Tag Archives: golden seed

yogayla dans

Standard

Bir seneyi sona erdirirken nasıl bir yoga dersi yapmalıyım diye düşündüm durdum günlerce. Tüm senenin yorgunluğunu silmek için daha sakin ve içe döndüğümüz bir ders ile mi yoksa yepyeni bir yılı karşılayacağımız için hızlı ve dışa dönük bir ders ile mi? “Yin yoga” ile dinginleşmek mi yoksa “vinyasa yoga” ile içimizdeki enerjiden enerji üretmek mi? Günlerce sürdü bu ikilemlerim… Yeni yıl arifesindeki derslerime gittiğimde henüz karar verememiştim.

20140718_115637-1

O gün sabah özel dersim, akşam da grup dersim vardı. İçimdeki bu ikilemler ile sabah dersine gittim. Derse meditasyon ile başladığımızda hala ne tarz bir ders yapacağımı bilmiyordum. Öğrenci meditasyondayken ben de gözlerimi kapattım ve bir anlığına içime döndüm. “Şu an ben öğrenci olsam, yeni yıl arifesinde nasıl bir ders isterdim?” diye düşündüm. O an kararımı vermiştim. Dans edecektik. Yin yoga’daki “yang” bir akış olan “savaşçı akışı”nı yapacaktık.

Savaşçı akışı, “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) ve “çömelme”lerle dolu bir akış olduğu için öncelikle bacakların içini ve kasıkları esnetmek gerekiyordu. O yüzden dersin başındaki “asana”larda en az iki dakika bekleyerek sadece kasları değil bağ dokularını da esnetmeye çalıştık. Meditasyon sonrası, kasıkları ve bacakların içini esnetmek için “utthita balasana”da (uzanmış çocuk) bir süre bekledik. “Marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı esnettik ve “iğneden iplik” duruşu ile de omurgayı büktük. Bedeni ve omurgayı ısıttıktan sonra “adho mukha svanasana”ya (aşağı bakan köpek) geçtik. Bedenleri dansa hazırlamak için aşağı bakan köpek’te bedeni hareketlendirmeye başladık. Önce sağ sonra sol bacağı havaya kaldırdık. Kalçaları önce yan yana tuttuk ardından kalçaları üst üste getirdik. Yin yoga’da bacakla yapılan bu hareketlere “dragon tails” (ejderha kuyruğu) adı verilmekte… Sırada havadaki bacağı dizden büküp geriye doğru dönüp “camatkarasana” (vahşi şey) duruşu yapmak vardı. Bacak tekrar havaya ve bu sefer kollar ve bacaklar arasından ters tarafa… Ve “yan sopa” (vasisthasana)…

Tekrar “adho mukha svanasana” ve sağ bacak iki elin sağına yerleştirilip “ashwa sanchalanasana”. “Yüksek hamle” duruşunda bir süre bekledikten sonra dirseklerin üzerine yerleşip “uttan pristhasana” (kertenkele)… Tekrar “ashwa sanchalanasana” ve bu duruşta arkadaki bacağı dizden büküp bacağın önündeki kuadriseps kaslarını esnetme… Tüm bu akışı kuadriseps ve kasık kaslarını esnetmek için yapmıştık. “Marauding bear” (yağmalayan ayı) ile kalçayı önce sağa sonra sola döndürüp sağ ve sol kalçanın dışını iyice gerdiğimiz bir noktada bekleyip kalça kaslarını rahatlattık.

Bu akıştan sonra aşağı bakan köpeğe geçip bedeni biraz dinlendirdik ve tekrar sağ bacağı havaya kaldırıp “eka pada raja kapotasana” (güvercin) duruşuna geçtik. Kalçayı dışa döndüren kasları esnetmek için…

Kuadriseps kaslarını biraz daha esnetmek için “half saddle” (yarım eyer) ve iç bacakları biraz daha esnetmek için “water bug” (su böceği) yaptık. “Malasana” (dua tespihi/çelenk duruşu) ile kasıkları esnetmeye devam ettik ve “dangling” (ayakta öne eğilerek sağa sola sallanma) ile bacakların arkasındaki hamstring kaslarını rahatlattık.

Bacakları ve kalçaları iyice esnettikten sonra artık dans edebilirdik. “Savaşçı akışı”nı üçe bölüp öğretmeyi tercih ettim. Yin yoga eğitiminde biz de öyle öğrenmiştik ve çok daha kolay olmuştu dansa alışmak. İlk olarak savaşçı ataklarını çalıştık. “Ashwa sanchalanasana”da (yüksek hamle) sol bacak öndeyse sağ kol öne doğru uzatılıyordu. Ya da tam tersi. Savaşçı, üç atak yapıyordu. Öne doğru atak yapıyordu, sonra arkaya, sonra yine öne… Atakları bir süre çalışarak nabzı da hızlandırdık.

Ataklara iyice alıştıktan sonra sırada geri çekilmeler vardı. Savaşçı önce atak yapıyordu sonra geri çekilip düşmanını gözlemliyordu. İki kere geri çekiliyordu ama geri çekildiğinde düşmanına bakmayı ihmal etmiyordu. Bakışları düşmanın üzerindeydi. İki geri çekilmenin biri yerden diğeri ise yukarıdandı.

Geri çekilmeleri de hallettikten sonra akışın en başı ve sonu kalmıştı. Akışın başında ve sonunda savaşçı tek ayak üzerinde dengesini sağlıyor ve dikkatini topluyordu. Katıldığım yin yoga eğitmenlik kursunda öğretmenimiz bize bu akışı içimizden geldiği gibi yapmamızı tavsiye etmiş ve bu akışı bir dansa çevirebileceğimizi söylemişti. Hatta akışın başında ve sonunda tek ayak üzerinde bile dans edebileceğimizi ve kalça eklemini hareket ettirebileceğimizi ifade etmişti. Öğretmenimizin bu tavsiyeleri benim çok hoşuma gitmişti ve “savaşçı akışı”nı bu şekilde yapmaya ve öğretmeye karar vermiştim. O gündür bu gündür de savaşçı akışı benim için bir dans haline geldi.

Tabii ki her dansın kendine özgü bir müziği de olur. Bu dansa çok özdeşleştirdiğim bir şarkı var. Ne zaman “savaşçı akışı”nı yapacak ya da öğretecek olsam bu şarkıyı kullanıyorum. O gün de o şarkıyı çalmaya başladım. Şarkının girişi biraz uzun. O sırada sağ bacağı havaya kaldırıp, dizden büküp kalçayı dışa doğru döndürmeye başladık. Ve sözler başladığı ve melodi değiştiği anda ataklara başladık. Birinci atak, ikinci atak ve üçüncü atak… Yerden geri çekilme, yukarıdan geri çekilme… Ve en son arkadaki bacağı öne doğru çekip kalçayı dışa doğru döndürdükten sonra bacağı yere koyduk. Sol bacakta da aynı akış… Her bacak için üç tur yaptık akışı…

Beden iyice ısınmış, nabız da hızlanmıştı. Bedenleri soğutmak ve nabzı da yavaşlatmak için yine yin yoga’da kullanılan “golden seed” (altın tohum) adlı akışı kullandık. Bu akışı hızlı değil yavaş ve odaklanarak yaptık. İsteyenler gözlerini kapattı.

Üç tur sonunda “malasana” (çelenk/dua tespihi duruşu) yapıp yere oturduk. “Butterfly” (kelebek), “half butterfly” (yarım kelebek), “jathara parivartanasana” (karından burgu) ve “ananda balasana” (mutlu bebek duruşu) ile bedeni rahattıktan sonra sıra artık “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) gelmişti.

Dersi bitirirken, bir seneyi daha devirirken, geçmişi geçmişte bırakmak, geleceği de düşünmemek ve planlamamak gerektiğini hatırlattım. Hayatta tek bir an vardı, o da “bu an”, “şimdi”ydi. Farkındalıkla yaşadığımızda, o an’da kalıyorduk ve o an’ı yaşıyorduk. “2014 yılında yaşadıklarımızı, acısı ve tatlısıyla geride bırakmak ve her yaşadığımız olayın bizi büyütüp olgunlaştırdığının farkına varmak…  İster fiziksel bir sıkıntı, isterse duygusal ya da ruhsal sıkıntı olsun, başımıza gelen her şeyi kendi kendimize yaratıp çektiğimizi ve tüm bu deneyimlerin bizi büyütüp geliştirdiğini fark etmek… Tüm bunlardan dolayı eski yıla teşekkür etmek… Yeni yılı karşılarken tüm getirilerine açık olmak… Yeni deneyimlere kucak açmak… Yeni başlangıçlara hazır olmak… Yeni bir sayfa açmak ve hayatımızı yeniden düzenlemek… Adım adım ilerlemek… Attığımız her adımdan keyif almak… Varacağımız noktaya değil yolculuğun kendisine odaklanmak ve yolculuktan keyif almak… An’ı yaşamak ve an’da kalmak…” Peki, neden danslı bir akışta karar kılmıştım? Dans bir meditasyondu. Bedenimizdeki atamadığımız olumsuz enerji strese yol açabiliyordu ve dans ederek bu enerjiyi bedenimizden atabilirdik. Müziği içimizde hissederek, bedeni müzikle bir hale getirip zihni susturabilirdik. Beden, zihin, ruh ve nefes birliği sağlayabilirdik. Ve dans ederek, bedene odaklanıp zihni susturup an’da kalabilir, an’ı yaşayabilirdik.

Reklamlar

yoga sakatlar mı?

Standard

Genellikle yogaya ya fiziksel rahatsızlık ve sakatlıklar ya da duygusal ve ruhsal yüklerimiz yüzünden başlarız. Bir doktor ya da arkadaş tavsiyesi ile. “Ayyy şekerim, yogaya bel ve boyun ağrılarımdan kurtulmak için başladım ve şu an kendimi çok iyi hissediyorum, tüm ağrılarım geçti.” Evet, gerçekten de yoga asanalarını doğru hizalanma ile, kendi bedenimizi izleyerek ve onun suyuna giderek ve öğretmenimizin uyarılarını da dikkate alarak yaparsak, yoga bizi hem fiziksel rahatsızlık ve sakatlıklarımızdan hem de duygusal ve ruhsal yüklerimizden arındırır ve bize kaliteli bir yaşam sağlar.

2009-2012

İlkbahar aylarını doyasıya yaşıyoruz ya… Tam bir ilkbahar… Bir gün hava günlük güneşlik, pırıl pırıl, ılıman ve insan neredeyse ertesi gün deniz kıyısına gitme planları yapıyor, ertesi gün bir bakıyorsun hava yağışlı, kasvetli, soğuk ve tam kıştan kalma bir gün gibi… İnsanın canı evden çıkmak istemiyor.
İşte bu sebeple, geçenlerde bir dersimi arkaya eğilmelere ayırmak istedim. Yani, bir arkaya eğilme asanasını, “urdhva dhanurasana” (köprü) dersimin zirve duruşu olarak kullanmaya karar vermiştim. Dersime yeni gelen bir öğrenci de vardı. Öncelikle herkese görüşmeyeli bir sağlık sorunları ya da herhangi bir sakatlıkları olup olmadığını sordum. Birden öğrencilerimin birinden “belim biraz rahatsız, incitmişim” diye bir cümle durdum. Kendisine bugün yoğun bir arkaya eğilme deneyimleyeceğimizi ancak bu asananın daha kolay ve beli için sorun yaratmayacak bir alternatifi de olduğunu ve kendisinin bugünlük risksiz olan bu duruşu deneyimlemesini rica ettim.
Derse, kısa bir meditasyonla başladık. Bağdaşta oturduğumuz yerde, sağa sola esnemeler, hafif burgular ile devam ettik. Kedi-inek esnemesi ardından ayağa kalktık, surya namaskara (güneşe selam) serileri, chandra namaskara (aya selam) serileri, golden seed (altın tohum) akışı ile ısındıktan sonra, hafif hafif göğüs kafesi ve bacak önündeki kaslarımızı açmaya yönelik asanalar yaptık. Dersin ilk yarısı bitmişti ve sıra zirve duruşunu deneyimlemeye gelmişti. İki öğrencim zaten “urdhva dhanurasana”yı yapıyordu. Onlardan duruşta daha derinleşmelerini rica ettim, kollarını bükük kullanıyorlardı, düzeltmeye çalışmalarını istedim. Bacaklarını bedenlerinden biraz daha uzağa, minderin önüne doğru yürüterek daha derin bir arkaya eğilme deneyimlemelerini söyledim. Yeni gelen öğrencime döndüm, baktım o da kendinii kaldırmış yerden. Duruşta biraz daha derinlemesi için yanına gittim. Bacaklarımından tutturup göğüs kafesini daha da esnetmesine yardımcı oldum. O arada, sınıfa şöyle bir göz gezdirirken, belinden rahatsız olduğunu söyleyen öğrencimin, “setu bandhasana” (yarım köprü) deneyimleyeceği yerde, başını yere koyarak “urdhva dhanurasana” yapmaya çalıştığını gördüm. Hemen yanına gittim ve kendisine, belinin zaten rahatsız olduğunu bu duruşu yapmaya çalışarak ağrıyı ve acıyı çoğaltabileceğini, sadece ve sadece “setu bandhasana” denemesini rica ettim.
Hemen filmi ileri sarıyoruz. Bir sonraki ders iki gün sonraydı. Ne mi oldu? Dersi iptal ettik. Yani tabii ki sadece öğrencimin bel ağrısından dolayı değil, diğer öğrencilerimin de toplantısı ve işleri yoğunmuş o yüzden. Ancak, bel ağrısı da çok etkili oldu.
Peki neden böyle bir olay yaşandı? Hani yoga sakatlamazdı. Gerçekten de yoga sakatlar mı? Evet sakatlar. Eğer kendi bedenimizi tanımazsak, sınırlarımızı bimezsek, hizalanma kurallarına dikkat etmezsek, öğretmenin uyarılarını dinlemezsek, pek tabii sakatlanabiliriz. Belki bir ay, iki ay, üç ay sakatlanmayız, ama mutlaka bir gün sakatlanabiliriz.
Peki yoga asanalarını yaparken sakatlanmamak için nelere dikkat etmeliyiz? Öncelikle, yoga felsefesini asla ama asla aklımızdan çıkarmamalıyız. Hiçbir şeyde aşırıya kaçmamalıyız. Hırslı olmamalıyız. Hırsımızı kontrol altına almalıyız. Bunlar bir şey ifade etti mi size? Evet, yoga üstadı Patanjali’nin sekiz dallı Ashtanga Yoga’sının etik bir kuralı olan “aparigraha” kuralına uyarak, yogada sakatlanmayı önleyebiliriz. “Aparigraha”, en basit anlamıyla biriktirmemek demek, ancak hırslı olmamak ve sahiplenme arzusunun olmaması anlamına da geliyor. Yani, ulaşamayacağımız bir nokta için kendimizi paralamamak demek. Yoga yaparken, mütevazi ve iddiasız olmak demek. İşte sakatlanmamak için ilk kuralımız bu.

2009-2010 tum fotolar 684

Örnek verecek olursak.. Ayak bileğimi yoğun spor yaparken üç kere sakatladım. “Padmasa” (lotus) oturuşu yaparken, iki ayak bileğimi de yoğun bir şekilde çevirmem gerekiyor. Eğer bu oturuşu yapmaya ısrar edersem, ayak bileğimi tekrar tekrar sakatlayabilirim çünkü zaten orada bir sorun var. Bu nedenle, sakatlığımın ya da eksikliğimin farkındayım ve zorlamıyorum. Belki bir gün yapabileceğim ama şu an hırslanıp ayak bileğimi daha da sakatlamak ve sonuçta hiçbir şey yapamayacak duruma gelmek istemiyorum.
İkinci kural ne olabilir sizce? “Avidya” desem, size birşey çağrıştırır mı? “Avidya” ne demekti? En basit tabiriyle, cahillik demek. Yoga asanalarını yaparken, “cahillik” bizi nasıl sakatlar? Eğer ne yaptığımızı bilmiyorsak, ne yaptığımızın farkında değilsek, öylesine yapıyorsak, hizalanma kurallarını unuttuysak, felsefeyi unuttuysak ya da aldırmıyorsak, o zaman yoga bizi sakatlayabilir. Öncelikle, kim olduğumuzu bilmemiz gerek, neler yapabiliyoruz, ne kadar yapabiliyoruz. Ya da gerçekleri görebiliyor muyuz, yoksa kör mü olduk? Kendimizle iletişim halinde miyiz, onu dinliyor muyuz, onun isteklerine cevap verebiliyor muyuz, ya da gerektiğinde onu dinleyip, bir adım geri gidebiliyor muyuz? İşte karşınızda ikinci kural. Bu kurala uyduğumuzda, asanaların oldukça güvenli olduğunu düşünüyorum.

2009-2010 tum fotolar 682

Diyelim ki dizimiz rahatsız. Zaten birçok öğrenci dizlerinden sıkıntı çekiyordur. Diz eklemimizi korumamız için öncelikle tüm ayaktaki duruşlarda diz ile ayak bileği arasındaki açıyı 90 derecede tutmamız gerek. Bir başka deyişle, dizimiz ayak parmak uçlarını geçmeyecek. Bu kuralı her zaman hatırlamalıyız. Yerdeki duruşları yaparken ya da dizimizi yere koymamız gerektiğinde, tam diz ekleminin üstünde durmamalıyız. Dizimiz ile kalça eklemimiz arasındaki açıyı biraz büyütmeli ve diz kapağının biraz üstünü yere koymalıyız. Yine de acı hissediyorsak, o zaman diz altına bir battaniye koyarak dizimizin daha rahat etmesini sağlamalıyız.

Ya da belimiz mi rahatsız. Özellikle son dinlenme ve rahatlama duruşu olan “savasana”da dizlerimizin altına bolster (yastık) koyup, kendimizi gevşetmeyi deneyebiliriz. Bir başka seçenek de, ayaklarımızı duvara dayayıp (viparita karani) bu sefer belin altını bolster ile desteklemek olabilir. Görüldüğü gibi, yoga sakatlamak çok, rahatlatmaya ve şifalandırmaya yönelik bir felsefe.
Gelelim üçüncü kurala. Bu kural tamamen bizim irademizin dışında bir sakatlanma sebebini ortaya koyuyor. Öğretmen etkenini. Öğretmenimizin de kendi “hırsları” ya da “cahilliği” olabilir. Yani, öğretmen de “aparigraha” ve “avidya” kurallarını unutmuş olabilir ve bu kuralları göz ardı ederek sizi duruşta düzeltmeye ya da derinleştirmeye kalkabilir. Düşünün o zaman ne olabilir? Biraz açalım bu konuyu. Diyelim ki, öğretmenimiz çok esnek ve aynı zamanda da güçlü ve onun yapamadığı ve yapamayacağı bir asana yok. Asanaları sınıfa gösterirken, tam yoga dergilerindeki gibi bir duruş sergiliyor. Peki o zaman ne olabilir? Eğer sınıftaki öğrenciler de, “aparigraha” ve “avidya” kurallarından yoksunsa, öğretmeni taklit etmeye çalışırlar ve işte yeni bir sakatlık sebebi. Ya da öğretmen, öğrencilerini düzeltirken, hırslarının kurbanı olup, mütevaziliği elden bırakıp, öğrencinin sınırlarını göremeyip, duruşta onu sınırlarının ötesine iterse, yine bir sakatlıkla karşı karşıya kalırız.

Bırakın yogayı, günlük hayatta bile sakatlanma riskimiz var. Merdivenden inerken boşa basıp ayağımızı burkabiliriz ya da otobüse koşarken düşüp bir yerimizi incitebiliriz. Yani, yoga asla sakatlamaz gibi bir iddiada bulunamayız. Ancak, yoga asanalarında sakatlanma riski diğer birçok aktiviteye göre daha azdır. Yeter ki, bu üç kuralı hep aklımızda tutalım. Hırslı olmayalım, kendi sınırlarımızı bilelim, ve bu sınırların içinde kendi kendimize kalalım ve gerekirse öğretmeni bile sokmayalım. Öyleyse sizce yoga sakatlar mı?

hayata “yin” bakabilmek!

Standard

Geçenlerde bir derste çok hoşuma giden birşeyler yaşadım. Öğrencilerimden biri, başından geçen bir olayı anlatıyordu ders başlamadan. Yogayı yaşayıp deneyimlerken kişilerin nasıl zaman içinde değiştiğini, geliştiğini ve aydınlandığını görmek insana mutluluk veriyor. Hele ki, yoganın felsefesini yaşamaya başlamaları ve sana eğitmenleri olarak değer verip bunları seninle paylaşmaları ve duyguların düşüncelerin katlanması… İşte onun tadı tarif edilemez…

PhotoFunia-84d363Derse başlamak üzereydik. Çoğu zaman, dersi planlamış olsam bile, önce sınıfın enerjisine bakıyorum. Ben o ders için vinyasa dersi olarak planlamış ve hatta dersin zirve duruşunu kol duruşu (adho mukha vrksasana) ya da baş duruşu (sirsasana) gibi bir ters duruş, köprü (urdhva dhanurasana) gibi bir arkaya eğilme ya da split (hanumanasana) gibi bir kalça açıcı olarak düşünmüş olabilirim. Ancak bazen bir bakıyorum, sınıf çok enerjik ve ben sakin bir duruş seçmişim. O an hemen fikir değiştirip sınıfın enerjisine göre bir arkaya eğilme ya da ters duruş üzerine yoğunlaşıyorum. Ya da akışkan bir ders planlamış oluyorum ve bir bakıyorum ki sınıf sakin bir ders istiyor. O zaman hemen yin yogaya dönüyorum ve sınıfa bedensel, zihinsel ve ruhsal bir rahatlatma yaşatmaya çalışıyorum.
İşte o gün de, öyle bir gündü. Köprü ile yin yoga arasında kaldık. En sonunda yin yoga yapıp, kaslarımızın ötesine bağ dokularımıza kadar esnemeye karar verdik.
Önce ayakta “golden seed” (altın tohum) adı verilen yin yogadaki yang bir akışla başladık. Amacımız bedenimizi biraz ısıtmaktı. Birkaç tur bu akışı yaptıktan sonra, ayakta öne eğilmeye geçtik. Amacımız bacak arkalarımızı yavaş yavaş açmaya başlamaktı. Bir süre bu duruşta bekledikten sonra “squat”a (çömelme) geçtik ve sonra yere oturduk esas yin yoga duruşlarını yapmak için. Derin esnemeye omurgamızdan başlamak istedik ve “butterfly” (kelebek) ile öne eğilip hem omurgamızı esnetmek hem de bedenimizin arkasındaki idrar kesesi meridyenlerimizi uyarmak istedik. Öne eğilme ile birlikte duygularımızın düşüncelerimizin açığa çıkması kaçınılmazdı zaten. Yavaş yavaş bedenimizi hissetmeye başladık. Bedenimiz bizimle konuşuyordu. Bacaklarımızın içi, omurgamız, bedenimizin arkası… Tüm bunlar bize birşeyler söylüyordu. Yaşadığımız acı, hisler… Herşey birşey ifade ediyordu.
Derken öğrencilerimden birinden felsefi birşeyler yükselmeye başladı. Başından geçen bir olaydan bahsediyordu. Aslında yin yoga yaparken, fazla konuşmayı tercih etmiyordum ben. Sakince duralım, içimizi gözlemleyelim, hislerimize bakalım, kendi içimizde yaşayalım, içimize dönelim diye düşünüyordum. Ancak, bu ders farklı oldu. Tamam duruşlara girdik, duruşlarda derinleştik ve bekledik. Ancak bir fikir alışverişi de oldu aramızda. Bu da bir etkileşimdi. Madem yoga kabullenmekti herşeyi. Biz de bunu kabullendik. Bugun bir yandan duruşları yapacak bir yandan da fikir alışverişinde bulunacaktık demek ki…
Ne diyorduk, evet, öğrencimden sesler yükselmeye başladı. Bir gün önce bir arkadaşıyla başından geçen bir olayı anlatıyordu. Arkadaşı da yoga yapıyormuş. Yemekten hemen sonra yogadan konuşurlarken, iki farklı tez çıkmış ortaya. Öğrencim, arkadaşına bazı duruşlarda uzun süre kalınabildiğini ve bunun adına “yin yoga” dendiğini söylemiş. Arkadaşı ise, yogada öyle birşey olmadığını ve bir asanada en fazla on nefes kalındığını söylemiş. Öğrencim, yine tersini savunmuş, uzun süre kalışların kasların ötesinde bir esneme sağladığını ve zihni, bedeni ve ruhu terbiye ettiğini söylemiş. Arkadaşı da tabi ki karşı çıkmış ve ne olacak ki demiş yapabiliriz. Hemen bir duruş denemiş, kalmaya çalışmış. Sonra başka bir duruş… Bir gün sonra, arkadaşı öğrencimi aramış. “Her tarafım tutulmuş, nasıl oldu anlayamadım” demiş. İşte bu noktadan sonra öğrencimin felsefi yaklaşımı geldi: “Tabi ki, zihnin seninle birlikte olmazsa, kasılırsın, tutulursun, yorulursun. Herşey zihinde. Tüm mesele, her duruşta yin olabilmek, hayatımızın her anında yin olabilmek.” İşte beni havalara uçuran an…
Yin olabilmek? Yin ve yang? Sadece iki sıfat… Yin: karanlık, soğuk, durağan, içe dönük, yavaş, su, dişil, ay ve gece… Yang: aydınlık, sıcak, hareketli, dışa dönük, hızlı, ateş, eril, güneş ve gündüz… Ne tarz yoga yaparsak yapalım, önemli olan her an “yin” olabilmek. En zor duruşu yaparken de yin olabilmek. Nefese odaklanıp zihni susturup, en basit duruşta duruyormuşçasına sakin kalabilmek… Bir baş duruşundayken, nefes alışverişlerimizin sığ değil, sakin ve derin olabilmesi… Baş duruşunda bile çocuk duruşunda durduğumuz gibi durabilmek… Yang bir duruşta bile yin olabilmek… Vinyasa dersinde, nefesle birlikte akabilmek sakince… Yang bir derste, yin bir şekilde kalmak… Yin yoga yaparken, bir duruşta en az beş dakika beklerken de, sakin kalabilmek derin, durağan ve içimize dönerek bekleyebilmek… O anda bedenimiz açılırken ve esnerken bir takım sesler çıkarsa bile, yin kalabilmek…
Benzer bir olayı birkaç gün sonra İstanbul’a yin yoga eğitmenlik kursu için gittiğimde yaşadım. Eğitmenlik kursu sırasında doldurmam gereken asistanlık dersleri için gitmiştim İstanbul’a. O yüzden boş vaktim oluyordu ve ben tabi ki sevgili öğretmenlerimden birinin, Chris Chavez’in dersini kaçırmak istemedim. Chris Chavez her zamanki gibi enerji doluydu ve bu enerjiyi hepimize yansıtıyordu. Dersin başında tam da benim yazımda yazdıklarımdan bahsetti. Vinyasa akışı içinde asanaları yaparken sakin kalıp yin olmamız gerektiğini söyledi. Adho mukha svanasana, nam-ı diğer aşağı bakan köpek duruşunun, dinlenmemiz, sakinleşip yin olabilmemiz için bir fırsat olduğunu anlattı. Tüm derste aslında bir akış içinde olacağımızı, terleyeceğimizi ve hareket edeceğimizi ama tüm bu hareket içinde sakin nefeslerle yin kalabilmemizin önemli olduğunu anlattı. Tam da ben bu konudaki yazımın taslağını hazırlamışken… Tabi ki derste ben de yoruldum, terledim, havasız geldi sınıf, bazen nefes alamıyormuş gibi hissettim. Ellerimi ve terimi silebileceğim bir havlum bile yoktu. Mat kendi matım değildi. İstanbul’a giderken yük etmemiştim. Uzun zamandır kendi yoga malzemelerim olmadan yoga yapmamıştım, ama yine de sakin kalabildim. Nefeslerimle akabildim, nefeslerime odaklanıp sakin kalabildim. Dersin o yoğun akışı içinde yin kalabildim… Tüm bu yang döngüsünün içinde yindim ben…
Kendi özel derslerime geri dönersem. Yaklaşık beş ay kadar önce bu grupla derslere başladım. Beş ay içinde, herkesin tek tek fiziksel, ruhsal, bedensel ve zihinsel gelişimlerini görmek beni çok mutlu ediyor. Hayatlarında ufak da olsa farklılıklar yaratmalarını, değişmelerini, gelişmelerini ve aydınlanmalarını görmek harika… Gelişirken başkalarına da yardımcı olmaya ve onların da ufuklarını açmaya çalışmalarına ise paha biçilmez… Hayata “yin” olarak bakmaya başladıklarını görmek ise mutlulukların en büyüğü…