Tag Archives: farkındalık

haftanın son yoga dersi

Standard

Haftanın son iş günü geldi mi herkeste bir yorgunluk… Çoğumuz bir an önce kendisini eve atmak ve televizyon karşısında yayılma derdinde… Kimileriyse haftanın son iş gününü yoga dersiyle sonlandırmak ve bedenen, ruhen ve zihnen rahatlamak ve arda kalan son enerjileriyle yoga dersine gelip dinginleşmek ve sakinleşmek peşinde…

20130412_130012

Cuma akşamları hızlı ve hareketli dersler yerine sakin ve meditasyona yönelik dersler yapmayı tercih ediyorum. Özellikle son birkaç haftadır “yin yoga” (derin bağ dokularını esnetmeye yönelik yoga) ile tüm bedeni esnetmeyi amaçlıyorum. Her hafta bedenin farklı bir bölgesini çalıştırarak o bölgede birikmiş olan fiziksel ve ruhsal yüklerden kurtulmak için öğrencileri her bir “asana”da (duruş) en az dört beş dakika bekletiyorum. Bacağın önündeki kalça fleksör kasları ve mide ve dalak meridyeni, kasık kasları ve karaciğer ve böbrek meridyeni, bacağın arkasındaki hamstring kasları ve idrar kesesi meridyeni ve kalçayı dışa çeviren kaslar ve safra kesesi meridyeni…

İlk hafta “half butterfly” (yarım kelebek), “half frog” (yarım kurbağa), “caterpillar” (tırtıl), “viparita karani” (bacaklar 90 derece havada) gibi duruşlarla bacağın arkasındaki hamstring kaslarına ve idrar kesesi meridyenine odaklandık ve korku duygusu üzerine çalıştık.

İkinci hafta omurgaya ve sırta yönelmiştik. Bedenin arka yüzü de idrar kesesi ile ilişkiliydi ancak günümüzde birçok kişi sırt ağrıları çektiği için omurgayı çalışmıştık. Özellikle öne eğilmeden önce her duruşta dik bir şekilde en az bir dakika bekleyip kuyruksokumunu geriye doğru çıkartıp öne eğilmeye özen göstermiştik. Dersin sonunda da burgular ile omurgayı rahatlatmıştık.

Üçüncü hafta bacak içine ve kasıklara odaklanmıştık. Amacımız karaciğer üzerine çalışmak ve öfke duygusunun bizde ne gibi etkisi olduğunu gözlemlemekti. “Half butterfly” ve “half frog” duruşlarında ortaya eğilmiştik. Diğer duruşlar ise “dragonfly” (helikopter böceği) ve “frog” (kurbağa) idi.

Her Cuma akşam derslerinde bedenin belli bir bölgesine odaklanmaya devam edeceğim, Amacım bir derste tüm bedeni çalışmak yerine sadece belli bir bölgeyi çalıştırıp daha yoğun bir rahatlama sağlamak. Sadece belli bir bölgeye odaklanıp daha derin bir esneme sağlamak ve bu esnemenin içimizde uyandırdığı duyguları gözlemlemek… Gözlerimizi kapatıp içimize dönmek, gözlerimizi kapatıp dışarıyı değil içimizdekileri görmeye çalışmak… Gözlerimizi kapatıp sadece bedeni, zihni ve ruhu fark etmeye çalışmak ve yaptığımız her şeyi tam bir farkındalıkla yapmak…

 

Reklamlar

bir ve bütün olmak

Standard

Grup derslerinde en zorlandığım zamanlar nedir diye soracak olursanız… Uzun süredir birlikte çalıştığım gruba yeni öğrencilerin gelmesi ve bu öğrencilerin hiç yoga deneyiminin olmaması ve kimi zaman derslerimize değişik değişik sağlık sorunları olan kişilerin katılması ve herkesi memnun ve mutlu edebilecek bir ders çıkarabilme… Yoganın sağlık sorunlarına iyi geldiği bir gerçek… Ancak grup derslerinde bunu ne kadar başarabiliriz. İşte bu konuda kesin bir cevabım yok.

2009-2010 tum fotolar 682

Her beden kendine özgü… Her bedenin esnekliği ve gücü farklı. Her bedenin kısıtlılıkları da çok farklı. O yüzden özellikle kalabalık derslerde tek tek her bedene özgü bir ders çalıştırmak mümkün olmamakla birlikte herkesi “kendi beden sınırlılıkları içinde kalmaya” davet ederek bir şekilde orta yolu bulmaya çalışıyoruz.

Geçenlerde derse her zaman katılan öğrencilerden biri “öğretmenim belim çok ağrıyor. Hafta sonu ağaç ektim. Sanırım orada zorladım” diye geldiğinde dersteki akışa katılmaya çalışmasını, zorlandığında dinlenmesini ve yeniden grubu yakalamasını söyledim. Kendisini zorlamamasını, omurgasını dik ve düz tutmasını ve öne eğilmeleri omurgayı kamburlaştırarak değil kuyruksokumunu geriye doğru ittirerek yapmasını da tavsiye ettim. Derse “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle başladık. Bir yandan tüm öğrencileri izliyor bir yandan da bir gözümle beli rahatsız olan öğrenciyi takip ediyordum. Beli rahatsız olan öğrenci çok zorlanmakta ve akışı yakalayamamaktaydı. Yoganın şifalandırıcı etkisinden dolayı rahatsızlıklarını düzeltmek için derslere katılanlar çok oluyordu. Sınıf “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) beş nefes beklerken beli rahatsız olan öğrencinin yanına gittim ve bu ders boyunca duvarın yanına geçmesini ve benim ona söyleyeceğim duruşları yapmasını rica ettim. Ve ders bu şekilde devam etti. Bir yandan diğer öğrencilerle akış yapıyorduk bir yandan da beli rahatsız olan öğrencinin belini rahatlatacak “restoratif” bir çalışma yapıyorduk.

İnsanın aklına ilk anda beli nasıl rahatlatacağı gelmiyor tabii ki. Zihin bir yandan akış dersine odaklanmışken, hangi “asana”dan (duruş) sonra hangi “asana”yı yaptırmalıyım ve zirve duruşu için nasıl bir hazırlık yaptırmalıyım diye düşünürken bir anda bel sorunlarına karşı yoga asanalarına odaklanamıyor. Derin bir nefes alıp bir sene önceki bel ve kuyruksokumu rahatsızlığımda bana neyin iyi geldiğini düşündüm. Kuyruksokumumu geriye doğru çıkartarak ve dik bir omurga ile yaptığım tüm öne eğilmeler iyi gelmişti. Duvarda “viparita karani” (bacakları 90 derece havada tuttuğumuz duruş) iyi gelmişti. Dizleri göğse çekip sarılmak (apanasana) iyi gelmişti. “Ananda balasana”da (mutlu bebek duruşu) kuyruksokumunu ve kalçayı yerden kaldırmadan beklemek ve kuyruksokumunun üzerinde sağa sola sallanmak iyi gelmişti. Duvarda ellerimi dayayarak kuyruksokumunu geriye çıkartarak düz bir omurgayla beklemek iyi gelmişti. “Paschimottanasana”da (yerde öne eğilme) ayaklarımın altına kemer yerleştirip dik bir omurgayla öne doğru eğilirken kuyruksokumumu geriye doğru uzatmak iyi gelmişti. İşte ben de tüm bunları yaptırdım öğrenciye. “Baddha konasana” (bağlı açı duruşu), “upavistha konasana” (oturarak açı duruşu), “janu sirsasana” (baş dize duruşu)…

Bu arada grupla da akış devam ediyordu. Zirve duruşu, omurgayı dengeleyici duruşlar, burgu ve derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu (savasana)… Beli rahatsız olan öğrenciyi “restoratif” şekilde dinlendirmek istedim. Ne yazık ki spor tesisinde olduğumuz için yoga stüdyolarındaki gibi malzemelerimiz yoktu. En kalın matlardan birini seçtim. Düzgünce yuvarladım ve bir “bolster” haline getirdim. Öğrencinin dizlerinin altına yerleştirdim. Böylece beli iyice yere yerleşti. Ve beli rahatsız olan öğrenci de o şekilde dinlendi.

Dersin sonunda öğrenci yanıma gelip dersin başında çok tutuk olan belinin dersin sonunda açıldığını ve iyi hissettiğini söyledi. “Derse katılıp katılmamakta tereddüt etmiştim ama iyi ki katılmışım” dedi. Ne yazık ki bedenimizi dinlemiyoruz. Ve bunu da genellikle günlük hayatımızda yapıyoruz. Gerek yoga dersleri olsun gerekse “pilates”, “sculpture” ve “zumba” gibi diğer grup derslerinde öğretmenler, öğrencilerini çok bilinçli bir şekilde çalıştırıyor. Önce bedeni ısıtıyorlar, sonra yapılması gereken biraz daha ileri seviye hareketleri yaptırıyorlar ve en sonunda da bedeni dengeleyip, soğutup dinlendiriyorlar. Yani bizler grup derslerinde değil günlük hayatımızda kendimizi sakatlıyoruz. Günlük hareketlerimize bir göz atacak olursak… Bir şeyinizi yere düşürdünüz. Nasıl alıyorsunuz? Çömelerek mi eğiliyorsunuz yoksa dümdüz öne eğilmeye çalışarak mı? Araba kullanıyorsunuz ve çantasını arka koltuğa koydunuz. Telefonunuz çaldı. Çantanızı almanız lazım? Dönerken nasıl döndünüz? Evde ağır bir şey kaldırmanız gerekiyor, nasıl kaldırdınız? Bu tür örnekleri çoğaltabiliriz. Sadece günlük hayatımızda ne kadar dikkatsiz hareket edebileceğimizi ve fark etmeden sakatlanabileceğimizi anlatmak istedim.

Yoga, beden, zihin ve ruh birliği ve bütünlüğü demektir. Yoga, farkındalık demektir. Sadece “mat”ın üzerinde değil tüm hayatımızı farkındalıkla yaşamak demektir. Bedeninizi fark etmeniz demektir. Günlük hayatta ya da herhangi bir fiziksel çalışmada farkında olarak hareket etmek, bedeninizi dinlemek, gözlemek ve bedeninizin elverdiği ölçüde yapmak demek… Hepimiz farklıyız. Herkesin bedeni farklı. Herkesin yapabildikleri ve yapamadıkları var. Biri daha esnek, biri daha güçlü… Biri hem güçlü hem esnek… Günlük hayatta da derslerde de sadece kendimizi izleyerek, artılarımızın ve eksilerimizin farkında olarak ve onları kabul ederek bir ve bütün olmak, yoga olmak mümkün…

 

uyum ve dengede miyim?

Standard
Birkaç haftadır “vayu”lar (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımları) üzerine dersler yaptığımı yazılarımdan biliyorsunuzdur. Geçen hafta 21 Haziran yaz gündönümü olduğu için ve derslerimde gündönümüne uygun bir akış yapmak istediğim için “vayu” odaklı derslerime biraz ara verdim. Bu hafta sırada son bir “vayu” vardı: “Vyana vayu” yani “dışarı doğru enerji akımı.”
Photo
Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.
Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve ileri doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.
“Vyana vayu” yani bedenden ya da merkezden dışarı doğru giden hava akımı, “samana vayu”nun (dengeleyen/merkezleyen akım) tam tersi bir hava akımı… Bu “vayu” tüm diğer “vayu”ları dengeleyen bir hava akımı… Tüm bedende dolaşan ve bedenin dışına da taşan bir enerji akımı… “Aura” olarak adlandırılan ve bedenimizden yaydığımız düşünülen bir enerji akımı…
Yemek, su ve oksijen gibi bedendeki her tür dolaşımdan sorumlu olan “vyana vayu”, bu besinleri bedende gereken yerlere yollamaktan, besinlerin emilip özümsenmesinden ve bu emilim sonrasında pozitif enerji üretilmesinden de sorumlu…
Kalp ve akciğerlerde bulunan “vyana vayu”nun sağlıklı bir şekilde çalışması diğer dört “vayu”nun sağlıklı ve düzgün bir şekilde çalışmasına bağlı. “Svadisthana” (cinsel/sakral), “manipura” (karın), “anahata” (kalp), “vishuddha” (boğaz) ve “ajna” (üçüncü göz) çakraları ile ilişkili olduğu için bu çakralarla bağlantılı olan su, ateş, hava ve eter elementleri ile de ilişkili… Duygu ve düşüncelerin zihinde engelsiz ve sorunsuz bir şekilde dolaşımından sorumlu…
Eğer “vyana vayu” sağlıklı ise, uyumlu ve dengeli hareket ederiz. Bu “vayu” dengesizse, zihin ve beden arasındaki denge bozulur ve hastalıklara açık oluruz. “Vyana vayu” dengeliyse, fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak dengeli oluruz.
Peki “vyana vayu”yu nasıl dengeleyebilirdik? Ayaktaki asanalar, denge duruşları ve arkaya eğilmeler ile… “Pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması olarak da “nadi shodhana”yı (enerji kanallarını arındırma nefesi) kullanabilirdik.
Derse meditasyon ile başladık. Meditasyon sonrasında “dışarı doğru giden enerji”yi hissedebilmek için nefes alırken elleri üst üstü kalbin üzerine koyduk nefes verirken de kolları yana açıp avuçlar yukarı bakacak şekilde elleri dizlerin üzerine yerleştirdik. Her nefes verişte kollardan ve ellerden dışarı doğru giden enerjiyi gözler kapalıyken hissetmeye çalıştık.
Nefes çalışmasından sonra dört ayak üzerine geldik. Omurgayı “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile ısıttıktan sonra “utttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu) ile göğüs kafesini esnetmeye başladık. “Vyaghrasana” (kaplan duruşu) ile omurgayı arkaya eğdikten sonra “utthita balasana”da (uzanmış çocuk) dinlenip ayağa kalktık. Bir “vinyasa” (akış) sonrasında “tadasana”da (dağ duruşu) nefeslendik.
“Tadasana”da beş “vayu”yu birden hissetmeye çalıştık. Ayakların altından yere doğru köklenirken “apana vayu”yu, başın tepesinden yukarı doğru uzarken “udana vayu”yu, merkezde kalarak “samana vayu”yu, nefes alırken ileri doğru çıkan göğüs kafesiyle ve içeri doğru giren hava ile “prana vayu”yu ve en son ellerden parmak uçlarından dışarı doğru giden enerjiyi yani “vyana vayu”yu…
“Surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile bedeni ısıtmaya devam ettik. Her bir “asana”yı farkındalıkla yapmaya çalışıyorduk. Kollarla yukarı doğru uzarken (urdhva hastasana) ellerden yukarı ve dışarı doğru giden enerjiyi, öne eğildiğimizde aşağı doğru giden enerjiyi… Yarı yola açılıp sırtı düzleştirdiğimizde, alçak şınava indiğimizde (chaturanga dandasana) ve yukarı bakan köpekte (urdhva mukha svanasana) göğüs kemiğinden (sternum) öne uzarken yukarı ve ileri doğru giden enerjiyi, aşağı bakan köpekte (adho mukha svanasana) merkezdeki enerjiyi… Çünkü “vyana vayu”yu ancak diğer dört “vayu”yu harekete geçirdikten sonra uyarabilirdik.
Güneşe selam serilerinin arasına “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “utkatasana” (sandalye) ve “trikonasana” (üçgen) gibi ayaktaki asanaları ekleyerek “vyana vayu”yu uyarmaya devam ettik.
Beden artık iyice ısınmıştı. Denge duruşları ile “vyana vayu”yu çalıştırmaya devam edecektik. “Surya namaskara” serilerinin arasına artık denge duruşlarını katmaya başlamıştık. “Virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “vrksasana” (ağaç duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu) ve “navasana” (sandal) gibi…
“Vyana vayu”yu geriye eğilmelerle de uyarabilirdik… O yüzden güneşe selam serilerinin arasına biraz da arkaya eğilmeler katacaktık. “Urdhva hastasana”da nefes alırken biraz geriye eğilmek ve bu şekilde beş nefes beklemek… “Viparita virabhadrasana” (ters savaşçı), “camatkarasana” (vahşi şey), “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), “bhujangasana” (kobra duruşu), “sphinx” (sfenks duruşu) ve “salabhasana” (çekirge)…
Yerde “dandasana”da (asa duruşu) kollarla yukarı doğru uzadıktan sonra bedeni “paschimottanasana” (yerde öne eğilme/batıya bakan duruş) ile dengeledik. Derin gevşeme ve dinlenme öncesinde bir “pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması ile bedendeki enerji kanallarını temizlemeyi amaçlamıştım. “Nadi shodhana” adı verilen bu nefes çalışması ile özellikle bedenin sağ ve sol enerjisini ya da eril ve dişil enerjisini eşitlemeye ve dengelemeye çalışıyorduk. Bağdaşta oturduktan sonra — en basit anlatımıyla — sağ elin (solaksak sol el) işaret ve küçük parmaklarını kullanarak burun deliklerini sıra ile kapatıp açıp nefes alıp verecektik. Çalışmaya başlamadan önce iki burun deliğinden nefes verip, sağ burun deliğini kapatıp sol burun deliğinden nefes alacaktık. Nefes alış biter bitmez sol burun deliğini kapatacak nefesi sağ burun deliğinden verecektik. Nefes verdikten sonra, sağ burun deliğinden nefes alıp onu kapatıp, sol burun deliğinden nefes verecektik ve bu şekilde devam edecektik. Bir sağdan bir soldan… Nefes çalışmasını bitirirken sol burun deliğinden nefes verip iki elimizi dizlerin üzerinde gevşek bir şekilde yerleştirip çalışmanın bedenimiz ve zihnimiz üzerinde yarattıklarını hissedecektik.
“Pranayama” sonrası sırt üstü yatıp “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile “vyana vayu”yu yani dışarı doğru giden enerji akımını hissettik. “Apanasana” (bacakları karna çekme) ile enerjiyi merkeze topladık ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile de “prana”nın (yaşam enerjisi) tüm bedene eşit bir şekilde yayılmasını sağladık.
“Savasana” sonrası dersi nasıl tamamlayacaktık? “Vyana vayu”nun bedenden dışarı doğru giden bir enerji olduğunu ve bedenimizden yansıttığımız “aura” denen bir enerji olduğunu farketmiştik. Bu “vayu”nun diğer dört “vayu”yu ve bedenden geçtiği düşünülen “nadi” enerji merkezlerinden “prana”nın (yaşam enerjisi) geçmesini sağladığını da biliyorduk. Bir “asana”da aşağı, yukarı, içeri, merkeze ve dışarı doğru giden enerjileri hissedip bu şekilde “asana”yı yaparsak o duruşu daha derinden hissedebileceğimizi de görmüştük. Artık bedendeki beş enerji akımı zihinlere yer etmişti. Bundan sonra bir “asana”da sadece yapmaya değil aynı zamanda “asana”nın her boyutunu hissetmeye çalışacaktık.
“Vyana vayu”ya gelince… Dengeli bir yaşamım mı vardı yoksa endişeli ve kafam karışık mıydı? Uyumlu ve dengeli miydim? Zihnim ve bedenim bir ve bütün müydü, dengeli ve uyumlu muydu yoksa zihnim dağınık mıydı? Kendimle ve çevremle uyumlu muydum? Fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak dengeli miydim? Zarafet içinde mi hareket ediyordum? Duygu ve düşüncelerim serbest bir şekilde zihnimde dolaşabiliyor muydu? Tüm bedenim uyum ve denge içinde miydi?  “Vyana vayu” dediğimizde dersten arda kalan da bunlardı işte…

hazmetmek

Standard

Yazılarımı takip ediyorsanız birkaç hafta önce derslerimden birinde zihnimin gerisinde kalmış ve neredeyse unuttuğum bilgileri tekrar hatırladığımı ve derslerimde bu bilgilerden yararlanmaya başladığımı biliyorsunuzdur. Derslerde “vayu”lara (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımı) odaklanıyordum. Birinci ve ikinci “vayu” yani “prana vayu” (içeri ve ileri doğru akım) ve “apana vayu” (aşağı ve dışarı doğru akım) üzerine yoğunlaşmış ve derslerde bu iki “enerji akımı”nı harekete geçiren akışlar yapmıştık. Geçtiğimiz hafta ise sıra “dengeleme”ye gelmişti. “Samana vayu” yani “dengeleyen ve merkezleyen hava akımı”…

2009-2010 tum fotolar 675

Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.

Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve ileri doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.

“Samana vayu” dediğimizde dengeleyen ve merkezleyen bir enerji akımından bahsetmekteyiz. Karın bölgesinde bulunan ve enerjiyi dengeleyip merkeze çeken bir hava akımı… Sindirim sistemini ve gıda, hava, deneyim, duygu ve düşünce gibi bedene giren tüm maddelerin özümsenmesini ve hazmedilmesini düzenleyen bir “vayu.” “Prana vayu” (içeri ve ileri doğru hava akımı) ve “apana vayu” (aşağı ve dışarı doğru hava akımı) arasında bulunan bir “enerji akımı…” Göğüs kafesi ve pelvik taban arasında bir “vayu”… “Samana vayu”, “prana”nın (nefes/yaşam enerjisi) özümsenmesinden, nefes, gıda ve zihinsel deneyimler yoluyla enerjinin toplanmasından sorumlu…
“Samana vayu”, “manipura çakra” (karın çakrası) ve ateş elementi ile ilişkiliydi. Bu “vayu” sağlıklı bir şekilde çalışıyorsa, güçlü bir sindirim sistemine sahip olur, kendimizi canlı ve dengeli hissederdik. Tam tersi bir durumdaysa, fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak özümseme ve hazmetme sorunları yaşayabilirdik. Bu “vayu”, “prana vayu”yu ve “apana vayu”yu karın bölgesinde bir araya getirir ve “agni”yi (sindirim ateşi/arınma ateşi) kontrol eder.
“Samana vayu” sayesinde istediğimizi içimize alıp kabul eder, istemediğimizi ise bedenden atarız ve bunu bir denge içinde yaparız. Bu “vayu”nun dengesi bozulduğunda sindirim ve obezite sorunları yaşayabilir, metabolizmamız yavaş çalışabilir ve iyi ve dengeli beslenmeyebilirdik.
Tüm bu nedenlerden dolayı, “samana vayu”yu uyarmak için “ayağı ve dışarı doğru giden enerjiyi” yani “apana vayu”yu ve “içeri ve ileri doğru giden enerjiyi” yani “prana vayu”yu karın bölgesinde bir araya getirmek gerekmektedir. Böylece, beden güçlenir, zihin ve temel içgüdülerimiz dengelenir. Bu “vayu”, kendimizi olduğumuz gibi görmemizi ve alışkanlıklarımızı değiştirebilmemizi sağlar.
“Prana” ve “apana”nın karın bölgesinde bir araya gelmesiyle “samana vayu”yu genişleterek de “sushumna nadi”yi (bedenden geçtiği düşünülen merkezi enerji) uyarır ve böylece zihni sakinleştirip “samadhi”ye (sonsuz mutluluk) ulaşabiliriz.
Tüm bunlardan dolayı, “samana vayu”yu öne eğilmeler, burgular, karın güçlendiriciler ve karın üstünde uzanarak yapılan arkaya eğilmeler ile harekete geçirebilirdik.
Derse her zamanki gibi meditasyon ile başladık. Meditasyon sonrasında “pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması yaparak dikkati “samana vayu”ya çekmek istemiştim. Bir anda bu “vayu”yu nasıl bir nefes çalışması ile uyarabileceğimi düşündüm. “Samana vayu” dengeleyen ve merkezleyen bir enerji akımı olduğuna göre nefesi eşit sayıda alıp verdirerek bu “enerji akımı”nı harekete geçirebilirdik. “Nefesi beş sayıda alın ve beş sayıda verin.” Öğrencilerin beş sayıda çok rahat nefes alıp verdiğini görünce yedi sayıda nefes alıp vermelerini istedim. Gözler kapalı, omurga dik ve nefes alış verişler eşit… Nefes verirken karnı iyice içeri çekmeye odaklandık. Her nefes verişte karın biraz daha içeri…
“Pranayama” sonrasında “uddiyana bandha” (karın kilidi) çalıştık. “Uddiyana bandha”, en basit anlatımıyla, karnın içeri çekilmesi demektir. Bu çalışma için ayağa kalktık ve bacakları kalça genişliğinde açtık. Dizleri hafif büktük ve elleri dizlerin üzerine yerleştirdik. Omurgayı yuvarladıktan sonra burundan nefes alıp burundan güçlü bir şekilde nefes verdik. Karın kaslarını iyice kasıp karnı ve karın bölgesindeki organları geriye ve yukarı doğru çektik. Sanki göbek deliğimiz sırtımıza yapışmış gibi…
Bu çalışma sonrasında ise “samana vayu”yu “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsak temizliği) ile hareketlendirdik. Bu çalışmanın ilk aşaması, akciğerleri tamamen boşaltıp karın kaslarını iyice içeri çekmekti. Yani “uddiyana bandha”ydı. Eğer bunu başardıysak, sırada karnın sağ ve sol tarafındaki kasları sıkmak ve ortadaki kasları gevşetmek vardı. Eğer bunu da başardıysak, karın kaslarının bir tarafını sıkıştırıp diğer tarafını gevşek bırakmak vardı. En son aşamada ise, merkezdeki karın kaslarını sıkmak, yavaşça karnın sağındaki kasları sıkmak ve gevşetmek sonra soldaki karın kaslarını sıkmak ve gevşetmek vardı. Böylece dairesel bir çalkalama uygulayarak karın bölgesine masaj yapılabiliyordu.
“Pranayama” ve “nauli kriya” çalışmasından sonra bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıttık. “Samana vayu”yu uyarmak için burgular ve öne eğilmelere odaklanacaktık. Bu yüzden “güneşe selam” serilerini yaparken “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) ve “utkatasana”da (sandalye) uzun süre bekleyip dikkati karın bölgesinde tutmaya çalıştık. Akış boyunca “uddiyana bandha”yı yaptık. Karnı gevşek bıraktığımızda bunu farkedip karın kaslarını tekrar içeri çekiyorduk.
“Vinyasa”lar (akış) arasına burgular ekleyerek “samana vayu”yu uyarmaya devam ediyorduk. “Tadasana”da (dağ duruşu) burgu, “parivrtta uttanasana” (ayakta öne eğilmede burgu), “parivrtta utkatasana” (sandalyede burgu), “parivrtta parsvakonasana” (dönmüş yan açı duruşu), “parivrtta trikonasana” (dönmüş üçgen), “parivrtta prasarita padottanasana” (bacaklar açık dönerek öne eğilme), “ashwa sanchalanasana”da (yüksek hamle) burgu, “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) burgu ve “svarga dvijasana” (cennet kuşu duruşu) ile karın bölgesini iyice uyarmıştık.
Bir “vinyasa” sonrasında “adho mukha svanasana”dan (aşağı bakan köpek) “malasana”ya (çelenk/dua tespihi duruşu) zıplamış ve beş nefes sonra “malasana”da burgu yapıp yere oturmuştuk. Artık yerdeki asanalar ile “samana vayu”yu harekete geçirecektik. “Paschimottanasana” (yerde öne eğilme), “marichyasana” (bilge Marichy duruşu) ve “gomukhasana”da (inek başı duruşu) sağa ve sola burgu yaptıktan sonra “navasana” (sandal duruşu), “parivrtta navasana” (sandal duruşunda burgu) ile karın kaslarını güçlendirdik. Karın kaslarını biraz daha güçlendirmek için sırt üstü yatıp bacakları 90 derece yukarı kaldırıp her nefes verişte bacakları üç aşamada (60 derece, 45 derece ve 30 derece) yere indirip sonra tekrar yukarı kaldırdık. “Jathara parivartanasana”yı (karından burgu) hareketli yaparak hem oblik kaslarını güçlendirmiş hem de “samana vayu”yu uyarmıştık.
Sırada karın üstü yatıp “samana vayu”yu bu şekilde harekete geçirmek vardı. “Salabhasana” (çekirge duruşu) varyasyonları ile devam ettik. Önce sadece kollar ve göğüs havaya, sonra sadece bacaklar havaya. Sonra kollar ve bacaklar havaya… Sonra kolları arkada kenetleyip göğüs kafesini iyice açmaya çalıştık.
Dersi bitirmeden önce son bir “pranayama” çalışması yapacaktık. “Bhastrika” (körük nefesi) ile karnı şişirip karnı iyice içeri çekecektik ve böylece “samana vayu”yu uyaracaktık. “Derin nefes alırken diyaframı nefesle birlikte genişlet nefes verirken diyaframın içeri girmesine izin ver. Nefes verdikten sonra nefesi tut.” “Pranayama” çalışması sırasında, elleri “matangi mudra”da (İç Uyum/huzur Tanrısı Matangi mührü) tutmuştuk. Bu “mudra” (mühür) “solar plexus” adı verilen karın bölgesini canlandırmaya yarıyordu. “Elleri kenetlerken orta parmakları ileri doğru uzat sağ başparmağı sol başparmağın üzerine getir ve dirsekleri karnın üzerinde tut.” “Matangi mudra”, “solar plexus”taki nefesi güçlendirip bu bölgedeki enerjiyi dengelemekteydi. Bu “mudra” ayrıca sindirim sistemini de güçlendirmekteydi.
“Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) sonrasında sıra dersi bitirmeye gelmişti. “Samana vayu” sanırım “vayu”ların içinde en sevdiğim “hava akımı” olmuştu. Neden mi? Çünkü hem karın kaslarını çalıştırmamızı sağlıyordu hem de denge, hazmetme ve özümseme ile ilgiliydi. Karın bölgesi ve karındaki organlar… Mide; hazmetme ve özümseme… Fiziksel olarak midemizin kaldırabileceğinden fazlasını aldığımızda hazmedemememiz gibi duygusal ve zihinsel olarak da kaldırabileceğimizden fazlasını aldığımızda da hazmedemeyebileceğimizi bilmek… Hazmedebilmek için alabileceğimiz kadarını almak… İstediğimizi içimize alıp kabul etmek ve istemediğimizi bedenden atmak ve bunu bir denge içinde yapmak… Kabullenebileceğimiz ve kaldırabileceğimiz kadarını almak, içimize çekmek, hazmetmek ve özümsemek… “Samana vayu” buydu işte…

yogayla dans

Standard

Bir seneyi sona erdirirken nasıl bir yoga dersi yapmalıyım diye düşündüm durdum günlerce. Tüm senenin yorgunluğunu silmek için daha sakin ve içe döndüğümüz bir ders ile mi yoksa yepyeni bir yılı karşılayacağımız için hızlı ve dışa dönük bir ders ile mi? “Yin yoga” ile dinginleşmek mi yoksa “vinyasa yoga” ile içimizdeki enerjiden enerji üretmek mi? Günlerce sürdü bu ikilemlerim… Yeni yıl arifesindeki derslerime gittiğimde henüz karar verememiştim.

20140718_115637-1

O gün sabah özel dersim, akşam da grup dersim vardı. İçimdeki bu ikilemler ile sabah dersine gittim. Derse meditasyon ile başladığımızda hala ne tarz bir ders yapacağımı bilmiyordum. Öğrenci meditasyondayken ben de gözlerimi kapattım ve bir anlığına içime döndüm. “Şu an ben öğrenci olsam, yeni yıl arifesinde nasıl bir ders isterdim?” diye düşündüm. O an kararımı vermiştim. Dans edecektik. Yin yoga’daki “yang” bir akış olan “savaşçı akışı”nı yapacaktık.

Savaşçı akışı, “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) ve “çömelme”lerle dolu bir akış olduğu için öncelikle bacakların içini ve kasıkları esnetmek gerekiyordu. O yüzden dersin başındaki “asana”larda en az iki dakika bekleyerek sadece kasları değil bağ dokularını da esnetmeye çalıştık. Meditasyon sonrası, kasıkları ve bacakların içini esnetmek için “utthita balasana”da (uzanmış çocuk) bir süre bekledik. “Marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı esnettik ve “iğneden iplik” duruşu ile de omurgayı büktük. Bedeni ve omurgayı ısıttıktan sonra “adho mukha svanasana”ya (aşağı bakan köpek) geçtik. Bedenleri dansa hazırlamak için aşağı bakan köpek’te bedeni hareketlendirmeye başladık. Önce sağ sonra sol bacağı havaya kaldırdık. Kalçaları önce yan yana tuttuk ardından kalçaları üst üste getirdik. Yin yoga’da bacakla yapılan bu hareketlere “dragon tails” (ejderha kuyruğu) adı verilmekte… Sırada havadaki bacağı dizden büküp geriye doğru dönüp “camatkarasana” (vahşi şey) duruşu yapmak vardı. Bacak tekrar havaya ve bu sefer kollar ve bacaklar arasından ters tarafa… Ve “yan sopa” (vasisthasana)…

Tekrar “adho mukha svanasana” ve sağ bacak iki elin sağına yerleştirilip “ashwa sanchalanasana”. “Yüksek hamle” duruşunda bir süre bekledikten sonra dirseklerin üzerine yerleşip “uttan pristhasana” (kertenkele)… Tekrar “ashwa sanchalanasana” ve bu duruşta arkadaki bacağı dizden büküp bacağın önündeki kuadriseps kaslarını esnetme… Tüm bu akışı kuadriseps ve kasık kaslarını esnetmek için yapmıştık. “Marauding bear” (yağmalayan ayı) ile kalçayı önce sağa sonra sola döndürüp sağ ve sol kalçanın dışını iyice gerdiğimiz bir noktada bekleyip kalça kaslarını rahatlattık.

Bu akıştan sonra aşağı bakan köpeğe geçip bedeni biraz dinlendirdik ve tekrar sağ bacağı havaya kaldırıp “eka pada raja kapotasana” (güvercin) duruşuna geçtik. Kalçayı dışa döndüren kasları esnetmek için…

Kuadriseps kaslarını biraz daha esnetmek için “half saddle” (yarım eyer) ve iç bacakları biraz daha esnetmek için “water bug” (su böceği) yaptık. “Malasana” (dua tespihi/çelenk duruşu) ile kasıkları esnetmeye devam ettik ve “dangling” (ayakta öne eğilerek sağa sola sallanma) ile bacakların arkasındaki hamstring kaslarını rahatlattık.

Bacakları ve kalçaları iyice esnettikten sonra artık dans edebilirdik. “Savaşçı akışı”nı üçe bölüp öğretmeyi tercih ettim. Yin yoga eğitiminde biz de öyle öğrenmiştik ve çok daha kolay olmuştu dansa alışmak. İlk olarak savaşçı ataklarını çalıştık. “Ashwa sanchalanasana”da (yüksek hamle) sol bacak öndeyse sağ kol öne doğru uzatılıyordu. Ya da tam tersi. Savaşçı, üç atak yapıyordu. Öne doğru atak yapıyordu, sonra arkaya, sonra yine öne… Atakları bir süre çalışarak nabzı da hızlandırdık.

Ataklara iyice alıştıktan sonra sırada geri çekilmeler vardı. Savaşçı önce atak yapıyordu sonra geri çekilip düşmanını gözlemliyordu. İki kere geri çekiliyordu ama geri çekildiğinde düşmanına bakmayı ihmal etmiyordu. Bakışları düşmanın üzerindeydi. İki geri çekilmenin biri yerden diğeri ise yukarıdandı.

Geri çekilmeleri de hallettikten sonra akışın en başı ve sonu kalmıştı. Akışın başında ve sonunda savaşçı tek ayak üzerinde dengesini sağlıyor ve dikkatini topluyordu. Katıldığım yin yoga eğitmenlik kursunda öğretmenimiz bize bu akışı içimizden geldiği gibi yapmamızı tavsiye etmiş ve bu akışı bir dansa çevirebileceğimizi söylemişti. Hatta akışın başında ve sonunda tek ayak üzerinde bile dans edebileceğimizi ve kalça eklemini hareket ettirebileceğimizi ifade etmişti. Öğretmenimizin bu tavsiyeleri benim çok hoşuma gitmişti ve “savaşçı akışı”nı bu şekilde yapmaya ve öğretmeye karar vermiştim. O gündür bu gündür de savaşçı akışı benim için bir dans haline geldi.

Tabii ki her dansın kendine özgü bir müziği de olur. Bu dansa çok özdeşleştirdiğim bir şarkı var. Ne zaman “savaşçı akışı”nı yapacak ya da öğretecek olsam bu şarkıyı kullanıyorum. O gün de o şarkıyı çalmaya başladım. Şarkının girişi biraz uzun. O sırada sağ bacağı havaya kaldırıp, dizden büküp kalçayı dışa doğru döndürmeye başladık. Ve sözler başladığı ve melodi değiştiği anda ataklara başladık. Birinci atak, ikinci atak ve üçüncü atak… Yerden geri çekilme, yukarıdan geri çekilme… Ve en son arkadaki bacağı öne doğru çekip kalçayı dışa doğru döndürdükten sonra bacağı yere koyduk. Sol bacakta da aynı akış… Her bacak için üç tur yaptık akışı…

Beden iyice ısınmış, nabız da hızlanmıştı. Bedenleri soğutmak ve nabzı da yavaşlatmak için yine yin yoga’da kullanılan “golden seed” (altın tohum) adlı akışı kullandık. Bu akışı hızlı değil yavaş ve odaklanarak yaptık. İsteyenler gözlerini kapattı.

Üç tur sonunda “malasana” (çelenk/dua tespihi duruşu) yapıp yere oturduk. “Butterfly” (kelebek), “half butterfly” (yarım kelebek), “jathara parivartanasana” (karından burgu) ve “ananda balasana” (mutlu bebek duruşu) ile bedeni rahattıktan sonra sıra artık “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) gelmişti.

Dersi bitirirken, bir seneyi daha devirirken, geçmişi geçmişte bırakmak, geleceği de düşünmemek ve planlamamak gerektiğini hatırlattım. Hayatta tek bir an vardı, o da “bu an”, “şimdi”ydi. Farkındalıkla yaşadığımızda, o an’da kalıyorduk ve o an’ı yaşıyorduk. “2014 yılında yaşadıklarımızı, acısı ve tatlısıyla geride bırakmak ve her yaşadığımız olayın bizi büyütüp olgunlaştırdığının farkına varmak…  İster fiziksel bir sıkıntı, isterse duygusal ya da ruhsal sıkıntı olsun, başımıza gelen her şeyi kendi kendimize yaratıp çektiğimizi ve tüm bu deneyimlerin bizi büyütüp geliştirdiğini fark etmek… Tüm bunlardan dolayı eski yıla teşekkür etmek… Yeni yılı karşılarken tüm getirilerine açık olmak… Yeni deneyimlere kucak açmak… Yeni başlangıçlara hazır olmak… Yeni bir sayfa açmak ve hayatımızı yeniden düzenlemek… Adım adım ilerlemek… Attığımız her adımdan keyif almak… Varacağımız noktaya değil yolculuğun kendisine odaklanmak ve yolculuktan keyif almak… An’ı yaşamak ve an’da kalmak…” Peki, neden danslı bir akışta karar kılmıştım? Dans bir meditasyondu. Bedenimizdeki atamadığımız olumsuz enerji strese yol açabiliyordu ve dans ederek bu enerjiyi bedenimizden atabilirdik. Müziği içimizde hissederek, bedeni müzikle bir hale getirip zihni susturabilirdik. Beden, zihin, ruh ve nefes birliği sağlayabilirdik. Ve dans ederek, bedene odaklanıp zihni susturup an’da kalabilir, an’ı yaşayabilirdik.

sil baştan!

Standard

Bir yılı daha acısıyla tatlısıyla, neşesiyle hüznüyle geride bıraktık. Yeni bir yıla yepyeni ümitler ve beklentiler içinde giriyoruz her zaman olduğu gibi… Yeni olan herşey güzeldir aslında. Yeni bir elbise, yeni bir ayakkabı, yeni bir kitap aldığımızda seviniriz bir çocuk gibi. Yeni ve daha önceden hiç gitmediğimiz bir yere seyahat ettiğimizde mutlu oluruz. Yeni bir arkadaş edindiğimizde, yeni bir gruba katıldığımızda, yeni bir hobi edindiğimizde, yeni bir işe başladığımızda kendimizi hep mutlu, huzurlu ve yenilenmiş hissetmez miyiz?

424430_10150561136763812_379396943_n

İşte yeni yıl da hep böyle heyecanlı ve renkli girer hayatımıza sanki yeni doğmuş bir bebek gibi… Masum ve işlenmeye hazır… Tam da bu sebeple, yeni yılda yeni başlangıçlar yapmalı, hayatımızı sil baştan yaratmalıyız.
2015 yılını kendimizi şımartmaya ve mutlu etmeye adayalım. Anı yaşamaya, anı yakalamaya çalışalım. Geçmişten gelen tüm hüzünleri, acıları, yalnızlıkları, pişmanlıkları, olumsuzlukları silelim ve unutalım. Dünü dünde bırakalım. Geleceği de düşünmeyelim, bir ay sonrasını, bir gün sonrasını, hatta bir an sonrasını bile düşünmeyelim. Sadece ve sadece ana odaklanalım. Nefes aldığımız için, sağlıklı olduğumuz için, etrafımızda sevdiğimiz insanlar olduğu için mutlu olalım ve şükredelim.
Bu mutluluğumuzu sevdiğimiz işleri yaparak çoğaltalım. Bu ister sanatsal bir hobi olsun, ister sportif bir aktivite olsun, ister yoga yapmak, ister oturup kitap okumak, bir yudum çayı keyifle ve farkındalıkla içmek, seyahate çıkmak, yavru bir kediyi veya köpeği sevmek ve doyurmak, bir sevdiğine sarılmak, isterseniz de hayatınızı kazandığınız işi sevgiyle ve istekle yapmak olsun… Ne yapıyorsak yapalım, anda kalarak, anı yaşayarak ve sevgimizi vererek yapalım…
Hepimiz, bir şeyler dileriz yeni yıldan. Dileklerimizin bir an önce olması için, derin bir nefes alalım. Nefesimizi verirken, tüm enerjimizle ve içtenliğimizle dileklerimizi evrene yollayalım. En başta sağlık, mutluluk, huzur, sevgi, anlayış ve bolluk… Sonra canınız ne istiyorsa… Dileklerimiz illa ki ulvi olmayabilir. Bol kazanç, şans oyunlarında büyük ikramiyeyi kazanmak, daha iyi bir iş, akademik kariyer, seyahat etmek, bedenimizi şekle sokmak, güzelleşmek ve daha bir sürü şey…
Eski yılı uğurlarken, yaşadıklarımızı kabullenip, her yaşadığımızın olayın bizi daha çok büyütüp olgunlaştırdığının farkına varmak… İster fiziksel bir sıkıntı isterse duygusal ya da ruhsal sıkıntı olsun, başımıza gelen herşeyi kendi kendimize yaratıp çektiğimizi ve tüm bu deneyimlerin bizi büyütüp geliştirdiğini farketmek… Tüm bunlardan dolayı eski yıla teşekkür etmek…
Yeni yılı karşılarken tüm getirilerine açık olmak… Yeni deneyimlere kucak açmak… Yeni başlangıçlara hazır olmak… Yeni bir sayfa açmak ve hayatımızı yeniden düzenlemek… Adım adım ilerlemek… Attığımız her adımdan keyif almak… Varacağımız noktaya değil yolculuğun kendisine odaklanmak ve yolculuktan keyif almak…
Bu yeni yıl farkındalığımızın arttığı, kendimizi sevdiğimiz ve onayladığımız, yaşadıklarımızla biraz daha büyüyeceğimiz, yeni başlangıçlarla dolu bir yıl olsun…

fark yaratmak…

Standard

2009-2010 tum fotolar 668“Bir zamanlar yazılarını yazmak üzere okyanus sahiline giden aydın bir adam varmış. Çalışmaya başlamadan önce sahilde bir yürüyüş yaparmış. Bir gün sahilde yürürken plaja doğru baktığında dans eder gibi bir hareketler yapan bir insan silueti görmüş. Başlayan güne dans eden biri olabileceğini düşünerek gülümsemiş ve ona yetişebilmek için adımlarını hızlandırmış. Yaklaştıkça bunun bir genç adam olduğunu ve dans etmediğini görmüş. Birkaç adım koşuyor, yerden bir şey alıyor ve yumuşak bir hareketle okyanusa fırlatıyormuş. Biraz daha yaklaşınca seslenmiş:

Günaydın. Ne yapıyorsun böyle?

Genç adam durmuş, başını kaldırmış ve cevap vermiş:

– Okyanusa denizyıldızı atıyorum.

– Sanırım şöyle sormalıydım demiş, bilge adam. Neden okyanusa denizyıldızı atıyorsun?

– Güneş çoktan yükseldi ve sular çekiliyor. Eğer onları suya atmazsam ölecekler.

– Ama delikanlı, görmüyor musun ki kilometrelerce sahil var ve baştan aşağı denizyıldızıyla dolu. Hiçbir şey fark etmez.

Genç adam kibarca dinlemiş, eğilerek yerden bir denizyıldızı daha almış ve denize doğru fırlatmış.

– Bunun için fark etti.

Bu cevap bilgeyi şaşırtmış. Ne söyleyeceğini bilememiş. Geriye dönmüş, yazısının başına geçmek üzere kulübesine gitmiş. Gün boyunca bir şeyler yazmaya çalışırken genç adamın görüntüsü gözünün önünden gitmemiş. Aklından çıkarmaya çalışmış, bir türlü olmamış. Nihayet akşama doğru fark etmiş ki, o koca bilim adamı, o büyük şair, bu gencin davranışının özünü kavrayamamış. Çünkü bu gencin aslında yaptığının evrende bir gözlemci olmayı ve olup biteni izlemeyi değil, evrende bir oyuncu olmayı ve bir fark yaratmayı seçmek olduğunu anlamış. Utanmış. O gece sıkıntı içinde yatmış. Sabah olduğunda bir şey yapması gerektiğini bilerek uyanmış. Yataktan kalkmış giyinmiş sahile inmiş ve o genci bulmuş. Ve bütün sabahı onunla okyanusa denizyıldızı atarak geçirmiş.”

Yıllar önce bir gazetecinin paylaştığı Lauren Tseley’nin bir öyküsü… Şimdi bu öykü de neyin nesi dediğinizi duyar gibi oluyorum. Bu hikâyeyi birkaç gün öncesine kadar hiç duymamıştım. Geçenlerde yoga derslerimin birinde bir öğrenci anlattı. O gün hikâyeyi dinlediğimde yoganın kendi hayatımda yarattığı değişikliği fark etmiştim. Öğrenci de yoganın kendi hayatı üzerinde yarattıklarından bahsetmek için bu hikâyeden alıntı yapmıştı. Birkaç gün içinde bu hikâyenin daha bir anlam kazanacağını ne o öğrenci ne de ben bilebilirdik.

Bu hafta içinde ülkemizde çok korkunç bir maden faciası yaşandı. Yüzlerce ölü ve yaralı var. Zaman zaman size de olur mu bilmiyorum. Bir şey düşünürüm, o düşündüğüm başıma gelir. Bir şeyden bahsederim, o bahsettiğim gerçekleşir. Birisini aklımdan geçiririm, onunla karşılaşırım. Sizin anlayacağınız “çekim yasası”… O gün bu hikâyeden bahsettik ve bir iki gün içinde bu faciayı yaşadık. Keşke yaşamasaydık. Faciayı ilk duyduğum anda, aklıma bu hikâye geldi. Hikâyenin o cümlesini hatırladım aniden: “Bunun için fark etti.” Bir başka deyişle: “Birini kurtardık.”

Yazılarımı takip ediyorsanız, haftada bir yoga hakkında bir şeyler karaladığımı da biliyorsunuzdur. Maden faciasından sonra, bu haftaki yazıyı, ayrıntılı bir yoga deneyimi yerine yoga ve hayat arasındaki ilişkiye adamaya karar verdim. Yogada amaç farkındalığımızı artırmak ve hayata daha başka açılardan bakabilmeyi ve yaşadığımız her anı farkına vararak yaşamaktır. Nefes alırken, havanın burun deliklerinden ve soluk borusundan geçip akciğerlere ulaştığını fark etmek… Yemek yerken, her bir lokmanın tadına ve farkına vararak yemek… Çay ya da kahve içerken, içtiğimiz her bir yudumun farkına varmak… Kısacası hayatı farkındalıkla yaşamak…

Ülkemizde bir olay olduğunda, sessiz kalmak ya da sadece gözlemci olmak yerine farkında olup bir çözüm için uğraşmak… Ya da adım atmak ve harekete geçmek…

İşte bu noktada, hikâyenin ana fikrine geliyoruz. “Evrende gözlemci olup olan biteni izlemek yerine oyuncu olup fark yaratmak.” Bunun için gerekirse, denizyıldızlarını denize atmak, yazılar yazıp ortak bir bilinç oluşturmaya çalışmak, yoga ve meditasyon yapıp ya da yaptırıp daha çok insanı uyandırmak, şarkı sözleri yazmak ve bestelemek ve bu yolla insanlara ulaşmak… Her ne yolla olursa olsun… Fark, yeni yeni farklılıkları doğurur. Tıpkı domino etkisi gibi… Önemli olan, gözlemci ya da izleyici olmaktan çıkıp harekete geçmek… Farkında olmak, farkına varmak, anı yakalamak ve fark yaratmak… Bir tek benden ne olur dememek… Sonuçta “birlikten kuvvet doğar” ya da “bir elin nesi var, iki elin sesi var.” Bir fark olur iki, iki fark olur üç…

ağzından çıkanı kulağın duysun!

Standard
Bir şeyler düşündüğünüz ve düşündüklerinizin bir iki gün içinde gerçekleştiği oldu mu hiç? Birinin aklınıza geldiği ve bir iki saat içinde o kişiyle karşılaştığınız ya da o kişinin sizi aradığı oldu mu hiç? Evet, haklısınız. Çekim gücünden bahsediyorum. Özellikle yoga ve meditasyon yapan kişiler, düşüncelerinin eyleme dönüştüğünü daha fazla gözlemlerler. Neden mi? Cevap, o kadar açık ki! Bu kişilerin algı ve farkındalık seviyeleri daha yüksektir ve onların “üçüncü göz” denilen ve bizim günlük hayatta “altıncı his” diye adlandırdığımız yetileri daha açıktır. Şimdi nereden çıktı bu konu böyle diye soracak olursanız, sanırım konuyu “çektim.” Hadi birkaç hafta öncesine dönelim.
BEN_4569
Daha önceki yazılarımda bir spor tesisinde yoga dersleri vermeye başladığımdan bahsetmiştim. İlk dersimden sonra, yogaya derinden bağlı öğrenciler etrafımı sardı. Nerelerde ders verdiğimi, facebook’ta hesabım olup olmadığını ve çakralar gibi felsefi konular hakkında soru sordular. Ama içlerinden biri sabırla etrafın boşalmasını bekledi. “Merhaba Burcu hocam. Ben bloğunuzu takip ediyorum. Yazılarınızda çalıştığınız yerlerin isimlerini vermediğiniz için size bir türlü ulaşamadım. Nerede çalıştığını bulmak ümidiyle İnternette isminizi arayıp durdum. Sizi gökte ararken yerde buldum” dedi. İçten yaklaşımı çok hoşuma gitmişti. Tesadüfün böylesi… Dersime, blog takipçim katılmıştı. Dünya ne kadar da küçüktü.
Öğrenci devam etti: “Grup dersleri programında yoga dersi gözüküyor ama başka bir eğitmenin adı yazılı. Bu spor tesisine uzun zamandır üyeyim ama yoga derslerine pek katılmamştım.  Bugünkü derse başka bir eğitmenin dersi düşüncesiyle katıldım. Karşımda sizi görünce çok şaşırdım. Bir yandan da çok sevindim.”
İşte bu çekim yasasıydı. Öğrencim, zihninden beni geçirmiş ve bana ulaşmak için çeşitli yollara başvurmuştu. Algısı ve farkındalık seviyesi de yüksekmiş ki “beni kendine doğru çekmiş.” Ya da benimle irtibata geçmeyi çok istemiş.
Bir ay sonra, bir yoga workshop’una katıldım. Workshop’u hazırlayan yoga eğitmeni de benim gibi felsefi konulara ilgi duyuyordu. Bu nedenle, workshop boyunca bedenin sağ ve sol enerjileri, bedenimizin çeşitli bölgelerinin bize hissettirdiği duygular ve Şamanizm hakkında bilgiler verdi. Özellikle Şaman inancının beden ve uzuvlara yaklaşımını çok ilginç bulmuştum. Bu konuyu araştırmaya karar verdim.
Eve geldikten sonra internette arama yaptım ama kayda değer bir bilgiye ulaşamadım. Ertesi iki gün boyunca kitapçıların ilgili bölümlerini gezdim, bakındım ve arandım. Yine de istediğim gibi bir kitap ya da internet sitesi bulamadım.
Tam da aynı günlerde, spor tesisinde dersim vardı. O gün derste karın kaslarını çalıştıracak ve ters bir duruş deneyecektik. Dersin sonunda asimetrik öne eğilme yaparken, bedenin sağ ve sol enerji hakkında bir iki söz söylemeye başladım. Birden birkaç gün önce katıldığım workshop’ta edindiğim bilgilerden özellikle Şamanizm ile ilgili olanlardan bahsettim. Bir iki cümle ile konuyu toparlamaya çalışırken, derse katılan üyelerden biri bana destek olmaya başladı. Konu hakkında oldukça bilgiliydi. Ben de dikkatle dinledim.
Ders bittikten sonra, öğrencinin yanına gittim. Bu konularla çok ilgilendiğimi fakat daha ayrıntılı bilgiyi nasıl edinebileceğimi sordum. Meğer, öğrencim üniversitede mitoloji dersleri veriyormuş. Bana bir sürü kitap tavsiye edebileceğini söyledi ve e-mail adresimi aldı.
İki gün sonra kendisinden bir e-mail aldım. Bana bir kitap tavsiye ediyordu. Bir iki gün içinde kitapçıları dolaşıp bu kitabı bulmayı planlıyorum. Sonrasında yeni yeni kitaplar ve bilgiler…
Bu da benim çekim gücümdü. Bu konu hakkında bilgi edinmeyi o kadar çok istemiştim ki ve o kadar içten bir şekilde arzu etmiştim ki, karşıma böyle bir fırsat çıkmıştı. Yani istedim ve oldu.
Aslında biz Türkler’in ilginç deyişleri vardır: “Bir şeyi kırk kere söylersen olur” bunlardan biridir. Bizim atalarımız belki de yüzyıllar öncesinden çekim yasasını bulmuşlar. Kim bilir? Bu deyişin de bize anlatmak istediği aslında aynı şey. İstediğin neyse, onu sürekli dile getirirsen olur. Yalnız bu noktada dikkat etmemiz gereken bir şey var. Madem ki sözlerimiz gerçek olabiliyor, o halde ağzımızdan çıkan sözlere çok dikkat etmemiz gerekir. Bu inanışa göre, hem olumlu hem de olumsuz kurduğumuz her cümle gerçek olabilir.
Özellikle diğer insanlara kıyasla maneviyatı biraz daha güçlü olan kişiler ile yoga ve meditasyon yapanlar “çekim yasasının” gücünü daha iyi hissedebilirler. Yazımın başında da bahsettiğim gibi, üçüncü hissi daha açık kimseler ile algı ve farkındalık seviyeleri daha yüksek kişiler düşüncelerine çok dikkat etmeliler. Lao Tzu’nin dediği gibi: “Düşüncelerinize dikkat edin çünkü onlar sözleriniz olur. Sözlerinize dikkat edin çünkü onlar eylemlerinize dönüşür. Eylemlerinize dikkat edin çünkü bir bakmışsınız alışkanlıklarınız haline gelmiş. Alışkanlıklarınıza dikkat edin, karakterinize dönüşür. Karakterinize dikkat edin çünkü karakteriniz kaderiniz olur.”

yeni bir sayfa açarken…

Standard

Bir yılı daha acısıyla tatlısıyla, neşesiyle hüznüyle geride bırakıyoruz. Yeni bir yıla yepyeni ümitler ve beklentiler içinde giriyoruz her zaman olduğu gibi…

424430_10150561136763812_379396943_n

Yeni olan herşey güzeldir aslında. Yeni bir elbise, yeni bir ayakkabı, yeni bir kitap aldığımızda seviniriz bir çocuk gibi. Yeni ve daha önceden hiç gitmediğimiz bir yere seyahat ettiğimizde mutlu oluruz. Yeni bir arkadaş edindiğimizde, yeni bir gruba katıldığımızda, yeni bir hobi edindiğimizde, yeni bir işe başladığımızda kendimizi hep mutlu, huzurlu ve yenilenmiş hissetmez miyiz?
İşte yeni yıl da hep böyle heyecanlı ve renkli girer hayatımıza sanki yeni doğmuş bir bebek gibi… Masum ve işlenmeye hazır… Tam da bu sebeple, yeni yılda yeni başlangıçlar yapmalı, hayatımızı sil baştan yaratmalıyız.
Hadi kendimize bir güzellik yapalım. 2014 yılını kendimizi şımartmaya ve mutlu etmeye adayalım. Anı yaşamaya, anı yakalamaya çalışalım. Geçmişten gelen tüm hüzünleri, acıları, yalnızlıkları, pişmanlıkları, olumsuzlukları silelim ve unutalım. Geleceği de düşünmeyelim, bir ay sonrasını, bir gün sonrasını, hatta bir an sonrasını bile düşünmeyelim. Sadece ve sadece ana odaklanalım. Nefes aldığımız için, sağlıklı olduğumuz için, etrafımızda sevdiğimiz insanlar olduğu için mutlu olalım ve şükredelim.
Bu mutluluğumuzu sevdiğimiz işleri yaparak çoğaltalım. Bu ister sanatsal bir hobi olsun, ister sportif bir aktivite olsun, ister yoga yapmak, ister oturup kitap okumak, bir yudum çayı keyifle ve farkındalıkla içmek, bir seyahate çıkmak, yavru bir kediyi veya köpeği sevmek ve doyurmak, bir sevdiğine sarılmak, isterseniz de hayatınızı kazandığınız işi sevgiyle ve istekle yapmak olsun… Ne yapıyorsak yapalım, anda kalarak, anı yaşayarak ve sevgimizi vererek yapalım…
Hepimiz, bir şeyler dileriz yeni yıldan. Dileklerimizin bir an önce olması için, derin bir nefes alalım. Nefesimizi verirken, tüm enerjimizle ve içtenliğimizle dileklerimizi evrene yollayalım. En başta, sağlık, mutluluk, huzur, sevgi, anlayış ve bolluk… Sonra canınız ne istiyorsa… Dileklerimiz illa ki ulvi olmayabilir. Bol kazanç, şans oyunlarında büyük ikramiyeyi kazanmak, daha iyi bir iş, akademik kariyer, bol seyahat ve daha bir sürü şey…
Eski yılı uğurlarken, yaşadıklarımızı kabullenip, her yaşadığımızın olayın bizi daha çok büyütüp olgunlaştırdığının farkına varmak… Tüm bunlardan dolayı eski yıla teşekkür etmek…
Yeni yılı karşılarken, tüm getirilerine açık olmak… Yeni deneyimlere kucak açmak… Yeni başlangıçlara hazır olmak… Yeni bir sayfa açmak ve hayatımızı yeniden düzenlemek…
Bu yeni yıl farkındalığımızın arttığı, kendimizi sevdiğimiz ve onayladığımız, yeni başlangıçlarla dolu bir yıl olsun…

vermek ve almak…

Standard

Yogayı, bir spor tesisinde tanıdım ve sevdim. Bir yoga stüdyosuna başlamadan önce, gerçek anlamda yoga dersleri nasıl olur bilmezdim. Yoga pratiğini hem spor tesisinde hem de yoga stüdyosunda deneyimlediğim için ikisi arasındakı farkı çok rahat görebiliyorum. Bu farkındalığın bana ne gibi bir faydası oldu diye sorarsanız… En iyisi anlatmaya başlayım.

2009-2010 tum fotolar 281

Bu hafta bir spor tesisinde yoga dersleri vermeye başladım. Bugüne kadar ya belli gruplara özel ders vermiş ya da yoga stüdyosunda ders vermiştim ama bir spor tesisinde ders vermemiştim. Dediğim gibi kendim de bir spor tesisine üye olduğum için birçok grup dersine katılmaktayım ve grup derslerinde nelerle karşılaşılabileceğini az çok tahmin edebiliyorum. Özellikle “abs and butts”, “six pack”, “oryantal”, “army training” gibi hareketli derslerde “mat”lerin (minderlerin) yerleştirilmesinden sınıfın düzenine kadar birçok konuda üyeler arasında tartışma bile çıkabilir.
İlk dersimden önce, tüm bu olasılıkları düşünüp ne gibi çözümler üretebileceğim üzerinde kafa yordum. Heyecanlıydım. Hep derim ya, heyecan olmazsa derslerimin bir tadı da olmaz diye. Dersimden yarım saat önce tesise varmıştım. Hemen stüdyoya gittim. Bu spor tesisinin en güzel yanı, bir stüdyonun tamamen yoga derslerine ayrılmasıydı. Ayrıca blok ve yoga kemeri gibi bazı yardımcı ekipmanları da bulmak mümkündü.
Önce, müzik setini incelemeye başladım. Nereden açılıyor, ses nereden açılıp kısılıyor, cd nereye yerleştiriliyor, bir sonraki ya da önceki şarkıya nasıl geçiliyor. Tüm bunları öğrendim. Ardından “mat”ımı yerleştirdim ve öğrencilerimi beklemeye başladım. Bir yanımda ders notlarım bir yanımda da su mataram.
Derken ilk iki öğrencim girdi sınıfa. Onlar da erkenciydi. Dersten yaklaşık onbeş dakika önce sınıfa gelmişlerdi. Daha önce ne gibi yoga deneyimlerini öğrenebilmem için benim için bir şanstı bu. O tesiste, daha önceleri hatha ve vinyasa yoga deneyimleri olmuştu. Yin yogaya pek aşina değillerdi. Onu da benimle deneyimlerlerdi. Ayrıca tanıdığım birkaç eğitmenle çalışmışlardı ve az çok o eğitmenlerin tarzlarını biliyordum. Akışlı yoga derslerini seviyorlardı ve özellikle ters duruşlar, denge ve kol denge duruşlarını çalışmak istiyorlardı. Tam bana göreydi.
O an kararımı verdim. İlk dersimde ayaktaki asanalara ve köklenmeye odaklanacaktım. Böylece hem grubun hangi seviyede olduğunu görebilecektim hem de birbirimize alışmak için iyi bir ders olacaktı. Dersin zirve duruşu olarak da “parivritta ardha chandrasana”da (dönmüş yarım ay)  karar kılmıştım. Öncesinde de “ardha chandrasana” (yarım ay)…
Bu asanaya, kalça ve göğüs kafesi açıcı asanalar ile hazırlanmalıydık. Derse meditasyon ile başladım. Ders başlamıştı ama tabii ki derse ancak yetişenler de vardı. Kapı açıldı, içeri girenler oldu. O an meditasyonda olanlara, bu durumu gözlemlemelerini söyledim. “Bakın bakalım aklınız açılan kapıya mı gitti?” “İçeri kim diye merak mı ettiniz?” “Tüm bunları kabul edip meditasyona devam edin.” Evet, ders böyle başladı.
Yerde omurgayı esneterek ve masa pozisyonunda denge çalışarak başladık. Ardından ayağa kalkıp, bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) ile ısındık. Dersin teması “köklenmek” olduğu için ayaktaki tüm duruşlarda ayak tabanından yere iyice köklenmeyi hatırlattım ders boyunca. “Virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “parivritta trikonasana” (dönmüş üçgen), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “utkatasana” (sandalye), “viparita virabhadrasana” (ters savaşçı), “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrı öne eğilme), “uttanasana” (ayakta öne eğilme) ve “ashva sanchalayasana” (lunge-hamle) gibi  birçok ayaktaki asana ile hem göğüs kafesimizi hem de kalçamızı açtık.
Ardından denge duruşlarından “vrksasana” (ağaç) yaparak da kalça açmaya devam ettik. Sıra zirve duruşuna gelmişti. “Yarım ay” duruşları için bloklardan destek aldık. Bu duruşların arasında bedeni dengelemek için “urdhva prasarita eka padasana” (ayakta bacakları ayırma) ve “uttanasana” (ayakta öne eğilme) asanalarını kullandık.
Sonrasında bir vinyasa ve “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) bekleme. Ayakların dışına zıplayıp “malasana”ya (çelenk/dua tespihi duruşu) geçmek ve yere oturma. Yerde “janu sirsasana” (yarım kelebek/baş dize duruşu) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) gibi öne eğilmelerle dersi yavaşlattım. Oturarak burgu ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozu) öncesinde bir ters duruş: “Salamba sarvangasana” (destekli omuz duruşu). Omuz duruşunu dengelemek için “matsyasana” (balık) ve “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile dersi sonlandırdım.
Derin gevşeme pozisyonunda enstrümantal bir şarkı çaldım. O sırada bazı üyeler sınıftan ayrıldı. Kalan üyeler derin gevşemeye geçtiler benim yönergelerimle. Ayak parmak uçlarından başlarının tepesine kadar gevşeyip rahatladılar. “Savasana”dan uyandırdım sınıfı ve dersi köklenmek ve ait olmak üzerine birkaç cümle ile bitirdim.
Ders sonrasında üyelerden bazıları sorular sordu bana. Tabii ki, köklenme üzerine söylediklerimden sonra, en çok çakralarla ilgileniyorlardı. “Yoga ile çakraları açmak mümkün müydü?” “Derslerimde çakralara yönelik çalışmalar yapacak mıydım?” Elbette… Neden olmasın? Etkileşim ve iletişim. Yoga yolumun en çok bu yanını seviyorum. Öğrencilerimin istekleri ve benim onlara verebileceklerim ve benim onlardan aldıklarım ve öğrendiklerim… Verdikçe, mutlu oluyorum. Önce veriyorum, sonra alıyorum. Verdikçe, alıyorum. Aldıkça, veriyorum. Büyüyorum, gelişiyorum ve olgunlaşıyorum…