Tag Archives: garudasana

herkesi mutlu edebilir misiniz?

Standard

Derslerde öğrencilerle etkileşim içinde olmayı seviyorum. Onların ihtiyaçlarını dikkate almayı ve o ihtiyaçlar doğrultusunda ders yapmayı da seviyorum. Ama kimi zaman öğrencilerden farklı farklı istekler gelebiliyor. Böyle bir durumda da ortada kalıyorum. Bir öğrencinin istediğini dikkate alsam diğer öğrenci kırılabiliyor. Geçen hafta derslerimden birinde tam da böyle bir durumla karşılaştım.

20150202_104809

Derse gittiğimde birkaç öğrenci sınıfa gelmiş ve yerleşmişti bile. Biraz sohbet ettikten sonra o gün özel bir “asana” (duruş) grubu çalışmak isteyip istemediklerini sordum. Öğrencilerden birkaçı kalça açıcı duruşları çalışmak istediğini söyledi. Bir tanesi ise sırt odaklı bir ders tercih edeceğini söyledi. “Çoğunluk kalça açıcı bir seri istiyor. Çoğunluğun istediğini yapsaydın” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama böyle bir durumda ne kalça açıcı bir seri ne de sırt odaklı bir ders yapacaktım. Bambaşka bir ders planlarken, birden aklıma bir “asana” geldi. Ve bu “asana”nın hem kalça açıcı hem de sırt odaklı bir ders için biçilmiş kaftan olduğunu fark ettim. Sorun çözülmüştü. Şimdi derse başlama zamanıydı.

Başlangıç meditasyonu sonrasında “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile bedenleri ısıttık. O günün zirve duruşu için bacakların içindeki kasları, kasık kaslarını, bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını ve omuz kuşağını esnetmek gerekiyordu. “Hamstring” kasları için “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “padangusthasana” (el parmaklarımızla ayak baş parmağını tuttuğumuz duruş), “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) gibi duruşları kullandık. Bacakların içindeki kaslar için “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrı öne eğilme) ve “half frog” (yarım kurbağa) gibi duruşları yaptık. Omuzları ise “garudasana” (kartal) ve “gomukhasana” (inek başı) duruşlarının kol şekli ile öne eğilirken elleri geride kenetleyerek esnettik.

Sıra zirve duruşuna gelmişti. Zirve duruşunu tahmin edebildiniz mi? “Kurmasana” (kaplumbağa) duruşu… Bu duruşa geçmeden önce “upavistha konasana” (oturarak açı duruşu) ile bacağın içinde kasları ısıttık ve esnettik. Ve “kurmasana”… Zirve duruşunda herkes için en zor kısım omuzların içe doğru dönmesiydi. Öğrenciler duruşu denerken kendi sınırlarını fazla zorlamamalarını ve “asana”da ilerlerken omuzlarını çok zorladıklarını düşündüklerinde bir adım geri çekilmelerini tavsiye ettim.

Zirve duruşundan sonra omurgayı “setu bandhasana” (yarım köprü) ile geriye eğdik. Burgularla bedeni rahatlattıktan sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi sonlandırdık.

Benim için zorlu bir ders olmuştu. Öğrencilerin istekleri doğrultusunda ders yapayım derken birilerini sevindirirken birilerini kıracak hale gelmiştim. Neyse ki o gün tüm öğrencileri mutlu edecek bir ders yapabilmiştim. Ama her zaman bu kadar şanslı olamazdım. Yine de her zaman herkesi mutlu edemeyiz, değil mi? Benim kendi adıma aldığım ders buydu.

Reklamlar

her şerde bir hayır vardır

Standard

Kimi zaman hayatımızda her şey istediğimiz gibi gitmez. Aklımızda bir şey vardır ve o istediğimiz şey olmamıştır. Biz de istediğimiz şey neden olmadı diye üzülürüz. Belki de istediğimiz şeyin olmaması bizim hayrımızadır ama genellikle kafamızı o şeye taktığımız için illa ki olsun isteriz. Yine bilmece gibi oldu farkındayım. En iyisi en baştan anlatayım.

Photo

Geçen hafta özel derslerimden birine gittiğimde dersimizi yaptığımız salon doluydu. Biz de spor salonunun içinde diğer bölümlerden daha serin olan, yüksek tavanlı ve seslerin yankılandığı bir yerde yoga yapmak zorunda kalmıştık. Uzun bir tatil sonrası olduğu için öğrencilerin bedenleri eskisine kıyasla biraz daha gergindi. O yüzden nasıl bir ders yapsak diye düşünüp duruyordum. Bir de her zaman çalıştığımız salonun dolu olduğunu ve daha serin bir ortamda ders yapacağımızı görünce hızlı bir akış dersi yapmaya karar verdim. Bedeni iyice ısıtıp denge duruşlarına odaklanacaktım. Öğrenciye bunu söylediğimde, o da içinden denge duruşlarını geçirdiğini ve tam da bana bunu söylemek üzere olduğunu dile getirdi. Tesadüfün böylesi!.

Başlangıç meditasyonu sonrasında dizler üzerinde denge duruşlarına başladık. Bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısıttıktan sonra her “vinyasa” (akış) arasına yeni denge duruşları ekledik. Tek bacak havada diz bükülü, tek bacak havada bacak öne doğru uzanmış, tek bacak geride… Bu tarz ısınma duruşlarından sonra, “vrksasana” (ağaç), “garudasana” (kartal), “eka pada utkatasana” (tek bacaklı sandalye), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu)… Ve birkaç denge duruşu daha… Dersin zirvesi “vasisthasana” (yan sopa duruşu) idi. Bir elimizle ayağımızı yakaladığımız tam duruşu yapacaktık.

Zirve duruşu sonrasında birkaç öne eğilme ve burgu ile bedeni rahatlatıp “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile bedeni dinlendirdik.

Dersin sonunda öğrencinin de benim de aklımdan aynı şeyler geçiyormuş. Her şerde bir hayır vardır. O gün her zaman ders yaptığımız salonda olsaydık denge duruşlarını bu kadar kolay yapamayacaktık. O salon halı kaplıydı. Dizlerimizin üzerinde yaptığımız çalışmalar, kalça açıcılar ve öne eğilmeler için biçilmez kaftandı. Ancak denge duruşları için o kadar da sağlıklı bir ortam değildi. Zemin halı kaplı olduğu için yere yeteri kadar köklenemiyorduk ve dengeyi sağlayamayabiliyorduk. O gün çalıştığımız salon parke kaplıydı. Denge duruşlarını çalışırken matı bir kenara itip parkenin üzerinde denedik. Ve her zamankinden daha kolay dengede kaldık. Her şerde bir hayır vardır. Kimi zaman hayatımıza gelenlerden memnun kalmaz ve neden istediklerimiz olmadı diye hayıflanırız. Aslında gelen her şeyi kabul etmeli ve kendimizi akışa bırakmalıyız. O zaman hayat gerçekten de çok kolay olurdu. Sizce de öyle değil mi?

gözler kapalıyken…

Standard

Geçen haftalarda özel dersime biraz erken gittim. Derse daha vakit vardı. O süre içinde derste kullanacağım müziği seçtim ve bedenimi biraz ısıtmak istedim. Kendimi biraz yorgun hissediyordum. O yüzden canlanmak istemiştim. Sevdiğim “mantra”lar (zihni özgürleştirmek için söylenen kutsal heceler) eşliğinde “surya namaskara” (güneşe selam) akışlarına başladım. “Mantra”yı zihnimde ve ruhumda daha yoğun hissedebilmek için gözlerimi kapattım. Ne de olsa gözleri kapattığımızda zihin de susuyordu. Meğer dersten önce içime dönmeye, zihnimi toplamaya ve biraz canlanmaya gerçekten de ihtiyacım varmış. O gün denge duruşları çalışacaktık. Önceden karar vermiştik. Gözlerim kapalı “surya namaskara” akışları yaparken birden aklıma bir fikir geldi. Tüm dersi gözler kapalı yapabilir miydik acaba? Zihni ve ruhu daha yoğun hissederek, nefesi dinleyerek ve tamamen içimize dönerek… 

IMG_6821

Işıkları kapattım. Başlangıç meditasyonu sırasında her zamanki denge odaklı akışlardan farklı bir ders yapacağımızı ve o gün tüm akış boyunca gözleri kapalı tutacağımızı söyledim. Belki bir süre gözler kapalı olduğu için koordinasyonu sağlayamayabilir ve zaman zaman “mat” içinde yönümüzü şaşırabilirdik ama bir süre sonra gözler kapalı yönümüzü bulmaya da alışacaktık. 

Gözlerimiz açıkken dengemizi sağlamak daha kolaydır. Oysa gözler kapalıyken, beyne veri gitmemektedir ve beden pozisyonunu, konumunu algılamakta zorlanmaktadır. Dolayısıyla gözler kapalıyken bedenin dengesini bulması oldukça zor hale gelmektedir. 

Gözlerimiz sayesinde de uzuvlarımızın yeri hakkında bilgi sahibi oluruz. Yani gözler açıkken kolumuz nerede, bacağımızı 90 dereceye kaldırabildik mi yoksa bacak 45 dereceye kadar mı kalktı gibi bilgilere ulaşmamız çok kolay. Gözlerimiz açık, görebiliyor ve bilgiye ulaşabiliyoruz. Ancak gözler kapalıyken bu tarz bilgilere ulaşmamız o kadar da kolay değil. Bu yüzden de gözler kapalıyken denge duruşları çok daha zor… 

Krishna Das’ın “Baba Hanumanmantrası (https://www.youtube.com/watch?v=ar7xwyvAvEM) eşliğinde “surya namaskara” akışlarına başladık. Sadece “surya namaskara A” yapmayı planlamıştım. Ne de olsa gözler kapalıydı. Güneşe selam akışlarına mantra gibi yavaş yavaş başladık. Mantranınzına uygun ve her bir “asana”yı hissederek… Mantra hızlandıkça biz de akışı hızlandırdık. Üçüncü ya da dördüncü turda öğrenci yönünü daha iyi tayin etmeye başladı. İlk turlarda yoga matı üzerinde yönünü şaşırıyordu. Eller biraz mat dışına taşıyor ya da eller mat üzerinde birbirine çok yaklaşıyordu. Üçüncü ya da dördüncü tura geldiğimizde öğrenci yönünü daha iyi bulmaya başladı. Ayaklarını ve ellerini gözleri açıkken yerleştirdiği yerlere yerleştirmeye başladı. İlk başlarda eller ve ayaklar arasındaki mesafe çok yakındı ama ilerleyen turlarda eller ve ayaklar arasındaki mesafe açıldı. Tüm uzuvlar olması gerektiği yerlere yerleşti. Zihin artık gözlerden veri gelmeyeceğini anlamıştı ve buna alışmaya başlamıştı. İlk baştaki bilinmezlikten kurtulmuş ve kabul etmişti. Artık zihin ve beden daha rahat hareket ediyordu. Öğrenci gözler kapalıyken görmeye başlamıştı. 

Artık “surya namaskara” akışlarının arasına denge duruşlara katmaya başlayabilirdim. Yavaş yavaş ilerlemeliydik. Bir güneşe selam akışının sonunda gözler kapalı “tadasana”da (ağaç duruşu) bekledik. Ayakların altından yere doğru köklenmeyi hissettik. Tek ayak üzerinde iyice köklendikten sonra öteki ayağın parmak ucunu yere değdirecek; eğer bunda başarılı olursak ayağı 90 derece bükülü havaya kaldıracaktık. Hangi taraftan başlamak istersek, o taraftan başlayacaktık. Malum bedenin bir tarafı daha dengeli ve güçlü diğer tarafı daha dengesiz ve zayıf olabiliyordu. O yüzden öğrenci hangi ayak üzerinde kendini daha dengeli hissediyorsa, o taraftan başlamasını tavsiye ettim.  

Bir sonraki akışta öğrenciden 90 derece havaya kaldırdığımız bacağı öne doğru uzatmasını istedim. Daha sonraki akışta nefes alıp verirken bükülü bacağı öne doğru açıp tekrar büktük. Bir sonraki akışta eller “anjali mudra”da (dua pozisyonu)vrksasana” (ağaç duruşu) denedik. Daha sonra “vrksasana”da elleri başın üzerine kaldırmaya çalıştık. Gözler kapalı denediğimiz diğer denge duruşları “garudasana” (kartal duruşu) ve “virabhadrasana III”tü (üçüncü savaşçı).  

Denge duruşlarından sonra bedeni “surya namaskara” akışları ile soğutmaya karar verdim. Mantra yavaşladıkça gözler kapalı güneşe selam akışları da yavaşladı. Dersi “dandasana” (asa duruşu) “paschimottanasana” (yerde öne eğilme), “jathara parivartanasana” (karından burgu) ve “savasana” (derin gevşeme ve dinleme pozisyonu) ile sonlandırdık. Gözler hep kapalı…  

Öğrenciyi “surya namaskara” akışları ile soğuturken ben de akışa katılmak istedim.  Öğrencinin karşısında gözlerim kapalı güneşe selam yapmaya başladım. O an öğrencim, “siz de mi yapıyorsunuz” diye sordu. “Evet, ben de yapıyorum.” Gözler kapalıyken görmek böyle bir şeydi. Gözler kapalıyken hissetmek… Gözler kapalıyken bedenimizin, çevremizin, çevremizdekilerin yerini ve yönünü fark edebilmek böyle bir şeydi. Gözler kapalıyken algıları ve sezgileri açmak, ruhu dinlemek ve ruhun bize söylediklerini anlamak, sezgilerle hareket edebilmek ve çevremizdekileri fark edebilmek… O zaman dünyada bir fark yaratabilirdik… 

 

denge ve hayat

Standard
Coğrafi olarak bahar çoktan geldi; hatta bir bölümü geçti bile… Yaşadığım şehirde bir gün bahar havasını hissetsek bile, sonraki iki üç gün yine kış geri geliyor. Bir gün baharlık kıyafetler giyip sokaklarda dolaşmak isterken, bir sonraki gün karanlık hava yüzünden yataktan kalkmak ve dışarı çıkmak istemiyoruz. Bir gün soğuk ve kar yağışlı, iki gün sonra güneşli ve ılık… Ne beden ne de zihin uyum sağladı bu değişken bahara… Bu nedenle geçen haftaki derslerimde ise dengeyi bulabilmek için denge duruşlarına yöneldim.
2009-2010 tum fotolar 696
Denge hem günlük hayatımızın hem de yoga derslerinin olmazsa olmaz bir unsuru… Dengeli olduğumuzda, verdiğimiz tepkiler aşağı yukarı belli olduğunda, genel tavrımız çevremizdekilerce bilindiğinde, hayat bizim için çok daha kolay ve rahat olabilir. Yoga derslerinde ise denge, hem konsantrasyonumuzu hem de koordinasyonumuzu güçlendirmemiz için gereklidir.
Geçen haftaki derslerimin birinde “utthita hasta padangusthasana”yı (el ayak parmağına uzanmış duruş) zirve duruşu olarak seçmiştim. Dersin ilk yarısında, karın kaslarını güçlendirmeli, bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını açmalı, kalça eklemini esnetmeli ve odaklanmaya ağırlık vermeliydik. Başlangıç meditasyonu sonrasında, denge çalışmalarına yerde dört ayak üzerinde başladık ve sağ kolu öne doğru uzatırken sol bacağı geriye doğru açtık. Beş nefes sabit bekledikten sonra, nefes verirken kol ile bacağı ortada birleştirip nefes alırken kol ile bacağı açtık. “Vyaghrasana” (kaplan duruşu) ile bir bacak üzerinde denge çalıştıktan sonra yere sırt üstü uzandık.
Ayaktaki asanalara başlamadan önce karın kaslarını güçlendirmek istemiştim. Sağ bacağı havaya kaldırıp kolları omuz hizasında yukarı doğru açtıktan sonra, bacağı her nefes verişte yere doğru indiriyor kolları da başın yanında geriye doğru götürüyorduk. Her nefes verişte kürek kemikleri havalanana kadar yerden kalkıyor, her nefes verişte kürek kemiklerini yere indiriyorduk. Bu karın çalışmasını on kez sağ bacakta yaptıktan sonra on kez de sol tarafta yapmıştık. Karın ve kasık kaslarını güçlendirmek için bacakları 90 derece havada on nefes beklettikten sonra, bacakları yürüyormuş gibi olduğu yerde oynattık. Daha sonra nefes verirken yere doğru yaklaştırıp nefes alırken 90 dereceye çıkarttık.
Bir sonraki karın çalışmasında, bacakları dizden büküp ayak tabanlarını yere yerleştirdikten sonra kolları başın yanında geriye doğru uzattık. Nefes verirken ayakları yerden kaldırmadan yerden kalkıp düz bir omurgayla bacakların arasından öne doğru uzayıp, nefes alırken geriye doğru yattık. Bu çalışmayı on kez tekrarladıktan sonra, “navasana” (sandal) pozisyonunun birkaç varyasyonunu yaptık. “Navasana”da beklerken sağa sola burgu yaparak oblik kaslarını güçlendirdik. Yine bu duruşta nefes alırken geriye doğru yatıp kürek kemikleri yere geldikten sonra nefes verirken “navasana”ya geri kalktık. Böylece karın çalışmalarının sonuna gelmiştik.
“Navasana”dan “halasana”ya (saban duruşu) ve sonra omurgayı öne arkaya yuvarlayıp bedene hız kazandırdıktan sonra yerden destek almamaya çalışarak ayağa kalktık. “Tadasana” (dağ duruşu) ile bedeni dengeledikten sonra, “surya namaskara” (güneşe selam) serilerine gelmişti sıra. Birkaç güneşe selam serisiyle bedeni iyice ısıttıktan sonra bedeni zirve duruşu için hazırlamaya devam edebilirdik.
“Vinyasa” dersleri sevdiğim için genellikle yapacağımız “asana”lar arasında “surya namaskara” (güneşe selam) serilerini katmaktayım. O derste de öyle oldu. Bir güneşe selam serisi arasında, “adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “trikonasana” (üçgen duruşu) yaparak kalça eklemini esnettik. Aynı seriyi sol tarafta da tekrarladıktan sonra, bir “vinyasa” ile bedeni dengeledik. “Tadasana”dan “utkatasana”ya (sandalye) geçerek karın kaslarını dersin bu aşamasında bir kez daha çalıştırmak istemiştim. Sandalye duruşundayken sağ bacağı sol bacağın üzerine erkeklerin bacak bacak üstüne attığı gibi atıp hem ayaktaki denge duruşlarına yavaş yavaş giriş yapmayı hem de karın kaslarını biraz daha güçlendirmeyi amaçlamıştım.
Diyorum ya “vinyasa” dersleri seviyorum diye. “Tek bacaklı sandalye”den “garudasana”ya (kartal duruşu) geçip birkaç nefes bekledikten sonra, kolları bozmadan “virabhadrasana III”ya (üçüncü savaşcı) geçtik. “Virabhadrasana III”ten “urdhva prasarita eka padasana”ya (ayakta bacakları ayırma) geçip en son “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı) yapıp elleri yere koyup “adho mukha svanasana”ya (aşağı bakan köpek) geçip dinlenmiştik. Aynı seriyi öteki bacakta da tekrarladıktan sonra “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) on nefes bekleyip bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını esnetip bedeni dinlendirmiştik. “Hamstring” kaslarını “urdhva prasarita eka padasana” ve “vinyasa”ların arasına kattığımız “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrık öne eğilme) ile biraz daha esnetmiştik.
Zirve duruşuna çok az kalmıştı. “Tadasana”da sol bacak üzerinde köklendikten sonra sağ bacağı dizden büküp kalça hizasına kadar kaldırmıştık. Nefes alırken bacağı öne doğru uzatıyor, nefes verirken dizden büküyorduk. Beş kez tekrarladıktan sonra aynı seriyi sağ bacak üzerinde köklenip yaptık. Kolları omuz hizasında öne açtıktan sonra yoga kemerini tuttuk. Bedeni öne doğru eğmeden sol bacak üzerinde köklenip sağ bacağı kalçadan geriye doğru açtık ve bir noktada sabit tuttuk. Her nefes verişte bacağı o sabit noktadan biraz daha yukarı kaldırmaya çalıştık. Beş kere tekrarladık sonra aynı seriyi sağ bacak üzerinde köklenerek yaptık.
Artık sıra zirve duruşuna gelmişti. Sol bacak üzerinde köklendikten sonra yoga kemerini ayak tabanının altına yerleştirip bacağı öne doğru uzatmıştık. Amaç “iliak kemikleri”ni yan yana tutmaya devam ederken bacağı öne doğru uzatmaktı. Bir başka dikkat edilmesi gereken konu ise omuzları yan yana tutmaktı. Böylece beden sağa sola, öne arkaya doğru eğilip bükülmeyecekti. Dik bir omurga ile, kalça eklemini sabit tutarak yapacaktık bu duruşu. Duruşta beş nefes bekledikten sonra, bacağı yana doğru açtık. Buradaki amaç da aynıydı. İki kalça yan yana durmalıydı. Biri birinin önünde ya da arkasında olmamalıydı. Eğer kalça hizası bozuluyorsa, belki bacağın açısını biraz daraltmak gerekiyordu. Belki de dizden biraz bükmek… Beş nefes sonra bacağı tekrar öne doğru uzatıp nefes verirken omurgayı yuvarlayıp bacağın üzerine katlanmaya çalıştık. Beş nefes sonra nefes alırken omurgayı yukarı doğru açıp bacağı yere indirdik. Zirve duruşu sağ tarafta bitmişti. Sırada sol taraf vardı.
“Utthita hasta padangusthasana”, asimetrik bir duruştu. O nedenle asanayı sağ tarafta denedikten sonra “tadasana”da (dağ duruşu) birkaç nefes bekleyip bedendeki yarattığı hissi farketmeye çalıştık. Gözleri kapatıp, duruşun beden üzerindeki etkilerine odaklandık. Denge duruşlarında bedenin sağ ve sol tarafının birbirinden çok farklı hissedebileceğini hatırlattım. Bir taraf daha güçlü ve dengeli, öteki taraf daha güçsüz ve dengesiz hissedebilirdi. Belki de dengeleri eşitti. Denemeden bilemezdik ama diğer tarafın dengesinin nasıl olacağını önceden bilemeyeceğimiz için asanaya temkinli yaklaşmamız gerektiğini hatırlattım. Duruşu sol tarafta da denedikten sonra “tadasana”da bedeni dengeleyip dinlendirdik.
Son bir “vinyasa” sonrasında “dandasana”ya (asa duruşu) geçtik. Bu duruş da bedendeki enerjileri dengelemek için çok faydalıydı. “Mula bandha” (kök kilit), “uddiyana bandha” (karın kilidi) ve “jaladhara mudra”yı (çene kilidi) devreye soktuktan sonra bu duruşta on nefes bekleyip beden ve zihni sakinleştirdik. “Paschimottanasana” (yerde öne eğilme) sonrasında sırt üstü yatarak “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile bedeni iyice dinginleştirdik. Sonrasında uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu)…
Ders boyunca kar yağışı devam etti. Öğrenciler kendi içlerinde denge ve huzuru ararken, benim denge ve huzurum nasıldı acaba diye düşünmeden edemedim. Karanlık, kasvetli, yağışlı ve soğuk havaların devam etmesi ve baharın bir türlü gelememesi dengemi bozmuyor değildi. Acaba o günkü ders öğrenciler için miydi yoksa benim için miydi diye düşündüm. Öğrencilerden yola çıkarak aslında ben mi denge bulmaya çalışıyordum. Acaba derslerimizde kimi zaman kendi bedenimizin ve zihnimizin ihtiyacı olan asanalara mı odaklanıyorduk? Belki de öğrencilerin kimileriyle aramızdaki tarif edilemeyen zihinsel iletişim sayesinde derste onların bizden istediği asanalara mı yoğunlaşıyorduk? İster kendi bedenimizin ve zihnimizin ihtiyacı olan derslere yoğunlaşalım istersek de öğrencilerin istediği ya da bize hissettirttikleri derslere… Hayatımızda olduğu gibi derslerde de denge olmalıydı. Kimi zaman öne eğilmeli, kimi zaman arkaya eğilmeli, kimi zaman dengeye yoğunlaşmalı, kimi zaman ters duruşlara odaklanmalı, kimi zaman ise köklenmeliydik…

farkında olmak!

Standard

Hayatın içinde yaşarken hep yaptığımız ama farkına varmadığımız şeyler vardır ya? Evden çıkarız, kapıyı kilitlemişizdir ama evden uzaklaştıktan sonra aklımıza takılır: “Kapıyı kilitlemiş miydim?” Bazen de, yine evden çıkmışızdır ve şeytan dürtüverir: “Ocağı kapattım mı?” Aslında bunların hepsi farkında olmadan, gelişigüzel yaptığımız şeylerdir. Üzerinde düşünmeyiz bile. Tıpkı yoga derslerinde üzerinde düşünmeye değer bulmadığımız bazı asanalar gibi. Oysa birçok yoga dersinin temeli olan ve çok doğru ve düzgün yapılması gereken asanalar da var. Mesela mı? “Chaturanga dandasana”, nam-ı diğer şınav.

2009-2015
Türkçe açılımıyla, “dört uzuvlu/kollu asa duruşu” yani “chaturanga dandasana” tıpkı günlük hayatta yaptığımız ama nasıl yaptığımızı bilmediğimiz sıradan işler gibidir. Özellikle “vinyasa” (akışlı) yoga derslerinde asanaların arasında yaptığımız birkaç pozdan biridir. Yani, yogaya yeni başlayan ve vinyasa dersine giren bir öğrenci bile ders boyunca on-on beş defa “chaturanga dandasana” yapabilir.
Ders vermeye başladığım ilk zamanlarda “chaturanga dandasana”yı bir dersimin zirve duruşu olarak kullanmıştım. Diyorum ya, yaklaşık bir iki aydır aynı gruba ders veriyordum ve çoğunlukla vinyasa dersleri yapıyorduk. Bu dersler içinde kim bilir kaç defa “chaturanga dandasana” yapmışızdır. Sayısını bile bilmiyorduk.
Vinyasa dersi akışlı bir ders olduğu için ve bahsettiğim gruptaki kişiler de tam olarak vinyasa akışını ezbere bilmedikleri için ders boyunca ben de onlarla birlikte akışı yapıyordum. Akışı yaparken de her ne kadar sürekli gözüm sınıfta olsa da tüm asanaları doğru ve tam olarak yapıp yapmadıklarını gözlemleyemiyordum. İşte sırf bu yüzden “chaturanga dandasana”yı bir dersimin zirve duruşu olarak seçtim. İyi ki de seçmişim.
“Chaturanga dandasana” için bedenimizin hangi bölgelerini ısıtmamız ve güçlendirmemiz gerekiyordu diye düşündüm öncelikle. Bu duruş için karın, kol ve sırt kaslarımızı güçlendirmemiz gerekiyordu. Peki, nasıl olacaktı bu? Dersi yerde uzanarak “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozu) ile başlattım. Ders zorlu bir ders olacaktı; en iyisi sınıfı dersin başında gevşetmek ve rahatlatmaktı. Madem yerde başladık o halde biraz karın çalışalım diye karar verdim. Yaklaşık yarım saat boyunca hem yoga derslerinden hem de pilates ve diğer karın derslerinden (six pack) bildiğim birçok karın hareketini yaptırdım. Oturduğumuz yerde omuzları ve kürek kemiklerini çalıştırmak için “garudasana” (kartal duruşu) ve “gomukhasana” (inek başı duruşu) asanalarının sadece kol duruşlarını yaptırdım. Yine karın kaslarının kullanılması için, gruptan omurganın üzerinde öne arkaya sallanarak ayağa kalkmayı denemelerini istedim. Ayağa kalkamasalar bile en azından kalçayı yerden birazcık kaldırmalarını. En sonunda da ayağa kalktık. Ayakta beş set kadar “surya namaskara B” (güneşe selam B) yaptırdım. Bunları “phalakasana” (sopa), “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “ardha salamba sirsasana” (yunus duruşu) ve dirseklerin üzerinde durarak sopa duruşu yaptırdım. Yani önce karın kaslarını çalıştırdık. Ardından da omuzları, kürek kemiklerini ve kolları güçlendirdik. Bedenler zirve duruşu için hazırdı ve o an gelmişti.
Önce ben gösterdim “chaturanga dandasana”yı. Bacakların güçlü olması, omuzların yuvarlanması, kürek kemiklerinin arasının genişletilmesi ve aşağı (kalçaya) doğru itilmesi ve ellerin yere sağlam bir şekilde bastırılması gerektiğini hatırlattım. Sonra duruştan çıktım ve öğrencilerden duruşa girmelerini istedim. Tam beklediğim gibiydi. Vinyasa akışlarının içinde bir asanadan bir asanaya geçerken öylesine yapılan “chaturanga dandasana” gerçek anlamda doğru yapılmıyordu. “Üst bedeni sağlam tutun ben size kalçadan destek vereceğim” dedim ve bu şekilde duruşun “aslında nasıl olması gerektiğini” gösterdim.
Yok, olmayacaktı böyle. En iyisi yardımcı donanım kullanmaktı. “Chaturanga dandasana” çok temel bir yoga asanasıydı ama bir o kadar da zordu. Yoga eğitmenlik kursunda biz de bu asanaya özel zaman ayırmış, tabureyle ve bloklarla çalışmıştık. Şimdi bu bilgileri kullanma zamanıydı. Blokları aldım, birini “iman tahtası” olarak adlandırılan “sternum” (göğüs kemiği) adlı kemiğin altına yerleştirdim. Ötekisinin yeri ise pubik kemiğin (leğen kemiğinin ön kısmı) tam altıydı. İşte bu kadar! Tam anlamıyla dergilerde görebileceğimiz cinsten bir “chaturanga dandasana.”

2009-2014
Şimdi öğrencilerimden aynı şekilde duruşu yapmalarını istedim. Blokların yardımıyla asanayı yaptılar ve bloksuz ve bloklu duruş arasındaki farkı iyice gözlemlediler. “Chaturanga dandasana”nın aslında nasıl yapılması gerektiğini anladılar. Vinyasa akışları içinde bu duruşun “öylesine” yapıldığını ve bu asanaya gereken önemin verilmediğini gördüler. Kolların ne kadar zorlandığını, asanada kalabilmek için karın kaslarının ne kadar sıkılması gerektiğini, bacakların da güçlü olması gerektiğini fark ettiler. Yani, “chaturanga dandasana” (şınav) öylesine bir duruş değilmiş. Bunu gördüler.
Ardından bir alternatif olarak bu asanayı dizleri yere koyarak da yapabileceklerini gösterdim. Yoganın güzelliği buydu. Öğrencilere her zaman başka bir seçenek sunabilme imkânı verir bize.
Peki, bu asananın tek faydası karın, omuz ve sırt kaslarını güçlendirmesi miydi? Elbette ki hayır. Her asananın olduğu gibi bu duruşun da fiziksel yararlarının yanında ruhsal ve zihinsel yararları da vardı. Ne gibi mi? “Chaturanga dandasana”, dayanıklılığımızı ve kondisyonumuzu artırıp bedenimize ve zihnimize zindelik ve hafiflik hissi verir. Bu yararlarını da öğrendikten sonra, birçoğunuzun “chaturanga dandasana”ya daha fazla ilgi ve özen göstereceğini görür gibi oluyorum.
Yazımın başında dedim ya, hayatın içinde yaşarken hep yaptığımız ama farkına varmadığımız şeyler vardır diye. İşte yoga yaparken de yaptığımız ya da yaptığımızı sandığımız ama belki de yanlış ya da eksik yaptığımız bir asana “chaturanga dandasana”. Vinyasa akışlarının içinde araya kaynayıp giden ve üzerinde durmadığımız bir asana… Fakat aslında çok özen göstermemiz ve düzgün yapmamız gereken bir asana…
İster yoga pratiğimizde olsun ister günlük hayatımızda… Biz, biz olalım yaptığımız her şeyi farkına vararak yapalım. Çayımızı yudumlarken farkında olalım. Biriyle konuşurken farkında olalım. Kitap okurken farkında olalım. Üç beş sayfa okuyup da okuduğumuz sayfalarda ne yazdığını fark etmemiş olmayalım. Ne iş yapıyorsak kendimizi tamamen verelim, zihnimizi o işe odaklayalım ve konsantre olalım. İşte o zaman hayata bambaşka bir açıdan bakmaya başlayabiliriz. Belki de bu güne kadar gerçek anlamda yaşamadığımızı, hayatımızı öylesine akıp gittiğini fark edebiliriz. Zararın neresinden dönersek kardır. Önemli olan bundan böyle yaptığımız her şeyi farkında olarak yapmamız, odaklanmamız ve konsantre olmamız. Deneyip görmeye değmez mi sizce?