Tag Archives: ekstansiyon

zihin mi kalp mi?

Standard

Bazı günlerde yoga derslerine giderken o gün için içimden geçen bir ders akışı oluyor ve çoğu zaman da öğrencilerin o gün ihtiyacı olan dersle örtüşüyor bu program… Bazı günlerde ise derse gidiyorum ve sadece öğrencilerden ilham almak istiyorum. Dersten yaklaşık yarım saat önce tesise gidip yoga matımı yere serip ya biraz meditasyon yapıyorum ya da sırt üstü yatıp günün yorgunluğunu üzerimden biraz atmaya çalışıyorum. Derse gelenler olduğunda ise onlarla sohbet ediyorum. Bu sohbetler sırasında o gün aklımda bir ders akışı yoksa kesin bir ders planı oluşuyor. Geçenlerde de aynen böyle oldu.

Derse gittiğimde sınıf boştu. Yoga matımı yere serdim ve üzerine uzandım. “Supta baddha konasana”ya (uzanmış kelebek duruşu) yerleşerek gözlerimi kapattım. Tüm bedenimi minderde ağırlaştırdım. Nefeslerimi sakinleştirdim ve ders öncesi dinlendim. O sırada öğrenciler de gelmeye başlamıştı. Öğrenciler geldiğinde yerimden kalktım ve onlarla sohbet etmeye başladım. O akşamki ders “yin” (dişil enerji) bir dersti. Haftanın son günü, tüm günün ve haftanın yorgunluğunu “yin yoga” ile bedenlerden ve zihinlerden atmaktı amacımız.

“Yin yoga”da çok fazla seçeneğimiz yoktur. Bu yoga uyluk bölgesine odaklandığı için ve bedeni derin bağ dokularına kadar esnetip rahatlatmayı amaçladığı için yapabileceğimiz “asana”lar sınırlıdır. Ama o gün içimden değişik bir şeyler yapmak geliyordu. Öğrencilerden biri ise derdime derman oldu. Bana ilham verdi.

Derse başlamadan önce öğrencilerden biri “vishuddha çakra” (boğaz çakrası) üzerine çalışıp çalışamayacağımızı sordu. Daha önceleri “vinyasa” (akış) derslerinde bu çakra üzerine çalışmıştık. Öğrenci, “yin” bir derste de bu çakrayı harekete geçirip geçiremeyeceğimizi öğrenmek istiyordu. Neden olmasın? Tabii ki çalışabiliriz.

O sırada derse yeni bir öğrenci geldi ve torakal omurgada (sırt) “skolyoz”u olduğunu söyledi. Derse başlamadan öğrenci ile konuşup bedeni hakkında ayrıntılı bilgi edindim. Bedenini inceledim ve nelere dikkat etmesi gerektiğini de söyledim. Tabii ki ders boyunca bir gözüm öğrencinin üzerinde olacaktı.

Tam o anda aklıma bir fikir geldi. O günkü derste neden hem göğüs kafesini esnetip hem de boğaz çakrasını çalıştırmıyorduk. Hem göğüs kafesini esnetip yeni gelen öğrencinin dersten faydalanmasını sağlayabilirdim hem de boğaz üzerine çalışıp diğer öğrenciyi mutlu edebilirdim. Hem de tüm öğrenciler değişik bir ders deneyimlemiş olurlardı.

Derse göğüs kafesini esnetmek için “supta baddha konasana” (uzanmış kelebek duruşu) ile başladık. Yoga matlarını başın arkasından yuvarlarlamaya başlayıp tam kürek kemiklerinin altına yerleştirmiştik. Böylece derse başlarken göğüs kafesi olduğundan biraz daha yükselmiş ve esnemeye başlamıştı. Öğrencilerden gözlerini kapatmalarını ve nefeslerini göğüs kafeslerine yönlendirmelerini istedim. Derin nefesler alıp tüm akciğerleri oksijenle doldurmalarını… Yaklaşık beş dakika bu duruşta bekledikten sonra bedeni yana düşürüp oturma pozisyonuna geldik.

Göğüs kafesini açmak ve esnetmek için “melting heart” (eriyen kalp) ve “sphinx” (sfenks duruşu) gibi duruşlarda dört dakika bekledik. Sfenks duruşunda boynu sağa sola, öne arkaya çevirerek birer dakika bekledik. Tüm duruşların arasında “balasana” (çocuk pozisyonu) ile dinlendik. Göğüs kafesini açıp esnetirken aslında kalp çakrasını (anahata çakra) da çalışıyor, “sevgi enerjisini” daha canlı hale getirmek istiyorduk.

Boğaz çakrası ve omuz kuşağı için kolları iki yana açıp bilek fleksiyonu ve ekstansiyonu çalışması yaptık. Sonrasında “finger fans” akışı ile kollardaki kan akışını hızlandırdık. “Broken wings” (kırık kanatlar) ile de omuzları esnetip kürek kemiklerinin arasını rahatlattık. Bu çalışmalar ile de akciğer ve kalp meridyenlerini etkiliyorduk.

Boğaz için “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi), “sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu) ve “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu) yaptık.

Dersi “twisted roots” (dönmüş kökler) burgusu sonrası “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile sonlandırdık. Herkes “savasana”dayken ben de en sevdiğim duruş olan “supta baddha konasana”ya uzandım. Işıklar kapalı, sınıf karanlık, ortam huzur dolu, arka planda enstrümantal “What a wonderful world”… (Hayat ne güzel!)

“Savasana”dan uyanmak herkes için biraz zor oldu. Derste neler hissetmiştim? Zihnimiz yerine kalbimizin sesini dinlemek çok mu zordu? Peki ya kalbimizin sesini dinlediğimizde daha huzurlu ve mutlu olmuyor muyduk? Aslında kalbimizin her şeyin en doğrusunu ve güzelini bilmiyor muydu? Peki o zaman biz neden sürekli zihni dinliyor ve hep mutsuz oluyorduk? Kalbimizdeki sevgi enerjisini hissedebiliyor muyduk? Kalbimizdeki sevgi ile dudaklarımızdan da güzel sözcükler dökülüyor muydu? Kendimi doğru ifade edebiliyor muydum? İfade ettiğimde karşımdakiler tarafından doğru anlaşılabiliyor muydum? “Bundan sonra daha çok kalbimizin sesini dinlemek ve onun söylediklerini yapmayı ve doğru ve düzgün iletişim kurabilmeyi dileyelim. Bana ilham kaynağı olduğun için önünde saygıyla eğiliyorum sevgili öğrencim…”

başa sarmak…

Standard

Yoga yaparken bir “asana”dan bir “asana”ya geçmeyi çok seviyorum. Bir “asana”da nefes al, diğerinde nefes ver. Ya da bir “asana”da beş nefes bekle sonra öteki “asana”ya geç ve beş nefes bekle. Dans eder gibi… Hareketli… Akışkan… Aralarda kopukluk olsun istemiyorum. Bir bütün… İnanır mısınız sadece “vinyasa” tarzı yogada değil aynı zamanda “yin” yogada bile bu devinimi sağlamak istiyorum ve oluyor da… “Yin yogada da mı asanalar arasında akış yapıyorsunuz. İnanamıyorum” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Gerçekten de olabiliyor… Hal böyle olunca da, kendi yoga çalışmalarımın dışında derslerimde de aynı ritmik, akışkan, hareketli yoga tarzını korumaya çalışıyorum. Geçen haftaki dersimde beni bile şaşırtan bir şey oldu. “Akışı başa sardık.” Ne yaptınız, ne yaptınız? Evet, yanlış okumadınız. Akışı başa sardık. Ama ben anlatmaya en baştan başlayayım en iyisi…

2009-2010 tum fotolar 684

O gün özel derse gittiğimde öğrenci çok yorgun olduğunu ve bedenini esnetmek için yoga yapıp yapamayacağımı sordu. O gün, bedenini ve ruhunu esnetmek, dinlendirmek ve dinginleştirmek istiyordu. Zirve duruşlarına odaklandığımız her zamanki “vinyasa” derslerinin yerine gevşeme odaklı bir ders yapacaktık. İlk önce “asana”larda en az üç dakika beklediğimiz ve derin bağ dokularına kadar bedeni esnettiğimiz “yin yoga” yapmayı düşündüm. Derse “utthita balasana”da (uzanmış çocuk) başlayarak bedenin, özellikle zihnin, yorgunluğunu ve ağırlığını alından “yoga mat”ına (minderine) bırakmaya çalışarak başladık. Her nefes verişte yorgunluğu ve ağırlığı bedenden ve zihinden biraz daha attık. Amaç, uzanmış çocuk duruşundan kalktıktan sonra bizi engelleyecek hiçbir şeyin kalmamış olmasıydı. Beş dakika kadar “utthita balasana”da dinlenip meditasyon yaptıktan sonra, “virasana”ya (kahraman duruşu) geçtik ve derse başlamadan önce niyetimizi belirledik.

Kimi zaman derse başlarkenki niyetimiz ile ders bitişinde hissettiklerimiz aynı olmayabiliyordu. Akış bizi nereye götürürse, kabul ediyorduk. O gün derse başlarken, niyetimiz beden ve zihnimizi esnetmek, dinlendirmek ve dinginleştirmekti. Dersin bizi nerelere götüreceğini o anda bilemezdik…

“Virasana”da lateral esneme (sağa/sola bedeni esnetme) ile devam ettik. Sağa esneyip beş nefes kaldıktan sonra, nefes alırken ortaya gelip nefes verirken sola esnedik. “Asana”lar arasında durmayıp dans eder gibi akmasını istemiştim. Aynı seriyi ikinci kez yaparken, sağda beş nefes bekledikten sonra göğüs kafesini açmak için kolu geriye doğru götürüp sağ göğsü tavana doğru çevirdik. Birkaç nefes burada bekledikten sonra, sağ kolu yerdeki sol kolun içinden geçirerek burgu yapmıştık. Bu seriyi yin yoga eğitmenlik kursu sırasında öğrenmiştim ve çok hoşuma gitmişti. Bedeni sağa sola esnetiyor, arkaya eğiyor ve burguya sokuyordu. Yani ders öncesi omurgayı iyi esnetiyordu.

Dört ayak üzerine gelip baldır kaslarını esnetmeyi amaçlamıştım. Öğrencim, haftanın iki günü dans kursuna gidiyordu ve bacak kasları gerginleşiyordu. Sağ bacağı geriye doğru açıp ayak parmak uçlarını mat’e takıp on nefes bekledik. Sonra öteki taraf. Bu duruşta beklerken, ayak tabanlarını yere yaklaştırmaya çalışıyorduk. Amaç, baldır kaslarını iyice esnetmekti.

O an “yin yoga”dan vazgeçtiğim andı. Nasıl oldu bilmiyorum, birden aklıma bambaşka bir akış denemek geldi. Elimde yazılı bir ders yoktu. O an sadece yaratıcılığıma ve içimden geldiği gibi kendimi akışa bırakmaya karar vermiştim. Akış, bize ne gösterecekti? Akış, bizi nerelere getirecekti? Eğlenceli olacağa benziyordu… İnşallah çuvallamam…

Sağ ve sol baldır kaslarını esnettikten sonra dört ayak üzerine gelip “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı hareketlendirdikten sonra “uttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu) ile göğüs kafesini esnettik. Tekrar dört ayak üzerine gelip, sağ bacağı iki elin arasına yerleştirip, “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) duruşuna geçtik. Bu duruşta, arkadaki ayak parmak ucundaydı. Arkadaki ayağın dizini bükmeden, yani arka ayağı elimizden geldiğince düz tutarak, tüm kaslarını aktif tutarak, ayak tabanını yere yaklaştırmaya çalıştık. Evet, tahmin ettiğiniz gibi… Biraz daha baldır kaslarını esnetmek istemiştim. Nefes alırken kollar kulakların yanında yukarı doğru uzanıyor ve nefes verirken duruşta biraz daha yere yaklaşmaya çalışarak derinleşiyoruz. Evet, kalça fleksör kasları, kasık kasları… Nefes alırken parmak ucunda yüksel, nefes verirken topuğu biraz daha yere yaklaştır. Arka bacağı gergin tutarak, tüm kasları çalıştırarak… Ve “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı)… Öndeki bacağı düzelt ve “trikonasana” (üçgen) ve tekrar “virabhadrasana I”. Ayaklarını öyle bir mesafede tut ki, arkadaki topuk yere değsin. Şimdi nefes verirken “parsvottanasana” (bacaklar ayrı baş dize duruşu). Beş kez bu iki asana arasında nefeslerle akıyoruz. Nefes alırken arkadaki ayak parmak ucuna geliyor ve “ashwa sanchalanasana”… Nefes verirken dizi yere yaklaştır ama diz biraz havada kalsın, nefes alırken yüksek hamle duruşu… Beş kez bu akışı yaptıktan sonra, diz yere ve “anjaneyasana” (alçak hamle). Birkaç nefes ellerin üzerinde bekle ve dirsekleri yere getir, kalça fleksör kasların biraz daha esnesin. Nefes alırken, sol el yerde sağ kolunu yukarı doğru kaldır ve sağa doğru burgu yap. Nefes ver eller yere, nefes alırken kolların üzerinde yüksel. Nefes al öndeki bacağı düzelt, nefes ver bük… Beş kere… Ve şimdi “ashwa sanchalanasa”da kal. Nefes verirken arkadaki dizi bük ve yakalamaya çalış. Kalça fleksörleri iyice esnesin. Nefes alırken, sol kolunu kulağının yanından yukarı doğru uzatıp omurganı dik tutman mümkün mü? Eller yere ve dört ayak üzerine gel…

Sağ bacak öne doğru gelsin, sağ diz sağ kola doğru ve ayak sol kola doğru… Evet doğru tahmin. “Eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu). Nefes verirken öne eğil. Birkaç nefes sonra, bedeni sola doğru yürüt ve burguya gir. Kalçayı dışa çeviren kasları (dış rotatör kasları) hissedeceksin. Nefes alırken öne gel ve kolların üzerinde yüksel, nefes verirken arkadaki dizi kalçaya yaklaştır ve sol kolla tut. Ters kol, ters bacak. Bel omurlarını gereksiz yere zorlamayalım. Nefes verirken arkadaki bacağı bırak ve sağ kalçayı yere düşür. Arkadaki bacak öne gelip sağ bacağın üzerine yerleşsin. Kare duruşu… Nefes al, omurgayı uzat, nefes ver öne eğil. Birkaç nefes sonra, bedeni sağa doğru yürüt ve burguya gir. Sol kalçanın dış kaslarını biraz daha yoğun hissedersin. Nefes al öne gel ve yukarı uza. Bacakları kadınların bacak bacak üzerine attığı gibi at. Sırada “gomukhasana” (inek başı duruşu) var. Nefes al omurgayı uzat, nefes verirken öne katlan. Sol kalçanın dışını hissetmeye devam ediyoruz. Nefes al yukarı kalk, nefes verirken sağa burgu. Nefes al ortaya gel, nefes verirken sola burgu… Nefes al ortaya gel, nefes verirken sağ bacağı solun üzerine at “gomukhasana”, “gomukhasana”da burgu ve “kare duruşu” ve sol bacakta “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu) yapmak için “mat”ın ön tarafına paralel olacak şekilde yerleştir, sağ bacağını arkaya doğru aç…

İşte o an, “geri sarmaya başladığımız an”dı. Yerden ayağa doğru kalkacaktık. Sağ bacakta yaptığımız tüm “asana”ları, sol bacakta yapacaktık ama ayağa kalkıp en baştan başlamak yerine, yerden “asana”ları birbirine bağlayarak yapacaktık bunu. Ama bir an zihnim donup kalmıştı. “Eka pada rajakopatasana”da öne eğilme, burgu, arkadaki bacağın kalça fleksör kaslarını esnetme… Sonra? Sonra ne geliyordu? Ya da önce mi demeliydim? Derin nefes aldım ve sağ bacakta yaptığımız akışı hatırlamaya çalıştım. Ve geri sardım zihnimi…

“Eka pada raja kapotasana”dan dört ayak üzerine, dört ayak üzerinden sol bacak önde “ashwa sanchalanasana”… Bu duruşta arkadaki dizi büküp yakalamaya çalışıp kalça fleksör kaslarını esnetme. Nefes alırken, sağ kolu kulağın yanından yukarı doğru uzatıp omurgayı dik tutmaya çalıma… Sağ diz yere ve “anjaneyasana”. Bu duruşta, dirseklerin üzerine inmeye çalışma… Nefes alırken, sağ el yerde sol kolunu yukarı doğru kaldır ve sola doğru burgu yap. Nefes ver eller yere, nefes alırken kolların üzerinde yüksel. Nefes al öndeki bacağı düzelt, nefes ver bük… Beş kere.. Nefes alırken arkadaki ayak parmak ucuna geliyor ve “ashwa sanchalanasana”… Nefes verirken dizi yere yaklaştır ama diz biraz havada kalsın, nefes alırken yüksek hamle duruşu… Arkadaki topuğu yere düşür ve “virabhadrasana I”. Ayaklarını öyle bir mesafede tut ki, arkadaki topuk yere değsin. Şimdi nefes verirken “parsvottanasana”. Beş kez bu iki asana arasında nefeslerle akıyoruz. “Trikonasana”, “virabhadrasana II” ve “virabhadrasana I”… En son “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) duruşuna geçtik. Bu duruşta, arkadaki ayak parmak ucundaydı. Arkadaki ayağın dizini bükmeden, yani arka ayağı elimizden geldiğince düz tutarak, tüm kaslarını aktif tutarak, ayak tabanını yere yaklaştırmaya çalıştık. Nefes alırken kollar kulakların yanında yukarı doğru uzanıyor ve nefes verirken duruşta biraz daha yere yaklaşmaya çalışarak derinleşiyoruz. Nefes alırken parmak ucunda yüksel, nefes verirken topuğu biraz daha yere yaklaştır. Arka bacağı gergin tutarak, tüm kasları çalıştırarak…

Bu duruştan sonra eller yere sol bacak arkaya “phalakasana” (sopa), “ashtangasana” (diz-göğüs-çene yere), “bhujangasana” (kobra) ve “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek)… Nefes alırken öne gel nefes ver “uttanasana” (ayakta öne eğilme). Ve nefes alırken “tadasana” (dağ duruşu).

“Tadasana”da lateral esneme (bedeni sağa sola esnetme) ve sonra bacakları yana doğru açıp “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrı öne eğilme). Ellerle ayak başparmaklarını yakalayıp nefes verirken bedeni öne katla. Nefes al yarı yola kadar açık, sağ dizi bük kalçayı geriye doğru götürerek sağ bacağına yaklaş, sol bacağın içindeki kaslar esnesin. Şimdi ters tarafa… Her nefes alış verişte bacak değiştir. Bu akışı biraz hareketli yapıyoruz. Öndeki bacağın dizini bük, bedeni “mat”ın önüne çevir ve “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle). Arkadaki diz yere “anjaneyasana” ve öndeki bacak arkadaki bacağın yanına getir ve dizlerin üzerine otur. Sağ bacağı yana doğru aç. İç bacak kaslarını çalışmaya devam ediyoruz. Topuk yerde ayak parmak uçları havaya bakıyor. Nefes alırken “balerin bacak” (ayak bileği ekstansiyonu) ve nefes verirken “ayak parmaklarını kendine doğru çek” (ayak bileği fleksiyonu). Beş kez tekrarladıktan sonra, bacak değiştirip aynı seriyi orada tekrarlıyoruz. Tekrar dizlerin üzerine otur. Şimdi bacakları yana doğru açıp “mandukasana” (kurbağa duruşu) ile kasık kaslarını biraz daha esnetmek istiyoruz. Ayaklar tam arkaya da bakabilir. Eğer bu şekilde kasık kaslarımı çok hissetmiyorum diyorsan, ayaklarını “kurbağa” gibi yanlara çevirebilirsin. Nefes al verirken kalçayı topuklara doğru uzat. Öne yığılmıyoruz. Mümkün olduğu kadar kalçayı topuklara doğru gönderip bacakların içindeki hissi derinleştiriyoruz. Nefes al kolların üzerinde yüksel nefes ver “virasana” (kahraman duruşu). Kalçayı yere oturttur ve bacakları öne uzat. “Dandasana” (asa duruşu) on nefes. Nefes al yukarı doğru uza, nefes verirken bacakları yarım kelebek duruşuna getir (janu sirsasana-baş dize duruşu). Nefes al verirken öne katlan. Beş nefes sonra, nefes alırken yukarı uza nefes verirken bacakları bu şekilde tutarak biraz geniş aç. Nefes al omurgayı uzat, nefes verirken bacakların içine eğil. Kasık kaslarını esnetmeye devam… Nefes al yukarı uza, nefes verirken, kolunu uzun bacağına doğru götür, omuzları yan yana tutmaya ve göğüs kafesini açmaya devam ederek bedeni burguya sok. Nefes al, yukarı uza nefes verirken bacak değiştir ve aynı seri öteki tarafta…

Artık sıra biraz “yin”leşmeye gelmişti. İleri ve geri sarmalar bitmişti. “Bolster”ımızı kullanıp son iki duruşta rahatlayacaktık. Ama o da ne? Birden gözüme “büyük pilates topu” çarptı. “Pilates topu”nun üzerinde “urdhva dhanurasana” (köprü) deneyecektik. Öğrencimin bir süredir omuz, boyun ve el bileği sorunları olduğu için ne zamandır “urdhva dhanurasana” yapmamıştık. Pilates topunun üzerinde bileklerine yük bindirmezdi ve bu “asana”yı güvenli bir şekilde yapabilirdik. Hemen denedik ve tabii ki oldu. El bileklerine yüklenmeden, sadece göğüs kafesini esneterek…

Sanırım artık dinlenebilirdik. “Bolster”ı kalçaya değecek şekilde yerleştirdikten sonra, bacakları “kelebek” yapıp “bolster”ın üzerine yattık (supta baddha konasana- yerde kelebek). Kolları geriye doğru açıp, omuz kuşağının ve göğüs kafesinin de biraz daha esnemesine izin verdik. Üç dakika burada dinlendikten sonra, “bolster”ı duvara yasladık. Bugün “viparita karani”de (bacaklar duvara duruşu) dinlenecektik. Kalçanın bir yanını duvara iyice yasladıktan sonra bacakları yukarı kaldırdık ve bel “bolster”ın üzerine gelecek şekilde yerleştik. Önce bacakları “V” şeklinde tutarak bacak içindeki kasların pasif bir şekilde esneyip dinlenmesine izin verdik. En son bacakları birbirine yaklaştırıp, 90 derece havada ama duvara yaslı bir şekilde “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) yaptık.

Beş dakika dinlendikten sonra, ayak tabanlarını duvara yaslayıp bedeni sağa doğru düşürdük ve yerden destek alarak oturma pozisyonuna geldik. Omurga dik, omuzlar geriye doğru yuvarlanmış, göğüs kafesi açık. Eller kalbin önünde “namaste” (dua pozisyonunda), çene göğse yakın. Gözler kapalı…

Niyetimiz neydi? Bedeni ve zihni esnetmek, dinlendirmek ve dinginleştirmek. Amacımıza ulaşmış mıydık? Evet, sanırım ulaşmıştık. Bedenin her bir noktası esnetilmişti. Zihin de bedeni ve yönergeleri izlediği için “an”da kalmış ve dinginleşmişti… Tam bir şey söyleyecekken, öğrencim konuşmaya başladı. “Dersi nasıl bitireceğinizi düşünüyorsunuz değil mi? Nasıl oldu da böyle bir akış çıktı. Sol tarafı yaparken geriye sardık. Asanaları birbirine bağladık. Nasıl mı oldu? Ben söyleyeyim. Siz yazı da yazdığınız için hep giriş, gelişme ve sonuç olarak düşünüyorsunuz. Bir şeyi yaptırırken, zihniniz bir sonraki hamleyi düşünüyor. Dersleriniz de yazılarınız gibi bir sonraki hamleye odaklı. Bir kompozisyon yazıyor gibisiniz derslerde. O yüzden birbirine bağlayabiliyorsunuz ya da o yüzden bu şekilde bağlamayı ve bağlantılı ders yapmayı seviyorsunuz. Zihniniz bu şekilde çalışıyor: Giriş, gelişme ve sonuç… O yüzden kurgu sizin için önemli. Dersler de o yüzden hep bir kurgu, akış ve devinim içinde…” O güne kadar hiç düşünmemiştim. Böyle bir şey hiç aklıma gelmemişti. En iyisi size de sorayım: Gerçekten öyle mi?

karpal tünel sendromu

Standard

Hiç sizin de başınıza geldi mi? Bir kitap alırsınız. Bir türlü okuyamazsınız. Bir türlü eliniz gitmez. O kitap okunması gereken güne kadar rafta kalır. Ve o gün gelir çatar. O kitaptan öğrenmeniz gereken bir şeyler vardır. Artık tozlu raflardan alınması, açılması ve okunması gerekmektedir. Geçen hafta yıllardır raflarda bekleyen bir kitabın ele alınıp okunduğu bir haftaydı.

2009-2010 tum fotolar 668

Yoga eğitmenliği kursuna atıldığım sene öğretmenimiz birkaç kaynak kitap okumamızı istemişti. Bu kitaplar, yoga geleneği, “asana”lar (duruşlar) ve “pranayama” (nefesi özgürleştirme teknikleri) hakkındaydı ve okunması zorunluydu. Kitapların hepsi, bir yoga öğretmeninin mutlaka bilmesi gereken konuları anlatıyordu. Öğretmenimiz bunlara ek olarak iki kitap daha okumamızı tavsiye etmişti. Biri yoganın şifalandırıcı ve tedavi edici yönüyle diğeri de vejeteryan beslenme ile ilgiliydi.
Birçok yeni bilgiyle karşı karşıya olduğum için sadece zorunlu kitapları okumuştum. Eğitim boyunca zaten bir sürü yeni şey öğreniyordum. Asanalar, pranayama teknikleri, asana modifikasyonları, meditasyon ve arınma yöntemleri… Ek kaynak olarak, verilen o iki kitabı okumamıştım. Ta ki geçen haftaya kadar…
Geçen hafta öğrencilerimden birine karpal tünel sendromu teşhisi konuldu. Üç hafta önce derste kollarında ve ellerinde uyuşukluk hissettiğini söylediğinde doktora gitmesini tavsiye etmiştim. Tetkikler sonucunda boyun omurlarında fıtık ve karpal tünel sendromu çıktı. Ne yazık ki, sürekli bilgisayar başı çalışmanın getirdiği sorunlardı bunlar.
İşte üç yıldır rafta sırasının gelmesini bekleyen kitabı ele alıp göz gezdirmenin tam zamanıydı. Kitap yoganın şifalandırıcı ve tedavi edici yönü üzerineydi. Sayfalar karıştırıldı ve karpal tünel sendromuyla ilgili bölüm bulundu.
Öncelikle neydi bu karpal tünel ve nasıl bir rahatsızlığa sebep oluyordu? Median sinir el bileğinin iç kısmında parmakları hareket ettiren dokuz tendon ile beraber karpal tünel denen dar bir boşluğun içinden geçer. Görevi başparmak, işaret parmağı ve orta parmağın iç yüzünün tamamı ile yüzük parmağının iç yüzünün dış yarısının hissetmesini sağlamaktır. Ayrıca parmakların ince bir takım hareketleri yapmasını sağlayan kasların çalışmasında da rol alır. Sinirin karpal tünel içinde bir şekilde uzun süreli basınca maruz kalması karpal tünel sendromuna neden olur. Bu rahatsızlık, çoğunlukla daktilo, bilgisayar ve klavye kullanmak gibi el bileğinin sürekli bükülü kaldığı hareketlerden kaynaklanır. Sendrom, ellerde ve parmaklarda uyuşukluk yaratır.
Yoganın geniş dünyası içinde bu rahatsızlığa da iyi gelecek bir sürü çare mevcuttur. Ancak günlük hayatta da bazı alışkanlıkları değiştirmek gerekmektedir. Bir dikkat edelim. Bilgisayarda yazı yazarken, sinirimizi tuşlardan çıkarmak ister gibi tuşlara sert mi basıyoruz yoksa parmaklarımızın ucuyla yumuşak dokunuşlarla mı yazı yazıyoruz? Benzer şekilde, araba kullanırken el bileklerimizi bükülü tutup sanki direksiyona koparacakmışız gibi yapışıyor muyuz? Eğer böyleyse ve karpal tünel sendromundan muzdaripsek, direksiyonu sağ ve sol alt köşeden tutup omuzları kulaklardan uzaklaştırıp direksiyonu biraz daha yumuşak tutmamız mümkün olabilir mi?
Tüm bunlara ek olarak, karpal tünel sendromunu yoga ile düzeltmek istiyorsak, her zaman olduğu gibi “postür”ümüze (duruş) dikkat etmemiz gerekmektedir. Sadece el bileklerini nasıl kullandığımız değil aynı zamanda omurgamızı nasıl kullandığımız da önemlidir. Omuzların öne doğru çökmesi, sırtın kamburlaşması ve göğüs kafesinin kapanması düzgün bir duruş olmadığı gibi bu duruş aynı zamanda koldaki sinirleri de sıkıştırmaktadır. Halbuki, omuzları geriye doğru yuvarlamak, kürek kemiklerini kalçaya doğru ittirmek ve göğüs kafesini açmak koldaki sinirleri de gevşetecek ve rahatlatacaktır.
Karpal tünel sendromu için yoga derslerinde neler yapabileceğimize gelince… El bileklerini rahatlatıcı hareketler yapmamız gerekmektedir. “Tadasana”da (dağ duruşu) kolları bedenin yanında yere doğru uzattığımızda avuç içlerini bacağa doğru çevirmeli ve parmakları sanki yere doğru değdirmeye çalışır gibi uzatmalıyız. El bileği düz bir şekilde durmalı ve böylece de bilekten geçen sinirler rahatlamalıdır. Bileği bu şekilde doğal duruşunda tutmak karpal tüneldeki sıkışmayı azaltacaktır.
El bilekleriyle yapabileceğimiz bir başka hareket ise el bileğini bükmek ve açmaktır. Baş parmağı bileğin içine ve diğer dört parmağı bileğin dışına yerleştirdikten sonra nefes alış verişte bileği öne ve geriye doğru döndürebiliriz. Bileği öne doğru büktüğümüzde koldaki “ekstansör” (uzatıcı) kasları uzatıyor bileği geriye doğru büktüğümüzde ise bu kasları kısaltyoruz.
Karpal tünel sendromuna iyi gelecek başka bir yogik yaklaşım ise “namaste”dir (dua pozisyonu). Avuç içlerini kalbin önünde birleştirip dirsekleri aşağı doğru serbest bırakıp normal “namaste” pozisyonuna geçtikten sonra, avuç içlerini birbirine doğru iyice ittirip dirsekleri yere paralel hale getirebiliriz. Avuç içlerini birbirine doğru iyice bastırdığımızda kasların altındaki kemikleri bile hissedebilirsiniz. Bu şekilde el bileklerini rahatlatmamız mümkün.
Bir başka çalışma, el bileklerinin fleksiyonu (açının daralması) ve ekstansiyonudur (açının genişlemesi). Avuç içlerini aşağı doğru bakar şekilde tuttuktan sonra dirsekleri yanlara doğru açabiliriz. Parmakları kenetleyip el bileklerini iki taraflı çekiştirdikten sonra, sağ dirseği yukarı doğru kaldırıp sol dirseği aşağı doğru indirebiliriz. Bir sonraki nefeste sol dirseği yukarı kaldırıp sağ dirseği aşağı doğru indirebiliriz.
Karpal tünel sendromuna iyi gelecek bir başka çalışma ise avuç içlerini kendi bedenimize doğru çevirmek, parmakları birbirine kenetlemek ve sonrasında dirsekleri iki tarafa doğru çekmektir. Bu şekilde yine el bileklerini  esnetmemiz mümkün. Bunun tam tersini de yapabiliriz. Avuç dışlarını bedenimize doğru çevirip, parmakları kenetleyip dirsekleri iki yana doğru çekmeye çalışabiliriz. Bu iki çalışma da el bileklerinindeki açıyı daraltıp genişletip, sinirleri rahatlatacaktır.
Oturarak yapabileceğimiz bir çalışma ise “dandasana”da (asa duruşu) parmakları geriye doğru çevirerek oturmaktır. Bu duruş ile kol kası “humerus” dışa doğru dönmekte ve göğüs kafesi özellikle de göğüsteki “pectoralis” kası esnemektedir. Eğer bilgisayar kullanırken, kamburlaşıp öne doğru bükülme eğilimimiz varsa bu duruş göğüs kafesini esnetecek ve sırtı acacaktır.
Son olarak, boyun omurlarını rahatlatmak için elleri boynun arkasında kenetleyip başı ellere yaslayabiliriz. Bunu yaparken boynun doğal kıvrımını arttırmamalıyız. Dirsekleri öne doğru çekerken, kürek kemiklerini kalçaya doğru ittirmeye devam etmeliyiz.
Karpal tünel sendromu teşhisi konduktan sonra, bir süre el bileklerine yüklenilen asanalardan uzak durmalı yoga çalışmalarını daha meditatif hale getirmeliyiz. “Phalakasana” (sopa), “chaturanga dandasana” (şınav), “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek), “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) ve “bakasana” (karga) gibi bileklere yüklenebileceğimiz diğer kol denge duruşlarına bir süre ara vermeliyiz. Bu nedenle, bedenin derin bağ dokularını esnettiğimiz ve duruşlarda en az üç dakika beklediğimiz “yin” (dişil enerji) yoga iyi bir seçenek olabilir. Bu yoga, zihni de gevşetip dinginleştireceği için bedensel rahatlamaya da katkıda bulunabilir.
İşte tüm bunları o kitabı raflardan indirip sayfalarını çevirmemle öğrendim. Her şeyin bir zamanı var. Sadece o doğru anı yakalamak gerekiyor. Ve yoga öylesine büyük bir dünya ki içinde her zaman bize yarayacak bir şey var. Yoga her derde deva olabilir, yeter ki onu doğru uygulamayı bilelim!

aman dikkat!

Standard

Geçen hafta uzun bir kardiovasküler çalışma sonrasında yin yoga yaparak bedenimi esnetmeye ve rahatlatmaya karar verdim. İki senedir haftanın en az üç günü en az bir buçuk saat boyunca yin yoga yapmaktayım. Yin yoga nedir diye soracak olursanız; bir asanada en az iki dakika bekleyip bağ dokularına kadar esnemek… Kasları kasmayıp bedeni gevşek bırakınca, derin bağ dokularına kadar esniyorsunuz ve zaman içinde bedende inanılmaz değişiklikler gözlemleyebiliyorsunuz. Bende de aynısı oldu. Günden güne bedenim daha çok esnedi ve yin yogaya ilk başladığım günlerdeki gibi asanalarda üç dakika beklemek bana yetmemeye başladı. Üç dakika oldu beş dakika; beş dakika oldu yedi dakika; yedi dakika oldu on dakika… Ve geçen haftaya bu şekilde girdim.

2009-2012

Bir saatlik kardiovasküler çalışma ve yarım saatlik ağırlık antrenmanı sonrası yoga matıma (minderi) oturdum. “Half butterfly” (yarım kelebek) duruşuyla omurgamı öne eğerek başlamak istedim. Amacım bu kadar yang bir çalışma sonrası içime dönmek ve sakinleşmekti. Kulağımda her zamanki gibi en sevdiğim melodiler… Gel keyfim gel… Bıraktım kendimi. Bedenim hangi aşamadaysa, oradan başladım duruşa. Kabullendim bedenimin o anki halini, ne bir gün öncesiyle ne de günler öncesiyle kıyasladım. Belki bir gün önce omurgamı daha çok bükebilmiştim ve şimdi daha yukardaydım. Sorun değildi. Bedenimi teslim ettim ve bedenimin duruşa yavaş yavaş girmesine izin verdim. Bir süre sonra bacağımın üzerine tamamen kapanmıştım. Kulağımdaki melodiler de beni iyice içime döndürüyordu. Ne kadar zaman geçti bilmiyordum. Gözümü açtım ve saate baktım. Bir de ne göreyim? On dakikadır aynı şekilde duruyormuşum. Yavaş yavaş duruştan çıktım. “Half butterfly”, asimetrik bir duruş olduğu için diğer tarafta da on dakika beklemeliydim. Bu sefer daha temkinliydim. Arada bir saate göz atıyordum. On dakika tamamlandıktan sonra, omurgamı fleksiyona sokmuş, bedenimi öne eğmiş, teslim olmuş ve içe dönmüştüm.

Sırada bir arkaya eğilme vardı. Bedenimi geriye eğerek, omurgamı ekstansiyona sokarak biraz dışa dönmeliydim. Yirmi dakika boyunca öne eğildikten sonra, sinirlerim alınmış gibi hissediyordum. Biraz açılmam ve ayılmam gerekiyordu. “Half saddle”da (yarım eyer) karar kıldım. Bu asanayı seçmemim bir sebebi de fizikseldi. Bir saat yürüyüşten sonra bacaklarımın önündeki kuadriseps kaslarımı esnetmek istiyordum. Yine asimetrik bir duruştu. Beş dakika bir tarafta, beş dakika da öbür tarafta bekleyecektim. Omurgamı arkaya eğdiğim için ve bel bölgesine biraz yük bindiği için bu duruşta sadece beş dakika kalmaya karar vermiştim. Gözlerimi yine kapattım. Yine de tepedeki ışıklar gözümün içine içine giriyordu. Bunun üzerine havlumla yüzümü kapattım. Kulağımda melodiler, gözlerim kapalı… Duyularımı susturmuştum. Güya biraz daha dışa dönük bir asanaydı ama ben yine içe dönmeyi başarmıştım. Kaç dakika geçti bilmiyordum yine. O kadar rahattım ki!. Uyuduğumu sanmayın sakın. Uyumuyordum. “Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) misali. Orada duyularım suskun, zihnim suskun, bedenim rahat. Takılıyordum işte. Yüzümden havluyu kaldırıp saate baktığımda gözlerime inanamadım. Tam on dakikadır “half saddle”da bekliyormuşum. “Half saddle”da asimetrik bir duruş olduğu için diğer tarafta da on dakika bekledim.

O günkü pratiğime eklediğim diğer asanalar, “dragonfly” (helikopter böceği), “frog” (kurbağa), “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “square” (kare), “melting heart” (eriyen kalp), “sphinx” (sfenks), “seal” (fok balığı), “sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu), “setu bandhasana” (yarım köprü) ve “cat tail” (kedi kuyruğu) idi.

O gün yoga çalışmam iki saat sürmüştü çünkü duruşlarda uzun süre beklemiştim. O kadar huzurluydum ki, “savasana”da iyice gevşemiştim ve bedenimi teslim etmiştim. Bedenim yerde iyice ağırlaşmıştı. Sanki o beden benim bedenim değildi. Uzun bir derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu sonrası, o günkü pratiğimi sonlandırdım. Her şey çok güzeldi; ta ki ertesi güne kadar.

Ertesi sabah kasığımda bir ağrı ile uyandım. Evet, doğru tahmin ettiniz. Aşırı esnemekten üst bedenimiz ve alt bedenimiz arasında geçiş noktasında bulunan “iliopsoas” kasımı incitmiştim. Yani “half saddle”da gevşemek ve kendimden geçmek bana pek yaramamıştı.

Peki, bu kası zedelememin bana ne gibi bir zararı oldu? Bu kas, üst beden ve alt bedeni birleştirdiği için en basitinden yürümek bile zor hale geldi. Adım atarken, karın kaslarını çalıştırırken, bacakları 90 derece yukarı kaldırırken, merdiven çıkarken hep bu kası kullandığımız için hayatım biraz kısıtlandı.

Böyle bir durumda ne yapmak gerekir? Durup dinlenmek ve sakatlığın geçmesini beklemek. Ben böyle bir şey yapar mıyım? Maalesef hayır. Günlük kardiovasküler çalışmalarıma, yoga derslerime ve kendi pratiğime devam ediyorum. Ancak arkaya eğilmelere ara verdim. Bu kasımı daha da germek ve zedelemek istemiyorum. Bu nedenle bacağımın önündeki kasları esneten duruşlardan uzak duruyorum. Bir süreliğine bu asanalara ara verdim. Benim için bu bile büyük bir adım.

Bundan ne gibi bir ders çıkarmalıyım? Ya da ders çıkarsam bile dinler miyim acaba? Bundan şüpheliyim. Ama ne gibi bir ders çıkardım? Yin yoga eğitimi sırasında, öğretmenimizin bir derste söylediklerini hatırladım. “Yin yoga, anne sevgisi ve şefkatiyle ilintilidir. Şimdi, şu an, bu duruşta beklerken bir gözlemleyin kendinizi. Bedeninize nasıl davranıyorsunuz? Bir anne gibi şefkatli mi yoksa acımasızca mı? Bir annenin çocuğuna yaklaştığı gibi, bedeninize şefkat, sevgi ve yumuşaklıkla mı yaklaşıyorsunuz yoksa bir savaşçı gibi kendinizi zorluyor musunuz? Bu duruşta ayaklarınız acıdıysa, o acıyla kalmaya devam mı ediyorsunuz? Malum savaşçısınız ya… Yoksa ayaklarınızın altına battaniye koyup acıyı dindiriyor musunuz? Anne şefkatiyle… Hangisi?” Benim hangisi olduğum belli. Ya siz hangisisiniz?