Tag Archives: esnetmek

akışta kalabilmek…

Standard

Daha geçen hafta havaların bir türlü ısınmadığından ve bir türlü gelemeyen yazdan bahsederken, yaz birdenbire geldi. Tabii ki ben çok mutluyum. Sıcak havayı ve güneşi çok seviyorum. Hiç şikayet etmiyorum. Ancak sıcak hava dersleri biraz etkilemeye başladı. Öğrenciler, yoga derslerine gelmeye devam etseler de sıcak hava nedeniyle kendilerini çok bitkin hissedebiliyorlar. O zaman da onlara iyi gelecek tarzda bir ders yapmak gerekiyor.

20160616_130402

Bu hafta 21 Haziran gündönümü dolayısıyla birçok dersimde sadece “surya namaskara” (güneşe selam) serileri yaptık. Ders saatleri yeterli olmadığından 108 güneşe selam yerine 54 seri ile sınırlandırdık kendimizi. Derslere gittiğimde 54 güneşe selam yapacağız dediğimde öğrencilerin hemen heyecanlandıklarını ve o kadar seriyi tamamlayıp tamamlayamayacaklarından emin olmadıklarını gördüm. “Ne zamandır birlikte çalışıyoruz. Sizlerin gücünü ve kondisyonunu biliyorum. Merak etmeyin çıkarabilirsiniz. Hem her beş set bittiğinde dinleneceğiz” dedim. Ve böylece akışlar başladı.

Müzik eşliğinde “surya namaskara” serileri… İlk 20 sette “phalakasana” (sopa) ve “ashtangasana” (diz-göğüs-çene) duruşlu güneşe selamlar yaparak hem öğrencilere yapabileceklerini göstermek hem de biraz yavaştan alarak bedenlerini iyice ısıtmak ve alıştırmak istemiştim. 20 setten sonra her beş setin dördünü “phalakasana”-“ashtangasana”lı ve sonuncu seriyi “surya namaskara A” yani “chaturanga dandasana”lı (alçak şınav) yaptırmıştım. Bu arada onlara güç vermek ve destek olmak için ben de onlarla birlikte yapıyordum. 30. sete geldiğimizde “surya namaskara B” yi de akışlara katmak istedim. Her beş setten üçü “phalakasana-ashtangasana”lı, dördüncüsü “chaturanga dandasana”lı ve sonuncusu da “surya namaskara B”li… Ve böylece bir saat boyunca güneşe selamlarla bedendeki ateş elementini etkili hale getirmiş ve yaz aylarının ve sıcakların bedene yaydığı uyuşukluk hissini azaltmaya çalışmıştık.

Akşam derslerinden birine gittiğimde derste her zamankinden daha az öğrenci vardı. Sıcaklar bizi de etkilemişti anlaşılan. Aklımda belli bir ders planı vardı ama öğrencileri yorgun gördüğüm için istedikleri bir şey olup olmadığını sordum. Onlar o gün derste yavaş çalışmak istediklerini ve bedenleri esnetmenin iyi geleceğini söylediler. Başlangıç meditasyonu sonrasında “butterfly” (kelebek) ile omurgayı ve kasıkları esnettik. Dört ayak üzerine gelip “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı biraz daha ısıttıktan sonra “melting heart” (eriyen kalp) ile göğüs kafesini esnettik. “Dragon” (ejderha) duruşuyla kasıkları ve kalça fleksör kaslarını esnettikten sonra öğrencileri ikili çalıştırıp hem keyifli bir ders geçirmelerini hem de kendilerini biraz daha yoğun esnetmelerini istedim.

İlk olarak “parsvakonasana” (yan açı duruşu) karşılıklı yerleşip kolları kulağın yanından öne doğru uzattığımızda birbirimizin ellerini tutup bedenlerimizin yanlarını daha yoğun hissettik. Çift olarak yaptığımız diğer duruşlar “phalakasana”, “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “vrksasana” (ağaç), “utthita hasta padangusthasana B” (elin ayak parmağını tuttuğu duruş B varyasyonu) idi. Bir öğrenci “balasana”dayken (çocuk duruşu) diğeri onun üzerine uzanarak göğüs kafesini açtı. Bir öğrenci “paschimottanasana”dayken (yerde öne eğilme) diğeri onun üzerine uzanarak göğüs kafesini esnetmeye devam etti. “Navasana” (sandal) ve “upavistha konasana”yı (oturarak açı duruşu) el ele tutuşarak yaptık. Biri yerde uzandı ve ötekini ayaklarının üzerinde havaya kaldırdı. En son da “cat tail” (kedi kuyruğu) öğrencilerden biri diğerinin omuzundan ve uzun ayağından destek olarak omurgayı daha çok esnetti. Artık sıra “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) gelmişti.

O gün derse gittiğimde aklımda bir ders planı vardı. Öğrencileri yorgun ve aklımdaki dersi çıkaracak havada görmediğim için ders planını hemen değiştirdim ve bedenleri esnetmeye karar verdim. Bedenleri esnetirken “dragon” duruşunda burgu yaparlarken aklıma eşli çalışma fikri geldi. Ve ders nasıl başladı nasıl bitti… Demek ki planlar her zaman işe yaramıyordu. Gelişmelere göre kendimizi değiştirmek ve yeni akışa göre hareket etmek mümkündü. Önemli olan akışta kalabilmek, akışın ne getirdiğini hissedebilmek, ona direnmek yerine o akışla birlikte akabilmekti.

Reklamlar

her zaman her yerde

Standard

Yoga her zaman her yerde diye boşuna söylemiyorlar galiba… Yeter ki yoga yapmak isteyelim. Yoga yapmaya niyetlendikten sonra küçücük bir oda ile yemyeşil bir orman ya da masmavi sahil şeridi arasında bir fark yok. Yoga her zaman her yerde…

2009-2010 tum fotolar 309

Geçenlerde özel derse gittiğimde her zaman çalıştığımız toplantı salonu doluydu. O nedenle biz de squash oynanan bir salonda çalışacaktık. Salon iyiydi, kocamandı, yerler parkeydi ama tek bir sorun vardı. Çok soğuktu. Soğukta ise kaslarımızın ısınması uzun sürebilirdi ve belki de rahat hareket edemeyebilirdik. Bir de üşütme tehlikesi vardı. Ne yapabiliriz derken birden aklımıza soyunma odasında çalışmak geldi.

Soyunma odası dediğimizde aklınıza kocaman bir oda gelmesin. İnce uzun, iki tarafında dolaplar ve ortasında da oturmak için sıralar bulunan bir oda düşünün. Biz de ancak duş ve tuvalet kısmına geçilen kapının önünde yoga yapma şansını elde ettik. “Aman canım orada da yoga yapılır mı? O gün yapmasaydın keşke” dediğinizi duyabiliyorum. Yapmaya karar verdik. Her şey bir değişik deneyimdi ve bizim gelişmemiz ve büyümemiz içindi. Belki bugünkü çalışmamızdan da yeni bir şeyler öğrenecektik.

O gün karın kaslarına odaklanmıştık. “Phalakasana” (sopa duruşu), “phalakasana” varyasyonları, “utkatasana” (sandalye duruşu), “navasana” (sandal) varyasyonları çalışırken öğrenci aslında çok yorgun ve bitkin olduğunu ve bu derse devam edemeyeceğini söyledi. Biraz yavaşlamak istiyordu. Dersin yarısı geçmişti bile. Neredeyse zirve duruşuna yaklaşmıştık ama bedeni zorlamak gereksizdi. Demek ki bugün de böyleydi. Ben de dersi biraz ağırlaştırıp “yin” (dişil enerji) havasına sokarak öğrenciyi esnetmeye başladım. “Butterfly” (kelebek), “caterpillar” (tırtıl), “sleeping swan” (uyuyan kuğu) ve “dragonfly” (helikopter böceği) bacakların arkasındaki, içindeki ve yanlarındaki kasları esnettik. Tüm bu duruşlardan sonra sırt üstü yatıp “twisted roots” (dönmüş kökler) burgusu ile omurgayı ve bedeni rahatlattık. Uzun bir “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi bitirdik. O arada soyunma odasına girenler çıkanlar, yandaki ağırlık çalışılan salondan yüksek sesli bir müzik, salonda bağırarak konuşan insanlar, soyunma odasına giren çıkanlardan bize laf atanlar… Hiçbir şey dikkatimizi ve konsantrasyonumuzu bozmuyordu. Ne derlerse desinler. O gün günlerden “yoga”ydı ve her zaman her yer “yoga”ydı.

“Savasana” sonrasında dersi bitirirken neye niyet neye kısmet diye düşündüm. Karın kaslarını güçlendirmek üzere derse başlamış, bedeni esneterek dersi bitirmiştik. Küçücük ve dar bir alanda çalışmıştık. Dışardan bedeni ve zihni rahatsız edecek bir sürü etki olduğu halde biz yine de anda kalmıştık. Beden, zihin ve ruh birliğini ve bütünlüğünü hep korumuştuk. Dikkatimiz ve konsantrasyonumuzu kaybetmemiştik.

Bir sonraki derse gittiğimde de toplantı salonu doluydu. Bu defa değişik bir ortam deneyelim dedik ve öğrencinin odasında çalıştık. Yine oda dersen kocaman bir odadan bahsetmiyoruz. Ancak bir matın sığacağı ve ayağı geriye doğru açarken bile bir yerlere çarpabileceğimiz kadar küçük bir ortamdan bahsediyoruz. O gün de karın kaslarını çalışmaya devam etmiştik. Zirve duruşumuz da “bakasana” (karga duruşu) idi. Öğrenci ile daha önce “bakasana” konusunda kötü bir deneyimimiz olmuştu. Öne doğru düştükten sonra bu duruşa karşı bir isteksizlik gelişmişti. Bir süre çalışmamıştık. Ama kaçarak olmazdı. Korkuların üzerine gitmek gerekirdi. Hayatta da böyle değil miydi? Vazgeçip gitmek olur muydu? Tekrar tekrar denemek gerekirdi. Denedikçe belki beden ve zihin kabullenirdi ve belki de o bize çok uzak gelen şey bize birden yakın gelmeye başlardı. O yüzden başın altına “bolster” koyarak denemelere başladık. Yavaş yavaş, adım adım, hiç acele etmeden… Kontrolü kaybetmeden… Ve o gün o odada inanılmaz bir şey oldu. Ögrenci “bakasana”ya geçerken çok sakin, konsantrasyonu kaybetmeden, beden-zihin-ruh (nefes) bir arada tutarak, sanki çok kolay bir duruşu yaparmışçasına sakin “bakasana” denedi. Ve oldu…. Evet, harika bir “bakasana” yaptı. Bir-iki-üç nefes… İlk deneme için yeterli. Zamanla gelişecek ve rahatlayacak. Bir kez daha denemek istedi ve denedi… Ve yine oldu. Acele etmediği, kontrollü davrandığı, adım adım ilerlediği için…

Zirve duruşundan sonra bedeni dengeleyip rahatlatırken içeri birileri geldi. Laf atanlar ve bu şekilde dikkatimizi dağıtmaya çalışanlar… Hep olur, her yerde olur… Dağılmadık. Beden, zihin ve nefes birliğimizi ve bütünlüğümüzü koruduk. İşte bu “yoga”ydı. Beden, nefes, zihin bir ve bütün… “An”da kalmak, “an”ı yaşamak, sadece kendinle ilgilenmek, kendine bakmak…

Yoga her zaman her yerde… Kuş sesleri içinde yemyeşil bir orman, masmavi bir gökyüzü altında dalga sesleriyle oturduğumuz bir sahil şeridi… Ya da küçücük bir oda, sadece yoga matı ve bedenim, zihnim ve ruhum… Arada hiçbir fark yok. Kalabalık bir şehir ile dağların tepesinde bir inziva… Arada hiçbir fark yok. Tek fark biz bedenen, zihnen ve ruhen bir ve bütün müyüz? Eğer öyleysek, her yer her an bize yoga zaten…

iletişim içinde olmak

Standard

O gün derse gittiğimde öğrenciler rehavet içindeydi. Yılbaşı gecesinin yorgunluğunu ve ardından gelen üç günlük tatilin yarattığı rehaveti üzerlerinden atamamışlardı. Bu yorgunluk ve rehaveti üzerimizden atmak için aklımda geriye eğilme odaklı bir ders yapmak vardı. Ama her zamanki gibi evdeki hesap çarşıya uymadı. Derse ilk gelen öğrenci sırt odaklı bir ders yapıp yapamayacağımızı sordu. Neden olmasın? Tabii ki yapabilirdik. Hatta sırt odaklı çalıştığımız için zirve duruşunu da geriye eğilmeler arasından seçebilirdik.

2009-2010 tum fotolar 006

Başlangıç meditasyonu sonrasında dört ayak üzerinde denge çalışmaları ile sırt kaslarına odaklanmaya başlamıştık. “Uttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu), “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ve “iğneden iplik burgusu” sonrasında bir “vinyasa” (akış) ile ayağa kalkmıştık. Ayakta “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle biraz ısındıktan sonra “hasta tadasana” (dağ duruşunda kolları yukarı uzatma) ve “ardha uttanasana” (ayakta yarım öne eğilme) arasında nefeslerle birlikte aktık. Sırt kaslarını güçlendirmeye “utkatasana” (sandalye) ve “kayakçı duruşu” ile devam ettik.

O anda sınıftaki katılımcı sayısına baktım; bir de sınıftaki bloklara… Yeterli sayıda bloğumuz vardı. Genellikle derslere daha çok öğrenci katıldığı için bloklar yetersiz kalıyordu ve bir türlü blok ile çalışamıyorduk. Öğrenciler “surya namaskara” akışıyla devam ederken herkesin yanına birer blok bıraktım. O günkü zirve duruşu “chaturanga dandasana” (alçak şınav) olacaktı. Önce bloklarla deneyecektik, sonra bloksuz… En son da “phalakasana” (sopa duruşu) ve “chaturanga dandasana” arasında nefeslerle akmayı deneyecektik.

Zirve duruşunda değişiklik yaptıktan sonra o duruş için bedenleri hazırlamaya başladım. “Surya namaskara” serileri arasında “phalakasana”da (sopa duruşu) beş nefes beklemek, “phalakasana” ve “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek) arasında nefesle birlikte akmak, “adho mukha svanasana”da dirsekleri bükerek göğüs kafesini yere yaklaştırmaya çalışmak, dirseklerin üzerinde sopa duruşu, dirseklerin üzerinde sopa duruşundan “ardha salamba sirsasana”ya (yunus duruşu) geçmek ve “ardha salamba sirsasana”da beş nefes beklemek…

Artık beden zirve duruşuna hazırdı. Blokları “sternum” kemiğinin (iman tahtası adı verilen kemik) altına yerleştirdikten sonra dirsekleri bedene yapıştırıp ellerin üzerinde yükseldik. Bacak kasları, kalça ve ayakları da çok güçlü bir şekilde kullanıyorduk. Ve blok üzerinde “chaturanga dandasana”yı herkes kolaylıkla yapmıştı.

Duruşu biraz zorlaştıracaktık. Bloksuz “chaturanga dandasana” deneyecektik. Blok kullandığımızda bedenin ağırlığını bloğa yükleyip o duruşta daha kolay kalabiliyorduk ama bloksuz olduğumuzda bedenimizi yerçekimine karşı havada tutmaya çalışıyorduk. Kimi zaman kalça çok yukarda kalıyordu, kimi zaman göğüs kafesi yere çok yaklaşıyordu, kimi zaman dirsekler yanlara doğru açılıyordu ve “chaturanga dandasana” tam olarak yapılamıyordu.

O gün öğrencilerin birçoğu “chaturanga dandasana”yı iyi yapabilmişti. Sırada “phalakasana-chaturanga dandasana” arasında bir akış vardı. “Phalakasana”dan “chaturanga dandasana”ya inmek kolaydı. Yerçekimi bize destek oluyordu. Ancak “chaturanga dandasana”dan “phalakasana”ya yükselmek zordu. Burada yerçekimine karşı hareket etmeye çalışıyorduk. Bir-iki… Üç çıkar mı? Kimileri üçü çıkardı. Kimileri ikide pes etti. Kimileri hiç denemedi.

“Balasana” (çocuk duruşu) dinlendikten sonra “dandasana” (asa duruşu) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile bedeni dengeledik. Sırt üstü yattığımızda aklıma bir şey daha geldi. Sırt çalışmamızı “setu bandhasana” (yarım köprü) ile tamamlamak istemiştim. Göğüs kafesini iyice açmak ve esnetmek… Sırtı güçlendirmek… “Setu bandhasana”yı bacakların arasına blok alıp bacakları yana açmadan denedik. Bazı öğrenciler “urdhva dhanurasana” (tam köprü) de denemek istemişti. Yine dikkat edeceğimiz nokta dirsekleri ve bacakları yanlara doğru açmamaktı. Sınıfta bu duruşu hakkıyla yapan öğrencilerden birini öne çağırdım ve bacaklarının arasına bloğu alarak dirseklerini ve bacaklarını yanlara açmadan bu duruşu tüm sınıfa gösterdi. Sonra tüm öğrenciler duruşu deneyimledi. Göğüs kafesini yerden kaldıramayan arkadaşlarımıza yardımcı olduk. Ve dersin zirvesini böylece tamamladık.

Bacakları göğse çekip (apanasana) omurgayı rahatlattıktan sonra bedendeki kan akışını terse çevirmek için “salamba sarvangasana-halasana-karnapidasana-salamba sarvangasana-setu bandhasana-matsyasana” (omuz duruşu-saban duruşu-kulak basıncı duruşu-omuz duruşu-yarım köprü-balık) akışını yaptık. Dizleri tekrar göğüs kafesine çektik (apanasana) ve omurgayı rahatlattık. “Jathara parivartanasana” (karından burgu) ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi tamamladık.

Dersin sonunda ne farkettim biliyor musunuz? Derslerde öğrenciler ile iletişim içinde olmak istiyordum. Öğrencilerin isteklerini dinlemek, onları da dersin akışına katmak, çok başarılı yapabildikleri “asana”larda onları örnek öğrenci olarak kullanmak, onları yüreklendirmek… Ve yoga yolculuğunda birlikte gelişmek ve büyümek…

 

dengeyi bulmak

Standard

Uzun zamandır öğrencilerle birlikte yoga yapmadığımı daha önceki yazılarımda sizlere anlatmıştım. Gün geliyor; canım öğrencilerle birlikte akışlara katılmak istiyor. Öyle bir an gelince de kendimi hiç tutamıyorum. Bir anda öğrencilerin arasında kendimi onlarla birlikte asanaları yaparken ve onlarla bir asanadan bir asanaya akarken buluyorum.

IMG-20151226-WA0001-001

21 Aralık kış gündönümünde iki dersim vardı. Bir sabah, bir de akşam… Kış dönümünde bedenimizdeki ateş elementini arttırmak ve bu soğuk kış günlerinde ısınmak ve köklenmek için 108 “surya namaskara” (güneşe selam) yapmaya karar vermiştim. Ne yazık ki; spor tesisinde derslerimiz bir saat ile sınırlıydı ve bu süre içinde 108 güneşe selam yapamazdık. O yüzden güneşe selam serilerini 54 ile sınırlayacaktım.

Sabah dersine başlamadan önce ders boyunca “surya namaskara” yapacağımızı ve yorulanların arada dinlenip akışı yeniden yakalamalarını söylediğim anda sınıftan itiraz sesleri yükselmeye başladı. O gün kimsenin güneşe selam yapacak hali yoktu. Herkes kendini yorgun hissediyor ve o yüzden de esnemek istiyordu. Bu da gündönümünün bedenimiz üzerindeki bir etkisiydi. Çoğu zaman öğrencilerin isteklerine kulak verir ve onların arzuları doğrultusunda bir ders yaparım. Ama o gün ne olursa olsun köklenmeye ağırlık verecek ve ayaktaki asanalara yoğunlaşacaktık. Beş set güneşe selam sonrasında ayaktaki asanalara yoğunlaşmaya başladık. Her zamanki “vinyasa” (akış) derslerinin aksine o gün “hatha” (güneş-ay) tarzı bir ders yapıyorduk. “Virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen) ve “parsvakonasana” (yan açı duruşu) beş-on nefes beklediğimiz asanalardandı. “Hatha” tarzı duruşlarda uzun süre bekleyip derinleşmiş ve ayaklardan yere doğru köklenmeyi hissetmiştik. “Tadasana”da (dağ duruşu) gözleri kapatıp beklerken ayak tabanlarından yere doğru köklenmeyi fark etmeye çalışmıştık.

Ayaktaki asanalardan sonra sıra yerdeki asanalara gelmişti. Yerde de köklenmeye devam ediyorduk. Köklenme sadece ayakların altından olmazdı. Yere oturduğumuzda “iskium” (oturma) kemiklerini hissederek o kemiklerden yere doğru uzayıp başın tepesinden yukarı doğru uzamayı fark etmeye çalıştık. “Dandasana” (asa duruşu), “janu sirsasana” (baş dize duruşu), “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ve “marichyasana” (Bilge Marichy burgusu) oturarak köklendiğimiz duruşlardandı.

Öğrencilerin isteklerini de göz önünde bulundurmuştum. O gün herkes bedenini esnetmek istiyordu. Bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını, bacakların önündeki “kuadriseps” kaslarını, bacakları dışa döndüren kasları ve kasık kaslarını esnetmek için sırasıyla “paschimottanasana”yı, “half saddle” (yarım eyer duruşu), “sleeping swan” (uyuyan kuğu) ve “dragonfly” (helikopter böceği duruşu) yapmıştık. “Half saddle” duruşunu diz sorunlarından dolayı yapamayanlar için “ardha bhekasana”yı (yarım kurbağa duruşu) “sleeping swan”ı yine aynı sorunlardan dolayı yapamayanlar için de “eye of the needle”ı (iğne deliği duruşu) alternatif olarak göstermiştim. En son “dragonfly”da öne eğildikten sonra sağa ve sola burgu ile bedeni dengelemiştik.

Yere uzandıktan sonra “jathara parivartanasana” (karından burgu) ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi sona erdirmiştik.

IMG-20151226-WA0010

Akşam grubu ise 54 güneşe selam yapmaya gönüllü olmuşlardı. O akşam ben de öğrencilerle birlikte akışlara katılmak istemiştim. Ben de ateş enerjisini hissetmek ve köklenmek istiyordum. Gözlerimi kapatmak ve sevdiğim “mantra”lar eşliğinde o asanadan bu asanaya nefeslerimle akmaktı amacım.  Güneşe selam A serileriyle başladık derse. Her beş setten sonra “tadasana”da gözleri kapatıp dinleniyorduk. 20 “phalakasana”lı (sopa duruşu) güneşe selam serisi sonrasında “anjaneyasana”lı (alçak hamle duruşu) güneşe selamlarla devam ettik. Beş seti de böyle tamamladıktan sonra beş set “chaturanga dandasana”lı (alçak şınav) güneşe selam yaptık. Tekrar “phalakasana”lı güneşe selam serileriyle devam ettik. Son dört seti ise güneşe selam B serileriyle tamamladık. Nefes ver “chaturanga dandasana” nefes al “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek). Nefes ver “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek) nefes al “virabhadrasana I” (birinci savaşçı) nefes ver “chaturanga dandasana”… Sonra sol ayak önde birinci savaşçı ve yine aynı seri… Ayağı bakan köpekte beş nefes dinlenme… Ve son dört seti de bu şekilde hızlı bir akışla tamamladık.

54 güneşe selamı bitirdiğimizde “tadasana”da gözler kapalı köklenmeyi iyice hissettikten sonra “malasana” (dua tespihi/çelenk duruşu) ile çömelmiş ve yere oturmuştuk. Ne yazık ki dersimizden sonra bir ders daha vardı. Bir an önce öğrencileri dinlendirmek ve dersi bitirmek zorundaydım. Bu yüzden bağdaşta omurgayı sağa ve sola doğru büktükten ve rahatlattıktan sonra kısa bir “savasana” ile dinlendik.

Soğuk, kasvetli, karanlık ve kısa kış günleri… Uzun kış geceleri… Eşitsizlik ve dengesizlik… Hava elementi… Ve ders boyunca yükselen ateş elementi… Bedenlerin ısınması ve ürettiğimiz ateş ile yeniden dengeyi bulmak… Ayakların altından köklenmek… Toprağı hissetmek… Ve dengeyi bulmak… Öğrencilerin istekleri ve öğretmenin planladıkları arasında dengeyi bulmak…

ruhumuzun evi

Standard
Kimi zaman hayatın içinde kendimizi çok zorlarız… Fiziksel ya da duygusal açıdan… İster fiziksel isterse duygusal olsun, bu zorlamalar bedenimizde ya da ruhumuzda izler bırakır. Ve bu izleri silmek için çalışmak, çok çalışmak gerekir. Fiziksel ve duygusal rahatsızlıkların üstesinden gelmek, tazelenmek ve yenilenmek için…
2009-2010 tum fotolar 309
O gün özel derse giderken aklımda yine bol akışlı bir yoga dersi vardı. Bazen evdeki hesap çarşıya uymaz ya!… Yine öyle oldu. Dersin başında en son dersimizden bu yana öğrencinin nasıl olduğunu sorduğumda, öğrencinin bacağının arkasında tam kalçanın altında bir ağrı hissettiğini öğrendim. Bir önceki yoga dersimizden sonra mı olduğunu sorduğumda, öğrenci bu ağrının dans dersi sonrasında oluştuğunu söyledi. Ağrının tam noktasını gösterdi ve nasıl bir ağrı olduğunu tarif etti. Dans sırasında bacak arkasındaki “hamstring” kaslarını zedelemiş gibi gözüküyordu. Belki biraz da kalçayı dışa çeviren kaslar ve bacağın yanında dize kadar uzanan “iliotibial bant” zedelenmiş olabilirdi. Tabii ki bu rahatsızlık dans ederek oluşmamıştı. Tek sorun, danstan sonra bedeni esnetmemekti. Dans, “yang” (eril, hızlı, güneş, aktif) olduğu için bedendeki kasları ve bağları çalıştırmış, zorlamış ve kısaltmıştı. Bu nedenle de dans ettikten sonra bedeni esneterek kasları ve bağları tekrar uzatmak gerekirdi. Eğer kasları ve bağları dans sonrasında uzatmazsak, özellikle “hamstring” ve kalça kaslarında gerginlik ve ağrı hissedebilirdik. Ve ders planını değiştirmiş ve bacakları ve kalçaları esnetmeye yönelik bir yoga dersi yapmaya karar vermiştim.
Başlangıç meditasyonundan sonra dört ayak üzerine gelip sağ bacağı geriye doğru açtık. Ama bu defa ters kol-ters bacak denge çalışması yerine ayak parmak uçlarını yere yerleştirip “gastroknemius ve soleus” (baldır) kaslarını esnetmek için nefes verirken topuğu biraz daha yere yaklaştırmaya çalıştık. On nefes kadar bekledikten sonra sol bacağın baldır kaslarını esnettik. Tekrar sağ bacağa dönüp sağ bacağın baldır kaslarını biraz daha esnettikten sonra ayak tabanını yere yerleştirip sağ kolu yerden kaldırdık. Sağ kolu sağ kulağın yanından öne doğru uzatırken bedenin sağ tarafını esnettik. Sonra dizlerin üzerinde yükselip kolları yukarı doğru uzattık ve nefes verirken sağ kolu sağ bacağın üzerine doğru uzatıp bedenin sol tarafını uzattık. Aynı seriyi sol tarafta tekrarladıktan sonra sağ ve sol tarafta “parighasana” (kapı duruşu) ile bacakların içindeki kasları ve kasık kaslarını iyice rahatlattık.
Bir “vinyasa” (akış) sonrası “tadasana”ya (dağ duruşu) geçtik. “Surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile bedeni ısıtmaya başladık. Bedeni ısıttıktan sonra “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “padangusthasana” (ayak baş parmağını tuttuğumuz ayakta öne eğilme) ve “pada hastasana” (elleri ayakların altına yerleştirdiğimiz ayakta öne eğilme) ile hamstring kaslarını esnettik. Bacak içini, kasıkları ve baldırları esnetmek için “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle duruşu) kullandık. “Ashwa sanchalanasana”da elleri öndeki ayağın iki yanına yerleştirip nefes verirken topuğu biraz daha yere yaklaştırmaya çalıştık. Yine “ashwa sanchalanasana”da nefes verirken dizi büküp nefes alırken dizi düzelttik. Sonra nefes alırken öndeki bacağı düzelttik nefes verirken öndeki bacağı büktük. Beş nefes sonra öndeki bacağı düzeltip nefes verirken öndeki bacağa doğru eğildik. Aynı seriyi diğer bacakta da yaptıktan sonra “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) iki ayak topuğunu da yerden kaldırıp nefes verirken bir dizi büküp diğer ayak tabanını yere yaklaştırdık. Her nefes verişte ayak değiştirdik. On tekrardan sonra iki ayak tabanını da yere yaklaştırırken ön bacak kaslarını geriye doğru ittirip bacak arkasındaki hamstring kaslarını biraz daha gerdik ve esnettik. Yere geçmeden kalçaları dışa çeviren kasları da “ardha baddha padmottanasana” (yarım lotusta ayakta öne eğilme) ile esnettik.
Bir “vinyasa” sonrası “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu) ile hem yere oturmuş hem de kalçaları dışa çeviren kasları esnetmeye devam etmiştik. Önce kolları öne doğru uzatıp elleri kafes şeklinde tutup kollardan ileri doğru esnerken arkadaki düz olan bacağın ayak parmaklarında geriye doğru esnemeyi hissetmeye çalıştık. On nefes sonra güvercin duruşu için büktüğümüz bacağın kalçasını geriye doğru ittirmiş ve kalçanın başka bir bölgesinde germe hissetmiştik. Daha sonra eğer sağ bacak bükülüyse önce sağ tarafa doğru (yani bacağın üzerine doğru) yürümüş ve kalçayı biraz daha yoğun hissetmiştik. On nefes sonra da bükülü bacağın tam tersi tarafına doğru yürüyüp germeyi kalçanın biraz daha ortasında hissetmiştik. Açıları değiştirdikçe esnettiğimiz kaslar da değişmişti. Kalçanın farklı bölgelerindeki kasları ve bağ dokularını rahatlatmıştık.
Yerde bacakların arkasındaki hamstring kaslarını esnetmek için “half frog” (yarım kurbağa) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) duruşlarını kullanmıştık. Bacak içini ve kasıkları ise “upavistha konasana” (oturarak açı duruşu) ile rahatlatmıştık.
Dersin sonuna yaklaşmıştık. Sırt üstü yatıp sağ ayak tabanını yere basıp sol bacağı 90 derece yukarı kaldırmıştık. Burada bacak önündeki ve arkasındaki kasları esnetmek için “plantar fleksiyon” ve “dorsofleksiyon” (ayak parmak uçlarını yukarı doğru balerin gibi çevirmek ve ayak parmak uçlarını kendine doğru çekmek) yapmıştık. Sağ bacağı erkeklerin bacak bacak üstüne attığı gibi atıp sağ kalçayı yana doğru biraz daha esnettikten sonra, bacakları kadınların üstüste attığı gibi atıp dizleri sola doğru düşürmüştük. “Twisted roots” (dönmüş kökler) burgusu ile hem omurgayı rahatlatmış hem de bacakların yanındaki “iliotibial bantı” da esnetmiştik. Aynı seriyi sol tarafta da tekrarladıktan sonra dizleri göğüs kafesine çekip sarılmış (apanasana) ve omurgayı rahatlatmıştık. Sırada “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) vardı.
Dersin sonunda bedenimizin “ruhumuzun evi” olduğunu bir kere daha hatırlamıştık. Bedeni zorladığımızda beden de tepki vererek gerginleşip katılaşıyordu. Bu gerginliği geçirmek için çok çalışmak, tazelenmek ve yenilenmek gerekiyordu. “Ruhumuzun evi”ni esnetmek, tazelemek ve yenilemek… Her zaman hızlı ve aktif olmak değil, kimi zaman da sakin, dingin, esnek ve huzurlu olmak…

çok geç olmadan…

Standard

Çoğu zaman hayatımızdakilerin değerini bilmeyiz. Hayatımızdaki şeyler hep bizimle olacak zannederiz. Hepimiz bu yanılgıya düşeriz. Hayatımızdakilerin değerini ve önemini ancak onları kaybettiğimizde fark ederiz. En basit şeyden en değerli şeye kadar…

2009-2010 tum fotolar 309

Bir buçuk aydır özel öğrencim tatildeydi. Onunla derslerimizin benim için ne kadar değerli olduğunu ancak öğrencim tatile gittiğinde fark ettim. Karşılıklı alışverişti bizimkisi… Kimi zaman ben öğretmen oluyordum, kimi zaman ise öğrenci… Roller devamlı değişiyordu. Haftanın iki günü ders yapıyorduk. Çok önemli bir işimiz çıkmadıkça dersleri iptal etmiyorduk. Yoga derslerimizi bir düzene oturtmuştuk. Hayatımızın ve günlük yaşamımızın bir parçası olmuştu yoga dersleri… Hem öğrenci için hem benim için… Etkileşim de cabasıydı. Özel öğrencim bana ilham veriyordu. Çoğu zaman bir davranışı ya da bir sözü yazılarımın da konusunu oluşturuyordu. Yani yokluğu sırasında onun hayatımdaki değerini ve önemini daha iyi kavradım.

Uzun tatilden sonra ilk dersimiz için buluştuğumuzda kaldığımız yerden devam edemedik. Aslında amacım her zamanki gibi bir zirve duruşuna odaklanmak ve ona uygun bir akış yapmaktı. Ancak bir buçuk ay içinde öğrencinin bedeninin ne kadar gerildiğini ve katılaştığını fark ettim. Öncelikle onun bedenini esnetmek ve zihni hazırlamak gerekiyordu. Ondan sonra zirve duruşlu akış derslerine başlayabilirdik. Her ne kadar yaz tatili de olsa, her ne kadar deniz-kum-güneş üçlemesiyle beden gevşese de, yoganın beden-zihin-ruh üzerinde yarattığı aynı ettiği yakalayamıyorduk. Nefeslerle birlikte gözleri kapatarak ve hissederek asanalar arasında aktığımızda geliyordu bedensel, zihinsel ve ruhsal rahatlama…

O yüzden tatil sonrasındaki ilk dersimizi bedeni esnetmeye ayırdık. Başın tepesinden ayak parmak uçlarına kadar tüm bedeni esnetmeye… “Utthita balasana” (uzanmış çocuk) ile omurgayı esnetip uzatarak derse başladık. Her nefes alışta kollardan bedenin öne doğru iyice uzadığını her nefes verişte de kalçanın topuklara biraz daha yaklaştığını hissetmeye çalıştık. Omurganın uzamasına ve esnemesine izin verirken kalçaların ve kasıkların da rahatlamasını istiyorduk. Bu asanada nefesi ve zihni de sakinleştirdikten sonra dört ayak üzerine geldik. Sağ kolu öne doğru uzatırken sol bacağı geriye doğru açıp bedeni iki taraflı esnetmeye başlamıştık. Daha sonra sol ayağı yanlamasına yere koyup sağ kolu tavana doğru kaldırıp bedenin yanını esnettik. Nefes alırken elleri yerden ayırıp sol dizin üzerinde yükselip nefes verirken sol kolla sağa doğru esnedik. Aynı seriyi öbür tarafta tamamladıktan sonra omurgayı “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile hareketlendirdik. Omurgayı “uttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu) ile geriye eğdikten sonra masada burgu yaparak omurgayı rahatlattık. “Adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek) ile ayağa kalkıp bir “vinyasa” sonrasında “tadasana”da (dağ duruşu) dinlendik.

“Tadasana”da omurgayı sağa ve sola esnettikten sonra “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile bedeni ısıttık. Artık ayaktaki asanalar ile bacakların önündeki, arkasındaki, içindeki ve dışındaki kasları esnetecektik. “Ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrık öne eğilme), “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “padangusthasana” (el parmaklarıyla ayak başparmağını tuttuğumuz öne eğilme), “pada hastasana” (elleri ayakların altına yerleştirdiğimiz öne eğilme) ve “parsvottanasana” (bacaklar ayrı baş dize duruşu) ile tüm bacak kaslarını esnettik. “Prasarita padottonasana”da sağ dizi büküp sol bacak içini esnettikten sonra sol dizi büküp sağ bacak içini de rahatlattık.

“Malasana” (dua tespihi/çelenk duruşu) ile bacak içlerini biraz daha esnettikten sonra yere oturduk. “Dandasana” (asa duruşu) ile omurgayı dik tuttuktan sonra “janu sirsasana” (baş dize duruşu) ile bacak arkasındaki kasları rahatlattık. “Janu sirsasana”da uzun olan bacağı biraz yana açarak bacakların arasına eğilerek iç bacak ve kasık kaslarını esnettik. Yine aynı duruşta uzun olan bacağın içine aynı tarafın kolunu yerleştirip diğer kolu yukarı doğru açarak bedeni burguya soktuk (parivrrtta janu sirsasana). Aynı seriyi öteki tarafta da yaptıktan sonra “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile bacak arkasındaki hamstring kaslarını biraz daha esnettik. Kalçanın dışındaki kasları esnetmek için sağ bacağı matın kısa tarafına paralel hale getirdikten sonra sol bacağı dizden büküp geriye doğru “kurbağa” bacağı gibi açtık. Nefes verirken öndeki bacağa doğru bedeni eğdik ve kalçanın dışındaki kasları esnettik. Beş nefes bekledikten sonra nefes alırken omurgayı yukarı doğru uzatıp nefes verirken arkadaki bacağa doğru dönüp omurgayı tekrar burguya soktuk. Aynı seriyi sol tarafta da yaptıktan sonra sırt üstü yatıp göğüs kafesini “setu bandhasana” (yarım köprü) ile esnettik. Dizleri göğse çekip rahatlattıktan sonra (apanasana), kolları omuz hizasında yanlara açıp bacakları önce sağa sonra sola düşürdük. Her bir taraftaki burguda on nefes bekledik. Gözler kapalı… Nefes sakin ve huzurlu… Bedeni ve zihni derin gevşeme ve dinlenmeye hazırlayarak…

Uzun bir “savaşana”dan (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) sonrasında dersin sonu da gelmişti. O gün neler hissetmiştik? Öğrencinin o gün yaşadığı neydi? “Bedenim ne kadar katı. Ne kadar da gerginleşmiş. Bir buçuk ay kadar kısa bir süre içinde tamamen esnekliğimi kaybetmişim. Bu kadar basit mi yani? Bu kadar ay yoga yap, bedenini esnet… Bir ay yapma ve bedenin katılaşsın… Meğer yoga hayatımda ne kadar çok yer tutuyormuş. Meğer yoga hayatımda çok önemli bir yere sahipmiş. Hayatımda yoga olmazsa neler olabileceğini gördüm şu bir buçuk ayda… İyi ki yoga hayatımın bir parçası…” Peki ben ne hissetmiştim? “Hayatımızdaki şeylerin önemini ve değerini ancak onlar hayatımızdan çıktığında ya da onları tamamen kaybettiğimizde hissederiz. Belki de çok basit bir olay bu ama yoganın hayatınızdan bir aylık bir süreliğine çıkması, yoganın sizin için ne kadar değerli ve önemli olduğunu size hissettirdi. İnsanoğlu böyle değil mi? Hayatındayken hiçbir şeyin kıymetini ve önemini bilmiyor. Gerekli değeri vermiyor. Ancak kaybettiğimizde anlıyoruz hayatımızdakilerin değerini ve önemini… O halde bundan sonra biraz daha farkında olalım hayatımızdaki şeylerin… Önemini fark edelim ve o şeylerin kıymetini bilelim… Kaybetmeden ve çok geç olmadan…

yeniden öğrenmek…

Standard

Uzun zamandır rahatsızlıklarımdan dolayı kendi başıma yoga yapmadığımı biliyorsunuzdur. Yoğun bir şeklide kardiovasküler ve ağırlık antrenmanı yaptıktan sonra bedenimin en derin dokularını esnetmek için “yin yoga”ya başvurduğumu ve her bir asanada dakikalarca kalıp bedenimle birlikte zihinsel bir rahatlama da sağlamayı çok seviyordum. Ne yazık ki, kasık bölgemde başlayan, bacaklarımın yanına ve belime doğru yayılan ağrılardan dolayı yaklaşık üç aydır “yin yoga”ya ara vermek zorunda kalmıştım. Hamile yogası ve diğer grup ve özel derslerim devam ediyordu ve derslerde mümkün olduğu kadar sözlü yönergelerle idare ediyordum. Asana yapmıyordum. Sadece yürüyüş bandındaki antrenmanıma ve ağırlık antrenmanına devam ediyor ve bazı grup derslerine katılıyordum. Hep dikkat ederek çok kontrollü bir şekilde devam ediyordum antrenmanlarıma…

20130412_125946

Rahatsızlığımın uzun sürmesinin sebebi ayağımın kayıp merdivenden düşmemdi. Doktor, tam olarak altı ay içinde iyileşebileceğimi söylemişti ve biraz ağırdan almamı tavsiye etmişti. Bu süre zarfında yürüyüşlerime devam edebilirdim ama bedenimi biraz dikkatli esnetmem gerekiyordu. O yüzden bedenimi esnetmek için sadece grup “stretching” ve “back therapy” derslerine katıldım. Bunların yanında bedenimi ve karın kaslarımı güçlendirmek için “full body” ve “pilates” gibi dersleri de ihmal etmedim. Günler geçtikçe şikâyetlerim azalmaya başlamıştı.

Doktora gittikten tam üç ay sonra kardiovasküler antrenman sonrasında yoga minderindeki yerimi aldım. MP3 çalarımdan en sevdiğim şarkıları dinlemeye başladım. “Yin yoga” çalışmaya hazırdım. Rahatsızlığım öncesinde her bir asanada beş-altı dakika kadar kalabiliyordum ama ne yazık ki beden nankördü. Bu süre içinde esnekliğini biraz yitirmişti ve tabii ki uzun zamandan sonra ilk yoga çalışmamda iki-üç dakika ile başlayacaktım.

Çalışmama, omurgamı esneterek başladım. “Butterfly” (kelebek) duruşu… Bu duruşta ayaklarımı kasıklarıma ne kadar yakın tutup öne eğilirsem, o kadar çok kasık bölgesini; ne kadar uzak tutarsam o kadar çok omurgamı hissederdim. Kasık bölgemde hala biraz gerginlik hissettiğim için, ayaklarımı kasıklarımdan uzak tutarak omurgamı esnetmek istedim. İki dakika sonra ise ayaklarımı kasıklarıma biraz daha yaklaştırdım ve bir dakika boyunca kasıklarımı esnettim. Duruştan sonra burguyla bedenimi rahatlattım.

Sürekli öne eğilmek de bana iyi gelmiyordu. Bu rahatsızlık sürecinde bunu hissetmiştim. O yüzden ilk yoga çalışmamda bir öne eğilme bir arkaya eğilme yaparak bedenimi dengelemek istiyordum.

Sırada arkaya eğilme vardı. “Half saddle” (yarım eyer) ile hem omurgamı arkaya eğecektim hem de bacaklarımın önündeki “kuadriseps kasları”mı esnetecektim. Her bacakta üçer dakika bekledim.

Sanki bu beden üç ay önce “lastik gibi” o asanadan bu asanaya geçebilen ve hiç bir ağrı ve gerginlik hissetmeyen beden değildi. Üç ayda mı bu hale gelmiştim? Üç ayda mı “kazık” gibi olmuştum. Bedenimin her yeri bağırıyordu sanki. Her bir kasım ayrı ayrı konuşuyordu benimle. Sanki yıllardır yoga yapmıyordum ben. Sanki ilk defa bedenimi esnetiyordum. Bedenimin her bir bölgesi geriliyordu.

Bedenimi tekrar öne eğecektim. “Caterpillar” (tırtıl) ile bacaklarımın arkasındaki “hamstring” kaslarını esnetmekti amacım. Tabii ki omurgam da esneyecekti. Üç dakika bu duruşta kaldıktan sonra, “dhanurasana”da (yay) beş nefes bekleyerek omurgamı arkaya eğdim.

Hem kalçayı dışa döndüren kasları esnetmek hem de omurgamı öne bükmek için seçtiğim duruş “sleeping swan”dı (uyuyan kuğu). Her bir bacakta üçer dakika bekledim. Kalçamın yan tarafları sızlıyordu, geriliyordu. Aslında esniyor, açılıyordu. Bir yandan garip bir sızı bir yandan keyif…

“Sphinx” (sfenks) duruşu ile omurgayı geriye eğip göğüs kafesimi esnettikten sonra, “dragonfly”da (helikopter böceği) üç dakika bekleyerek hem omurgamı öne eğmiş hem de bacaklarımın içindeki kaslara yoğunlaşmıştım. Rahatsızlığım öncesinde “dragonfly”da yedi-sekiz dakika bekleyip hiç acı hissetmezdim. Benim için ayakta durmak gibiydi bu duruşta. Keyifle ve sükûnet içinde geçerdi zaman. Hatta saate bakıp da sekiz dakikadır hiç kıpırdamadan “dragonfly”da durduğumu fark edince şaşırırdım. Bana sadece bir-iki dakika geçmiş gibi gelirdi.

Oysa üç ay ara verdikten sonra, bacaklarımı “V” şeklinde açıp öne eğildiğimde bacaklarımın içindeki kasları kasıktan başlayarak dizlerin altına kadar yoğun bir şekilde hissettim. Öne eğildiğim ilk anda, ne kadar gergin olduklarını… Bir iki dakika sonra ise gerginliğin biraz azaldığını ama yine de tam olarak kaybolmadığını… Kasların yavaş yavaş kendini bırakmasını… Yumuşamasını… Ama aylar öncesindeki gibi değil! Hâlâ yoğun duygular ve gerginlik… Ve üç dakika sonra “dragonfly”da sağa sola burgu. Sırtımı geriye yaslamayıp önce göğüs kafesimi yana doğru açmak ve bir elimle ayağıma ulaşmak… Başımı kollarımın arasına almak ve bir kolumu kulağımın yanından uzatmak… Ve işte o an… İki elimle ayağıma ulaşabilmek… Aylardır yapmadığım derin bir burgu… Ve büyük bir mutluluk… Bedenim burulurken sanki duygularım da buruluyordu. Gözlerimden düşen bir iki damla yaş… Ve şükretmek… “Jathara parivartanasana” (karından burgu) ile omurgamı dengeledikten sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu)…

Üç ay aradan sonraki ilk yoga çalışmam böyleydi. Yedi-sekiz dakika yerine duruşlarda sadece üçer dakika bekledim. Bedenim gergindi, kaslarım gergindi ve sürekli benimle konuşuyordu. Bedenimin her bir bölgesini ayrı ayrı hissettim. Sanki daha önce hiç yoga yapmamışım, sanki daha önce hiç bedenimi esnetmemişim gibi… Bedenimin yavaş yavaş esnemesini hissettim. Gevşemeyi… Gevşerken hedef bölgedeki gerginliği hissetmek… Gerginliğin yavaş yavaş azalması… Bedenin yavaş yavaş kendini duruşa bırakması ve teslim olması… Sadece bedenimin değil zihnimin de “yin”e alışması… Bırakmaya ve teslim olmaya tekrar alışmak… Sadece bırakmak… Tavır değişikliği… Üç ay içinde sadece bedenim değil, zihnim de değişmiş. Tavrım da değişmiş. “Yin yoga”yla birlikte tavrımı da yumuşatmak… Tekrar öğrenmem ve alışmam gereken buydu işte…

eğitmen de öğrenir

Standard
Bir asanada beklerken adam asmaca oynamak mümkün olabilir mi sizce? Bu soruyu iki hafta önce sorsaydınız, cevabım “mümkün değil” olurdu. Oysa şimdi, bir asanada kalırken aynı anda adam asmaca oynanabileceğini düşünüyorum. Adam asmaca oynarken sorduğumuz soruları mı merak ettiniz? Tabii ki yoga asanaları…
20140201_113356
İki hafta önce, ergenlerle yoga dersim vardı. Hep bahsediyorum. 11 yaşında iki genç kız… Benden önceki yoga eğitmenleriyle daha çok eğleniyorlarmış. Çünkü o eğitmenle kimi zaman “mandala” (meditasyona girmemize yardımcı olan kozmik bir desen) çiziyorlarmış, kimi zaman da yoga kartlarıyla oyunlar oynuyorlarmış. Bazen “ok ve yay” gibi asanalar yapıp eşli çalışıyorlarmış. Yani benimle hiç olmadığı kadar keyifli zaman geçiriyorlarmış. “Sezar’ın hakkı Sezar’a.” Ben ise, ergenlerle de olsa derslerimi çok ciddiye alıp bu öğrencilerimin de her dersten azami fayda görmesini istiyordum. O nedenle, her ders büyüklerle yaptığım gibi bir “zirve duruşu” seçip, dersin ilk yarısı kızların bedenlerini o asanaya hazırlayıp, dersin tam ortasında duruşu yaptırıp, dersin ikinci yarısını asanadan sonra bedeni dengeleyici duruşlara ve gevşeme duruşlarına adıyordum. Taa ki iki hafta öncesindeki derse kadar.
O gün sınıfa girdim ; bir de ne göreyim? Bir tane beyaz tahta… Son zamanlarda stüdyoda hafta sonları yoga atölye çalışmaları düzenliyorduk. Sanırım bu beyaz tahta o dersler için ortaya çıkmıştı. Kızlardan istedikleri şarkıları ayarlamalarını istedim. Ergen yogasına iki haftadır ara vermiştik. Hızlı bir ders ile başlamak istemiyordum. Kızlar da benimle aynı fikirdeydi. “Yin yoga”da karar kılmıştık. Asanalar içinde en az üç dakika kalıp, bedeni ve zihni esnetecektik. “Supta baddha konasana” (yerde kelebek) ilk duruşumuzdu. Bedenin altına “bolster” yerleştirmiştik. “Gel keyfim gel.”
Tam bu sırada, kızlardan birinin aklına güzel bir fikir geldi. Madem sınıfta bir tahta vardı. Neden adam asmaca oynamıyorduk? Ben asanaları soracaktım, onlar da bulmaya çalışacaklardı. Yalnız asana isimlerini Türkçe soracaktım. Sanskrit dilinde değil.
Peki bu nasıl olacaktı? Öne eğildiğimiz asanaları yapmamız gerekiyordu. “Half butterfly” (yarım kelebek), “dragonfly” (helikopter böceği), “sleeping swan” (uyuyan kuğu) ve “dragon” (ejderha) duruşlarında beklerken, bir yandan asanaları soruyordum. Arkaya eğilmelerden ise “sphinx” (sfenks) ve “seal” (fok balığı) duruşlarında oyunumuzu oynamaya devam ettik. “Aşağı bakan köpek” (adho mukha svanasana), “çekirge” (salambhasana), “köprü” (urdhva dhanurasana) ve “karga” (bakasana) sorduğum asanalardan bazılarıydı. Kızlar ise, son anda bile olsa tüm asanaları bulup “adamı ipten kurtardılar.”
Öne eğilebileceğimiz başka asana kalmadığında, oyunu bırakmanın vakti gelmişti. “Saddle” (eyer) ile omurgayı arkaya eğip bedeni dengeledikten sonra, “twisted roots” (dönmüş kökler) ile bedeni burguyla rahatlatmıştık. “Bananasana” (muz esnemesi) ile bedeni sağa sola esnetmiş ve artık güzel bir dinlenmeyi hak etmiştik. “Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) kızların en sevdiği duruştu. Bu duruşa “hazırlanıyorlar” diyebilirdik. Başın altına bir yastık, gözlerin üzerine bir göz yastığı, üzerlerine birer battaniye… Benden yağ ile masaj yapmamı istediler. Ne yazık ki stüdyoda yağ kalmamıştı. Diğer stüdyonun olduğu kata inip o sınıftaki dersi rahatsız etmek de istememiştim. Bir sonraki hafta, yağ ile masaj yapacağıma söz verdim. O gün yağ kullanmadan masaj yaptım.
“Savasana”dan bağdaşa doğru adım adım kalktık. Dersi birkaç cümleyle toparlamalıydım. Ne hissediyordum? Nasıl bir ders olmuştu? Nasıl bir deneyimdi bu?
“Kızlar, yin yogayı sevdiğinizi biliyorum. Bir asanada uzun süre bekleyip, bedeni ve zihni dinlemeniz, gevşetmeniz ve esnetmeniz beni çok mutlu ediyor. Normal şartlarda, sizin yaşınızdaki ergenlerin bir süreliğine bedenlerini ve zihinlerini bu şekilde durdurması ve hareketsiz kalması beklenmez ancak siz bunu çok güzel başarıyorsunuz. İki haftadır ders yapamıyorduk. Dersten önce, ben de yavaş tempolu bir ders yapmaya karar vermiştim. Ama aklımda adam asmaca oynamak yoktu. İşin açıkçası dersi biraz kaynattığınızı düşünüyorum. Adam asmaca oynayabilmek için tahtaya konsantre olduğunuzu ve duruşların içinde olması gerektiği gibi beklemediğinizi düşünüyorum ama ‘bu gün de böyle’ diyerek bunu kendime dert etmiyorum.”
“Sizinle ders yapmaya başladığımız günden beri, eski öğretmeninizi arattığımın farkındayım. Onunla daha çok eğleniyor ve dersten daha çok zevk alıyordunuz. Oysa ben, sizleri birer yetişkin olarak görüp, büyüklerle yaptığım tarz dersler yapmaya çalışıyorum. Sanırım çoğu zaman da sizi bunaltıyorum. Ama çalışmalarımız ile ne kadar ilerlediğinizi görüyorsunuz diye düşünüyorum. Bugünkü çalışmamız bana bir ders oldu. Benim de zaman zaman biraz gevşemeye ve ‘bırakmaya’ ihtiyacım var. Ara sıra ciddi bir öğretmen değil de bir arkadaş olup sizlerle oyun oynayabilirim. Her zaman ciddi olmamıza gerek yok. Derslerimizi zaman zaman oyun haline getirip daha eğlenceli kılabiliriz. Bana bunu hissettirdiğiniz için size çok teşekkür ederim.”

acro yoga

Standard

“Bugün sizinle yoga dışında bir şey yapacağız. Bugün sizinle oyun oynayacağız. Çok eğleneceğimizi düşünüyorum. Şimdi oyun oynamaya hazır mısınız?”

20140531_152104-001

Geçen hafta katıldığım bir atölye çalışmasında duyduğum ilk cümleler. Daha önce hiç denemediğim bir yoga tarzı: “Acro Yoga”. Acro yoga denilince, aklıma sadece ve sadece eşli yapılan asanalar geliyordu. Oysa acro yoga bambaşka bir şeymiş. Geçen hafta sonu katıldığım atölyede anladım bunu. En iyisi anlatmaya baştan başlayım.

Eğitmenlik yaptığım yoga stüdyosunda “acro yoga” atölyesi düzenleneceğini duyduğum andaki heyecanımı anlatamam. Hep duyardım ancak o güne kadar denemek fırsatım olmamıştı. Nasıl bir yoga olduğunu çok merak ediyordum.

Atölyenin olduğu gün çok yorgun uyandım. Üstüne üstlük bir de menstrüasyon dönemimdi. Ne de şanslıyım değil mi? Yorgun hissettiğim için sabah kardiyovasküler çalışmamı yapmadım. Güzel bir kahvaltı edip stüdyoya gittim. Genç kızlarla dersim vardı. Onlar da biraz yorgun hissediyorlardı. Yin yogada karar kılıp bedeni iyice dinlendirdik, esnettik ve rahatlattık. Dersim de bittiğine göre artık atölye çalışmasına hazırdım.

Aslında stüdyodaki tüm eğitmen arkadaşlarım da heyecanlıydı. Onların heyecanını da hissedebiliyordum. Terslik bu ya, ne kadar çok istese de öğrencilerimden biri işi dolayısıyla bu atölyeye katılamayacaktı. Üstüne üstlük, birçok insan aynı durumdaydı. Bu atölyeye katılmayı o kadar çok isteyen herkesin o gün önemli işleri vardı ve rezervasyonlarını iptal ettirmişlerdi. Diyorum ya, ilginç bir gündü. Atölyeyi verecek olan eğitmen İstanbul’dan gelecekti. Uçağını kaçırmıştı. Stüdyoya vardığımda onların telaşına ben de ortak olmuştum. Hani bazen bir şeyi çok istersin, olmaz ya. Onun gibi hissettik bir anda. Neyse ki eğitmenimiz bir sonraki uçakta yer bulmuştu ve atölye çalışmasına vaktinde yetişebilecekti.

Eğitmen stüdyoya ayak basar basmaz cam çay demliği kendi kendine çatladı ve mutfakta her yer çay oldu. Arkadaşlarım etrafı temizleme işine girişmişlerdi ki, mutfak penceresinin perdesi elimizde kaldı. Ben ve diğer müdavim bir öğrenci perdeyle uğraşmaya başladık. O sırada atölye çalışmasının yapılacağı stüdyoda ders bitti. Hemen üç arkadaş stüdyoya gidip etrafı toparladık. Yerlere “mat”ları (yoga minderi) yerleştirdik. Stüdyoyu havalandırdık. Müzik sistemini kurduk. Neyse ki bu kadar tersliğe rağmen dersin başlamasına on beş dakika kala hazırdık. Derin derin nefeslerle rahatlamak… O an en çok ihtiyacımız olan şeydi.

Herkes gelmiş ve “mat”lara yerleşmişti. Biz de yerimizi aldık. Atölye çalışmasını yaptıracak olan eğitmen de yerini aldı. O kadar doğal ve şirin bir eğitmendi ki hemen kanım ısındı. Yoga akışına geçmeden önce daire olduk. Herkes ismini söyleyip bir asana yapacaktı. Böylece az çok birbirimizi tanıyacaktık. İlk turda sadece ismini söyleyenler asana yaptı. İkinci turda, kişi ismini söylüyordu ama onun asanasını tüm grup yapıyordu. Çok eğlenceliydi. Tanışma faslı bittikten sonra yerlerimize geçtik.

“Acro yoga” çalışmasına geçmeden önce biraz ısındık. Klasik “surya namaskara” (güneşe selam), “phalakasana-chaturanga dandasana” (sopa-şınav) serisi, “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “parivrtta parsvakonasana” (dönmüş yan açı), “adho mukha svanasana-camatkarasana” (aşağı bakan köpek-vahşi şey) serisi ve “ashva sanchalanasana” (yüksek hamle) gibi asanalar yaptık. Beden “ateş” almıştı. Artık “acro yoga” zamanıydı.

Önce basit asanalar ile başladık. İki kişilik gruplar olduk ve bacakları ve kolları güçlendirmek için bir çalışma yaptık. “Sarvangasana”yı (omuz duruşu) ve “phalakasana”yı (sopa) ikili çalıştık. Bir kişi altta zemini oluştururken, üstteki kişi “phalakasana” (sopa), “salambhasana” (çekirge) ve “dhanurasana” (yay) yapmayı denedi.

Asanalar gitgide zorlaşıyordu. Bir kişi sırt üstü yere yatarak zemini oluşturdu ve diğerinin kalça kemiklerini ayak tabanlarını yerleştirip o kişiyi “uçurdu.” İkinci kişi uçarken, “salambhasana” ve “dhanurasana” yapmaya çalıştı. Yaptı, yapamadı. Denedi, düşer gibi oldular. Üçüncü bir kişi yardımcı oldu. İkili dengesini kaybettiğinde, üçüncü kişi dengeyi kurdu, düzeltti onları. Oyun böylece sürüp gitti.

Biz gruplar halinde “acro yoga” asanalarını yapmaya çalışırken, hep aklımızda olan şey “yapmak”, “yapmak” ve “yapmaktı.” Başarmaktı. Kazanmaktı. Oyun oynarken bile aklımızda hep kazanmak vardı. Kimse kaybetmek istemezdi. İşte o gün, eğitmenin bize hatırlattığı da bu oldu: “Kazanmak için oynama. Sadece oyna.” Ve asanalara ara verip, bizi tekrar ortaya topladı. Bu sefer iki kişilik gruplar halinde oynamaya başladık. Hani çocukken de yapardık ya. Ellerimizi birbirine çarpardık. Onun gibi bir oyundu bu. Kollarmızı ya sağa ve sola sallayacaktık ya da yukarı kaldıracaktık. Eşimizle aynı şeyi yaparsak, ortada ellerimizi birbirine çarpacaktık. Eğer farklı şeyler yaparsak, aynı şeyi yapana kadar devam edecektik. Aynı şeyi yaptık, ortada ellerimizi buluşturmayı unuttuk. Farklı şey yaptık. Bir de baktık ki, ellerimizi birleştirmişiz. Ellerimiz dolandı birbirine… Sınıf kahkahalarla çınladı. Herkes çocuk olmuş, eğleniyordu. Kazanmak diye bir düşüncemiz yoktu. Sadece oynuyorduk ve anı yaşıyorduk.

Daha neler mi yaptık? Üstteki kişi “padmasana” (lotus) pozunda “tahta” oturdu. Sonra “ustrasana” (deve) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu)… En ilginç asanalardan biri, bir kişinin yerde “setu bandhasana” (yarım köprü) kurması ve diğerinin onun bacaklarından destek alarak “sirsasana”ya (kafa duruşu) kalkmasıydı.

20140531_152649

Arkaya eğilmeler olmadan bir yoga workshop’u olur mu hiç? Tabii ki acro yoga workshop’unda da arkaya eğilmelerin kralı vardı. Bir kişi yerde sırt üstü yatıp diğerini “urdhva dhanurasana” (köprü) pozisyonuna getiriyordu ve o kişi köprüden kol duruşu çıkışı gibi gerisin geri çıkıyordu. Bir tarafta başlayıp tam ters tarafta bitiriyordunuz. Çocukken attığımız taklalara benziyordu. Hafiften bir baş dönmesi… O kadar zevkliydi ki… Bu duruşun bağımlısı olabilirdiniz.

En sona kalan asana en keyiflisiydi. Rahatlatıcı, gevşetici ve esnetici bir asanaydı. Bir kişi yerde sırt üstü yatıp ayak tabanlarını diğerinin kalça kemiklerine yerleştiriyor ve onu yukarı kaldırıyordu. Yukardaki kişinin omurgasını esnetiyor, omuzlarını rahatlatıyor, bacaklarını “baddha konasana” (kelebek/bağlı açı duruşu) şekline sokturarak kalçasını gevşetiyordu. En son da bedeni burguya sokmasına yardımcı oluyordu ki, bu hazzı anlatmaya kelimeler yetmez. Şansıma bu asana serisini bana eğitmen yaptırdı. Arkadaşınla ikili olduğunda da çok keyifli bir çalışmaydı ancak eğitmenle olunca tadı bambaşkaydı. Öncelikle eğitmen bu konuda yetkin olduğu için ona daha çok güveniyordun. Tabii ki bu duruşları sürekli yaptığı ve çalıştığı için alışmıştı. Bizim ilk deneyimimizdi. Onun kadar akışkan ve kolay yapmıyorduk. Mesela ben arkadaşımı kaldırırken korkuyordum. Ya tutamazsam? Ya düşürürsem? Ya bir yerini sakatlarsam? Oysa eğitmen güçlüydü, işi biliyordu ve kendini ona çok kolay teslim edebiliyordun. Güven… Hayatın her anında olduğu gibi yoga çalışmalarında ve özellikle böyle ikili çalışmalarda çok önemli bir etken…

Dersin sonunda eğitmen bizi yine ortada topladı. Daire olduk. Birbirimize yaklaştık. Bir elimizle sağdaki arkadaşımızın omuzuna ufak ufak dokunurken diğer elimizle de soldaki arkadaşımızın sırtını sıvazladık. “(Arkadaşlarım) sizlere güvendim. Çok iyiydiniz, bana çok destek oldunuz. Hepinize çok teşekkür ederim.”

Aslında yapamayacağımız şey yoktu. Önemli olan, yeni şeyler denemeye açık olmaktı. Biraz güven, biraz cesaret ve her zamankinden daha çok çaba…

gerçekten görüyor musun?

Standard

Bir asanada en az iki üç dakika beklemek… Bedenin, zihnin ve ruhun gevşemesine izin vermek… Evet, yin yoga’dan bahsediyorum. En sevdiğim yoga tarzlarından biri. Beni rahatlatan, gevşeten, içe döndüren ve çevreme daha duyarlı olmamı sağlayan bir yoga şekli. Peki bunun nesi ilginç diye sorabilirsiniz? İlginç olan, bu yoga tarzını 11-12 yaşındaki gençlerle deneyimlemem. Yin yogayı 11-12 yaşındaki öğrencilerle çalışabileceğim aklıma gelmezdi taa ki geçen haftaya kadar…

20140201_113356

Geçen hafta sonu yoga stüdyosunda 11-12 yaşındaki iki genç kızla dersim vardı. Okullar bir gün önce tatil olmuştu. Derse girdiğimde, öğrencilerin çok yorgun olduklarını gördüm. Hani koşuşturma içinde bir şey hissetmezsiniz ama bir an durup dinlenirseniz ne kadar yorgun olduğunuzu anlarsınız ya. İşte bizim genç kızlar da aynı durumdaydı.
“Kendimizi çok yorgun hissediyoruz öğretmenim. Bugün yoga yapmasak olmaz mı?” Tabii ki olmaz. Yoga yapacağız. Bir bakalım bu işi nasıl çözeriz diye düşünürken, aklıma öğrencilere “yin yoga” yapma fikri geldi.
Yazımın başında da bahsettiğim gibi, yin yoga, bir asanada en az iki üç dakika kasları pasif bırakarak beklemeyi ve bu şekilde kasların ötesine geçerek derin bağ dokularını da esnetmeyi hedefleyen bir yoga tarzı. Zihni ve bedeni dinlendirdiği ve içe dönüşü kolaylaştırdığı için büyüklerin çok sevdiği bir yoga şekli. Peki ya gençler? Acaba onlar bir asanada birkaç dakika kıpırdamadan durabilirler miydi? Karar verilmişti. Yin yoga yaptıracaktım ve ne olacağını hep beraber görecektik.
Derse yerde sırtların altına bolster koyup “kelebek”te (supta baddha konasana) uzanarak başladık. Öğrencilere, kendilerini toprağın enerjisine bırakıp bedenlerini yere iyice ağırlaştırarak gevşetmelerini söyledim. Yaklaşık beş dakika bu duruşta bekledik. Bedeni, zihni ve ruhu biraz gevşettikten sonra, bolster’ları çektik kenara ama sırt üstü yatmaya devam ettik.
Yerde uzanırken bir bacağı düz bir şekilde yukarı uzattık (supta padangusthasana). Sonra iç bacak kaslarını esnetmek için bacağı yana doğru açtık. Bacağı tekrar ortaya aldıktan sonra ters tarafa düşürüp bir burgu yaptık  (jathara parivartanasana’nın tek bacaklı varyasyonu). Tekrar bacakları ortaya alıp, dizi büktük ve “yarım mutlu bebek” (ardha ananda balasana) duruşuna geçtik. En son “eye of the needle” (iğne deliği) duruşunu yaptık. Ardından aynı seriyi diğer bacakta tekrarladık.
Daha önceki derslerimde öğrencileri hiç bu kadar sakin ve mutlu görmemiştim. Acaba bugüne kadar hep “vinyasa” ve “hatha” tarzı ders yaparak yanlış mı yapmıştım? Her ne kadar genç de olsalar, belki onların da biz büyükler gibi bedenen, ruhen ve zihnen gevşemeye, esnemeye ve dinlenmeye ihtiyaçları vardı? Neden bunu daha önce akıl edememiştim?
Zihnimde tilkiler dolaşırken, sırt üstü uzanarak yapacağımız asanaları bitirmiştik. Yavaş yavaş omurganın üzerinde öne arkaya sallanarak omurgayı uyandırmaya başladık ve oturma pozisyonuna geldik. Omurgadan devam etmeye karar vermiştim. “Kelebek” (baddha konasana/butterfly) ve “tırtıl” (caterpillar/paschimottanasana) ile devam ettik. Dış kalça kaslarını da esnetmek için “uyuyan kuğu/güvercin” (sleeping swan/eka pada raja kapotasana) yaptık. Bu duruşta beklerken, asanaların neden değişik isimleri olduğundan bahsettim. Yoga tarzlarına göre, bazı duruşların farklı adlandırıldığını ve bu duruşun da onlardan biri olduğunu söyledim. “Eka pada raja kapotasana”… Hep birlikte bu ismi söylemeye çalıştık. Tekerleme gibiydi. “Bir kartal, bir kartala, gel beraber bir kartal yuvası kuralım demiş” misali…
Dersin sonuna geliyorduk. Bir iki asanayı da eşli yaptırmak istedim. “Helikopter böceği” (dragonfly/upavista konasana) bunlardan ilkiydi. Karşılıklı olarak birbirini esnetmek ve bu duruşta kolları yana açarak burgu yapmak…
Eşli duruşlardan ikincisi “jathara parivartanasana”nın dersin başında yaptığımız varyasyonuydu. Eşlerden biri yerde burgu yaparken diğeri kalçasını onun kalçasına dayıyor, bir eliyle eşinin bükülü bacağını bir eliyle de omzunu yere yaklaştırmaya çalışıyordu. Son eşli duruş ise “balasana”ydı (çocuk duruşu). Eşlerden biri çocuk duruşuna geçip kollarını öne doğru uzatıyordu, diğeri de sakrumun üzerine kalçasını yerleştirip eşinin üzerine uzanıyordu. Alttaki kişi, bedenini esnetirken yukarıdaki göğüs kafesini açıyordu.
Böylece ders sona erdi. Genç kızlar her zamanki gibi “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) hazırlandı. Başlarının altına minder, üzerlerine battaniye ve gözlerine göz yastığı. Portakal yağıyla masaj da cabası.
“Savasana”dan sonra bir oturma pozisyonuna geldiler. Dersi bitirecektik. “Okulun yarı dönemini geride bıraktık. Kaç aydır ders çalıştık, ödev yaptık. Yorulduk. Büyükler gibi dinlenmek, gevşemek, esnemek ve rahatlamak bizim de hakkımız. Genciz diye her zaman koşuşturmak zorunda değiliz. Arada bir durmak, bedeni, ruhu ve zihni dinlemek ve dinlendirmek bizim de hakkımız” diyerek dersi bitirdik.
Benim için ilginç bir deneyim olmuştu. İnsanlar bazen önlerindekileri göremezler. Kör olduklarından değil, bakmasını bilmedikleri için. Ben de öyle olmuştum. Karşımdaki bedenler genç olduğu için, onları tazecik ve gencecik gördüğüm için yorgun olabileceklerini ve onların da zaman zaman “es verip” dinlenmeye ihtiyaçları olduğunu göremeyecek kadar kör olmuştum. Benim için çok anlamlı bir ders olmuştu. Bundan böyle gözlerimi dört açacak ve görmek için bakacaktım.