Tag Archives: hava

kışın ağırlığından kurtulmak

Standard

Baharın müjdecisi olan cemreler düşmeye başladı. Bu hafta ilk cemre havaya düştü. Bundan sonra sırasıyla suya ve toprağa düşecekmiş… Cemreler aynı sıra ile yoga derslerine de düşecek. Her hafta bedenimizi değişen hava koşullarına uyumlamak için ben de derslerde bu elementlere uygun dersler yapmaya karar verdim. Bu hafta öğrencilere hava elementiyle ilgili akışlar yaptırdım.

2009-2010 tum fotolar 676

Cemre neydi? Cemre, ilkbahar başlangıcında yedişer gün arayla sırasıyla havada, suda ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık artışıydı. Kelime anlamıyla kor halindeki ateş… Birinci cemrenin 20 Şubat’ta havaya, ikinci cemrenin 27 Şubat’ta suya , üçüncü cemrenin 6 Mart’ta (artık yıllarda 5 Mart) toprağa düştüğü varsayılır.

Bu hafta başında derslere başlamadan önce hava elementiyle ilgili bir akış planlamalıydım. Hava elementi “anahata çakra” (kalp çakrası) ile ilişkiliydi. Nefes ile de ilgiliydi. Ders boyunca öğrencilerden “ujjayi pranayama” (kahraman/ujjayi nefesi) kullanmalarını istemek de fayda vardı. Göğüs kafesini esnetmeli ve arkaya eğilmelerden birini zirve duruşu olarak seçmeliydim. Hava, Ayurveda’da da (Hint yaşam bilimi) “vata dosha”nın (vata beden tipi) ana elementi. “Vata dosha”, akla hafif, havadar ve yaratıcı gibi sıfatları çağrıştırır. Bu beden yapısının temel özelliği, değişkenliğidir. “Vata dosha”nın, en önemli görevi merkezi sinir sistemini denetlemesidir. Bu “dosha”nın dengesi bozulduğunda kaygı ve depresyondan klinik zihinsel sorunlara kadar değişik sinirsel rahatsızlıklara açık olabiliriz.

“Vata”, sadece soğuk, karanlık, kuru ve sert gibi sıfatları değil aynı zamanda hafif ve havadar gibi sıfatları da içinde barındırır. Dolayısıyla, bedenimizde “vata dosha” arttığı zaman, kendimizi daha hafif, havadar ve uçuyor gibi hissetmemiz çok normaldir.

Normalde “vata dosha”yı dengelemek için ayakların yere sağlam bastığı ve köklendiğimiz duruşları tercih ederiz. Ancak bu haftaki çalışmamız “hava elementi”ni harekete geçirmek ve bedendeki “hava”yı hissedebilmek amaçlıydı. O yüzden arkaya eğilmeyi tamamladıktan sonra bir de ters duruş yaptırmayı planlamıştım.

Dersin sonunda iki zirve duruşu yaptıracağım için bedenleri her iki duruş için de hazırlamalıydım. Göğüs kafesini, omuz kuşağını ve kalça fleksör kaslarını esneten duruşlar ile omuzları, kolları ve karın kaslarını güçlendiren duruşlar ile zirve duruşlarına hazırladık.

İlk zirve duruşu “ustrasana” (deve duruşu) idi. Bu duruşta derin derin nefesler alayı unutmamalıydık. Nedense geriye eğildiğimizde zorlanıyor, zorlandığımızda da nefesimizi tutuyorduk. Nefesi tutmak ise hiç de istediğimiz bir şey değildi. Eğer nefes bizim ruhumuzu temsil ediyorsa, nefesi tuttuğumuzda ruhumuz ile bağlantımızı da kaybediyorduk. Özellikle de “hava elementi”ni çalıştığımız derste nefesi tutmamalıydık. Çünkü hava, nefes demekti. Ya da tam tersi…

Zirve duruşundan sonra bir iki “vinyasa” (akış) ile bedeni dengeledik. Sonrasında ikinci zirve duruşu için son hazırlıkları yaptık. “Pincha mayurasana” (önkol duruşu)… Önce dirseklerin üzerinde “ardha salamba sirsasana” (yunus duruşu), ardından da bu duruşta sağ ve sol bacağı kaldırıp beşer nefes bekledik. En son “pincha mayurasana”… Duvar kenarına geçip duvara zıplayanlar oldu, benim yanlarına gelip manen destek olmamı isteyenler oldu… Hiç denemeyenler oldu. Hiç denemeyenler ise “salamba sarvangasana” (destekli omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu) ve “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu) serisini yaptı.

Ters duruşlardan sonra bedeni dengeledik ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi sonlandırdık.

“Hava elementi”ni önce göğüs kafesinde geriye eğildiğimizde hissetmek… Kalbimizi açmak, geriye eğilmek ve nefes alıp vermeye devam etmek…. Göğüs kafesini nefes ile genişletmek… Ardından da tepetaklak olup başımızın tepesinden bedenin dışına doğru giden enerjiyi hissedebilmek…  Hafiflemek, enerji dolu olmak ve kışın ağırlığından kurtulup canlanmak…

Reklamlar

öğrenmenin yaşı yoktur!

Standard

Her şey geçen akşam spor tesisindeki dersimde bir öğrencinin bana bir soru sormasıyla başladı. “Meditasyon yaparken hani ellerimizi belli bir şekilde tutuyoruz ya… Bazen başparmak ile işaret parmağı, bazen başparmak ile orta parmak birleştiriliyor ve bu Çin, Hindistan ve Japonya gibi ülkelerde farklılık gösteriyor. Daha önce birkaç kişiye sordum ama cevap alamadım. Siz sebebini biliyor musunuz?” Biliyorum. Bu konuyu yoga eğitmenlik kursuna katıldığım dönemde ayrıntısıyla öğrenmiştim. Bir iki saniye düşüneyim. Meditasyon yaparken genellikle “chin mudra” kullanıyoruz. Bu “mudra” (kilit) bilgeliği ifade ediyordu. Peki ya diğerleri? Hatırlayamıyorum. “En iyisi ben bu konuyu bir araştırayım ve size mail atayım.”

2009-2010 tum fotolar 668

Dersten sonra eve gelir gelmez eski notlarımı açtım. Zihin böyle bir şeydi işte. Bir süre kullanmadığın bilgilerin üzerine perde çekiyor ve yeni bilgiler için alan yaratıyordu. Yeni bilgiler edindikçe, eskileri unutmaya başlıyorduk. Eskileri ara sıra tekrar etmedikçe, unutmak kaçınılmaz oluyordu.

Notlarıma göz atınca “hasta mudra”ları (el kilitlerini) hatırlamaya da başladım. “Chin mudra”, başparmak ile işaret parmağın ucu birbirine değdirerek yapılır. Başparmak kutsal gücü işaret parmak bireysel bilinci temsil eder ve bu mudra ile bireysel bilinçle kozmik bilincin birleşmesi hedeflenir. “Chin mudra”, anlamak için açığız anlamına gelebilir. “Chinmaya mudra”da, başparmakla işaret parmağın ucu birbirine değerken diğer üç parmak avuç içine katlanır. Bu mudra, var olan kozmik bilincin algılandığını gösterir ve kozmik bilinçle bireysel bilincin birleştiğini anladım demektir. “Adhi mudra”da, başparmak içerde tutularak el yumruk haline getirilir ve kozmik gücü içimizde tutuyoruz demektir.

“Hasta mudra” çalışmalarında her parmağın duruş ya da tutuluş şeklinin ayrı bir anlamı vardır. Hint kültüründe parmaklar belli organlar ve enerji merkezleri ile ilişkilidir ve onların dışa açılan kapıları olduğuna inanılır. O merkezin ya da organın enerjisi bu noktadan dışa açılabildiği gibi enerji yine bu noktadan içeri alınabilir.  Çeşitli kazılarda, mudraların M.Ö. 4000 yıllarından daha önceki dönemlerde var olduklarına ve kullanıldıklarına dair kanıtlar bulunmuştur.

Her parmak “tattva” olarak adlandırılan evrensel beş elementlerden biriyle bağlantılıdır ve bu elementin ifade ettiği bilinç düzeyini sembolize etmek için kullanılır. “Agni tattva” ateş elementi demektir ve başparmak ile bağlantılıdır. “Vayu tattva” hava elementi ve işaret parmağı, “akaşa tattva” eterik element ve orta parmak, “prithivi tattva” toprak elementi ve yüzük parmağı ve “apas tattva” da su elementi ve küçük parmak…

Astrolojik açıdan mudralar belli meridyenlere denk düşer. “Gyan mudra”, başparmak ve işaret parmağının ucu birbirine değdirilerek yapılır ve bilgelik ifade eder. Bunun sebebi, işaret parmağının temsilcisi genişleme ve büyüme gezegeni olan Jüpiter’dir. Bu mudrada, hava ve ateş elementleri buluşur.

“Shuni mudra”, baş ve orta parmağın ucu birbirine değerek yapılır ve sabır ve öz disiplini ifade eder. Orta parmağın temsilcisi sorumluluk gezegeni Satürn’dür. Bu mudrada ateş ve eterik elementleri buluşur.

“Surya/prithivi mudra”, başparmak ve yüzük parmağının ucu birbirine dokundurulmasıyla yapılır. Enerji ve yaratıcılığı ifade eder. Yüzük parmağının temsilcisi Uranüs ve Güneştir. “Surya mudra”, ateş ve toprak elementlerini buluşturur.

“Buddhi mudra”, başparmak ve küçük parmağın ucu birbirine değdirilerek yapılır ve iletişim ve zihin gücünü ifade eder. Küçük parmağın temsilcisi zihinsel güç ve iletişim gezegeni olan Merkür’dür. “Buddhi mudra”, ateş ve su elementlerini bir araya getirir.

Bunlara ek olarak, “mudra”ların tedavi amaçlı kullanıldığına da inanılmaktadır. Başparmağın ucu hipofiz ve endokrin bezlerinin merkezidir ve başparmak işaret parmağı ile birleştirildiğinde yani “gyan mudra” (bilgelik kilidi) yapıldığında, hipofiz ve endrokrin bezleri de çalışır. Bu kilit, hafızayı güçlendirir; zihni açar; konsantrasyonu arttırır; uykusuzluğa iyi gelir; öfke, depresyon ve histeri gibi psikolojik rahatsızlıkları tedavi eder ve öğrenme yetilerini arttırır. Ayrıca, “muladhara” (kök) çakrayı açar ve enerjiyi bedenin alt kısımlarına yönlendirir.

“Shuni mudra” (sabır ve öz disiplin kilidi), sabrı ve sorumluluk hissini arttırır. Ayrıca, olumsuz duyguları olumlu hale getirmemize yardımcı olur ve istikrar ve güç kazanmamıza yardım eder.

Türkçede güneş kilidi anlamına gelen “surya mudra”, tiroid bezini harekete geçirir; kolesterolü düşürür, kilo vermeye yardımcı olur, endişeleri azaltır ve hazımsızlığa iyi gelir.

“Buddhi mudra”, net ve etkili iletişim kurmamızı sağlar; bedenimizdeki su elementini dengeler; tükürük bezlerini harekete geçirir ve kuru gözleri ve cildi nemlendirir.

O akşam derste bana bu soruyu soran, geçenlerde bana “Şamanizm” ve “Amazonlar” ile ilgili kitapları tavsiye eden üyeydi. Ders sonrası “mudra”larda parmakların konumunu konuşurken, İsa’nın da “mudra” kullandığından bahsettik. Birçok freskte ya da resimde, İsa’nın sağ eli “surya/prithivi mudra” yaparken çizilmiştir. Yani, fresklerde ve resimlerde İsa’nın başparmağı ve yüzük parmağı birbirine dokunmaktadır. Bu mudra, istikrar sağlamaya ve beden ve zihnin zayıflıklarını tedavi etmeye yardımcı olur. Ayrıca, Ortodoks rahipler birilerini kutsamak için Haç işareti yaparken sağ ellerini “prithivi mudra”da tutarlar. Bu bağlamda, “prithivi mudra”, takdis ve kutsama işareti olarak da algılanabilir.

Bazı ikonlarda ise, İsa yüzük ve küçük parmakları başparmağa değer şekilde resmedilmiştir. Bu kilide, “pran mudra” (yaşam ve istikrarın kilidi) adı verilir. Bu kilit, gözleri güçlendirir ve iç huzur, dayanıklılık ve güven sağlar.

Tüm bu “mudra”lardan bahsederken, “anjali mudra”dan bahsetmeden bu yazıyı bitirmek olmaz. Bu mudrada, avuç içleri kalbin önünde birleştirilerek yapılır ve merkeze ve kalbe dönmeyi sağlar. Yani Hristiyanlıktaki dua pozisyonuna çok benzemektedir. İç huzur, uyum ve denge için yapılır ve sağ ve sol beyni uyumlu hale getirir.

Yoga eğitmenlik kursuna katıldığım sene bazı resimlerde, fresklerde ve ikonlarda İsa’nın “mudra” yaparken resmedildiğini fark etmiştim ama bu konuda çok fazla araştırma yapacak vaktim olmamıştı. O akşam öğrencilerimle aramda geçen konuşma ve bilgi alışverişi beni bu konuyu daha ayrıntılı düşünmeye yönlendirdi ve yeni bilgiler edinmemi sağladı. Yani “öğrenmenin yaşı yoktur”…

O akşam bir de ne mi düşündüm? Karşımıza çıkan her kişi, her şey bize yeni bir şeyler öğretmek ve bizi daha da geliştirmek için hayatımıza giriyor. Unuttuğumuz ya da göz ardı ettiğimiz şeyleri bize tekrar hatırlatmak için…