Tag Archives: fark yaratmak

neden?

Standard
  • Bazen yoga yazıları niçin yazdığımı ve gerçekten neden bu kadar çok uğraştığımı kendime sorduğumu fark ediyorum. Evet, yazı yazmaktan çok hoşlanıyorum ve sanki ben bu hayata bir şeyler yazmak için gelmişim. Yine de, yazılarımın gerçekten okuyup okunmadığını ya da birilerine faydalı olup olmadığını düşünmeden edemiyorum. Böyle düşüncelere kapıldığımda da yazmaya ara veriyor ve bir süre kendi kendime kalmayı tercih ediyorum. Sonra öyle bir an geliyor ki, hayat bana neden yazmam gerektiğini bir kere daha hatırlatıyor.

Birkaç haftadır yine yazılara ara vermiştim. Grup ve özel dersler ve de yoga eğitmenlik eğitimi çok zamanımı almakta. Özel hayatımda yapmam gerekenler de cabası… Ne zaman yazı yazmak için bilgisayarı açsam, blog yazmak yerine kendimi eğitim için not tutarken ya da araştırma yaparken buluveriyorum. Oysa ki ben, blog yazmalıyım. Beni mutlu eden şey bu. Ne ara kendimden ve beni mutlu eden şeylerden bu kadar uzaklaştım?

Bu sorunun cevabını hayatın günlük akışı bana yeniden hatırlattı. Bir sabah, birlikte eğitim verdiğim arkadaşımın telefonu ile neden yazmam gerektiği sorusunun cevabını aldım. Arkadaşımın stüdyosuna bir telefon gelmiş. Telefonda konuştuğu kişi çok ciddi derecede bel fıtığından mustaripmiş. Doktorlar, ameliyat olması gerektiğini söylemişler Bu kişi, internetten bel fıtığı ile ilgili araştırma yaparken fıtık hakkında yazdığım bir yazıya rastlamış ve bu yazı üzerinden araştırma yaparken de arkadaşımın stüdyosunu bulmuş ve telefonla ulaşmış. Arkadaşım, bu kişiyi stüdyoya deneme dersi için davet etmiş ve onunla faydalı bir ders yapmış. Kişi, dersten sonra çok rahatladığını ve uzun zamandır bu kadar iyi hissetmediğini söylemiş.

Ders sonrası arkadaşım beni arayıp bu konuda beni bilgilendirdiğinde bir süredir aramakta olduğum cevabı bulduğumu fark ettim. Ben neden yazı yazıyorum? Uzun zamandır bu sorunun cevabını arıyordum ve tatmin edici bir cevap da bulamadığım için boşa kürek çektiğimi düşünüyordum. Halbuki aslında yazdığım yazıları belki de sadece bir kişi için yazıyordum. Sadece bir kişi faydalanacaktı o yazıdan ve belki bugün, belki yarın, belki de bir yıl sonra faydalanacaktı ama o yazı o “tek bir kişiye” şifa olacaktı. Daha önce de yazılarımda paylaştığım bir hikayeyi hatırlattı bu olay bana. Yıllar önce bir gazetecinin paylaştığı Lauren Tseley’nin bir öyküsü:

“Bir zamanlar yazılarını yazmak üzere okyanus sahiline giden aydın bir adam varmış. Çalışmaya başlamadan önce sahilde bir yürüyüş yaparmış. Bir gün sahilde yürürken plaja doğru baktığında dans eder gibi bir hareketler yapan bir insan silueti görmüş. Başlayan güne dans eden biri olabileceğini düşünerek gülümsemiş ve ona yetişebilmek için adımlarını hızlandırmış. Yaklaştıkça bunun bir genç adam olduğunu ve dans etmediğini görmüş. Birkaç adım koşuyor, yerden bir şey alıyor ve yumuşak bir hareketle okyanusa fırlatıyormuş. Biraz daha yaklaşınca seslenmiş:

Günaydın. Ne yapıyorsun böyle?

Genç adam durmuş, başını kaldırmış ve cevap vermiş:

– Okyanusa denizyıldızı atıyorum.

– Sanırım şöyle sormalıydım demiş, bilge adam. Neden okyanusa denizyıldızı atıyorsun?

– Güneş çoktan yükseldi ve sular çekiliyor. Eğer onları suya atmazsam ölecekler.

– Ama delikanlı, görmüyor musun ki kilometrelerce sahil var ve baştan aşağı denizyıldızıyla dolu. Hiçbir şey fark etmez.

Genç adam kibarca dinlemiş, eğilerek yerden bir denizyıldızı daha almış ve denize doğru fırlatmış.

– Bunun için fark etti.

Bu cevap bilgeyi şaşırtmış. Ne söyleyeceğini bilememiş. Geriye dönmüş, yazısının başına geçmek üzere kulübesine gitmiş. Gün boyunca bir şeyler yazmaya çalışırken genç adamın görüntüsü gözünün önünden gitmemiş. Aklından çıkarmaya çalışmış, bir türlü olmamış. Nihayet akşama doğru fark etmiş ki, o koca bilim adamı, o büyük şair, bu gencin davranışının özünü kavrayamamış. Çünkü bu gencin aslında yaptığının evrende bir gözlemci olmayı ve olup biteni izlemeyi değil, evrende bir oyuncu olmayı ve bir fark yaratmayı seçmek olduğunu anlamış. Utanmış. O gece sıkıntı içinde yatmış. Sabah olduğunda bir şey yapması gerektiğini bilerek uyanmış. Yataktan kalkmış giyinmiş sahile inmiş ve o genci bulmuş. Ve bütün sabahı onunla okyanusa denizyıldızı atarak geçirmiş.”

Belki de sadece bir yazı deyip geçiyorum ama belki de o yazdığım tek bir yazı “tek bir kişinin” yani “tek bir denizyıldızının” hayatında bir fark yaratacak. Yazılarımdan umudu kestiğim ve niye yazdığımı sorguladığım bir anda bana yeniden ilham veren bu kişiye gıyabında teşekkür etmek istiyorum. Hayatımda yoga olduğu için, yoga ile kişilere ulaşabildiğim için, yoga ile elimden geldiğince kişilere bedenen, ruhen ve zihnen destek olduğum için ve hem kendi hayatıma hem de başkalarının hayatına dokunabildiğim için şükrediyorum. Bundan daha iyi nasıl olunur?

Reklamlar

fark yaratmak…

Standard

2009-2010 tum fotolar 668“Bir zamanlar yazılarını yazmak üzere okyanus sahiline giden aydın bir adam varmış. Çalışmaya başlamadan önce sahilde bir yürüyüş yaparmış. Bir gün sahilde yürürken plaja doğru baktığında dans eder gibi bir hareketler yapan bir insan silueti görmüş. Başlayan güne dans eden biri olabileceğini düşünerek gülümsemiş ve ona yetişebilmek için adımlarını hızlandırmış. Yaklaştıkça bunun bir genç adam olduğunu ve dans etmediğini görmüş. Birkaç adım koşuyor, yerden bir şey alıyor ve yumuşak bir hareketle okyanusa fırlatıyormuş. Biraz daha yaklaşınca seslenmiş:

Günaydın. Ne yapıyorsun böyle?

Genç adam durmuş, başını kaldırmış ve cevap vermiş:

– Okyanusa denizyıldızı atıyorum.

– Sanırım şöyle sormalıydım demiş, bilge adam. Neden okyanusa denizyıldızı atıyorsun?

– Güneş çoktan yükseldi ve sular çekiliyor. Eğer onları suya atmazsam ölecekler.

– Ama delikanlı, görmüyor musun ki kilometrelerce sahil var ve baştan aşağı denizyıldızıyla dolu. Hiçbir şey fark etmez.

Genç adam kibarca dinlemiş, eğilerek yerden bir denizyıldızı daha almış ve denize doğru fırlatmış.

– Bunun için fark etti.

Bu cevap bilgeyi şaşırtmış. Ne söyleyeceğini bilememiş. Geriye dönmüş, yazısının başına geçmek üzere kulübesine gitmiş. Gün boyunca bir şeyler yazmaya çalışırken genç adamın görüntüsü gözünün önünden gitmemiş. Aklından çıkarmaya çalışmış, bir türlü olmamış. Nihayet akşama doğru fark etmiş ki, o koca bilim adamı, o büyük şair, bu gencin davranışının özünü kavrayamamış. Çünkü bu gencin aslında yaptığının evrende bir gözlemci olmayı ve olup biteni izlemeyi değil, evrende bir oyuncu olmayı ve bir fark yaratmayı seçmek olduğunu anlamış. Utanmış. O gece sıkıntı içinde yatmış. Sabah olduğunda bir şey yapması gerektiğini bilerek uyanmış. Yataktan kalkmış giyinmiş sahile inmiş ve o genci bulmuş. Ve bütün sabahı onunla okyanusa denizyıldızı atarak geçirmiş.”

Yıllar önce bir gazetecinin paylaştığı Lauren Tseley’nin bir öyküsü… Şimdi bu öykü de neyin nesi dediğinizi duyar gibi oluyorum. Bu hikâyeyi birkaç gün öncesine kadar hiç duymamıştım. Geçenlerde yoga derslerimin birinde bir öğrenci anlattı. O gün hikâyeyi dinlediğimde yoganın kendi hayatımda yarattığı değişikliği fark etmiştim. Öğrenci de yoganın kendi hayatı üzerinde yarattıklarından bahsetmek için bu hikâyeden alıntı yapmıştı. Birkaç gün içinde bu hikâyenin daha bir anlam kazanacağını ne o öğrenci ne de ben bilebilirdik.

Bu hafta içinde ülkemizde çok korkunç bir maden faciası yaşandı. Yüzlerce ölü ve yaralı var. Zaman zaman size de olur mu bilmiyorum. Bir şey düşünürüm, o düşündüğüm başıma gelir. Bir şeyden bahsederim, o bahsettiğim gerçekleşir. Birisini aklımdan geçiririm, onunla karşılaşırım. Sizin anlayacağınız “çekim yasası”… O gün bu hikâyeden bahsettik ve bir iki gün içinde bu faciayı yaşadık. Keşke yaşamasaydık. Faciayı ilk duyduğum anda, aklıma bu hikâye geldi. Hikâyenin o cümlesini hatırladım aniden: “Bunun için fark etti.” Bir başka deyişle: “Birini kurtardık.”

Yazılarımı takip ediyorsanız, haftada bir yoga hakkında bir şeyler karaladığımı da biliyorsunuzdur. Maden faciasından sonra, bu haftaki yazıyı, ayrıntılı bir yoga deneyimi yerine yoga ve hayat arasındaki ilişkiye adamaya karar verdim. Yogada amaç farkındalığımızı artırmak ve hayata daha başka açılardan bakabilmeyi ve yaşadığımız her anı farkına vararak yaşamaktır. Nefes alırken, havanın burun deliklerinden ve soluk borusundan geçip akciğerlere ulaştığını fark etmek… Yemek yerken, her bir lokmanın tadına ve farkına vararak yemek… Çay ya da kahve içerken, içtiğimiz her bir yudumun farkına varmak… Kısacası hayatı farkındalıkla yaşamak…

Ülkemizde bir olay olduğunda, sessiz kalmak ya da sadece gözlemci olmak yerine farkında olup bir çözüm için uğraşmak… Ya da adım atmak ve harekete geçmek…

İşte bu noktada, hikâyenin ana fikrine geliyoruz. “Evrende gözlemci olup olan biteni izlemek yerine oyuncu olup fark yaratmak.” Bunun için gerekirse, denizyıldızlarını denize atmak, yazılar yazıp ortak bir bilinç oluşturmaya çalışmak, yoga ve meditasyon yapıp ya da yaptırıp daha çok insanı uyandırmak, şarkı sözleri yazmak ve bestelemek ve bu yolla insanlara ulaşmak… Her ne yolla olursa olsun… Fark, yeni yeni farklılıkları doğurur. Tıpkı domino etkisi gibi… Önemli olan, gözlemci ya da izleyici olmaktan çıkıp harekete geçmek… Farkında olmak, farkına varmak, anı yakalamak ve fark yaratmak… Bir tek benden ne olur dememek… Sonuçta “birlikten kuvvet doğar” ya da “bir elin nesi var, iki elin sesi var.” Bir fark olur iki, iki fark olur üç…