Tag Archives: değişim

herşey farkındalıkla başlar

Standard

Bir süredir çevremdekileri gözlemliyorum. Yoga hayatıma girmeden önceki yıllarda, tek başıma olmaktan nefret ederdim. Sürekli birilerini isterdim çevremde. Arkadaşlarım, ailemden birileri oldu mu yanımda hep mutlu olurdum. Yalnız kalmayı hiç sevmezdim. Kendimi ve zihnimi sürekli meşgul etmek isterdim. Böyle bir hayat mutlu ederdi beni eskiden. Alışveriş merkezlerine gidiyim, bir şey almasamda vitrinlere bakayım, boş boş dolanayım. Yanımda ya ailemden birisi ya da arkadaşlarım olsun. Oturalım yemek yiyelim, sonra biraz daha dolanalım. Sonra başka bir yere oturalım çay ya da kahve içelim ve günümüzü tüketelim. Ertesi gün yine aynı tempo tabii ki işten arda kalan zamanlarımda. O zamanlar çalışıyorumdum. Tam kendime göre bir işti bu. Vardiyalı çalışıyorum. Kimi zaman sabah erken başlayıp 14’de çıkıyordum. Kimi zaman ise öğlen 12’de başlayıp akşam 19’a kadar çalışıyordum. Haftada bir gün 19’da başlıyordum çalışmaya. Düşünsenize 19’a kadar o alışveriş merkezi senin bu alışveriş merkezi benim. Tüm bunlar yoga hayatımın bir parçası olmadan önceydi.

BEN_4569
Yaklaşık yedi sene önce yogayla tanışmam hayatımı tamamen değiştirdi. Öncelikle bedenimde hissettim bu değişiklikleri. Bel ve boyun ağrılarım geçti ve bedenim daha esnek hale geldi. İnanır mısınız hala bedenim esnemeye devam ediyor. Eskiden yeteri kadar esnek olmadığım için yapamadığım asanaları yapabildiğimi görüyorum. Yoganın güzelliği de bu. Sürekli gelişiyorsun ve değişiyorsun ve bunu gözlemleyebiliyorsun.
Bugün bedensel değişikliklerden bahsetmek istemiyorum. Hayatımdaki değişikliklerden bahsetmek istiyorum. Neden değiştim? Nasıl bir değişimdi bu?
Birçok yazımda belirtmiştim. Yoga üstadı Patanjali, yogayı sekiz dallı bir sistem olarak açıklamaktadır. Bu sistem, dallardan birini halledip sonra bir sonraki aşamaya geçmek gibi bir şey değildir. Sistem bir bütündür. Biri olmadan diğerinin olması beklenemez. Ama illa ki ilk basamaktan başlamak gerekmez yoga yolculuğuna. Nitekim, günümüzde üçüncü basamak olan “asana”lardan başlanır. Daha sonra yoganın felsefi boyutu devreye girer ya da girmez. Bu kişinin yogaya nasıl yaklaştığına ve ne kadar içselleştirdiğine bağlı olarak değişir.
Ben de yogaya “asana”lardan başladım. Önce bedenimi esnettim ve geliştirdim. Zaman içinde yoga felsefesi dikkatimi çekti. Zihnim esnemeye başladı. Bilincim gelişti. Başka bir boyuta geçtim adeta. İşte bu noktada da, ailem ve arkadaşlarımla aramda kopmalar başladı. Yanlış anlamayın. Kopma derken, küslükten bahsetmiyorum. Ancak arama biraz mesafe koymaya başladım. Frekanslarımız değişmeye başladı. Aynı şeylerden zevk almamaya başladık. Başka başka konuşmaya başladık. Algımız ve bilincimiz tamamen farklılaşmıştı. Yoga, beni tamamen başka bir algıya ve bilince götürmüştü.
Hal böyle olunca da, artık tüm boş vaktimi alışveriş merkezlerinde geçirmek istemiyordum. İlla ki yanımda birilerinin olması gerekmiyordu. Kendi kendime de yetmeye başlamıştım. Hatta, kendi kendime olmak beni çok mutlu etmeye başlamıştı. Kendi başıma oturmak, müzik dinlemek, kitap okumak, kendi kendime yoga yapmak… Yalnızlık, aslında korkulacak bir şey değildi. Zihnimi sürekli meşgul etmem gerekmiyordu. Bir cafede tek başıma oturup çevremi izlemek benim için yeni bir deneyim haline gelmişti. Gözlemlemek… İnsanların ne kadar değişik olduğunu farketmek ve hatta postürlerine (duruşlarına) dikkat etmek… Yeni bir deneyimdi benim için…
Bu süreç içinde, işyerinde de farklılaştım. Dedikoduları dinlemek ya da dedikodu yapmak beni çok mutsuz etmeye başlamıştı. İşim olmadığı zamanlarda, birileriyle “laklak” edeceğime, kitabımı açıp bir iki satır okumak, kendimi geliştirmek, yeni bilgiler edinmek beni daha mutlu ediyordu artık.
Farklılaştıkça, algı sistemim değiştikçe ve bilincim yükseldikçe, o hayatın içinde kalamayacağımı anladım ve işimden ayrıldım. Yoga eğitmeni oldum. Bu sefer de benzer bir süreç içinden geçmeye başladım. Öğrencilerimi izlemek ve onları gözlemlemek… Bedenlerini, postürlerini incelemek… Gün be gün bedensel, ruhsal ve zihinsel olarak değişip geliştiklerini görmek… Yani hayatım izlemek, gözlemlemek ve farketmekten ibaret olmuştu.
Artık alışveriş merkezlerinde aylaklık etmek istemiyordum. İstemeyince de gitgide azalmıştı alışveriş merkezi ziyaretlerim. Tabii ki bir şey almam gerektiğinde gidiyordum ama “erkekler gibi” “nokta atışı” yapıyordum. Mesela mı? Bir kazak mı alacağım. Her zaman tercih ettiğim bir dükkana giriyor ve hızlıca göz atıp üzerime bile denemeden bir kazak alıp çıkıyordum. Bu kadar basitti.
Tüm bu yeni yaşam tarzım sevdiklerimle aramda biraz mesafe açmıştı. Ailemle ve arkadaşlarımla arama bir nevi soğukluk girmişti çünkü artık benzer zevklerimiz yoktu. Bir tarafın bilinci yükselip farkındalık seviyesi arttığında ve öteki tarafınki yerinde saydığında, böyle bir mesafe ve soğukluk kaçınılmazdı.
Bu konu nereden mi geldi aklıma? Geçenlerde yoga dersimde öğrencilerimden biri benzer bir düşüncesini ortaya koydu. O da benim gibi, kendini toplum içinde “yabancı” hissetmeye başlamıştı. Zaten yogaya gönül veren ve yogayı “asana”ların dışında algılayıp felsefesinin içine girebilen, meditasyona yönelen ve bilincini sürekli geliştirmeye çalışan kişiler, er ya da geç topluma “yabancılaşacaklardı”. Bu, bilinç ve farkındalık seviyesinin gelişmesinin doğal bir sonucuydu.
Peki biz ne yapacaktık ya da ne yapmalıyız? Tabii ki geri adım atmayacağız. Bizler daha bilinçli ve daha farkındayız. Dünyaya ve olaylara daha farklı açılardan bakabiliyoruz. İşte bu yüzden de, çevremizdeki arkadaşlarımız ve ailemize de farklı bir açıdan bakabiliriz. Yoga felsefesinin bir başka kucaklayıcı ilkesini, “kabullenme” ilkesini uygulayıp herkesi olduğu gibi kabullenebiliriz. Çevremizdekilere daha anlayışlı davranıp, onları oldukları gibi kabullenip, onlarla vakit geçirirken hem onları hem de kendimizi mutlu edebiliriz. Herşey bilinç, farkındalık ve kabullenmeyle başlar. Değişikliklere hazır olun…