Tag Archives: diz

imkansız mı?

Standard

Hayatta asla yapamayacağınızı, başaramayacağınızı ya da sizin için imkansız olduğunu düşündüğünüz şeyler oldu mu? Benim oldu. Özellikle son yıllarda kendi yoga çalışmalarımda… Asla yapamayacağımı düşündüğüm bir sürü “asana”yı (duruşu) yapabileceğimi gördüm. O gün özel dersim sırasında da  yaşadığım aynı şeydi.

20150202_104809

Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Son zamanlarda özel dersimde öğrencinin zorlandığı “asana”lara yoğunlaşmaya karar verdik. Hatta bir ay boyunca sürekli aynı “asana”yı çalışarak o ayın sonunda ilerleme kaydedip kaydedemeyeceğimizi görmek istiyorduk. Henüz yolun başındayız. Bu ay sonunda zorlandığımız “bir asanada ne kadar ilerleme sağladık” bunu gözlemleyip bu konuda bir yazı yazacağım. Ama bu asanayı çalışırken bende değişiklikler olmaya başladı. Asla yapamayacağımı düşündüğüm asanalara çok yaklaştığımı ve hatta yapabilmeye başladığımı gördüm.

Evet, tekrar o günkü derse dönersem. Ders boyunca kalça açıcı bir seriye odaklanacaktık. Özellikle kalçayı dışa çeviren kaslar, kasık kasları ve kalça fleksör kaslarına… Hem öğrencinin hem de benim en zorlandığım duruşlardı kalça açıcı asanalar. Nedense “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) bile bize kalça açıcı duruşlar kadar uzak gelmiyordu. Kalça açıcı serinin bedenimizde yarattığı fiziksel sızılar ve o sızılar ile zihnimizde oluşan “ulaşılamaz” hisleri… Zihin “hayır” dedikçe, o asanaları bedensel olarak yapamamamız… Bir kısır döngü…

Dersin ilk yarısında hedef bölgelere yönelik asanaları yaptıktan sonra önce “virasana”nın (kahraman oturuşu) farklı bir varyasyonunu sonra da “hanumanasana” (maymun duruşu) denemek istemiştim. Hatta bu iki duruş, zirve duruşu için bir hazırlık olacaktı.

“Virasana”ya yerleştikten sonra kalçayı iki bacağın arasında yere oturttuk. Bu oturuşta dizler genellikle yanlara doğru açılırdı. O gün biz çok kontrollü bir şekilde ve dizlerde herhangi bir gerginlik, acı ya da sızı hissettiğimizde duruştan çıkmak koşuluyla dizleri birbirine yaklaştırmaya çalıştık. Dizleri birbirinden ayırmadan “virasana”da kalmaya çalıştık. Normalde bu duruşu yaptırırken dizler kendiliğinden sağa ve sola doğru açılırsa, öğrencilere dizleri kapatmaları söylemezdim. Çünkü dizleri kapatmaya çalışırken dizleri sakatlayabilirlerdi. Ama hedef bölgeleri bu kadar esnettikten sonra dizleri bir araya getirmeyi deneyebilirdik. Hem öğrenci hem de benim için bu duruş zor bir duruştu. İkimiz de ilk defa dizleri birbirine yaklaştırabilmiş ve çok huzurlu, rahat ve acısız bir şekilde bu asanada kalabilmiştik.

“Virasana” sonrası sırada yine benim için oldukça zorlayıcı bir duruş olan “hanumanasana” vardı. Bacağın arkasındaki “hamstring” kaslarım esnek ancak kasık kaslarım ve kalça fleksör kaslarım o kadar da esnek değildi. Bir süredir kalça eklemini esnetmeye çalışıyorduk. Kasık kaslarım, kalça fleksör kaslarım ve kalçayı dışa çeviren kaslarım iki hafta öncesine kıyasla daha esnek gibiydi. Ya da bana öyle geliyordu. Gerçekten bu kaslar ve kasların çevresindeki bağlar iki hafta gibi kısa bir süre içinde birazcık esnemiş olabilir miydi?

“Hamstring” kaslarım esnekti. Dolayısıyla “hanumanasana” yaparken öndeki bacak ile ilgili bir sorun yoktu. Tek sorun arkadaki bacağı geriye doğru açamamaktaydı. Kasığımın kendisini yere doğru bırakamamasındaydı. Ve tabii ki havada kalan kasık nedeniyle kalçamın havada kalması ve bacağımın birini öne ötekini arkaya doğru açamayışımdaydı.

O gün kalça fleksör kaslarını ve kasık kaslarını birçok duruşla esnettikten sonra sıra “hanumanasana”ya gelmişti. Nefeslerimi sakinleştirerek sağ bacağımı öne doğru uzatırken sol bacağımı da geriye doğru açmaya çalıştım. Yere oldukça yaklaşmıştım. İnanılmaz bir andı benim için. Bir de öteki tarafı denemek için sabırsızlanıyordum. Sol bacağımı öne doğru uzatıp sağ bacağımı da geriye doğru açtım. Sol “hamstring” kaslarım sağ taraftan daha esnekti. Bir de ne göreyim? Sol bacağımın arkası yere değdi değecek. O sırada sağ bacağımı biraz daha geriye doğru yürüttüm. Ve kalçam yere değdi. Ve ben kollarımı kulaklarımın yanında yukarı doğru uzattım.

Ve “hanumanasana”nın dayanılmaz mutluluğu… Ve “sadakatle başarmak”… Tıpkı “Hanuman”ın arkadaşı için sadakatle zor bir görevi yerine getirmesi gibi… Ben de sadakatle çalışa çalışa belki de istediğim sonuca ulaşacaktım.

Yazının başındaki soruya dönecek olursak! Hayatta asla yapamayacağınızı, başaramayacağınızı ya da sizin için imkansız olduğunu düşündüğünüz şeyler oldu mu? Ama yazının sonunda sorumun cevabı değişti. Benim olmuştu. Özellikle son yıllarda kendi yoga çalışmalarımda… Asla yapamayacağımı düşündüğün bir sürü asanayı yapabileceğimi gördüm. “Virasana”da dizleri birbirine bitişik tutmak bunlardan biriydi. “Hanumanasana” bunlardan biriydi. Ve asla başaramayacağım diye bir şey yoktu. Eğer azimle ve sadakatle çalışırsam, kararlılıkla yolculuğuma devam edersem, yılmazsam, pes etmezsem ve çok çalışırsam, değil “hanumanasana” hiç bir asana benim için imkansız değildi.

 

 

 

Reklamlar

yoga ve anatomi

Standard

Derslerimden birinde bir öğrencimden biri soruyor. “Bel fıtığım var benim, bu duruş belime zararlı olur mu?” İşte o anda, bir senelik yoga eğitmenlik kursu boyunca kendi öğretmenlerimin anatomiye neden bu kadar önem verdiklerini anlıyorum. Yoga ve anatomi, ayrılmaz bir bütün oluyor o an gözümde ve kendi kendime soruyorum: “Bir yoga eğitmeni, anatomi bilmeli mi?” ya da “Bir yoga eğitmeni, ne kadar anatomi bilmeli?”

856944_488656311198775_259995132_o(1)Geçen sene katıldığım 200 saatlik hatha ve vinyasa yoga eğitmenliği boyunca aldığım anatomi bilgisinin faydalarını derslerimde görüp hissediyorum. Tabi ki, öğrenci mantığıyla bir sene boyunca, neden sanki doktormuşuz gibi bu kadar ayrıntılı anatomi dersi alıyoruz diye söylenip durmuştum. Bir yandan bir doktordan aldığımız tıp anatomisi bir yandan da kendi öğretmenimizden aldığımız yoga anatomisi. Nerdeyse dört saat boyunca anatomi bilgisi yükleniyorduk. Kemikler, kaslar, eklemler, sinir sistemleri, ve aklınıza gelebilecek bir sürü şey. Bir öğrenci gözünden, işin daha da vahim yanı, tüm bu bir senelik bilgi birikiminden sene sonunda sınav olacağımızdı. Düşünün bir kere, lise bitmiş, üniversite bitmiş, hayata atılmış bireyleriz ve bir sene boyunca bize yabancı bir sürü bilgiyi öğrenip özümseyip bir de onlardan sınav olacaktık. İnanılmaz bir şeydi ama gerçekti.
Tüm bunların üstünden bir sene geçince yoga ve anatominin birbirinden ayrılamayacağını ve aslında anatomi bilgisinin bir yoga eğitmeninin en değerli hazinesi olduğunu görüyorum.
Derslere girdiğimizde, öğrencilerimiz bizi tam teşekküllü yoga eğitmenleri olarak görüyor. Bizim, hem yoga asanaları, hem yoga felsefesi, hem de anatomi konularında uzman olduğumuzu düşünüyorlar. Bu durumda, bizim de bilgilerimizi onlarla paylaşmamız ve kendimizi sürekli güncelleyip geliştirmemiz gerekiyor.
Bir yoga eğitmenin anatomi bilmesinin ne gibi yararı olabilir? Öncelikle, anatomi bildiğimiz zaman, asana hizalanmalarını daha ayrıntılı anlatabilir ve hizalanmada sorun olduğunda ne gibi anatomik sıkıntılar veya rahatsızlıklar oluşabileceğini bilip öğrencilerimizi de bilgilendirebiliriz. Öğrencilerimizin herhangi bir sağlık sorunu varsa, duruşları onlara göre değiştirip onların asanalardan daha çok faydalanmalarına yardımcı olabiliriz. Örneğin, bir öğrencimizin bel fıtığı varsa, fıtığın hangi omurlarda ve hangi aşamada olduğunu bilirsek, ona göre öğrencimizi duruşlarda düzeltebilir ve onun yogadan azami fayda sağlamasını sağlarız. Belki bazı duruşları ona yaptırmaz, tüm sınıf bir duruşu yaparken, o öğrencimize farklı bir asana yaptırabiliriz. Ya da diyelim ki bir öğrencimiz siyatik problemi yaşıyor. Eğer anatomi bilmesek, öne eğilmelerde o öğrencinin siyatik ağrılarını daha da artırabiliriz. Ancak anatomi bilgimizle, o öğrencinin siyatik sorunlarını artırmak yerine azaltmamız mümkün olabilir. Tabi ki, doktorunun desteği ve yardımıyla… Siyatik sorunlu bir öğrencinin öne eğilmesini istediğimizde, bacaklarını dizlerinden bükülü tutması, kalçasının altına bir battaniye ya da minder koyarak yükseltmesi isteyebilir ve onu bu duruşta rahat ettirebiliriz. Diz sorunları yaşayan bir öğrencimize, ayaktaki duruşlarda, dizi ile bileğini 90 derece açıda tutmasını, ya da basit bir anlatımla, dizinin ayak bileğinin önüne geçmemesini tavsiye edebiliriz. Oturarak yapılan asanalarda, bu öğrencinin dizlerinin altına battaniye koyabilir ve onu rahatlatabiliriz.
Yoga eğitmenleri olarak, diz sorunlarının bir çoğunun kalça kaslarının gerginliğinden kaynaklandığını biliyoruz. Diz sorunları yaşayan bir öğrencimizin kalçalarına yönelmek ve ona kalça kaslarını esnetebileceği asanalar tavsiye etmek de bir seçenek olabilir.

www.sporpartnerim.com
Dersimize gelen bir öğrencinin boyun fıtığı varsa, başımızı yukarı aşağı ya da öne arkaya çevirdiğimiz duruşlarda, o öğrencimize başını düz tutmasını hatırlatabiliriz.
Sonuç olarak, yoga eğitmenleri olarak aklımızdan çıkarmamamız gereken tek birşey var: “Bizler, sadece yoga eğitmeniyiz, doktor değiliz.” Yoga eğitmenleri olarak, anatomi bilmemizin tek amacı, öğrencilerimizi sakatlamamak ve elimizden geldiğince onlara faydalı olmak. Dersimize yeni başlayacak öğrencilerimizin tıbbı geçmişini öğrenmek, herhangi bir rahatsızlığı ya da ani gelişen bir sorunu olup olmadığını
sormak derslerimiz boyunca onları sakatlamamak, daha sağlıklı hale getirmek ve mutlu etmek için yapmamız gereken birşey. Bize bir sağlık sorunlarını danıştıkları zaman, sadece dinlememiz, küçük bir yoga tavsiyesinde bulunup onları tıbbı yardım almaları için doktora yönlendirmemiz gerekmektedir. Unutmayalım, bizler sadece yoga eğitmenleriyiz, doktor değiliz. Amacımız sadece, kişilere bedenen, ruhen ve zihnen bir rahatlama ve huzur sağlamak…