Tag Archives: bırakmak

olmuyorsa olmuyor

Standard

Hayatımızda nedense hep bir şeyler olsun isteriz. Olsun diye de hep mücadele ederiz. Olması için koşulları hep zorlarız. Gerek günlük hayatımızda ve iş hayatımızda gerekse duygusal yaşantımızda ya da yaptığımız herhangi bir fiziksel çalışmada ya da yoga da hep bir şeylerin olması için çabalarız. Kimi zaman “o şeyin” olmasına o kadar kafamızı takarız ki ondan başka bir şey düşünemez hale geliriz ve bir de bakmışız bu kadar çabaya “o şey” bize yaklaşacağına bizden iyice uzaklaşmış.

BEN_4569

Geçen hafta özel derslerimden birine gittiğimde öğrencimin ruh hali sebebiyle “yin” (dişil enerji) tarzı yoga yapmaya karar vermiştik. Bir süredir kafasında çözmesi ve belki de geride bırakması gereken şeyler olduğunu söylemiş ve buna uygun bir ders yapmak istemişti. Bu durumda ben de “yin” tarzı çalışıp içinden çıkacak olan duyguları izlemesini istemiştim.

Derse uzun bir meditasyon ile başladık. “Marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı ısıtmaya başladık. Nefeslerle bu iki “asana” (duruş) arasında akarken gözleri kapatmasını ve nefesinin tüm omurgasında nasıl hareket ettiğini izlemesini istedim. Asanada bedenini bilinçli bir şekilde hareket ettirmesindense nefesin bedenini hareket ettirmesine izin vermesini söyledim. “Beden nefes alırken dış dünyaya açılsın ve nefes verirken içine kapansın. Hangi duruşta kendini daha rahat hissediyorsun? Dışa açılmak mı içe kapanmak mı? Bugün bu iki duruş sana ne hissettiriyor?”

Omurgayı ısıttıktan sonra sıra “dragon” (ejderha) duruşu ile kasıkları ve bacakların içlerini esnetmek ve ne gibi duygular doğacağını gözlemlemek istedim. Duruşa geçtik. Bir noktayı daha hatırlatmakta fayda var. Öğrenci, yıllık izne çıkmıştı ve bir aydır yoga derslerine ara vermiştik. Tabii ki yogadan bir süre ayrı kalan beden ilk derste tepkiler veriyordu. “Dragon” zaten gerek fiziksel gerekse duygusal olarak zorlayıcı bir duruştu. Fazla kalamadık ve duruştan çıktık. Zaten beden bize “artık duramayacağım, çıkmalıyım bu duruştan” diyorsa, onu dinlemeli ve hemen duruşu bırakıp dinlenmeliydik.

“Balasana” (çocuk pozisyonu) dinlendikten sonra “half saddle” (yarım eyer) ile bacağın önündeki kalça fleksör kaslarını esnetecektik. Öğrencinin ruh halini iyi gelir diye bacakların önündeki kasları ve göğüs kafesini esnettikten sonra “dhanurasana” (yay duruşu) yaptırmayı düşünmüştüm. “Half saddle” duruşunda sağ bacağı yaparken öğrenci yine fazla kalamayacağını düşünüp duruştan çıktı. Sol tarafa geçtiğimizde her zaman olduğu gibi konu konuyu açtı ve konuşmaya başladık.

Öğrencinin yurt dışından kitap getirtebilme imkanı olduğu için ondan yoga hakkında iki kitap getirtip getirtemeyeceğimizi sormuştum. Sorun olmayacağını öğrendiğimde de kitapları istettik. Kitaplar yerine kitaplardan birinin DVD’si gelmiş. Öğrenci bana bu işlerle uğraşan kişiye çok sinirlendiğini, bana karşı mahcup olduğunu ve ne yapacağını bilemediğini söyledi.

“Hiç sorun değil. Belki de o kitapların bana gelmesi hayırlı değildi. Belki de o kitaplar bana fayda sağlamayacaktı. Belki de o DVD daha çok işime yarayacak. Gerçekten hiç sorun değil.” Öğrenci, “öğretmenim olur mu hiç? Ben size karşı kendimi o kadar çok mahcup hissediyorum ki!. Size bir söz verdim. Getirtebiliriz dedim ve şimdi istedikleriniz yerine bambaşka bir şeyler geldi.” Ben, “olmuyorsa olmuyor. Zorlamanın hiç anlamı yok.” Öğrenci, “nasıl olmuyorsa olmuyor? Öğretmenim işte ben bunu bir türlü beceremiyorum. Bırakamıyorum. Kabul edemiyorum. Galiba artık benim bunu öğrenmem gerek. Takılıp kalıyorum ve bir türlü rahat edemiyorum. Bir şeye karar verildiyse, o olacak. Arkamda bırakıp yürüyüp gidemiyorum.”

Bunun üzerine başımdan kısa bir süre önce geçen olaylardan bahsettim. Günlük hayatımda yaşadığım ve hiç de felsefi olmayan bir şeylerden… Bir dükkanda bir süredir almak istediğim bir şey vardı ve indirime girmişti. İyi de bir indirimdi ve almaya karar verdim. Kredi kartımı verdim ama ne yazık ki bir türlü ücreti alamadılar. Meğer o gün hatlarında bir sorun varmış ve o yüzden bir türlü kredi kartı sistemi çalışmıyormuş. Üzerimde yeterli nakit de yoktu. Bir kere denediler, olmadı. Hadi ikinciye de şans verdik. Bazen oluyor böyle şeyler diye. İkinci de olmayınca, ben artık denememelerini ve kartımı bana geri vermelerini istedim. Tabii ki satıcı vazgeçer mi? Vazgeçmedi. Ve bir kere daha ücreti karttan almayı denedi. Olmadı. Ben de sorun olmadığını, belki de benim o almak istediğim şeyi almamam gerektiğini, belki de onun bana hayırlı olmadığını söyledim. Satıcı hala ısrar ediyordu: “Buralardaysanız, bir saat içinde yine uğrayın.” Artık bana ne söylese fayda etmezdi. Almak istediğim şeyi hediye bile etse, bana bir şey ifade etmezdi. Niye zorlayacaktım ki? Belki de aldığım şey bana dokunacaktı, alerji yapacaktı, iyi gelmeyecekti. Olmuyorsa, olmuyordu. Zorlamanın, olsun diye çabalamanın gereği yoktu.

Yine o birkaç gün içinde bir arkadaşımla görüşecektik ama bir türlü programlarımızı uyduramıyordum. “En iyisi bir süre görüşmeyelim. Belki de görüşmememiz gerek. Belki görüşünce tartışacağız, birbirimizi kıracağız ve hayat döngüsü bizi bir süre birbirimizden ayrı tutarak bu kırgınlığı engelliyor.” Belki her şey bir şey için oluyor. Olmuyorsa, olmuyor.

Şimdi size bu anlattıklarım “hemen pes etmek” gibi gelebilir. Hayır bu pes etmek değil. İşaretleri izlemek, işaretlerin bize anlatmak istediğini anlamaya çalışmak ve ona göre hareket etmek. Hayatı zorlamamak, hayatı gerçek anlamda akışına bırakmak ve gerçekten de akışla bir olmak… Olmuyorsa olmuyor. Bu kadar basit. Gerek günlük hayatımızda gerekse duygusal hayatımızda… Fiziksel çalışmalarda, yogada, meditasyonda… Aklınıza gelen her yerde… Bizim dilimizde de çok güzel bir deyiş vardır bu anlamda: “Her şerde vardır bir hayır.” Belki de o olsun diye istediğimiz şey bizim için hiç de hayırlı sonuç getirmeyecek bir şey ve o yüzden olmuyor. O yüzden siz de zorlamayın, olmuyorsa olmasın. Bir de bu açıdan bakın ve siz de deneyin. Ne kaybedersiniz ki?

Reklamlar

yeniden öğrenmek…

Standard

Uzun zamandır rahatsızlıklarımdan dolayı kendi başıma yoga yapmadığımı biliyorsunuzdur. Yoğun bir şeklide kardiovasküler ve ağırlık antrenmanı yaptıktan sonra bedenimin en derin dokularını esnetmek için “yin yoga”ya başvurduğumu ve her bir asanada dakikalarca kalıp bedenimle birlikte zihinsel bir rahatlama da sağlamayı çok seviyordum. Ne yazık ki, kasık bölgemde başlayan, bacaklarımın yanına ve belime doğru yayılan ağrılardan dolayı yaklaşık üç aydır “yin yoga”ya ara vermek zorunda kalmıştım. Hamile yogası ve diğer grup ve özel derslerim devam ediyordu ve derslerde mümkün olduğu kadar sözlü yönergelerle idare ediyordum. Asana yapmıyordum. Sadece yürüyüş bandındaki antrenmanıma ve ağırlık antrenmanına devam ediyor ve bazı grup derslerine katılıyordum. Hep dikkat ederek çok kontrollü bir şekilde devam ediyordum antrenmanlarıma…

20130412_125946

Rahatsızlığımın uzun sürmesinin sebebi ayağımın kayıp merdivenden düşmemdi. Doktor, tam olarak altı ay içinde iyileşebileceğimi söylemişti ve biraz ağırdan almamı tavsiye etmişti. Bu süre zarfında yürüyüşlerime devam edebilirdim ama bedenimi biraz dikkatli esnetmem gerekiyordu. O yüzden bedenimi esnetmek için sadece grup “stretching” ve “back therapy” derslerine katıldım. Bunların yanında bedenimi ve karın kaslarımı güçlendirmek için “full body” ve “pilates” gibi dersleri de ihmal etmedim. Günler geçtikçe şikâyetlerim azalmaya başlamıştı.

Doktora gittikten tam üç ay sonra kardiovasküler antrenman sonrasında yoga minderindeki yerimi aldım. MP3 çalarımdan en sevdiğim şarkıları dinlemeye başladım. “Yin yoga” çalışmaya hazırdım. Rahatsızlığım öncesinde her bir asanada beş-altı dakika kadar kalabiliyordum ama ne yazık ki beden nankördü. Bu süre içinde esnekliğini biraz yitirmişti ve tabii ki uzun zamandan sonra ilk yoga çalışmamda iki-üç dakika ile başlayacaktım.

Çalışmama, omurgamı esneterek başladım. “Butterfly” (kelebek) duruşu… Bu duruşta ayaklarımı kasıklarıma ne kadar yakın tutup öne eğilirsem, o kadar çok kasık bölgesini; ne kadar uzak tutarsam o kadar çok omurgamı hissederdim. Kasık bölgemde hala biraz gerginlik hissettiğim için, ayaklarımı kasıklarımdan uzak tutarak omurgamı esnetmek istedim. İki dakika sonra ise ayaklarımı kasıklarıma biraz daha yaklaştırdım ve bir dakika boyunca kasıklarımı esnettim. Duruştan sonra burguyla bedenimi rahatlattım.

Sürekli öne eğilmek de bana iyi gelmiyordu. Bu rahatsızlık sürecinde bunu hissetmiştim. O yüzden ilk yoga çalışmamda bir öne eğilme bir arkaya eğilme yaparak bedenimi dengelemek istiyordum.

Sırada arkaya eğilme vardı. “Half saddle” (yarım eyer) ile hem omurgamı arkaya eğecektim hem de bacaklarımın önündeki “kuadriseps kasları”mı esnetecektim. Her bacakta üçer dakika bekledim.

Sanki bu beden üç ay önce “lastik gibi” o asanadan bu asanaya geçebilen ve hiç bir ağrı ve gerginlik hissetmeyen beden değildi. Üç ayda mı bu hale gelmiştim? Üç ayda mı “kazık” gibi olmuştum. Bedenimin her yeri bağırıyordu sanki. Her bir kasım ayrı ayrı konuşuyordu benimle. Sanki yıllardır yoga yapmıyordum ben. Sanki ilk defa bedenimi esnetiyordum. Bedenimin her bir bölgesi geriliyordu.

Bedenimi tekrar öne eğecektim. “Caterpillar” (tırtıl) ile bacaklarımın arkasındaki “hamstring” kaslarını esnetmekti amacım. Tabii ki omurgam da esneyecekti. Üç dakika bu duruşta kaldıktan sonra, “dhanurasana”da (yay) beş nefes bekleyerek omurgamı arkaya eğdim.

Hem kalçayı dışa döndüren kasları esnetmek hem de omurgamı öne bükmek için seçtiğim duruş “sleeping swan”dı (uyuyan kuğu). Her bir bacakta üçer dakika bekledim. Kalçamın yan tarafları sızlıyordu, geriliyordu. Aslında esniyor, açılıyordu. Bir yandan garip bir sızı bir yandan keyif…

“Sphinx” (sfenks) duruşu ile omurgayı geriye eğip göğüs kafesimi esnettikten sonra, “dragonfly”da (helikopter böceği) üç dakika bekleyerek hem omurgamı öne eğmiş hem de bacaklarımın içindeki kaslara yoğunlaşmıştım. Rahatsızlığım öncesinde “dragonfly”da yedi-sekiz dakika bekleyip hiç acı hissetmezdim. Benim için ayakta durmak gibiydi bu duruşta. Keyifle ve sükûnet içinde geçerdi zaman. Hatta saate bakıp da sekiz dakikadır hiç kıpırdamadan “dragonfly”da durduğumu fark edince şaşırırdım. Bana sadece bir-iki dakika geçmiş gibi gelirdi.

Oysa üç ay ara verdikten sonra, bacaklarımı “V” şeklinde açıp öne eğildiğimde bacaklarımın içindeki kasları kasıktan başlayarak dizlerin altına kadar yoğun bir şekilde hissettim. Öne eğildiğim ilk anda, ne kadar gergin olduklarını… Bir iki dakika sonra ise gerginliğin biraz azaldığını ama yine de tam olarak kaybolmadığını… Kasların yavaş yavaş kendini bırakmasını… Yumuşamasını… Ama aylar öncesindeki gibi değil! Hâlâ yoğun duygular ve gerginlik… Ve üç dakika sonra “dragonfly”da sağa sola burgu. Sırtımı geriye yaslamayıp önce göğüs kafesimi yana doğru açmak ve bir elimle ayağıma ulaşmak… Başımı kollarımın arasına almak ve bir kolumu kulağımın yanından uzatmak… Ve işte o an… İki elimle ayağıma ulaşabilmek… Aylardır yapmadığım derin bir burgu… Ve büyük bir mutluluk… Bedenim burulurken sanki duygularım da buruluyordu. Gözlerimden düşen bir iki damla yaş… Ve şükretmek… “Jathara parivartanasana” (karından burgu) ile omurgamı dengeledikten sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu)…

Üç ay aradan sonraki ilk yoga çalışmam böyleydi. Yedi-sekiz dakika yerine duruşlarda sadece üçer dakika bekledim. Bedenim gergindi, kaslarım gergindi ve sürekli benimle konuşuyordu. Bedenimin her bir bölgesini ayrı ayrı hissettim. Sanki daha önce hiç yoga yapmamışım, sanki daha önce hiç bedenimi esnetmemişim gibi… Bedenimin yavaş yavaş esnemesini hissettim. Gevşemeyi… Gevşerken hedef bölgedeki gerginliği hissetmek… Gerginliğin yavaş yavaş azalması… Bedenin yavaş yavaş kendini duruşa bırakması ve teslim olması… Sadece bedenimin değil zihnimin de “yin”e alışması… Bırakmaya ve teslim olmaya tekrar alışmak… Sadece bırakmak… Tavır değişikliği… Üç ay içinde sadece bedenim değil, zihnim de değişmiş. Tavrım da değişmiş. “Yin yoga”yla birlikte tavrımı da yumuşatmak… Tekrar öğrenmem ve alışmam gereken buydu işte…

ne kaybedersiniz?

Standard

Geçen hafta akşam grup dersine gittiğimde herkesi öfkeli, sinirli ve gergin buldum. Aslında ben de birkaç gündür aynı ruh hali içindeydim. Birçok yazımda bahsetmiştim. Terazi burcuyum diye… O yüzden hayatımda denge benim için çok önemli ve gerekli. Dengem bozulduğunda ve rutinim değiştiğinde ruh halim de çok çabuk değişiveriyor. Bir de gökyüzündeki dolunayı ekleyince, artık siz düşünün halimi… Sonuç olarak, o akşam derse gittiğimde ben de sinirli ve gergindim. Bir dersten bir derse yetişmek için trafikte cebelleşmiştim ve stüdyoya koşarak girmiştim. Tam vaktinde stüdyoya varmıştım ama siz bir de bana sorun nasıl yetiştiğimi…

wpid-facebook_-1036573733

Ders bu şekilde başlamıştı. Katılımcılardan derin nefes alıp vererek gevşeyip rahatlamalarını istedim. Bu arada ben de burundan derin nefes alıp ağızdan nefes veriyordum. Bu şekilde daha çabuk gevşeyip rahatlayacağımı düşünüyordum. Derse başlamadan önce öğrenciler öfke ve gerginliklerini azaltacak bir ders istediklerini söylediler. Onları meditasyonda nefesleriyle rahatlatmaya çalışırken, bir yandan da düşünüyordum nasıl bir ders yapmalıyım diye. Öfke, sinir ve gerginlik… Sanırım yin yoga öğrencilere ve bana iyi gelecekti.
Öğrenciler meditasyondayken ve gevşemeye çalışırken, ben de onlara öfkeyi, siniri ve gerginliği azaltmak için yin yogaya odaklanacağımızı söyledim. Sınıftan nefeslerini izlemelerini istedim. Nefes alırken omurgalarının ve bedenlerinin uzadığını ve göğüs kafeslerinin genişlediğini, nefes verirken de yere biraz daha köklendiklerini fark etmelerini söyledim. Havanın burun deliklerinden girdikten sonra nasıl bir yol izlediğini gözlemlemelerini istedim. Beş dakika boyunca katılımcıları iyice gevşetmeye çalıştım.
Derse başlamadan önce sıra niyet belirlemeye gelmişti. “Bugün öfke, sinir ve gerginliğimizi azaltmak için yin yoga yapacağız. Amacım kalça, böbrek ve kalbe odaklanmak. Kalçaya odaklanarak birikmiş kötü duygulardan arınmak, böbreklere odaklanarak yaşam enerjisini tazelemek ve kalbe odaklanarak öfkeyi, nefreti, siniri ve gerginliği sevgi, şefkat, merhamet ve anlayışla eritmeye çalışmak…”
Dersin ilk bölümünde kalçayı dışa çeviren kaslara odaklandım. “Swan” (kuğu), “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “square” (kare), “shoelace” (ayakkabı bağcığı) ve “eye of the needle” (iğne deliği) duruşları ile kalçayı dışa çeviren kasları esnettik. Özellikle “sleeping swan” ve “square” duruşlarında bedeni burguya sokarak, bahsi geçen kasları ve o bölgedeki derin bağ dokularını iyice gevşettik. Bu duruşlarda beklerken katılımcıları gözlemledim. Bir kısmı duruşlar içinde daha rahat kalabilirken, bir kısmı sürekli hareket ediyordu ve sanki asanalarda beklemek onlara çok zor geliyordu. “Asanalarda beklerken, bedeninizi rahat bırakın. Sürekli hareket etmeyin. Bedeninizin duruşlar içinde gevşemesine ve rahatlamasına izin verin. Bedeniniz duruşa girsin ve o duruşun içinde erisin. Gözlerinizi açık tutarsanız, zihni susturamazsınız. Zihin öncelikle fiziksel rahatsızlıklarla sizi ele geçirmeye çalışır. ‘Bacağın uyuştu.’ ‘Ayak bileğin biraz rahatsız mı?’ ‘Dizin mi sızlıyor?’ gibi. Eğer sizi bu şekilde ele geçiremezse, o zaman duygusal sıkıntılarınızla vurmaya çalışır. ‘Burada böyle kıpırdamadan dururken, nefesin daraldı ve bunaldın değil mi?’ ‘Bugün o arkadaşın sana ne kadar da kötü davrandı değil mi?’ ‘Çocuğun da sana bugün çok kötü bağırdı?’ Ve böylece duruşlarda sakin kalmak bir hayal olur. Zihin sizi ele geçirmiştir bile… Artık dakikaları saymaya başlarsınız. Size bir sır vereyim mi? Sevdiklerinizle birlikteyken ya da çok sevdiğiniz bir işi yaparken, zaman çok çabuk akıp geçer ve belki de size yetmez ama sevmediğiniz birileri ile birlikteyken ya da size zor gelen bir şey yaparken, zaman asla geçmez. Saniyeler size bir saat kadar uzun gelir. Yin yoganın en zor yanı da budur aslında. Siz duruşların keyfini çıkarmaya başlamazsanız, yin yoga size zehir olabilir. Bedeninizi ve zihninizi duruşlara teslim etmeniz gerekir. İşte o zaman da, gel keyfim gel…
Kalça dışını esneterek birikmiş kötü duygulardan arındığımızı düşünüyordum. O an bir fikir geldi aklıma. Dış kalça kaslarını bu kadar esnettikten sonra neden “padmasana” (lotus) denemiyorduk? Önce “ardha padmasana” (yarım lotus) ve ardından “padmasana” denedik. Bir tek kişi “padmasana” yapabildi. Hepimiz “yarım lotus”ta kaldık ama gayet mutluyduk. Bedeni kabullenmiştik.
Sıra böbreklere odaklanıp yin yogada “chi” adı verilen yaşam enerjisini tazelemeye gelmişti. “Sphinx” (sfenks) ve “seal” (fok balığı) duruşları bu amaca çok uygundu. İki duruşta yaklaşık altı dakika kadar bekledik. Kimileri kollarını bedenlerine daha yakın tutarak bel bölgesini, dolayısıyla böbrekleri, biraz daha yoğun çalıştırdı. Kimileri ise bellerine fazla yük bindirmemek için kollarını bedenlerinden biraz daha uzak tuttu.
Dersin son bölümünde ise, kalbe odaklanıp
öfkeyi, nefreti, siniri ve gerginliği sevgi, şefkat, merhamet ve anlayışla eritmeye çalışacaktık. “Sphinx” ve “seal” duruşları ile omurgayı zaten arkaya eğmeye başlamıştık ve kalbi de açmıştık. Sıra “melting heart” (eriyen kalp) duruşuna gelmişti. “Her nefes verdiğinizde, göğüs kafesinizi biraz daha yere yaklaştırmaya çalışın. Her nefes verdiğinizde, kalbinizi biraz daha eritin ve yumuşatın. Daha çok sevgi enerjisi yaymaya çalışın. Affedin. Önce kendinizi, sonra çevrenizi. Empati yapmaya çalışın. İkili ilişkilerde sadece bir taraf suçlu değildir. Bir tartışma sırasında iki taraf da ayrı ayrı suçlu olabilir. O yüzden, kendinizi karşınızdaki insanın yerine koyun ve empati yapın. Biraz anlamaya çalışın. Anlayışlı olmaya özen gösterin. Öfkenin ve nefretin yerini, sevgi ve anlayış alsın.”
Derslerimde bazen akışın içine kendimi kaptırıp kafamda planladığım dersin biraz dışına çıkabiliyorum. O gün de aynı şey oldu. Dersi kalp çakrasına odaklandıktan sonra bitirmeye karar vermiştim ama o anda bir de boğazı rahatlatmak istedim. Sonuçta öfke, nefret ve siniri azaltmak istiyorduk. Bu kötü duyguları önce içimizde azaltmak için asanalar yaptık. Sonra yaşam enerjisini tazelemek ve en son da kötü duyguları güzel duygularla eritmek için duruşlar yapmıştık. Şimdi de duygu ve düşüncelerimizi doğru ve güzel şekilde ifade etmek için boğaz çakrasına odaklanmalıydık. “Marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) akışı içinde dikkati özellikle boğaz bölgesine çektik. Asanaları yaparken, boğazı iyice sıkıştırdık ve sonra açtık ve esnettik.
Dersin sonunda “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) öncesi, “twisted roots” (dönmüş kökler) burgusu ile bedeni ve omurgayı iyice esnetip rahatlatıp sinir sistemini gevşettik. Gözler kapalı bir burgu ile bedeni iyice rahatlattıktan sonra, uzun bir “savasana”… “Savasana” sırasında öğrencilere masaj yaptım. Bedenlerini biraz daha rahat ve gevşek bırakmaları için. Ders boyunca amacımız kabullenmek, bırakmak ve teslim olmaktı. “Savasana”da da bedenleri kabullenip, bırakıp teslim olmuştuk.
Dersin son sözlerini mi merak ediyorsunuz? “Amacımız
kalçaya odaklanarak birikmiş kötü duygulardan arınmak, böbreklere odaklanarak yaşam enerjisini tazelemek ve kalbe odaklanarak öfkeyi, nefreti, siniri ve gerginliği sevgi, şefkat, merhamet ve anlayışla eritmeye çalışmaktı. Bugün Dolunay var. O yüzden duygularımız her zamankinden daha yoğun. Belki bu nedenle daha öfkeli ve sinirli hissediyor olabiliriz. Balık burcundaki Dolunay yüzünden kendinizi çok duygusal hissedebilirsiniz. Sizi normalde hiç etkilemeyecek bir şey, bugün çok etkilemiş olabilir. Böyle bir durumda, karşımızdakileri de anlamaya çalışmak gerekir. Empati kurmak, daha çok sevmeye çalışmak ve anlayışlı olmak. Kendinizi karşınızdaki kişinin yerine koyun ve onun tezini de anlamaya çalışın. Denemekten ne kaybedersiniz?”