Tag Archives: burgular

an’ın getirdikleri…

Standard

Yoga eğitmenlik kursu sırasında iki tarz ders üzerinde uzun uzun konuşmuş ve çalışmıştık. Bunlardan bir tanesi daire şeklinde kurgulanan diğeri ise zirve duruşuna hazırlanan dersti. Eğitmenliğe başladığımdan beri derslerde zirve duruşuna hazırlanılan tarzı tercih ediyorum. Dersin ilk yarısında bedeni ve zihni o günkü zirve duruşuna hazırlıyor; ikinci yarısında ise bedeni dengeliyor, duruşun tam tersi duruşlarla bedeni rahatlatıyor ve en sonunda bedenleri dinlendiriyorum. Geçenlerde grup dersine gittiğimde öğrencilerden biri “ortaya karışık” bir ders yapıp yapamayacağımızı sorduğunda aklıma hemen daire şeklinde kurgulanan ders geldi.

Başlangıç meditasyonu sonrasında bedenleri “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısıttık. Bedenler iyice ısındıktan sonra ayaktaki asanalar üzerine yoğunlaştık. Her bir asana sonrasında “vinyasa” (akış) ile bedeni tazeliyor ve sonra diğer “asana”yı (duruş)  yapıyorduk. Hatta ders biraz daha hareketli olabilmek için asimetrik duruşlarda sağ ve sol taraf arasına bile “vinyasa” sıkıştırıyorduk. Bu şekliyle ders “ashtanga yoga” tarzına benzemişti. Ama tabii ki ben “ashtanga yoga” serisini ezbere bilmiyordum ama daire planlı bir ders çalıştırayım derken biraz da “ashtanga yoga”ya kaymıştık.

Ayaktaki asanalar sonrasında öne ve arkaya eğilmeler ile devam ettik. Her bir asana duruşundan iki ya da üç “asana” yapıyorduk. Burgular, karın güçlendiriciler ve kalça açıcılar ile devam ettik. Her “asana” sonrası bir “vinyasa”… Hava sıcak, sınıf sıcak, içimizdeki “agni” (ateş elementi) harekete geçmiş ve belki de bu grup ile ilk defa bu kadar hareketli bir ders yapıyorum…

En son ters duruşlar… Sınıf karışık bir sınıf olduğu için, yeni başlayanlar ve müdavimler olduğu için ters duruşlar arasından seçim yapmalarını istedim. İsteyenler “salamba sirsasana” (destekli baş duruşu), isteyenler “salamba sarvangasana” (destekli omuz duruşu) ve isteyenler de “adho mukha vrksasana” (kol duruşu)…

Dersi “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile tamamladık. Dersin sonunda tek bir şey düşünüyordum. Neden zirve duruşlu dersleri daha çok seviyor ve tercih ediyordum? Sanırım cevabı bulmuştum. Tekdüze şeylerden hoşlanmıyordum. Bir sonraki hamlenin ne olacağını bilmek ve her şeyi bilerek hareket etmeyi sevmiyordum. Bilinmezi seviyordum. Hani meşhur “anı yaşamak”, “anda kalmak” ve “bir dakika sonra ne olacağını bilmeyerek sadece o anı yaşayıp o anın içinde mutlu ve huzurlu olmak” sözleri var ya… İşte ben onu seviyordum. Bir sonraki hamleyi bilerek yaşadığımızda zihin de her şeyi önceden bildiği için bedenden ve nefesten yani ruhtan önce hareket ediyor. O zaman da sadece zihnin yönlendirdiği ve zihnin hükmettiği kişiler haline dönüyoruz. Kukla oluyoruz. Halbuki sadece “o anın” getirdiklerini yaşamak ve mutlu olmak mümkün… İşte ben tam da bunu yapmaya çalışıyorum…

huzur ve mutluluk

Standard

Bir süredir yazı yazamıyorum. Ülkemizde her gün artmakta olan terör olayları, ekonomik kriz ve siyasi gelişmeler yüzünden yoga ve meditasyon hakkında yazmak ülkenin gerçeklerine kulak tıkayıp güllük gülistanlık bir dünyada yaşıyormuşum gibi hissettirecekti. O yüzden yoga ve meditasyon hakkında yazmak istemedim. Her ne kadar her hafta bilgisayar başına otursam da içimden yazmak gelmedi. Aslına bakarsanız hala da yazmak gelmiyor.

BEN_4569

Kendimi bu kadar üzgün ve umutsuz hissederken beni mutlu eden tek şey yoga derslerim. Yoga derslerim de olmasaydı sanırım evimden çıkmak dahi istemezdim. Derslere gittiğimde bir saatliğine bile olsa rahatlamış ve her şeyden uzaklaşmış hissediyorum. Öğrencilerin “asana”ları (duruş) yaparken ki ruh halleri ve mutlulukları bana da yansıyor sanki… Ve bir saatliğine tıpkı bir tiyatro oyuncusu gibi sahneye çıkıyor, tüm olumsuzlukları unutuyor ve yine de gülümseyebiliyorum.

Terzi kendi söküğünü dikemezmiş ya… Ben de kendi pratiğimi yapsam da; yoga ve meditasyon yaparak saatler geçirsem de artık faydası olmuyor sanki… Yine de beni mutlu eden tek şey yoga derslerim ve öğrencilerin ders sonunda ulaştıkları sonsuz mutluluk…

Tüm bu süreç içinde tüm öğrenciler aynı ruh halindeydiler. O yüzden genellikle “kalça açıcı duruşlar”, “burgular” ve “göğüs kafesi açan duruşlar”a yoğunlaşlaştık. Göğüs kafesimizi açarak daha çok sevebilmeye ve başka kimseleri biraz daha anlamaya çalıştık. Burgular ile içimizde birikmişlerden arınmak ve tamamıyla bir “detoks” yapmak istedik. Kalça açıcılar ile ise içinde bulunduğumuz öfke, nefret ve korku gibi duyguları temizlemek istedik. Bir saatliğine bile olsa da belki de bu duygu ve düşünceleri unuttuk ve bir saatliğine bile de olsa nefes aldık. Bir saatliğine bile olsa da sadece beden, zihin ve ruh ile tam bir bütünleşme sağladık. Bir saatliğine bile de olsa tüm olumsuzlukları unuttuk. Bir saatliğine de olsa kendi bedenimizi izlerken nefesimizin nasıl olduğunu fark etmeye çalıştık. Bir saatliğine de olsa tüm düşüncelerden arınıp zihnimizi sadece bedene ve nefese yönlendirmeyi denedik. Ve o bir saatin sonunda biraz huzur ve mutluluk ile dersten ayrıldık. Zaten tek istediğimiz de bir parça huzur ve mutluluktu…

temelden çatıya

Standard

Geçen haftalardaki yazılarımda bahsetmiştim. Bir süre spora ya da yogaya ara verince bedenin nasıl da nankörleştiğinden… Bir süre spordan ve yogadan uzak kaldığımızda bedenin sertleştiğinden, esnekliğini yitirdiğinden ve tekrar eski kıvraklığına kavuşabilmesi için zaman ve sabır gerektiğinden… İki ders boyunca bedeni esnettikten sonra sıra gelmişti bedene unuttuklarını hatırlatmaya… Peki bedene unuttuklarını nasıl hatırlatacaktık? O gün özel derse gitmeden önce karar vermiştim. Tıpkı bir yoga eğitmenlik kursunda olduğu gibi, bedeni ayaklardan başlayarak çalıştıracaktık. Sıra ile ayaktaki asanalar, kalça açıcılar, karın güçlendiriciler, burgular, geriye eğilmeler, ters duruşlar ve denge… Tıpkı bir ağacın kökleri, dalları, yaprakları ve çiçekleri gibi… 

O gün ayaktaki asanalar ile başlayacaktık. Başlangıç meditasyonu sonrasında yerde omurgayı esnettikten sonra bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıttık. Özellikle “tadasana”da (dağ duruşu) köklenmeye önem vermiştik. Ayak parmaklarının hepsini tek tek yere yaymak, ayak baş parmağının kökünü, ayak küçük parmağının kökünü, topuğun içini ve dışını eşit bir şekilde yere basmak ve köklenmek… Ayakların altında toprağın enerjisini hissetmek… O enerjiyle ayakların altından başın tepesine kadar uzamak… Toprağın verdiği enerjiyle ayakların altından başın tepesine kadar yükselmek… Gözleri kapatmak ve ayakların altında toprağı hissetmek… Köklenmek…  

Tadasana”da iyice köklendikten sonra “surya namaskara” serilerinin arasına ayaktaki asanaları serpiştirmeye başlamıştık. “Virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “trikonasana” (üçgen), “parsvottanasana” (ayaklar ayrı baş dize duruşu), “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) ve “anjaneyasana” (alçak hamle) gibi asanalar ile ayakların altından yere köklenmiştik. 

Daha sonra yere oturmuş ve köklenmeye “dandasana” (asa duruşu) vepaschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile devam etmiştik. “Setu bandhasana” (yarım köprü) ile bedeni dengeledikten sonra, “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile omurgayı rahatlatmış ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile bedeni tamamen yere bırakmış ve teslim etmiştik. Amacımız köklerimizi hissedip hayatta sağlam ve güçlü durabilmekti. 

Bir sonraki dersimizde sıra kalça eklemine gelmişti. Bina inşa eder gibi temelden tepeye doğru ilerleyecektik her ders. Ya da ağacın köklerinden yapraklarına doğru… Sırada kalça eklemi olduğu için öne eğilmelere ve kalça açıcılara odaklanacaktık. Ayakta “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “prasarita padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme), “ashwa sanchalanasana” ve anjaneyasana” ile omurgayı öne eğmelere alıştırdıktan sonra yerdeki öne eğilmeler ile kalça eklemini biraz daha esnetmiştik. Yere oturduktan sonra “janu sirsasana” (baş dize duruşu) ile bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını vehalf butterfly (yarım kelebek) duruşunda ise bacakların içine eğilip kasık kaslarını esnetmiştik. “Paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile hamstring kaslarını biraz daha esnettikten sonra bacakları “V” şeklinde açıp “upavistha konasana” (oturarak açı duruşu) ile bacak içlerini ve kasık kaslarına odaklanmıştık. Sırada zirve duruşu olarak “kurmasana” (kaplumbağa duruşu) ve ardından “hanumanasana” (maymun duruşu) vardı. Dersi “purvottanasana” (ters sopa duruşu),twisted roots” (dönmüş kökler burgusu) ve “savasana” ile sonlandırmıştık. O gün amacımız öne eğilerek daha mütavazı olabilmek, içe dönmek, kabullenmek ve teslim olmak ve kalça açıcılara yoğunlaşarak da olumsuz duygulardan arınmak yaratıcılığımızı güçlendirmekti.  

Sırada karın bölgesi vardı. Bir hafta boyunca karın kaslarına odaklanmak istemiştim. Bir ders boyunca alt ve üst karın kaslarına bir sonraki derste ise oblik kaslarına odaklanacaktım. İlk karın dersinde “kapalabhati” (kafatası parlatan nefes) ve “nauli kriya” (karın bölgesindeki sindirim organları ve ince bağırsak temizliği) çalıştık. “Kapalabhati”de nefes alışlar pasif verişler ise aktifti. Her nefes verişte, diyaframı iyice içeri çekip karın kaslarını hissediyorduk. “Nauli”nin ilk aşaması ise, akciğerleri tamamen boşaltıp karın kaslarını iyice içeri çekmekti. Yani “uddiyana bandha”ydı. Amacımız karın kaslarını, kasıktan başlayarak yukarı ve içeri doğru çekmek ve kaburgalara kadar karnı içeri çekip karın kaslarını bir asana yapmadan bile hissetmekti. Tüm ders boyunca asanaları karın kaslarını hiç gevşek bırakmadan hep sıkarak yaptık.  

Karın kaslarını masada denge, “utkatasana” (sandalye), “phalakasana” (sopa duruşu), “chaturanga dandasana” (alçak şınav), “vasisthasana” (yan sopa duruşu), “marjaryasana”nda (kedi duruşu) ve “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) karın kaslarını iyice içeri çekerek çalıştırdık. Yere geçtiğimizde “navasana”nın (sandal duruşu) birçok varyasyonunu yaptık ve “purvottanasana” (ters sopa duruşu) ile karın kaslarını biraz daha güçlendirdik. En son sırt üstü yere yatıp yogik bisiklet ve birkaç mekik hareketiyle karnı iyice hissettik ve “savasana” ile dinlendik. Dersin amacı karın kaslarına odaklanarak daha azimli ve kararlı olmak ve başladığımız işi bitirebilme gücüne sahip olmaktı.  

İkinci karın odaklı dersimizde “burgular”ı çalışmıştık. “Surya namaskara” serilerinin arasına “parivrtta uttanasana” (ayakta öne eğilmede burgu), “parivritta trikonasana” (dönmüş üçgen), “parivritta parsvakonasana” (dönmüş yan açı duruşu), “parivritta ashwa sanchalanasana” (yüksek hamlede burgu), “parivrtta anjaneyasana” (alçak hamlede burgu), “parivrtta adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpekte burgu), “parivrtta ardha chandrasana” (dönmüş yarım ay duruşu) ve “parivrtta prasarita padottanasana” (bacaklar açık öne eğilmede burgu) eklemiştik. Bu dersin zirve duruşu “parivrtta ardha chandrasana”ydı. Burgulara yerde de devam etmiştik. Yere oturmadan önce “parivrtta malasana” (dönmüş çelenk/dua tespihi duruşu) yapmıştık. Yere oturduktan sonra “parivrtta janu sirsasana” (dönmüş baş dize duruşu) ve “parivrtta upavistha konasana” (dönmüş oturarak açı duruşu) ile omurgayı bükmüştük. Sırt üstü yatıp “cat tail” (kedi kuyruğu duruşu) ile omurgayı biraz daha büktükten sonra “savasana” ile bedeni dinginleştirip rahatlatmıştık. Burgulara odaklanarak bedeni ve zihni arındırmak, temizlemek ve dinginleştirmek istemiştik. 

Bir sonraki ders göğüs kafesine odaklanmıştık. Yani o gün geriye eğilmelere odaklanmıştık. “Tadasana”da geriye eğilme, “ashwa sanchalanasana”da geriye eğilme, “anjaneyasana”da geriye eğilme akışlar arasında yaptığımız asanalardı. Bazı akışlar sırasında “bhujangasana”da (kobra duruşu) uzun beklemiştik. Göğüs kafesini esnetmek ve açmak için “virabhadrasana I”de geriye eğilmiş, “virabhadrasana II”, “parsvakonasana” ve “trikonasana”da beş nefesten fazla beklemiştik. Akışlar arasında göğüs kafesini biraz daha esnetmek için “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), “sphinx” (sfenks) ve “seal” (fok balığı) duruşlarını kullanmıştık. Zirve duruşumuz “urdhva dhanurasana”ydı (köprü). Bu duruşa hazırlık olarak “setu bandhasana” (yarım köprü) yapmıştık. Geriye doğru eğilip göğüs kafesini esnetip hem kendimizi hem çevremizdekileri daha çok sevmek ve anlayışlı olmaktı amacımız. 

2013-05-18 14.18.39

Göğüs kafesinden sonra sırada boyun vardı. Derse boynu sağa sola, öne arkaya ve yanlara doğru esneterek başlamıştık. Ders boyunca yaptığımız tüm asanalarda boyunu her yöne çevirip o bölgede birikmiş tüm olumsuzluklardan arındık. Dersin tam ortasında “sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu) ve “matsyasana” (balık duruşu) yaparak boynu uyardık. Ardından “sirsasana” (baş duruşu) yaparak enerjiyi ters çevirerek bakış açımızı değiştirmeye çalıştık. Dersi “balasana” (çocuk duruşu), burgu ve “savasana” ile tamamladık. Amacımız boyunda biriken tüm olumsuzluklardan arınıp kendimizi doğru ifade edebilmek ve çevremiz tarafından doğru anlaşılmaktı. Ve tabii ki dünyaya değişik bir açıdan bakıp herkesi anlayabilmekti. 

Bedenin tüm bölgelerini üst üste çalıştıktan sonra sırada tüm beden vardı. Tüm bedeni nasıl çalışabilirdik? Tabii ki denge duruşları ile. Bedenin her bir bölgesini ayrı ayrı çalıştıktan ve güçlendirdikten sonra, bedenimizin dengesine odaklanmalıydık. Bedeni ısıttıktan sonra tek ayak üzerinde durmayı deneyerek ve sonra da gözler kapalı bir şekilde tek ayak üzerinde durmayı deneyerek denge çalışmasına başladık. Bir sonraki akış sırasında “tadasana”da 90 derece yukarı kaldırdığımız bacağı düz bir şekilde öne uzatarak dengeyi sınadık. Bir sonraki akışta ise aynı şeyi gözler kapalı denedik. “Vrksasana”da (ağaç duruşu) gözler kapalı bekledik. Denge duruşlarını birbirine bağladık. “Vrksasana“, “garudasana” (kartal duruşu), “virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), urdhva prasarita eka padasana” (ayakta bacakları ayırma), “utthita hasta padangusthasana” (el ayağa uzatılmış duruş) önde ve yanda ve “natarajasana” (dansçı)… Bedeni dengeleyen duruşlar sonrası “savasana“… Dersin amacı yogada ve günlük hayatta zıt kutuplar arasında dengeyi bulmak ve sağlamak… 

Tıpkı bir yoga eğitmenlik kursunda olduğu gibi, bedeni ayaklardan başlayarak başa kadar güçlendirmek ve esnetmek... Sıra ile ayaktaki asanalar, kalça açıcılar, karın güçlendiriciler, burgular, geriye eğilmeler, ters duruşlar ve denge… Tıpkı bir ağacın kökleri, dalları, yaprakları ve çiçekleri gibi… Köklerden çatıya doğru… Bir bina inşa eder gibi… Temeli sağlam kurduk mu, binanın o temel üzerinde yükselmesi ve sağlam bir şekilde durması hiç de zor değil… Tıpkı bedenimizin temeli sağlam kurduğumuz da, bedenimizin o sağlam temelin ve köklerin üzerinde yükselmesi ve dimdik ayakta durması gibi…  

gerçek yoga

Standard
“Öğretmenim, ne zamandır gerçek yoga yapmamışız? Bugünkü ders çok hoşuma gitti.” Geçen hafta özel dersimde bu cümleyi duyduğumda, ders henüz bitmemişti. Öğrencime sözlü yönergeler vererek “asana”dan “asana”ya geçmesini sağlıyor ve öğrencinin bedenini ve zihnini zirve duruşuna hazırlamaya çalışıyordum. Cümleyi duyduğumda, bir an için dondum kaldım çünkü öğrencinin ne ifade etmek istediğini kavrayamamıştım. O “bir an” geçtikten sonra, öğrencinin ne demek istediğini anladım, çok gerçekçi, doğal ve içten bir ifade olduğunu düşündüm, beni çok mutlu etti ve kahkahalarla gülmeye başladım. Sizinle paylaştığımda sizin de kahkahalara boğulacağınızdan hiç kuşkum yok.
2014-02-07 19.14.27
Öğrencimle, uzun zamandır birlikte çalışmaktayız. İkimiz de genellikle “vinyasa” (akış) derslerini tercih etmekteyiz. Ancak son zamanlarda öğrencinin fiziksel rahatsızlıkları nedeniyle biraz “yin yoga” (bedeni bağ dokularına kadar esnetmeyi amaçlayan yoga tarzı) yöneldik. Dans kurslarına başladığı ve kaslarını zorladığı için bir süredir bedeni esnetmeye daha çok ağırlık vermeye başladık. Bu süre içinde bedeni ve zihni zirve duruşuna hazırlayan yoga akışlarına ara vermiştik.
O gün derse gittiğimde, aklımda karın kaslarını güçlendirici bir yoga akışı vardı. “Öğretmenim, bugün kendimi çok yorgun hissediyorum. Karın kaslarını güçlendirici bir yoga akışının bedenime ve zihnime şu an iyi geleceğini düşünmüyorum. Başka bir ders yapabilir miyiz?”
Yoga özünde esnek bir felsefe olduğu için bu tarz isteklere alışkındım. Öğrencinin fiziksel durumunu gözden geçirirken söylediklerini de irdelemeye çalışıyordum. Yorgun bir beden ve zihin… Ne tarz bir ders yapabilirdik? Hangi asana grubuna odaklanırsam öğrencinin kendini daha zinde hissetmesini sağlardık? Ya ters duruşlara ya da burgulara odaklanmalıydık. Ters duruşları hemen eledim. Öğrencinin omuz kuşağında ve bileklerindeki sorunlar nedeniyle son zamanlarda ters duruşlara biraz ara vermiştik. En iyisi burgulara odaklanmak, bedeni arındırıp temizlerken zihni de sakinleştirmeliydik. Asana grubuna karar verdikten sonra, zirve duruşunu da seçmeliydim. “Parivrtta janu sirsasana” (baş dize duruşunda burgu) ya da “parivrtta upavistha konasana” (bacaklar ayrık öne eğilmede burgu) öğrenci için çok kolay burgular olurdu. Öğrencim için daha derin bir burgu seçmeliydim. Ve bulmuştum: “parivrtta surya yantrasana” (pusula duruşu). Bu asana için, omuzları, bacakların arkasındaki hamstring kaslarını ve kalçayı dışa çeviren kasları esnetmeli ve bedeni bu derin burguya hazırlamalıydık.
Başlangıç meditasyonu sonrasında “utthita balasana”da (uzanmış çocuk duruşu) ellerle önce sağa sonra sola doğru yürüyerek omurgayı burguya hazırlamaya başladık. Sonra “thread the needle” (iğneden iplik) duruşu ile dört ayak üzerinde bedeni büktükten sonra omuz kuşağını esnetmeye başladık. “Virasana”da (kahraman duruşu) otururken “gomukhasana” (inek başı) ve “garudasana” (kartal) duruşlarının sadece kol pozisyonlarını kullanarak omuzları esnetmeye başladık. Daha sonra ayağa kalkıp bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile ısıtmaya başladık.
“Surya namaskara” serileri arasına o günkü derste burgular eklemeye başlamıştık. “Parivrtta uttanasana” (ayakta öne eğilmede burgu), “parivrtta adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpekte burgu), “parivrtta parsvakonasana” (dönmüş yan açı duruşu), “ashwa sanchalanasana”da (yüksek hamle) burgu, “anjaneyasana”da (alçak hamle) burgu, “parivrtta prasarita padottanasana” (bacaklar ayrı ayakta öne eğilmede burgu) ve “parivrtta trikonasana” (dönmüş üçgen duruşu) bunlardan bazılarıydı.
Omurgayı burgulara hazırladıktan sonra omuz kuşağını biraz daha esnetmek istemiştim. “Virabhadrasana I”de (birinci savaşçı) “garudasana” (kartal) kol pozisyonunu kullandıktan sonra öndeki bacağın içine doğru esnerken elleri arkada kenetlemiştik. “Virabhadrasana II”ye (ikinci savaşçı) geçtiğimizde, elleri arkada “namaste” (dua pozisyonunda) birleştirip omuzları dışa doğru çevirmeye çalıştık. “Prasarita padottanasana”da (bacaklar ayrı ayakta öne eğilme) kolları arkada kenetleyip öne eğildiğimizde kolları bedenden iyice uzaklaştırmayı ve omuz kuşağını biraz daha esnetmeyi denedik.
Bacakların arkasındaki hamstring kasları içinse “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) uzun bekledik. Yere oturduktan sonra ise “janu sirsasana” (baş dize duruşu) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme/batıya bakan duruş) ile hamstring kaslarını biraz daha esnetmeye çalıştık.
Zirve duruşuna geçmeden önce kalçayı dışa döndüren kasları esnetmemiz gerekiyordu. Sağ bacak ile başlamıştık. Sağ bacağı bir elimiz ile dizden bir elimiz ile ayak bileğinden yakalayarak içe dışa sallıyorduk. Tıpkı beşiği sallar gibi. Zaten bu “asana”nın adı da “beşiği salla duruşu”ydu. Daha sonra sağ ayağı sağ el ile yakalayıp koltuk altından geriye doğru çekmiştik. Tıpkı oku yaya germiş gibi… “Asana”nın adı da tahmin edebileceğiniz gibi “ok kulağa duruşu/okçu duruşu” yani “akarna dhanurasana”ydı.
Sırada zirve duruşu vardı. Sağ bacağı omuz bacağın içinde kalacak şekilde yerleştirip sağ eli yere koyduktan sonra önce bedeni sola doğru çevirmiştik. Bu duruşun ilk aşamasıydı. Eğer bedeni rahatça burguya soktuysak, sağ ayağı sol el ile yakalayıp omurgayı biraz daha sola doğru bükmeye çalışmıştık. Ve “parivrtta surya yantrasana”, nam-ı diğer “pusula duruşu”…
Duruşu öteki tarafta deneyeceğimiz sırada öğrencim, “öğretmenim, ne zamandır gerçek yoga yapmamışız? Bugünkü ders çok hoşuma gitti” demişti. Yazının başında da belirttiğim gibi, önce ne demek istediğini anlayamamıştım. “Gerçek yoga” ne demekti? Biz bugüne kadar “gerçek yoga” yapmıyorsak ne yapıyorduk? O an yönergelere ara verip derin bir nefes alıp verdim. Zihnime taze kan gitmeliydi ki bu cümlenin gerçek anlamını idrak edebileyim. Ahh nefes, sen nelere kadirsin?
Öğrencime, “gerçek yoga derken, akış derslerinden yani vinyasa derslerinden söz ediyorsun sanırım. Bir süredir bedeni esnetmeye yönelik çalıştığımız için asanaları birbirine bağlamıyorduk. Bir asanaya girip bir süre bekleyip sonra öteki asanaya geçiyorduk. Bugünkü dersimizde, bir asanadan bir asanaya nefeslerle aktık. Dans eder gibi asanaları birbirine bağladık. Gerçek yoga derken bunu mu kastediyorsun?”
Öğrencim, “evet aynen bunu kastediyorum. Akıştan bahsediyorum. Yanlış ifade ettim sanırım. Yaptığımız herşey yoga, haklısınız. Hatta yoga bir felsefe ve yaşam biçimi. Ben gerçek yoga derken akış derslerinden bahsediyordum. Her nefes alış verişte bir asanadan bir asanaya geçtiğimiz dersleri kastediyordum. Ne zamandır böyle ders yapmamışız. Çok özlemişim ve çok hoşuma gitti.”
İşte “gerçek yoga” buydu. Konuşurken, kahkalarımı tutamıyordum. “Gerçek yoga” diye kendi kendime mırıldanıyor ve gülüyordum. O kadar hoşuma gitmişti ki!… Öğrencinin mutluluğunu gözlerinden okuyabiliyordunuz. Akış dersinin yarattığı yorgunluk ve aynı zamanda enerji ve nefes alış verişlerin beden ve zihninde yarattığı uyanıklık hali… Bedeni esnetmeye odaklandığımız derslerde eksik olan şeyler… Yorgunluk, enerji ve uyanıklık hali… Bedeni esnetmeye odaklandığımızda ve özellikle “yin yoga”ya yoğunlaştığımızda rahatlama, gevşeme, dinginleşme ve sakinleşme… Oysa “vinyasa”nın verdiği enerji ve uyanıklık hali… İşte “gerçek yoga”nın bize kattıkları…

bahar yorgunluğunun ilacı: yoga

Standard
Uzun, kasvetli, kuru ve soğuk kış ayları geride kalmak üzere… Kuzey yarımküre yepyeni bir bahara merhaba demeye hazırlanıyor. 21 Mart, kuzey yarımkürede gün ve gecenin eşlendiği ve resmi olarak baharın başladığı gün… Baharla birlikte bedenimizde, spor aktivitelerimizde ve yoga pratiğimizde değişiklikler olması kaçınılmaz. Bahar aylarında kendimizi daha yorgun, daha ağır ve sanki kilolarca yük taşımış gibi hissedebiliriz ve bu yorgunlukla nasıl başa çıkacağımızı da bilmiyor olabiliriz. Aslında sebep de çözüm de çok basit. İlkbahar geldiği zaman, Ayurveda’ya (Hint yaşam bilimi) göre bedenimizdeki “kapha dosha” artıyor. Bu  nedenle kendimizi daha ağır ve yorgun hissediyoruz ve kolumuzu bile kıpırdatmak bize zor geliyor. Peki bahar aylarında ne tarz bir yoga yapmalıyız?
DSCN4192
Yoga tarzına geçmeden önce, bedenimizdeki dosha tiplerini hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum. Ayurveda, beden tiplerine “dosha” adını verir ve “dosha”ları üçe ayırır: “Vata”, “pitta” ve “kapha.” Kiminin bedeninde “vata dosha” hakimken, kimininkinde “pitta dosha” ya da “kapha dosha” hakimdir. Bazı bedenlerde iki dosha birden baskın olabilir. Kimi zaman da bir bedende üç doshanın etkisini de görmek mümkündür.
Ayrıca mevsimden mevsime “dosha”lardan biri diğerlerinden daha baskın olup bizlerde fiziksel ve ruhsal değişikliklere neden olabilir. Kış ayları, soğuk, kuru, kasvetli ve uzun olduğu için bedenimizdeki vata oranının yükselmesi gayet doğal karşılanıyor. Buna karşılık, ilkbahar ile birlikte uzayan günler, açan çiçekler, ısınan hava bedenimizdeki “kapha” doshayı artıyor. Kapha bedenimizdeki toprak ve su elementleri dengeleyen bir “dosha”. “Kapha dosha”, eklemlerimizi esnetmemize; sinüslerimizi, akciğer ve midemizi korumak için mukus sağlamamıza ve bedenimizdeki kasların miktarı ve gücünü ayarlamaya da yardımcı olur.
Kapha dosha dengede olduğunda, kendimizi güçlü ve sağlam hissederiz. Bu doshanın dengesi bozulduğunda, yorgun, depresif ve uykucu olabiliriz.
Dolayısıyla, bahar geldiğinde bedenimizdeki “kapha”yı dengelemek önemlidir. Yoksa, mevsimsel alerjilerle ve ciddi soğuk algınlıklarıyla boğuşmak zorunda kalabiliriz.
Tüm bunlar dikkate alındığında, akışlı yoga dersleri, hem uyuşmuş ve ağırlaşmış bedenimizi uyandırmamız ve canlandırmamız hem de kendimizi daha dinamik hissetmemiz için ilkbahar aylarında yapılmasını tavsiye edebileceğim derslerdir. Özellikle vinyasa ve hatha dersleri, “surya namaskara” (güneşe selam serileri), ayaktaki asanalar, arkaya eğilmeler, ters duruşlar, kol denge duruşları ve burgular bu mevsimin olmazsa olmazlarındandır. “Matsyasana” (balık), “salabhasana” (çekirge), “navasana” (sandal), “dhanurasana” (yay), “simhasana” (aslan), “ustrasana” (deve), “setu bandhasana” (yarım köprü), “urdhva dhanurasana” (köprü), “sirsasana” (baş duruşu), “sarvangasana” (omuz duruşu), “pincha mayurasana” (tavuskuşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) göğüs kafesimizi ve tıkanıklıkları açar, boğazı esnetir ve sinüsleri temizler.
Güneşe selam serilerini takiben, “garudasana” (kartal duruşu), “prasaritta padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme) serileri, “sirsasana” (baş duruşu), “bakasana” (karga), “chaturanga dandasana-bakasana” (alçak şınav-karga) akışı, “bakasana”dan (karga) “adho mukha vrksasana”ya (kol duruşu) çıkmak, “salamba sarvangasana-halasana-karnapidasana-salamba sarvangasana-setu bandhasana” (omuz duruşu-saban duruşu-kulak basıncı duruşu-omuz duruşu-yarım köprü) tarzında bir akış, bedenimizdeki “kapha dosha”yı dengeleyecek ve daha güçlü ve enerjik hissetmemizi sağlayacaktır.
Derslerde ya da kendi yoga çalışmalarımızda, sadece 108 güneşe selam serisi ile bahara “hoşgeldin” demek ve bahar yorgunluğunu üzerimizden atmak da mümkün. “Surya namaskara” serilerini yaparken nefese odaklanıp nefes sayesinde bedene daha fazla oksijen ve “prana” (yaşam enerjisi/gücü) katabilir, bedenimizi uyandırıp güçlendirebilir ve zihnimizi de temizleyip arındırabiliriz.
20140725_101723
Bu tarz akışları takiben, yerde karın güçlendirici asanalar ve burgular yapmak, dersin başında ya da sonunda “kapalabhati” (kafatası parlatan) ve/veya “bhastrika” (ateş) nefesi ya da “agni sara” (sözlük anlamı: ateşi yelpazelemek) nefesi çalışmak ve “uddiyana bandha”yı (karın kilidi) dersin her anında kullanmak da ilkbaharda bedenimizi uyandıracak çalışmalardır. Burgular, aynı zamanda organlarımızı temizleyip arındıracak ve metabolizmamızı güçlendirecektir. Karın güçlendirici duruşlar ise içimizdeki “ateş elementi” harekete geçirecek ve kendimizi yorgun hissediyorsak canlanmamıza ve enerjik hissetmemize yardımcı olacaktır.
Ayrıca, soğuk kış ayları boyunca, daha yağlı ve protein ağırlıklı beslendiğimiz ve kafeine, alkole ve şekere yüklendiğimiz için karaciğer ve safra kesesine fazla yük binmekte. Karaciğer ve safra kesesini rahatlatmak için, yogada bacak içlerine, kasıklara ve bacakların dışına odaklanmak gerekir. Yin yogaya ağırlık vererek bu bölgelerden geçtiğine inanılan karaciğer ve safra kesesi meridyenlerini rahatlatıp bu organlarımızı da temizleyip onları tekrar canlandırabiliriz. Bu asanalara örnek olarak “swan” (kuğu), “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “dragonfly” (helikopter böceği), “frog” (kurbağa), “shoelace”i (ayakkabı bağı) verebiliriz. Hatha yoga duruşlarından “garudasana” (kartal), “prasaritta padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme) ve “gomukhasana” (inek başı duruşu) da karaciğer ve safra kesesi için faydalı olan asanalardır.
Sonuç olarak, ilkbahar geceyle gündüzün eşitlendiği, bu eşitlikten sonra günlerin uzamaya ve gecelerin kısalmaya başladığı bir mevsim. Dolayısıyla, her zamanki gibi denge çok önemli. Biz de, bedenimizde artan “kapha dosha”yı dengelemek ve değişen mevsime ayak uydurmak için yoga çalışmalarımızı tekrar gözden geçiriyoruz. Bu doshanın üzerimizde yarattığı ağırlığı, bitkinliği, yorgunluğu ve uyuşukluğu atarak, canlanmak ve hareketlenmek istiyoruz. Bunun için vinyasa yogayı yani akışları tercih ediyoruz.
Kim ne derse desin? İsterse ilkbahar bizi ağırlaştıran, gevşeten,  uyuşturan ve yorgun hissettiren bir mevsim olsun, ben kendi adıma, doğa uyandıkça, çiçekler açtıkça, ağaçlar yeşerdikçe, güneş yüzünü daha çok gösterdikçe, günler uzadıkça, kuşlar kuzey yarımküreye döndükçe daha mutlu oluyorum. Bu mutluluk benim tüm ağırlığımı ve uyuşukluğumu silip süpürüyor. Doğan her yeni güneşle, ruhum da bedenim de zihnim de aydınlanıyor, ışıldıyor.
Yoga… Vinyasa,  hatha, yin veya diğer tarzlarda yoga… Ne olursa olsun, hangi mevsim olursa olsun, yeter ki canınız yoga yapmak istesin. Tarzı önemli değil. Bu tamamen sizin tercihiniz ve seçiminiz… Yeter ki bedeninizi, ruhunuzu ve zihninizi uyandırın ve mevsimlerle birlikte değişen beden, ruh ve zihin hallerinizle uyum gösterin ve onların isteklerine cevap verin…

metabolizmayı hızlandırmak için…

Standard
“Öğretmenim merhaba. Bugün ilk defa bir yoga dersine katıldım. Daha önceleri ‘pilates’ ve ‘tae bo’ gibi grup derslerine katılmıştım ama bugünkü ders benim ilk yoga deneyimimdi. Aktif spor yapmama, bol su içmeme ve protein ağırlıklı beslenmeme rağmen metabolizmam çok yavaş. Yoganın faydalı olabileceğini duydum. Sizce ne tarz bir yoga yapmalıyım?”
2009-2010 tum fotolar 006
Geçen hafta grup dersimin sonunda karşılaştığım bir soruydu bu. Bir an donup kaldım. Metabolizmayı hızlandırmak için derin nefes almak ve akış yoga tarzları faydalı olabilirdi. Ancak bu sadece bir tahmindi. Bu konuyu derinlemesine araştırmam gerekiyordu. Öğrenciye de aynen bunu söyledim. “Ben bu konuyu bir araştırayım. Size yanlış bir bilgi vermek istemem. Nefes çalışmalarının ve hızlı yoga tarzlarının faydalı olabileceğini düşünüyorum. Bugünkü burgulara odaklı dersin de faydalı olabileceğine inanıyorum. Siz bana e-mail adresinizi verin. Ben iyice araştırdıktan sonra size haber vereceğim.”
Evet, öğrenmenin yaşı yoktu.
O akşam eve geldiğimde çok geç olmuştu. Araştırma bir sonraki güne kaldı. Metabolizma neydi? Önce bu konuya eğilmem gerekiyordu. Metabolizma, canlıda yaşamın sürdürülmesi sırasında oluşan tüm kimyasal tepkimelerdir. Bu kimyasal tepkimeler bedene enerji verir. Metabolizmayı, endokrin sistemi, özellikle de tiroidi, düzenler. Yoga, endokrin sistemini canlandırır ve güçlendirir ve böylece metabolizma da canlanır. Metabolizma canlanınca da, beden daha çok kalori yakar. Burgular ve bedene baskı yapan yoga asanaları, endokrin sistemini ve karın bölgesini harekete geçirir, dolaşımı hızlandırır ve o bölgelerdeki toksinlerin atılmasını yardımcı olur. Endokrinden bahsettiğimiz için, tiroid bezlerini çalıştıran yoga asanaları da metabolizmayı hızlandırabilir.
Sindirim sistemi, karaciğer, pankreas ve böbrekler, metabolizmanın çalışmasını düzenleyen temel organlardır. Eğer bu organlar düzgün bir şekilde çalışmıyorsa, o zaman metabolizma sorunları yaşabiliriz. Yine bu sebeplerden dolayı, eğer metabolizmamız iyi çalışmıyorsa, kabızlık ve hazımsızlık giderici asanalara yönlenmeliyiz. Burgular, arkaya eğilmeler ve ters duruşlara yönelik bir yoga çalışması metabolizmamızı hızlandırabilir. Yoga çalışmasının başında bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıtmak da metabolizmayı harekete geçirebilir.
Nefes çalışmalarının metabolizmaya faydasına gelince… Metabolizmayı, bedenin oksijen kullanma ve yakma oranı şeklinde de tanımlayabiliriz. Ayrıca metabolizmadan bahsedince bedenimizdeki kasların, organların ve bağların gücü ve dayanıklılığından da bahsetmemiz gerekir. İyi bir antreman sonrasında, metabolizma hızımız artar ve hızlı metabolizma sayesinde iri kaslar oksijeni daha etkili bir şekilde kullanır ve böylece beden daha fazla kalori yakar. Bazı “pranayama” (nefes) çalışmaları da metabolizmayı hızlandırır. Derin nefes almak, bedende oksijen miktarını arttırır. “Pranayama” çalışmaları, sığ nefes almanızı engeller ve böylece de beden oksijenle dolar. “Kapalabhati pranayama” (kafatası parlatan nefes tekniği), “bhastrika pranayama” (körük nefesi) ve “ujjayi pranayama” (kahraman nefesi) bedenin ısıtır ve canlandırır ve metabolizmayı hızlandırır. Ayrıca, pranamayik soluma sırasında, akciğerler tüm kapasite çalışır ve bu da parasempatik sinir sistemini harekete geçirirek hormonal bozuklukları düzeltir.
Belli başlı hangi asana gruplarının ve nefes çalışmalarının metabolizmayı canlandıracağından bahsettikten sonra, metabolizmayı hızlandırmak için bir yoga akışını örnek vermek iyi olur diye düşünüyorum. Yoga çalışmasına, kısa bir meditasyon ile başlayabilirsiniz. Meditasyon sonrasında, nefes farkındalığını arttırmak ve bedeni daha fazla oksijenlendirmek için dikkatinizi nefes alış verişlerinize verebilirsiniz. Öncelikle nefesinizi nitelendirmeyi deneyenilirsiniz. “Nefesiniz rahat, uzun, huzurlu ve geniş mi yoksa sığ, kısa ve kesik kesik mi?” Eğer nefesleriniz kısa kısa ve sığ ise, nefeslerinizi uzatmak için nefes alış ve verişlerinizi saymalısınız. Örneğin, üç sayıda (kesintisiz) nefes almalı ve üç sayıda vermelisiniz. Bu sayı size kısa geldiyse, dört ya da beş sayıda nefes alıp vermeyi deneyebilirsiniz. Nefesinizi rahatlattıktan sonra, nefesinizin bedeninizin nerelerinde olduğunu farketmelisiniz. Nefesiniz burun deliklerinden girdikten ve soluk borusundan aşağı doğru indikten sonra, nerelere ulaştı? Sadece akciğerlerin üstünde mi kaldı yoksa aşağılara kadar indi mi? Ya da nefesinizi akciğerlerin arkasına kadar yollayabildiniz mi? Nefes karnınıza kadar ulaştı ve karnınız her nefes aldığınızda şişti ve her nefes verdiğinizde indi mi? Belki de her nefes aldığınızda hem karnınızı hem de göğüs kafesinizi şişirip her nefes verişinizde de karnınızı ve göğüs kafesinizi indiriyorsunuzdur? Yani “pranayamik soluma” dediğimiz soluma yapıyorsunuzdur. Akciğer tam kapasite çalışıyordur ve böylece de beden oksijenleniyor ve metabolizma canlanıyordur.
Nefes farkındalığından sonra bedeni “surya namaskara” serileriyle ısıtabilirsiniz. En az beş kere “surya namaskara A” yapıp ardından da beş kere “surya namaskara B” yapabilirsiniz. Beden iyice ısındıktan sonra “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “ashva sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “garudasana” (kartal) gibi ayaktaki asanalarla metabolizmayı hızlandırabiliriz. “Ashva sanchalanasana”, “anjaneyasana” ve “utkatasana” (sandalye) duruşlarında burgu yaparak endokrin sistemini ve karın bölgesini harekete geçirebiliriz.
Beden iyice ısındıktan sonra arkaya eğilmeler ile akciğerleri açabilir ve oksijeni arttırabiliriz. “Setu bandhasana” (yarım köprü), “urdhva dhanurasana” (köprü), “salambhasana” (çekirge), “dhanurasana” (yay), “bhujangasana” (kobra) ve “ustrasana” (deve) duruşlarını örnek olarak verebiliriz. “Ustrasana” ve “urdhva dhanurasana” duruşları hormonal bozukluklara da iyi geldiği için tiroid bezlerini de uyarır ve metabolizmanın hızlanmasına yardımcı olur.
Bu noktada ters duruşlar ile beye daha fazla kan yollamak ve toksinleri temizlemek gerekir. “Sirsasana” (baş duruşu), “adho mukha vrksasana” (kol duruşu), “halasana” (saban) ve “sarvangasana” (omuz duruşu) bunlara örnek olarak verilebilir. “Halasana”, karın bölgesini ve tiroid bezlerini uyarırken, “sarvangasana” tiroid bezlerini, prostatı ve karındaki organları uyarır.
wpid-2013-05-18-14.15.45.jpg
“Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) öncesinde, “kapalabhati pranayama”, “ujjayi pranayama” ya da “bhastrika pranayama” ile bedeni iyice canlandırabilirsiniz.
Nefes çalışması sonrası ve “savasana” öncesi çalışmanızı meditasyon ile tamamlayabilirsiniz. Meditasyon, farkındalığınızı arttırır, stresi azaltır ve sizi sakinleştirir. “Savasana” ile de yoga çalışmanızın sonunda hem bedeninizi hem de zihninizi sakinleştip dinginleştirebilirsiniz.
O akşam, öğrencinin karşısında donup kaldıktan sonra daha öğrenmem gereken çok şey olduğunu farkettim. Araştırmalarımın sonunda ise kendimi iyi hissettim çünkü öğrenciye yanlış bir bilgi vermemiştim. O an verebileceğim en doğru cevabı vermiştim. Metabolizmayı hızlandırmak için “vinyasa yoga” (akış yogası) yapabileceğini, nefes çalışmalarına yönlenebileceğini ve “burgu”larla karın bölgesini canlandırabileceğinden bahsetmiştim. Hatta o derste, burgulara yönelmiştik. “Bu dersin size faydalı olacağını düşünüyorum” demiştim. İçgüdülerimde yanılmamıştım. O gün bir kere daha farkettim. Yoga, uçsuz bucaksız bir dünyaydı ve  bu dünyada herkes için bir şeyler vardı. Yoga dünyasında her derde deva vardı. Yeter ki faydalanmasını bilelim…

hoşgeldin bahar!

Standard

Uzun, kasvetli, kuru ve soğuk kış ayları geride kalmak üzere… Kuzey yarımküre yepyeni bir bahara merhaba demeye hazırlanıyor. Baharla birlikte bedenimizde, spor aktivitelerimizde ve yoga pratiğimizde değişiklikler olması kaçınılmaz. Bahar aylarında kendimizi daha yorgun, daha ağır ve sanki kilolarca yük taşımış gibi hissedebiliriz ve bu yorgunlukla nasıl başa çıkacağımızı da bilmiyor olabiliriz. Aslında sebep de çözüm de çok basit. İlkbahar geldiği zaman, Ayurveda’ya (Hint tıp bilimi) göre bedenimizdeki “kapha dosha” artıyor. Bu  nedenle kendimizi daha ağır ve yorgun hissediyoruz ve kolumuzu bile kıpırdatmak bize zor geliyor. Peki bahar aylarında ne tarz bir yoga yapmalıyız?

2009-2010 tum fotolar 672

Yoga tarzına geçmeden önce, bedenimizdeki dosha tiplerini hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum. Ayurveda, beden tiplerine “dosha” adını verir ve “dosha”ları üçe ayırır: “Vata”, “pitta” ve “kapha.” Kiminin bedeninde “vata dosha” hakimken, kimininkinde “pitta dosha” ya da “kapha dosha” hakimdir. Bazı bedenlerde iki dosha birden baskın olabilir. Kimi zaman da bir bedende üç doshanın etkisini de görmek mümkündür.
Ayrıca mevsimden mevsime “dosha”lardan biri diğerlerinden daha baskın olup bizlerde fiziksel ve ruhsal değişikliklere neden olabilir. Kış ayları, soğuk, kuru, kasvetli ve uzun olduğu için bedenimizdeki vata oranının yükselmesi gayet doğal karşılanıyor. Buna karşılık, ilkbahar ile birlikte uzayan günler, açan çiçekler, ısınan hava bedenimizdeki “kapha” doshayı artıyor. Kapha bedenimizdeki toprak ve su elementleri dengeleyen bir “dosha”. “Kapha dosha”, eklemlerimizi esnetmemize; sinüslerimizi, akciğer ve midemizi korumak için mukus sağlamamıza ve bedenimizdeki kasların miktarı ve gücünü ayarlamaya da yardımcı olur.
Kapha dosha dengede olduğunda, kendimizi güçlü ve sağlam hissederiz. Bu doshanın dengesi bozulduğunda, yorgun, depresif ve uykucu olabiliriz.
Dolayısıyla, bahar geldiğinde bedenimizdeki “kapha”yı dengelemek önemlidir. Yoksa, mevsimsel alerjilerle ve ciddi soğuk algınlıklarıyla boğuşmak zorunda kalabiliriz.
Tüm bunlar dikkate alındığında, akışlı yoga dersleri, hem uyuşmuş ve ağırlaşmış bedenimizi uyandırmamız ve canlandırmamız hem de kendimizi daha dinamik hissetmemiz için ilkbahar aylarında yapılmasını önerebileceğim derslerdir. Özellikle vinyasa ve hatha dersleri, “surya namaskara” (güneşe selam serileri), ayaktaki asanalar, arkaya eğilmeler, ters duruşlar, kol denge duruşları ve burgular bu mevsimin olmazsa olmazlarındandır. “Matsyasana” (balık), “salabhasana” (çekirge), “navasana” (sandal), “dhanurasana” (yay), “simhasana” (aslan), “ustrasana” (deve), “sirsasana” (baş duruşu), “sarvangasana” (omuz duruşu), “pincha mayurasana” (tavuskuşu) ve “adho mukha vrksasana” (kol duruşu) göğüs kafesimizi ve tıkanıklıkları açar, boğazı esnetir ve sinüsleri temizler.
Güneşe selam serilerini takiben, “garudasana” (kartal duruşu), “prasaritta padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme) serileri, “sirsasana” (baş duruşu), “bakasana” (karga), “chaturanga dandasana-bakasana” (alçak şınav-karga) akışı, “bakasana”dan (karga) “adho mukha vrksasana”ya (kol duruşu) çıkmak, “salamba sarvangasana-halasana-karnapidasana-salamba sarvangasana-setu bandhasana” (omuz duruşu-saban duruşu-kulak basıncı duruşu-omuz duruşu-yarım köprü) tarzında bir akış, bedenimizdeki “kapha dosha”yı dengeleyecek ve daha güçlü ve enerjik hissetmemizi sağlayacaktır.

2009-2010 tum fotolar 675

Bu tarz akışları takiben, yerde karın güçlendirici asanalar ve burgular yapmak, dersin başında ya da sonunda “kapalabhati” (kafatası parlatan) ve/veya “bhastrika” (ateş) nefesi ya da “agni sara” (sözlük anlamı: ateşi yelpazelemek) nefesi çalışmak ve “uddiyana bandha”yı (karın kilidi) dersin her anında kullanmak da ilkbaharda bedenimizi uyandıracak çalışmalardır.
Ayrıca, soğuk kış ayları boyunca, daha yağlı ve protein ağırlıklı beslendiğimiz ve kafeine, alkole ve şekere yüklendiğimiz için karaciğer ve safra kesesine fazla yük binmekte. Karaciğer ve safra kesesini rahatlatmak için, yogada bacak içlerine, kasıklara ve bacakların dışına odaklanmak gerekir. Yin yogaya ağırlık vererek bu bölgelerden geçtiğine inanılan karaciğer ve safra kesesi meridyenlerini rahatlatıp bu organlarımızı da temizleyip onları tekrar canlandırabiliriz. Bu asanalara örnek olarak “swan” (kuğu), “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “dragonfly” (helikopter böceği), “frog” (kurbağa), “shoelace”i (ayakkabı bağı) verebiliriz. Hatha yoga duruşlarından “garudasana” (kartal), “prasaritta padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme) ve “gomukhasana” (inek başı duruşu) da karaciğer ve safra kesesi için faydalı olan asanalardır.
Sonuç olarak, ilkbahar gecelerle gündüzlerin eşitlendiği, bu eşitlikten sonra günlerin uzamaya ve gecelerin kısalmaya başladığı bir mevsim. Dolayısıyla, her zamanki gibi denge çok önemli. Biz de bedenimizde artan “kapha dosha”yı dengelemek ve değişen mevsime ayak uydurmak için yoga çalışmalarımızı tekrar gözden geçiriyoruz. Bu doshanın üzerimizde yarattığı ağırlığı, bitkinliği, yorgunluğu ve uyuşukluğu atarak, canlanmak ve hareketlenmek istiyoruz. Bunun için vinyasa yogayı yani akışları tercih ediyoruz.
Kim ne derse desin? İsterse ilkbahar bizi ağırlaştıran, mayıştıran, uyuşturan ve yorgun hissettiren bir mevsim olsun, ben kendi adıma, doğa uyandıkça, çiçekler açtıkça, ağaçlar yeşerdikçe, güneş yüzünü daha çok gösterdikçe, günler uzadıkça, kuşlar kuzey yarımküreye döndükçe daha mutlu oluyorum ve bu mutluluk benim tüm ağırlığımı ve uyuşukluğumu silip süpürüyor. Doğan her yeni güneşle, ruhum da bedenim de zihnim de aydınlanıyor, ışıldıyor.
Yoga… Vinyasa,  hatha, yin veya diğer tarzlarda yoga… Ne olursa olsun, hangi mevsim olursa olsun, yeter ki canınız yoga yapmak istesin. Tarzı önemli değil. Bu tamamen sizin tercihiniz ve seçiminiz… Yeter ki bedeninizi, ruhunuzu ve zihninizi uyandırın ve mevsimlerle birlikte değişen beden, ruh ve zihin hallerinizle uyum gösterin ve onların isteklerine cevap verin.

hadi bahar temizliğine!

Standard

2009-2010 tum fotolar 672İlkokul yıllarımızı hatırlayan var mıdır? Ya da ilkokuldaki hayat bilgisi derslerimizi? Sonbahar ve ilkbaharda yapılması gereken işler listesi… Sonbahara girerken soba kurmak, turşu hazırlamak, sebze kurutmak, kışlıkları çıkartmak, yazlıkları kaldırmak… İlkbahara girerken ise sobayı kaldırmak, yazlıkları çıkartmak, kışlıkları kaldırmak, yaz temizliği ve badana boya yapmak… Bunlar aklıma gelen ilk işler… Nerden geldi şimdi bunlar aklına diye sorduğunuzu duyuyorum. Ben böyle bir insanım işte… Biraz nostaljik… Bahar temizliği ve arınma ile ilgili bir yazı yazayım diye düşünürken bu şekilde başlamak istedim sadece…
Bahar temizliği ve arınma? Her bahar geldiğinde yenilenmek isteriz. Uzayan günler, kısalan geceler, açan çiçekler, tertemiz hava, yeşeren ağaçlar ile birlikte bedenimiz de yenilenmek ister. Kış günlerinde bedenimizde biriktirdiklerimizi atıp tazelenmek istemez miyiz her bahar geldiğinde?
Peki, bahar temizliği nasıl bir temizlik? Öncelikle dış dünyamızı temizlemek. Evimizi, işyerimizi, çalışma masamızı ve arabamızı temizlemek. Evimizdeki fazlalıklardan kurtulmak. Eskidiğini düşündüğümüz kıyafetlerimizi ayıklamak, kullanılabilir durumda olanları yardım kuruluşlarına bağışlamak, kullanılamaz durumda olanları atmak. Belki badana boya yaptırmak, halıları yıkatmak… İşyerlerimizde de aynı şekilde. Dolabımızda uzun bir kış aylarında biriktirdiğimiz şeylerden kurtulmak ya da çalışma masalarımızı temizlemek. Aynı şekilde arabamızı temizlemek, kar lastiklerini çıkarmak, zincirleri bagajlarımızdan çıkarıp ardiye dolabına kaldırmak…
Tüm bunlar dış dünyamızın temizliği… Peki ya bedenlerimiz? Bedenlerimiz de bizim evimiz, ruhun yaşadığı yer, ruhun barınağı… Dolayısıyla bedenlerimizi de bahar temizliğine sokmak durumundayız. Bedenlerimizi nasıl temizleyebiliriz? Bundan önceki bahar ile ilgili yazımda da bahsetmiştim. (Bu yazıma https://burcuyircali.wordpress.com/2013/03/20/bahara-merhaba/ linkini tıklayarak ulaşabilirsiniz.) Ayurveda’ya (Hint yaşam bilimi) göre, soğuk, kuru ve uzun  kış aylarından sonra ısınan havalarla birlikte bedenimizde “kapha dosha” artıyor. Bu nedenle kendimizi daha ağır ve yorgun hissediyoruz ve kolumuzu bile kıpırdatmak bize zor geliyor. İşte tam da bu nedenle, bedenimizi de temizlemek ve arındırmak gerekiyor. Yani, bir detoks gerekiyor.
Nasıl bir detoks? Nasıl bir arınma? Tabi ki yoga asanaları bu arınmada en üst sırada. Asanalar arasında ise, burgular bu arınmada başrol oynuyor. Burgularla, bedenimizin bir tarafını sıkıştırırken öteki tarafını esnetiyoruz. Duruştan çıktığımızda ise sıkıştırdığımız tarafa, kan, nefes ve prana (yaşam enerjisi) akıyor ve böylece o kısımlar temizleniyor. Burguların yoğunlukta olduğu bir yoga çalışması bahar temizliği ve arınması için birebirdir diyebiliriz.
Tabi ki bir arınma için fiziksel çalışmalar yeterli olmayacaktır. Besinlerimize de dikkat etmek arınmanın bir yolu olabilir. Baharla birlikte sebze ve meyveleri daha çok tüketmek ve bol su içmek bedenimizi arındırmamıza yardımcı olabilir.
Ayrıca, pranayama (nefesi özgürleştirme) çalışmalarına ağırlık vermek ve meditasyonu da günlük yoga pratiğimizin içine katmak bedensel bir temizlik ve arınma için bahar aylarında izleyebileceğimiz başka bir yöntem.
Biz yogayla ilgilenen kişiler, arınmanın ve temizlenmenin sadece ve sadece bedenle kısıtlı kalamayacağını da biliyoruz. Bu nedenle, mevsimsel temizlenme ve arınma programımıza zihnimizi ve ruhumuzu da katmalıyız. Öncelikle biriktirdiğimiz duygularımızın farkına varmalıyız ve elimizden geldiğince bu duyguların üstünden gelmeye çalışmalıyız. Çevremizdeki kişilerle sorunlarımız varsa bunları çözmeye çalışmalıyız. Zihnimizi ve ruhumuzu da arındırmalıyız çünkü hepimizin bildiği gibi, yoga “bir ve bütün olmak” demek. Sadece bedenimizi temizlemek ve arındırmak yeterli olmayacak. Bu arınmaya, mutlaka ve mutlaka ruhumuzu ve zihnimizi de katmalıyız. Ancak o zaman tam anlamıyla bir temizlenme ve arınma sağlayabiliriz.
Bahar temizliği… İlkokul yıllarım… Hayat bilgisi… İlkbahara girerken sobayı kaldırmak, yazlıkları çıkartmak, kışlıkları kaldırmak, yaz temizliği ve badana boya yapmak… Gerçekten de öyle… Eskileri rafa kaldırmak ve üstesinden gelmek, bizi üzen olayları çözmek, duygu biriktirmemek ve kendimizi yenilemek, yani kendimize badana boya yapmak… Ben her bahar yenilenmek isterim. Ya siz?

ders hazırlamak: dairesel mi zirve duruşlu mu?

Standard

PhotoFunia-84ef86Yoga dersleri vermeye başladığımda en çok zorlandığım şey, dersin temasını ve amacını seçtikten sonra, o tema ve amaca uygun bir asana bulmak ve dersin akışını hazırlamaktı. Bir senelik eğitmenlik kursu boyunca, hatha ve vinyasa derslerine odaklanmıştık. Dersin mutlaka bir teması ve amacı olmalıydı. Ona uygun bir duruş bulmalı, dersin ilk yarısında o duruşa uygun asanalarla vücudumuzu bu zirve duruşuna hazırlamalı ve zirve duruşundan sonra o duruşun önce nötrlemeli ve ters duruşunu yapmalı, en son olarak da soğuma asanalarıyla dersi bitirmeliydik.
Böyle bir ders hazırlamak oldukça zordu aslında. Dairesel bir ders hazırlamak çok daha kolaydı. Dairesel bir derste, meditasyon ile öğrencilerimizin zihnini derse hazırladıktan sonra güneşe selam (surya namaskar) serileriyle bedenlerini ısıtıyorduk. Daha sonra ayaktaki duruşlar, arkaya eğilmeler, öne eğilmeler, burgular, kalça açıcılar, el denge duruşları ve ters duruşlarla dersi tamamlıyorduk. En son da derin gevşeme pozu (savasana) ile öğrencilerimizi dinlendiriyor ve kapanış meditasyonu ile dersi bitiriyorduk. Dairesel bir ders, belli bir akış içinde geçtiği için özel bir akış hazırlamamıza da gerek yoktu.
Eğitmenlik kursu bitip de, yoga dersleri vermeye başladığım zaman, “apex” adını verdiğimiz ders şeklini tercih etmiştim. Bu derslerde, mutlaka bir zirve duruşu olur ve o duruşa uygun tema ve niyet belirleriz. Örneğin, herhangi bir arkaya eğilme duruşunu dersin zirve duruşu olarak seçtiğimizde, temamızı “cesaret” ve “özgürlük” üzerine kurabiliriz. Eğer zirve duruşumuz bir öne eğilmeyse, temamız “sükunet” ve “teslimiyet” olabilir. Zirve duruşumuz bir ters duruş ise, dersimizi “güven” ve “kabullenme” temaları üzerine şekillendirilebilir. Dersimizin zirve duruşu bir kol denge duruşuysa, temamız “kişisel uyum” ve “memnuniyet” olabilir.
Temayı seçtikten sonra, sıra dersin niyetine gelir. Zirve duruşunun bir arkaya eğilme olduğu derste, niyetimiz kalbimizi açmak ve evrene daha çok sevgi enerjisi yaymak olabilir. Eğer zirve duruşu olarak bir öne eğilme seçtiysek, dersin niyeti içimize dönmek, kendimizi kabullenip bu şekilde sevmek ve mutlu olmak olabilir. Ters duruşa odaklandığımız bir derste, niyetimiz dünyaya farklı bir açıdan bakmak; kol denge duruşu yaptığımız bir derste de niyetimiz o günkü dengemizi izlemek ve dengemizin sürekli değişebileceğini farketmek olabilir.
Dersin temasını ve niyetini seçtikten sonra, o derse uygun müzik de seçebiliriz. Bu konuda daha önce ayrıntılı bir yazı yazmıştım. (ayrıntılı bilgi için: https://burcuyircali.wordpress.com/2013/01/12/yoga-derslerde-muzik-olmali-mi/) Kısaca hatırlatacak olursam, öne eğilme temalı bir derste, daha sakin müzikler seçebilir, ney, flüt ve doğa seslerini kullanabiliriz. Arkaya eğilme temalı bir derste, daha hareketli mantralar veya şarkılar seçebiliriz.
Tabi ki, dersin başındaki ve sonundaki meditasyon sırasında dersin temasına ve niyetine uygun birşeyler söyleyip öğrencilerimizin dersin anafikrini anlamalarını sağlamak da bizim en önemli görevlerimizden biri. Neden? Her zaman söylediğimiz gibi, yoga matı (minderi) hayatımızın bir kesiti. Minderimizde ne yaşıyorsak, hayatımızda da aşağı yukarı aynı şekilde yaşıyoruz. Minderimizde ne tepki veriyorsak, hayatımızdaki tepkilerimiz de benzer oluyor. Bu nedenle, dersin anafikrini öğrencilerimize tam anlamıyla hissettirebilmeliyiz. Dersten sonra, öğrencilerimizin akıllarının bir köşesinde bir yeşil ışık yanmış olması lazım. Dersin felsefesi neydi? Nelerden bahsettik? Ne konular üzerinde yoğunlaştık? Derste yaşadıklarımızla, hissettiklerimizle hayatta yaşadıklarımız arasında ne gibi bir bağ ya da benzerlik var? Öğrencilerimizin zihninde bir ışık yakmalıyız ki onlar ders sonrası bu tarz soruları kendilerine sormaya başlasınlar. Bizim görevimiz, öğrencilerimizin farkındalığını uyandırmak. Yoga dersinde yaşadıklarıyla hayatta yaşadıkları arasında paralellik kurmak, dersin temasını, niyetini ve felsefesini özümseyip kendi hayatlarında bir fark yaratmak. “Cesaret” ve “özgürlük” temalı bir ders sonunda, zaman zaman cesaretim kırılsa da yine de özgürüm, yine de özgür olabilirim demek. Ya da “sükunet” ve “teslimiyet” konulu bir dersten sonra, zor koşullar altında sakinliğimi koruyabilip içinde bulunduğum şartlara teslim olup uyum sağlayabilirim demek. “Güven” ve “kabullenme” temalı bir dersin sonunda, insanlara, çevreme, kendime güveniyorum ve güvenmeyi öğrendikçe daha kolay kabulleniyorum, daha mutlu olabiliyorum ve hayat daha kolaylaşıyor demek. “Kişisel uyum” ve “memnuniyet” konusunun işlendiği bir dersten sonra, kendi içimde uyumluyum, kendimi kabul ettim ve bu şekilde mutluyum demek.
Yoga dersleri, hayatımızın bir parçası. Hayatın ta kendisi. Bu nedenle, eğitmenler olarak bizler, derslerimizi etkili tema ve niyetler üzerine kurup, öğrencilerimize hayatın ta kendisini yoga matında (minderinde) yaşatmak. Onlara ayna olmak… Böyle böyle, hem kendimizin hem de öğrencilerimizin hayatlarında ve bakış açılarında bir fark yaratmak… Bakmak ve görmek… Herkes bakar ama göremez denir. Ama aslında herkes görebilir, sadece birisinin onlara ayna olması ve o aynada yansımaları göstermesi gerekir… Hepsi bu…

ben bunu ne zaman yapacağım?

Standard

Geçenlerde bir dersteyim. “Ben bu duruşu ne zaman yapabileceğim?” diye bir soru geldi. Aslında bu hepimizin bir duruşta zorlandığımızda ya da bir asanayı hiç yapamadığımızda sorduğumuz bir soru. Kendi adıma, ben de bu soruyu bir çok defa sormuştum. Hem de eğitmenlik kursunu aldığım sene boyunca. Beni zorlayan kalça açıcıları deneyimlerken ya da bir kol duruşunu ya da ters bir duruşu yapmaya çalışırken. Öne ve arkaya eğilmeler, burgular, karın güçlendiriciler ve birçok denge duruşu benim için bir sorun değildi. Az çok bir çoğunu yapabiliyordum. Yapabilmek demek, duruşa girip hemen duruştan çıkmak değil, o duruşta en az beş nefes ya da daha fazla kalabilmek. İşte yoga asanasını yapabilmek bu demek.

PhotoFunia-475b0b8
Ancak iş özellikle kol duruşlarına ve ters duruşlara gelince, ben de soruyordum kendi kendime: “Ben bu duruşu ne zaman yapabileceğim?” ya da “Ben bu duruşu yapabilecek miyim acaba?” Aslında, hala da soruyorum.
Yoga demek bir işi başarmak, onu bir kenara koymak, sonra sıradaki işe odaklanmak ve onu başarmaya çalışmak değildir. Yoga, bedenini, zihnini ve ruhunu olduğu şekilde kabullenmektir. Bedeninin imkanlarını ya da imkansızlıklarını, sana sağladığı avantajları ve dezavantajları kabullenmek, bu doğrultuda yapmaktır asanaları. Belki bir kişinin göğüs kafesi çok açıktır ve onun için arkaya eğilmeler en çok hoşlandığı ve en kolay yaptığı duruşlardır. Fakat belki de aynı kişinin arka bacak kasları (hamstring kasları) çok gergindir ve onun için öne eğilmeler çok zor duruşlardır. Bu tamamen bedenimizin yapısına ve bize sağladığı olanaklara bağlı olarak değişir.
Kendi deneyimlerimden bahsedersem… Öne eğilmeleri çok seviyorum. Neden mi? Sebebi çok basit. Bacak arkası kaslarım (hamstring kaslarım) esnek ve ayrıca öne eğilmeler ruhumu sakinleştiriyor, dinginleştiriyor, ve ben yoga yaparken etrafla ilgilenmektense içime dönmeyi, içimde birşeyler yaşamayı ve deneyimlemeyi seviyorum. Benim için favori duruş olan öne eğilmeler, arka bacak kasları gergin biri için kabusa dönebilir, hele ki bu kişi bir de dışa dönük ve hareketli bir kişiliğe sahipse…
Benim için arkaya eğilmeler de zevkli duruşlar. Çocukluğumdan beri okulda veya evde köprü yapmayı çok severdim. Yoga derslerinde de köprü yapıldığını görünce dünyalar benim oldu. En sevdiğim beden eğitimi hareketi yogada da vardı. Ve diğer arkaya eğilmeler ister dhanurasana (yay duruşu), salabhasana (çekirge), ustrasana (deve duruşu) isterse bhujangasana (kobra) olsun benim için farketmiyordu. Arkaya eğilme ve ruhunu coşturma, uyandırma, dinçleşme, eğlenme… Tüm bunları deneyimlemek beni mutlu ediyordu.
Ne kadar da değişken ruhlu biriyim, öne eğilmeyi de arkaya eğilmeyi de seviyorum. İkisinin de farklı farklı yerleri var gönlümde…
Hele ki burgular… Ahhh o burgular… Onları da çok seviyorum. Çocukluğum geliyor aklıma, yazlıkta anneannemle eski merdaneli çamaşır makinesinde çamaşırları yıkamışız. Makinenin sıkması bozuk. Karşılıklı geçmişiz çamaşırı sıkıyoruz. İster oturarak yapılan bir burgu ister yatarak yapılan bir burgu olsun, kendimi bir an için o sıkılan çamaşırlar gibi hissediyorum. Sıkışıyorum, ve sonra açılıyorum ve müthiş bir ferahlama ve keyif duyuyorum.
Kalça açıcılar ise beni zorlayan duruşlardandı. Genetik olarak kalça kaslarım çok esnek değil. Bu sebeple “padmasana” (lotus) bile yapamıyorum. Baddha konasana (kelebek) yaparken, bacaklarım iki yana tamamen düşmüyor. Tabi bunların bir çoğu, günümüz insanın karşılaştığı sorunlar. Hep sandalyede, koltukta oturduğumuz için kalçalar esnekliğini kaybediyor zaman içinde. Günlük yoga pratiğime yin tarzını da yansıtmaya başladığımdan bu yana, yani bu tarz duruşlarda, beş dakika kadar kalmaya başladıktan bu yana, kalça kaslarımın daha bir esnediğini görüyorum. Demek ki, kalça açıcı duruşlarda derinleşebilmek için bir yöntem var elimde. Ne mutlu bana!

PhotoFunia-474bdd1
Denge duruşlarına gelince… Eskiden daha dengeli bir kişiydim. Spor tesisinde geçirdiğim uzun zamanlar sebebiyle bir kaç kere ayaklarımdan sakatlandım. Çok önemli sakatlıklar değildi ama dengemi de etkiledi doğrusu. Artık dengemi eskisi kadar kolay sağlayamıyorum. Yine de ayaktaki denge duruşlarını yapa yapa, tekrar dengemi sağlamaya çalışıyorum, oldukça da başarılı oldum diyebilirim. Ama hepimiz biliyoruz ki, dengemiz her an değişebilir. Bir an önceki dengemizi bir an sonra yakalayamayabiliriz. Ya da sağ taraftaki dengeyi sol tarafta yakalayamayabiliriz. Çok doğal. Mücadele etmiyorum, kabullendim kendimi.
Yani öne eğilmeler, arkaya eğilmeler, burgular ve denge duruşları benim için çok sorun değil. Ama ters duruşlar ve kol duruşları. İnsan düşünüyor bazen, yogada bu gibi duruşların ne işi var diye. Madem yogayla zihinsel, bedensel ve ruhsal bir sakinleşme arıyoruz, ancak “Rambo”nun yapabileceği bu fantastik duruşlar da neyin nesi?
Fantastik duruşlar… Başının üstünde, kollarının üstünde, omuzunun üstünde durmak… Omzumun üstünde durmak da benim için çok sorun olmadı, çocukluğumuzdan beri mum duruşu yapmıyormuyduk. Yani kolay bir duruştu benim için. Ters duruşlardan ne mi beni zorladı? Tabi ki sirsasana (baş duruşu), adho mukha vrksasana (kol duruşu), pincha mayurasana (tavuskuşu duruşu). Baş duruşunu da çalışa çalışa, deneye deneye başardım. Ama kol duruşları yok mu? Onlar beni korkutuyor, korkunca da bir türlü olmuyor. Bir adım yaklaşsam onlar benden bir adım uzaklaşıyor sanki.
Tabi bir de kol denge duruşları var. Bakasana (karga), bhujapidasana (kol denge duruşu), astavakrasana (sekize bükülmüş Astavakra bilgesi duruşu), eka hasta bhujasana (tek el kol denge duruşu)… Bu duruşlara girmek ve onlarda en az beş nefes kalmak… İş fiziksel özelliklerin ötesinde… Fiziksel olarak kollarım, göğüs ve sırt kaslarım güçlü… Ama zihnin kodları ve korkular… İşte tüm bu nedenlerle ters duruşlar ve kol denge duruşları benden biraz uzak. Bakasana’ya alıştım gibi, biraz da eka hasta bhujasana…
Ben bu duruşları ne zaman yapacağım? Hala soruyor muyum? Evet bazen soruyorum. Bazen tamamen kendimi akışa bırakıyorum, oluruna bırakıyorum herşeyi, umursamıyorum. Ama bazen kafama takılmıyor değil. Ben ne zaman kol duruşu yapabileceğim, ne zaman pincha mayurasana’da beş nefes kalabileceğim? Bilmiyorum.
Aynı cevabı derslerimde de veriyorum bu soruyla karşılaştığımda. Bir duruşa girip, o duruşta beş nefes kalabilmenin yolu, kişinin öncelikle kendi beden sınırlarını bilmesine — yani baskı ve germe sınırlarını–, ona göre hareket etmesine, bu sınırları kabullenebilmesine, belki zaman içinde biraz ama fazla değil, sadece biraz değişiklik olabileceğine inanmasına, ama herşeyden önce bir duruşu kafaya takmamasına bağlı bence. Eğer bir asanayı saplantı haline getirmeyip, ne olursa olsun diyip oluruna bırakırsak, o duruşa sanırım daha yakınlaşırız. Tıpkı hayatta olduğu gibi, bir şeyi zorlamak yerine, ittirmek yerine, oluruna bırakınca, herşeyin daha yolunda gitmesi gibi…
Ben bu duruşu ne zaman yapacağım? Kendimi kabullendiğim, sınırlarımı bildiğim, kendimi zorlamadığım, ve herşeyi olduğu gibi kabul edip oluruna bıraktığım zaman…