Tag Archives: göğüs kafesi

zihin mi kalp mi?

Standard

Bazı günlerde yoga derslerine giderken o gün için içimden geçen bir ders akışı oluyor ve çoğu zaman da öğrencilerin o gün ihtiyacı olan dersle örtüşüyor bu program… Bazı günlerde ise derse gidiyorum ve sadece öğrencilerden ilham almak istiyorum. Dersten yaklaşık yarım saat önce tesise gidip yoga matımı yere serip ya biraz meditasyon yapıyorum ya da sırt üstü yatıp günün yorgunluğunu üzerimden biraz atmaya çalışıyorum. Derse gelenler olduğunda ise onlarla sohbet ediyorum. Bu sohbetler sırasında o gün aklımda bir ders akışı yoksa kesin bir ders planı oluşuyor. Geçenlerde de aynen böyle oldu.

Derse gittiğimde sınıf boştu. Yoga matımı yere serdim ve üzerine uzandım. “Supta baddha konasana”ya (uzanmış kelebek duruşu) yerleşerek gözlerimi kapattım. Tüm bedenimi minderde ağırlaştırdım. Nefeslerimi sakinleştirdim ve ders öncesi dinlendim. O sırada öğrenciler de gelmeye başlamıştı. Öğrenciler geldiğinde yerimden kalktım ve onlarla sohbet etmeye başladım. O akşamki ders “yin” (dişil enerji) bir dersti. Haftanın son günü, tüm günün ve haftanın yorgunluğunu “yin yoga” ile bedenlerden ve zihinlerden atmaktı amacımız.

“Yin yoga”da çok fazla seçeneğimiz yoktur. Bu yoga uyluk bölgesine odaklandığı için ve bedeni derin bağ dokularına kadar esnetip rahatlatmayı amaçladığı için yapabileceğimiz “asana”lar sınırlıdır. Ama o gün içimden değişik bir şeyler yapmak geliyordu. Öğrencilerden biri ise derdime derman oldu. Bana ilham verdi.

Derse başlamadan önce öğrencilerden biri “vishuddha çakra” (boğaz çakrası) üzerine çalışıp çalışamayacağımızı sordu. Daha önceleri “vinyasa” (akış) derslerinde bu çakra üzerine çalışmıştık. Öğrenci, “yin” bir derste de bu çakrayı harekete geçirip geçiremeyeceğimizi öğrenmek istiyordu. Neden olmasın? Tabii ki çalışabiliriz.

O sırada derse yeni bir öğrenci geldi ve torakal omurgada (sırt) “skolyoz”u olduğunu söyledi. Derse başlamadan öğrenci ile konuşup bedeni hakkında ayrıntılı bilgi edindim. Bedenini inceledim ve nelere dikkat etmesi gerektiğini de söyledim. Tabii ki ders boyunca bir gözüm öğrencinin üzerinde olacaktı.

Tam o anda aklıma bir fikir geldi. O günkü derste neden hem göğüs kafesini esnetip hem de boğaz çakrasını çalıştırmıyorduk. Hem göğüs kafesini esnetip yeni gelen öğrencinin dersten faydalanmasını sağlayabilirdim hem de boğaz üzerine çalışıp diğer öğrenciyi mutlu edebilirdim. Hem de tüm öğrenciler değişik bir ders deneyimlemiş olurlardı.

Derse göğüs kafesini esnetmek için “supta baddha konasana” (uzanmış kelebek duruşu) ile başladık. Yoga matlarını başın arkasından yuvarlarlamaya başlayıp tam kürek kemiklerinin altına yerleştirmiştik. Böylece derse başlarken göğüs kafesi olduğundan biraz daha yükselmiş ve esnemeye başlamıştı. Öğrencilerden gözlerini kapatmalarını ve nefeslerini göğüs kafeslerine yönlendirmelerini istedim. Derin nefesler alıp tüm akciğerleri oksijenle doldurmalarını… Yaklaşık beş dakika bu duruşta bekledikten sonra bedeni yana düşürüp oturma pozisyonuna geldik.

Göğüs kafesini açmak ve esnetmek için “melting heart” (eriyen kalp) ve “sphinx” (sfenks duruşu) gibi duruşlarda dört dakika bekledik. Sfenks duruşunda boynu sağa sola, öne arkaya çevirerek birer dakika bekledik. Tüm duruşların arasında “balasana” (çocuk pozisyonu) ile dinlendik. Göğüs kafesini açıp esnetirken aslında kalp çakrasını (anahata çakra) da çalışıyor, “sevgi enerjisini” daha canlı hale getirmek istiyorduk.

Boğaz çakrası ve omuz kuşağı için kolları iki yana açıp bilek fleksiyonu ve ekstansiyonu çalışması yaptık. Sonrasında “finger fans” akışı ile kollardaki kan akışını hızlandırdık. “Broken wings” (kırık kanatlar) ile de omuzları esnetip kürek kemiklerinin arasını rahatlattık. Bu çalışmalar ile de akciğer ve kalp meridyenlerini etkiliyorduk.

Boğaz için “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi), “sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu) ve “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu) yaptık.

Dersi “twisted roots” (dönmüş kökler) burgusu sonrası “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile sonlandırdık. Herkes “savasana”dayken ben de en sevdiğim duruş olan “supta baddha konasana”ya uzandım. Işıklar kapalı, sınıf karanlık, ortam huzur dolu, arka planda enstrümantal “What a wonderful world”… (Hayat ne güzel!)

“Savasana”dan uyanmak herkes için biraz zor oldu. Derste neler hissetmiştim? Zihnimiz yerine kalbimizin sesini dinlemek çok mu zordu? Peki ya kalbimizin sesini dinlediğimizde daha huzurlu ve mutlu olmuyor muyduk? Aslında kalbimizin her şeyin en doğrusunu ve güzelini bilmiyor muydu? Peki o zaman biz neden sürekli zihni dinliyor ve hep mutsuz oluyorduk? Kalbimizdeki sevgi enerjisini hissedebiliyor muyduk? Kalbimizdeki sevgi ile dudaklarımızdan da güzel sözcükler dökülüyor muydu? Kendimi doğru ifade edebiliyor muydum? İfade ettiğimde karşımdakiler tarafından doğru anlaşılabiliyor muydum? “Bundan sonra daha çok kalbimizin sesini dinlemek ve onun söylediklerini yapmayı ve doğru ve düzgün iletişim kurabilmeyi dileyelim. Bana ilham kaynağı olduğun için önünde saygıyla eğiliyorum sevgili öğrencim…”

günlük hayatta yoga

Standard

“Öğretmenim, geçenlerde MR çektirecektim. MR makinesinin içine girdim ve bir buçuk saat orada kaldım. Makine arızalandı.” “Peki nasıl dayandınız?” “Öğretmenim, sadece yoga derslerini düşündüm. Bunun sürekli olmadığını, gelip geçici olduğunu kendi kendime hatırlatıp durdum. Ve tabii ki gözlerimi kapatıp nefesime odaklandım.”

Geçen hafta grup derslerinin birinde öğrencilerden biri bana bunları söyledi. O gün “vayu”ları (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımları) üzerine çalışıyorduk. Her zamanki grup derslerinden biraz daha farklı ve biraz daha felsefik bir ders işliyorduk. Enerji akımlarını uygun “asana”lar (duruş) ile anlamaya çalışıyor ve her “asana”da bedenin hangi yöne doğru gittiğini ve nefesin bedenle nasıl hareket ettiğini gözlemlemeye çalışıyorduk.

Akışlar arasında “balasana”da (çocuk pozisyonu) dinlenirken öğrencilerden biri, “öğretmenim, yoga derslerinin çok faydasını görüyorum. Yoga, günlük yaşantımı da değistirdi. Günlük hayatta eskisinden çok farklı bir kişi haline geldim. En son da geçenlerde başımdan geçen bir olay yoganın bana ne kadar çok faydalı olduğunu bir kez daha görmemi sağladı.”

Diğer öğrenciler ve ben, bu olayın ne olduğunu merak edip öğrenmek istemiştik. İşte tam da bu sırada öğrenci, “geçenlerde MR çektirecektim. MR makinesinin içine girdim ve bir buçuk saat orada kaldım. Makine arızalandı. Sadece yoga derslerini düşündüm. Bunun sürekli olmadığını, gelip geçici olduğunu kendi kendime hatırlatıp durdum. Ve tabii ki gözlerimi kapatıp nefesime odaklandım.”

“Dersin başındaki meditasyonu hatırladım. Meditasyonda neler yaptığımızı düşündüm. Gözlerimizi kapatıp nefese nasıl odaklandığımızı hatırlamaya çalıştım. Nefes aldım ve verdim. Ve nefeslerimi saymaya başladım. Nefeslerimin bedenimin neresinde dolandığımı fark etmeye çalıştım. İlk başlarda paniklediğim için nefeslerim sığdı ve kesik kesikti. Gözlerimi kapatıp zihnimi devre dışı bıraktığımda nefeslerim sakinleşmeye başladı. Ve nefeslerimin süresi uzadı. Göğüs kafesimden karnıma doğru hatta pelvik tabana kadar nefeslerimi derinleştirebildim. Nefesimi derinleştirdikçe ve gözlerimi kapalı tuttukça daha da sakinleşiyordum. Zihnimi sadece nefeslerime yönlendirdim. Bir süre sonra nefeslerim o kadar sakinleşti ki neredeyse durma noktasına gelmişti. Bedenim artık gergin değildi. Bedenim de rahatlamış ve gevşemişti.”

“O anda sizin sözlerinizi hatırladım. Kötü haber, hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. İyi haber, hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. Hiçbir şey sürekli değil. Her şey gelip geçici. Yoga” asana”larında zorlandığımızda zihni susturmak için gözlerimizi kapatıyor ve nefese odaklanıyorduk. Beden ile nefesi uyumlu hale getirmeye çalışıyorduk. Günlük hayatta da şu an en zorlandığım anlardan biriydi. Ve ben de bu zorluğun sürekli olmadığını ve birazdan gelip geçeceğini kendi kendime telkin ettim. Ve kendime inanamadım. Yoga meğer hayatımın içine ne kadar çok girmiş. Hayatta zorlandığım anlarda yogaya başvurmaya başlamışım meğer.”

Bu yaşananlardan ne kadar mutluluk duyduğumu anlatamam. Her ne kadar yoga derslerini spor tesislerinde versem de, bu yoganın diğer fiziksel çalışmalar gibi algılanması anlamına gelmiyor. Tabii ki her şeyin başında bedenimizi ya da fiziksel görüntümüzü geliştirmek ve düzeltmek var. Her ne kadar birçok kişi spor tesislerinde yogaya bu amaçla başlasa da zaman içinde “yoga olmaya” başlıyor. “Yoga olmak” yani “bedenen, zihnen ve ruhen bir ve bütün olmaya”… Bir süre sonra da yoga derslerinde fiziksel kar elde etme amacının yerini ruhen ve zihnen huzur bulma amacı alıyor. Sanırım yoganın güzelliği ve felsefesi de burada… Dayatmadan, zorlamadan, sadece kendi olarak kendini sevdirmek…

huzur ve mutluluk

Standard

Bir süredir yazı yazamıyorum. Ülkemizde her gün artmakta olan terör olayları, ekonomik kriz ve siyasi gelişmeler yüzünden yoga ve meditasyon hakkında yazmak ülkenin gerçeklerine kulak tıkayıp güllük gülistanlık bir dünyada yaşıyormuşum gibi hissettirecekti. O yüzden yoga ve meditasyon hakkında yazmak istemedim. Her ne kadar her hafta bilgisayar başına otursam da içimden yazmak gelmedi. Aslına bakarsanız hala da yazmak gelmiyor.

BEN_4569

Kendimi bu kadar üzgün ve umutsuz hissederken beni mutlu eden tek şey yoga derslerim. Yoga derslerim de olmasaydı sanırım evimden çıkmak dahi istemezdim. Derslere gittiğimde bir saatliğine bile olsa rahatlamış ve her şeyden uzaklaşmış hissediyorum. Öğrencilerin “asana”ları (duruş) yaparken ki ruh halleri ve mutlulukları bana da yansıyor sanki… Ve bir saatliğine tıpkı bir tiyatro oyuncusu gibi sahneye çıkıyor, tüm olumsuzlukları unutuyor ve yine de gülümseyebiliyorum.

Terzi kendi söküğünü dikemezmiş ya… Ben de kendi pratiğimi yapsam da; yoga ve meditasyon yaparak saatler geçirsem de artık faydası olmuyor sanki… Yine de beni mutlu eden tek şey yoga derslerim ve öğrencilerin ders sonunda ulaştıkları sonsuz mutluluk…

Tüm bu süreç içinde tüm öğrenciler aynı ruh halindeydiler. O yüzden genellikle “kalça açıcı duruşlar”, “burgular” ve “göğüs kafesi açan duruşlar”a yoğunlaşlaştık. Göğüs kafesimizi açarak daha çok sevebilmeye ve başka kimseleri biraz daha anlamaya çalıştık. Burgular ile içimizde birikmişlerden arınmak ve tamamıyla bir “detoks” yapmak istedik. Kalça açıcılar ile ise içinde bulunduğumuz öfke, nefret ve korku gibi duyguları temizlemek istedik. Bir saatliğine bile olsa da belki de bu duygu ve düşünceleri unuttuk ve bir saatliğine bile de olsa nefes aldık. Bir saatliğine bile olsa da sadece beden, zihin ve ruh ile tam bir bütünleşme sağladık. Bir saatliğine bile de olsa tüm olumsuzlukları unuttuk. Bir saatliğine de olsa kendi bedenimizi izlerken nefesimizin nasıl olduğunu fark etmeye çalıştık. Bir saatliğine de olsa tüm düşüncelerden arınıp zihnimizi sadece bedene ve nefese yönlendirmeyi denedik. Ve o bir saatin sonunda biraz huzur ve mutluluk ile dersten ayrıldık. Zaten tek istediğimiz de bir parça huzur ve mutluluktu…

kış aylarında yoga

Standard

21 Aralık kış gündönümü… Geldi ve geçti… Yılın en kısa günü ve en uzun gecesi… Bu sene daha da uzun ve daha da karanlık sanki… Ülkemizde bitmek bilmeyen terör olayları ile günler sanki daha uzun ve karanlık hale geliyor… Bir de yaz saati uygulamasının devam etmesi günleri daha da karanlık hale getiriyor. Sabah uyandığımızda kapkaranlık bir güne uyanıyoruz. İş ya da okul için yollara döküldükten bir süre sonra gün aydınlanıyor. Sabahları uyanmak daha zor hale geliyor. Gün ışığının insanlar için ne kadar önemli olduğunu ve biyolojik olarak gün ışığına göre yaşamakta olduğumuzu aydınlanmak bilmeyen bu kış sabahlarında daha iyi anladık galiba…

IMG_6821

Zaten kış ayları geldi mi moralim oldukça bozuk olur. Yıllardır yoga yapan ve yogayla yaşayan bir insan olduğum halde, hayatın ikiliğine ve zıtlıklarına (düalitesine) bir türlü alışıvermiş değilim. Aslında birçok alanda kabullenmiş durumdayım bu ikili dengeyi (düaliteyi). Ama iş yaz ve kış döngüsüne geldiğinde nedense yaz benim için ağır basıyor. Açıkçası, yaz varsa kış da var söylemi benim bir türlü içimden gelerek dillendirdiğim bir söylem değil. Üstüne üstlük bir de karanlık sabahlara uyanmak beni ne hale getirmiş olabilir; bir düşünün isterseniz.

Kış… Soğuk, karanlık, kuru ve sert… Tüm bunlar “Ayurveda” (Hint yaşam biliminde) üç beden yapısından “vata dosha”ya tekabül eder. “Vata dosha”, akla hafif, havadar ve yaratıcı gibi sıfatları çağrıştırır. Bu beden yapısının temel özelliği, değişkenliğidir. “Vata dosha”nın, en önemli görevi merkezi sinir sistemini denetlemesidir. Bu “dosha”nın dengesi bozulduğunda kaygı ve depresyondan klinik zihinsel sorunlara kadar değişik sinirsel rahatsızlıklara açık olabiliriz.

Kış aylarında, soğuk, kuru ve sert havayla birlikte, “Ayurveda”ya göre vücut tipimiz ne olursa olsun, bedenimizdeki “vata” oranı yükselir. Bedenimizdeki “vata” oranı yükseldiğinde de yapabileceğimiz en iyi şey, köklenmeye yönelik yoga asanaları yapmaktır. Bu nedenle, kış aylarında yoga çalışmalarımızda köklenmeye ağırlık vermek ve o an ne yapıyorsak yapalım farkındalığımızı köklerde ve köklenmede tutmamız gerekir.

Vücudumuzda “vata” oranı yükseldiğinde neden köklenmemiz gerekmektedir? “Vata”, sadece soğuk, karanlık, kuru ve sert gibi sıfatları değil aynı zamanda hafif ve havadar gibi sıfatları da içinde barındırır. Dolayısıyla, bedenimizde “vata dosha” arttığı zaman, kendimizi daha hafif, havadar ve uçuyor gibi hissetmemiz çok normaldir.

Bu nedenle vücudumuzdaki “vata”yı daha da arttırmamamız aksine azaltmamız ya da bir anlamda dengelememiz gerekir. Eğer yoga çalışmalarımızda, “vata”yı arttıran ters duruşlara ağırlık verirsek, daha çok “sirsasana” (baş duruşu), “adho mukha vrksasana” (kol duruşu), “pincha mayurasana” (önkol duruşu) yaparsak, bedenimizdeki “vata”yı arttırız, zihnimizi yorarız ve kendimizi sabırsız hissederiz. Aynı zamanda hep uçuyormuş gibi bir duyguya kapılırız, kıpır kıpır olup yerimizde duramayız, bir noktaya odaklanamayız ve dikkatimiz dağılır.

Kış aylarında, kendimizi fiziksel, duygusal ve ruhsal açıdan dengelemek için, özellikle bu tarz şikayetlerimiz varsa, köklenmeye ağırlık vermeliyiz çünkü büyük bir olasılıkla bedenimizdeki “vata dosha” artmış demektir. Yogadaki ayaktaki duruşlar, özellikle “tadasana” (dağ duruşu), “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen) ve “vrksasana” (ağaç duruşu), bizleri köklendiren ve “vata dosha”yı düzenlememize yardımcı olan duruşlardır. Bu ayaktaki duruşlar, gücümüzü arttırmakla kalmaz, aynı zamanda bizim ayaklarımızın üstünde daha sağlam ve dengeli durmamızı sağlar.

Aslında sadece ayaktaki duruşlarla köklenmeyiz. Amacımız eğer köklenmekse, her duruşta köklerimizi hissedebiliriz. Nasıl mı? Mesela “paschimottanasana”yı (batıya bakan duruş/oturarak öne eğilme) ele alalım. Bu duruşta, dikkatimizi oturma kemiklerimize verirsek, ve kendimizi oturma kemiklerimizden yere doğru iyice köklendirmeyi amaçlar ve bu hissi yakalarsak, yoganın oturarak yapılan duruşlarının birinde de köklenmeyi sağlamış oluruz.

Aynı şekilde, arkaya eğilmeleri yaparken de köklenebiliriz. Mesela bhujangasana (kobra) ve salabhasana (çekirge duruşu) yaparken, bir taraftan göğsümüzü yukarı kaldırırken bir taraftan da karnımızdan yere iyice köklenebiliriz.

Burgular da bedenimizdeki “vata” oranının düzenlenmesine yardımcı olur. Yalnız burada dikkat etmemiz gereken bir nokta, nefesimizi tutmamamız ve nefesimizin rahatça ve özgürce akmasıdır. Eğer nefesimiz özgür, rahat ve bütün değilse, o zaman vücudumuzdaki “vata dosha” artar.

Kış aylarında, soğuk havayla birlikte soğuk algınlığı, nezle ve grip olma ihtimalimiz arttığı için göğüs kafesini, boğazı ve sinüsleri açan asanalara odaklanmak da faydalı olabilir. Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısıttıktan sonra, “ustrasana” (deve), “dhanurasana” (yay) ve “salabhasana” (çekirge) gibi arkaya eğilmeler ile göğüs kafesini açabilir; “salamba sarvangasana” (omuz duruşu) ve “matsyasana” (balık) gibi asanalar ile de boğazı temizleyip arındırabiliriz.

Tüm bu bedensel yoga asanalarının yanında, “ujjayi pranayama” (ujjayi/kahraman nefesi) ile bedeni ısıtmak da kış ayları boyunca bedende artan “vata dosha”yı dengelemek için iyi bir yöntem olabilir. Kışın bedeni ısıtabilecek diğer teknikler ise, “bhastrika pranayama” (körük nefesi) ve “kapalabhati kriya” (kafatası parlatan arınma yöntemi)dir. “Kapalabhati”, bedenden balgamların atılmasına yardımcı olabilir.

Şu an yaşamakta olduğumuz soğuk, kuru ve sert kış aylarında, kendimizi yeryüzüne, toprağa, zemine köklendirmeye çalışarak bedenimizdeki “vata dosha”yı düzenleyebiliriz. Ayakta duruşları yaparken, bir yandan yere iyice köklenip, bir yandan da tabanlarımızdan yükselen enerjiyi fark etmeye çalışmalıyız. Bir taraftan kendi enerjimizi aşağı doğru akıtırken, öteki taraftan da yeryüzünün, toprağın, zeminin bize verdiği ve yerden yükselen enerjiyi her yoga duruşunda hissetmeye odaklanmalıyız.

Köklenmek, hayatın en temel esaslarından biridir. Herkes, her şey bir yere ait olmak, köklere sahip olmak ister. İşte kış ayları köklenmemiz ve aidiyetimizi geliştirmemiz için hepimize bir fırsat… Hayatta ikili bir denge (düalite) varsa, ayaklarımızın yerden kesilmesi gereken ana kadar — yani yaz aylarına kadar– köklenmeye devam etmeliyiz. Ne de olsa köklenmenin sonunda ayaklarımızın yerden kesileceği günler de gelecek.

güven ve cesaretle…

Standard

Son zamanlarda yoga derslerine gittiğimde öğrencilerde hep aynı yorgunluk, bıkkınlık, mutsuzluk ve güvensizlik… Herkes gergin, herkes korkuyor ve herkes tedirgin… Üst üste gelen terör saldırıları bu kasvetli ve karanlık kış günlerinde bedenlerimizin ve ruhlarımızın yorgunluğunu, bıkkınlığını, mutsuzluğunu ve güvensizliğini arttırıyor. Derse gittiğimde öğrencilere ne çalışmak istediklerini sorduğumda, “bizi rahatlatacak, bir saatliğine de olsa huzurlu ve mutlu hissettirecek bir şey çalıştırın” cevabını alıyorum. Bu nedenle bu hafta yoga derslerinde göğüs kafesini esnetecek akışlara ağırlık verdim.

2009-2010 tum fotolar 006

Bu haftaki üç değişik yerdeki dersimde arkaya eğilmelere odaklanarak göğüs kafesini esnetmeyi amaçladım. Derslerin zirve duruşu “urdhva dhanurasana” (tam köprü) olacaktı. Derse başlamadan önce öğrencilere, “bugün derste köprü duruşunu deneyeceğiz. Köprü denerken geriye doğru bakabilmeyi, geçmişe doğru bakabilmeyi, bilinmeze doğru bakabilmeyi çalışacağız. Geriye doğru bakabilmek ve kollarımıza güvenip bedeni yükseltebilmek cesaret isteyen bir şey. Eğer korkularımız varsa, şu an hayatımızda bir şeylerden korkuyorsak, cesaretle göğsümüzü açamayabiliriz. Ama en azından güven ve cesaretle bunu dener ve sonunda sevgi, coşku ve mutluluğa doğru yol alabiriz.”

Ve ders başladı. Ders boyunca göğüs kafesini ve kalça fleksör kaslarını esnettik ve omuzları geriye doğru çevirebilmek için omuz kuşağı üzerine çalıştık. Zirve duruşunu üç aşamada denetmeye karar vermiştik. İlk denemede “setu bandhasana” (yarım köprü) yapacaktık. Nefes alırken bedeni sırta kadar yerden kaldıracak ve ikinci nefesi alırken omuzları biraz içeri doğru sokarak göğüs kafesini yukarı ve ileri doğru açmaya çalışacaktık. İkinci denemede yine “setu bandhasana” ile başlayacak, bu duruşa yerleştikten sonra kolları başın yanında yere yerleştirip başın tepesini yere koyacaktık. Bu duruş bizler için o gün imkansızsa yine sadece “setu bandhasana” yapacaktık. Üçüncü sefer ise tam köprü deneyecektik. İkinci duruştaki gibi yerleştikten sonra nefes alırken kolların üzerinde yükselip başı yerden kaldıracaktık ve tam köprüyü yapacaktık. Duruş o gün için bize zor geliyorsa birinci ya da ikinci aşamada bekleyecektik.

Derslerde her üç duruşu da yapanlar, sadece yarım köprüyü yapanlar, birinci ve ikinci aşamaları deneyenler oldu. Herkes kendi bedeninin ve ruhunun o gün elverdiği kadarıyla duruşu denedi ve yapabildiği kadarını kabullendi.

Öğrenciler uzun bir “savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) dinlenirken ben de düşüncelere dalmıştım. Tüm öğrenciler yaşadığımız olaylardan dolayı mutsuz, umutsuz, üzgün, kırgın, bıkkın, yorgun ve güvensiz hissediyordu. Herkes korkuyordu. Ne kadar etkilenmediğimizi düşünsek de terör saldırılarından güvensiz, yorgun ve umutsuz hissediyorduk. Her gün — doğru ya da yanlış — ihbarlar sosyal medyada dolaşıyordu. Oraya gitmeyin, buraya gitmeyin. Bedenler yorgun olmasa da ruhlar yorgundu. Tüm yaşananlar güvensizlik, yorgunluk, umutsuzluk doğuruyordu. Bu ruh halinden çıkmak için geriye eğilsek ve göğüs kafesi esnetsek bile istenilen sonucu alamayabiliyorduk. Belki daha önceden çok rahat bir şekilde geriye eğilebiliyorduk ama belki artık geriye eğilirken sıkıntı çekiyorduk. Acaba ruhumuz, kalbimiz ve vicdanımız ağır mı gelmeye başlamıştı? Peki ya korkular? Her gün üzerine yenisi eklenen korkular? Ve bu korkuları yenecek cesaretten yoksun olmak? Artık kendimizi bir şeyler yapacak kadar cesur hissetmemek? Güven ve cesaretle adım atamamak… Bıkkınlık duymak ve tüm bunların verdiği ağırlıkla göğüs kafesini yerden kaldıramamak…

rahat ama sağlam

Standard

Geçtiğimiz hafta bir grup dersinde denge ve esneklik gerektiren bir “asana” (duruş) denemiştik. “Natarajasana” (dansçı duruşu)… Derse giren öğrenciler spor yapmayı, yürümeyi, koşmayı, değişik grup etkinliklerine katılmayı sevdiklerinden dolayı kasları oldukça gergindi ve o yüzden bu duruşu denerken oldukça zorlandılar. Tam duruşu denediğimiz sırada aklıma bir fikir geldi ve bu fikri bir sonraki hafta birbirini takip eden iki gün boyunca denetmeye karar verdim.

Photo

İlk günkü dersimizde “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu) deneyecek ve “natarajasana” için özellikle esnetilmesi gereken kalça fleksör kaslarını açacaktık. Ertesi günkü dersimizde de “natarajasana” duruşunu deneyecektik. Her iki duruş da denge duruşu olduğu için bedeni dengelere hazırlamış olacaktık. Yine her iki duruşta da göğüs kafesini, bacağın önündeki kalça fleksör kaslarını ve bacağın arkasındaki hamstring kaslarını esnetecektik. “Natarajasana” duruşunun bir ileri şeklini de deneyecektik ve bunun için ek olarak omuz kuşağını açacaktık.

İlk günkü dersimizin ilk yarısında birkaç denge duruşu, kalça fleksör kaslarını esnetmek için “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “ardha bhekasana” (yarım kurbağa duruşu), “half saddle” (yarım eyer duruşu) ve “cat pulling its tail” (kedi kuyruğu) duruşlarını yaptık. Göğüs kafesini açarken kalçanın önündeki “iliak kemiklerini” üst üste getirebilmek için “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı) ve “parsvakonasana” (yan açı duruşu) yaptık. Beden zirve duruşu için iyice hazırlandığında da önce “ardha chandrasana”nın yukardaki bacak düz bir şekilde olduğu şeklini ve ikinci denememizde de havadaki bacağı dizden büküp elimizle yakaladığımız şeklini denedik.  Duruşu denerken asla ödün vermeyeceğimiz nokta göğüs kafesinin ve iliak kemiklerinin yana doğru dönmesi, omuzların üst üste gelmesiydi. Eğer bu noktalarda doğru hizalanma olmadıysa, o zaman kemer ve blok gibi yardımcı ekipmanlardan faydalanmak gerekiyordu. Göğüs kafesini ve kalçalarını tam olarak döndüremeyen öğrenciler yardımcı ekipmanları kullanarak duruşu bir kez daha denedi.

Ertesi gün beden bir gün önceki dersten dolayı biraz esnemiş ve hazır sayılırdı. “Natarajasana” için ek olarak göğüs kafesini ve omuz kuşağını biraz daha esnetmek istemiştim. “Bhujangasana” (kobra duruşu), “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), “supta virasana” (yerde kahraman duruşu), “broken wings” (kırık kanatlar duruşu), “anjaneyasana”da kolları geriye doğru döndürüp arkadaki dizi büküp ayağı yakaladığımız duruş, “eka pada raja kapotasana”da (kral güvercin duruşu) arkadaki dizi büküp ayağı dirsek içine yerleştirip kolları geriye döndürüp yakaladığımız duruş zirve duruşundan önce bedeni hazırladığımız “asana”lardı.

“Natarajasana”yı önce en basit şekliyle yaptık. Arkadaki dizi büküp elimizle ya da bir kemerle yakaladığımız şekliyle… İkinci denememizde arkadaki ayağı aynı taraftaki dirsek içine yerleştirmeyi denedik. Eğer ayağı dirsek içine yerleştirebildiysek, diğer kolu omuzdan geriye doğru döndürmeyi ve iki eli başın arkasında buluşturmaya çalıştık. Adım adım ilerliyorduk. Önce bir aşamaya geliyor, orada rahatsak bir sonraki aşamaya doğru ilerliyorduk. Denedik, deneyimledik ve bedenimizin elverdiği noktada kaldık. Zorlamadan, olduğumuz yeri kabul ederek…

Her zaman söylediğimiz gibi, yoga fiziksel bir etkinlik değildi. Yoga dersine geldiğimizde sadece bedensel ve kas gücümüzle bir şeyler yapmaya çalışırsak, kendimizi zorlarsak ve başarmak için bedenimizden ödün verirsek, yaptığımız şey yoga olmazdı ve biz de zaten o “asana”yı yaptığımızı sansak bile yapmış olmazdık. Yoga “sutra”larından biri der ki: “Stira sukham asanam”… Yani bir yoga duruşu kolay, basit, rahat olduğu kadar güçlü, sağlam ve dayanıklı olmalı… Zirve duruşumuzu yaparken, o duruşu tüm bedenimiz, ruhumuz yani nefesimiz ve zihnimiz ile uyumlu bir şekilde sanki çok basitmişçesine huzurlu ve rahat sergilemeli ama aynı zamanda o duruş içinde en az beş nefes beklerken temelimiz sağlam, güçlü ve dayanaklı olmalı… Yüzümüzde bir gülümseme, nefesimiz sakin ve dingin, bedenimiz ise çok rahat ve sağlam gözükmeli… İşte o zaman gerçek anlamda “yoga” içindeyiz demektir.

santosha

Standard

Günlük hayatımızda yaşadıklarımızdan, hissettiğimiz duygulardan ya da düşüncelerimizden midir bilmem ama nedense farklı gruplarda olsalar da öğrenciler genellikle aynı yoga “asana”ları (duruş) çalışmak istiyor. Uzun süredir bu konuya dikkat ediyorum. Bir grup dersine gidiyorum ve öğrenciler o gün kalça açıcı akış yapmak istiyor. Sonra aynı gün ya da başka gün bir grup dersine gidiyorum ve o dersteki öğrenciler de kalça açıcı “asana”lara yoğunlaşmak istiyor. Sebebini bilmesem de aslında benim için de değişik bir deneyim oluyor.

20130412_125930

Geçtiğimiz hafta akşam grup dersinde öğrenciler kalça açıcılara yoğunlaşmak istediklerini söyledi. Kalça açıcı çalışma istendiğinde genellikle “hanumanasana” (maymun duruşu) ya da “padmasana” (lotus) deniyorduk. O gün daha önce hiç çalışmadığımız bir zirve duruşu seçmek istemiştim. Bu grupla uzun süredir birlikte çalıştığımız için de çok kolay bir “asana” da olsun istemiyordum. Sınırlarımızı görmek ama o sınırları zorlamamak ve ötesine geçmemek… Şu an nerede ve hangi koşulda olduğumuzu fark etmek ve zaman içinde belki o duruşta biraz daha ileriye gitmek…

Yapacağımız zirve duruşunu bulduğumda bedenin hangi bölgelerini esnetmek gerektiğini de düşündüm ve derse başladık. Dersin ilk yarısında omuz kuşağını, kalçayı dışa döndüren kasları, kalça fleksör kaslarını ve göğüs kafesini esnettik.

Zirve duruşumuz “eka pada raja kapotasana”ydı (tek bacaklı kral güvercin duruşu). Duruşun önce üst beden ile hafif geriye eğildiğimiz şeklini yaptık. Sonra öne eğildiğimiz şeklini yaptık. Bundan sonra arkadaki bacağın kalça fleksör kaslarını esnetmek için dizi kalçaya doğru çekip tuttuk. Duruşun ulaşabileceğimiz en son noktası arkadaki ayağı aynı taraf dirsek içine yerleştirmek ve elleri başın arkasında birleştirip göğüs kafesini açıp bedeni uzattığımız duruştu.

O gün derste eğitmen bir arkadaşım da vardı ve duruşu çok güzel sergiledi. Birkaç öğrenci de duruşun son halini yapabilmişti. Sadece zaman içinde duruşu biraz daha geliştirip göğüs kafesini öne doğru döndürmek ve göğüs kafesini açmak kalıyordu. Çalıştıkça olacaktı. Bazı öğrencilerin omuz ya da diz sorunları vardı. Onlar da kendilerini zorlamadan bedenlerinin el verdiği kadarıyla duruşu sergileyip kendi sınırları içinde kaldı. Beni en çok mutlu eden bu olmuştu. Bu grupla uzun zamandır çalışıyorduk ve herkes artık sadece kendiyle ilgileniyor ve kimseyle yarışmıyordu. Bedenini dinliyor ve durması gereken yerde duruyordu.

Aynı çalışmayı sabah grubunda da yapmıştım. Sabah grubundaki öğrencilerle de uzun zamandır birlikte çalışıyorduk. Onlar da aynı şekilde kendilerini zorlamadan yapabildikleri kadarıyla duruşu denediler ve kendilerini zorlamadılar.

O iki derste de öncelikle kendimizi sevmeyi ve kabullenmeyi deneyimlemiştik. Bedenimizi kabullenmeyi, her ne kadar bazı “asana”ları yapamasa da yapabildiği kadarıyla tatmin olmayı ve mutlu olmayı… Yoganın en sevdiğim iki felsefesinden biriydi “santosha” (tatminkar olmak)… O andaki koşullarını kabul etmek ve onlarla mutlu olmak… Değiştirmek için hayatı zorlamak yerine akışın sana getirdiklerini kabul etmek ve sonrasında sana sunulan değişimi görmek…

 

akışta kalabilmek…

Standard

Daha geçen hafta havaların bir türlü ısınmadığından ve bir türlü gelemeyen yazdan bahsederken, yaz birdenbire geldi. Tabii ki ben çok mutluyum. Sıcak havayı ve güneşi çok seviyorum. Hiç şikayet etmiyorum. Ancak sıcak hava dersleri biraz etkilemeye başladı. Öğrenciler, yoga derslerine gelmeye devam etseler de sıcak hava nedeniyle kendilerini çok bitkin hissedebiliyorlar. O zaman da onlara iyi gelecek tarzda bir ders yapmak gerekiyor.

20160616_130402

Bu hafta 21 Haziran gündönümü dolayısıyla birçok dersimde sadece “surya namaskara” (güneşe selam) serileri yaptık. Ders saatleri yeterli olmadığından 108 güneşe selam yerine 54 seri ile sınırlandırdık kendimizi. Derslere gittiğimde 54 güneşe selam yapacağız dediğimde öğrencilerin hemen heyecanlandıklarını ve o kadar seriyi tamamlayıp tamamlayamayacaklarından emin olmadıklarını gördüm. “Ne zamandır birlikte çalışıyoruz. Sizlerin gücünü ve kondisyonunu biliyorum. Merak etmeyin çıkarabilirsiniz. Hem her beş set bittiğinde dinleneceğiz” dedim. Ve böylece akışlar başladı.

Müzik eşliğinde “surya namaskara” serileri… İlk 20 sette “phalakasana” (sopa) ve “ashtangasana” (diz-göğüs-çene) duruşlu güneşe selamlar yaparak hem öğrencilere yapabileceklerini göstermek hem de biraz yavaştan alarak bedenlerini iyice ısıtmak ve alıştırmak istemiştim. 20 setten sonra her beş setin dördünü “phalakasana”-“ashtangasana”lı ve sonuncu seriyi “surya namaskara A” yani “chaturanga dandasana”lı (alçak şınav) yaptırmıştım. Bu arada onlara güç vermek ve destek olmak için ben de onlarla birlikte yapıyordum. 30. sete geldiğimizde “surya namaskara B” yi de akışlara katmak istedim. Her beş setten üçü “phalakasana-ashtangasana”lı, dördüncüsü “chaturanga dandasana”lı ve sonuncusu da “surya namaskara B”li… Ve böylece bir saat boyunca güneşe selamlarla bedendeki ateş elementini etkili hale getirmiş ve yaz aylarının ve sıcakların bedene yaydığı uyuşukluk hissini azaltmaya çalışmıştık.

Akşam derslerinden birine gittiğimde derste her zamankinden daha az öğrenci vardı. Sıcaklar bizi de etkilemişti anlaşılan. Aklımda belli bir ders planı vardı ama öğrencileri yorgun gördüğüm için istedikleri bir şey olup olmadığını sordum. Onlar o gün derste yavaş çalışmak istediklerini ve bedenleri esnetmenin iyi geleceğini söylediler. Başlangıç meditasyonu sonrasında “butterfly” (kelebek) ile omurgayı ve kasıkları esnettik. Dört ayak üzerine gelip “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı biraz daha ısıttıktan sonra “melting heart” (eriyen kalp) ile göğüs kafesini esnettik. “Dragon” (ejderha) duruşuyla kasıkları ve kalça fleksör kaslarını esnettikten sonra öğrencileri ikili çalıştırıp hem keyifli bir ders geçirmelerini hem de kendilerini biraz daha yoğun esnetmelerini istedim.

İlk olarak “parsvakonasana” (yan açı duruşu) karşılıklı yerleşip kolları kulağın yanından öne doğru uzattığımızda birbirimizin ellerini tutup bedenlerimizin yanlarını daha yoğun hissettik. Çift olarak yaptığımız diğer duruşlar “phalakasana”, “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “vrksasana” (ağaç), “utthita hasta padangusthasana B” (elin ayak parmağını tuttuğu duruş B varyasyonu) idi. Bir öğrenci “balasana”dayken (çocuk duruşu) diğeri onun üzerine uzanarak göğüs kafesini açtı. Bir öğrenci “paschimottanasana”dayken (yerde öne eğilme) diğeri onun üzerine uzanarak göğüs kafesini esnetmeye devam etti. “Navasana” (sandal) ve “upavistha konasana”yı (oturarak açı duruşu) el ele tutuşarak yaptık. Biri yerde uzandı ve ötekini ayaklarının üzerinde havaya kaldırdı. En son da “cat tail” (kedi kuyruğu) öğrencilerden biri diğerinin omuzundan ve uzun ayağından destek olarak omurgayı daha çok esnetti. Artık sıra “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) gelmişti.

O gün derse gittiğimde aklımda bir ders planı vardı. Öğrencileri yorgun ve aklımdaki dersi çıkaracak havada görmediğim için ders planını hemen değiştirdim ve bedenleri esnetmeye karar verdim. Bedenleri esnetirken “dragon” duruşunda burgu yaparlarken aklıma eşli çalışma fikri geldi. Ve ders nasıl başladı nasıl bitti… Demek ki planlar her zaman işe yaramıyordu. Gelişmelere göre kendimizi değiştirmek ve yeni akışa göre hareket etmek mümkündü. Önemli olan akışta kalabilmek, akışın ne getirdiğini hissedebilmek, ona direnmek yerine o akışla birlikte akabilmekti.

her şeye değer!

Standard

Daha önceki yazılarımda bu sene derslerde bir ay boyunca aynı tarz yoga yaparak ve aynı “asana”yı (duruş) çalışarak beden ve zihindeki değişiklikleri gözlemlemeye çalıştığımızı söylemiştim sanırım. Her ay başka bir “asana” grubu üzerinde çalışarak ve belirli bir ya da iki “asana”ya yoğunlaşarak, o “asana” için gerekli olan bölgeleri esnetip güçlendiriyorduk. Bu ay grup derslerimizde geriye eğilmeler üzerine yoğunlaştık. Ve tahmin edebileceğiniz gibi zirve duruşu da, herkesi zorlayan en başlıca geriye eğilme olan “urdhva dhanurasana”ydı (köprü).

2009-2010 tum fotolar 006

Dersin ilk yarısında omuzları, göğüs kafesini ve bacakları bu duruşa hazırlamak gerekirdi. Omuzları dış rotasyona hazırlamalı, kolları güçlendirmeli, göğüs kafesini ve bacakların önündeki kalça fleksör kaslarını esnetmeliydik. Bu hedef bölgeleri “urdhva dhanurasana”ya hazırlamak için bedeni öncelikle “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıttık. Bedeni ısıttıktan sonra “surya namaskara” serilerinin arasına hedef bölgeleri güçlendirip esnetecek duruşlar eklemeye başladık. “Ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) ve “anjaneyasana” (alçak hamle) ile bacağın önündeki kasları esnetirken hafifçe omurgayı geriye doğru da eğmeye başlamıştık. Her güneşe selam serisinde “tadasana”da (dağ duruşu) bedeni biraz daha geriye eğerek geriye doğru bakmak ve bilinmeze gitmeyi deneyimliyorduk. Omuzları dış rotasyona hazırlamak ve esnetmek için “uttanasana”da elleri arkada kenetleyip kendi bedenimizin elverdiği ölçüde elleri başa doğru yaklaştırıyorduk. Yine omuzların dış rotasyonuna hazırlamak için “virabhadrasana I” (birinci savaşçı) kollarımızı “garudasana” (kartal) duruşu kol pozisyonuna alıp nefes verirken bacağın içine doğru düz bir omurgayla eğilmiş nefes alırken geriye doğru açılmıştık. “Virabhadrasana II”de ise (ikinci savaşçı) kollarımızı “gomukhasana” (inek başı) duruşunun kol pozisyonunda tutup omuzları dış rotasyonda tutmuştuk. Kollar ise her “surya namaskara” serisinde “phalakasana” (sopa duruşu) ve “ashtangasana” (diz çene göğüs duruşu) ile güçlenmekteydi. Göğüs kafesini biraz daha esnetmek için “bhujangasana”da (kobra duruşu) ve “viparita virabhadrasana”da (ters savaşçı) uzun süre bekledik.

Geriye eğilmelere ilk başladığımız günlerde “setu bandhasana” (yarım köprü) yaptıktan sonra “urdhva dhanurasana” deniyorduk. Gün geçtikçe bedenler alışmaya başladı. Derslerde biraz değişiklik yapmak gerekiyordu. Bunun için “camatkarasana”dan (vahşi şey duruşu) “urdhva dhanurasana”ya düşmeyi ve geriye gitme korkusu ve bilinmeze gitmenin verdiği heyecanla baş etmeyi deneyimlemek için çalıştırmaya karar verdim. Dersin yarısında ısındıktan sonra denettim bu seriyi. Ne yazık ki ilk ders kimse yapamadı. Belki korkular, belki yeni bir şey görmenin ve zihnin onu reddetmesinin bir sonucuydu… Bilemiyorum. O gün yine “setu bandhasana” ve ardından “urdhva dhanurasana” ile zirve duruşunu tamamladık ve bedeni rahatlatıp dengeledikten sonra dinledik.

Bir sonraki derste bir daha denedik. Ve inanın dersten bu seriyi yapabilenler çıktı. Ve beni mutlu eden tek şey… Öğrencilerdeki gelişmeleri görmek… Bedenlerinin çalışmaya nasıl cevap verdiğini görmek… Çok çalışınca, azmedince, kararlı olunca, isteyince her şeyin mümkün olduğunu fark etmek… Çalışarak korkuların üzerine gidip onları bile yenebilmek…

Bu arada öğrenciler gelişmeye devam ettikçe iki dersimizde de aynı duruşu deneyimletmek istemedim. Bir gün “urdhva dhanurasana” bir gün de “ustrasana” (deve duruşu) çalışmaya karar verdim. “Ustrasana” çalıştığımız gün sınıfta bu duruşu çok kolay sergileyebilen varsa bu duruştan “kapotasana”ya (güvercin) duruşuna geçmesini istedim. Ve inanın sınıfta bunu da hakkıyla yapabilen çok öğrenci oldu.

Böylece ben de sorumun ve çalışmamızın sonucunu görmüş oldum. Bir şeye emek verirsek, çok çalışırsak, azmedersek başarabiliriz. Dikkat edin, azmedersek diyorum. Hırs yaparsak demiyorum. Sevgiyle, inançla ve azimle… Kararlılıkla denersek elimizden hiçbir şey kurtulmaz. Gerçekten istersek, inanırsak, sevgiyle yaklaşırsak ve düzenli çalışırsak sonunda hedefimize ulaşabiliriz.

Bu çalışmanın beni mutlu eden en güzel yanı ise öğrencilerin kendilerine inanarak ve çok çalışarak bir yerlere vardıklarını gördüklerinde gözlerine yansıyan ışıktı. Ve sanırım bu her şeye değerdi…

iki dilli ders

Standard

Yoga derslerini İngilizce vermeyeli ne kadar zaman geçmiş acaba? Bir türlü hatırlayamıyorum. Bir yıl, bir buçuk yıl yoksa iki yıl mı? En son ne zaman yabancı uyruklu bir öğrenci yoga derslerime katılmıştı? Ve ben bu kadar kısa süre içinde mi unutuvermiştim İngilizce ders vermeyi?

2009-2010 tum fotolar 006

Bu hafta yine “ilk”lerin haftasıydı benim için… Haftanın ilk günü grup dersine gittiğimde bir yabancı öğrencinin de derse katıldığını gördüm. Dersten önce öğrenciyle biraz sohbet edip daha önce yoga yapıp yapmadığını ve herhangi bir fiziksel rahatsızlığı olup olmadığını öğrendim. Bir de tabii ki dersi takip edecek kadar Türkçe bilip bilmediğini… Çünkü o gün derse katılım çoktu ve bir Türkçe bir İngilizce yönerge verip vermemem gerektiğini anlamaya çalışıyordum. Tahmin ettiğiniz gibi, yabancı öğrencinin Türkçesi dersi takip etmeye yeterli değildi ve ben de Türkçe ve İngilizce yönergelerle derse başladım.

“Gözlerinizi kapatın. Oturma kemiklerinizden yere uzarken başın tepesinden de gökyüzüne doğru uzayın. Omuzları geriye yuvarlayın, kürek kemiklerinizi kuyruksokumuna doğru ittirin. Nefesler doğal akışında.” Ve sırada İngilizcesi: “Close your eyes. Ground your body down from your sitting bones while at the same time extend your spine up to the ceiling from the top of the head. Roll your shoulders back, bring your shoulder blades down towards the coccyx. Breath is natural pace.”

Yazarken kolay geliyor değil mi? İnanın ki derste kuyruksokumunun, oturma kemiklerinin, neredeyse omuzun İngilizcesini bile zor hatırladım. Yazmak başka şeymiş, dile getirmek başka…

O gün derste göğüs kafesini esnetmeye ve zirve duruşu olarak da “urdhva dhanurasana” (köprü) yaptırmaya karar vermiştim. Dersin ilk yarısı boyunca göğüs kafesini esnetecek, omuzları geriye doğru döndürecek, bacakların önündeki kalça fleksör kaslarını esnetecek duruşlarla bedeni “urdhva dhanurasana”ya hazırladık. Bu arada ben de İngilizce’ye yavaş yavaş ısınmaya başlamıştım: “Nefes alın sağ bacağınızı yukarı kaldırın, nefes verirken sağ bacakları matın önüne getirin.” “Inhale and lift your right leg up, exhale and bring the leg to the front of the mat.” “Nefes alın kolları yukarı doğru uzatın, nefes verirken öne katlanın.” “Inhale and lift your arms up, extend and bend forward.”

Zirve duruşundan önce “setu bandhasana” (yarım köprü) duruşu ile omurgayı “tam köprü” duruşu için hazırladık. Ya “yarım köprü”yü bir kere daha deneyecektik ya da “tam köprü”yü yapmaya çalışacaktık. Dirseklerimiz yanlara açılıyorsa kollarımızı yoga kemeri ile bağlayabilirdik. Dizlerimiz yanlara açılıyorsa bacaklarımızın arasına blok alabilirdik. Göğüs kafesimizi yerden kaldırırken zorlanıyorsak bir arkadaşımız bize yardımcı olabilirdi. Zirve duruşunu yapmadan önce tüm bu seçenekleri tek tek göstermiştim. Herkes kendi bedeninin elverdiği ölçüde o günkü zirve duruşunu yaptı.

Omurgayı “dandasana” (asa duruşu) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile rahatlattıktan sonra yere uzanmıştık. “Jathara parivartanasana” (karından burgu) sonrasında uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi tamamlamıştık tamamlamasına da belki de dersin en zor anı benim için sınıfı derin gevşemeye hazırladığım andı. Bir Türkçe bir İngilizce. “Ayakları gevşetin, bacakları gevşetin.” “Relax the feet, relax the legs.”

“Savasana” sonrası dersi bitirirken de biraz zorlanmıştım. Dersi genellikle o gün hissettiğim duyguları dile getirerek bitirirdim. O gün de “geriye gidebilme, geçmişe bakabilme, korkularla yüzleşebilme” üzerine bir dersti. “Going back, looking back and confronting fears.” Ve ders bitmişti. Ben de biraz bitmiştim.

Ve tahmin edin ne oldu? Ertesi gün gittiğim özel derste de Türkçe-İngilizce ders anlatmam gerekti. O gün bu grupla ilk dersimizdi. Yogayı ve “asana”ları tanımaktı amacımız. Yavaş bir ders yaptık. “Surya namaskara” (güneşe selam) ile bedenleri ısıttıktan sonra, “hatha” (güneş-ay yogası/güçlendirici yoga) tarzı bir ders ile “asana”larda hizalanmaya çalıştık. Dersin ikinci yarısında yere oturup bedeni esnetip her bir “asana”da biraz uzun süre bekleyerek zihni sakinleştirdik. Ve uzun bir “savasana”… Yine “nefes al kobra, nefes ver aşağı bakan köpek.” “Inhale to cobra, exhale to down dog.” “Nefes ver omurganı yuvarla göbek deliğine doğru bak, nefes al beli çukurlaştır aç göğüs kafesini.” “Exhale round your spine and look at your belly button, inhale tuck your tailbone out and open up the chest.”

Ve geçtiğimiz haftanın bana öğrettikleri… İki dilli yoga dersi meğer ne kadar da zormuş, unutmuşum. Ana dilimde ifade etmek ne de büyük mutlulukmuş, aynı ifade gücünü yabancı dilde sağlayamıyormuşum.  Uzuvlarımızın İngilizcesini tekrar gözden geçirmeliymişim. Hayat yeniliklere gebeymiş ve her zaman yeniliklere açık olmalıymışım.