve değer vermeye başlamaktan… Kendimize karşı acımasız mı yoksa şefkatli mi olduğumuzdan… Bunu asanaları yaparken bedenimize nasıl davrandığımızdan çıkarabileceğimizden… Sürekli bedenimizi hırpalıyor ve zorluyor muyduk yoksa onu dinliyor ve üzerine gitmiyor muyduk? Yoga matı (minderi) üzerinde bedenimize ve kendimize nasıl davrandığımızın aslında günlük hayatımızda da nasıl davrandığımızın bir göstergesi olduğundan… Öne eğilip içimize döndüğümüzde ne hissettiğimizden ve arkaya eğilip dış dünyaya açıldığımızda ne hissettiğimizden… Öne eğilip, kabullenmenin, sabır göstermenin ve teslim olmanın daha kolay yoksa arkaya eğilip coşkulu, güçlü ve cesaretli hissetmenin mi bizim için daha keyifli olduğundan… Asimetrik duruşlarda bedenin sağ ve sol dengelerinin ne kadar farklı hissettirebileceğinden… Zihnin ne kadar hareketli olduğundan ve hemen alıp başını gidebileceğinden… Nefesin yol gösterici olduğundan ve bizi anda tutabildiğinden… Sanırım bunlardan bahsettik.

O an tüm bunlar, öğrencimden aldığım enerji sayesinde çıkmıştı. O an sanki iki ayrı ruh değil de, bir ruh gibiydik. Asanaların içindeyken, sanki ben onun zihnini okuyorum da dudaklarımdan dökülenler o şekilde dökülüyordu. İşin en can alıcı noktası da, hissederek söylüyor olmamdı. Genellikle yoga derslerinde biz öğretmenler mutlaka bir şeyler söyleriz. Genelde kalıp sözlerdir bunlar. Alışılagelmiş cümlelerdir. Mutlaka felsefi bir şeyler söylemek isteriz. Ben de çoğunlukla öyle yapıyorum. Her zaman kendini kaptıramazsın ve her zaman dudaklarından dökülmez cümleler. Bazen kalıp cümlelere ihtiyaç duyarız. Ama o gün farklıydı. O gün, her şey benim iradem dışında gelişiyordu. Dudaklarımdan çıkan her sözü sanki bedenim, zihnim ve ruhum söylüyordu. Dediğim gibi, bence en büyük etken benim de asanaları deneyimlemem, başımızın ucunda çalan ruhumuzu okşayan müzik ve karşılıklı etkileşimdi.

Yazının başındaki soruya dönecek olursak! Yoga pratiğinde bir öğretmen ile bir öğrencinin aynı dili konuşması… Aynı şeyleri düşünmesi ve hissetmesi… Mümkün olabilir mi acaba? Bir öğretmen ders verirken kendini dersin akışına kaptırıp, sanki tek başına kendi pratiğini yapıyormuşçasına içine dönüp, o anki duygularını karşısındakilere hissettirebilir mi? Evet, bir öğretmen ve öğrenci bir yoga dersinde aynı dili konuşabilir, aynı şeyleri hissedebilir, kendilerini dersin akışına kaptırıp, içe dönüp aynı duyguları yaşayabilir. Bu cevabı verebiliyorum çünkü bizzat deneyimledim. Yoga gibi engin bir dünya içinde, genellemelerden kaçınmak gerek. “Öğretmen derste kendisi asana yapmaz. Öğrencileri gözlemler.” Tamam, bu tarz genellemeler, çok kalabalık grup derslerinde geçerli olabilir. Öğrencilerin sakatlanmasını önlemek ve asanaları doğru yapıp azami faydayı sağlamaları için. Ancak daha küçük gruplarda ve özel derslerde, öğretmenin kendisinin de akışı yapması ya da yin yoga gibi daha sakin derslerde pozların içinde kalması, dersin etkisini belki de tamamıyla değiştirebilir. Dersi bambaşka bir boyuta taşıyabilir ve hem öğretmen hem de öğrenci dersten çok daha fazla yararlanabilir. Belki de sadece akışına bırakmak… Akış, zaten seni gitmen gereken noktaya götürür…

Reklamlar

yoga: derslerde müzik olmalı mı?

Standard

Müzik, melodiler, notalar… Hayatımda mutlaka müzik olmalı. Arabada giderken, doğada ya da deniz kenarında tek başıma yürüyüş yaparken, uyurken ve tabi ki yoga yaparken…
Bazı eğitmenler yoga derslerinde müzik kullanmayı tercih etmezler, bazıları için ise müzik olmazsa olmazdır. Ben, ikinci grup eğitmenlerdenim. Müzik benim hayatımın bir parçasıysa, mutlaka benim derslerimde de yerini almalıdır. Neden mi? Çünkü müzik ruhun gıdasıdır. Madem biz yogayla ruhumuzu gevşetmeyi, ferahlatmayı ve beslemeyi düşünüyoruz, o halde müzik de derslerimizde yer almalıdır diye düşünüyorum.
Peki ne tarz müzik? İlla ki yoga müzikleri veya doğu melodileri mi kullanmalıyız derslerimizde? Ya da derslerimiz, bir eğitmenin kişiliğini ve tarzını yansıttığı için onun müzik zevkini de yansıtamaz mı? Eğitmen, sevdiği müzikleri, dinlediği parçaları derslerinde kullanamız mı?
Bence, müzik evrenseldir. Eğer yogayla ruhumuzu besliyorsak, o zaman istediğimiz bir müzik tarzını kullanabiliriz. Tek yapmamız gereken, ruhu rahatsız edecek, gürültülü ve beynimizi, bedenimizi ve ruhumuzu yoracak parçalardan uzak durmak…
Peki o zaman, yoga derslerimizde ne tarz müzikleri kullanabiliriz? Mantralar (yoga şiirleri); sufi parçaları; ney, flüt ve saksafon melodileri; klasik müzik; belki hafif caz parçaları derslerimizde kullanabileceğimiz müzik çeşitleri olabilir. Bu tamamen tarzımızla ve dinlediğimiz müzikle ilintilidir. Yeter ki, müzik öğrencilerimiz üzerinde sakinleştirici, birleştirici ve huzur verici bir etki bıraksın.
Doğal olarak, dersin teması ve vermek istediği mesaj da müzik seçimimizde önemlidir. Bir dersimizde arkaya eğilmelere ve içimizde coşkuyu arttırmaya ağırlık verdiysek, o dersimizde daha coşkun müzikler kullanıp öğrencilerimizi kendi sınırlarını aşmayı denemeye cesaretlendirebiliriz. Ayrıca kullandığımız parçalar da sözleri itibariyle mesaj da verebilir. Tina Turner’ın “Beyond” parçası ya da “Gayatri Mantra” böyle bir derste iyi gidebilir. (dinlemek için aşağıdaki linkleri tıklayabilirsiniz.)
Başka bir dersimizde öne eğilmelere ve içimize dönmeye yöneldiysek, o gün daha sakin, daha dinlendirici ve bizi kendi iç sesimizi dinlemeye yönlendirecek parçaları seçebiliriz. Sufi parçalar, ney ve flüt melodileri böyle bir ders için çok uygun olabilir. Dersimizin teması sabır, sükunet ve kabullenmeyse eğer, klasik müzik ve caz melodileri dersimizi renklendirebilir.
Dersin sonundaki derin gevşeme ve dinlenme pozisyonundaki — yani “savasana”daki — müzik seçimimiz belki de dersin tüm niyetini ve temasını etkileyecek en önemli tercihimizdir. Savasana, tümüyle gevşediğimiz, yoga matımız (minderimiz) üzerinde eridiğimiz ve kendimizi teslim ettiğimiz bir duruştur. O nedenle, seçtiğimiz müzik de bizi gevşetecek, ve bedenimizi tamamen bırakabileceğimiz ve kendimizi teslim edebileceğimiz bir parça olmalıdır. Su sesi, yağmur sesi, kuş sesi gibi doğa melodileri; sakinleştirici bir mantra, hafif saksafon melodileri savasana için uygun seçimler olabilir.
Bazen öyle dersler yaparız ki, savasana’da bile temaya ve dersin niyetine uygun bir müzik parçası seçmemiz gerekebilir. Hamile yogası staj dersi verirken, derin gevşeme pozisyonu için bir farklılık yaratmak istedim. Günlerce düşündüm taşındım. En sonunda aradığımı buldum. Dersin sonunda, gebelerimizi bebekleriyle başbaşa bırakacağım derin gevşeme ve dinlenme pozisyonunda, belki de savasana’ya hiç uymayacak bir parça seçmiştim. Candan Erçetin’in “Melek” adlı şarkısını savasana melodisi olarak kullanmıştım. Anne adaylarından, ellerini karınlarının üstüne koyup, dinleteceğim şarkıyı bebeklerine adamalarını istemiştim. Ve sanırım savasana melodisi beklenen etkiyi gösterdi. Anneler savasana’dan kalktıkları zaman, çok duygusal görünüyorlardı ve hatta bazılarının göz pınarları dolmuştu…
Her zaman söylediğimiz gibi, yoga birlik ve bütünlük demektir. Yoga dersleri de bir ve bütün olmalıdır. Bu da, dersin temasıyla, niyetiyle, asanalarıyla ve seçilen müziklerle olabilir. Seçtiğimiz melodiler, dersin bütünlüğünü sağladığı gibi, öğrencileri de vermek istediğimiz ruh haline sokar. Ayrıca, kendi müzik tercihlerimizi öğrencilerimizle paylaşmak ve onlarla bir köprü kurmak için güzel bir yol olabilir.  Ne de olsa müzik evrenseldir, evrensel bir dili vardır müziğin, ve de müzik ve yoga ruhumuzu besleyen, dinlendiren, gevşeten gıdalardır…