Tag Archives: hanumanasana

değişim…

Standard

Read the rest of this entry

Reklamlar

santosha

Standard

Günlük hayatımızda yaşadıklarımızdan, hissettiğimiz duygulardan ya da düşüncelerimizden midir bilmem ama nedense farklı gruplarda olsalar da öğrenciler genellikle aynı yoga “asana”ları (duruş) çalışmak istiyor. Uzun süredir bu konuya dikkat ediyorum. Bir grup dersine gidiyorum ve öğrenciler o gün kalça açıcı akış yapmak istiyor. Sonra aynı gün ya da başka gün bir grup dersine gidiyorum ve o dersteki öğrenciler de kalça açıcı “asana”lara yoğunlaşmak istiyor. Sebebini bilmesem de aslında benim için de değişik bir deneyim oluyor.

20130412_125930

Geçtiğimiz hafta akşam grup dersinde öğrenciler kalça açıcılara yoğunlaşmak istediklerini söyledi. Kalça açıcı çalışma istendiğinde genellikle “hanumanasana” (maymun duruşu) ya da “padmasana” (lotus) deniyorduk. O gün daha önce hiç çalışmadığımız bir zirve duruşu seçmek istemiştim. Bu grupla uzun süredir birlikte çalıştığımız için de çok kolay bir “asana” da olsun istemiyordum. Sınırlarımızı görmek ama o sınırları zorlamamak ve ötesine geçmemek… Şu an nerede ve hangi koşulda olduğumuzu fark etmek ve zaman içinde belki o duruşta biraz daha ileriye gitmek…

Yapacağımız zirve duruşunu bulduğumda bedenin hangi bölgelerini esnetmek gerektiğini de düşündüm ve derse başladık. Dersin ilk yarısında omuz kuşağını, kalçayı dışa döndüren kasları, kalça fleksör kaslarını ve göğüs kafesini esnettik.

Zirve duruşumuz “eka pada raja kapotasana”ydı (tek bacaklı kral güvercin duruşu). Duruşun önce üst beden ile hafif geriye eğildiğimiz şeklini yaptık. Sonra öne eğildiğimiz şeklini yaptık. Bundan sonra arkadaki bacağın kalça fleksör kaslarını esnetmek için dizi kalçaya doğru çekip tuttuk. Duruşun ulaşabileceğimiz en son noktası arkadaki ayağı aynı taraf dirsek içine yerleştirmek ve elleri başın arkasında birleştirip göğüs kafesini açıp bedeni uzattığımız duruştu.

O gün derste eğitmen bir arkadaşım da vardı ve duruşu çok güzel sergiledi. Birkaç öğrenci de duruşun son halini yapabilmişti. Sadece zaman içinde duruşu biraz daha geliştirip göğüs kafesini öne doğru döndürmek ve göğüs kafesini açmak kalıyordu. Çalıştıkça olacaktı. Bazı öğrencilerin omuz ya da diz sorunları vardı. Onlar da kendilerini zorlamadan bedenlerinin el verdiği kadarıyla duruşu sergileyip kendi sınırları içinde kaldı. Beni en çok mutlu eden bu olmuştu. Bu grupla uzun zamandır çalışıyorduk ve herkes artık sadece kendiyle ilgileniyor ve kimseyle yarışmıyordu. Bedenini dinliyor ve durması gereken yerde duruyordu.

Aynı çalışmayı sabah grubunda da yapmıştım. Sabah grubundaki öğrencilerle de uzun zamandır birlikte çalışıyorduk. Onlar da aynı şekilde kendilerini zorlamadan yapabildikleri kadarıyla duruşu denediler ve kendilerini zorlamadılar.

O iki derste de öncelikle kendimizi sevmeyi ve kabullenmeyi deneyimlemiştik. Bedenimizi kabullenmeyi, her ne kadar bazı “asana”ları yapamasa da yapabildiği kadarıyla tatmin olmayı ve mutlu olmayı… Yoganın en sevdiğim iki felsefesinden biriydi “santosha” (tatminkar olmak)… O andaki koşullarını kabul etmek ve onlarla mutlu olmak… Değiştirmek için hayatı zorlamak yerine akışın sana getirdiklerini kabul etmek ve sonrasında sana sunulan değişimi görmek…

 

gerçekten değerli misin?

Standard

Hayat çoğu zaman tesadüflerle dolu. Peki ya tesadüf diye adlandırdığımız şey aslında tesadüf değil de “olması gereken şeylerin olması gerektiği zamanda olması” ise? Yine bilmece gibi oldu. Baştan alsam iyi olacak galiba…

20130412_130012

Geçen hafta özel dersime gittiğimde her zaman çalıştığımız salonda spor kıyafetli bir kişi vardı. Ben üzerinde fazla durmadım çünkü öğrenciyle yoga çalıştığımız o salon, tüm çalışanların boş zamanlarını değerlendirebileceği bir konferans salonu ve dinlenme odası idi. O sırada öğrencim salona geldi ve beni salonda bekleyen kişi ile tanıştırdı. Meğer o kişi de yoga dersimize katılacakmış. Yabancı uyruklu bir kişi olduğu için o gün dersi İngilizce vermem gerekiyordu. Uzun zamandır da İngilizce ders vermemiştim. Daha önce de bu konuda yazılar yazmıştım. Bir süre yabancı dilde ders vermeyince pratiğinizi kaybediyorsunuz. Kimi zaman “el ne demek, ayak parmağı nasıl denirdi, peki ya el bileği İngilizce nasıl ifade edilirdi” gibi basit şeyleri bile dillendiremiyorsunuz. Tutuk başladığınız derste sonradan dil çözülüyordu ve daha kolay ifade etmeye başlıyordunuz.

Yeni gelen kişi daha önce hiç yoga dersine katılmadığı için ilk başlayanların da yapabileceği bir ders yapmayı planladım. Öne eğilme ve kalça açıcı bir ders o gün için biçilmez kaftandı. Zirve duruşunu “hanumanasana” (maymun duruşu) olarak seçmiştim. Aslında çok zor bir “asana” (duruş) idi. Ancak yıllardır birlikte çalıştığım öğrenciyi de mutsuz etmek istememiştim. Sonuçta yoga bir yolculuktu. Zirveye tırmanana kadar yaptıklarımız da önemliydi. Zirve duruşunu tamamıyla yapmak ya da yapmamak o kadar da önemli değildi. Yolculuktan zevk almak önemliydi.

Zirve duruşu için bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını, bacakların içindeki kasık kaslarını ve kalça fleksör kaslarını esnetmek gerekiyordu. Dersin ilk yarısında tüm bu kasları esnetmek için “asana”lar yaptık ve zirve duruşunu denedik. Eski öğrenci bu duruşu çok güzel ve tam anlamıyla yapabiliyordu. Yeni gelen kişi ise kardiovasküler çalışmalara ağırlık veren birisi olduğu için bu duruşta biraz zorlandı ama ilk yoga dersi olmasına rağmen oldukça esnekti ve “hanumasana”dan da çok uzak değildi. Bu kişi yıllardır yoga yapıyor olsaydı nasıl esnek bir bedeni olurdu diye düşünmeden kendimi alamadım.

Zirve duruşu ardından bedeni dengelemek için birkaç duruş yaptık ve sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi bitirdik. “Savasana” öncesi burguda bedeni ve sinir sistemini sakinleştirirken eski öğrenci, yeni katılan kişinin safra kesesinde taş olduğunu söyledi. Genelde böyledir ya… Yoga dersi biter ve öğrencilerin ne gibi rahatsızlıkları olduğunu siz ancak ders bitiminde öğrenirsiniz. O gün safra kesesini zorlayacak bir duruş yapmamıştık. Öğrenciler burguda bedenlerini sakinleştirirken, safra kesesinde neden taş olabileceğini ve bu genç yaşta bu kişinin neden böyle bir rahatsızlıktan muzdarip olduğunu düşünmeye başladım.

Yin yogaya (dişil enerjinin etkili olduğu derin bağ dokularına kadar esneten yoga türü) göre safra kesesi kalçayı dışa döndüren kasları esnettiğimizde etkileniyordu. Bir de yan karın kasları (oblikler) çalıştırıldığında… O halde kalça açıcılarla yani “svadisthana” (sakral) çakra ve burgularla yani “manipura” (karın) çakrası ile ilgiliydi. “Svadisthana” çakra, kendini kabul etmek, kendini sevmek ve böylece daha yaratıcı olabilmekle alakalıydı. Bu çakra düzgün çalışmazsa kıskançlık, nefret ve öfke gibi olumsuz duygulara yol açabilirdi. Zaten yin yogada da bu bölgenin olumsuz duygusu “öfke” idi. “Manipura çakra” ise kendine güven, kararlılık ve azim ile ilişkiliydi; bir işe başlama ve onu bitirme gücü ve azmi ile ilgiliydi. Bu çakra içindeki mücevheri parlatabilmek ve irade ile alakalıydı. Ben bunları içimden düşünmüyor dışımdan da seslendiriyordum. Derken kendimi yeni katılan kişiye soru sorarken buldum: “Kendini olduğun gibi tüm olumlu ve olumsuz yanlarınla seviyor musun? Peki ya kendini değerli görüyor musun? Kendine değer vermeyi unutup, kendini tamamıyla unutup, başkaları için mi yaşıyorsun? Başkaları hayatında senden daha çok mu önem taşıyor? Peki sen neredesin?”

Eski öğrencim bu soruları sorduğum sırada tam da doğru bir noktaya değindiğimi söyledi. Meğer yeni katılan kişi kendine değer vermeyip hep başkalarına önem veren bir kişiymiş. Peki bu durumda ne yapmalıydı? Kendini iyi hissettirecek şeyler… Kendini mutlu edecek şeyler… Öncelikle biraz yaratıcı olmak gerekirdi. “Blog yaz. Resim yap. Fotoğraf çek. Heykel yap. Mozaik yap. Ama yaratıcılık gerektiren ve gerçekten yaratabildiğini gösterecek bir şeyler yap.” Peki sonra? “Fark et. Başladığın işleri bitirebiliyor musun yoksa yarım mı bırakıyorsun? Gerçekten de içinde güç ve azim var mı? Kendin için neler yapıyorsun? Gerçekten mutlu musun? Gerçekten içinde bir mücevher taşıdığını ve o mücevherin parladığını hissedebiliyor musun?” O kişinin o günkü derse gelmesi bir tesadüf müydü yoksa hayatında yeni bir sayfa açmaya hazır olduğu için miydi? Sizce hangisi?

 

 

istedikten sonra

Standard

Her zaman derim: “Himalayalar’ın tepesinde, herhangi bir su kenarında, dağ tepesinde ya da Hindistan’da bir “aşram”da yoga ve meditasyon yapmak ve zihni sakinleştirmek çok kolaydır. Önemli olan günlük hayatımızın içinde, büyük şehrin koşuşturmacası içinde zihni sakinleştirmek ve kendimizi yogaya ve meditasyona adayabilmektir.” Bu düşüncelerim geçen hafta bir grup dersinde yine gün yüzüne çıktı.

BEN_4569

Geçen hafta spor tesisinde yoga grup dersine gittiğimde yöneticiler, her zaman yoga yaptığımız ve “gözlerden ırak”, “sessiz ve sakin” stüdyomuzun tamirde olduğunu ve bu nedenle tam ortada bulunan ve herkesin yolu üzerinde olan bir stüdyoda dersimizi yapmamız gerektiğini söyledi. Başımıza gelen her şeyi olduğu gibi kabul etmeye ve yeni koşullara uyum sağlamaya niyetliydik ya. O yüzden sorun olmadığını ve dersi o stüdyoda yapabileceğimizi söyledim.

Tesis sabahları sakin olduğu için bir sorunla karşılaşmadık. Genellikle haftanın son günü sabah ve akşam derslerinde tüm haftanın bedensel ve zihinsel yorgunluğunu üzerimizden atmak için “yin” (dişil enerji) tarzı çalışıyorduk. Gündüz dersinde herhangi bir sorunla karşılaşmadık. Kalçayı dışa çeviren kasları, kasık kaslarını, arka bacak kaslarını ve kalça fleksör kaslarını esnettikten sonra “hanumanasana” (maymun duruşu) deneyerek “yin” tarzı çalıştıktan sonra bedenin böylesine derinlik isteyen bir duruşu daha kolay yapıp yapamayacağını gözlemledik. Uzun bir dinlenme sonrasında dersi tamamladık.

Akşam dersi için tesise gittiğimde tesisin her zamanki gibi çok kalabalık olduğunu gördüm ve o kalabalık ve gürültü içinde ortadaki stüdyoda yoga dersini nasıl yapacağımızı düşündüm. Birden paniklediğimi fark edip nefeslerimi izlemeye başladım. Nefeslerime odaklanarak sakinleşmeye çalıştım. Kendi kendime, “Burcu, yapabileceğin bir şey var mı? Bu ders bu stüdyoda yapılacak. İster kalabalık isterse çok gürültülü olsun, bu ders tamamlanacak. Senin tek yapman gereken derste sükunetini korumak, öğrencileri rahatlatmak ve onların bu kalabalık ve gürültülü ortamdan etkilenmelerine engellemek. Onlara haftanın son gününde keyif alacakları, dinlenecekleri, dinginleşecekleri ve sakinleşecekleri bir ders sunmak. Paniklemenin sırası değil” şeklinde telkinde bulundum. Evet, yapacak bir şey yoktu. Başa gelen çekilirdi.

Derse meditasyon ile başladık. Her zamanki gibi klasik müzik parçalarını kullanıyordum. Genellikle öğrencilerin kendi deneyimlerini izleyip fark etmelerini istediğim için klasik müzik kullanıyor ve müziğin sesini çok düşük seviyede tutuyordum. Tableti stüdyodaki müzik sistemine bağlamıyor; tabletin ses sistemiyle yetiniyordum. Ne yazık ki o gün dersi ortadaki stüdyoda yaptığımız için tabletin kendi sesi yetersiz kaldı. Teknolojiden de fazla anlamadığım için tableti sisteme bağlayamadım. Tabletin sesini sonuna kadar açtıktan sonra öğrencilere nefeslerini izlemelerini ve nefeslerle gevşeyip rahatlamaya başlamalarını söyledim. Tam o sırada çok yüksek sesli bir müzik duyulmaya başladı. Diskolarda ve barlarda duyacağınız türden… Bir an ne olduğunu anlamadım. Sonra sesin “spinning” dersi yapılan salondan geldiğini anladım. Neden bu kadar çok ses geliyordu? “Spinning” derslerinde çok yüksek sesle müzik çalındığını biliyordum ama o akşam sanki ses bizim çalıştığımız stüdyodan geliyor gibiydi. Öğrencileri nefeslerini ve bedenlerini gözlemlemeye yönlendirirken stüdyodan çıkıp “spinning” stüdyosuna baktım. Ve ne gördüm dersiniz? Stüdyonun kapısı ardına kadar açık. Ses o yüzden çok kuvvetli geliyormuş. Stüdyoya gidip kapıyı kapattım ve kendi dersime döndüm. Bu arada meditasyonu sonlandırdım ve derse başladık.

Gürültüden dolayı öğrenciler dikkatlerini bir türlü toplayamıyorlardı. “Gözlerinizi kapatın. Nefeslerini izleyin. Dikkatinizi nefesinize yönlendirin. Sizi etkileyen bir sürü şey olduğunu biliyorum ve bunlardan en önemlisi dışardan gelen ses. Nefeslerinizi izlemeye çalışın ve dikkatinizi sadece kendinize, nefeslerinize ve bedeninize yönlendirin. Gözleri kapatarak dışardan gelen hiçbir şey ile ilgilenmeyin. Mümkün mü? Kabul ediyorum, hep dışardan veri almaya ve o verilere kapılarak yaşamaya alışmışız ama kendi içimize dönmek, dışarıyla ilgilenmemek, gözlerimizi kapatmak ve bu dersi sadece ve sadece kendi içimizde yaşamak mümkün mü?”

Neden bu kadar çok ses geldiğini bir türlü anlayamamıştım. Öğrenciler “surya namaskara” (güneşe selam) ile ısınırken kapıdan dışarı baktığımda spinning stüdyosunun kapısını tekrar açtıklarını gördüm ve bu kadar çok sesin sebebini anladım. Tekrar gidip kapıyı kapatmanın bir anlamı yoktu. Spinning stüdyosu küçük olduğu için öğrenciler kapının açık kalmasını ve böylece içeriye biraz hava girmesini istiyordu. Onlar da haklıydı. Peki bu durumda biz ne yapacaktık? Neredeyse kendi sesimi bile duymuyordum. Sürekli “kendi içimize dönmekten”, “beden, nefes ve zihni bir arada tutmaya çalışmaktan”, “gözleri kapatmaktan”, “sadece kendi matımızda kendi pratiğimize yönelmekten” bahsedip duruyordum. Peki ben kendi zihnimi toparlayabilmiş ve dersin akışını düzenleyebilmiş miydim? “Yin” yoga yapıyor olsak bile dersin kendi içinde bir akışı, düzeni ve “bhava”sı (havası) olmalıydı. Peki gürültülü bir müzik eşliğinde yapmaya çalıştığımız “bedensel-zihinsel-ruhsal” yolculuğumuzun “bhava”sı ne olabilirdi ki?

Günlük hayatımızda da kimi zaman her şey istediğimiz gibi gitmez. Kimi zaman zorluklarla ve sorunlarla karşılaşırız. Böyle bir durumda “tamam, ben küstüm. Artık bu oyunda yokum” diyerek oyunu terk mi ediyoruz? Tabii ki hayır. Nasıl ki günlük hayatımızda zorluklarla ve sorunlarla karşılaştığımızda o zorlukların üstesinden gelebilmek için çabalıyorsak aynı şeyi yoga matı üzerinde de yapmalıydık. Her zaman demiyor muyduk? Yoga matında verdiğimiz tepkiler ve yaklaşımlar aslında günlük hayatımızda da verdiğimiz tepkiler ve yaklaşımlarla aynı diye… O halde bu durumda yoga dersini bırakmak ve oyundan çekilmek yerine içinde bulunduğumuz koşullarda dersi elimizden gelen en iyi şekilde tamamlamalıydık. Ve dersi tamamladık. Hatta spinning dersi bizim dersten önce bittiği için “savasana”yı (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) klasik müzik eşliğinde beden, zihin ve nefes bütünlüğü içinde yapabilmiştik.

Ders sonrasında öğrencilerden biri yaşadığı deneyimi şöyle ifade etti: “Öğretmenim, bugün sizin dediklerinize kulak verdim ve sadece kendime odaklandım. Beden, zihin ve nefesimi bir tutmaya, gözlerimi kapatıp sadece kendimi izleyip kendimi dinledim. Ve inanır mısınız, ilk defa bu kadar kendimden geçtim ve kimi zaman sizin söylediklerinizi bile duymadım. Gerçekten de dış dünyaya kendimi kapatabildim. Hem de böylesine bir ortamda…”

Yaklaşık dört senedir birlikte çalışıyorduk. Sessiz ve sakin stüdyomuzda kapımızı kapatıp ışıklarımızı kısıp kendi kendimize yogamızı yapıyorduk. Böylesine bir ortamda çalışmamıza rağmen tam anlamıyla kendi içimize dönememiş miydik? Neden hep dış dünyaya odaklanıyorduk? Neden sınıfta kendi matımızda kendi pratiğimizle ilgilenmek yerine sınıfa geç kalan ve giren kişileri görmek için gözlerimizi açıp o en kıymetli meditasyon anlarını kaçırıyorduk? Neden bedenimiz nefeslerimizle birlikte bir “asana”dan bir “asana”ya akamıyordu? Bedenim ve zihnim aynı anda sınıfta mıydı? Yoksa zihnim bedenimi sınıfta bırakmış gün içinde yaşadıklarına ya da ders sonrası yapacaklarına mı takılıp gitmişti? Her ne kadar sessiz ve sakin bir ortamda olsak da beden, zihin ve nefes bütünlüğünü sağlayamadıysak sakinlik ve sükunet bizden biraz uzaktı. İster Himalayaların tepesinde olalım istersek çağlayan bir ırmağın kenarında istersek Hindistan’da bir “aşram”da istersek yaşadığımız şehrin en işlek caddesinde yürüyor olalım… Önemli olan günlük hayatımızın içinde, büyük şehrin koşuşturmacası içinde zihni sakinleştirmek ve kendimizi yogaya ve meditasyona adayabilmektir. İster sessiz ve kendimize ait yoga stüdyomuzda istersek de gürültülü bir müziğin yanı başında olalım… İstedikten sonra, beden, zihin ve ruh birliğimizi sağlayabilir, her yerde yoga yapabilir ve her yerde içimize dönüp, kendimizi dinleyip dinginleşebilirdik. Yeter ki isteyelim…

inanmak

Standard

Geçen senenin son ayında yeni bir ders stili üzerinde çalıştığımızdan daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Bir ay boyunca yoga derslerimizde tek bir “asana” (duruş) üzerinde yoğunlaşarak o “asana”da ne kadar gelişme kaydettiğimizi gözlemlemekti amacımız. Hedef “asana”ya çalışırken bedenin belli bölgelerine ağırlık vermek, o bölgeleri esnetmek ya da güçlendirmek ve bir ayın sonunda o “asana”Ya ne kadar yaklaştığımızı görmek… Bir ay geçti ve neler mi oldu?

20160114_123024

Özel öğrencimle birlikte bu çalışmaya karar vermiştik. Bir ay boyunca her dersimizde aynı “asana”yı çalışacaktık. Neydi mi o asana? “Padmasana” (lotus)… Öğrenci için de benim için de zor olan bir “asana”ydı bu. Kalçayı dışa döndüren kaslar, kalçayı içe döndüren kasık kasları, ayak bileklerinin içe doğru dönmesi (inversiyon)… Ancak tüm bunları yaptıktan sonra “padmasana” yapabiliyorduk.

Bir ay boyunca kalçayı içe ve dışa döndüren kasları esnetmek için çalıştık. “Vinyasa” (akış) tarzı bir ders yerine “yin” (derin bağ dokularına kadar bedeni esneten yoga) tarzı dersler yaptık. Kalçayı içe döndüren kasları esnetmek için “dragon” (ejderha), “dragonfly” (helikopter böceği), “butterfly” (kelebek), “virasana” (kahraman), “supta virasana” (yerde kahraman), “half frog” (yarım kurbağa) ve “frog” (kurbağa) üzerine yoğunlaştık. “Sleeping swan” (uyuyan kuğu), “square” (kare), “shoelace” (ayakkabı bağcığı), “eye of the needle” (iğne deliği), “rock the baby” (beşiği salla), “akarna dhanurasana” (okçu duruşu) ile kalçayı dışa çeviren kasları esnettikten sonra, sağ ayak bileğini sol kasığa yakın bir yere koyduk ve dizin üzerinden bir yerden tutarak bacağı aşağı yukarı esnettik. Sol bacağı sağ ayağın altına alarak “ardha padmasana” (yarım lotus) ve sonrasında “padmasana” denedik bir ay boyunca…

İlk başlarda ne öğrenci de ne de ben de bir gelişme yoktu. Onbeş gün geçtikten sonra bedenimizde değişiklikler gözlemlemeye başladık. Kendi açımdan bacak içindeki kasların, kasık kaslarım ve kalçayı dışa çeviren kaslarım eskisine oranla çok esnedi. Hatta bedenimi “padmasana” için çalışırken “virasana”da bacakları yanlara açıp, bacaklarımın arasına oturup dizlerimi de bir arada tutabilmiştim. Bu duruşta dizleri içeri doğru döndürüp bir arada tuttuğumuzda bacağın önündeki kalça fleksör kasları içe doğru dönmekte ama aynı zamanda dizleri de zorlamaktaydı. Bir aylık çalışma boyunca daha önce hiç yapamadığım halde dizlerimi bir arada tutabilmeye başlamıştım. Ve ikinci gelişme ise “hanumanasana” (maymun duruşu) yapabilmiştim. Bacaklarımı öne ve arkaya açarak rahat bir şekilde oturabilmiştim. İnanmak mümkün degildi. Demek ki çok çalışınca beden değişebiliyordu, esneyebiliyordu. Bu konuda ayrıntılı bir yazıyı (https://burcuyircali.wordpress.com/2015/12/06/imkansiz-mi/) adresinde bulabilirsiniz. “Padmasana” ise hiç olmadığı kadar yakındı bana. Her şey yolunda gidiyordu. Hatta bir derste kendi açımdan en iyi “padmasana”yı yapmıştım ve hatta “padmasana”da kalçamı yukarı kaldırıp sallamıştım. Ama işte o anda bir şey oldu. Ayak bileğimi fazla zorlamıştım. Ayak bileğimi birçok defa burktuğum için zaten bir hassaslık vardı. O gün ayak bileğimi içeri döndürdüğümde (inversiyon) ayak bileğimin dışındaki bağlar fazlasıyla esnemişti. O günden sonra ayak bileğimi zorlamamak için bir süredir “padmasana” deneyemiyorum. Ayak bileğinin aşırı esnemesi ve bağların zedelenmesi “padmasana”da olabilecek sakatlanmalardan biriydi. Yine çok çalışmak ve çok zorlamak arasındaki çizgiyi kaçırmıştım.

20160114_123329

Öğrenciye gelince… Öğrencinin kalçaları dışa döndürme konusunda çok büyük sıkıntısı vardı. Ama bir ay süre boyunca çalıştığımızda kalçaları dışa döndürmesinin o kadar da imkansız olmadığını gördük. Hatta artık kalçalarını dışa döndürebildiğini fark ettik. Zaten kalçayı içe döndüren kaslarla ilgili bir sorunu yoktu. Oldukça esnekti. “Virasana”da dizlerini birlikte tutarak çok rahat oturabiliyor hatta bu şekilde geriye doğru da gidebiliyordu. “Hanumanasana” onun için hiç zor değildi. Kolaylıkla bacaklarını açabiliyor ve o duruşta rahatça en az beş nefes bekleyebiliyordu.

Bir ayın son dersinde “padmasana” için hazırlandık. Her zamanki gibi “hanumanasana”da zirve duruşuna hazırlık duruşuydu. Bu duruşu da hakkıyla yaptıktan sonra, “padmasana”ya hazırdık. “Rock the baby”, “akarna dhanurasana” sonrasında sağ ayağı sol kasığı yakın koyduktan sonra sağ bacağı olduğu yerde yukarı aşağı esnettik. En son sol ayağı sağ bacağın altına aldık. Ve sonra sol ayağı sağ kasığa doğru yerleştirmeye çalıştık. Ve bilin bakalım ne oldu? Öğrenci çok güzel bir şekilde “padmasana” yaptı. Gözlerimize inanamıyorduk. Demek ki çalışınca olabiliyormuş.

Bir ay boyunca ne öğrendim? Azimle çalıştığımızda başaramayacağımız bir şey yoktu. Düzenli ve azimli bir şekilde çalışmak, yapabileceğimize inanmak ve kararlı olmak başarıya giden yolun ilk adımıydı. Yalnız azimle çalışırken sınırlarımızı iyi bilmemiz ve kendimizi fazla zorlamamamız gerekliydi. Çünkü böyle bir durumda sakatlanıp çalışmalarımızdan geri kalabilmekteydik. Sadece azimle ve kararlılıkla çalışmak ve yapabileceğimize ve başarabileceğime inanmak… Tek ihtiyacımız olan buydu…

imkansız mı?

Standard

Hayatta asla yapamayacağınızı, başaramayacağınızı ya da sizin için imkansız olduğunu düşündüğünüz şeyler oldu mu? Benim oldu. Özellikle son yıllarda kendi yoga çalışmalarımda… Asla yapamayacağımı düşündüğüm bir sürü “asana”yı (duruşu) yapabileceğimi gördüm. O gün özel dersim sırasında da  yaşadığım aynı şeydi.

20150202_104809

Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Son zamanlarda özel dersimde öğrencinin zorlandığı “asana”lara yoğunlaşmaya karar verdik. Hatta bir ay boyunca sürekli aynı “asana”yı çalışarak o ayın sonunda ilerleme kaydedip kaydedemeyeceğimizi görmek istiyorduk. Henüz yolun başındayız. Bu ay sonunda zorlandığımız “bir asanada ne kadar ilerleme sağladık” bunu gözlemleyip bu konuda bir yazı yazacağım. Ama bu asanayı çalışırken bende değişiklikler olmaya başladı. Asla yapamayacağımı düşündüğüm asanalara çok yaklaştığımı ve hatta yapabilmeye başladığımı gördüm.

Evet, tekrar o günkü derse dönersem. Ders boyunca kalça açıcı bir seriye odaklanacaktık. Özellikle kalçayı dışa çeviren kaslar, kasık kasları ve kalça fleksör kaslarına… Hem öğrencinin hem de benim en zorlandığım duruşlardı kalça açıcı asanalar. Nedense “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) bile bize kalça açıcı duruşlar kadar uzak gelmiyordu. Kalça açıcı serinin bedenimizde yarattığı fiziksel sızılar ve o sızılar ile zihnimizde oluşan “ulaşılamaz” hisleri… Zihin “hayır” dedikçe, o asanaları bedensel olarak yapamamamız… Bir kısır döngü…

Dersin ilk yarısında hedef bölgelere yönelik asanaları yaptıktan sonra önce “virasana”nın (kahraman oturuşu) farklı bir varyasyonunu sonra da “hanumanasana” (maymun duruşu) denemek istemiştim. Hatta bu iki duruş, zirve duruşu için bir hazırlık olacaktı.

“Virasana”ya yerleştikten sonra kalçayı iki bacağın arasında yere oturttuk. Bu oturuşta dizler genellikle yanlara doğru açılırdı. O gün biz çok kontrollü bir şekilde ve dizlerde herhangi bir gerginlik, acı ya da sızı hissettiğimizde duruştan çıkmak koşuluyla dizleri birbirine yaklaştırmaya çalıştık. Dizleri birbirinden ayırmadan “virasana”da kalmaya çalıştık. Normalde bu duruşu yaptırırken dizler kendiliğinden sağa ve sola doğru açılırsa, öğrencilere dizleri kapatmaları söylemezdim. Çünkü dizleri kapatmaya çalışırken dizleri sakatlayabilirlerdi. Ama hedef bölgeleri bu kadar esnettikten sonra dizleri bir araya getirmeyi deneyebilirdik. Hem öğrenci hem de benim için bu duruş zor bir duruştu. İkimiz de ilk defa dizleri birbirine yaklaştırabilmiş ve çok huzurlu, rahat ve acısız bir şekilde bu asanada kalabilmiştik.

“Virasana” sonrası sırada yine benim için oldukça zorlayıcı bir duruş olan “hanumanasana” vardı. Bacağın arkasındaki “hamstring” kaslarım esnek ancak kasık kaslarım ve kalça fleksör kaslarım o kadar da esnek değildi. Bir süredir kalça eklemini esnetmeye çalışıyorduk. Kasık kaslarım, kalça fleksör kaslarım ve kalçayı dışa çeviren kaslarım iki hafta öncesine kıyasla daha esnek gibiydi. Ya da bana öyle geliyordu. Gerçekten bu kaslar ve kasların çevresindeki bağlar iki hafta gibi kısa bir süre içinde birazcık esnemiş olabilir miydi?

“Hamstring” kaslarım esnekti. Dolayısıyla “hanumanasana” yaparken öndeki bacak ile ilgili bir sorun yoktu. Tek sorun arkadaki bacağı geriye doğru açamamaktaydı. Kasığımın kendisini yere doğru bırakamamasındaydı. Ve tabii ki havada kalan kasık nedeniyle kalçamın havada kalması ve bacağımın birini öne ötekini arkaya doğru açamayışımdaydı.

O gün kalça fleksör kaslarını ve kasık kaslarını birçok duruşla esnettikten sonra sıra “hanumanasana”ya gelmişti. Nefeslerimi sakinleştirerek sağ bacağımı öne doğru uzatırken sol bacağımı da geriye doğru açmaya çalıştım. Yere oldukça yaklaşmıştım. İnanılmaz bir andı benim için. Bir de öteki tarafı denemek için sabırsızlanıyordum. Sol bacağımı öne doğru uzatıp sağ bacağımı da geriye doğru açtım. Sol “hamstring” kaslarım sağ taraftan daha esnekti. Bir de ne göreyim? Sol bacağımın arkası yere değdi değecek. O sırada sağ bacağımı biraz daha geriye doğru yürüttüm. Ve kalçam yere değdi. Ve ben kollarımı kulaklarımın yanında yukarı doğru uzattım.

Ve “hanumanasana”nın dayanılmaz mutluluğu… Ve “sadakatle başarmak”… Tıpkı “Hanuman”ın arkadaşı için sadakatle zor bir görevi yerine getirmesi gibi… Ben de sadakatle çalışa çalışa belki de istediğim sonuca ulaşacaktım.

Yazının başındaki soruya dönecek olursak! Hayatta asla yapamayacağınızı, başaramayacağınızı ya da sizin için imkansız olduğunu düşündüğünüz şeyler oldu mu? Ama yazının sonunda sorumun cevabı değişti. Benim olmuştu. Özellikle son yıllarda kendi yoga çalışmalarımda… Asla yapamayacağımı düşündüğün bir sürü asanayı yapabileceğimi gördüm. “Virasana”da dizleri birbirine bitişik tutmak bunlardan biriydi. “Hanumanasana” bunlardan biriydi. Ve asla başaramayacağım diye bir şey yoktu. Eğer azimle ve sadakatle çalışırsam, kararlılıkla yolculuğuma devam edersem, yılmazsam, pes etmezsem ve çok çalışırsam, değil “hanumanasana” hiç bir asana benim için imkansız değildi.

 

 

 

iletişim ve etkileşim

Standard
Yoga derslerinde öğrencilerle iletişim ve etkileşim içinde olmayı seviyorum. Nasıl ki günlük hayatımızda kimi zaman birilerine bir şeyler öğretiyoruz kimi zaman da birilerinden yeni bir şeyler öğreniyoruz, yoga derslerinde de kimi zaman öğretmen ile öğrenci yer değiştirebiliyor. Ders boyunca bir akışa ve temaya konsantre olunca öğrenciler de fikirlerini ortaya koyabiliyor, öğretmen olarak onlardan yeni şeyler öğrenebiliyor ve belki de daha önce hiç düşünmediğiniz bir gerçekle karşı karşıya kalabiliyorsunuz: “Bunu ben daha önce nasıl düşünemedim?”
2009-2010 tum fotolar 668
Geçen hafta özel dersimde zirve duruşu “hanumanasana” (maymun duruşu) olan bir akış çalışmaya karar vermiştik. Çok uzun zamandır kalça açıcı bir akış yapmamıştık. Amacımız o gün kalça eklemini; bacakların arkasındaki, önündeki ve yanındaki kasları esnetmekti. Felsefi açıdan ise amacımız bu zor duruşu yaparken sadakat ile zor olanı başarmaya çalışacaktık. Tıpkı bu “asana”nın hikayesinde olduğu gibi… (Ayrıntılı bilgiye https://burcuyircali.wordpress.com/2014/04/06/sadakatle-basarmak/) adresinden ulaşabilirsiniz.)
Başlangıç meditasyonundan sonra “hanumanasana” yapabilmek için gerekli olan kasları ve bölgeleri esnetmeye başladık. Bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını esnetmek için “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “padangusthasana” (ayak baş parmağını tuttuğumuz ayakta öne eğilme), “hasta padasana” (elleri ayak tabanının altına koyduğumuz öne eğilme) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) gibi asanalardan faydalanmıştık.
Bacakların önündeki “kalça fleksör kaslarını” ise “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “uttan pristhasana” (kertenkele), “half saddle” (yarım eyer), “virasana” (kahraman duruşu), “supta virasana” (yerde kahraman duruşu) ve “ardha bhekasana” (yarım kurbağa duruşu) ile esnetmiştik.
Bacakların içindeki kasık kaslarını esnetmek için “prasarita padattonasana” (bacaklar ayrı öne eğilme), “water bug” (su böceği), “parsvakonasana” (yan açı duruşu) ve yin yogadaki “half frog” (yarım kurbağa) duruşlarını kullanmıştık.
Son olarak kalçayı dışa çeviren kasları “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu), “eye of the needle” (iğneden iplik), “square” (kare duruşu) ve “gomukhasana” (inek başı duruşu) ile esnettik.
Bu asanaları ders boyunca “vinyasa”ların (akış) arasına yerleştiriyor, yoga matının (minderi) önünden yana doğru, yandan arkaya doğru, arkadan tekrar yana doğru, yandan tekrar öne doğru dönüyorduk. Yoga matının her bir köşesini kullanıyor, kullanılmadık bir santimetrekare nokta bırakmıyorduk. Matın dört bir yanını dolaşarak hem sabit bir noktada kalmıyor ve devamlı hareket ediyor hem de ufkumuzu açıyor ve bakış açımızı değiştiriyorduk.
Bir “asana”dan bir “asana”ya geçerken dengesini kaybeden öğrenci bir anlığına yoga matının dışına çıktı. Bir elini yoga matının dışında yere koyup dengesini tekrar sağladı ve matın içine geri döndü. Döner dönmez de, “öğretmenim bir anda çok korktum. Nasıl da matın dışına çıktım. Matın dışına çıkınca çok ürktüm. Bir saat boyunca şu kadarcık matın içinde bir o yana bir bu yana dönüp akışlar yapıyoruz ve bir santim dışına çıkmıyoruz. Matın dışına çıkmak istemedim. Nasıl da tuhaf geldi matın dışına çıkmak. Halbuki günlük yaşantımızda kocaman evlere, bırakın evleri dünyaya sığamıyoruz. Aslında sizce de ironik değil mi yoga matı ile mezarın birbirine benzerliği? Öldüğümüzde de şu yoga matı genişliğinde ve uzunluğunda bir yere sığacağız ama hayatta kocaman evlere, dairelere ve koskoca dünyaya bile sığamıyoruz. Belki de yoga ve yoga matı bize bunu öğretmek için vardır: Bu matın içinde yaşa. Bu kadar alana sığ. Dönüp dolaşıp gideceğin yer bu mat kadar bir yer…” Ve işte o an aydınlandım: “Bunu ben daha önce nasıl düşünemedim?”
Derslerde iletişim ve etkileşim içinde olmak… Alışveriş… Almak ve vermek… Alma ve verme döngüsü… Ne kadar verirsem, o kadar alırım… Önce vereceğim ki alacaklarım için yer açılsın… Maddi değil, manevi… Fikir alışverişi… Felsefi düşünceler ve etkileşimler…  Kim öğretmen, kim öğrenci? Bunlar üzerimize yüklenen roller sadece. Her an öğretmen ve öğrenci yer değiştirebiliyor. Kimi zaman öğrenciler yepyeni fikirler ortaya atıp öğretmenlere bir şeyler öğretiyor ve o an “bunu ben hiç düşünmemiştim. Ne kadar güzel bir yorumda bulundun ve beni aydınlattın. ‘Namaste’ yani ‘senin önünde saygıyla eğiliyorum’.”

orta yolu bulmak

Standard

Grup yoga derslerindeki en büyük sorunlardan biridir derse katılan müdavim ve yeni öğrenciler… Bir süredir ders verdiğim spor tesisinde böyle bir sorunla karşılaşmamıştım. Derslerime, uzun zamandır yoga yapan kişiler katılıyorlardı. Ben bu spor tesisine başlamadan önce, tanıdığım ve takdir ettiğim birçok yoga eğitmeniyle çalışmışlardı ve yogada oldukça ilerlemişlerdi. Ters duruşlar ve yoğun arkaya eğilmeleri deneyimlemeyi seviyorlardı. Ben de, bu spor tesisinde ders vermeye başladığım ilk günden beri zirve duruşunu ters duruşlardan, yoğun arkaya eğilmelerden ve kol denge asanalarından seçiyordum. Günler, haftalar ve aylar böyle geldi geçti taa ki birkaç hafta öncesine kadar…

20140331_202002

Yazın gelmesiyle birlikte, insanlar spora daha bir ağırlık verir. Bikini sezonu yaklaştığında, spor tesislerinde daha çok boy göstermeye başlarız. Tabii ki grup derslerine de katılım artar. Benim derslerim de, bu furyadan nasibini aldı. O gün sınıfa girdiğimde, yeni bir sürü öğrenciyle karşılaştım. Yeni yüzler ve yeni yaklaşımlar…
“Mat”ımı (yoga minderi) her zamanki gibi sınıfın ortasına yerleştirdim. Derslere katılım çok olduğu için sınıfta daire düzenini tercih ediyordum. Herkes daire şeklinde diziliyordu ve ben de ortada duruyordum. Böylece herkesi görebiliyordum ve daha kolay müdahele edebiliyordum. O gün de bu düzeni tercih ettim. Özellikle yeni öğrencilerin birbirine yakın durmalarını istedim.
Ders başlamadan önce, tüm katılımcılara fiziksel bir rahatsızlıkları olup olmadığını sordum. Yeni öğrencilerle tek tek ilgilendim. Fiziksel rahatsızlıklarından bahseden öğrencilere ders öncesi yapıp yapmamaları gereken şeyleri söyledim. “Madem boynunuzda rahatsızlık var, asanalarda beklerken boynunuzu omurganızın bir uzantısı olarak yani düz bir şekilde tutun. Tam karşıya bakın. Boynu yukarı kaldırmayın ya da aşağı indirmeyin.” Ya da “Diziniz mi rahatsız? Ben ders boyunca yine hatırlatırım ama öndeki diz bükülüyken, diz ayak parmak uçlarını geçmesin. Diz mutlaka ayak bileğinin üstünde olsun. Yerdeki duruşlarda da dizin altına bir battaniye ile dizleri koruyun.”
Tüm uyarıları yaptıktan sonra, müziği ayarladım. Ders başlayabilirdi. Bağdaşta birkaç dakika meditasyon yaptıktan sonra, “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı esnettik. “Adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek) ve ardından “vinyasa” akışı ile “tadasana”da (dağ duruşu) ayaktaki asanalara başladık.
Birkaç “surya namaskara” (güneşe selam) ile bedeni ısıttık. Güneşe selam serilerinin arasına, “ashva sanchalanasana” (yüksek hamle) ve “anjaneyasana” (alçak hamle) duruşlarını serpiştirerek kalça fleksör kaslarını açtık. “Uttanasana”da (ayakta öne eğilme) beş nefesten fazla bekleyerek bacakların arkasındaki hamstring kaslarını açtık. “Surya namaskara” serilerinin arasında bazen “uttanasana”, bazen “padangusthasana” (ayak baş parmağını tuttuğumuz ayaktaki öne eğilme) bazen de “hasta padasana” (elleri ayak tabanlarının altına koyduğumuz öne eğilme) yaptık. Amacımız “hamstring”leri daha çok açmaktı. Neden bacak önündeki ve arkasındaki kaslara yoğunlaşmıştım?
O gün derse, hem eski hem yeni öğrenciler gelmişti. Çok basit bir zirve duruşu yaparak eski öğrencileri geriletemezdim. Yeni öğrencileri ise ilk derslerinde zorlayamazdım. Ara yolu bulmalıydım. Çok düşündüm. Ne yapacağımı bir türlü bilemedim. En sonunda kalça açıcı bir duruşta karar kılmıştım. “Hanumanasana” (maymun duruşu). Birçok kişi öyle ya da böyle bugüne kadar okulda beden eğitimi derslerine ya da spor tesislerinde “stretching” (esneme) derslerine katılmıştır. “Hanumanasana”, jimnastikte “split” olarak adlandırdığımız duruşa benzer. Zor bir duruştur. Kalça esnekliği gerektirir. Bacak arkasındaki ve önündeki kasların da esnek olması gerekir. Ama birçok kişinin az çok yapabileceği bir duruştur. Bu asana ile, hem eski hem de yeni öğrencileri mutlu edecektim. Eski öğrenciler, “hanumanasana”da derinleşmeye çalışacaklardı. Yeni öğrenciler için ise, “imkansız” bir asana değildi.
“Uttan pristhasana” (kertenkele/alçak hamle), “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “prasarita padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme) ve “parsvakonasana” (yan açı) çalıştığımız diğer asanalardı ve hepsi bizi zirve’ye hazırlıyordu. Kalça fleksörlerini açmak için “uttan pristhasana”da da arkadaki bacağı kalçalara doğru çektik. “Ashva sanchalanasana”da uzun süre bekleyerek ve bu duruşta burgular yaparak kalça fleksörlerini iyice açtık.
Zirve duruşundan hemen önce “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu) yaptık. Arkadaki bacağı kendimize doğru çekerek kalça fleksörlerini esnettik.
“Prasarita padottanasana”, “padangusthasana”, “pada hastasana”, “uttanasana”, “janu sirsasana” (baş dize öne eğilme) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile hamstring kaslarını esnettik. Kasıkları açmak için de “ashva sanchalanasana”, “uttan pristhasana”, “prasarita padottanasana”, “parsvakonasana”, “virabhadrasana” ve “upavistha konasana” (oturarak bacaklar açık öne eğilme) duruşlarını kullandık.
Sıra zirve duruşuna gelmişti: “Hanumanasana”. Yüksek hamle duruşunda, arkadaki bacağı yere koyup birkaç kez bedenin ağırlığını öne doğru verdik ve öndeki bacağı düzleştirdik. Ardından bacağı öne doğru düz uzatıp bedenin elverdiği son noktaya kadar açıp asanayı deneyimledik. Sınıfta iki kişi bacakları tam olarak öne ve arkaya doğru açabildi.
Yine de katılımcıların hepsi mutlu olmuştu. Eski öğrenciler, asanada daha çok derinleşmişlerdi. Duruşu tam yapabilen öğrenciler, kollarını yukarı doğru kaldırmayı deneyimlemişlerdi. Hatta öndeki bacağın üzerine doğru eğilmeyi denemişlerdi. Yeni öğrenciler ise, ellerinin öndeki bacaklarının altına blok almışlardı. Karın kaslarını sıkarak “hanumanasana”da yığılmadan ayakta dik bir şekilde durmayı deneyimlemişlerdi.
Herkes memnundu. Tabii ki ben de… Derse başlarken korkmuştum. Eski ve yeni öğrencileri nasıl orta bir noktada buluşturacağım diye düşünmüştüm. Ders ilerledikçe bunun o kadar da zor olmadığını farkettim. Örneğin, deneyimli öğrenciler, “uttan pristhasana”da dirseklerini yere değdirebilirken yeni öğrenciler bunu başaramasa da kollarının üzerinde beklemişlerdi. Ya da blokların üzerine eğilmişlerdi. Belki deneyimli öğrenciler, bu duruşta arkadaki ayaklarını kendilerine doğru çekip ön bacak kaslarını esnetebilmişlerdi, ancak yeni öğrenciler bacaklarını esnetmek için “yüksek hamle” duruşunu tercih etmişlerdi.
Dersin ana fikri neydi? Öğrenciler, kendi bedenlerini tanımışlardı. Herkes, asanayı kendine göre uyarlamıştı ve yapabildiği noktada durmuştu. Kimse kimseyle yarışmamıştı. Herkes kendi deneyimini yaşamış ve kendi sınırları içinde kalmıştı. Bu, bir yoga dersi için ulaşılabilecek en güzel noktaydı.
Bana gelince… Korkunun ecele faydası yoktu. Bir gün böyle bir şey başıma gelecekti. Her zaman, ileri seviyede ve deneyimli öğrencilerle karşılaşamazdım. Yeni öğrenciler de olacaktı. Zaten sorun, yeni öğrencilerimin olması değildi. Alışıktım yeni öğrencilere. Ama genellikle sadece yeni öğrencilerden oluşan gruplarla ya da sadece deneyimli öğrencilerden oluşan gruplarla çalışıyordum. O gün, karışık bir gruptu. Yeni ve eski öğrencilerden oluşan karma bir grup. Benim için “yeni” olan ve “zor” olan buydu. Ne yaptım? Kabullendim. Asanaları gözden geçirdim. Katılımcıların hepsini mutlu edecek bir asana seçmeye çalıştım. Orta yolu bulmayı denedim. Yoga üstadı Patanjali’nin “Ashtanga Yoga” felsefesinin “brachmacharya” (ılımlılık) ilkesini hatırladım. Bu ilke, birçok açıdan ele alınabilir ve yorumlanabilir. O gün ben, bu ilkeyi, “orta yolu bulmak” olarak algıladım ve yorumladım. Dersi, “hayatta da orta yolu bulmayı” dileyerek bitirdim.

yin ve yang

Standard

Yin ve yang… Hayatın dengesi… İkisellik (dualite)… Bir yoga dersinin olmazsa olmazları… Yin bir dersin içinde yang özelliklerin bulunması gibi yang bir dersin içinde de yin olabilmesi… Her yin’in içinde yang unsurunun bulunması ya da tam tersi her yang’ın içinde yin’in bulunması… Hatta yin ve yang sembolünü gözlerinizin önüne getirin. Siyah yarının içinde beyaz bir nokta ve beyaz yarının içinde siyah bir nokta… Yani biri olmadan öteki olamaz ya da ikisi birlikte var olabilir. Ben neden bahsediyorum böyle? Bilmece gibi konuştum değil mi?

wpid-facebook_-1036573733.jpg

Geçen haftaki yoga derslerimden biri… O gün yoğun bir günümdü. Dört dersim vardı. O kadar yorulmuştum ki son dersime gittiğimde halim kalmamıştı. Bir yandan sıcak bir yandan da menstrüasyon dönemi… Hepsi üst üste gelmişti. Aslında normal bir günüm olsaydı yoğun bir günden bu kadar etkilenmezdim.
Derse vardığımda kafamdaki birkaç dersten hangisini uygulayacağıma karar vermemiştim. Kararımı, derse katılanlara göre verecektim. Müdavimler çoğunluktaysa, daha hızlı ve akışkan bir ders; yeni gelenler çoğunluktaysa, daha sakin bir ders yapmayı planlamıştım. Derse vardığımda yeni katılımcılar çoğunluktaydı.
Hemen müdavim öğrencilerimden birinin yanına gittim ve “bugün canınız nasıl bir çalışma istiyor? Arkaya eğilmelere mi yoksa öne eğilmelere mi odaklanalım? Belki de ters duruşlar?” Cevap: “Kalça açıcılara yoğunlaşsak.” Daha ne isteyebilirdim ki? Böyle bir ders hem dingin ve sakin olurdu hem de benim o anki konumum için biçilmiş kaftandı.
Derse meditasyon ile başladık. O an sabah yaptığım yoga çalışmam aklıma geldi. Neden aynısını bu derste de yaptırmıyordum? Yin bir akış ancak yang bir zirve duruşu… Yine bilmece gibi oldu değil mi?
Yoga öğretmenlerimden biri, “kendi pratiğiniz olmazsa, dersleriniz de tekdüze olur. Kendi kendinize yoga yapmazsanız, yeni dersler ve akışlar yaratamazsınız.” derdi. O an öğretmenimi bir kere daha saygıyla andım çünkü o gün öğrencilere yaptıracağım ders tamamem kendi başıma çalışırken yarattığım bir akıştı. Mp3 çalarımdan dinlediğim müziğin beni götürdüğü ve akışı bitirdiğimde de “ne kadar güzel bir akış oldu” diye düşündüğüm bir deneyimdi benim için…
Yin duruşlar ile kalçayı dışa döndüren kasları, bağ dokularını ve fasyayı esnetip zirve duruşu olarak “padmasana” (lotus pozisyonu) denetmeye karar vermiştim. Bu duruşun ardından yine yin duruşlara geçip, bu sefer kasık kaslarını, bacak önündeki kuadriseps kaslarını ve bacak arkasındaki hamstring kaslarını esnetip zirve duruşu olarak “hanumanasana” (maymun duruşu) yaptıracaktım. Yin ve yang derken bunu kastetmiştim. Ders boyunca yin duruşlarda en az dört dakika kadar bekleyip kasları, bağ dokularını ve fasyayı iyice esnettikten sonra yoğun bir kalça açıcı duruş olan “padmasana”yı denemek… Daha önceleri, bu duruşu sadece yang akışlar ile hazırlandıktan sonra denemiştik. Acaba yin duruşlar ile bedeni daha fazla esnetmek ve “padmasana”yı yapabilmek mümkün olacak mıydı?
“Padmasana” için özellikle kalçayı dışa döndüren kasları (dış/eksternal rotatör kasları) esnetmek gerekliydi. Hangi yin duruşları kullanabilirdim? “Sleeping swan” (uyuyan kuğu), “square” (kare), “shoelace” (ayakkabı bağcığı) ve “eye of the needle” (iğne deliği)… Ayrıca kalçayı içe döndüren kasları (iç rotatör kasları) da esnetmek gerekiyordu çünkü bu kaslar gergin olduğunda, dışa dönüşü de etkilerdi. Bunun için de “dragonfly” (helikopter böceği) duruşunda ayak bileklerini içe ve dışa döndürmeye çalışmak iyi bir hazırlık olabilirdi. “Padmasana”yı denemeden hemen önce “rock the baby” (beşiği salla), “akarna dhanurasana” (okçu duruşu), kalça eklemini içe ve dışarı doğru çevirmek ve en son ayak bileğini kasığa olabildiğince yakın yerleştirip bacağı aşağı doğru esnetmek… Tüm bunlardan sonra, “ardha padmasana” (yarım lotus) ve “padmasana” (lotus) denemek…
Lotus’u denedikten sonra öğrencilere sordum. “Birkaç hafta önce, yang bir akış ile bu duruşa hazırlanmıştık. Bu sefer yin duruşlarla bedeni daha fazla esneterek denedik. Bir fark hissettiniz mi?” Müdavimler, yin duruşlardan sonra “padmasana”yı yapamasalar bile, en azından “ardha padmasana”yı daha rahat yapabildiklerini söylediler. Keramet “yin” ve “yang” akışta mıydı yoksa “yin” ve “yang” tavırda ve yaklaşımda mıydı?
Bir yin akış yaparak bu sorunun cevabını almaya çalışacaktım. Sıradaki zirve duruşu “hanumanasana”ydı (maymun duruşu). “Hanumanasana” için hangi bölgeleri esnetmek gerekiyordu? Kasıklar, iç bacaklar, bacakların önündeki kuadriceps kaslarını ve bacakların arkasındaki hamstring kaslarını… O halde seçtiğim yin duruşlar bu bölgeleri esnetmeliydi. Kasıklar ve iç bacakları esnetmek için “dragon” (ejderha), bacakların önündeki kuadriceps kasları için “half saddle” (yarım eyer), bacakların arkasındaki hamstring kaslarını esnetmek için “triang mukha eka pada paschimottanasana” (Ashtanga Yoga serisindeki bir yerde öne eğilme varyasyonu) ve son olarak da “dragon” duruşunda ön bacağı esnetip bükme… Bir soru daha: “Yin bir derste duruşlardan duruşlara bir geçiş/akış olabilir mi?” Bir düşünün, “dragon”dan “half saddle”a yatış, “half saddle”dan “triang mukha eka pada paschimottanasana”ya kalkış ve öne eğiliş ve tekrar “dragon”a yükseliş…
Tüm bunlardan sonra da “hanumanasana” denemek… Bacak kaslarını bu kadar yin duruşla esnettikten sonraki “maymun duruşu” nasıl oldu dersiniz? Her zamankinden daha rahat ve daha derin olabilir mi? Kendi deneyimimden sonra, “evet” cevabını verebilirim. İnanır mısınız? “Padmasana” benim için hayalken “tamı tamına” olmasa da, “lotus” duruşuna öyle ya da böyle geçtim desem. Ya da “hanumanasana”da öndeki bacaklarım yere çok yaklaştı ama arkadaki bacağımın önündeki kasları yeterince esnetemedim daha ama son bir buçuk yıldır çok büyük gelişme kaydettim desem…
Daha önce sorduğum bir sorunun cevabına gelince… Keramet “yin” ve “yang” akışta mıydı yoksa “yin” ve “yang” tavırda ve yaklaşımda mıydı? Bence tavırdaydı. Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Eğer bol akışlı “vinyasa” bir derste, nefeslere odaklanıp asanaları daha “yin” bir tavırla yapabiliyorsak, aslında yapamayacağımız bir duruş yoktu. Ne demek istediğimi biraz açayım. Zorlandığınız bir asana düşünün. Nefese odaklandığınızda ve nefesle sakinleştiğinizde, o asanayı daha kolay ve rahat yapmıyor musunuz? Mesela ben “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) çalışırken hala çok heyecanlanıyorum. Heyecanımı nefes ile dizginlemediğimde, zihnimi nefeslere odaklanıp sakinleştirmediğimde ve asanaya “yin” bir tavırla yaklaşmadığımda “çuvallıyorum.” Duvara zıplıyorum ama ulaşamıyorum. Zihnim beni engelliyor. Ama nefeslere odaklanıp zihnimi sakinleştirdiğimde, tavrımı “yin”leştirdiğimde, bazen ilk denememde duvara ulaşıyorum ve bir de bakmışım ki duvardan ayaklarımı ayırmışım ve beş nefes orada kalmışım. Sorunun cevabını verebildim mi acaba?
Daha basitleştireyim. “Virabhadrasana II” (ikinci savaşçı) duruşu… Bir “vinyasa” dersi… Omuzları geriye yuvarlamak, kürek kemiklerini kalçaya doğru ittirmek, yüzü gevşetmek, dişleri sıkmamak, ağzın içini yumuşak tutmak, kaşların arasını yumuşatmak mümkün mü? Yani “yang” bir derste “yang” bir asana yaparken, tavrı “yin”leştirebilir ve daha çok rahatlama sağlayabilir miyiz?
“Yin” ve “yang”… Hayatın ikilikleri… Birbirinin içine geçmiş… Ayrılmaz… Beyaz’sız bir siyah, gece’siz bir gündüz düşünebilir miyiz? Kış’sız bir yaz… Ne kadar anlamsız olurdu öyle değil mi? Sürekli sıcak ya da sürekli soğuk. O zaman elimizdekilerin kıymetini bilemezdik. Tek yapmamız gereken, “yin” ve “yang”ın birbirlerine zıt olduklarını düşünmek yerine, bunların birbirlerini “tamamlayan” sıfatlar olduğunu kabul etmek…

sadakatle başarmak…

Standard
Kimi zaman kendimizi zihnen, bedenen ve ruhen çok yorgun hissederiz. Bedenen yorgunluğun çaresi vardır ama zihnen ve ruhen yorgunluğu nasıl geçirebiliriz? Geçtiğimiz hafta başında yoga dersime gittiğimde sınıfı böyle bir halde buldum. Dersten bir gün önce ülkemizde yerel seçimler yapılmıştı. Yıpratıcı bir seçim süreciydi. İşte bu nedenle herkes kendini bedenen, zihnen ve yorgun hissediyordu o akşam. Ben de öyleydim. İçimden ders vermek bile gelmiyordu. Hani klasik bir deyiş vardır ya: “Sanatçı, içi kan ağlasa bile sahneye çıkıp gösterisini yapmalıdır.” Ben de sahneye çıkmalı ve gösterimi yapmalıydım. Yorgundum, bitkindim ve tükenmiştim. O akşamki derste arkaya eğilmelere yoğunlaşıp kalbimizi açmaya karar vermiştim.
20140331_202002
Dersten yarım saat kadar önce stüdyoya varmıştım. Öğrencilerden biri gelmiş dinleniyordu. Bense seçimlerde yaşananlardan dolayı umutsuz hissediyordum. Ders öncesi biraz canlanmak için birkaç ters duruş çalışmaya karar verdim. Matımı (yoga minderi) duvarın kenarına yerleştirdim ve duvarda “pincha mayurasana” (tavuskuşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) çalışmaya başladım. Bir süredir bu iki ters duruş üzerinde çalışmaktayım. Bu konuda bir yazı da yazacağım ama öncelikle bu iki duruşta sağlam kalabilmeyi başarmalıyım. Ders başlayana kadar ters duruş çalışmak beni canlandırmıştı.
Derse başlamadan önce katılımcıların fikrini öğrenmek istedim. Ne tarz bir ders istiyorlardı? Hepsi o akşam kalça açıcı asanaları çalışmak istedi. Ruhen, bedenen ve zihnen tüm yorgunluklarını atmak; öfkelerini ve kızgınlıklarını dinginlemek için… Öyleyse zirve duruşu “hanumanasana” (maymun duruşu) olacaktı. Neden mi? Sebebi “hanumanasana”nın hikayesinde yatmaktaydı.
Eski çağlarda, Hindistan’da Rama adında bir kral yaşamaktaydı. Rama’nın Sita adında bir eşi vardı. Sri Lanka’da kötü kalpli bir kral olan Ravana Sita’yı kaçırmıştı. Rama ve ordusu Sita’yı kurtarmak için yola dökülmüşlerdi. Ancak, Rama’nın kardeşi Laksmana bu savaşta ciddi bir şekilde yaralanmıştı. Laksmana ancak ve ancak Himalayalar’da bulunan şifalı bir bitki sayesinde kurtarılabilirdi. Himalayalar’dan bu bitkiyi zamanında getirebilecek birisi olmadığı için Laksmana’nın iyileşme şansı yok denecek kadar azdı. Rama’nın yakın arkadaşı Hanuman bu imkansız görevi başarabileceğini söylemişti. Kocaman bir adım atarak Hindistan’ın güneyinden Himalayalar’a geçmişti. Ancak hangi bitkiyi alması gerektiğini bilemediği için Himalayalar’da bulunan tüm bitkileri topladıktan sonra geriye bir büyük adım atarak savaş alanına dönmüştü. Şifacılar, gerekli bitkiyi kullanarak Laksmana’nın hayatını kurtarmışlardı.
Hanuman’ın attığı kocaman adım Rama’ya karşı sevgisini göstermekteydi. Derin sadakati sayesinde imkansız olanı başarmıştı. Hanuman’ın hikayesinden çıkarabileceğimiz anafikir, “sadakatten güç doğar.”
Yoga çalışmalarımızda “hanumanasana”yı yaparken sadece bacakları esnetmiyoruz. Aslında yoga çalışmalarımıza gerçek sadakati katıyoruz. Bu asanayı yaparken, insan olarak yapabileceklerimizin ötesine geçiyoruz. “Hanumanasana”, kendini adamış bir birey için hiçbir şeyin imkansız olmadığını göstermektedir.
Bu nedenle, bu asanayı yaparken onu başarmak ile duruşa ulaşmaya çalışırken hissettiğimiz acıyı birlikte gözlemlemek gerekmektedir. Acı hissettiğimizde, içimize dönmeli ve acıya odaklanmak yerine nefesimizle kalbimize ulaşmaya çalışmalıyız. Bu şekilde, Hamunan’ın adımını atarken hissettiği tutkuyu algılayabiliriz ve zihnimizi tutkuya yönlendirdiğimizde ve asanayı Hanuman’ınkine benzer bir sadakat ile yaptığımızda, direncin yok olduğunu ve duruşun içinde erimeye başladığımızı görebiliriz. Zihin, direnmeyi bırakınca, sırasıyla kalp, kalçalar, hamstring kasları (bacağın arkasındaki kaslar) ve bacaklar açılmaya başlar. Bacakların, hamstringlerin ve kalça fleksörlerinin açılması, içerdeki daha derin bir açılmanın yansımasıdır.
Dersin zirve duruşuna karar verdikten sonra, tek yapmam gereken dersin ilk yarısında bu duruş için gereken bölgeleri esnetmek ve açmaktı. Derse meditasyon ile başladık. Öncelikle beden ve zihinleri rahatlatmak için üç kere burundan nefes alıp ağızdan verdirerek katılımcıları gevşettim. Beş dakikalık bir meditasyondan sonra, akışa başladık. Zirve duruşuna kadar bazı asanaları birkaç kere tekrarladık. “Ashva sanchalayasana” (yüksek hamle), “uttan pristhasana” (kertenkele/alçak hamle),  “virabhadrasana ı” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “uttanasana” (ayakta öne eğilme) “prasarita padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme), “padangusthasana” (ayak başparmağını tuttuğumuz öne eğilme), “pada hastasana” (elleri ayak tabanlarının altına koyduğumuz öne eğilme), “parsvakonasana” (yan açı) bu asanalardı.
Zirve duruşundan hemen önce “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu) yaptık. Arkadaki bacağı kendimize doğru çekerek kalça fleksörlerini esnettik. Kalça fleksörlerini açmak için “uttan pristhasana”da da arkadaki bacağı kalçalara doğru çektik. “Ashva sanchalayasana”da uzun süre bekleyerek ve bu duruşta burgular yaparak kalça fleksörlerini iyice açtık.
“Prasarita padottanasana”, “padangusthasana”, “pada hastasana”, “uttanasana”, “janu sirsasana” (baş dize öne eğilme) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile hamstring kaslarını esnettik. Kasıkları açmak için de “ashva sanchalayasana”, “uttan pristhasana”, “prasarita padottanasana”, “parsvakonasana”, “virabhadrasana” ve “upavistha konasana” (oturarak bacaklar açık öne eğilme) duruşlarını kullandık.
Sıra zirve duruşuna gelmişti: “Hanumanasana”. Yüksek hamle duruşunda, arkadaki bacağı yere koyup birkaç kez bedenin ağırlığını öne doğru verdik ve öndeki bacağı düzleştirdik. Ardından bacağı öne doğru düz uzatıp bedenin elverdiği son noktaya kadar açıp asanayı deneyimledik. Sınıfta iki kişi bacakları tam olarak öne ve arkaya doğru açabildi.
20140331_200407
O an aklıma bir fikir geldi. Madem kalçaları bu kadar esnetmiştik, “padmasana” (lotus) da deneyebilirdik. Zirve duruşundan sonra kalçayı dışa çeviren kasları esnetmek için “rock the baby” (beşiği salla) duruşunu yaptık. Ardından ayağı kasığa mümkün olduğunca yakına yerleştirip kalçayı dışa çeviren kasları biraz daha açtık. Diğer bacağı bu bacağın altına yerleştirdikten sonra tam “padmasana” duruşunu yapmayı denedik. Üç kişi tam “padmasana” yaparken diğerleri “ardha padmasana” (yarım lotus) duruşunu deneyimledi.
Dersi “jathara parivartanasana” (yerde burgu) ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozu) ile bitirdik. Dersin kapanış meditasyonu sırasında, yaptığımız herşeyi derin bir bağlılık ve sadakatle yaparken başaramayacağımız bir şey olmayacağını söyleyerek bitirdim. Hanuman’ın bize verdiği ders şuydu: “Kendimizi adadığımızda hiçbir şey imkansız değildir.”